İnternetten En Çok Neyi Arıyoruz?

Türkiye’deki internet kullanıcıları 1 Ocak 31 Temmuz tarihleri arasında Google’dan en çok Facebook, Youtube, hava durumu, sahibinden, Google, haber, son dakika, çeviri, haberler ve instagram kelimelerini arattı. Medya takibinin öncü kuruluşu Ajans Press, Google verilerinden faydalanarak Türkiye’nin internet istatistiklerini çıkardı. Ajans Press’in derlediği verilere göre yılın ilk 7 ayında en çok artış gösteren aramalar; “gece gölgenin rahatına bak”,”içerde son bölüm”, “son depremler”, “survivor”, ve “tv 8 canlı” oldu. Continue reading

Ataşehir’de Altyapı Çalışmaları Aralıksız Sürüyor

Atatürk, Aşık Veysel, Barbaros, Esatpaşa, Ferhatpaşa, Fetih, Kayışdağı, Küçükbakkalköy, Mevlana, Mimar Sinan, Mustafa Kemal, Yenisahra, Yeni Çamlıca, Yenişehir, Örnek, İnönü ve İçerenköy mahallerini kapsayan Ataşehir’in tüm mahallelerinde belirlenen program dahilinde çalışmalar sürüyor.

Ataşehirlilerin talep ve şikayetleri üzerine; zamanla aşınmış, çukurlaşmış, araç geçişlerinde kazalara neden olan yollarda asfaltlama çalışmalarına da devam ediliyor.

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Havuzdan Bulaşan Kulak Enfeksiyonları Yaz Tatilinizi Zehir Etmesin

Kulak çubuğu ve rastgele kulak tıkacı kullanmak zararlı olabilir

Kulak kanalının nemli kalması ve kulak çubuğuyla temizlemenin dış kulak kanalı hastalıklarına zemin hazırladığına işaret eden Doç. Dr. Seçkin Ulusoy, şunları kaydetti:

“Dış kulak yolu, normalde iyi korunan ve kendi kendini temizleyebilen bir yapıya sahiptir. Ancak, dış kulak yolundaki asidik ortamı sağlayan bizim serumen dediğimiz, halk arasında kulak kiri olarak da tabir edilen doğal koruyucu yağlı tabaka bozulabiliyor. Uzun süre hijyenik olmayan havuzlarda kalmanın yanında, bir de kulak çubuğu gibi çeşitli aletler nedeniyle, dış kulak yolu temizliğine bağlı oluşan hastalıklar ortaya çıkabiliyor. Havuz veya deniz suyunun kulağa kaçması sonucunda da, dış kulak kanalında iltihap oluşabiliyor. Kulak zarının delik olduğu durumlarda ise, orta kulakta oluşan iltihap hızla ilerleyerek çevre kemikleri de eritebilen enfeksiyonlara neden olabiliyor.  Altını çizeceğimiz bir diğer konu da, dış kulak yolunu koruyucu olarak uygulanan tıkaçlar ile ilgilidir. Tıkaçları, sadece kulak zarı delik olanlara ve kulağına havalandırma tüpü takılan kişilere, uygun bir bone ile öneriyoruz. Orta kulak ile dış kulak yolu arasında sağlam kulak zarı olan kişiler de, kulak tıkacı kullanmak anlamsız olup, tam tersine bölgede tahriş ile birlikte nemli ortam oluşturması sebebiyle flora bozukluklarına veya orta kulak basıncı eşitlenmesi bozukluklarında da sebep olabilmektedir" diye konuştu.

Dış kulak yolu, ıslak ve nemli kalmasın

Dış kulak enfeksiyonlarından korunmak için kişisel olarak yapılabilecekler hakkında bilgi veren Doç. Dr. Seçkin Ulusoy, konuşmasına şöyle devam etti:

“Suyla temas durumlarında, sıkça dış kulak yolu enfeksiyonu geçiren erişkin ve çocuklarda, suya girmeden önce yarı yarıya sulandırılmış sirke suyu veya limon suyu uygulaması korunma amaçlı faydalıdır. Bu koruyucu doğal uygulamaları güvenle gerçekleştirebilmek için kulak zarında bir delik olmaması gerekli olup, emin olmak amaçlı bir KBB uzmanı tarafından önceden değerlendirilmesinde fayda vardır. İster kulak zarı delik olsun, isterse sağlam olsun, tüm bireylerde suyla temasın her türlüsünün sonrasında, dış kulak yolunun kurulanması, yani buranın ıslak ve nemli kalmaması gereklidir. Bu amaçla, havlu yada ucu pamuklu kulak temizleyicilerini, kulak kanalının sadece girişinden kurulama amaçlı uygulayabiliriz” dedi.  

Her kulak iltihabının tedavisi farklıdır

Kulak iltihaplarında, mümkünse bir KBB hekiminin hastayı görerek uygun tedaviyi yapması gerektiğini ifade eden Doç. Dr. Seçkin Ulusoy, şunları anlattı: 

“Flora değişikliğine bağlı oluşan mikrobik dış kulak yolu enfeksiyonlarında, sıklıkla ağrı ön planda olup, bunlarda ödemi azaltması amacıyla antibiyotikli damlalara ilaveten kortizonlu damlalar faydalıdır. Eğer mantar enfeksiyonu söz konusu ise kaşıntı ön planda olup, mantara dönük solüsyonlar kullanılır ve bunlarda kesinlikle kortizonlu damlalar kullanılmaz. Bazen de, ağrının sebebi orta orta kulak iltihapları olup, bunların tedavilerinde bölgesel damlaların yeri yoktur ve ağızdan antibiyotik kullanmak gerekir. Genellikle bakteriyel enfeksiyonlarda sıkça görülen bir başka durum ise, dış kulak yolunun çok ödemli olup damlaların gerekli sahaya yeterince ulaşamamasıdır ki, bu grup hastalarda dış kulak yoluna yerleştirilen ödem azaltıcı bazı solüsyonlar ve meç dediğimiz minik tıkaçları bir süre uygulayarak kanalı açmak, antibiyotikli damla tedavisini çok daha etkili ve hızlı hale getirebilmektedir” şeklinde konuştu.

İşitme Kaybına Yol Açan Faktörlerin %50’si Önlenebilir

İşitme ve Konuşma Engellileri Günü’nün yaklaşması nedeniyle bir açıklama yapan Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Seçkin Ulusoy, şunları söyledi:
 
“Dünya Sağlık Örgütü, işitme kaybına yol açan faktörlerin %50′nin önlenebilir olduğunu bildiriyor. Önleyici tedbirler arasında, bebeklerin işitme taramalarından geçmesi, kızamık, menenjit, kabakulak ve kızamıkçık aşılarının aksaksız uygulanması, özellikle ototoksik dediğimiz (iç kulağa zarar verici) özellikteki ilaçları kullanırken seçici davranılması, orta kulak iltihabı için etkin tedavilerin yapılması ve aşırı gürültülü ortamlardan kaçınılması sıralanabilir. Bebeklerde bir işitme engeli var ise, ilk 6 aydan önce belirlenip, ilk 12 ayda müdahale edilmesi en önemli anahtar noktadır. Özellikle işitme kayıplı bebeklere, erkenden tanı konularak gerekli uygulamaların yapılmasıyla, akranlarıyla eşdeğer konuşma ve iletişim becerilerine sahip olabilmeleri mümkündür” dedi.

Sağır ve dilsiz olmak artık bir kader değil

‘Sağır ve dilsiz olmak artık bir kader değil’ diyerek sözlerine devam eden KBB Uzmanı Doç. Dr. Seçkin Ulusoy, konuşmasına şöyle devam etti:

 
“Konuşmanın öğrenilmesinde, en önemli faktör işitmedir. Sağır ve dilsiz diye tabir edilen kişiler, işitemedikleri için konuşamazlar, yani halk arasındaki tabirle dilsiz olurlar. İşitme engeli, kişinin iletişim ve sosyal gelişiminde pek çok zorluklar oluşturur. Bu çocukların bazıları, normal hatta üstün zihinsel yapıya sahip olduklarından sosyokültürel olarak oldukça üst seviyelere çıkabilmelerine rağmen, pek çoğu için toplumdaki iletişimden kültürel büyük handikaplar yaşarlar. Oysa, işitme engellilerin sorunlarının çözümünde, bireyin sahip olduğu işitme kaybı düzeyine bağlı olarak, çeşitli tedavi seçenekleri bulunuyor. Bu açıdan bakıldığında en önemli konu, işitme kaybının mümkün olduğunca erken tanınmasıdır. Çocuklar ilk 3 yaşta dil gelişimlerini büyük ölçüde tamamladığı için eğer bir işitme engeli var ise, doğumdan itibaren ilk 6 ay içinde farkedilip, 1 yaşına gelmeden gerekli tedavilerin yapılması gereklidir. İşitme engelli çocuklar erkenden tanınarak gerekli tedbirler alınmazsa; okulda başarısızlık, psikolojik olarak toplumdan uzaklaşma ve içine kapanıklık gösterebilirler. Ayrıca, vurgulamak isterim ki, çocukluk çağında çok sık görülen orta kulakta sıvı birikiminin de, okul taramalarında erkenden tanınması ve tedavisi önemlidir. Günümüzde ilaç yada cerrahi tedavisi çok kolay olan bu sinsi hastalık, okulda başarısızlık dışında başka bir bulgu vermez” diye konuştu.

Yenidoğan işitme kayıplarının yarısı, risk grubundaki bebeklerde oluşuyor

Minik bebeklerdeki işitme kayıplarının dramatik olduğunu ve tedavi edilmesi gerektiğinin altını çizen KBB Uzmanı Doç. Dr. Seçkin Ulusoy, şunları kaydetti:

 
“Yenidoğan işitme kayıplarının yarısı, risk grubundaki bebeklerde oluşuyor. Akraba evlilikleri, ailevi işitme kaybının olması, gebelikte kullanılan bazı ilaçlar ve geçirilen hastalıklar, düşük doğum, kilolu bebekler, yüz bölgesinde çeşitli doğumsal sorunların görülmesi, bebeğe verilen bazı ilaçlar, uzamış yenidoğan sarılığı veya uzun süre yenidoğan yoğun bakım ünitesinde bebeğin kalması gibi sebepler başlıca risk faktörlerini oluşturuyor. Yenidoğan işitme kayıpları, binde 1-3 arasında değişmekte olup, bunların yaklaşık yarısı tek taraflı iken, diğer yarısı da çift taraflı işitme kayıplarıdır. Tek taraflı kayıplar, erişkin yaşlara kadar tanınmayabilir ve genelde büyük sorun oluşturmazlar, ama çift taraflı kayıpların mutlaka tanı koyularak gerekli tedavileri yapılmalıdır” şeklinde konuştu.
WHO raporuna göre yaşlandıkça işitme kaybı riskinin arttığını da anlatan KBB Uzmanı Doç. Dr. Seçkin Ulusoy, 65 yaşını geçen her 3 kişiden birinin duyma güçlüğü yaşadığını, orta ve ileri yaşlarda başlayan kayıpların uygun işitme cihazlarıyla büyük oranda çözüme kavuşabildiğini sözlerine ekledi.

Ataşehir Rayiç Bedelleri Hakkında Bilmeniz Gerekenler

Artış oranları bölgenin veya sokağın sosyal, kültürel ve ekonomik gelişmişliğine bağlı olarak değişmekle birlikte, Ataşehir ilçemizin tamamındaki artış ortalaması yüzde 86.87’dir.

Rayiç bedeli artış oranı, boş arsaların vergi artışı oranına tam olarak yansımaktadır. Ancak arsa üzerinde bir bina veya yapı varsa, ödenen vergi arsa payına düşen kısım kadar etkilenir. Ödenecek vergi de bu oranın binde 2’si veya 4’ü kadardır.

Örneğin, 2017 yılında arsa metrekare değeri 84,09 TL olan 100 metrekare arsa payı düşen bir daire için, 2018 yılında 300 TL olarak belirlendiğinde; bu daire için vergideki artış tutarı 47,5 TL’dir.

Vatandaşlar, itirazları hakkında 7 Eylül 2017 tarihine kadar doğrudan vergi mahkemeleri nezdinde dava açabilirler.

Türkiye Cumhuriyeti sınırlarında brüt boyutu 200 metrekareyi geçmeyen ve tek konuta sahip olan; ticari veya zirai hiçbir geliri olmayan, emekli aylığından başka geliri olmayan emekliler ve bunların dul ile yetimleri, şehitlerin dul ve yetimleri, gaziler ve engelliler emlak vergisinden muaftırlar, ödeme yapmıyorlar.

Emlak Vergisi ilk taksitinin ödenme süreci mart ayında başlar ve mayıs ayının sonuna kadar sürmekte. İkinci taksit ise kasım ayının sonuna kadar ödenebilmekte. Süresinde yapılmayan ödemeler için aylık yüzde 1.40 oranında gecikme zammı uygulanmakta.

Rayiç sorgulamalarıı mahalle muhtarlıklarından veya Ataşehir Belediye Binasında bulunan ilan panosundan yapılabilir.

Bu yıl belirlenen arsa rayiç değerleri; 2018, 2019, 2020 ve 2021 yıllarında Emlak Vergisi matrahı için kullanılacaktır. Vergiler bu matrahın mesken için binde 2’si, işyerleri için binde 4’üdür.

Bu güncellemeler Takdir Komisyonu tarafından belirlenmekte.

Takdir Komisyonu üyeleri; ticaret odasından bir temsilci, vergi dairesinden biri uzman olmak üzere iki memur, tapu müdürlüğünden bir memur, belediyeden iki memur ve mahalle muhtarından oluşmakta. 

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Hiperaktif Kişiler İş Hayatında Daha Başarılı

Başarılı Girişimcilerde Dikkat Eksiliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Belirtileri Görülüyor
 
Dikkat eksikliği ve hiparaktivite bozukluğu (DEHB), okul çağındaki çocuklarda sıkça gündeme gelen bir sorundur. DEHB olan çocukların önemli bir bölümünde erişkinlikte de bu bozukluk görülür. Üstelik çeşitli bağımlılıklar, depresyon, kaygı bozuklukları gibi durumlar erişkin dönemde DEHB olan bireylerde daha sık görülür. Hayli zorlayıcı sonuçlara rağmen DEHB’nin iş yaşamında avantajlı bazı yönleri de vardır. DEHB semptomları, girişimcilikle ilişkili önemli özellikleri beslemektedir. DEHB; dürtüsellik, sabırsızlık, ilgi duyulan konuya aşırı odaklanma, hareketlilik, yenilik arayışı gibi bazı belirtiler içermektedir. Yakın zamanda yapılan araştırmalar, DEHB’nin “girişimcilik” için olumlu etkileri olduğunu ortaya koymaktadır. İlk bakışta DEHB’nin; zayıf konsantrasyon, hiperaktivite ve kendini yönetmede zorluklar gibi semptomlarının iş performansını olumsuz etkilediği düşünülse de başarılı girişimcilerin sıklıkla DEHB belirtileri sergilediklerini gözlemlenmektedir. A.B.D Syracuse Üniveristesi’nde yapılan bir araştırmaya göre; kendi işlerini kurmuş bir grup girişimcinin özgeçmişleri, kariyerleri ve DEHB belirtileri incelendiğinde bu rahatsızlığın iş hayatına girme kararları ve girişimcilikleri üzerinde olumlu etkileri olduğu ortaya konmuştur.

Dürtüsellik, Kaygılanmadan Harekete Geçmelerini Kolaylaştırıyor

 
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivitesi(DHEB) olan kişiler yeterince ilgilerini çekmeyen konularda isteksiz olurlar. Yani diğer bir deyişle sabırsız ve dürtüsel kişilerdir. Bir önceki iş yerinde yaşanan sıkıntıya tahammül edemeyip işten ayrılma ve kendi işini kurmaya karar verme gibi kararlarda DEHB’nin bu özellikleri etkili görünmektedir. DEHB’li kişilerin kendi işlerini kurduğunda, stresli olabilecek bazı durumlarda gayet iyi performans gösterdikleri görülmektedir. Dürtüsellik, beklenmedik durumlarda kaygılanmadan harekete geçmeleri konusunda avantaj sağlamaktadır. Nitekim hızlı karar vermek, kriz durumlarında önemli bir etkendir.

Rutin İşlerden Çabuk Sıkılıyorlar

 
Girişimcilikte bir başka önemli faktör de yeni deneyimler yaşama hevesi ve risk alma eğilimidir. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite bu açıdan da avantajlar sunar. Fakat burada gözden kaçırılmaması gereken bir dezavantajı da hatırlamak gerekir: DEHB olan kişiler, muhasebe kayıtları tutmak gibi dikkat ve sabır gerektiren kritik görevlerde sorun yaşamaktadırlar. DEHB’den kaynaklanan özellikleri, kendi işlerini geliştirme konusunda işe yaramaktadır ancak rutine dönüşen işlerde durum tam tersi gibi görünmektedir.
 
Aşırı Odaklanma İş Yaşamlarında Avantaj Sağlıyor
 
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivitesi olan kişiler ilgilerini gerçekten çeken bir konuda, aşırı odaklanma olarak bilinen alışılmadık düzeyde konsantrasyon gösterirler. Bu aşırı odaklanma ve ısrarcılık, rekabet konusunda DEHB’li kişilere avantaj sağlamakta ve bu kişilerin konuda uzmanlaşmalarına yardımcı olmaktadır.

Hiperaktif Girişimciler İş Yükünden Çok Etkilenmiyor

 
Fiziksel hareketlilik, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivitesi olanların bir başka önemli özelliğidir. Girişimci kişiler, hiperaktiviteyi iş yüküne yakıt sağlamak için kullanabilmektedir.  Enerji düzeyleri tüm gün aynı kalmadığı için, kendi işlerini yürütmeleri sayesinde çalışma saatlerini ayarlayabilirler.

Liderlikte Ön Plandalar

Ekonomi dünyası açısından girişimcilik kararları büyük oranda mantık ve somut verilere dayalı gibi gözükse de Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivitesi olan girişimcilerin karar verme ve mantık zincirleri incelendiğinde; dürtüsellik, risk alma, hızlı karar vermek, aşırı çalışmak ve hiperaktivite gibi hastalık belirtilerinin başarıda etkili olduğu görülmektedir. Belirsiz durumlarda içgüdüsel kararlar vermeleri işe yarayabilmektedir. DEHB yıkıcı sonuçlara yol açabilen bir klinik problemdir ancak bazı özellikleri nedeniyle girişimcilikte ve liderlikte ciddi avantajlar sağlayabilir. DEHB olan kişilerin kariyer planlarını yaparken bu özelliklerini dikkate almaları önemli olacaktır.

Temizlik Takıntısı Zehirlenmelere Yol Açıyor

Us Psikiyatri Enstitüsü’nden Psikiyatrist Dr: Uğur Hatıloğlu, Obsesif Kompülsif Bozukluk(OKB) belirtileri ve tedavisi hakkında bilgi verdi.

Takıntılarının Farkında Olsalar da Kendilerini Durduramıyorlar

Obsesif Kompülsif Bozukluk (Takıntı Zorlantı Bozukluğu) toplumda sık görülen psikiyatrik rahatsızlıklardan birisidir (%2-3). Takıntı (obsesyon) içsel yaşanan, tekrarlayıcı, sıkıntı veren duygu, düşünce ve dürtüler olarak adlandırılır. Zorlantı ise takıntıların yol açtığı sıkıntıyı azaltmak için yapılan bilinçli, standart ve tekrarlayıcı davranışlardır. Fakat sanılanın aksine zorlantıları uygulama sırasında kişinin kaygısı daha da artabilir. Obsesif Kompülsif Bozukluğu olan kişiler takıntıların ve zorlantıların mantıksızlığının farkında olsalar da kendilerini bunlardan alıkoyamazlar.Bu kişilerin genelde ilk olarak psikiyatristlerden ziyade diğer hekimlere başvururlar. Çünkü temiz olmak ya da hasta olmamak adına sürekli temizlik yapan ya da kendini temizleyen birinin vücudunda; cilt lezyonları, soyulmalar, egzemalar oluşabilir ve bu durumda kişi Dermatoloji uzmanına başvurabilir.

Daha Temiz Olsun Diye Tuz Ruhu ve Çamaşır Suyunu Birlikte Kullanıyorlar

Belirtilerle, sıklıkları kişiden kişiye ve yaşa göre değişmektedir. Yine de hem ergenlikte, hem de erişkinlikte en sık görülen takıntı tipi bulaşma tipi denilen takıntılardır (%40-45). Zorlantı olarak da; yıkama, yıkanma, temizlenme ve kirlenmekten kaçınma gibi belirtiler %50-60 civarında görülür. Kültürel olarak temizleme şekilleri değişebilir. OKB’li bireyler en ufak temasla kirlendiklerini ya da yaşadıkları ortamın kirlendiğini düşündüğünden sıklıkla temizlik yapabilirler. Ya da temizliğin derecesinden emin olmak için, deterjan, tuz ruhu ve çamaşır suyu gibi temizlik malzemelerini önerildiğinden daha çok kullanabilir, etkilerini artırmak için de bu malzemeleri birbirleriyle karıştırabilirler. Temizlik takıntılarının verdiği sıkıntı hissinden kurtulmak için böyle yapmaya kendilerini mecbur hissederler. Emin olana kadar da kullandıkları miktarı arttırabilir, günlerinin büyük çoğunluğunu temizlik yapmakla geçirebilirler.

Temizlik takıntısı olan kişiler, yorulduklarını ya da yetemeyeceklerini düşündüklerinde takıntılarını ve zorlantılarını gerçekleştirmek için işlerini başkalarına yönlendirebilirler. Örneğin; sık sık temizlikçi tutabilir, evdeki diğer aile üyelerinden temizlik konusunda yardım isteyebilirler.

Takıntıların Nedeni Stresli Yaşam Geçmişi

OKB hastalarının neredeyse yarısının belirtileri aniden başlamaktadır. %50-70’inde rahatsızlık öncesinde; gebelik ve sevilen birinin ölümü gibi stresli bir yaşam olayı vardır. Bu kişiler genelde problemlerini gizlediklerinden tedaviye başlamaları rahatsızlık başladıktan ortalama 5-10 yıl sonrasına sarkabilir. Günümüzde OKB yani takıntı hastalığının tedavisinde hem biyolojik hem de psikolojik anlamda ciddi ilerlemeler söz konusudur. İlaç tedavisi, takıntıların sıklığını ve bunlardan kaynaklanan stresi azaltmakta yardımcı olmaktadır. Psikoterapi ile de takıntı hastalığı tedavisinde hayat boyu sürecek beceriler öğretilmesi söz konusu olmaktadır. Kişinin hastalık öncesi ve sırasında, sosyal, akademik ve mesleki işlevselliğinin iyi olması, öncesinde bir stres faktörünün bulunmaması ve belirtilerin dönem dönem ortaya çıkması tedavinin iyi gideceğine dair işaretlerden biridir. Yapılan çalışmalar göre; takıntıların içeriğinin ya da türünün tedavi gidişatını belirgin derecede etkilemediğini göstermektedir.

Klimalar Üst Solunum Yolu Enfeksiyonlarına, Zatürre ve Yüz Felcine Sebep Olmasın

Klimalar, ayrıca havayı kuruttukları için burun tıkanıklığını da arttırırlar. Bunun önlenmesi için mümkünse soğuk buhar üfleyen cihazlar ve burun nemlendiricileri faydalıdır. Bir de bilinenin aksine, bademcik iltihabı, yaz aylarında daha çok görülüyor” diye konuştu. Sıcaklarda “burun kanamasına” dikkat Yazın sıcak ve kuru havalarda, burun kanamalarına daha sık rastlandığını anlatan Doç. Dr. Seçkin Ulusoy, şunları kaydetti: “Özellikle, tansiyon yüksekliği olanlar, gelişme çağındaki çocuklar, son üç ayındaki gebeler ve allerjik bireylerde burun kanamaları daha sık görülür. Bundan dolayı, risk grubunda olup kanama eğilimi olan çocuklar, aspirin gibi kan sulandırıcı ilaç kullanan kalp ve damar rahatsızlığı bulunanlar, gebeler ve tansiyon hastaları, güneşin bunaltıcı olduğu günün en sıcak saatlerinde, mümkün olduğunca serin ve gölge ortamında kalmalıdır. Aniden hazırlıksız gelen burun kanamalarında, burun içerisine bol soğuk su çekilip, hafifçe sümkürerek pıhtının uzaklaştırılması faydalıdır. Sonrasında, oturur pozisyonda iken, kafa hafif öne eğilip, burun kanatlarına 5-10 dakika süreyle her iki taraftan baş ve işaret parmaklarının iç kısmıyla genişçe tutularak baskı uygulanmalıdır. Bu bası sırasında, önemli bir püf nokta olarak, burunun kanatları dediğimiz esnek olan uç kısmının sıkıştırılması önemlidir. Bu sıkıştırma işleminin burun ucundan orta yüz ile birleşim yerine kadar genişçe tutularak basının uygulanması gerekir. Sıkça yapılan bir hata olarak, kemik dokuya bası uygulanması faydasızdır. Ayrıca, aktif kanama esnasında, burun kökü ve enseye buz uygulaması bazen faydalı olabilir. Özellikle ileri yaş ve gebelerde, kanama nedeni sıklıkla tansiyon yüksekliği olabileceğinden, mutlaka tansiyon ölçülmelidir ve ilaveten nadiren de olsa tansiyon rahatsızlığının her yaşta da görülebileceği akılda tutulmalıdır. Aktif kanama durduktan sonra, sümkürme yapılmamalıdır ve burun nemlendiricisi ürünler faydalıdır. Üstteki önerilere rağmen devam eden kanamalarda ise, endoskopik muayene için mutlaka KBB uzmanına görünmek uygun olacaktır” şeklinde konuştu. Enfeksiyon hastalıklarından korunmanın yolları nelerdir? Yaz aylarında görülebilecek enfeksiyon hastalıklarından korunmak için hijyen ve genel sağlık kurallarına uyulması gerektiğinin altını çizen Doç. Dr. Seçkin Ulusoy, şunları söyledi: 1-Elleri sık sık yıkayın. Sabun veya antiseptik solüsyonlarda temizlenmesini sağlayın. 2-Yazın özellikle, çocukları etkileyen ve sık görülen rotavirus ishallerinden korunmak için çeşme sularının kaynatılması, özellikle ishal salgını dönemlerinde oldukça koruyuculuğu yüksek bir işlemdir. 3-Saçlar, mümkünse havlu ile kurulanmalıdır ve ıslak saç ile rüzgara çıkılmamalıdır. Terli kıyafetler ile de rüzgara maruz kalınmamalı ve imkan dahilinde değiştirilmelidir. 4-Dondurma ve benzeri tatlı ve soğuk gıdaların tüketilmesinin ardından, mutlaka çok soğuk olmayan su içilmelidir. 5-Havuz ve denizlerden bulaşan kulak enfeksiyonları, yaz tatilini tek başına zehir edebilir. Açık denizlere göre, havuzlar çok daha fazla hijyen problemi içerirler. Uzun süre hijyenik olmayan havuzlarda kalmanın yanında, bir de kulak çubuğu gibi çeşitli aletler nedeniyle, dış kulak yolu temizliğine bağlı oluşan hastalıklar ortaya çıkabilir. Havuzdan bulaşabilecek kulak enfeksiyonlarından korunmanın temel püf noktası, dış kulak yolunun nemli kalmaması yoluyla florasının korunmasıdır.

Ataşehir Rayiç Bedeller Hakkında Bilmeniz Gerekenler

Artış oranları bölgenin veya sokağın sosyal, kültürel ve ekonomik gelişmişliğine bağlı olarak değişmekle birlikte, Ataşehir ilçemizin tamamındaki artış ortalaması yüzde 86.87’dir.

Rayiç bedeli artış oranı, boş arsaların vergi artışı oranına tam olarak yansımaktadır. Ancak arsa üzerinde bir bina veya yapı varsa, ödenen vergi arsa payına düşen kısım kadar etkilenir. Ödenecek vergi de bu oranın binde 2’si veya 4’ü kadardır.
Örneğin, 2017 yılında arsa metrekare değeri 84,09 TL olan 100 metrekare arsa payı düşen bir daire için, 2018 yılında 300 TL olarak belirlendiğinde; bu daire için vergideki artış tutarı 47,5 TL’dir.

Vatandaşlar, itirazları hakkında 7 Eylül 2017 tarihine kadar doğrudan vergi mahkemeleri nezdinde dava açabilirler.
Türkiye Cumhuriyeti sınırlarında brüt boyutu 200 metrekareyi geçmeyen ve tek konuta sahip olan; ticari veya zirai hiçbir geliri olmayan, emekli aylığından başka geliri olmayan emekliler ve bunların dul ile yetimleri, şehitlerin dul ve yetimleri, gaziler ve engelliler emlak vergisinden muaftırlar, ödeme yapmıyorlar.

Emlak Vergisi ilk taksitinin ödenme süreci mart ayında başlar ve mayıs ayının sonuna kadar sürmekte. İkinci taksit ise kasım ayının sonuna kadar ödenebilmekte. Süresinde yapılmayan ödemeler için aylık yüzde 1.40 oranında gecikme zammı uygulanmakta.
Rayiç sorgulamalarıı mahalle muhtarlıklarından veya Ataşehir Belediye Binasında bulunan ilan panosundan yapılabilir.
Bu yıl belirlenen arsa rayiç değerleri; 2018, 2019, 2020 ve 2021 yıllarında Emlak Vergisi matrahı için kullanılacaktır. Vergiler bu matrahın mesken için binde 2’si, işyerleri için binde 4’üdür.

Bu güncellemeler Takdir Komisyonu tarafından belirlenmekte.

Takdir Komisyonu üyeleri; ticaret odasından bir temsilci, vergi dairesinden biri uzman olmak üzere iki memur, tapu müdürlüğünden bir memur, belediyeden iki memur ve mahalle muhtarından oluşmakta.

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Çocuğunuzu Hepatitten Korumak İçin Bunlara Dikkat Edin

Hepatit A kötü hijyenik koşullarda yayılıyor

Viral hepatit hastalığının birkaç tipi bulunmaktadır. A ve E tipleri, su ve besin yoluyla bulaşırken; B, C ve D türleri kan, tükürük ve cinsel ilişki yoluyla insandan insana geçmektedir. Özellikle okul çağındaki çocuklarda görülen hepatit A ise kötü hijyenik koşullarda kolayca bulaşmakta hatta salgınlara neden olmaktadır. Okul çağındaki çocuklara el yıkama ve doğru tuvalet eğitimi verilerek, hepatitten ve diğer bulaşıcı hastalıklardan korunmaları sağlanmalıdır. Çocukluk çağında hafif belirtilerle kendini belli eden hepatit A ve E kronikleşmemekte, siroz ve karaciğer kanserine neden olmamaktadır.

Kronik hepatit sinsice ilerliyor

Hepatit B ve C virüsleri ise uzun vadede kronik karaciğer hastalığı, siroz veya karaciğer kanserine yol açabilmektedir. Bu virüslerin neden olduğu kronik hepatit hastalığı, son aşamaya kadar kendini belli etmemektedir. Hastalık sinsice ilerlemekte, hastalar hepatite yakalandıklarının farkına genellikle varmamaktadır. Bu durum hem hastalığın tedavi edilmesini engellemekte hem de virüsün insanlar arasında kolayca yayılmasına yol açmaktadır. Öte yandan, hepatit D virüsü sadece hepatit B (HBV) virüsü enfeksiyonu olan kişilerde hastalığa neden olmaktadır. HBV enfeksiyonu sağlıklı bir erişkinde genellikle kronik hale gelmemektedir. Ancak hepatit B’nin yenidoğanlarda % 90, 7 yaş ve daha küçük çocuklarda ise % 30-40 oranında kronikleşme riski bulunmaktadır. Bunun için yakın akrabalarında sarılık, siroz, karaciğer kanseri olanların ve özellikle hamile kadınların gerekli tarama testlerinden geçirilmesi gerekmektedir.

Hastalıkla mücadele için çocuklar aşılanmalı

HBV enfeksiyonu kronikleşmeden önlenebilmektedir. Bu hastalıkla mücadele etmek için çocukluk çağında ve yeni doğanlara etkili aşıların yapılması gerekmektedir. Hastalık oluşmadan engelleyebilmek için gebelikte rutin HBV taraması yapılması, gerekirse doğumdan sonraki 12-24 saat içinde bebeğe hem HBIG (hepatit B immunglobulini) hem de HBV aşısının yapılması hayati önem taşımaktadır. Özellikle ilköğretim çağında yapılan aşılama ile korunma zinciri tamamlanmış olur. Hepatit A aşısı, çocuklara 18. ay ile 24. ayda ücretsiz uygulanmaktadır. Hepatit B aşısı bebeklere doğumdan hemen sonra, 1.ayın sonunda ve 6.ayın sonunda toplam 3 doz yapılmaktadır.