Ömer Kaleşi Sanatta 50. Yılını Kutluyor

Kaleşi sanatının 50. Yıl kutlamalarına İstanbul’da yirmi yedi senedir birlikte çalıştığı Tem Sanat Galerisi’nde 16 Kasım – 15 Aralık  2012’de yer alacak sergisiyle devam ediyor. Bu vesile ile Makedon yazar Jordan Plevneŝ tarafından yazılan “Ömer Kaleşi – Başlar” adlı kitap ta, yazarın hazır bulunacağı açılışta sanatseverlerle buluşacaktır.
 
1932 doğumlu Ömer Kaleşi, Güzel Sanatlar Akedemisi’ndeki öğrencilik yıllarından bu yana sanatında, bireyin duygularını, yalnızlığını ve yaşam karşısında savaşımını soyut bir dille aktarma yolunu seçmiştir. Renk yoluyla düşüncelerini yansıtan sanatçı, özellikle kırmızı rengin çekim alanında bulunuyor. Resimlerindeki en önemli konunun insan, ancak sadece insanın bir detayı olan baş olduğunu ifade eden sanatçı,”başlarla başa çıkmam mümkün değil, ama bildiğim bir şey varsa, o da hayatımın sonuna kadar onları resmedeceğim,” diyor. Sanatçıya göre, bazı başlar direnirler; o zaman, tuvalin üzerinde meyvelerden oluşan natürmortlar veya satıcı çocuklarla elmalar oluşur. Fırça yerine hep spatülle çalışan Kaleşi, tuval üzerine yaydığı boyayı, çizgiye gerek görmeden içten dışa genişleyerek soyut bir doku ile figürsel öğeleri bütünleştiren kendine özgü bir yöntem uygular.
 
Ömer Kaleşi, resminin çok yalın ve anlamlı yapısına yer yer eklediği çizgi ve oya ayrıntılarıyla derinliği, üçüncü boyutu da duyurmaktan geri kalmaz. Sanatçı, çalışmalarını üç « renkçi » döneme ayırır: kırmızı, siyah olmadan siyah ve beyaz olmadan beyaz. Kırmızı birçok kırmızının karışımı, koyu veya açık, sarı veya koyu yeşil. Siyah, koyu yeşil ile koyu kırmızının karışımı. Bu karışım siyaha yakın koyu bir renk vermekte. Beyaz, boş tuvalin beyazı. Renk olarak siyah ve beyaz sanatçının resminde asla kullanılmaz; kullandığı renklere göre Kaleşi dönemlerini şöyle açıklıyor:
 
“Kırmızıyı İstanbul’da Güzel Sanatlar’da öğrenciyken ve mesleğimin başında kullanmaya başladım. Siyah, « Balkan Dramı » temasıyla 1993’te başladı ve Eski-Yugoslavya’daki (Hırvatistan, Bosna-Hersek ve Kosova) savaş boyunca devam etti.  « Tuval beyazını » 1985 yılına doğru Derviş ve çobanlarla kullanmaya başladım ve bugüne kadar, son yirmi büyük tuvalimdeki yüz başla sürdürdüm.” Resminde tuvalin beyazını büyük bir saygıyla kullandığını belirten Kaleşi, kar gibi temiz ve beyaz olduğu için, onu olduğu gibi kabul ettiğini ve üzerine ne bir leke, ne bir imza veya tarih koymadığını ifade eder.
 
Kırk küsur senedir Paris’te yaşamasına karşın  Paris’le ilgili hiç resim yapmadığının farkına varan Kaleşi, 2004’ten sonra, Paris'te kesilen at kestanesi kütüklerini yollarda içleri boşalmış görünce, bu siyah deliklere hayalindeki başları yerleştirmeğe başladı.  İnsan vücudunu andıran, bazen erotik bile olan bu ağaç gövdeleri resimlerine yansıdı.
 
Ömer Kaleşi’nin son eserlerinin üzerinde iki tarih var: 1970 / 2010. Geçen yaz atölyesinde otuz senedir unutulan eski eserlerini bulan sanatçı, bunları teker teker ele alıp onlardan yeni resimler üretti. Bu işi yaparken de iki ustanın dediklerini hatırladı: Hocası Bedri Rahmi, ressam ne kadar resmini bozar yaparsa o kadar ressam olur, yani, deconstruction ve reconstruction, diyordu hep. Picasso da şunu demişti: Bir resim atölyede kaldıkça bitmiş sayılmaz, ancak atölyeden çıktığı zaman bitmiş olur. Sergide bu resimlerden de örnekler göreceğiz.
 
Sergiyi galeride izlemek imkanını bulamayan sanatseverler, www.temartgallery.com adresinde devamlı güncel tutulan e.ağ sayfalarımızda sergiye, galeri sanatçılarına ve geçmiş sergi arşivlerine ulaşabilirler.

Bu yazı 185 kez okunmuştur.