Küçükpazar’da Tarihte Yolculuk, Tokadi Hz.lerinde Allah’a Yakarış

Tokadi hz.leri türbesinin nerede olduğunu bilmeyenler için önce kısa bir bilgi vereyim. İstanbul’da Avrupa yakasında Unkapanına inen cadde ile Zeyrek yokuşunun kesiştiği tepe üzerinde Soğukkuyu Piri Paşa Medresesi kabristandadır.
 
Üsküdar’dan kalkan Eminönü motoruna bindim. Hava sıcak, oruçtan kurumuş dudaklarım bile artık rahatsızlık vermiyor, içimde öyle bir aşk var ki, biran önce sevgiliye kavuşmayı arzulayan bir pervane gibiyim. Marmaranın mavi sularında ağır ağır süzülen motorumuz nihayet Haliç girişindeki Eminönü motor iskelesine yanaşıyor.
 
Unkapanı köprüsü yönünde yürüdüm. Fatih ilçesinin eski semtlerinden olan Küçükpazar’da ana cadde üzerinde  yıllara meydan okuyan güzellikte Kantarcılar ( Sarı Timur) Camii kollarını açmış tarafımdan  keşfedilmeyi bekliyordu. Yapılışı 1451-1481 yılları arasına rastlayan, Fatih devrinde Sarı Timur Mevlâna Muhiddin Efendi tarafından yaptırıldığı için, bânisinin adıyla Sarı Timur Mescidi olarak da bilinen, Taş ve tuğla örülü yapı özellikle şirin minaresiyle fevkâlade güzellikteydi.
 
Küçükpazar’ın tarih kokan eski, daracık, yer yer bakımsız sokaklarını tenefüs ederek yürüyorum. Üflesen yıkılacakmış gibi duran, artık terk edilmiş bazı binaların durumu içler acısı halde. Zamanının en ihtişamlı yapıları arasında oldukları kenar köşelerinde kalan ince işçilik ve süslemelerden rahatlıkla anlaşılabilen bu evlerde, vaktiyle kimbilir kimler yaşamış, kapı önlerinde kimler çekiştirilmiştir tatlı tatlı. Ne şen kahkahalar atılmış, ne gözyaşları dökülmüştür, yıkık dökük pencerelerden dışarı. Şimdi ise eski ve yeni mimari harmanlanmış ayakta durmaya çalışıyor.
 
Yürümeye devam ediyorum. Önümde, zamana meydan okurcasına hala dimdik ayakta duran bir cami. Cemaatiyle birlikte zamana, tüketilmişliklere, yozlaştırılmışlıklara direnen… İsmi ilginç , Atlamataşı Camii. Sultan 1. Ahmed devri 1603-1617 eserlerinden olan bu camii, tarihte Hoca Halil Attar Mescidi ve arabacılar mescidi gibi isimlerlede  anılmış. İlk defa 1616 yılında inşa edilmiş.  1908 tarihinde köklü bir tamirden geçen, 1939 ve 1969 yıllarında da kısmen onarılan camii, orijinal halinden artık bir iz taşıyamaz halde ibadete açıktır. Az ötede bir başka güzellik daha çıkıyor karşınıza. Hani adım atsanız tarih derlerya , tam o cinsten işte.
 
Hızır bey (Hacı Kadın) Camii. İMÇ Bloklarının arka kısmında yer alıyor. Kaynaklara göre Hacı Kadın’ın, İskender Paşa’nın kızı olduğu esas isminin Mihrişah Hatun (ölümü: 1540) olduğu belirtiliyor. Koca Mustafapaşa’da bir camii ve bir çifte hamam yaptırdığı ve yaptırdığı caminin hamama yakın olmasından dolayı bu ismi aldığı anlatılmaktadır.
 
O da ne, çocukluğumdaki rengarenk şekerlemeler bana göz kırpıyor sanki. Özellikle güllü ve fıstıklı lokumları ve Osmanlı’nın kırmızı-beyaz şekerlemelerinden iftarlık biraz almadan geçmek olmazdı.
 
İMÇ’nin içinden geçip nihayet anayola vardım. Yolun solundan doğru yokuş yukarı yürüyorum. Sağ tarafımda muazzam bir çalışmanın sürdürüldüğünü görüyorum. Fatih Belediyesinin muhteşem Zeyrek Sarnıcı restorasyon çalışmaları devam ediyor.
 
Durmak yok, yola devam. Vakit öğlen 13:00 suları … Namaz vakti yaklaşıyor , acaba Tokadi Hz. lerinde bir mescit var mıdır? diye düşünürken muhteşem güzellikte bir yapının önünden geçerken buldum kendimi.
 
Şeb Sefa Hatun Camii. İsminin anlamı  "Gece sefası hanım"’mış. Ne gizemli, ne melankolik geliyor kulağa, değimli?  I. Abdülhamit'in eşlerinden biri olan Fatma Şebsefa Hatun; ölen oğlu Şehzade Mehmet adına 1787'de yaptırmış bu camiyi. Ve üzücü bir tesadüfki  caminin yapılış tarihi ile Şebsefa Hatun’un vefat yılı aynı. Ve, mezarı da cami avlusunda. Yapımında kesme taş ve tuğla kullanılmış.

İçeride kuran-ı kerim okunuyor. Bir köşeye oturup namaz vaktine dek huşu içinde dinliyorum. Akabinde namazımı eda edip çıkıyorum. Az bi yolum kaldı. Nihayet yolun karşısında Mehmet Emin Tokadi Hazretlerinin türbesinin yolunu gösteren tabelayı görüyorum.

 
Yol boyu açılan küçük tezgahlarda insanlar ekmek parası kazanma çabasındalar. Beşiğinde uyuyan bir bebek bile bu tezgahların arasında hayat mücadelesine çok erken başlamış duygusu hissettiriyordu insana.
 
Türbenin demirden giriş kapısına ulaştığımda 3 büyük tabelanın asılı olduğunu gördüm. Birinde “Benim vefatımdan sonra kabrime gelip bir Fatiha okuyanın vucüdu cehennem ateşinde yanmasın” . Diğerinde “Edeple gelen lütufla gider”. yazıyordu. Sonuncusunda ise İstanbul’un 3 büyük evliyasından biri olduğu, diğerlerinin Abdülfettah Bağdadi Akri Hz. (Üsküdar Selimiye caddesinin kesiştiği yolda askerlik şubesinin karşısındadır.) ve Muratı Münzevi Hz. (Eyüp Nişanca Camiinin yanındadır.) olduğu belirtilmişti. Allah diğer iki evliyayıda tez zamanda ziyaret edebilmeyi nasip etsin inşallah herkese diyerek, büyük zatın huzuruna adımımı atıyorum.
 
Sonra iki katlı bir set var. Tokadi hz. nin türbesi 2. kattaki sette bulunuyor. Avlu içinde daha başka pek çok mezar gözüme çarpıyor. Ziyarete gelenler sessizce dualarını ediyorlar. Arasıra bir otobüs dolusu insan geliyor, mezarlık kalabalıklaşıyor. 5-10 dakika dua edip ayrılıyorlar. Yine sükünet kaplıyor ortamı. Sanırım ramazan ayı dolayısıyla inanç turları yaptıran firmaların otobüsleri olsa gerekti.
 
Mehmet Emin Tokadi Hz.leri, Mekke’de İmamı Rabbani Hz. nin oğlunun talebesine (Ahmet Yekdes Cüryani Hz.) talebe olmuştur. 3 sene sonunda hocası artık İstanbul’a gitmesini istemiştir. Kendisinden son bir arzusunun olup olmadığını sormuştur. Mehmet Emin Tokadi Hz.’de hocasından dua istemiştir.“Benim vefatımdan sonra kabrime gelip bir Fatiha okuyanın vücudu cehennem ateşinde yanmasın.”
 
Yine bir süre Eyüp Sultan’da Ebu Eyyüb Halid Hazretlerinin türbesinde türbedarlık yaptı. Bundan sonra kendisine Ravza-i Mutahhare’de Rasulüllah Efendimizin türbesinde türbedarlık verildi. Bu göreve getirildiğinde, kavuştuğu nimete şükrederek: “ İki cihan sultanının türbesinde bekçi ve hizmetçi  oldun. Onun yüksek kapısının süpürgecisini, Mevla mahrum eylemez, zarara uğratmaz. Cihanın sultanı olan Rasulüllahın hizmetçisini kimse incitmez. Ey Emin! Sana müjdeler olsun! Rasulüllah Efendimiz’in kapısında zahiren ve bâtınen hizmetçi olmakla şereflendin” diyerek Allah’a dua etti.
 
Bir defa Kâbe’de Rukn-i Yemâni’de yaslanmış halde iken, bir kere Mısır’da ve bir kere de İstanbul’da Fatih Camii civarında Hızır Aleyhisselam ile görüşmüştür.
Zamanın fen ilmine sahipti, ibadetini çok gizli yapardı, ziyaretine gelen insanların müşküllerini daha onlar söylemeden cevaplar ve çözerdi. Sohbetlerinde herkesin anlayış ve sevgisine göre konuşurdu.
 
Dua edip, mezarını bulma şerefine nail olmuş kişilerden  biri olmanın verdiği huzur ve mutlulukla, dönüş yolculuğum başlamıştı.
 
Bir gün yolunuz   İstanbul’a ve Fatih semtine düşerse, bir Fatiha okumadan  geçmemeniz dileğiyle…Sevgiyle kalın…

Gülşah CENGİZ
gulsahcengiz@hotmail.com.tr
04.08.2012

Bu yazı 373 kez okunmuştur.