SAĞLIK

Gebeliği Engelleyen 9 Önemli Neden

Çocuk sahibi olmak isteyen ailelerin %16’sı gebelik sorunu yaşıyor. Çiftlerin 3’te birinde sorun kadınla ilgiliyken, erkeklerde bu oran 5’te bir düzeyinde seyrediyor. Bebek sahibi olamayan çiftlerin %50’sinde ise sorun, hem kadın hem de erkekten kaynaklanıyor. Gebe kalamamaya yol açan nedenleri bilmek ve gerekli önlemleri almak, problemin erken evrede çözülmesine olarak sağlıyor. Memorial Kayseri Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Can Koşal, gebelik oluşumunu engelleyen en önemli 9 neden hakkında bilgi verdi. oku

Türk Öğrencilerin Akıllı Klozet Projesi Gümüş Madalya Kazandı

Brezilya’da 32 yıldır yapılan Uluslararası Mostratec Bilim ve Teknoloji Fuarı’nda ülkemizi temsil eden Okyanus Koleji Fen Lisesi öğrencileri Selin Yurtsever ve Hüseyin Emre Akgüç’ün geliştirdiği “akıllı klozet”, gümüş madalya alarak dünya ikincisi oldu. Dünyanın en büyük bilim organizasyonlarından biri olan Mostratec’te, gençleri proje üretmeye teşvik amacıyla her yıl yeni teknolojiler yarışması düzenleniyor.  Bu yılki yarışmaya katılan 800 proje arasından, Türkiye’yi temsil eden Selin Yurtsever ve Emre Akgüç, öğretmenleri Nilay Kutluk ve Okyanus Koleji Bilim Araştırma ekibi desteğiyle hazırladıkları “Akıllı Klozet” isimli projeleriyle sağlık ve tıp kategorisinde gümüş madalyanın sahibi oldular. Tuvalete çıkanların idrarlarındaki değişiklikleri algılayarak, hastalıkların erken teşhisini kolaylaştıran yeni klozetin maliyeti de son derece düşük. oku

25 Bin Kişi Organ Nakli Bekliyor

Medya takibinin öncü kuruluşu Ajans Press, organ nakli haftası kapsamında bir medya araştırması gerçekleştirdi. Ajans Press’in medyadan edindiği bilgilere göre Türkiye’de 24 bin 876 kişinin organ nakli beklediği belirlendi. Organ nakli konusu yıl içerisinde 6 bin 33 yazılı basın haberine konu oldu. Organ bağışı konusu, Türkiye’de yeterli önem ve ilginin verilmediği başlıklar arasında yer alıyor.Uzun yıllardır süren bilinçlendirme çalışmaları, kamu spotları vb. birçok çalışma yapılmasına rağmen birçok hastanın yaşam umudunu yitirmesine neden oluyor.Ülkemizde yaklaşık 25 bin kişinin kronik hastalıklar,travmatik kazalar ve farklı hastalıklardan ötürü gelişen organ yetmezliği sorunuyla baş ediyor. oku

Kış Çayları Her Derde Deva

Sonbahar bitiyor, kış mevsimi yaklaşıyor. Havaların soğuması ile birlikte üst solunum yolu ve enfeksiyon kaynaklı hastalıkların görülme sıklığı da artıyor. Vücudun bağışıklık sistemini, kış enfeksiyonlarına karşı güçlendiren bitki çayları, özellikle bu dönemlerde adeta doping etkisi yapıyor. Peki, kış çayları adıyla da bilinen bu sihirli içecekler, nasıl ve hangi miktarlarda tüketilmeli? Memorial Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Merve Sarptaş Büyükince, bitki çaylarının vücut sağlığına etkisi ve doğru tüketil şekilleri hakkında bilgi verdi. oku

Avrupa’nın Havası En Kirli 10 Şehrinden 8’i Türkiye’de

Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre Avrupa’da en kirli havaya sahip 10 şehrin 8’i Türkiye’de yer aldı. Avrupa genelinde büyük şehirler arasında bir sıralama yapıldığında ise İstanbul havası en kötü metropol konumunda yer alırken dünyada her yıl 7 milyondan fazla insanın hava kirliliği nedeniyle yaşamını yitirdiği belirtildi. Medya takibinin öncü kuruluşu Ajans Press hava kirliliği konulu medya araştırması gerçekleştirdi. Ajans Press’in medya incelemesine göre yıl içerisinde hava kirliliğini konu alan 9 bin 755 yansıma tespit edildi. oku

9 Ayda 33 Milyon Kutu Antidepresan Tüketildi

Türkiye’de madde bağımlılığı 2011 yılından beri 6 yılda 17 kat artışa geçerken son 9 ayda 33 milyon kutu antidepresan tüketildi. Medya takibinin öncü kuruluşu Ajans Press, uyuşturucu ve antidepresan kullanımı üzerine medya incelemesi gerçekleştirdi. Ajans Press’in Sağlık Bakanlığının şu ana kadar uyuşturucu kullanımıyla ilgili yaptığı araştırmaların medya verilerini derledi.Elde edilen bilgilere göre 15-64 yaş arası nüfus grubunda yasadışı bağımlılık yapıcı maddenin en az bir kere deneme oranı yüzde 2,7 olurken, öğrencilerin yüzde 26.7’si bir tütün ürününü, yüzde 19,4’ü ise alkollü içeceklerden herhangi birini denediği saptandı.Türkiye’de 2011-2016 yılları arasında antidepresan ilaç kullanımı yüzde 25,6 artmış durumda.2003 yılında 14 milyon 238 bin kutu antidepresan satılırken bu rakam 2012 yılında 37 milyon 351 bin 187 kutu, 2016 yılının ilk 9 ayında ise 33 milyon 638 bin 916 kutu oldu. oku

Yaşamı Kabusa Çeviren 3 Ağrı

Aşırı kilo, hareketsizlik ve kas gücündeki zayıflık gibi nedenlerle ortaya çıkan; diz, bel ve omuz ağrıları yaşam kalitesini önemli oranda düşürüyor. Yaş ilerledikçe daha yoğun hale gelen ağrılar, kemik erimesine (osteoporoza) ve eklem sorunlarına dönüşebiliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Op. Dr. Volkan Kayar, en sık görülen ve yaşamı kabusa çevrilebilen diz, omuz ve bel ağrılarıyla ilgili bilgi verdi. oku

Soğuklara Kalkan Olan Pekmez Her Derde Deva

Vücudun enerji ihtiyacını karşılayan pekmez, içeriğindeki demir ve kalsiyum nedeniyle kemik gelişimini sağlıyor, kansızlığa iyi geliyor. Pekmez, soğuk havalarda tüketildiğinde vücudun ısı dengesini sağlıyor, antioksidan içeriği ile de bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Memorial Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Merve Sarptaş Büyükince, soğuk havaların vazgeçilmez besini pekmezin yararları hakkında bilgi verdi. oku

Dünya’da Açlık Artışa Geçerken Obez Nüfusu Yüzde 13’e Ulaştı

Dünyada 2000’li yılların başında azalma eğilimine giren küresel açlık, 10 yıllık aranın ardından tekrar tırmanmaya başladı. Açlıkla mücadele eden küresel nüfus 2004 yılından itibaren istikrarlı olarak azalma eğilimden olurken 2014 yılından itibaren artışa geçtiği belirlendi. Medya takibinin öncü kuruluşu Ajans Press, açlık ve obezite üzerine bir inceleme gerçekleştirdi. Ajans Press’in Birleşmiş Milletler verilerinden edindiği bilgilere göre dünya nüfusunun tamamını doyurabilecek gıda mevcut olduğu halde 815 milyon kişinin açlıkla karşı karşıya kaldığı belirlendi.2050 yılında 10 milyara ulaşması beklenen dünya nüfusunda, beslenme ihtiyacının karşılanabilmesi adına küresel gıda üretiminin yüzde 50 artması gerekiyor. oku

Kronik Yorgunluk mu? Depresyon mu?

Duygu durumundaki ani değişikliklere ve dikkat eksikliğine neden olan kronik yorgunluk sendromu; çalışan, çoğunlukla iyi eğitimli ve gelir düzeyi ortanın üzerindeki insanların hayatını olumsuz etkiliyor. Savunma sistemi ile ilişkili olduğu bilinen bu hastalık, depresyonla karıştırılabiliyor. Hayat tarzındaki radikal değişikliklerle hastalığı kontrol altına alabilmek mümkün olabiliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Psikiyatri Bölümü’nden Yrd. Doç. Dr. Şaban Karayağız, kronik yorgunluğun nedenleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi. oku

Hüznün Mevsimi Sonbahar Depresyona Yol Açıyor

Sürekli uyku hali, genel anlamda kendini mutsuz hissetme ve hiçbir şey yapmak istememe gibi belirtiler sizde de varsa Sonbahar Depresyonuna girmiş olabilirsiniz. Yaz mevsimine veda edip sonbahar aylarına girdiğimiz şu günlerde; iş sorumluluklarımızın artması, hormonel değişiklikler, gün ışığından daha az yararlanma ve havaların serinlemesi gibi nedenler Sonbahar Depresyonuna yol açıyor. Us Psikiyatri Enstitüsü’nden Uzman Klinik Psikolog – Psikoterapist Nazan Topal Eren, sonbahar depresyonunun belirtileri ve korunma yöntemleri hakkında bilgi verdi. oku

Yılda 100 Bin Kişi Kalbine Yenik Düşüyor

Türkiye’de her yıl ortalama 300 bin kişi kalp krizi geçiriyor. Kalp krizi geçirenlerin 3’te 1’i yani yaklaşık 100 bin kişi hayatını kaybediyor. Hayatta kalan hastaların ise yaklaşık 120 bini aynı yıl içerisinde tekrar kalp krizi geçiriyor. Medya takibinin öncü kuruluşu Ajans Press, Türkiye’nin kalp sağlığıyla ilgili bir inceleme gerçekleştirdi. Ajans Press’in Türk Kardiyoloji Derneği verilerinde elde ettiği bilgilere göre, ülkemizde yaşanan ölümlerin yüzde 40’ı kroner kalp rahatsızlıklarından kaynaklanıyor. Önümüzdeki 20 yıl içerisinde kalp hastalığı ve buna bağlı ölümlerin insan sağlığı için birincil dereceden tehdit oluşturan en önemli faktör olacağı belirtiliyor. oku

10 Reçetenin 3’ünde Antibiyotik Var

Türkiye’de herhangi bir hastalıkla hastaneye başvuran 10 bireyden 3’ünün reçetesine antibiyotik yazılıyor. Antibiyotik kullanımının tüm Türkiye ve dünyada bu kadar yaygın olması ilaca karşı direnci artırırken 2050 yılında antibiyotik direncine bağlı ölümlerin tüm dünyada 10 milyonu aşması bekleniyor. Medya takibinin öncü kuruluşu Ajans Press, antibiyotik kullanımı ve antibiyotik kullanımına bağlı olarak gelişen dirençle ilgili medya araştırması gerçekleştirdi. Ajans Press’in KLİMİK verilerinden elde ettiği bilgilere göre, her 10 reçeteden 3’ünde antibiyotik tipi ilaçlar yazıldığı belirlendi. oku

Çocuklardaki Karın Ağrısı Hastalık Belirtisi Olabilir

Çocuklarda görülen karın ağrıları çoğu zaman kolik veya kabızlığa bağlı olarak ortaya çıkarken, bazen de ciddi sağlık sorunlarına işaret ediyor. Küçük çocuklar ve bebekler ağrıyı tarif edemedikleri için hastalığın teşhisi uzun sürebiliyor. Kronik hale gelen karın ağrıları ise ciddi sağlık sorunlarının belirtisi olabiliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Mustafa Armut, çocukluk çağında her yaşta görülebilen karın ağrıları ve nedenleri hakkında bilgi verdi. oku

Depresyon Kanserle Mücadeleyi Zorlaştırıyor

Türkiye İstatistik Kurumunun verilerine göre; Türkiye’de yılda 163.500 civarında yeni kanser vakası teşhis edilmekte ve tüm ölümlerin yaklaşık %20’si kansere bağlı nedenlerden gerçekleşmektedir. Kanser hastaları ve yakınları bu süreçte büyük duygusal zorlanmalar yaşamaktadır. Kanser tedavisinde öncelikli ilk adım; psikolojik destek olmalıdır. Çünkü; kanser hastalarının yaklaşık yarısı; depresyon, kaygı bozuklukları ve diğer bazı psikiyatrik rahatsızlıklarla baş edemeyip, tedavilerinin seyri olumsuz etkileniyor. Us Psikiyatri Enstitüsü’nden Psikiyatrist Dr. Hakan Karaş, kanserle mücadele yaşanılan psikolojik zorluklar ve bunlarla baş edebilme yolları hakkında bilgi verdi. oku

Arkadaşınızın Önerdiği Antidepresanı Kullanmayın

Türkiye’de her 10 kişiden biri, psikolojik sorunlar nedeniyle bir uzmana başvuruyor ve doktor önerisi ile antidepresan kullanıyor. Ancak son yıllarda özellikle kadınlarda, “arkadaş tavsiyesi” ile kullanımı artan ve doktora danışmadan alınan ilaçlar, kaygı seviyesini azaltmak yerine daha da artırıyor ve önemli sağlık sorunlarına yol açıyor. Memorial Kayseri Hastanesi Psikiyatri Bölümü’nden Yrd. Doç. Dr. Şaban Karayağız, uzman doktor kontrolünde kullanılması gereken ve son yıllarda tercih edilme oranı artan antidepresan grubu ilaçlar hakkında bilgi verdi. oku

Ataşehir Florence Nightingale Hastanesi

Grup Florence Nightingale Hastaneleri zincirinin 7. halkası olan Ataşehir Florence Nightingale Hastanesi, “Hasta Memnuniyeti” ilkesinden hareketle, hasta ve hasta yakınlarına, çağdaş, güvenilir, güleryüzlü ve kaliteli sağlık hizmetini ileri teknolojik donanıma sahip imkanlar aracılığıyla sunmaktadır. Ataşehir Florence Nightingale Hastanesi, çocuk ve erişkin acil servisleri, ambulans hizmetleri, ileri teknolojiye sahip ameliyathaneleri, erişkin ve yenidoğan yoğum bakım üniteleri, koruyucu hekimlik uygulamaları, ayakta ve yatarak tedavi hizmetleri, görüntüleme merkezleri, laboratuvar üniteleri ile geniş kapsamlı hizmetler sunmaktadır. oku

Annesine Aşırı Bağımlı Çocuk Okula Gitmek İstemiyor

Okula başlayan 4-7 yaş arasındaki çocukların %2’sinde ortaya çıkan ‘ayrılma anksiyetesi bozukluğu’, en az 4 hafta boyunca devam ediyor. Annesinden ayrılacağı için ortaya çıkan kaygının bir sonucu olan bu durum; çocukta çarpıntı, nefes darlığı, bulantı ve idrar kaçırma gibi sorunlara yol açıyor. Uzun süren ağlama nöbetleriyle kendini gösteren bu psikolojik sorun için uygun terapi tekniklerinin kullanılması gerekiyor. Memorial Kayseri Hastanesi Psikiyatri Bölümü’nden Yrd. Doç. Dr. Şaban Karayağız, okula başlayacak çocuklarda ortaya çıkan ayrılma anksiyetesi bozukluğuyla ilgili bilgi verdi. oku

Türkiye’de Her Beş Kişiden Birisi Obez

Medya takibinin öncü kuruluşu Ajans Press Türkiye’nin obezite karnesini çıkardı. Ajans Press’in Türkiye Sağlık Araştırması verilerini derlediği incelemedi Türkiye’de obez olan bireylerin oranı yüzde 19,6 olarak belirlendi. Boy ve kilo değerleri kullanılarak hesaplanan vücut kitle endeksi incelendiğinde kadın bireylerin yüzde 23,9’unun obez, yüzde 30,1’inin ise obez öncesi dönemde olduğu görüldü. Erkeklerde ise bu oranların sırasıyla yüzde 15,2 ve yüzde 38,6 olduğu gözlendi. oku

Günde Bir Paket Sigara İçiyoruz

Türkiye’de son on yılda sigaraya harcanan para dudak uçuklattı. 2006-2015 yılları arasında 256,7 milyar lira havaya uçarken özellikle iç piyasada bir trilyon adedin üzerinde sigara satışı gerçekleşti. Tütün ve Alkol Piyasa Düzenleme Kurumu’ndan (TAPDK) edinilen bilgilere göre sigara paketlerinin üzerindeki uyarı yazılarının uygulamaya konulduğu 2010 yılından itibaren, Türkiye’de sigara tüketimi yüzde 15 azaldı.2015 yılına kadar devam eden süreçte ise sigara tüketimleri tekrar artışa geçti. oku

Kronik Yorgunluğu Sağlıklı Beslenerek Yenin

Yataktan kalkmakta zorlanıyor ve ağrılar ile uyanıyor, uyku halinden kurtulamıyor ve gün içinde halsizlik sorunu yaşıyorsanız, “Kronik Yorgunluk Sendromu” ile karşı karşıya olabilirsiniz. Özellikle sonbahar ile birlikte sıklıkla görülebilen bu durumun, önemli sağlık sorunlarına yol açmadan kontrol altına alınması gerekiyor. Memorial Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Merve Sarptaş Büyükince, kronik yorgunluğun tedavisi için mutlaka bir uzman yardımı alınması gerektiğini vurgulayarak, bu süreçte yorgunluğu gideren sağlıklı beslenme önerilerinde bulundu. oku

Okul Başarısı İçin Çocuklara Vitamin Takviyesi Gerekli mi?

Çocukları hastalıklardan korumak, büyüme ve gelişimlerini hızlandırmak ya da okul başarılarına katkıda bulunmak için vitamin desteği gerekli mi? Yoksa iyot, demir ve B12 vitamini eksikliğinin okul başarısını olumsuz etkilediği göz önüne alındığında, vitamin ve mineral ihtiyacı için doğal besinler mi tercih edilmeli? Memorial Kayseri Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Mustafa Armut, doktor önerisi olmadan ve bilinçsizce kullanılan vitaminlerin, çocuklarda önemli sağlık sorunlarına yol açabileceği söyledi ve çocuklara sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazandırılması konusunda ailelere önerilerde bulundu. oku

Yanlış Dalış ve Yüzme Teknikleri Kulağa Zarar Veriyor

Hava sıcaklıklarının 35-40 dereceye ulaşması nedeniyle havuz ve denizde serinlemek isteyenler bazı sağlık problemleri ile karşı karşıya kalabiliyor. Bunların başında ise dış kulak yolu iltihapları geliyor. Şiddetli ağrılarla tatili zehir edebilen bu rahatsızlık tedavi edilmediği takdirde ilerleyen dönemlerde daha ciddi tablolara neden olabiliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Kulak Burun Boğaz Bölümü’nden Op. Dr. Murat Koç, dış kulak yolu iltihabı ve dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi. oku

Çocuğum Okula Hazır mı?

Uzun bir yaz tatili sonunda yeni eğitim ve öğretim yılının başlamasına sayılı günler kaldı. 1. Sınıfa başlayacak minik öğrenciler ise uyum sürecleri için okula bir hafta erken başlayacaklar. Tatil sonrası okula uyum sürecinde sıkıntısı yaşanması normal… Okula yeni başlayacak olan 1.sınıf ve okul öncesi çocuklar içinse bu durum hem yeni bir ortama alışma hem de ailelerinden uzakta kalma korkusu ile daha da zorlayıcı olabilir. Us Psikiyatri Enstitüsü’nden Çocuk ve Ergen Psikoloğu Dr.Özge Özkan, okul sürecini sorunsuz ve sağlıklı atlatmak için ailelere önerilerde bulundu. oku

Türkiye Antibiyotik Kullanımında Dünya Birincisi

Türkiye’de hastaneye herhangi bir sebeple giden her 100 kişiden 30’unun reçetesine antibiyotik yazılıyor. Özellikle mevsim geçişlerinde antibiyotik kullanımında tüm dünyada artışların yaşandığı bilinmekte. Bunların yarısından fazlası ise gereksiz antibiyotik kullanımı olarak kayıtlara geçiyor. Medya takibinin öncü kuruluşu Ajans Press, küresel bir sorun olarak nitelendirilen antibiyotik kullanımı üzerine medya araştırması gerçekleştirdi. Ajans Press’in yaptığı incelemeye göre antibiyotik kullanımı bu yıl 7 bin 739 habere konu olurken ITS Medya’nın portal incelemesine göre antibiyotiklerle iligli toplam 21 bin 175 haber çıkışı tespit edildi. oku

Çocukerkil Aile Tutumu Çocuğun Gelişimine Zarar Veriyor

Çocuğunuzun her dediğini yapıyor, gerektiğinde kurallar koyamıyor, aşırı hoşgörüyle yaklaşıyor ve “biz görmedik bari çocuğum görsün” mantığıyla yetiştiriyorsanız eğer “çocukerkil” yani; çocuk merkezli bir aile yapınız olabilir. Çocuklarının her dediğine kolayca boyun eğen bu aileler de yetişen çocuklar “benmerkezci” olduklarından, hem sosyal çevrelerinde hem de okul hayatlarında sorunlar yaşıyorlar. Peki, çocukerkil bir aile olmamak için neler yapmak gerekiyor? Çocuğunuza nasıl sınır koymanız gerekiyor? Sorunsuz ve sınırsız çocuk yetiştirmek mümkün mü? Us Psikiyatri Enstitüsü’nden Uzman Çocuk ve Ergen Psikoloğu Özge Özkan bilgi verdi. oku

Kemik Erimesi Gençlerde de Görülüyor

Kemik kitlesinde azalmayla kendini belli eden osteoporoz yani emik erimesi özellikle omurga, kalça ve el bileğinde kırıklara ya da ağrılara neden olabiliyor. Sessizce ilerleyen bu hastalık sadece yaşlılarda değil genç erişkinlerde de görülüyor. Kemik erimesinden korunmak için yeterli ve dengeli beslenme ile düzenli fiziksel aktivite alışkanlığının genç yaşta edinilmesi gerekiyor. Memorial Kayseri Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Uz. Dr. Ali İpek, osteoporoz ve tedavisi hakkında bilgi verdi. oku

Yaz Sıcağında Serineltici ve Sağlıklı İçecekleri Tercih Edin

Yaz aylarında yetişkinlerin günlük ihtiyaçlarına göre en az 2-2,5 litre sıvı tüketmesi gerekiyor. Sıcak havada serinlemek için içilen gazlı, şekerli ve buzlu içecekler ise sıvı ihtiyacını gidermek yerine susuzluğu daha da artırıyor. Memorial Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Hülya Tulgar, sıcak havalarda sıvı kaybını önlemek için sağlıklı içeceklerin seçilmesinin önemine dikkat çekerek konu ile ilgili tavsiyelerde bulundu. oku

Çocuğunuz Enerji Alayım Derken Hastalanmasın

Özellikle çocuklar ve ergenlik dönemindeki bireyler tarafından son yıllarda sık tüketilmeye başlanan enerji içecekleri, yüksek miktarda şeker ve uyarıcı madde içerdiği için obizeteden davranış bozukluğuna kadar birçok sağlık sorununa yol açabiliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Çocuk Endokrinoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Selim Kurtoğlu, ebeveynlerin bu konuda dikkatli olması gerektiğini belirterek enerji içeceklerinin zararlı etkileri ile ilgili bilgi verdi. oku

7 Adımda Özgüven Eksikliğinden Kurtulun

Etrafınızdaki kişilere istemediğiniz bir konuda hayır diyemiyor, ilişkilerinizde sınır koyamıyor, sosyal ortamlarda bulunamıyor, kendinizi değersiz ve yetersiz hissediyorsanız eğer; özgüven eksikliğiniz olabilir. Özgüven eksikliği çocuk yaşlarda başlayıp yetişkin dönemde; depresyon ve sosyal fobi gibi rahatsızlıklara yol açabiliyor. Us Psikiyatri Enstitüsü’nden Uzman Klinik Psikolog-Psikoterapist Nazan Topal Eren, özgüven eksikliği belirtileri ve tedavisi hakkında bilgi verdi. oku

Duyguları Yönetmek Mümkün

Davranış Bilimleri Enstitüsü eğitmeni, Stres Yönetimi, Kişisel Motivasyon, Takım Çalışması ve Kişisel Farkındalık gibi konularda eğitimler veren Meltem Ayvacıoğlu, Yaşam Akademisi’nin konuğu olarak Akbatı AVYM misafirleriyle buluştu. Misafirlerin yoğun ilgi gösterdiği söyleşide Ayvacıoğlu, duygu ve düşünceleri yönetmenin yöntemlerini anlattı.
“Bir şeyin sizi kötü etkileyeceğini düşünmüş ve inanmışsanız, o sizi gerçekten kötü etkiliyor” diyen Ayvacıoğlu, düşünce ve duyguları yönetmenin mümkün olduğunu vurguladı. oku

Çocuğunuz Zayıf Ama Sağlıklı Olabilir

Pek çok anne baba çocuklarının iştahsızlığından ve kilosunun yaşıtlarına göre daha az olmasından yola çıkarak endişeye kapılabiliyor. Ancak çocuğun kilolu olmaması sağlıksız değil aksine sağlıklı olduğu anlamına geliyor. Bununla birlikte boy uzamasında problem ve gelişme geriliği gibi sorunlar varsa vakit kaybedilmeden uzman yardımı alınması gerekiyor. Memorial Kayseri Hastanesi Çocuk Endokrinoloji ve Neonatoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Selim Kurtoğlu, anne ve babalara çocukların büyüme süreci konusunda önemli uyarılarda bulundu. oku

Dondurma ile Serinlemek İsterken Sağlığınız Bozulmasın

Besleyici değeri yüksek olan sütten üretilen dondurma, yaz aylarının vazgeçilmez tatları arasında yer alıyor. Ancak hijyenik koşullarda üretilip saklanmayan dondurmalar, genel vücut sağlığını olumsuz etkileyerek zehirlenmelere yol açabiliyor. Kaynağı bilinmeyen tatlandırıcılar ve çeşitli katkı maddeleri kullanılarak üretilen dondurmalardan da uzak durulması gerekiyor. Memorial Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Hülya Tulgar, sağlıklı dondurma tüketimi konusunda önerilerde bulundu. oku

İşitme Kaybına Yol Açan Faktörlerin %50’si Önlenebilir

İşitme ve Konuşma Engellileri Günü’nün yaklaşması nedeniyle bir açıklama yapan Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Seçkin Ulusoy, şunları söyledi:
 
“Dünya Sağlık Örgütü, işitme kaybına yol açan faktörlerin %50′nin önlenebilir olduğunu bildiriyor. Önleyici tedbirler arasında, bebeklerin işitme taramalarından geçmesi, kızamık, menenjit, kabakulak ve kızamıkçık aşılarının aksaksız uygulanması, özellikle ototoksik dediğimiz (iç kulağa zarar verici) özellikteki ilaçları kullanırken seçici davranılması, orta kulak iltihabı için etkin tedavilerin yapılması ve aşırı gürültülü ortamlardan kaçınılması sıralanabilir. Bebeklerde bir işitme engeli var ise, ilk 6 aydan önce belirlenip, ilk 12 ayda müdahale edilmesi en önemli anahtar noktadır. Özellikle işitme kayıplı bebeklere, erkenden tanı konularak gerekli uygulamaların yapılmasıyla, akranlarıyla eşdeğer konuşma ve iletişim becerilerine sahip olabilmeleri mümkündür” dedi.

Sağır ve dilsiz olmak artık bir kader değil

‘Sağır ve dilsiz olmak artık bir kader değil’ diyerek sözlerine devam eden KBB Uzmanı Doç. Dr. Seçkin Ulusoy, konuşmasına şöyle devam etti:

 
“Konuşmanın öğrenilmesinde, en önemli faktör işitmedir. Sağır ve dilsiz diye tabir edilen kişiler, işitemedikleri için konuşamazlar, yani halk arasındaki tabirle dilsiz olurlar. İşitme engeli, kişinin iletişim ve sosyal gelişiminde pek çok zorluklar oluşturur. Bu çocukların bazıları, normal hatta üstün zihinsel yapıya sahip olduklarından sosyokültürel olarak oldukça üst seviyelere çıkabilmelerine rağmen, pek çoğu için toplumdaki iletişimden kültürel büyük handikaplar yaşarlar. Oysa, işitme engellilerin sorunlarının çözümünde, bireyin sahip olduğu işitme kaybı düzeyine bağlı olarak, çeşitli tedavi seçenekleri bulunuyor. Bu açıdan bakıldığında en önemli konu, işitme kaybının mümkün olduğunca erken tanınmasıdır. Çocuklar ilk 3 yaşta dil gelişimlerini büyük ölçüde tamamladığı için eğer bir işitme engeli var ise, doğumdan itibaren ilk 6 ay içinde farkedilip, 1 yaşına gelmeden gerekli tedavilerin yapılması gereklidir. İşitme engelli çocuklar erkenden tanınarak gerekli tedbirler alınmazsa; okulda başarısızlık, psikolojik olarak toplumdan uzaklaşma ve içine kapanıklık gösterebilirler. Ayrıca, vurgulamak isterim ki, çocukluk çağında çok sık görülen orta kulakta sıvı birikiminin de, okul taramalarında erkenden tanınması ve tedavisi önemlidir. Günümüzde ilaç yada cerrahi tedavisi çok kolay olan bu sinsi hastalık, okulda başarısızlık dışında başka bir bulgu vermez” diye konuştu.

Yenidoğan işitme kayıplarının yarısı, risk grubundaki bebeklerde oluşuyor

Minik bebeklerdeki işitme kayıplarının dramatik olduğunu ve tedavi edilmesi gerektiğinin altını çizen KBB Uzmanı Doç. Dr. Seçkin Ulusoy, şunları kaydetti:

 
“Yenidoğan işitme kayıplarının yarısı, risk grubundaki bebeklerde oluşuyor. Akraba evlilikleri, ailevi işitme kaybının olması, gebelikte kullanılan bazı ilaçlar ve geçirilen hastalıklar, düşük doğum, kilolu bebekler, yüz bölgesinde çeşitli doğumsal sorunların görülmesi, bebeğe verilen bazı ilaçlar, uzamış yenidoğan sarılığı veya uzun süre yenidoğan yoğun bakım ünitesinde bebeğin kalması gibi sebepler başlıca risk faktörlerini oluşturuyor. Yenidoğan işitme kayıpları, binde 1-3 arasında değişmekte olup, bunların yaklaşık yarısı tek taraflı iken, diğer yarısı da çift taraflı işitme kayıplarıdır. Tek taraflı kayıplar, erişkin yaşlara kadar tanınmayabilir ve genelde büyük sorun oluşturmazlar, ama çift taraflı kayıpların mutlaka tanı koyularak gerekli tedavileri yapılmalıdır” şeklinde konuştu.
WHO raporuna göre yaşlandıkça işitme kaybı riskinin arttığını da anlatan KBB Uzmanı Doç. Dr. Seçkin Ulusoy, 65 yaşını geçen her 3 kişiden birinin duyma güçlüğü yaşadığını, orta ve ileri yaşlarda başlayan kayıpların uygun işitme cihazlarıyla büyük oranda çözüme kavuşabildiğini sözlerine ekledi.

Temizlik Takıntısı Zehirlenmelere Yol Açıyor

Us Psikiyatri Enstitüsü’nden Psikiyatrist Dr: Uğur Hatıloğlu, Obsesif Kompülsif Bozukluk(OKB) belirtileri ve tedavisi hakkında bilgi verdi.

Takıntılarının Farkında Olsalar da Kendilerini Durduramıyorlar

Obsesif Kompülsif Bozukluk (Takıntı Zorlantı Bozukluğu) toplumda sık görülen psikiyatrik rahatsızlıklardan birisidir (%2-3). Takıntı (obsesyon) içsel yaşanan, tekrarlayıcı, sıkıntı veren duygu, düşünce ve dürtüler olarak adlandırılır. Zorlantı ise takıntıların yol açtığı sıkıntıyı azaltmak için yapılan bilinçli, standart ve tekrarlayıcı davranışlardır. Fakat sanılanın aksine zorlantıları uygulama sırasında kişinin kaygısı daha da artabilir. Obsesif Kompülsif Bozukluğu olan kişiler takıntıların ve zorlantıların mantıksızlığının farkında olsalar da kendilerini bunlardan alıkoyamazlar.Bu kişilerin genelde ilk olarak psikiyatristlerden ziyade diğer hekimlere başvururlar. Çünkü temiz olmak ya da hasta olmamak adına sürekli temizlik yapan ya da kendini temizleyen birinin vücudunda; cilt lezyonları, soyulmalar, egzemalar oluşabilir ve bu durumda kişi Dermatoloji uzmanına başvurabilir.

Daha Temiz Olsun Diye Tuz Ruhu ve Çamaşır Suyunu Birlikte Kullanıyorlar

Belirtilerle, sıklıkları kişiden kişiye ve yaşa göre değişmektedir. Yine de hem ergenlikte, hem de erişkinlikte en sık görülen takıntı tipi bulaşma tipi denilen takıntılardır (%40-45). Zorlantı olarak da; yıkama, yıkanma, temizlenme ve kirlenmekten kaçınma gibi belirtiler %50-60 civarında görülür. Kültürel olarak temizleme şekilleri değişebilir. OKB’li bireyler en ufak temasla kirlendiklerini ya da yaşadıkları ortamın kirlendiğini düşündüğünden sıklıkla temizlik yapabilirler. Ya da temizliğin derecesinden emin olmak için, deterjan, tuz ruhu ve çamaşır suyu gibi temizlik malzemelerini önerildiğinden daha çok kullanabilir, etkilerini artırmak için de bu malzemeleri birbirleriyle karıştırabilirler. Temizlik takıntılarının verdiği sıkıntı hissinden kurtulmak için böyle yapmaya kendilerini mecbur hissederler. Emin olana kadar da kullandıkları miktarı arttırabilir, günlerinin büyük çoğunluğunu temizlik yapmakla geçirebilirler.

Temizlik takıntısı olan kişiler, yorulduklarını ya da yetemeyeceklerini düşündüklerinde takıntılarını ve zorlantılarını gerçekleştirmek için işlerini başkalarına yönlendirebilirler. Örneğin; sık sık temizlikçi tutabilir, evdeki diğer aile üyelerinden temizlik konusunda yardım isteyebilirler.

Takıntıların Nedeni Stresli Yaşam Geçmişi

OKB hastalarının neredeyse yarısının belirtileri aniden başlamaktadır. %50-70’inde rahatsızlık öncesinde; gebelik ve sevilen birinin ölümü gibi stresli bir yaşam olayı vardır. Bu kişiler genelde problemlerini gizlediklerinden tedaviye başlamaları rahatsızlık başladıktan ortalama 5-10 yıl sonrasına sarkabilir. Günümüzde OKB yani takıntı hastalığının tedavisinde hem biyolojik hem de psikolojik anlamda ciddi ilerlemeler söz konusudur. İlaç tedavisi, takıntıların sıklığını ve bunlardan kaynaklanan stresi azaltmakta yardımcı olmaktadır. Psikoterapi ile de takıntı hastalığı tedavisinde hayat boyu sürecek beceriler öğretilmesi söz konusu olmaktadır. Kişinin hastalık öncesi ve sırasında, sosyal, akademik ve mesleki işlevselliğinin iyi olması, öncesinde bir stres faktörünün bulunmaması ve belirtilerin dönem dönem ortaya çıkması tedavinin iyi gideceğine dair işaretlerden biridir. Yapılan çalışmalar göre; takıntıların içeriğinin ya da türünün tedavi gidişatını belirgin derecede etkilemediğini göstermektedir.

Klimalar Üst Solunum Yolu Enfeksiyonlarına, Zatürre ve Yüz Felcine Sebep Olmasın

Klimalar, ayrıca havayı kuruttukları için burun tıkanıklığını da arttırırlar. Bunun önlenmesi için mümkünse soğuk buhar üfleyen cihazlar ve burun nemlendiricileri faydalıdır. Bir de bilinenin aksine, bademcik iltihabı, yaz aylarında daha çok görülüyor” diye konuştu. Sıcaklarda “burun kanamasına” dikkat Yazın sıcak ve kuru havalarda, burun kanamalarına daha sık rastlandığını anlatan Doç. Dr. Seçkin Ulusoy, şunları kaydetti: “Özellikle, tansiyon yüksekliği olanlar, gelişme çağındaki çocuklar, son üç ayındaki gebeler ve allerjik bireylerde burun kanamaları daha sık görülür. Bundan dolayı, risk grubunda olup kanama eğilimi olan çocuklar, aspirin gibi kan sulandırıcı ilaç kullanan kalp ve damar rahatsızlığı bulunanlar, gebeler ve tansiyon hastaları, güneşin bunaltıcı olduğu günün en sıcak saatlerinde, mümkün olduğunca serin ve gölge ortamında kalmalıdır. Aniden hazırlıksız gelen burun kanamalarında, burun içerisine bol soğuk su çekilip, hafifçe sümkürerek pıhtının uzaklaştırılması faydalıdır. Sonrasında, oturur pozisyonda iken, kafa hafif öne eğilip, burun kanatlarına 5-10 dakika süreyle her iki taraftan baş ve işaret parmaklarının iç kısmıyla genişçe tutularak baskı uygulanmalıdır. Bu bası sırasında, önemli bir püf nokta olarak, burunun kanatları dediğimiz esnek olan uç kısmının sıkıştırılması önemlidir. Bu sıkıştırma işleminin burun ucundan orta yüz ile birleşim yerine kadar genişçe tutularak basının uygulanması gerekir. Sıkça yapılan bir hata olarak, kemik dokuya bası uygulanması faydasızdır. Ayrıca, aktif kanama esnasında, burun kökü ve enseye buz uygulaması bazen faydalı olabilir. Özellikle ileri yaş ve gebelerde, kanama nedeni sıklıkla tansiyon yüksekliği olabileceğinden, mutlaka tansiyon ölçülmelidir ve ilaveten nadiren de olsa tansiyon rahatsızlığının her yaşta da görülebileceği akılda tutulmalıdır. Aktif kanama durduktan sonra, sümkürme yapılmamalıdır ve burun nemlendiricisi ürünler faydalıdır. Üstteki önerilere rağmen devam eden kanamalarda ise, endoskopik muayene için mutlaka KBB uzmanına görünmek uygun olacaktır” şeklinde konuştu. Enfeksiyon hastalıklarından korunmanın yolları nelerdir? Yaz aylarında görülebilecek enfeksiyon hastalıklarından korunmak için hijyen ve genel sağlık kurallarına uyulması gerektiğinin altını çizen Doç. Dr. Seçkin Ulusoy, şunları söyledi: 1-Elleri sık sık yıkayın. Sabun veya antiseptik solüsyonlarda temizlenmesini sağlayın. 2-Yazın özellikle, çocukları etkileyen ve sık görülen rotavirus ishallerinden korunmak için çeşme sularının kaynatılması, özellikle ishal salgını dönemlerinde oldukça koruyuculuğu yüksek bir işlemdir. 3-Saçlar, mümkünse havlu ile kurulanmalıdır ve ıslak saç ile rüzgara çıkılmamalıdır. Terli kıyafetler ile de rüzgara maruz kalınmamalı ve imkan dahilinde değiştirilmelidir. 4-Dondurma ve benzeri tatlı ve soğuk gıdaların tüketilmesinin ardından, mutlaka çok soğuk olmayan su içilmelidir. 5-Havuz ve denizlerden bulaşan kulak enfeksiyonları, yaz tatilini tek başına zehir edebilir. Açık denizlere göre, havuzlar çok daha fazla hijyen problemi içerirler. Uzun süre hijyenik olmayan havuzlarda kalmanın yanında, bir de kulak çubuğu gibi çeşitli aletler nedeniyle, dış kulak yolu temizliğine bağlı oluşan hastalıklar ortaya çıkabilir. Havuzdan bulaşabilecek kulak enfeksiyonlarından korunmanın temel püf noktası, dış kulak yolunun nemli kalmaması yoluyla florasının korunmasıdır.

Çocuğunuzu Hepatitten Korumak İçin Bunlara Dikkat Edin

Hepatit A kötü hijyenik koşullarda yayılıyor

Viral hepatit hastalığının birkaç tipi bulunmaktadır. A ve E tipleri, su ve besin yoluyla bulaşırken; B, C ve D türleri kan, tükürük ve cinsel ilişki yoluyla insandan insana geçmektedir. Özellikle okul çağındaki çocuklarda görülen hepatit A ise kötü hijyenik koşullarda kolayca bulaşmakta hatta salgınlara neden olmaktadır. Okul çağındaki çocuklara el yıkama ve doğru tuvalet eğitimi verilerek, hepatitten ve diğer bulaşıcı hastalıklardan korunmaları sağlanmalıdır. Çocukluk çağında hafif belirtilerle kendini belli eden hepatit A ve E kronikleşmemekte, siroz ve karaciğer kanserine neden olmamaktadır.

Kronik hepatit sinsice ilerliyor

Hepatit B ve C virüsleri ise uzun vadede kronik karaciğer hastalığı, siroz veya karaciğer kanserine yol açabilmektedir. Bu virüslerin neden olduğu kronik hepatit hastalığı, son aşamaya kadar kendini belli etmemektedir. Hastalık sinsice ilerlemekte, hastalar hepatite yakalandıklarının farkına genellikle varmamaktadır. Bu durum hem hastalığın tedavi edilmesini engellemekte hem de virüsün insanlar arasında kolayca yayılmasına yol açmaktadır. Öte yandan, hepatit D virüsü sadece hepatit B (HBV) virüsü enfeksiyonu olan kişilerde hastalığa neden olmaktadır. HBV enfeksiyonu sağlıklı bir erişkinde genellikle kronik hale gelmemektedir. Ancak hepatit B’nin yenidoğanlarda % 90, 7 yaş ve daha küçük çocuklarda ise % 30-40 oranında kronikleşme riski bulunmaktadır. Bunun için yakın akrabalarında sarılık, siroz, karaciğer kanseri olanların ve özellikle hamile kadınların gerekli tarama testlerinden geçirilmesi gerekmektedir.

Hastalıkla mücadele için çocuklar aşılanmalı

HBV enfeksiyonu kronikleşmeden önlenebilmektedir. Bu hastalıkla mücadele etmek için çocukluk çağında ve yeni doğanlara etkili aşıların yapılması gerekmektedir. Hastalık oluşmadan engelleyebilmek için gebelikte rutin HBV taraması yapılması, gerekirse doğumdan sonraki 12-24 saat içinde bebeğe hem HBIG (hepatit B immunglobulini) hem de HBV aşısının yapılması hayati önem taşımaktadır. Özellikle ilköğretim çağında yapılan aşılama ile korunma zinciri tamamlanmış olur. Hepatit A aşısı, çocuklara 18. ay ile 24. ayda ücretsiz uygulanmaktadır. Hepatit B aşısı bebeklere doğumdan hemen sonra, 1.ayın sonunda ve 6.ayın sonunda toplam 3 doz yapılmaktadır.

Ataşehirde Bağımlılık İle Mücadele


Gençlerin yaşam becerilerinin arttırılması ve kişisel farkındalıklarının sağlanması için gençlik merkezinde yürütülen bu çalışmalar, onlara alternatif alanlar kurarak zararlı alışkanlıklardan koruyor.

Düzenlenecek bu atölye çalışmaları sayesinde, madde kullanımının yüksek olduğu bölgelerde, gençlerin bağımlılıkla tanışmadan önce yeteneklerini keşfedebilecekleri ve çeşitli hobilerle zamanlarını faydalı şekilde değerlendirebilecekleri ortamlar oluşturuluyor.
12 farklı atölye çalışmasının yapılacağı yaz döneminde şu atölyeler düzenlenecek:

Maket/Model Eğitimi
Arduino Eğitimi
3B Teknoloji Eğitimi
Karton Makineler Eğitimi
Kendin Yap Projeleri
Oyunlaştırma
Prototipleme Eğitimi
Tasarım Odaklı Düşünme Eğitimi
Hata ile Öğrenme Eğitimi
Bilgisayarsız Kodlama Eğitimi
Maket Eğitimleri
Mekanizma Eğitimi

Detaylı bilgiye ulaşmak isteyenler Ataşehir Belediyesi’nin 0216 570 50 00/1966 numaralı hattını arayabilirler.

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

10 Adımda Sağlıklı Uyku İçin Yapılması Gerekenler

1.Uyku Ritminizi Ayarlayın
 
Yatış ve kalkış saatlerinizi olabildiğince benzer tutmaya çalışmak uyku ritminizi tutturmak açısından önemlidir. En azından beynimizin uyku süresini ayarlayabilmesi için hafta içi, hafta sonu ya da tatil günleri fark etmeksizin hep aynı saatte kalkılmalıdır.

2.Uykudan Önce Egzersiz Yapmayın

 
Uykuya dalma aşamasında zihninizin dingin olması gereklidir. Aktif davranan ya da düşünen birinin uykuya dalması beklenemez. Bu yüzden gece uyumadan hemen önce sıkı egzersiz yaptıysanız, işleriniz bitmeden ya da aklınızda sorunlarla ve düşüncelerle yatağa girdiyseniz eğer uykuya dalma süreniz artacaktır. Egzersizinizi sabah ya da gün içinde yapmak faydalı olabilir. Zihin doluluğu içinse; işlerinizi yapma konusunu uyku düzeninize göre organize edebilirsiniz. Sorunlar, gündelik işler ve yapılacaklar aklınızda dönüp duruyorsa bunları bir kağıda yazıp, yatağa girebilirsiniz. Eğer sorunlar kişilerarası, gelecek veya geçmişle ilgiliyse uykunuzdan çalarak o sorunu hemen halledemeyeceğinizi kendinize söyleyebilirsiniz. Sağlıklı ve yeterli uykuyla belki de çözüm bulma şansınız artacaktır.

3.Uyuduğunuz Odada Kendinizi Rahat Hissedin

 
Uyumak için kullandığınız odanın ve şartların uyumaya uygun olmasını sağlamalısınız. Gürültüsü sizi rahatsız etmeyecek kadar, sıcaklığı ve nem oranı size uygun, yattığınız yerin rahatlığı, hatta yastığın kalitesi bile uyku düzeninizi etkileyebilir. Size uygununu ayarlamaya çalışın.

4.Uyandıktan Sonra Daha Fazla Yatakta Kalmayın

 
Hepimizin kendini dinlenmiş hissettiği bir uyku süresi vardır. Genelde bu uyku süresi erişkinlerde 6-9 saat arası olarak bilinse de kişisel farklılıklar görülebilir. Uykumuzu aldığımızda gözlerimiz açılır ve o an kendimizi gayet dinç hissederiz. Sonrasında ‘Daha erken’, ‘Biraz daha uyusam ne olur ki?’, ‘Dün az uyumuştum, telafi edeyim’ gibi cümlelerle uyumaya devam etmek, amaçladığımız gibi bizi daha dinç ve dinlenmiş hale getirmeyecektir.

5.Yatakta Bilgisayar ve Cep Telefonu Gibi Teknolojik Aletler Kullanmayın

 
Uyuduğumuz yerde uyumak ve cinsel hayat dışında aktivitede bulunmamak önemlidir. Yani; yatakta televizyon izlemek, yemek yemek, kitap okumak, bilgisayar ve cep telefonu kullanmak gibi davranışları başka yerde yapıp, yatağa olabildiğince nötr gelmelisiniz. Çünkü bu aktiviteler zihnin canlanmasını ve beynin aktifleşmesini sağlayarak uykuya dalma sürenizi uzatacaktır.

6.Uykuya Dalma Süreniz 15 Dakikayı Geçiyorsa Kendinizi Zorlamayın

 
Eğer 15 dakikadır uyuyamıyorsanız yatakta daha fazla vakit geçirerek huzurla uyuduğunuz o ortamı kendinize bir eziyet alanı haline getirmeyin. Bunun yerine yataktan kalkıp sizi çok hareketlendirmeyecek ve daha uyanık hale getirmeyecek aktivitelerle uğraşabilirsiniz. Örnek olarak; ılık bir duş alabilir, fazlaca değerlendirme yapmanızı gerektirmeyecek bir şey izleyebilir, kitap okuyabilir ya da dinlendirici müzikler dinleyebilirsiniz. Uykunuz geldiğinde tekrar yatağa geçip, gözlerinizi kapatıp sakin ve huzurlu bir resmi ya da durumu hayal etmek sizi rahatlatacaktır. Eğer en az 15 dakika kadar yine uyuyamadıysanız tekrar kalkın.

7.Gece Yatmadan Önce Kafeinli İçecekler Tüketmeyin

 
Kafein, nikotin, tein vb. gibi uyarıcı maddeler içeren; kahve, çay, enerji içecekleri, sigara kullanımı, alkol, bazı ağrı kesiciler ve asitli içecekleri özellikle uykusuzluk durumu olan kişiler olabildiğince tüketmemeye özen göstermelidir. Eğer kullanılıyorsa da gündüz saatlerinde tüketilmelidir. Çünkü beyin ne kadar aktif çalışırsa uyumak o kadar zorlaşır.

8.Gündüz Şekerleme Yapmayın

 
Gün içinde uyumamak, azıcık göz dinlendirmemek, kısacık bir güzellik uykusuna yatmamak uyku düzenini kurmak için önemlidir. Kısa uykular ne yazık ki gece uykunuzdan uzun saatler çalabilmektedir.

9.Bitki Çaylarıyla Uyumaya Çalışmayın

 
Uyku vermesi için sık kullanılan çaylar, bitkiler, kökler sanıldığı kadar fazla etkin değildir. Bu tarz çay ve bitiklerin rahatlatma etkisi olsa da sağlıklı bir uyku için öncelikli olarak bu önerilerin uygulanması gerekir.

10.Tüm Bunlara Rağmen Uyuyamıyorsanız Uzman Desteği Alın

Eğer bu önerilere rağmen uyku durumunuz kötüleşiyorsa, ek şikayetleriniz varsa bir psikiyatriste başvurmanız iyi olacaktır. Çünkü uyku düzensizlikleri çoğu zaman tek başına olmayıp farklı bir psikiyatrik ya da diğer bir tıbbi durumun parçası, habercisi olabilir. İyi uykular…

Bahar Yorgunluğu ile Baş Etmenin Yolları

 
Baharın gelmesiyle birlikte güneş içimizi ısıtsa da mevsimsel geçişlerden ruhsal olarak farklı şekillerde etkilenebiliyoruz. Kimileri uzayan gün ve güneşli havanın verdiği etkiyle yeni bir güne enerji dolu başlarken kimileri de mevsimsel geçişlerden kötü yönde etkilenip; halsiz, bitkin ve her şeye çabuk öfkelenme gibi belirtiler gösterip depresyona girebiliyor. Us Psikiyatri Enstitüsü’nden Psikiyatrist Dr. Uğur Hatıloğlu, mevsim geçişlerinde oluşan duygu durum bozuklukları hakkında bilgi verdi.

Mevsimsel Geçişler Kişileri Hem Pozitif Hem de Negatif Etkileyebiliyor

Günler uzayıp, güneş daha çok yüzünü gösterdikçe daha pozitif ve keyifli olma, tam tarif edilemeyen bir moral artışı görülebilir. ‘Bahar yorgunluğu’ ise tıbben tam bir sınıfa dahil edilemeyen, hastalık olarak isimlendirilemeyen bir durum olmakla beraber hepimizi az ya da çok etkilemektedir. Halsizlik, kolay yorulma, sabırsızlık, kolay öfkelenme, isteksizlik, dikkat dağınıklığı veya konsantre olmakta zorlanma gibi yakınmalar görülebilir.

Belirtiler 2 Hafta Süreyle Devam Ediyorsa Uzman Desteği Şart

Peki neden belirtiler bu kadar birbiriyle çelişkili olur diye sormak gerekirse; bahar yorgunluğu, depresyon ve mevsimsel değişikliklere bağlı beyindeki nörotransmitter değişimlerinin (serotonin artışı, melatonin azalması) herkeste kendini farklı gösteriyor olması diyebiliriz. Bu belirtileri en az iki haftadır günün büyük çoğunluğunda ve nerdeyse her gün kendinizde gözlemliyorsanız eğer depresyon açısından değerlendirilmek üzere bir psikiyatri uzmanına başvurmalısınız.

Beyin, İklim Değişikliklerini Stres Faktörü Olarak Görüyor

Mevsimsel değişiklikler aslında bizim için yeni bir stres kaynağı sayılabilir. Çünkü her canlı gibi biz de içsel ya da dışsal gelişen olumlu/olumsuz bir duruma karşı hep adapte olmaya çalışırız. Çok fazla dışımızda gelişen bir durum olan ve hakkında elimizden bir şey gelmediği için iklim değişikliğini bilinçli olarak stres faktörü gibi görmesek de beynimiz görüyor olabilir. Geçişler her zaman sıkıntılı olacağından çoğumuz kısa süre bu yakınmaları yaşarız ve uyum sağladığımız zaman belirtiler de kaybolur. Bazen ortaya çıkan yorgunluk zaten önceden var olan bir durumun uzantısıysa eğer kronik yorgunluk; fiziksel ya da psikiyatrik rahatsızlıkların habercisi olabilir.

Bahar Yorgunluğu İle Gelen Depresyonla Baş Etmenin Yolları

Hareket Edin: Egzersiz her zamanki gibi en iyi baş etme yollarından biridir. Gün ışığından yararlanmak için daha çok dışarıda egzersiz yapmak bir taşla iki kuş vurmak gibi olacaktır. Ayrıca güneşle beraber D vitamini düzeyinin vücutta artmasının son dönemde yapılan bazı çalışmalarda depresif belirtilere iyi gelebileceği düşünülmektedir.

Beslenmenize Dikkat Edin: Ağır, yağlı, aşırı baharatlı beslenmekten kaçının. Taze sebze ve meyvelerden oluşan bir diyet bu dönemi kolay atlatmanıza yardımcı olabilir. Bolca su içmeyi unutmayın. Maddeden, alkolden, sigaradan uzak durun.

Sosyalleşin: İletişimde kalmak, sevdiğiniz etkinlikleri yapmak sizi aktif kılacaktır

Stresle Baş etmeyi Öğrenin: Artan stres bahar yorgunluğuna katkıda bulunur. Stresle baş etmek  bahar yorgunluğu sürecini kısaltacaktır.