GEZİ

Okanlı Tunahan’dan Çılgın Proje

Okan Üniversitesi Turizm ve Otelcilik Bölümü 1’inci. sınıf öğrencisi Tunahan Emre Bilgin, geçen yaz Roger Waters’ı fotoğraflamak için İstanbul’dan Sofya’ya bisikletiyle 623 kilometre pedal çevirmişti. 2012 yazında da Bosna Hersek, Hırvatistan turu yapan Tunahan, son projesiyle en büyük hayalini gerçekleştirmeye hazırlanıyor.“Tea With Christopher” adını verdiği proje onun ‘olgunluk’ çalışması. Bu projede, fotoğraf, video, sosyal medya ve bisiklet konularında edindiği tecrübelerin ortak bir paydada buluşturacak. Hedefi ise çok basit: “Christopher Nolan ile çay içmek.”

Bazılarına göre bu bir ‘delilik’. Tunahan’a göre çok normal. Anlatıyor: “Daha önce iki gezim oldu. Bu da üçüncüsü ve en büyük hayalim. Christopher Nolan benim yönetmenlikte idolüm. Yaptığı işleri, çektiği filmleri, kurgu biçimi, görüntüleri benim için çok büyük işler. Mesleki anlamda en tepe noktada. Yol 6 ay sürecek. Şunu da belirtmek isterim, projemin masraflarını karşılayacak sponsor arıyorum. Sponsor olmaksızın bu yolculuğun masraflarını karşılayacak gücüm yok maalesef. Görüştüğüm insanlara ve markalara söylüyorum. Bu benim hayalim ve bunu maddi anlamda karşılamak isterlerse, projeye her hangi bir müdahale yapmamalarını istiyorum. Projenin basitliğine ve naifliğine zarar gelmemesi lazım. İnsanlığa her hangi bir mesajım yok. Gideceğim, sadece çay içip sohbet edip döneceğim.

36 şehir, 12 ülke ve 3 kıta geçecek

İstanbul’dan bisikletle Los Angeles’a gideceğim. Giderken 36 şehir, 12 ülke ve 3 kıta geçeceğim. Bugüne kadar fotoğrafa dair edindiğim tecrübeleri yolda kullanarak fotoğraf çekeceğim. Aynı şekilde video konusundaki tecrübelerimi de yolculuk sonunda elde etmeyi planladığım belgesel için kullanacağım. Öte yandan UtopicFarm ve FormatC’de çalışırken edindiğim sosyal medya tecrübesini kullanarak da projeyi sosyal medyayı baz alan, kaliteli görsellerle desteklenmiş bir kıvama sokacağım. Ama bu olmaya da bilir. Yani gidip de Christopher’ı görememek var. Eğer benimle görüşmeyi kabul eder de karşı karşıya gelirsek inanın ne konuşacağımı bilmiyorum. Bir de ben, iki kişi arasında gerçekleşecek özel bir konuşmanın planı programı yapılacağını düşünmüyorum. O an ne gelişirse nelerden konuşulursa ona göre bir sohbet şekillenir. Eğer benimle görüşmeyi kabul etmezse herhangi bir hayal kırıklığına uğramam, Christopher Nolan benim gözümden düşmez. Çünkü şöyle düşünüyorum. İstanbul’da kalarak onunla görüşmem imkansız. Sadece hayal eder dururum. Ama harekete geçer oraya gidersem bir ihtimal görüşebilirim. Bu ihtimal ve çıkacağım yolculuk bana yeter.”

"Christopher lütfen Tunahan’la çay iç"

Projesinin hazırlık aşamasında, çalıştığı işlerde kurduğu ilişkilerinin kendisine çok yardımcı olduğunu belirten Tunahan, “Birçok ünlü isimle benim projeme destek verdiklerini gösteren video çektim. Videolarda özetle hepsi, beni tanıdıklarını belirtip, Christopher’dan benimle çay içmesini istiyorlar. Tüm videoları Youtube’a yükledim ve http://teawithchristopher.com/ sitesini kurdum. Oradan da yayınlıyorum. Daha şimdiden çok güzel etkileri oldu. Özellikle sosyal medyadan olumlu tepkiler alıyorum” diye konuşuyor.

Boeing ve SunExpress 15 Adet 737 MAX ve 25 Adet Yeni Nesil 737 Siparişini Sonuçlandırdı

Gelecek yıl SunExpress 25. yaşında tüm filosunu yenileme sürecini başlatacak ve Boeing'in son başarısı olan 737 MAX'ı da gelecekte filosuna ekleyecek" diyen SunExpress Genel Müdürü Paul Schwaiger sözlerine şöyle devam etti “Boeing ile devam etmekte olan başarılı ilişkimize son derece değer veriyor ve şirketin uzun yıllardır devam eden sonsuz desteği için minnettarız."
737 MAX, Next-Generation (Yeni Nesil) 737 uçak ailesini pazarda lider konuma getiren verimlilik, ekonomi, güvenilirlik ve müşteri cazibesi gibi özellikleri koruyarak bu modelin başarısı üzerine inşa edilmiştir.  737 MAX günümüzün yakıtı en verimli kullanan tek koridorlu uçaklarında yüzde 14’lük ek yakıt tasarrufu iyileştirmesi sağlamak üzere geliştirilen yeni İleri Teknoloji kanatçıklar gibi aerodinamik iyileştirmeler ile birlikte, son teknoloji CFM Uluslararası LEAP-1B motorlarına sahiptir. Söz konusu iyileştirme uzun mesafelerde daha da fazla olacaktır ki bu da SunExpress’in gelecekteki büyümesinin mükemmel bir tamamlayıcısı olacaktır.
 
“Uçaklarının tamamı Boeing olan SunExpress, çeyrek asırlık başarısını Next-Generation (Yeni Nesil) 737’ler üzerine inşa etmiştir” diyen Boeing Ticari Uçaklar Avrupa Satış Başkan Yardımcısı Todd Nelp ise sözlerine şöyle devam etti “İlave Next-Generation (Yeni Nesil) 737’ler için bugün verilen rekor sipariş, bu uçakların SunExpress filosuna kattığı değerin bir göstergesi olmakla birlikte; 737 MAX alımı da şirketin önümüzdeki yıllardaki azimli büyümesi için zemin hazırlamaktadır.”
 
Üstün işletme ekonomisinin yanı sıra, yolcuların tercih ettiği 737 Boeing Sky Interior da MAX’la standart olarak geliyor. Yolculuk deneyiminden esinlenilerek yıllar süren araştırmaların sonucunda, 737 Boeing Sky Interior modern yan duvarlara ve yolcuların bakışlarını pencerelere çekerek uçuş deneyimleriyle daha büyük bir bağ kurmalarını sağlayan cazip özelliklere sahiptir. 
 
“10’u opsiyonlu 50 adet yeni 737 uçağı içeren siparişimiz, SunExpress’in geleceğine ilişkin bir kilometre taşıdır” diyen SunExpress Genel Müdür Yardımcısı Hacı Say, “Şirketimiz, Türkiye ile Türk turizmine kaynak sağlayan pazarlar arasındaki seyahat ticaretinin her zaman çok önemli bir parçası olmuştur. SunExpress, bu dev yatırımla Avrupa’nın önde gelen tatil havayolu şirketleri arasındaki güçlü konumunun altını çizmektedir. İş modelimize mükemmel şekilde uyan yeni Boeing uçağının da yardımıyla, daha da güçlenmenin memnuniyetini yaşıyoruz.” dedi.
 
Merkezi, Türk kıyı şeridinde yer alan Antalya’da bulunan SunExpress, 1989 yılının Ekim ayında Türk Havayolları ve Lufthansa’nın ortaklığında kurulmuştur. SunExpress bugün, yılda yedi milyondan fazla yolcu taşımakta ve Almanya ile Türkiye arasında, yolcu sayısı bakımından önde gelen havayolları arasında yer almaktadır.  Tamamı Boeing uçaklarından oluşan ve altmıştan fazla Next-Generation (Yeni Nesil) 737-700 ve 737-800’e sahip bir filosu bulunan şirket; Avrupa, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da 90’dan fazla destinasyona sefer gerçekleştirmektedir.

Opel Mooka Snow Fest

Ardından sahne Model Gurubu’nundu ilk defa canlı gördükleri ünlü guruplarla coşan gençler çok özel anlar yaşadı. Opel Mokka Snow Motion Fest’in ikinci gününde ise özel olarak  arabadan yapılan Dj kabini’nin başına geçen Ozan Çolakoğlu ve David Şaboy  Palandöken’in beyaz karlarını eritti.
Festival bu kadarla sınırlı değildi. Cemiyet ve sanat dünyasının yaşam koçu Şeyda Coşkun festivale katılanlara sağlıklı beslenmenin kuralları ve sporun öneminden bahsetti. Şeyda Coşkun’un Palandöken’in beyaz zirvesinde yaptığı yürüme etkinliği festivale renk kattı. Festival’de heyecanlı anlarda gerçekleşti, Rönesans Polat Erzurum Otel’in zirvesinden kayak hocaları ve meşaleler eşliğinde Ralli Co-pilot şampiyonu Çiçek Güney adrenalin dolu  gösteri yaparken  yanında oturan Pascal Nouma ile renkli sahnelere ortak oldu. Araç hareket halinde iken Hollywood filmlerine taş çıkartırcasına atlayan Pascal Nouma alkışlarla Opel Mokka’nın direksiyonunada geçti. Festival’e konuk olaraka katılan Burcu Güneş bol bol kayak yaptı. Ulusal ve Yerel Basının yoğun ilgi gösterdiği Opel Mokka Snow Motion Fest Rönesans Polat Erzurum Otel’de yenilen Çağ kebabı partisi ile son buldu.

Sağlık Turizmi EMITT’te Buluşuyor

18. EMITT Doğu Akdeniz Uluslararası Turizm ve Seyahat Fuarı’nda, ilk defa 2.000 m²′lik
 
Salon 9, konseptli salon olarak tamamen sağlık ve termal turizmine  ayrılıyor. Uluslararası platformda, turizm sektörüne önemli bir değer katan EMITT Turizm Fuarı’na, 70 ülkeden, 60.000‘i profesyonel olmak üzere, yerli ve yabancı 140.000 kişinin ziyaret etmesi bekleniyor.

Beylikdüzü TÜYAP Fuar Merkezi’nde 30 Ocak 2014’te kapılarını açacak EMITT Uluslararası Turizm Fuarı, sağlık ve turizm sektörünü bir araya getiren Salon 9, 2 Şubat 2014 tarihine kadar ziyarete açık olacak.

Salon 9’da yer almak isteyen firmalar  www.emittsaglikturizmi.com internet adresinden stand başvuruları için detaylı bilgi alabilir.

Türkiye’de Hiçbir Tesis Yüzde 100 Engelsiz Turizme Uygun Değil

Okan Üniversitesi Tuzla Kampüsü’nde düzenlenen “Engelsiz Turizm İçin Engelsiz Tesisler” başlıklı seminerde çeşitli sınıflardaki engelli vatandaşlarımızın yaşadıkları sorunlar, engelsiz ve herkes için erişilebilir mimari çevre hakkında kanun ve yönetmelikler, mimari çevrenin engellilere sosyal ve psikolojik etkileri ile Türkiye’de bulunan tesislerin engelsiz hale getirilmesi için yapılacak çalışmalar tartışıldı. Okan Üniversitesi Turizm ve Otelcilik Bölüm Başkanı ve Skal International Marmara Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. M. Onur Gülbahar’ın açılışını yaptığı seminere, EHDD Başkanı Adem Kuyumcu’nun yanı sıra Türkiye Bedensel Engelliler Spor Federasyonu As Başkanı Ali Duran Karakaya, Bağcılar Engelli Sporcular Kulübü Başkanı Fatma Şahin’in de aralarında bulunduğu birçok davetli katıldı.

Belediyeler bilinçli değil

Konuşmasına görme engellilerin yaşadığı sorunları anlatarak başlayan EHDD Başkanı Adem Kuyumcu, “Görme engelliler için yollara duyumsanabilir, hissedilebilir yüzey dediğimiz karolar döşenmek zorunda. Örneğin bunların 40'a 40 olması gerekiyor. Onların 10'a 10 olanı ise tehlikeli bölgeye geldiğinizin işareti. Bakıyorsunuz, bir belediye her yerde sadece 10'a 10'ları kullanıyor. Bizden arkadaşlar gidiyor, uyarıyor, kanunu gösteriyor ama adamlar dinlemiyor. Dava açacağız diyoruz yine dinletemiyoruz” dedi. Başka bir ilçede ise görme engellilerin yürüme yolunun ortasına trafik lambası dikildiğini belirten Kuyumcu, “Arabalar park etmesin diye konan dubalar 50 cm ve bunlar yaşlılar da dahil olmak üzere pek çok insanın ayaklarını parçalıyor. Biz bir karar çıkarttık ve Büyükşehir Belediyesi ile birlikte birkaç belediye bunları 70 cm'e yükseltti ama belediyelerin birçoğu bunu yapmıyor” diye konuştu.

Mimarlar standardı uygulamıyor

İmar Kanunu’nda 1997’de yapılan düzenlemede herkes için erişilebilirlik belediye standardı ve bina standardı konulduğunu belirten Kuyumcu, mimarların bu standartları uygulamadıklarını söyledi.  2005'teki kanun çıktığı zaman da o günden bugüne yapılan otellerin birer facia olduğunu belirten Kuyumcu, “Otellerin girişleri basamaklı. Asansörlere ulaşım basamaklı. Asansörlerin içi ve kapısı minik. Odaların kapıları dar, sadece ruhsat alabilmek için yapılmış çalışmalar var. Bunlar engelsiz turizmi olumsuz etkileyen faktörler” dedi.  Avrupa'daki engellilerin yılda iki kez tatil yapmak hakkı olduğunu fakat Türkiye’de engelsiz turizme uygun tesis olmamasından dolayı Türkiye'ye gelemediklerini belirten Kuyumcu, “Venezüela, Amerika ve İspanya'ya gidiyorlar.
 Sadece Avrupa'ya baktığımızda 3 – 3.5 milyon kişiden bahsediyoruz. Bunlar Türkiye engelsiz turizme uygun olmadığı için gelemiyorlar. Türkiye'de ise devlet kayıtlarına göre (2002 yılı verileri) 8.5 milyon engelli var. Bunların 5 milyonu bedensel engelli ve sadece yüzde 20'sinin maddi durumu iyi değil. Ayrıca, Türkiye’de 70 bin lüks engelli aracı var” diye konuştu.

Hiç tatil yapamamış 5 milyon engelli var

Engelsiz turizmin faydalarından da bahseden Kuyumcu, “Peki engelsiz turizm olduğu zaman ne olacak? Bir kere engelliler açısından bakıldığında tesislerdeki konaklama süreleri uzayacak. Şu ana kadar hiç tatil yapmamış, bu imkânı bulamamış yaklaşık 5 milyon engelli tatil yapma imkanına kavuşacak” dedi. Mimari engeller yüzünden evde hapis olan engellilerin dışarı çıktıklarında kendilerine “Nereye gideceğiz?” sorusunu sorduklarını belirten Kuyumcu, sözlerine şöyle devam etti: “Öte yandan alışveriş merkezleri ya da oteller engelli otoparkı yapıyor, otoparka bir levha koyuyor. Tekerlekli sandalye kullanıcısının rahatça inebilmesi için bunu yapıyor ama yanına iki otomobil geldiğinde kapılar açılmadığı için tekerlekli sandalye kullanıcısı inemiyor.”

Sıcak Havada Bebeğinizi İsilikten Koruyun

Bebeğinizin cildi sıcak havadan olumsuz etkilenebilir İsilik, derideki küçük ter bezi kanalları olan gözeneklerin tıkanması sonucu ortaya çıkan deri döküntüleridir. Bu döküntüler sıcak havada ya da bebeğin aşırı sıcak ortamda bulunması halinde daha da artabilir.

İsiliğin dereceleri olabilir

İsilik, çeşitli şekillerde görülebilir. Daha hafif olan isilik küçük ve kolayca patlayıp ince pullar oluşturan su kabarcıkları halinde görülür. Daha ağır vakalarda, kaşıntılı ve su toplayan kırmızı döküntüler oluşabilir. Bu döküntüler sıcakta karıncalanma veya kaşınma hissi yaratabilir. Döküntü birkaç gün sonra kaybolur, ancak yineleyebilir. İsilik genellikle yaz aylarında veya aşırı sıcak ortamlarda oluşur. Aşırı terlemeye neden olan kalın giydirilme, sık yıkanmama gibi nedenler de kolaylaştırıcı etki yapar.

Baş ve vücut kıvrım yerlerinde sık görülür

Bebeklerin cilt yapısı ince olduğu için ve ısı değişikliklerine yanıtları daha zor olduğu için erişkinlere göre isilik daha sık görülür. Bebeklerin cilt yapısı ince olduğu için ve ısı değişikliklerine yanıtları daha zor olduğu için erişkinlere göre isilik daha sık görülür. İsilik tüm vücutta olabilir ama özellikle çok terleyen bölgelerde özellikle bebeklerde baş bölgesinde ve kıvrım yerlerinde görülür.

Sarışın ve açık renkli bebeklere özellikle dikkat edilmeli

İsiliği önlemek için sıcak ortamlarda bebekler çok kalın giydirilmemeli, teri çeken pamuklu giysiler tercih edilmeli ve sık sık yıkanmalıdır. Kış ayları bile olsa ev içi ısı 23-24 derece olması yeterlidir. Daha sıcak ortamlarda bebekler sık terleyeceğinden kış aylarında bile isilik görülebilir. Banyo yapılması isilik için ilaç tedavisinden önce gelir. Sarışın ve açık tenli bebeklerde isilik daha sık olabilir

Sık banyo ve doktor kontrolünde krem uygulaması çok önemli

İsilik tedavisinde sık banyo yapılması dışında eğer ciltte kaşıntı çoksa kaşıntı giderici kremler ve anti inflamatuar yani yangıyı azaltıcı kremler hekim kontrolünde kullanılabilir. Doğal ve temiz deniz suyu ile temas ter bezlerinin uçlarını açık tutacağından yaz aylarında aşıları tamamlanmış bebekler için önerilebilir.
 
Kilolu bebeklere dikkat

Özellikle kilolu bebeklerde kıvrım yerleri isilik için riskli bölgelerdir. Özellikle banyo sonrası bu bölgelere nemlendirici kullanımı (losyon veya bebe yağları veya zeytinyağı) faydalı olacaktır.

Angry Birds Bodrum’u Sallamaya Geliyor

Avenue Bodrum AVM alt kat aktivite alanında gerçekleşecek olan Angry Birds Oyun Parkuru’nda 15.00 – 23.00 saatleri arasında katılımcılar; Sapan yardımı ile kırmızı kuşları fırlatarak, platform üzerindeki yeşil domuzcukları devirmeye çalışacak ve birbirinden güzel hediyeler kazanma fırsatı yakalayacak.

10 yas altı çocuklar için hazırlanan workshoplarda ise tablet bilgisayarlar ile Angry Birds oyun deneyimini yaşayan miniklere, oyun sonunda başarı sertifikaları verilecek. Ayrıca, Angry Birds maskotu hatıra fotoğrafı çektirmek için özel standında hayranlarını bekliyor olacak.

Biz size aşk, alışveriş, eğlence ve unutamayacağınız keyifli anlar sunuyoruz, ya siz bu aşkı yaşamaya hazır mısınız?

 
Avenue Bodrum AVM
 
 
Merkez Mah. Atatürk Bulvarı No: 25-29, 48400 Konacık-Bodrum / 0 (252) 444 3 719

Yaz Güneşi Çocuğunuzu Hasta Etmesin

Çocuğunuzu güneş çarpması ve yanıklardan koruyun

Çocuklar güneş ışınlarının en yoğun geldiği saatler olan 11:00-16:00 arasında güneşe çıkartılmamalıdır. Çocuğunuza açık renk, pamuklu kumaştan, bol giysiler giydirilip ve başına geniş siperlikli şapka takılmalıdır. Kaliteli bir güneş gözlüğü de önemlidir. Çocuğunuza güneşe çıkmadan en az 20 dakika önce çocuklar için üretilmiş olan güneş koruyucu faktörü (SPF) 30’dan yüksek özellikle açık tenli çocuklar ve bebekler için koruma faktörü 50’nin üzerinde olan ve katkı maddesi içermeyen koruyucu losyon sürülmelidir. Losyon 3-4 saat ara ile yenilenmelidir.

Kimyasal bariyer etkisi olan koruyucuları bebekler için kullanmayın

Şemsiye altında veya gölgede bulunmak güneş ışınlarından korunmak için yeterli değildir. Ultraviyole ışınları, bir yaşın altındaki bebeklerin cildini olumsuz etkiler. Tekrarlayan güneş yanıkları, cilt kanserine neden olur. Güneş yanığında en iyi tedavi korunmadır. Güneşten koruyucu kremlerin, bebekler açık havada gezdirilirken bile sürülmesi gerekir. Fakat kimyasal bariyer etkisi olan koruyucular, bebeklerin ciltlerine zarar verebilir. Bu nedenle mineral filtreli, pediatrik ürünler tercih edilmelidir.

Yanıklarda ilk müdahale soğuk suyla yapılmalıdır

Uzun süre güneşe maruz kalındığında birinci derece yanıkla birlikte ciltte önce kızarıklık oluşur, daha uzun süreli hasarlarda cilt üzerinde ikinci derecede yanık meydana gelir ve su dolu kabarcıklar görülür. Güneş yanıklarında kızarıklık gecene kadar günde 3-4 defa, 10-15 dakika süreyle soğuk musluk suyuyla kompres yapılmalıdır. Ayrıca çocuklar için üretilmiş özel güneş yanığı kremleri de sürülebilir.  Yanıklarda vazelin kullanılmamalıdır. Bu tür maddeler iyileşme için gerekli olan hava ile teması engeller. Ağrıyı azaltmak için pediatrik ağrı kesiciler kullanılabilir.

 
İsiliği önlemek için çocuklara sık banyo yaptırın
 
İsilik kaşıntılı, deriden hafif kabarık ve pembemsi deri döküntüsü ile karakterizedir. İsilik ter bezlerinin tıkanması sonucu oluşur. Sıcak ve nemli hava döküntülerin artmasına yol açar. Kaşıntı sonucunda deride tahribat oluşursa enfeksiyon da meydana gelebilir. Önlemek için sık banyo yapılması, pamuklu giysiler giyilmesi ve derinin mümkün olduğunca hava alması gereklidir.
 
Bebeğin cildi hava almalıdır
 
Pişik, bebeklerde en sık görülen deri hastalıklarından birisidir. Bezin temas ettiği kalça ve uyluk bölgesinde kırmızı renkte, kabarık lezyonlar şeklinde görülür. Pişikler, bebeğiniz bez kullandığı dönem boyunca tekrarlayabilir, yazın sıcak ve nemin etkisi ile görülme sıklığı artabilir. Bebeğin bezi sık sık değiştirilmeli, bez değiştirme sonrası mümkünse bebeğin altı ılık suyla durulanmalıdır. Özellikle bebeğin cildinin hassas olduğu ilk aylarda ıslak mendiller alt temizliğinde kullanılmamalıdır. Daha sonraki aylarda ise alkol ve parfüm içermeyenler tercih edilmelidir. Bebeğin altı temiz bir havlu ile nazikçe kurulanmalı ve altı havalandırılmalıdır. Böylece cildin kuruması daha çabuk olacaktır. Bez çok fazla sıkılmamalı ve cildin hava aldığından emin olunmalıdır. Her bez değişimi sonrası çinko oksit içeren pişik koruyucu kremleri kullanmak faydalı olacaktır.

Ataşehir’in Park, Ataşehir’in Yeşil Alanları

Lafuma ile Doğa’ nın Keyfini Sürün

Lafuma’ nın ısı geçirmeyen, EVA tabanlı antibakteriyel sandaletleri ile bu yaz çok rahat geçiyor. Sandaletlerin esnek ve rahat tabanları yürüyüş esnasında konforunuzu maksimum düzeyde tutuyor ve  deri dış yüzeyiyle de kolay aşınmıyor.

Lafuma’nın bay  koleksiyonunda bulunan şortların, tişörtlerin ve gömleklerin ultraviyole ışık koruma özelliği bulunuyor. Yağmurlu havalarda dahi çabuk kuruyan gömlekler ve şortlar, rahat kullanım ve sportif görünümü bir arada bulunduruyor. Doğada ve şehirde hafif bir yaz dokusu veren, hafif teknik pamuk kumaşlar, pamuk-naylon karışımları,  işlevsel ve koruyucu dış giyim özelliklerini kullanıcıya hissettiriyor.

 
Lafuma uzun süreli kamplarda, seyahatlerde  ve tüm aktivitelerde tercih edilen birbirinden farklı çok yönlü sırt çantaları tasarlıyor. Çantaların ayarlanabilir sırt sistemleri sırtı çok iyi kavrıyor ve mükemmel bir taşıma konforu sağlıyor. 15  litreden 70 litre ye kadar iç hacime sahip olan sırt çantasında bir çok ince detay düşünülmüş. Fermuarlı ve fileli yan cepler, ergonomik omuz askıları ve ayarlanabilir sırt sistemleri ile sırt çantasından beklenen tüm performansı maksimum düzeyde sergiliyor.
 
Lafuma şapkalar sıcak yaz güneşinden korurken, farklı model ve renk seçeneklerini de kullanıcının beğenisine ve tercihine  sunuyor.
 
Lafuma’nın tüm modellerini, Adventure Republic Mağazaları; İstanbul:  Kızıltoprak, Nişantaşı, Levent, Cihangir, : Bodrum, Ankara: Armada AVM., Adrenalin Mağazaları, İstanbul: Beşiktaş, Karaköy, Bakırköy, Kadıköy,  Adana, Mağazalarında bulabilirsiniz.
 

Denizde 1 Saatten Fazla Kalmayın

Tatilde doğru kıyafet seçimi çok önemli
 
Öncelikle gidilecek yerin koşulları önemlidir. Yurt içi seyahat düşünülüyorsa; kıyafetler, gidilecek yere göre ayarlanmalıdır. Yazlık kıyafetlerin yanı sıra; akşamları serin olabileceği düşünülerek uzun kollu kıyafetler ya da şal götürülebilir. Kronik hastalıkları olanların ilaçlarını yanlarından ayırmamaları ve kalacakları gün sayısı kadar yedeklemeleri çok önemlidir. Otelde konaklanacaksa, gidilecek yerin mutfağında mutlaka diyet yemekler bulunmasına özen gösterilmelidir. Tatil döneminde tercih edilmesi gereken giysiler; güneş ışınlarını kendine çekmeyen, açık renkli, pamuklu, teri çekebilen kumaşlardan üretilmiş olmalıdır. Bu tür giysiler, serinletici ve güneş ışığına direkt maruz kalınmasını önleyici özelliktedir.

Islak şapka ve kıyafet serinletir ama hasta eder

 
Saat 10.00- 16.00 arası güneşe çıkılması sakıncalıdır. Bu saatler arasında dışarıda bulunulması gerekiyorsa, şapka ve beyaz uzun kollu kıyafetler tercih edilmelidir. Bu, güneşi yansıtarak ten ile temasını engeller. Serinlemek açısından bazen şapkalar ıslatılarak kullanılabilir. Ancak bu uygulamayı sürekli tekrarlamak doğru değildir. Islak bir şapka ya da kıyafet ile deniz kenarında ya da yüksek bir yerde rüzgara maruz kalmak, “fibromiyalji” denilen kas ve iskelete sistemi hastalıklarına neden olabilir. Güneş ışığını ve sıcaklığını kendine çekmesi için açık renkli şemsiyeler kullanılmalı, hava sirkülasyonunu sağlayan hasır şemsiyeler tercih edilmelidir. 

Uzun süre suda kalmak cilt tabakasını zedeleyebilir

Cilt, bağışıklık sistemin önemli bir parçasıdır. Sürekli suda kalındığında örtü tabakasında zedelenmeler olabilir. Uzun süre suda kalınması ciltte kurumaya neden olacağı için enfeksiyonlara da açık hale gelecektir. Bunun için;  denizde ya da havuzda 1 saatten fazla kalmak önerilmemektedir. Güneş ışınlarından korunmanın en önemli yolu ise, yüksek koruyucu faktörlü kremler kullanmaktır. Güneşlenmek için kola gibi maddelerin kullanımı oldukça zararlıdır. Ağızdan deri mantarlarının tedavisi için ilaç kullananların, güneşe çıkmamasında yarar vardır. Çünkü bazı mantar ilaçları, ciltte renk değişikliklerine sebep olabilir.

Sıvı tüketiminizi iyi ayarlayın

 
Bol su ve sulu gıdaların tüketilmesi gerekmektedir. Sindirimi kolay hafif besinler tercih edilmeli, günde en az 2-2.5 lt su tüketilmeli, gazlı içeceklerden uzak durulmalıdır. Susamadan su içilmelidir, susamak vücudun su ihtiyacını belirten güvenilir bir işaret değildir. Kalp hastalığı veya hipertansiyonu olanlar dışında gıdalarla tuz alımı artırılmalıdır. Tuz kısıtlaması yapmak zorunda olanlar ise sıvı ve tuz kaybı konusunda dikkatli olmalıdırlar.
 
Çok soğuk su ile duş almayın 
 
Sıcak yaz günlerinde serinlemek için yapılabilecek en doğru şey, duş almaktır. Duş, serinlemeyi sağlayarak sıcak yaz günlerinde terleme ile ilgili sıkıntıları da azaltmaktadır. Serinlemek için yapılan duş, şok etkisi yaratacak kadar soğuk olan suyla yapılmamalıdır. Özellikle kalp hastalığı gibi kronik rahatsızlığı olanlar, buna dikkat etmelidir. Çok sıcak ve çok soğuk olmayan ılık bir duş, kişiyi rahatlatır. Düzenli duş ile gözeneklerin açılması, düzenli terleme ile birlikte vücut ısının düşmesine ve ışırı sıcakların olumsuz etkilerinden korunmaya yardımcı olur.

Klima altında uyumayın

 
Aşırı sıcaklarda serinlemek için tüketilen soğuk su, sanıldığı gibi zararlı değildir. Yalnızca, kronik farenjit gibi sağlık sorunu olanların şikayetlerini tetikler. Yazın klima kullanımı da kontrollü olmalıdır. Klimaların yol açtığı bakteriler, lejyoner hastalığı ve zatürrenin oluşunda etken olabilir. Klimanın açık bırakılarak direkt klima etkisine maruz kalarak uyumak, uyku kalitesini bozar, vücut kasılma ya da tutulmaları ortaya çıkabilir.

Havuzdaki Hepatit A tehlikesine dikkat

 
Tatilde deniz yerine havuzu tercih edenlerin bazı önemli noktalara dikkat edilmesi gerekir. Öncelikle havuzun denetimine mutlaka dikkat edilmelidir. Havuza girerken kulak tıkacı ve yüzücü gözlüğü takılmalıdır. Havuzlardan Hepatit A bulaşabilir. Bunun için özellikle çocuklara tatile gitmeden önce Hepatit A aşısı yaptırılabilir. Havuz başlarında mantar gibi enfeksiyonlar karşı terliksiz asla dolaşılmamalıdır. Havuzdan çıkınca klorlu suyun cildi kurutmasını önlemek ve bakteriyolojik kirlilik de ciltten atmak için mutlaka duş alınmalıdır. Islak mayo ile kalmak da vajinal mantar enfeksiyonlarına zemin hazırlayabileceği için havuza girdikten sonra mayonun değiştirilmesi gerekir. 

Avenue Bodrum AVM Yılda 3 Milyon Ziyaretçi ve 50 Milyon Euro Ciro Hedefliyor

Bodrum, artık 4 mevsim yaşanacak…

Avenue Bodrum Avm Genel Müdürü Dilek Kurt ise“Bodrum artık 4 mevsim yaşanacak” diyerek sözlerine şu şekilde devam etti; “Cadde ve Bodrum evleri konseptine sahip Avenue Bodrum AVM içinde yer alan tüm mağazalar “Exclusive Consept”  anlayışı ile konumlandırıldı. AVM’nin hem fiziksel yapısı hem de etkinlik ve aktivitelerimiz ile sadece yaz aylarında değil yılın on iki ayı boyunca alışveriş, eğlence, aktivite, kültür-sanat, yeme içme kompleksleri ile ziyaretçilerimize farklılığımızı hissettireceğimize inanıyoruz.”
Gündüz ve gece yaşamına keyif katacak etkinlik-aktiviteleri ile birçok farklı hizmetin yer aldığı Avenue Bodrum AVM, alışveriş yapmayı seven ve modayı takip eden, marka algısı yüksek, zengin damak tadına sahip yeni lezzetler denemekten çekinmeyen, kültürel ve sanatsal etkinlikler ile sürekli kendisini geliştiren, sosyal sorumluluk bilinci yüksek ve Bodrum’a aşık ziyaretçilerini bekliyor.

 
Avenue Bodrum AVM

Merkez Mah. Atatürk Bulvarı No: 25-29, 48400 Konacık-Bodrum / 0 (252) 444 3 719

Air France Afrika Uçuşlarını Arttırdı

Air France,  yolcu taleplerine karşılık olarak Paris- Charles de Gaulle’den Ivory Coast-Abidjan’a haftalık uçuşları 7’den 10’a yükseltti. Ayrıca  Air France, Mauritania-Nouakchott kapasitesini yükselterek haftada 3’den 4’e çıkarttı.

Air France, Airbus A340 ile uçuşlarını Nijer’in başkenti Niamey’e haftada 4’den 5’e çıkarırken, aynı zamanda Burkino Faso’nun Başkenti Ouagadougou’ya günlük servis uygulanacak. (Haftalık 2 kez direk uçuş ve Niamey’e haftalık 5 kez uçuşlar devam edecek.)

Böylece Air France müşterileri onlara en uygun olan uçuş programlarını seçebilecek.
 
Afrika uçuşları için yeni son check-in zamanı
 
Air France, zamanlama performansı açısından Paris-Charles de Gaulle’den Afrika’ya uçuşlarının check-in zamanını da yeniden düzenledi.
 
1 Mart’tan itibaren Paris-Charles de Gaulle’den Afrika (Johannesbourg ve Cape Town dışında)  check-in zamanı 60 dakikadan, 90 dakikaya çıktı.

Air France-KLM hakkında

 
Air France-KLM Şirketler Grubu, partnerleri Delta ve Alitalia ile birlikte günde 250’den fazla ucuşla dünyanın en büyük TransAtlantik ortaklığıdır.  593 uçaklı filosuna sahip olan Air France-KLM ‘in ucuş ağı 113 ülkede 230 şehri kapsıyor.
2012 yılında 75.8 milyon yolcu ve 1.4 milyon ton kargo taşıması gerçekleştiren Air France-KLM, bünyesinde 19 havayolunu barındıran dünya çapında günde 187 ülkede 1000’e yakın şehre 15.465 uçuş olanağı sağlayan Skyteam Birliği’nin de üyesidir.

Kiriş World Hotel’i, Voyage Hotels İşletecek

Ana restoran ve Türk, İtalyan, Asya, Balık’tan oluşan 4 A la carte restoran seçenekleriyle, Kiriş World Hotel dünya mutfağının lezzet kapılarını konuklarına açıyor.
 
Hijyenik havuzları, aquaparkı ve 3 ayrı rüya gibi koyuyla Kiriş World Hotel’de cennet gibi bir tatil sizleri bekliyor. Çocuklu aileleri de düşünen Kiriş World, Mini Club’ı ile tecrübeli çocuk eğitmenleri eşliğinde ebeveynlerin tatilini daha da kolay hale getiriyor.
 
SPA’sından, masajına, Türk Hamamı’ndan, saunasına kadar ruhunuz ve bedeniniz Kiriş World sayesinde özgürleşiyor. Profesyonel masörler ise kendinizi yenilemeniz ve şımartmanız için hazır bulunuyor. Amfi tiyatrosu ve discosuyla eğlenceyi tatil boyunca sürdürecek, zamanınızın nasıl geçtiğini anlamayacaksınız.
 
Huzurun ve mutluluğun kapısını her tarafı ağaçlarla kaplı bir doğada arıyorsanız Kiriş World siz ve sevdikleriniz için birbirinden güzel 3 ayrı koyu ile cennetten kalma bir yer olarak hazır. Çocuklu, çocuksuz aileler, çiftler ya da yalnız tatile çıkanlar için birçok alternatifin bulunduğu Kiriş World 2013’de yeni tatil adresiniz olmaya aday. Kiriş World, ayrıca yeni evlenen çiftleri de düşünerek özel balayı paketlerini değerli misafirleri için hazırladı.
 
 

Bu Gemi Sadece Sizin İçin Yol Alıyor

Gemiye binilen ilk gün şampanya servisi ile karşılama yapılıyor, misafirin tercih edeceği banyo ekipmanı ve yastık çeşitleri, valiz açma ve kapama hizmeti, özel yiyecek siparişleri, özel fitness talepleri alınıyor. Ve o andan itibaren tüm seyahatte misafirin taleplerine 24 saat boyunca cevap verecek özel yardımcısı ücretsiz olarak hizmet vermeye başlıyor. Butler kuru temizleme hizmetinden, ayakkabıların parlatılmasına, yemek rezervasyonlarına herşeyle birebir ilgileniyor. İstenilen içkiler her daim mini bar’da soğuk olarak servise hazır oluyor.
 
Silversea gemileri özellikle daha az yolcu, daha çok serbest alan ve özel servis- konseptiyle tasarlanmış. Silversea’de verilen tüm servislerden gurme sunumlara kadar tüm noktalarda misafirlere en üst seviyede memnuniyet yaşatmak için her detay düşünmüş. Ortak alanların yanısıra kişiye özel sakin bölümler de ince detaylarla planlanmış. Yani kalabalığın ortasında tek başına seyahat hissini yaşatıyor. Dileyen misafir gemideki tüm imkanları odasına getirtebiliyor. Odada içki servisi yaptırmak bunlardan biri. Şampanya çikolata keyifi yapmak mı istiyorsunuz, odanızda el yapımı çikolatalar, soğutulmuş bir şişe Fransız şampanyası sizi bekliyor.
Bu gemilerde normal oda yok, hepsi suit, hepsi okyanus manzaralı. Misafirlerinin konforu ve rahatlığı düşünülerek, hiçbir ayrıntı göz ardı edilmeden İtalyan stilinde dekore edilen bu suite’lerin %85’inde özel tik ağacı ile yapılmış veranda bulunuyor. Suitlerin büyüklüğü 30- 150 metrekare arasında. Banyoda kullanılan ürünler Bulgari, Ferragamo…
 
Gemilerin genel dekorasyonu da göz alıcı. 1930’ların Art Deco stili tasarımlarının bugünkü modern anlayışı ile birleşiminin göze çarptığı gemilerde tavan ışıklandırmalarından, gökyüzü rengindeki merdivenlere, mobilyalara, restaurant’ta yemek yediğiniz porselenlere kadar herşey çok zarif. Ve bu geminin her tarafında aromaterapik kokular yükseliyor.
 
Butik hizmet vermesine karşın daha büyük gemilerde bulunan tüm özelliklere sahip Silversea gemileri.  Eğlenceleri, spor alanları, Spa ve Casino’su ile defalarca ödül kazanmış. Gemide kişiye özel aktiviteler dışında grupların da eğlenebileceği farklı seçenekler sunuluyor.
 
Ünlü şeflerin hazırladığı leziz yemeklerle gastronomik bir maceraya çıkılıyor bu gemilerde. Lezzetli menüleri ve en kaliteli şarap seçeneklerinin sunulduğu restoranlarda, misafirler tercihleri doğrultusunda, istedikleri yerde ve istedikleri zaman da akşam yemeği yiyebiliyor. Fransız mutfağından Asya füzyon mutfağına kadar farklı seçenekler var ve hepsi birbirinden şık. Restoranların dekorasyonuna Armani’den Ferragamo’ya dünyanın bir çok ünlü tasarımcıları katkıda bulunmuş.
Silversea gemileri büyük gemilerin ulaşamadığı küçük limanlara da rahatlıkla demir atabiliyor. Tender botlardan yardım almadan limana yürüyebilmenin ve dilediğiniz kadar gezebilmenin konforu Silversea gemilerinde…Bu ultra lüks seyahatler için Jolly Tur ile irtibata geçebilirsiniz.

Kayak Tatilinin Yeni Adresi Bulgaristan Bansko

Bansko deniz seviyesinden 930 metre yüksekte, Bulgaristan’ın meşhur Pirin Dağları’nın yamacında yer alan bir kasaba. Bu kasaba kayak turizminde kısa sürede Fransa ve İsviçre köyleri ile yarışır hale geldi. Muhteşem bir doğası olan Bansko 180’den fazla irili ufaklı gölle çevrelenmiş. Kayak merkezi Aralık- Mayıs ayları arasında hizmet veren Bansko Avrupa’dan milyonlarca turist alıyor. Özellikle İngilizlerin gözdesi.  Kayak alanı saatte 25.000 kişiyi ağırlayabiliyor.   
 
Bansko’ da 990 metreden 2600 metreye kadar farklı zorluk derecelerinde toplam 19 pist bulunuyor. Pistlerin toplam uzunluğu ise 65 km. 3 adet Chair Lift, 8 adet Drag Lift ve 1 adet Gondola lifti bulunan Bansko’da liftler 08:30-16:30 arası hizmet veriyor. Karın yetersiz kaldığı zamanlarda 186 adet technoalpine yapay kar makinesi rahat spor yapılabilmesi için imkan sağlanıyor. Bazı pistlerde hava koşullarına bağlı olarak 18:30-21:30 arası gece kayağı yapma imkanı da bulunuyor.
 
Snowboard’cular için de parkur var Bansko’da..
 
2014 KIŞ OLİMPİYATLARINA HAZIRLANIYOR
 
Bansko Kayak Merkezi, Bulgaristan`in en büyük ve iddialı kayak merkezi olup 2014 Kış Olimpiyatları için de onay almış bir yer. Avrupa’lı kayakçıların da favorisi. Dünya şampiyonu Alberto Tomba’nın kayak yaptığı, 2600 metrede Tomba ismiyle anılan, meşhur Siyah zorluk dereceli kayak pisti Bansko’da bulunuyor.
 
Avrupa’nın son gözdesi olmanın yanı sıra 2014 Kış Olimpiyatlarına da hazırlanıyor olmasından dolayı pistleri ve merkezlerinde her türlü lükse sahip Bansko… Banskonun her yerinde sıkça cafe, bar ve gece kulüplerine rastlayabilir özellikle gece kulüplerinde sabahlara kadar hiç sıkılmadan eğlenebilirsiniz. Bansko’da ’’Mehane’’ ismiyle adlandırılan geleneksel Bansko tavernaları çok popüler. Mehane tavernalarında tipik Bulgar yemeklerinin en güzellerinin tadına bakabilirsiniz. Mehanelerin bazılarında canlı local folklorik Bulgar müziği dinleme imkanınız bulunuyor. Casino ve  Spa Merkezleri de Bansko’da kayak yapmak dışında vakit geçirebileceğiniz yerler. Ayrıca atlı kızak turları da çok keyifli…

Bansko çocuklu aileler için de çok uygun. Kayak merkezinde 4-7 yas arası çocuklara özel Ski Oyun ve Kayak Öğrenme Parkı bulunuyor. 3 adet çocuk lifti de gözetmenler tarafından hizmet veriyor. Ders almak isteyenler de yine bu parklarda münferit olarak veya grup eğitimi olarak çocuklarına kayak öğretmeni tutabiliyor.

2.5 SAATTE BANSKO’DASINIZ!

Jolly Tur Avrupa’nın bu gözde kayak merkezine uçakla ve otobüsle olmak üzere iki tur programı sunuyor. Otobüsle ulaşım 8 saat sürerken, İstanbul’dan 1 saatlik uçak yolculuğu ile Sofya’ya oradan 1.5 saatlik araba yolculuğu ile Bansko’ya ulaşabilirsiniz. Yolların asfalt olması ve sürekli temizlenmesi nedeniyle Sofya Bansko arası gidilen yol da son derece keyifli ve rahat. Türk Havayollarının sabah uçakları ile düzenlenen turlara katılanlar aynı gün öğleden sonra rahatlıkla kayak yapmaya başlayabilirler.

TUR PROGRAMI

19 Ocak, 26 Ocak, 2 Şubat, 9 Şubat 2013 ÇIKIŞLI /5 GECE/ OTOBÜS İLE ULAŞIM  

24 Ocak, 31 Ocak, 07 Şubat, 14 Şubat 2013 ÇIKIŞLI/ 3 GECE/ THY İLE ULAŞIM

199 EURO’DAN BAŞLAYAN FİYATLARLA….

TTNET’liler Ulusoy ile Yüzde 30 İndirimli Seyahat Ediyor

31 Aralık 2012 tarihine kadar geçerli olan kampanyadan yararlanmak isteyenlerin “ULUSOY boşluk TC kimlik numarası” yazarak 6606’ya SMS göndermeleri ve şifre almaları yeterli.
 
İndirim, www.ulusoy.com.tr web sitesi üzerinden satın alınan biletler için geçerli. Bilet satın almak isteyen TTNET’liler, sitenin “Fırsat” alanından TTNET kampanyasını seçerek ve şifrelerini girerek işlemlerini kolaylıkla yapabiliyor. Kampanyada 1 şifre ile 6 kez indirimli bilet almak mümkün.
Kampanya hakkında detaylı bilgi almak isteyenler TTNET satış noktalarından, 444 0 375 TTNET müşteri hizmetlerinden veya www.ttnet.com.tr adresinden başvuru yapabiliyor.
 
*Edirne seferleri kampanyaya dahil değildir.
 
TTNET Hakkında
 
2006 yılında tüm Türkiye’yi internete bağlamak ve dünyayla tanıştırmak amacıyla kurulan TTNET, bugün kurumsal ve bireysel hizmetleriyle sektörde öncü rol oynayan, müşterilerine bugünün ve geleceğin iletişim teknolojilerini sunan, iletişim ve eğlence şirketidir. İletişim teknolojilerinin üç temel bileşeni olan internet, televizyon ve telefonu birlikte sunan TTNET eğitim, eğlence, iletişim, güvenlik ve işletmelere özel ürünleriyle Türkiye’nin tüm iletişim ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Şirketin ürün portföyünde başta ADSL/VDSL 2-hızlı internet erişimi,  fiber internet erişimi, WiFi kablosuz internet erişimi ve iPass işbirliği ile TTNET WiFi yurtdışı erişim hizmeti, G.SHDSL, Metro Ethernet, ATM ve Frame Relay internet erişim hizmetleri bulunmaktadır. TTNET; Avea işbirliği ile TTNET Mobil markası altında GSM ve 3G dahil tüm cep telefonu hizmetleri, TTNET Alo markası ile de bireysel müşterileri için sabit telefon erişimi sunmaktadır. TTNET ayrıca; sinema ve televizyonu taşınabilir hale getiren Tivibu Web ve ev ortamında TV ekranından ulaşılabilen IPTV hizmeti Tivibu Ev'i de Türkiye’de uygulamaya başlayarak bir ilke imza atmıştır.
 
İnternet erişim hizmetlerinin yanı sıra TTNET’in katma değerli servisleri arasında milyonlarca şarkıyı ücretsiz dinleme imkanı sunan TTNET Müzik ve dijital oyun platformu Playstore bulunmaktadır. TTNET Güvenlik kapsamında güvenli internet için birçok ürün ve servisi kullanıcılarına sunmaktadır. TTNET İşyerim Paketleri ile de işletmelerin ihtiyaçlarına özel ürün ve servisler geliştirmektedir.
 
Tek faturada; internet, TV, sabit ve mobil ses hizmetlerini müşterilerine sunan TTNET, Türkiye’de bir “ilk”i daha gerçekleştirerek “dörtlü servis” dönemini başlatan ilk iletişim ve eğlence şirketi olma kimliği kazanmıştır. 
 
www.ttnet.com.tr

Jolly Turla Massallar Diyarı Endülüs

TORREMOLİNOS: Endülüs bölgesindeki en popüler, en çok turist alan şehirlerden biri. Beyaz kumsalları, gece hayatı, restoranları ile bu şehir eğlence anlamında geniş bir yelpaze sunar. Calle San Miguel adlı yer alışverişin merkezidir. Bu caddede çok sayıda ünlü markanın mağazası dışında yöresel hediyelik eşya satan dükkanlar ve ucuz tekstil alışverişi için çok sayıda mağaza bulunuyor. Calle San Miguel’de aynı zamanda onlarca bar ve dünya mutfaklarından lezzetlerin sunulduğu restoranlar bulunuyor. Torremolinos’da sabahın ilk ışıklarına kadar eğlencenin devam ettiği yer ise Avda Palma Da Mallorca…
 
SEVİLLLA: Şehir Arapça “akan büyük su” anlamındaki guadelkebir’den ismini alan, 600 km. uzunluğundaki Guadalquivir nehri ile ikiye bölünmüş. İki bölümü köprüler birleştiriyor ki bu köprülerin üzerinden şehri seyretmek büyük huzur veriyor. Bu köprülerin en ünlüsü, fenerlerle süslü olan Triana köprüsü. Santa Maria Katedrali ise Sevilla’nın en önemli simgelerinden. Zira inşasına 15. Yy’da başlanmış ve  yapımı neredeyse bir asır sürmüş. Arap gotik ve Rönesans tarzı sarayların yan yana yükseldiği krallık malikanesi Alkazar’ı da Sevilla’da görecek ve hayran kalacaksınız. 13. Y.y’dan kalan Altın Kule ve 51. Paula Rahibeler Manastırı da mutlaka görülmeli.

GRANADA: İki yüksek tepenin arasında kurulmuş olan yerleşim merkezi, İspanya’nın Madrid’den sonra ikinci büyük üniversite şehri. Endülüs’de kıyı şehri olmadığı halde, büyük teras, bahçe ve avlulu şık evleriyle biraz daha sayfiye havasında olan bir şehir. Şehrin en önemli turistik değeri Elhamra Sarayı. Elhamra bugün yeniden seçilmeye çalışılan dünyanın yedi harikası sıralamasında lider durumunda. V Karl Sarayı ise dünyanın dört bir yanından getirilen çiçeklerle süslü bahçesi, çeşit çeşit balıkların yüzdüğü süs havuzu ve mimarisiyle bin bir gece masallarındaki efsanevî sarayları anımsatan bir cennet. Granada sokaklarının duvarları bir sokak ressamı olan El Nino’nun resimleriyle dolu. En ünlü meydalarında ise cok sayıda cafe ve mağaza bulabilir, İspanya’nın meşhur içkisi Sangria’dan söyleyip keyif yapabilirsiniz. Bu arada Granada’da ne içerseniz için, kola bile içseniz yanında küçük bir meze tabağı geliyor. Bu küçük mezeye de tapas deniliyor. Granda’ya gitmişken Flamenko gösterisi izlemeden dönmemenizi tavsiye ederiz.

CORDOBA: Şaşırtıcı mimarisi, görkemli tarihi, beyaza boyalı duvarları ve dolambaçlı sokakları ile adeta bir harikalar diyarı Codoba. Cordoba denilince yapımına 785 yılında başlanan ve 987 de tamamlanan, batı İslam sanatının en etkili yapılarından biri olan bin sütunlu ve otuz bin kişilik Cordoba camii geliyor. Çift kemerli sütunlardan oluşan bu muhteşem yapı içerisinde ibadet edilen şapeller, bugün kilise olarak kullanılan bölüm, vaftiz eşyalarının sergilendiği oda, caminin yapımında çalışan her milletten işçilerin isimlerini yazdıkları küçük tabletlerin sergilendiği bölüm gibi alanlar bulunuyor. Camiden çıktığınızda tarihi Cordoba sokaklarına yöneliyorsunuz. Burada sizi sağlı sollu küçük tapas barlar, kafeler, hediyelik eşya dükkanları karşılıyor. Biraz ilerlediğinizde Mayor Meydanındaki Musevi Mahallesi’ne ulaşıyorsunuz. Musevi mahallesi en ünlü turistik yerlerden biri. Burada daracık sokaklar, çiçeklerle süslü balkonlu evler, birbirinden şirin cafeler  göreceksiniz.

JOLLY TUR PROGRAM: 5-9 ARALIK ARASINDAKİ TUR 429 EURO’DAN BAŞLAYAN FİYATLARLA SATIŞA SUNULUYOR.

Tatil Dönüşü Adaptasyon Güçlüğü mü Yaşıyorsunuz?

Anadolu Sağlık Merkezi Uzman Klinik Psikolog Aylin Sezer, “nasıl vücudumuzun gün boyunca harcadığı enerjiyi geri kazanmak için, yemek yiyor ve uyuyorsak, bedenimizin ve zihnimizin aynı şekilde tatile de ihtiyacı var” diyor.

Tatilde gittiğimiz yer, yaptığımız aktiviteler, hatta yediğimiz yemeklerin bile günlük rutinimizin dışında olduğu için bize iyi geldiğini belirten  Uzman Klinik Psikolog Aylin Sezer , keşfetmenin, öğrenmenin ve denemenin,  heyecanı ve yapılan aktiviteden alınan doyumu artırdığını söylüyor.

Sıkıntıları olan kişilerde daha yoğun yaşanıyor

Psikolog Aylin Sezer,  ‘tatil depresyonu’ olarak adlandırılan duygu halini şöyle açıklıyor:
“Tatil depresyonu, tatil dönüşü işe veya okula başlama sonrasında hissedilen olumsuz duygulardır. Eski, alışıldık düzene geri dönmek, artık heyecanlandırmayan yaşamsal gereklilikleri yerine getirmekle uğraşmak karamsar duygulara neden olabiliyor. Bu duygu halinin yaptıkları işle, yaşadıkları yerle veya ilişkileriyle zaten sıkıntıları olan kişilerde daha yoğun yaşandığını gözlemliyoruz. Tatili, tüm bu sıkıntılardan bir kaçış için seçen kişiler dönüşte bu sorunların aynı şekilde kendilerini beklediğini gördüğünde zihinsel, duygusal, hatta bedensel sıkıntılar yaşayabiliyorlar. Tahammülsüzlük, konsantrasyon güçlüğü, çabuk sinirlenme veya ağlamanın yanında, uyku ve iştah düzensizliği, tanımlanamayan ağrılar, sabahları yorgun kalkma da tatil sonrası yaşanabilen sıkıntılardan bazıları.”

Tatili bir kaçış değil, dinlenme olarak görmeli
 
Tatili, sıkıntılardan kaçıştan çok vücudu ve zihni dinlendirmek, yeni şeylerle tanıştırmak, keşfetmek için ayrılan bir zaman olarak görmek gerektiğini dile getiren Psikolog Aylin Sezer,  bireysel ihtiyaçların farkında olmanın önemine dikkat çekiyor:
“Kişinin yalnız kalmaya, sessiz, sakin bir ortamda olmaya ihtiyacı varsa, bu ihtiyaca uygun bir tatil planlamak gerekli. Öte yandan, kişinin ihtiyacı, zevk, enerji aldığı şey, yeni yerler görmek, yeni insanlarla tanışmaksa, yine bu ihtiyaca yönelik hareket etmeli.”

Tatil dönüşü yaşanan bu sıkıntının nedenini bulun

Anadolu Sağlık Merkezi Uzman Klinik Psikolog Aylin Sezer,  tatil süreci nasıl geçerse geçsin dönüş zor geldiğinde bunun sebeplerini bulmaya çalışmanın önemli olduğunu söylüyor.  Sezer,  “tahammülsüzlük, sinirlilik, uyku, iştah bozuklukları, dönülen iş veya ev ortamıyla mı ilgili, yoksa bedenin yeni düzene uyum sağlayabilmek için birkaç güne mi ihtiyacı var” bunları kestirmek gerekiyor diyor.

Tatil dönüşü yaşanan sıkıntıların, aslında bu problemleri yaratan nedenleri çözmek için bir fırsat olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Sezer,  tatil sonrası dinlenmiş zihin ve beden ile yaşanan sorunlara yeni bir bakış açısıyla yaklaşmanın,  yeni çözüm yolları bulmaya çalışmanın daha etkili olabileceğini hatırlatıyor.

Fethiye

Ekolojik Turizm meraklılarını da unutmadım. Muğla anıt ağaç yönünden de oldukça zengindir. Bu ağaçların 12 tanesinin Fethiye sınırları içinde bulunduğu müjdesini vereyim. Andız, Menengiç, Pıynar, Palamut, Çınar türlerinde olan bu ağaçların en yaşlısı 1000 yaşını geçmiş olmasına karşın, hâlâ tüm ihtişamıyla ayakta ziyaretçilerini ağırlıyor. Fethiye sıcağı yaz aylarında dayanılmaz olunca, halkın bir bölümü yaylalara göç eder.  Yayla çıkışı son yıllarda turistik bir aktivite  de oldu.  Jip safari turları ilgi görüyor.  Seki Yaylası ise en bilineni. Trekking  tutkunları içinde, en gözde parkur  Lykia yolu adıyla anılıyor. Ovacık köyünde Babadağ eteklerinde başlayıp her 100 metrede bir karşınıza çıkacak yön levhalarını izleyerek rahatlıkla yürüyebilirsiniz. Fethiye’de alternatifler saymakla bitmez. Eğer tatilde  Kürek Sporu sizin için olmazsa olmazlardansa doğru adrestesiniz. Deniz durgun, temiz ve çam ormanlarıyla kaplı. Karagözler mevkiinde uluslar arası nitelikte yarışmalar yapılır. Türkiye’nin sayılı güzellikteki  koylarına gidilirde, dalış yapılmadan dönülür mü hiç ? Fethiye ve Göcek kıyıları, sualtı florası ve faunası ile dalış tutkunlarını cezbeder. Tekneler genellikle sabah 9-10 arası hareket eder. 17.00’ye kadar denizde kalınır. Dalyan Koyu, Afkule Mağarası, Barakuda Reef, Sarıyarlar en popüler dalış noktalarıdır. Bir doğa harikası olan Patara kumsalı , 18 km. uzunluğundaki sahil şeridiyle, ince kumuyla , sığ deniziyle görülmesi gereken yerlerin başında gelir. Sürekli rüzgâr alması nedeniyle Rüzgar Sörfü için de elverişlidir. Deniz kaplumbağalarının yumurtalarını bıraktıkları yerler arasında olduğundan dolayı koruma altına alınan kumsalın girişindeki park alanında lokantalarda mevcuttur. Herşey iyi güzelde, çamurla aranız nasıldır? Şaşırdınız değil mi?  Antalya –Muğla il sınırını oluşturan Eşen Çayında kano turları düzenleniyor. Sabah 11’de başlayıp 6.5 saat süren güzergahın bir bölümünde çamur banyosu molası veriliyor. Çamurdan kurtulmak için tek yol, Eşen çayının buz gibi sularına kendinizi bırakmak. Birazda tarihi eserlerinden bahsedecek olursam,  Bizans döneminde piskoposluk merkezi olan Xanthos’ta büyük bir kısmı 1841-1842 yıllarında gemilerle İngiltere’ye götürülen muhteşem Nereidler anıtının kalan kısımları bulunmaktadır. Fethiye’ye 40 km uzaklıkta bulunan  Tlos antik kenti, ören yeri Saklıkent’e de 8 km uzaklıkta bulunur ve Yaka Köy’ün yanındadır. Kanatlı at Pegasus’un üzerinde üç başlı canavar Chimera ile savaşırken resmeden süslemeleriyle Bellerephontes’e ait tapınak mezar, burada bulunan en görkemli yapıdır. Yaka Köyü’ne kadar gelmişken Yakapark’ta bir mola verebilirsiniz. Yaka Köy’den 1 km yukarıda. Kaş, Kalkan, Fethiye çıkışlı jeep safaricilerin durak noktalarından biri olan Yakapark’ta anıt olmuş ağaçlar , kademeli teraslar, havuz , su kanalları, hamaklar, taş masalar çevreye uyumlu olarak yerleştirilmiş. Burada bulunan balıklı bar, Yakapark’ın başka bir yerde göremeyeceğiniz animasyonudur. Barın tezgahı taştan yapılmış ve kenarından buz gibi suyun aktığı bir kanal geçiyor. İçinde de alabalıklar dolaşıyor. Balıkları sevdiriyorlar size. Ayrıca buz gibi suların aktığı havuzda 5 dakika durma başarısını gösterene bedava bir içecek veriyorlar. Genelde insanlar ayaklarını sokmalarıyla çıkartmaları bir oluyor. Soğuk suya dayanıklı olmam ve gövde gösterisine meraklı olmam sebebiyle, denemeden oradan ayrılmadım tabi.  Fethiye’nin sıcağından bunaldıysanız bir gün değişik bir şey yapın. Güneş ışınlarının giremeyeceği kadar dar ve yüksek bir kanyona girin, buz gibi sularda yürüyün ve Saklıkent’e gidin. Çay, yaz kış öylesine deli akıyor ki, akıntıya karşı ilerlemek mümkün değil. Çayın üzerine, kanyon duvarına tutturulmuş tahta iskeleler kurulmuş. İskeleden tek sıra ilerliyor ve çayın çıktığı yere ulaşıyorsunuz. Suyun dibi çakıllı taşlı olduğundan lastik ya da bez ayakkabınızı yanınıza almayı unutmayın.  Kanyon kimi zaman daralarak, kimi zaman engebeli bir biçimde 18 km sürüyor. Sonuna kadar gitmek zor. En iyisi birkaç yüz metre gidip dönmek.  Dönüşte bunalmışsanız eğer buz gibi sulara kendinizi koyverin ve kanyonun dışına iskeleden değil de suyun akıntısına kendinizi bırakarak çıkın. Küçücük çocukların iskeleden hızla akan suya kendilerini bıraktıklarını görmek heyecan vericiydi. Kanyon içine girmenin tek yolu deli gibi akan buz gibi suya belinize kadar girmekten geçiyor. El ele tutuşmadan yürümek imkansız. Bastığınız yeri göremiyorsunuz. Ve dibi çok çakıllı. O birkaç dakikalık macerayı atlattıktan sonra hiçbir şey olmamış gibi kanyon içinde ilerlemeye başlayabilirsiniz. Ayrıca sizin o suyun içinde geçmeye çalışırken ki halinizin fotoğrafını çekenlerde var. Yürüyüşünüzü bitirip geri döndükten sonra kurulmuş tezgahlarda bir bakıyorsunuz ki resimleriniz asılmış bile. Tabi almadan geçemiyorsunuz. Çünkü o anda ne sizin ne de bir yakınınızın fotoğraf çekme şansı olamıyor can korkusuyla. Fethiye çevresinin en çarpıcı yerlerinden birisi Kelebekler Vadisi’dir. Her türlü yapılaşmaya kapatılan kayalık ve çamlık vadide biraz zahmetlice tırmanıştan sonra milyarlarca kelebeğin kayaları , ağaçların gövdelerini ve yapraklarını, heryeri şal gibi örttüğünü görmek çok heyecan verici. Bu vadiye gitmek için önce Ölüdeniz’e gideceksiniz. Oradan kiralayacağınız bir tekneyle vadinin kumsalına ineceksiniz. Yolda dileyenler Mavi Mağaraya da uğrayabilir. Vadinin içinde iki patika var. Biri Şelalelere diğeri Faralya köyüne çıkıyor. Fethiye’den Ölüdeniz’e çamlar arasından giden yol 14 km. yokuşlu-inişli  yolun sonunda Belcekız Koyu çıkar karşınıza. Koyun içinden uzanan kumsalı yürüdüğünüzde ise eşsiz Ölüdeniz’i görürsünüz. Dibinde tek bir yosun yoktur. Beyaz bir kumla örtülüdür.  Rüyalar diyarı bir doğayı hala koruyan Ölüdeniz’de tatil yapmak, sadece plajda uzanmaktan çok daha fazla anlamlı artık. Babadağ’da Yamaç paraşütü aktivitesi sayesinde bir doğa harikası olan Ölüdeniz’i 1969 metre yükseklikten yavaş yavaş alçalarak izleyebiliyorsunuz. Alışveriş yapmak isterseniz Paspatur Çarşı’sına gitmelisiniz. Ayrıca Salı günleri kurulan haftalık pazarına da uğrayabilirsiniz. Halı dokumacılığında ün kazanmış Kayaköy  ve kilim dokumacılığında ünlü Seydiler’e de uğramayı unutmayın. Karnınız acıktığında, Paspatur çarşısı civarında ev yemekleri, kebap ve pide çeşidi sunan lokantalar bulunuyor. Deniz ürünlerini , Fethiye merkezde Belediye parkı ve iskele civarındaki lokantalar ile Çalış plajına giden güzergahta belediyenin yeni düzenlediği sahil yolunda bulmak mümkün. Önümüzdeki  Bayram tatilinde, oralarda hava halâ ılıkken Fethiye sizler için harika bir fırsat olabilir. Erken rezervasyonla çok uygun fiyata yer ayırtabilir, unutulmaz güzellikte anılarla dönebilirsiniz.

GÜLŞAH CENGİZ
gulsahcengiz@hotmail.com.tr

 
 

Alanya: Güneşin Gülümsediği Yer

Konaklama asla sorun olmaz. Alanya’nın girişinden çıkışına kadar sayısız otel, hotel, apart ve pansiyonlar her bütçeye uygun kaliteli hizmet anlayışıyla misafirlerini bekler. Eğer Mayıs, Haziran, Eylül, Ekim aylarında tatilinizi Alanya’da geçirmek isterseniz –ki yaz sıcağına ve kalabalığa dayanamayan orta yaş üstü  tatilcilerin tercih ettiği dönemlerdir-  hava günlük güneşlikken aniden yağmur yağabilir.  Tatilim mahvoldu diye düşünmeyin. Çünkü yerlisi ve müdavim turistler bilirler ki, bir saat sonrasında, hiç yağmur yağmamış gibi, güneş yeniden yüzünü göstermiş ve yerler kurumaya başlamıştır bile. Alanya size 6 ay denizinden yararlanabilmenize olanak sağlayan, senenin 300 günü güneşi görmenize fırsat veren ender tatil yerlerinden biridir. Doğa tutkunlarını dağlardaki yaylalar bekler. Sadece Alanya Kalesi'nde 16 endemik bitki türü yetişir. Jeep safari, trekking tutkunları için ideal yerlerdir.  Yok eğer benim işim deniz, güneş, kumla diyorsanız, Alanya’nın en gözde plajı Kleopatra Plajı sizi bekler. Efsaneye göre Mısır Kraliçesi Kleopatra Akdeniz’de çıktığı bir sefer sırasında Alanya’ya uğramış ve bu koyda denize girmiştir. Kleopatra Koyu’nun özelliği suyunun berraklığı ve denizin sığlığıdır. Ve tabiî ki İncekum Plajı’nı da unutmamak gerekir.  Altın sarısı rengindeki kum olağanüstü incelikte ve vücuda yapışmayan türdendir. Deniz derin değildir, özellikle yüzmeyi yeni öğrenen çocuklar için ideal bir plajdır. Denizden bahsetmişken, Alanya tüplü dalış dahil her türlü su sporu, plaj futbolu ve voleybolu için cennettir. Kentteki Alara Irmağı, rafting sporuna gönül verenlerin uğrak yeridir. Tenis kortları da şehirde çok yaygındır. Müze meraklılarını da unutmayalım. Dört müze vardır. Kentin en değerli eseri Arkeoloji Müzesi'nde sergilenen Herakles Heykeli’dir. Alanya için bir 'Mağaralar Kenti' benzetmesi de yapabiliriz. Bu konuya ilginiz olsun ya da olmasın kara ve deniz mağaralarının gizemli dünyasına hayran kalacaksınız. Sarkıtlarının büyüleyici güzelliğinin yanı sıra astım hastalarına iyi gelen havasıyla da ünlü olan Damlataş Mağarası, bunun dışında Alanya’nın 12 kilometre doğusunda, 1.649 metre yüksekliğindeki Cebel-i Reis Dağı’nın yamacında olup,  Türkiye’nin ziyarete açılan ikinci en büyük mağarası olmasıyla adından söz ettiren Dim Mağarası, ancak tekneyle gidebileceğiniz ve içinden taa Alanya Kalesine çıkan gizli bir yol olduğu efsanesiyle anlatılan Korsanlar Mağarası, geceleri ay ışığının yansıması nedeniyle fosfor gibi parlayan bir başka deniz mağarası olan Fosforlu Mağara’da görmeden dönme listenize kesinlikle eklenmeye değer yerlerdir. Bunların dışında; 1221 yılında Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından yaptırılan bir yarımada üzerinde bulunan Alanya Kalesi’nden kuşbakışı manzara doyumsuzdur. Kaleye çıkan yol üzerinde ve limana egemen yamaçlarında restoran ve kafeteryalar vardır. Kale taşıt trafiğine açıktır. Yürüyerek ise yaklaşık 1 saatte çıkılabilir. 35-40 derece sıcakta 1 saat yokuş tırmanmak hiç kolay değildir. Tecrübeyle sabittir. Ama yol boyu güzellikleri görme uğruna buna değer. Kentin sembolü olan Kızılkule limandadır.  Sekizgen planlı yapı 13. yüzyıl Selçuklu eseridir. İnşaat sırasında belli bir yükseklikten sonra taş blokları kaldırmak güç olduğu için üst kısmı pişmiş kırmızı tuğlalarla yapılmış ve bu nedenle Kızılkule adını almıştır. 1979 yılında ziyarete açılarak birinci katı Etnoğrafya Müzesi’ne dönüştürülmüştür. Alanya'nın belirli noktalarına yerleştirilmiş bisiklet otomatları ise Türkiye'de tektir. Alanya muzu, ülke çapında ünlüdür. Alanya girişinden çıkışına kadar yol boyu sera bahçelerini görebilirsiniz. Alışveriş tutkunlarına da güzel haberlerim var.  Şehir merkezindeki kuyumcular, butikler, ayakkabı ve çanta mağazaları, sınırsız model seçeneği sunan deri mağazaları , hediyelik eşya satan mağazalar ve halı mağazalarındaki ürünler sizleri beklerler. Özellikle rus turistler deri mağazalarının müdavimleridir. Bunlardan başka gezi listenize almanızda yarar gördüğüm Kargı Han, Alarahan, Alara Kalesi, Şarapsa Hanı, Hıdrellez Kilisesi, Sitti Zeynep Türbesi, Andızlı Cami, Akbeşe Sultan Mescidi, Darphane, Bedesten, Süleymaniye Camisi, Ehmedek, Tophane, Tersane’yi de unutmadan söyleyeyim. Günün sıcağından bunaldınız mı? Doğru Sapadere Kanyonu’na. Alanya'ya 40 km uzaklıkta olan bu kanyon 750 mt. uzunluğundadır. Girişinden yaklaşık 300 metre içeride görmeye değer bir şelale ve bu şelalenin döküldüğü yerde doğal bir  havuz bulunur. Köy içindeki su değirmenini, ipek dokuma atölyesini görmeden, alabalık yemeden bu doğa harikası yerden ayrılmayın. Yemek konusunda ise, otel ve restorantlarda dünya mutfağından leziz yemekleri bulmanız kolaydır. Tabiki önerim öncelikle Alanya’nın kendine özgü yemeklerini tatmanızdır. Kente havadan, karadan ve denizden ulaşabilirsiniz. Antalya ve Gazipaşa Havalimanları açıktır. Şehir merkezinde büyük yolcu gemileri için liman ve birde yat limanı bulunur. Yaklaşık 15 bin yabancının yaz-kış yaşamak için tercih ettiği bir kent olması da günlük hayatta Türkçe’nin yanı sıra İngilizce, Almanca ve diğer lehçelerin de aktif olarak kullanılmasını kaçınılmaz kılar. Turistik yer olmasına rağmen şehirde fiyatlar oldukça uygundur. Ayrıca tatiliniz sırasında denk gelirseniz, Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu final kutlamalarını, Plaj Futbolu Kupası yarışmalarını, Caz Festivalini, Taş Heykel Sempozyumunu ve Turizm-Sanat Şenliklerini de izleyebilirsiniz. Binlerce yıllık tarihi, Akdeniz ve Anadolu kültürlerinin karışımından oluşan kültürü, mimarisi ve gülümseyen güneşi ile Alanya sizleri bekliyor. Bir başka gezi yazımda görüşmek üzere, sevgiyle kalın.

GÜLŞAH CENGİZ
gulsahcengiz@hotmail.com.tr

İÜ Müzeleri Projesi Sonuçlarını Vermeye Başladı

Müze ve Kültür Miraslarının Yönetimi Uygulama ve Araştırma Merkezi  (MÜZEYUM) Müdürü Prof. Dr. Fethiye Erbay'ın yönetiminde yürütülen çalışmalarla İstanbul Üniversitesi bünyesindeki diğer koleksiyonlar da sırayla uluslararası standartlarda düzenlenerek halkımızın ve bilim adamlarımızın ziyaretine açılacak.

"Müzeler geçmiş ile gelecek arasında köprü kurar"

Müzelerin önemine dikkat çeken İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet, İstanbul Üniversitesi’nde bu konuda yapılan çalışmalar hakkında bilgi verdi. Prof. Dr. Yunus Söylet, şunları söyledi;

“Geçmiş ile gelecek arasında köprü kuran müzeler, kütüphanelerle birlikte toplumun geçmişle ilgili belleğini oluşturur. Üniversitelerde müzelerin olması, eğitim kurumunun gelişimini göstermesi açısından önemlidir. Müzeler, bulundukları eğitim kurumlarına saygınlık da sağlamaktadır.”

"Üniversite müzeciliğinde lider olmayı hedefledik"

“Üniversitemizin bünyesinde eşsiz diyebileceğimiz müze, koleksiyon ve sanat galerileri mevcut. Ayrıca çok sayıda tarihi bina, kemer, sur, çeşme, hamam, medrese ve anıt yapılar var. İstanbul Üniversitesi farklı yerleşke ve mekânlarda, farklı çeşitlilikte ve yapıda müzelere sahip olması ile dünya üniversiteleri arasında ayrıcalıklı bir konuma sahip. Üniversitemizde şimdiye dek büyük fedakarlıklarla yürütülen müzecilik çalışmalarını artık daha profesyonel düzeyde gerçekleştirmenin, geçmişe karşı bir saygı ve borç olduğunu düşünüyorum. Öyle bir borç ki; sadece eser sahibi değil, yıllarca onları koruyup bugüne getiren hocalarımıza, yöneticilerimize karşı da borcumuz. Yürüttüğümüz çalışmalarla üniversite müzeciliğinde lider olmayı hedefledik. Çok yoğun bir çalışma programı yürütüyoruz. Hedefimiz öğretim üyelerimizin bugüne kadar büyük emeklerle oluşturduğu ve koruduğu bütün koleksiyonları dünya kültür mirasına kazandırmak."

"Çalışmalarımız yoğun bir şekilde sürüyor"

“Üniversitemizdeki koleksiyonları, çağdaş müze yönetimi kurallarına ve çağdaş sergileme anlayışına uygun olarak yeniden planlıyoruz. İstanbul Üniversitesi Kültür ve Sanat Envanteri olarak katalog çalışmalarımız sürüyor. Şu ana kadar Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan özel müzeler kapsamında resmi olarak onaylı tek müzemiz İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Tıp Tarihi Müzesi idi. İÜ Jeoloji Müzesi resmi olarak onaylı  ikinci müzemiz oldu. Üniversitemiz bünyesindeki diğer müze niteliğindeki koleksiyonların da resmi onay alması için çalışıyoruz. Üniversitemiz bünyesinde kurulan müzelerin sayısı önümüzdeki yıllarda hızla artacak. Bakanlık düzeyinde kuruluş, müze ve koleksiyonerlik izinlerinin alınması çalışmaları sürüyor.”

Türkiye’nin ilk Müzecilik Bölümü

İstanbul Üniversitesi Müzeleri Projesi kapsamında ilk olarak 2009 yılında Edebiyat Fakültesi’nde ülkemizde bir ilk olma özelliğini de taşıyan Müzecilik Bölümü Prof. Dr. Fethiye Erbay başkanlığında kurulmuştu. Müzecilik Bölümü, ülkemizde giderek artan ve önem kazanan müzecilik alanına nitelikli yönetici ve eleman yetiştirmek amacını taşımaktadır. Günümüz teknolojisine hakim, profesyonel olarak eğitilmiş, alanında uzman mezunları ile müzecilik alanındaki büyük eksikliği dolduracak olan bölüm, müzelerin verimliliğini de artıracak.

İstanbul Üniversitesi müzelerini tek çatı altında toplayarak bu alanda çalışmalar yürütmek amacıyla da 2011 yılında Müze ve Kültür Miraslarının Yönetimi Uygulama ve Araştırma Merkezi (MÜZEYUM) açıldı. MÜZEYUM çalışmalarını üç ana başlık altında sürdürmektedir.

1-Üniversite bünyesinde bulunan kültür mirasları alanına giren ve öncelikli olarak korunması gereken arkeolojik buluntuları, kültürel, sanatsal, bilimsel değerdeki belgeleri, kültür ve tabiat varlıklarını, doğal kaynakları, koleksiyonları, yazma eserleri, tarihi eserleri, müzelik eserleri belirleyerek, Merkezin çatısı altında toplamak, korumak; bu varlıkları çağdaş müzecilik çalışmalarıyla işlevsel hale getirmek ve gelecek kuşaklara aktarılmasını sağlamak,

2-Üniversite bünyesinde kurulmuş ve kurulacak olan birinci ve ikinci sınıf müzeleri, tarihi binaları, müze kütüphaneleri, müze depolarını, müze uygulama atölyelerini, restorasyon atölyelerini, sergi alanlarını, Merkezin çatısı altında toplayıp yöneterek, işletmesini sağlamak, korumak, denetlemek, yaşayan kurumlara dönüştürmek,

3-Müzecilik, müze bilim, müze yönetimi ve kültürel miras alanları ile ilgili, eğitim, araştırma-geliştirme çalışmaları yapmak.

 
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ MÜZELERİ
 
1    Cerrahpaşa  Tıp Fakültesi  Tıp  Tarihi  Müzesi
2    Jeoloji  Müzesi
3    Hidrobiyoloji  Müzesi*
4    Zooloji  Müzesi*
5    Seyfettin  Kuter  Radyoloji Teknoloji Müzesi*
6    İletişim  Müzesi*
7    Feyhaman  Duran  Kültür ve Sanat Evi*
8    Arkeoloji ve Kültür Tarihi/ Prehistorya Müzesi*
9    Nadir Eserler Arşiv Müzesi*
10    Eczacılık Müzesi*
11    Gözlemevi  ve Astronomi Müzesi*
12    İstanbul  Tıp  Fakültesi  Tıp Tarihi ve Deontoloji Müzesi *
13    Osteoarkeoloji Müzesi*
14    Doğa Bilimleri Müzesi/ Botanik Bahçesi*
15    Herbaryum/ Kurutulmuş Bitki Müzesi*
16    Deniz Ürünleri Müzesi*
17    Beyazıt Kulesi Anıt Müzesi*
18    Salis Medresesi Uygulama Müzesi*
19    II. Beyazıt Hamamı Kültür Mirası Müzesi*
20    Bilezikçi Çiftliği Açık Hava Müzesi*

(*) "Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından onaylı müze” statüsüne getirilmesi için çalışmaların devam ettiği müze niteliğindeki koleksiyonlar

İstanbul Üniversitesi Jeoloji Müzesi

İstanbul Üniversitesi Jeoloji Müzesi’nde ilk koleksiyonların oluşturulması Vefa’daki Jeoloji Enstitüsü’nün ilk kuruluş yılı olan 1915 yılına kadar uzanır. Müzede, Jeoloji Enstitüsü bünyesinde yabancı öğretim üyelerinin destek ve teşvikiyle oluşturulan zengin koleksiyonlar (fosil, mineral, kayaç), son Osmanlı padişahlarından 2.Abdülhamid’e ait kadife kutu içinde korunan değerli mineral koleksiyonu ile jeoloji kitap ve malzemeleri sergileniyordu. Zeynep Hanım Konağı yangını, müze ile birlikte tüm koleksiyonların yok olmasına neden oldu. Yangından dolayı jeoloji eğitimi de kısıtlı olanaklarla Süleymaniye’de, Biyoloji Enstitüsü’nde devam etti.

1946 yılında Fen Fakültesi çatısı altında başlayan jeoloji eğitimi ile birlikte müze çalışmalarına tekrar başlandı. Müze için görsel örneklerin sistematik ve tematik sergilenmesi için masif ahşap dolaplar yaptırıldı, yurt dışından fosil-mineral örnek ve koleksiyonları satın alındı, dönemin bilimsel çalışmalarına ait örnekler derlendi. 1990 yılına kadar Beyazıt Yerleşkesi Fen Fakültesi içinde yer alan Jeoloji Müzesi, 1991 yılında Avcılar Yerleşkesi’ne taşındı. 2000 yılına kadar kapalı kalan Jeoloji Müzesi, Prof. Dr. İzver Özkar Öngen'in proje yürütücülüğünde İstanbul Üniversitesi Araştırma Fonu’nun desteğiyle Mühendislik Fakültesi tarafından yeni bir düzenlemeye tabi tutuldu. Mühendislik Fakültesi binasının deprem güçlendirme çalışmaları nedeniyle kısa bir süre dondurulan proje, 2003 yılında tamamlandı.

Büyük Teşhir Salonu, Özel Koleksiyonlar Odası ve Laboratuarlar olmak üzere üç bölümden oluşan müzede, iz, bitki, zengin mikro, omurgasız (invertebrata) ve omurgalı (vertebrata) fosil koleksiyonları, minarel, kayaç (magmatik, metamorfik ve sedimenter), kömür örnekleri ve jeolojinin çeşitli bilim dallarına ait eğitim amaçlı posterler yer almaktadır.

Jeoloji Müzesi'nde sergilenen bilimsel ve özel fosil koleksiyonları

•    Türkiye Nummulitleri ve Çeşitli Mikrofosil Koleksiyonları (Prof. Dr. Atife Dizer, 13.465 adet)
•    Trakya (Pınarhisar) – Çanakkale (Çan) Balık Koleksiyonu (Dr. Neriman Ülkümen Rückert, 518 adet)
•    Kocaeli – Triyas Ammonitleri (Dr. Ülker Yurttaş Özdemir, 117 adet)
•    Bilecik – Jura Ammonitleri (Jeolog Yalçın Granit, 241 adet)
•    GD Anadolu Graptolitleri (TPAO, 94 adet)
•    Zonguldak Karbonifer Florası (Prof. Dr. Samime Artüz, 114 adet)
•    Kişiye özel bağışlanmış eğitim amaçlı mineral koleksiyonları

Polonya’da Bizonlarla Bir Gün

Bu Milli Park ölü odun, çürüyen ağaç, çalı çırpı ve dökülen yapraklar bakımından zengin olduğu için sayısız mantar, küf, bakteri ve böcek türüne rahat bir yaşam alanı olmuştur. Nesli tükenmeye yüz tutmuş nadir görülen iki böcek türü olan Buprestis splendens  ve Pytho kolwensis örnek olarak verilebilir. Bazı ağaçların 500 yaşından büyük olduğu ormanın en ilgi çeken kısmı ise sıkı önlemlerle korunmakta olan Orlowka alanı. Ziyaretçiler 4 kilometrelik bu alanı yürüyerek ya da bisikletle gezebiliyor.
Bialowieza Ormanlarının asıl sembolü, Avrupa Bizonu ‘dur. ( Yabani Öküz ). 18. yüzyılda, Avrupa Bizonu’nun soyu, zamanın hükümdarlarının av merakı ve kaçak avcılar tarafından neredeyse tamamen tükenme noktasına gelmişti. Ancak daha sonra yapılan yeniden üretme ve koruma altına alma çalışmalarıyla  günümüzde Polonya’da yaklaşık 400 Avrupa Bizonu vardır. Dünyada ise  3000 kadar kaldığı tahmin edilmektedir.
 
Ormanın ana turistik kısmında İkinci Dünya Savaşı'nda yok edilmeden önce Tzar av alanı, günümüzde ise Iwa Otel ve orman doğal bilim müzesi olarak kullanılan Bilowieza yer alıyor.
 
Burada Bizon türleri dışında kuş, geyik, tavuzkuşu, domuz, kaz, kunduz, vaşak ve kurt çeşitlerine de rastlamanız mümkündür. Ziyaretçilerin sesinden ürken hayvanlar genelde ormanın derinliklerine doğru kaçıyorlar. Fakat yinede ahşaptan yapılmış asma katlara çıkıp şansınız varsa  onları ormanın derinliklerinde biraz daha  yakından görebilirsiniz.
 
Ayrıca, bizon biblolarının satıldığı hediyelik eşya satan dükkan ve pek çok dondurulmuş hayvan başlarının sergilendiği müzeleri de görebilir, hatıra mahiyetinde bizon bibloları alabilirsiniz.
 
Polonya’ya yolunuz düşerse, ve nesli tükenmeye yüz tutmuş hayvanları görmek ilginizi çekiyorsa mutlaka uğramanız gereken yerlerden biri olduğunu söyleyebilirim.
 
Bir başka gezi yazımda buluşmak dileğiyle sevgiyle kalın.

Gülşah CENGİZ
Bilgisayar Öğretmeni
gulsahcengiz@hotmail.com.tr

 
 

Ölmeden Önce Görülmesi Gereken Bir Yer: Tarihi Cağaloğlu Hamamı

Ve Türkiye’nin nadide kişiliklerinden,  Rıfat Özbek, Adile Naşit, Barış Manço,Kemal Sunal, Muhsin Yazıcıoğlu, Müjde Ar, Şener Şen, Sertap Erener, Uğur Dündar…
Sizlerde, güleryüzlü ve kaliteli hizmet veren personelinin elinde kendinizi özel hissetmek,  hayatınızın en rahatlatıcı anlarını, hayranı olduğunuz ünlüler gibi Cağaloğlu
 
Hamamında tarihi bir atmosferde  yaşamaya ne dersiniz?
 
Cağaloğlu Hamamı İstanbul'un en büyük çifte hamamlarındandır. Çifte hamamın anlamı kadın ve erkek kısımlarıyla hizmet veren hamam demektir. Yerebatan Sarnıcı yakınındaki bu hamam, I. Mahmut döneminde Abdullah Ağa’ya  yaptırılmış.(1740/1741).  Yapılış nedeni ise Ayasofya Külliyesindeki kütüphaneye ve Ayasofya Camiine gelir sağlamak içindi. Hamam için inşa edilecek bir yer araştırırken, Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın daha önceden yanan sarayının arsası uygun bulunmuş ve oraya yapılmıştır. Hamamın kadınlar çıkışı ara sokağa, erkekler çıkışı ise caddeye bakıyor.  Mimari yapısında Barok üslubu ve klasik Osmanlı mimarisinde olmayan yenilikler göze çarpıyor.
 
Sultan III. Mustafa tarafından şehrin artan su ve odun ihtiyacı nedeniyle 1768'de büyük hamam yapılmasının yasaklanmasından önce inşa edilen son büyük hamam olması nedeniyle de önemini korur.
 
Hamamın orta yerinde; geniş bir mermer havuz, havuzun ortasında ise üç katlı bir fıskiye bulunur. Camekânını geniş bir kubbe örter. Camekânın çevresinde konsollar üzerine bina edilmiş soyunma odaları mevcuttur.
 
Ayrıca; gelin hamamı, kına gecesi ve bekarlığa veda partisi tarzı eğlencelerinizi de düzenleyebilir Türk ve Osmanlı kültürünü yaşatmanın keyfini sürebilirsiniz.
Sabah 08:00 ile akşam 22:00 saatleri arasında hizmet veren hamamda, isteğinize göre kendi malzemelerinizi ya da orada bulunan malzemeleri kullanabilirsiniz. 
 
Size sunulan 6 farklı yıkanma , kese ve masaj seçenekleriyle vücudunuzu sevindirebilirsiniz. Fiyatlar 30 eurodan 110 euroya kadar değişiyor.

Üç yüz yıldır ayakta duran Cağaloğlu Hamamı, günümüzde halen faaliyet göstermekte olup, çoğunluğu yurt dışından olmak üzere çok sayıda yerli ve yabancı ziyaretçiye hizmet vermektedir. Yolunuz İstanbul’a düşerse mutlaka bu keyfi yaşamadan geçmeyin…

 
Bir başka gezi yazımda görüşmek üzere, sevgiyle kalın…

Adres: Prof. Kazım İsmail Gürkan Caddesi (Yerebatan Caddesi)  Cağaloğlu-Sultanahmet/ İstanbul
Telefon: (0212) 522 24 24

 
www.cagalogluhamami.com.tr

Gülşah CENGİZ
Bilgisayar Öğretmeni
İstanbul
gulsahcengiz@hotmail.com.tr

Küçükpazar’da Tarihte Yolculuk, Tokadi Hz.lerinde Allah’a Yakarış

Tokadi hz.leri türbesinin nerede olduğunu bilmeyenler için önce kısa bir bilgi vereyim. İstanbul’da Avrupa yakasında Unkapanına inen cadde ile Zeyrek yokuşunun kesiştiği tepe üzerinde Soğukkuyu Piri Paşa Medresesi kabristandadır.
 
Üsküdar’dan kalkan Eminönü motoruna bindim. Hava sıcak, oruçtan kurumuş dudaklarım bile artık rahatsızlık vermiyor, içimde öyle bir aşk var ki, biran önce sevgiliye kavuşmayı arzulayan bir pervane gibiyim. Marmaranın mavi sularında ağır ağır süzülen motorumuz nihayet Haliç girişindeki Eminönü motor iskelesine yanaşıyor.
 
Unkapanı köprüsü yönünde yürüdüm. Fatih ilçesinin eski semtlerinden olan Küçükpazar’da ana cadde üzerinde  yıllara meydan okuyan güzellikte Kantarcılar ( Sarı Timur) Camii kollarını açmış tarafımdan  keşfedilmeyi bekliyordu. Yapılışı 1451-1481 yılları arasına rastlayan, Fatih devrinde Sarı Timur Mevlâna Muhiddin Efendi tarafından yaptırıldığı için, bânisinin adıyla Sarı Timur Mescidi olarak da bilinen, Taş ve tuğla örülü yapı özellikle şirin minaresiyle fevkâlade güzellikteydi.
 
Küçükpazar’ın tarih kokan eski, daracık, yer yer bakımsız sokaklarını tenefüs ederek yürüyorum. Üflesen yıkılacakmış gibi duran, artık terk edilmiş bazı binaların durumu içler acısı halde. Zamanının en ihtişamlı yapıları arasında oldukları kenar köşelerinde kalan ince işçilik ve süslemelerden rahatlıkla anlaşılabilen bu evlerde, vaktiyle kimbilir kimler yaşamış, kapı önlerinde kimler çekiştirilmiştir tatlı tatlı. Ne şen kahkahalar atılmış, ne gözyaşları dökülmüştür, yıkık dökük pencerelerden dışarı. Şimdi ise eski ve yeni mimari harmanlanmış ayakta durmaya çalışıyor.
 
Yürümeye devam ediyorum. Önümde, zamana meydan okurcasına hala dimdik ayakta duran bir cami. Cemaatiyle birlikte zamana, tüketilmişliklere, yozlaştırılmışlıklara direnen… İsmi ilginç , Atlamataşı Camii. Sultan 1. Ahmed devri 1603-1617 eserlerinden olan bu camii, tarihte Hoca Halil Attar Mescidi ve arabacılar mescidi gibi isimlerlede  anılmış. İlk defa 1616 yılında inşa edilmiş.  1908 tarihinde köklü bir tamirden geçen, 1939 ve 1969 yıllarında da kısmen onarılan camii, orijinal halinden artık bir iz taşıyamaz halde ibadete açıktır. Az ötede bir başka güzellik daha çıkıyor karşınıza. Hani adım atsanız tarih derlerya , tam o cinsten işte.
 
Hızır bey (Hacı Kadın) Camii. İMÇ Bloklarının arka kısmında yer alıyor. Kaynaklara göre Hacı Kadın’ın, İskender Paşa’nın kızı olduğu esas isminin Mihrişah Hatun (ölümü: 1540) olduğu belirtiliyor. Koca Mustafapaşa’da bir camii ve bir çifte hamam yaptırdığı ve yaptırdığı caminin hamama yakın olmasından dolayı bu ismi aldığı anlatılmaktadır.
 
O da ne, çocukluğumdaki rengarenk şekerlemeler bana göz kırpıyor sanki. Özellikle güllü ve fıstıklı lokumları ve Osmanlı’nın kırmızı-beyaz şekerlemelerinden iftarlık biraz almadan geçmek olmazdı.
 
İMÇ’nin içinden geçip nihayet anayola vardım. Yolun solundan doğru yokuş yukarı yürüyorum. Sağ tarafımda muazzam bir çalışmanın sürdürüldüğünü görüyorum. Fatih Belediyesinin muhteşem Zeyrek Sarnıcı restorasyon çalışmaları devam ediyor.
 
Durmak yok, yola devam. Vakit öğlen 13:00 suları … Namaz vakti yaklaşıyor , acaba Tokadi Hz. lerinde bir mescit var mıdır? diye düşünürken muhteşem güzellikte bir yapının önünden geçerken buldum kendimi.
 
Şeb Sefa Hatun Camii. İsminin anlamı  "Gece sefası hanım"’mış. Ne gizemli, ne melankolik geliyor kulağa, değimli?  I. Abdülhamit'in eşlerinden biri olan Fatma Şebsefa Hatun; ölen oğlu Şehzade Mehmet adına 1787'de yaptırmış bu camiyi. Ve üzücü bir tesadüfki  caminin yapılış tarihi ile Şebsefa Hatun’un vefat yılı aynı. Ve, mezarı da cami avlusunda. Yapımında kesme taş ve tuğla kullanılmış.

İçeride kuran-ı kerim okunuyor. Bir köşeye oturup namaz vaktine dek huşu içinde dinliyorum. Akabinde namazımı eda edip çıkıyorum. Az bi yolum kaldı. Nihayet yolun karşısında Mehmet Emin Tokadi Hazretlerinin türbesinin yolunu gösteren tabelayı görüyorum.

 
Yol boyu açılan küçük tezgahlarda insanlar ekmek parası kazanma çabasındalar. Beşiğinde uyuyan bir bebek bile bu tezgahların arasında hayat mücadelesine çok erken başlamış duygusu hissettiriyordu insana.
 
Türbenin demirden giriş kapısına ulaştığımda 3 büyük tabelanın asılı olduğunu gördüm. Birinde “Benim vefatımdan sonra kabrime gelip bir Fatiha okuyanın vucüdu cehennem ateşinde yanmasın” . Diğerinde “Edeple gelen lütufla gider”. yazıyordu. Sonuncusunda ise İstanbul’un 3 büyük evliyasından biri olduğu, diğerlerinin Abdülfettah Bağdadi Akri Hz. (Üsküdar Selimiye caddesinin kesiştiği yolda askerlik şubesinin karşısındadır.) ve Muratı Münzevi Hz. (Eyüp Nişanca Camiinin yanındadır.) olduğu belirtilmişti. Allah diğer iki evliyayıda tez zamanda ziyaret edebilmeyi nasip etsin inşallah herkese diyerek, büyük zatın huzuruna adımımı atıyorum.
 
Sonra iki katlı bir set var. Tokadi hz. nin türbesi 2. kattaki sette bulunuyor. Avlu içinde daha başka pek çok mezar gözüme çarpıyor. Ziyarete gelenler sessizce dualarını ediyorlar. Arasıra bir otobüs dolusu insan geliyor, mezarlık kalabalıklaşıyor. 5-10 dakika dua edip ayrılıyorlar. Yine sükünet kaplıyor ortamı. Sanırım ramazan ayı dolayısıyla inanç turları yaptıran firmaların otobüsleri olsa gerekti.
 
Mehmet Emin Tokadi Hz.leri, Mekke’de İmamı Rabbani Hz. nin oğlunun talebesine (Ahmet Yekdes Cüryani Hz.) talebe olmuştur. 3 sene sonunda hocası artık İstanbul’a gitmesini istemiştir. Kendisinden son bir arzusunun olup olmadığını sormuştur. Mehmet Emin Tokadi Hz.’de hocasından dua istemiştir.“Benim vefatımdan sonra kabrime gelip bir Fatiha okuyanın vücudu cehennem ateşinde yanmasın.”
 
Yine bir süre Eyüp Sultan’da Ebu Eyyüb Halid Hazretlerinin türbesinde türbedarlık yaptı. Bundan sonra kendisine Ravza-i Mutahhare’de Rasulüllah Efendimizin türbesinde türbedarlık verildi. Bu göreve getirildiğinde, kavuştuğu nimete şükrederek: “ İki cihan sultanının türbesinde bekçi ve hizmetçi  oldun. Onun yüksek kapısının süpürgecisini, Mevla mahrum eylemez, zarara uğratmaz. Cihanın sultanı olan Rasulüllahın hizmetçisini kimse incitmez. Ey Emin! Sana müjdeler olsun! Rasulüllah Efendimiz’in kapısında zahiren ve bâtınen hizmetçi olmakla şereflendin” diyerek Allah’a dua etti.
 
Bir defa Kâbe’de Rukn-i Yemâni’de yaslanmış halde iken, bir kere Mısır’da ve bir kere de İstanbul’da Fatih Camii civarında Hızır Aleyhisselam ile görüşmüştür.
Zamanın fen ilmine sahipti, ibadetini çok gizli yapardı, ziyaretine gelen insanların müşküllerini daha onlar söylemeden cevaplar ve çözerdi. Sohbetlerinde herkesin anlayış ve sevgisine göre konuşurdu.
 
Dua edip, mezarını bulma şerefine nail olmuş kişilerden  biri olmanın verdiği huzur ve mutlulukla, dönüş yolculuğum başlamıştı.
 
Bir gün yolunuz   İstanbul’a ve Fatih semtine düşerse, bir Fatiha okumadan  geçmemeniz dileğiyle…Sevgiyle kalın…

Gülşah CENGİZ
gulsahcengiz@hotmail.com.tr
04.08.2012

Seferihisar: Türkiye’nin Sakin Şehir Başkenti

Nihayet, 19:20 sularında güzel Seferihisar’a varıyorsunuz. Otobüs sizi Seferihisar terminaline varmadan, 5 dakika geride bulunan yazıhanede indiriyor. Yazıhanede görevli genç bir bayanla ayaküstü sohbet ediyorum. İlçenin turist açısından en yoğun döneminin Mayıs-Eylül ayları arasında olduğunu, bunun yanı sıra zaman zaman televizyon dizilerinin çekim mekânı olarak Seferihisar’ın ev sahipliği yaptığını anlatıyor. Yönetmenliğini aslen Seferihisar’lı olan Çağan Irmak’ın yaptığı “Babam ve Oğlum”, “Bitmeyen Şarkı” ve “Kavak Yelleri” dizilerinin hep Seferihisar’da çekildiğini, ayrıca yine Çağan Irmak’ın “Seferihisar” konulu bir belgesel çekmiş olduğunu öğrenip müsaade istiyorum.
 
Yazıhanenin önü anayol, sağ tarafınızda Teos, Sığacık yönünü gösteren, sol tarafınızda ise Çarşı merkezini gösteren bir tabela görüyorsunuz. Bir kaç dakika bekleyin, çarşı yönünden gelen Sığacık minübüsleri sizi alıp 20 dakikada, Sığacığa kadar götürüyorlar. Neden oraya gidelim derseniz, gördüğüm kadarıyla Sığacık şu an Seferihisar’ın en güzel ve popüler bölgesi, ve orada ilçede mevcut durumdaki tatil köylerinin  en iyisi olan Club Resort Atlantis bulunmakta. Şahsen memnun kaldım, tavsiye edilir.
 
Merkezden Sığacığa giden minübüs yolu biraz bozuk,  sağlı sollu mandalina bahçeleri arasından giderken önce Sığacık Merkeze, daha sonra 1,5 km daha devam edip Büyük Akkum plajında bulunan otelime yerleşiyorum. Büyük Akkum Plajı tertemiz denizi ve beyaz kumsalı ile Sığacık'ta denize girmek ve su sporları yapmak için en ideal yerlerden. Özellikle rüzgar sörfü için çok uygun olan bölgede bu spora ilgi duyanlar için bir de rüzgar sörfü okulu bulunuyor.
 
Ertesi sabah şehri keşfetmek için düşüyorum yollara. İlk istikamet “Sığacık” oluyor. Girişinde beni masmavi deniz manzarası ile birlikte, Kanuni Sultan Süleyman zamanından kalma “Sığacık Kalesi”, “Yat Limanı”, balık restoranları,  kocaman bir “Salyangoz (Sakin Şehir)” figürü ve  Atatürk büstünün içinde bulunduğu meydan karşılıyor. Bir balıkçı barınağı  ve 400 yat kapasiteli limanı da mevcut. Sığacıkta, sualtı doğa güzelliğini seyretmek ve dalış yapıp zıpkınla balık avlamak isteyen meraklılar için bölgedeki diğer koylara yat gezileri de düzenleniyor. Türkiye'nin en temiz ve en soğuk koylarından olan mavi bayraklı, dipten denize karışan tatlı kaynak suları sebebiyle diğer koylara oranla daha soğuk olan Ekmeksiz Plajına ev sahipliği yapan Sığacık’ta, yamaçlarda çam ormanlarıyla kaplı camping ve piknik alanları da hizmetinizde.
 
Meydanda haftada bir gün yerel ürünlerin ve el işlerinin sergilendiği “Sığacık Üretici Pazarı” kuruluyor. Esnafla ayaküstü sohbet ediyorum. İlçe merkezinde kurulan “Köy Pazarı”, Ulamış Mahallesi’nde ve Doğanbey Köyü’nde, açılmış olan “Kadın Emeği Evleri”nden bahsediyorlar. Pek çok yerde kadınların aktif bir şekilde ticaret hayatının içinde olduklarını görmek sevindirici. Böylesi güzel çalışmaların yurdun her yanına yayılması dileklerimle, kendimi kale içindeki sokaklara vuruyorum.
 
Kale içine büyük ahşap bir kapıdan giriyorsunuz. Dar sokaklar, bitişik düzen tek katlı yada iki katlı beyaz kerpiç evler karşılıyor sizi. Sıcaktan olsa gerek, tek tük yaşlı nineler görüyorum alçak pencerelerden dışarı hüzünlü ve yalnız gözlerle bakan ya da iki büklüm haliyle kapısının önünü süpürmeye çalışan… Nerede çocuklar? Bu tek başlarına verdikleri hayat mücadelesi revamıdır? diye sorguluyorum. Selam verip yaklaşıyorum birine. Kime bakmıştınız diyor deniz mavisi gözleri ve yüzünde yılların vermiş olduğu yorgunlukla kapısının önünde dinlenen, 80 yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim bir mübarek insan. Kulakları ağır işitiyor, bağıra bağıra konuşuyoruz. Turistim, İstanbul’dan gezmeye geldim buraları diyorum. “İyi etmişsin gez kızım… Bak Kale içinde iki anayol vadır a kızım. Hangisinden gidersen git kalenin çıkışına ulaşırsın. Orda da karşına deniz çıkar zaten. Eğer kapıdan çıkıp da dik merdivenlerden yukarı tırmanırsan  güzel Sığacığımızın manzarasını tepeden izlersin emi kızım.” Yönlendirmelerine teşekkür ettikten sonra, hemen yürüyüp gitmek içimden gelmedi. Sanki muhabbete hasret iki kelâm daha etmek için, zor yürüyen ayaklarıyla üç beş adım bana eşlik edince, dayanamadım.  “Ninecim, tek başına mı yaşıyorsun burada? Kimin kimsen yok mu?” diye sordum. Yürek burkan bir hikâye çıktı karşıma. “Aslen İzmirli olduğunu, annesini çok küçük yaşta kaybettiğini, annesinin 40’lı yaşlarda kanserden vefat ettiğini, babasının 6 ay geçmeden bir başka kadınla evlendiğini, üvey annesinin onu evde istemediğini, babasının da kendisi daha 15 yaşındayken hiç görmediği 30 yaşında bir adama verdiğini ve yine daha önce hiç gitmediği Seferihisar’a “Çocuk Gelin” olarak  geldiğini” anlatıyor. “Bu evlilikten çocuklarının olduğunu, oğlunun İstanbul’da kızının İzmir’de yaşadığını eşinin ise vefat ettiğini ekliyor. Çocuklarının arada sırada ziyaretine geldiklerini, torunları getirdiklerini söylüyor. Eşinin sağlığında hep İstanbul’u görme arzusunun olduğunu, bunun için oğluna “Beni İstanbul’a götür. Köprüden geçir. Boğazı göreyim.” diye serzenişlerde bulunduğunu ancak oğlunun ise “Baba işlerim yoğun bir gün inşallah” diye diye, sonunda eşinin çok İstediği İstanbul’u göremeden bu dünyadan göçüp gittiğini” söylüyor. Oturup günler boyu dinlemek isterdim, ancak daha görecek çok yer vardı. İçim hüzünlü vedalaştık. Tarihi Sığacık Camiini de ziyaret edip yoluma devam ettim. Kale içinde dolaşırken aklımda, Kore Savaşları’na katılan Türk Kuvvetlerinin, ikinci kafileden itibaren, 1951-1960 yılları arasında 9 yıl, hazırlık eğitimini burada yaptıktan sonra sefere çıkmış olmaları ve geride bıraktıkları 721 şehit hikâyesi vardı.
 
Sırada Teos Antik Kenti vardı. Ancak taksiyle yada özel arabanızla gidebilirsiniz. Taksici, 15-20 dakikalık bir yolculuktan sonra orada olacağımızı şu an maalesef çok fazla eserin kalmamış olduğunu, çocukluğunda orada aslan ve yılan başlı heykellerin olduğunu ancak kaçakçılar tarafından hepsinin yıllar içinde yağmalandığını anlatıyor. Yıllar içinde keşke bu ilgisizliğe maruz kalmasaydı da, günümüzün sayılı antik kentlerinden biri olarak Teos’un adını daha sık duyabilseydik diye düşünmeden edemedim. Yinede son yıllarda yeniden hız kazanan kazı çalışmalarıyla gün yüzüne çıkmayı bekleyen pek çok eserin bizleri beklediğini düşünmek umut verici. Bölgedeki en eski yerleşim yeri ve 12 İyon kentinden birisi olan, Hıristiyanlığı ilk kabul eden, bir zamanlar 5 Aziz’in birden oturmuş olduğu etkin bir din merkezi olan Teos’u gezdikten sonra geri döndüm. 
 
İlçe merkezinde eski yapılar ve betonarme binalar birlikte kente hayat veriyor. Merkezde “Sakin Şehir” sembolü olarak büyük bir “Salyangoz Heykeli” var. “Sakin Yaşama Hoşgeldiniz!” dercesine sizi kucaklıyor. Eski Belediye binası “Köy Pazarı” haline çevrilmiş ve içinde ücretsiz olarak mekânlar üreticilerin hizmetine tahsis edilmiş. İçeri giriyorum, bir resim ve seramik atölyesini ziyaret ediyorum. Yapılan eserler heyecan verici güzellikte.
 
Merkezde büyükçe bir çay bahçesi var, sıcaktan kaçıp, ağaçların gölgesinde soğuk bir şeyler yudumlamak iyi geliyor. O gün şansıma Köy Pazarı da kurulmuştu. Alışveriş için geziyorum, ürünlerin organik ve taze olmasına dayanamayıp torbaları dolduruyorum.
 
Tabiî ki tarihi eserleri de görmeden dönmek olur mu?  İlçe merkezinde Selçuklular ve Osmanlılardan kalma camiler bulunmakta. Bu camilerin hepsi çesitli tarihlerde onarım gördüklerinden günümüzde de ibadete açıklar. Güdük Minare Cami, Hıdırlık Cami, Turabiye Cami ve Ulu Cami’yi ziyaret ediyorum.  Merkezde bulunan Hamam daha iyi şartlarda korunup günümüze dek ulaşabilirdi. Eskiden Kore’ye giden askerler bu hamamda yıkanırlarmış. Birde şehitlerin anısına yaptırılan “Şehitler Çeşmesi” var. Çeşmede şu yazı dikkatimi çekiyor. “Bu çeşme İzmir Valisi Kâzım Dirik paşanın eseridir. 1926. Kanlı bir Rum çetesi şanlı zaferden sonra SisamAdasından bu havaliye çıktı. Ah.! 2 zabit(subay) ve 3 Neferi(er) şehit etti. Bu çeşme o gazanferler için yapıldı.”
 
Saat akşamın 7 si olmuş, karnımda acıkmıştı. Merkezdeki “Sefertası” isimli lokantaya girip, yöresel  yemeklerin tadına bakmak istiyorum. Ancak, sonradan öğrendiğime göre lokanta akşam 5’e kadar hizmet veriyormuş. Sanırım Sakin bir Şehirde olduğumu unutup, İstanbul’daki gibi pek çok dükkanı 24 saat açık bulabilmeyi sanmakla hata ettim. Yol üstüne masalarını çıkartmış bir pide-lahmacuncuda da karnımı güzelce doyurabilirdim. Esnaf gayet güler yüzlü ve hizmette kusur yok. Hatta yemek sonunda verdikleri kolonyalı mendilin üstünde bile “Salyangoz” figürünün olması, bu akımın toplumun her yerinde benimsenip sahiplenildiğinin bir göstergesiydi. Bazı çatılarda ve balkonlarda hep “Salyangoz” figürleri görmeniz çok espiriliydi. Bir günü daha bu şekilde yorgun ama keyifli bir şekilde tamamladım.
 
Ertesi gün Seferihisar’ın  başarılı, vizyonu geniş belediye başkanı Tunç  SOYER’le görüşme imkânı buldum. Göreve gelir gelmez Seferihisar için yaptığı en güzel yatırımlardan biri olan “Sakin Şehir” etiketini 28 Kasım 2009 yılında Seferihisar’a kazandırmak olduğunu, uluslararası bu birliğe Türkiye’den ilk üyenin Seferihisar olup, başını çektiği bu hareketin ülke genelinde  giderek yayıldığını, ve “Sakin Şehir” sayısının 10’u bulduğunu anlattı. Bu projenin Seferihisar’a kattığı artıları da öğrendikten sonra, şehir hakkında kendi gözlemlerimi de aktarıp makamından ayrıldım.
 
Günün geri kalanını otelin özel sahilinde püfür püfür esen ama üşütmeyen rüzgarında, dalga seslerini dinleyerek, sıcacık Ege güneşinin keyfini çıkararak geçirdim. Bu arada söylemeden geçemiyeceğim ilçede 8 adet mavi bayraklı plaj mevcut. Ayrıca hizmet veren kaplıca ve sıcak su kaynakları da her geçen gün daha çok  ilgi gören yerler arasındadır.
 
Gece 22:30’da  ilçe merkez terminalinden bindiğim otobüsle İstanbul’a dönüş yolculuğum başlamıştı.
 
Seferihisar, misafirperverliği, doğal güzellikleri, pırıl pırıl denizi, altın sarısı sahilleri, güneşi, rüzgarı, tarihi zenginliği ve kaplıcalarıyla sizleri bekliyor. Yolunuz bir gün
 
Ege’ye düşerse mutlaka bu  şirin ilçeye uğramadan geçmeyin. Bir başka “Sakin Kent” yazımda görüşmek üzere, sevgiyle kalın…

Gülşah Cengiz

İstanbul

gulsahcengiz@hotmail.com.tr

Wieliczka Tuz Madeni: Bir Dünya Mirası

Madenin tavanı 327 metre yüksekliğinde. En dipteki yeri ise 300 km derinliktedir. Ancak ziyaretçilerin gezebildiği yol 3,5 km uzunluğundadır. Burada tam 2040 tane oda ve bu odaları birbirine bağlayan 200 tane koridor sıralanmaktadır. Yeryüzünün en derininde bulunan bu  kilisede tuzdan yapılma dev avizeler, duvara oyulmuş üç boyutlu tablolar, tuza oyulmuş heykeller (aslen Polonya’lı olan Papa 2. John Paul, Goethe, Mikolaj Kopernik vs…), heykelcikler muhteşem görünüyor. Ayrıca gezerken madenci cüceleri gösteren figürlerle karşılaşabilirsiniz. Madende kolay çalışabilsinler diye cüceleri de kullanmışlar. Burada her yer tuz. Parmağınızı bir yere sürdükten sonra bir yalayın, tuzun tadını alırsınız. Birde su akıyordu bi kanallardan, yer hizasında oluklar yapmışlar, o su bile tuzluydu. Tatma gafletinde bulunduğum için biliyorum.
 
Kiliseden sonra iki büyük oyulmuş alanın birinde hediyelik eşya satıcıları, kantin; diğerinde ise restaurant ve dinlenme alanı bulunmakta. Restaurantın bulunduğu kısım yaklaşık 120 metre aşağıda olmasına rağmen cep telefonlarının çekiyor olduğunu görmek şaşırtıcıydı. Çıkış ise hızlı asansörlerle yapılmakta. Loş demir bir kafesin içine girip bu asansörlerle 30 sn. ye gibi bir sürede yukarı çıkmanın heyecanı anlatılmaz yaşanır. Karanlık ve kapalı alan fobisi olanlar varsa denemelerini tavsiye etmem.
 
Dışarı çıktığımızda madendeki tuzlardan yapılmış hediyelik eşyalardan satın almak istedim ancak, çalışma saatleri dolduğu için dükkanları kapatmış, bahçeden çıkış yapmak üzere olan dükkan sahiplerine yanımda bulunan tercüman sayesinde, onca kilometre yoldan gelmişim, buradan bir hediyelik eşya almadan gitmek istemem şeklinde ki ısrarlı söylemlerimle, dükkanların kapısı gizlice aralanarak satıcının eline ne gelirse bana uzatması ve benimde batan geminin malıymış gibi kapışım ve parayı eline sıkıştırışım komedi ötesi bir durumdu. O kadar kurallara uyuyorlar ki eğer yetkililer görürlerse ceza keserler diye korkuyorlardı. Yani bizim memleketteki gibi turist gelmiş dur bi satış daha yapıyım, ne kazanırsam kârdır gibi bir düşünceleri asla yok. Bunu çarşıda dolaşırken de yaşadım. Saat daha akşamın 5’i idi. Baktım dükkanlar birer birer kapanmış. Ben tabi alışmışım Türkiye’de 7×24 dükkanlar açık, sanıyorum ki orda da öyle. Siz siz olun alışverişinizi gündüz saatlerinde yapın. Yoksa benim gibi yalvar yakar hediyelik eşyaları toplamak zorunda kalırsınız. Kurallara bu kadar riayet etmeleri takdire şayan bir durum.
 
Çok disiplinli bir millet vesselam.
 
Her yerin bir hikayesi olurda buranın olmaz mı? Gelelim hikayesine :
 
1200 küsürlerdeki Polonya kralının kızı bir yerden tuz almış ülkesine geri dönerken neden bizim ülkemizde de tuz madeni yok diyerek düşünceye dalmış. Wieliczka yakınlarından geçerken ilahi bir ses orada tuz madeninin olduğunu söylemiş ve toprağı kazdığında büyük bir tuz damarıyla karşılaşmış. Daha sonra bu madenin içine parmağındaki yüzüğü çıkartıp atmış. Yüzüğünü bulan erkekle evleneceğinin duyurusu yapılmış. Ve bir prenste prensesin yüzüğünü derinlerde bir yerde bir kayaya saplanmış halde bulmuş ve kendisine takdim etmiş. Dizleri üstüne çökmüş prensin elindeki yüzüğü prensese verirken canlandırıldığı bir heykelde madende bulunmaktadır. Daha sonra kralda bu madeni düğün hediyesi olarak kızına vermiştir. Mutlu sonla biten hikayeleri her zaman sevmişimdir.

En önemlisi de 1978 yılında UNESCO tarafından Dünya Mirası seçilen Wieliczka Tuz Madeni her yıl dünyanın her yerinden turist çekmeye devam ediyor.
Bu tuz madeni hayatınızda en az bir kez ziyaret etmenizi şiddetle tavsiye edeceğim bir yerdir. O masalsı, ihtişamlı mimariyi, hemde yerin deyim yerindeyse 7 kat aşağısında görmek, ve o kadar derinlerdeyken bile tertemiz bir havayı ciğerlerinize çekmek için bile gitmeye değer…
Adres : Kopalnia Soli “Wieliczka” Trasa Turystyczna (Wieliczka Salt Mine Tourist Route)
10 Daniłowicza Street, 32-020 Wieliczka, Poland

Bir başka gezi yazımda buluşmak üzere, sevgiyle kalın…

Gülşah CENGİZ

Mayıs 2009

Polonya

gulsahcengiz@hotmail.com.tr

 
 

Auschwitz-Birkenau: Polonya’da Bir Toplama Kampı

Kampa ilk gelen misafirlerin öncelikle maddi değer taşıyan alyans, kolye gibi eşyaları toplanırdı. Giysi ve ayakkabıları da cephedeki askerlere gönderilirdi. Buraya gelen halka yanlarında en değerli eşyalarıyla gelmeleri söylenmişti. Çünkü onların buradan Kanada’ya gönderilecekleri, orada son derece refah bir yaşam sürecekleri anlatılıp kandırılarak, bu toplama kamplarına getirilmişlerdi. Kampa gelen esirler en ağır işlerde çalıştırılmış, artık dayanacak gücü olmayanlar ise ya devasa boyutlardaki fırınlarda yakılmış ya da gaz odalarında tavana asılı borulardan püskürtülen zyklon b gazıyla zehirlenerek öldürülmüşlerdi.

Kamp arabayla birbirine 5 dakika uzaklıktaki iki bölümden oluşuyor. İçeri üzerinde “ Çalışmak Size Özgürlük Getirir.”  diye büyük harflerle yazılmış demir bir kapıdan giriyorsunuz. Danışmadan bilet ve size verilen özel rehberinizi duyabilmeniz için kulaklıklarınızı alıp kampa giriyorsunuz. Şansıma o kadar bilgili ve ilgili bir rehber düştü ki, yıllar öncesine dönüp sanki o acıları bende yaşadım. Yaşı oldukça geçkin -sanırım 60- 65 yaşlarında ama son derece dinç ve bakımlı olan bayan rehberimiz saatlerce bizle kampın her noktasını dolaşıp bilgi verdi. Hatta kendi yaşamından da hikayelerle süslediği rehberliği tüylerimi diken diken etti. Kendisi küçük bir çocukken, bu kampın çok yakınlarında bir evde ailesiyle yaşıyormuş. Askerler gelip kamp çevresindeki köyün evlerini, Polonyalı halkın boşaltmasını istemiş ve bunlarda başka yerlere göç etmek zorunda kalmışlar. Annesinin anlattığına göre, fırınlarda insanlar yakılınca, gökyüzünü öyle bir siyah duman ve öyle pis bir koku sarıyormuş ki birkaç kilometre öteden bile hissedilebiliyormuş. Ayrıca rehberimizin dedesinin kampın yakınlarında bir ekmek fırını varmış. Dede, kamptaki esirlerin çektiği eziyetlere dayanamamış ve gizli gizli kampa ekmek götürmeye ve esirlere vermeye başlamış. Fakat ne yazık ki bir gün o da bu yardımları esnasında yakalanmış ve 2 yıl kendisi de orada esir edilip işkence gördükten sonra , çok şanslıymış ki  serbest bırakılmış. Daha sonra ailesine orada yaşadıklarını anlatmış ve bizim rehberimiz dedesinin hikayeleriyle büyürken, küçücük yaşında bir karar almış. Ülkesinde yaşatılan bu insanlık utancını, gelen ziyaretçilere anlatmayı ve gençlerin  tarihten ders almaları adına bu kampta rehberlik yapacağına dair dedesine söz vermiş. Amacım kesinlikle para kazanmak değil, tarihimizi diğer uluslara aktarabilmek derken, kendisinin günde sadece 1 grup dolaştırabildiğini, fakat gençlerin 2 grup dolaştırabildiklerini aktarıyordu. İnsanların trenlerle getirildiğini tren yolunun çatalında bir kasap doktorun durduğunu, çalışabilecek güçte erkeklerin bir tarafa, diğer tarafa ise kadın, çocuk, yaşlı, sakat, eşcinsel, çingene ve hamilelerin yollandığını anlattı. Bu ikinci grup insan topluluğuna ise panik olmamaları için, duş alıp, giysilerinizi değiştirmeniz için sizi barakalara götürüyoruz diye aldatıp, duş için su akmasını bekleyen insanlara gaz verip, dakikalar içinde yüzlerce insanın ölmesini seyrettiklerini anlatırken gözlerimiz dolu dolu oldu. Daha sonrada üstlerinde kalan değerli eşyaları toplayıp, ağızlarındaki altın dişlerine kadar almış, hatta uzun saçlı bayanların saçlarını da kesip daha sonra bu saçlardan keçe türünde  kumaşlar yapmışlar. Kampta sadece insan saçından dokunmuş top top  kumaşları da görüyorsunuz. Bu manzara inanılır gibi değildi. Daha sonra fırınlara yakılmaya götürülürlermiş. Hatta en korkuncu bazen çalıştırılmak için ayrılan erkeklerin karşılarına kendi eşleri, çocukları geliyormuş ve kendi ailelerini yakmak zorunda kalmanın dayanılmaz acısını yaşıyorlarmış. Zaten açlıktan , pislikten, hastalıktan, dolayı 6 ay da bir bu sağlıklı diye ayrılan erkeklerde ya ölüyorlarmış ya da öldürülüyorlarmış.

Kampın birinci kısmında 28 barakayı, insanların asıldığı dar ağaçlarını, kurşuna dizildikleri duvarları, ve tek kişilik hücreleri görüyorsunuz. Bebeklerin, kadınların ve erkeklerin kullandıkları eşyalarda cam paravanlar ardında sergileniyor. Ayrıca kampa getirilmeye başlandıktan birkaç yıl sonrada kaçmalarını önlemek ve kayıt altında tutabilmek amacıyla, mahkumların vücutlarına dövme türü numaralar basılmış ve resimleri çekilmiştir. Bu resimler barakaların koridorlarında sergilenmektedir.  Kampın etrafının elektrik verilmiş tellerle çevrili olduğunu da belirtmek isterim.

Tek kişilik hücreleri , özellikle 13 numaralı hücreyi  ve hikayesini dinlerken duygulanmamak imkansızdı. 13 numaralı hücrede kalan o günlerde 90 yaşından fazla olan bir rahibin, aynı koridordaki genç bir esirin idam edilmeye götürülüşüne dayanamayıp, o daha çok genç ve onu bekleyen eşi ve çocukları var. Onun hayatı yerine benimkini alın deyip, kendisini öne atması. Ve askerlerinde buna karşılık rahibi öldürmeleri, bu genç esirin yıllar sonra o kamptan kaçmayı başarması, ailesine kavuşması ve bu hayatını kurtaran rahibi anlatması çok etkileyiciydi. Şimdi bu rahibin hücresi onun anısına çiçeklerle süslüydü. 3 katlı tahta ranzalardan oluşan yatakhaneler, 180 kişinin aynı anda suyun sabunun olmadığı açıkta tuvaletini yaptığı delikler, koğuştan bir mahkumun kaçması halinde, o bulunana kadar koğuştaki diğer kişilerin günlerce ayakta uyumadan bekletilmesi kolay kolay akıldan çıkacak gibi değildi. En sonunda da dar merdivenlerden çıktığımız gözlem kulesinden kampı kuşbakışı görüp resim çekerek yaklaşık 3 saatlik ziyaretimi tamamlamış oldum.

Tarihteki insanlık ayıplarından en alâsından birinin yaşandığı bu kampı mutlaka görüp ibret almak ve halimize şükretmek için, görmenizi hepinize tavsiye ederim.
Bir başka gezi yazımda buluşmak üzere, sevgiyle kalın…

Gülşah CENGİZ

Mayıs 2009/Polonya
 
gulsahcengiz@hotmail.com.tr

Bu Oteller Romantik Çiftleri Bekliyor

D-HOTEL MARİS

 
Otel, Datça yarımadasının doğal koruma alanına konumlandırılmış. Çam ormanları ve dağlarla çevrili sakin bir koyda yer alıyor. Otelde balayı çiftlerine erken check-in ve geç check-out imkanı sunulurken, ilk gün odaya soğutulmuş köpüklü şarap, meyve tabağı ve çiçek gönderiliyor. Ayrıca odaya istenilen bir gün kahvaltı servisi yapılıyor. Restoranlarda rezervasyon önceliği hakkı da tanınan balayı çiftlerine otelde kaldıkları süre içerisinde farklı sürprizler yaşatılıyor.  
 
KEMPİNSKİ BARBAROS BY BODRUM
 
Otel Gökova Körfezi'ne bakan sakin bir konumda yer alıyor. Ege denizinin eşsiz manzarası eşliliğinde mimarisiyle ödüllü otel, çiftlere evindeki rahatlığı ve sıcaklığı yaşatacak. Yeni evlilerin hayalini süsleyen büyülü bir tatil sunan otelde balayı çiftlerine deniz manzaralı oda veriliyor. Odada çilek, şampanya ve çiçekler eşliğinde romantizm yaşatan Kempinski, balayı çiftini mum ışığında özel bir yemekte ağırlıyor. SPA'da 60 dakikalık masajın da balayı çiftlerine hediye edildiği otelde, tatil boyunca özel sürprizler yapılıyor.
 
HİLTON DALAMAN SARIGERME RESORT & SPA
 
Ege ile Akdeniz'in buluştuğu noktada konumlanan Hilton Dalaman Sarıgerme Resort & Spa konumu ve hizmeti ile balayı çiftlerine unutulmayacak bir tatil vaad ediyor. Hilton Dalaman Sarıgerme Resort& SPA'da balayı çiftleri kendileri için özel olarak hazırlanan odada ilk günlerinde şarap, pasta ve meyve sepeti ikramıyla ağırlanıyor. Konaklama süresince bir kez A la Carte restoranlardan birinde akşam yemeği yiyebilen, kahvaltısını odasına alabilen çiftlerin plaj keyfi de unutulmuyor. Çünkü balayı çiftlerinin keyif, lüks ve romantizmi bir arada yaşaması için plajdaki gazebo bir gün ücretsiz olarak sunuluyor.
 
NOAH'S ARK DELUXE HOTEL& CASINO
 
Akdeniz'in ortasında KKTC'nin muhteşem doğasında kendine özgü tasarımı ile çiftleri hayalleriyle  buluşturan Noah's Ark Deluxe Hotel & Casino, Hotel Nuh'un Gemisi'nden ilham alınarak yapılmış bir konsept otel. Delux herşey dahil hizmet veren otelde, balayı çiftleri için  özel olarak süslenen odaya odaya şampanya, çikolata ve çilek servisi yapılıyor. Otelde balayı çiftlerine özel % 10 indirim uygulanıyor.

ACAPULCO HOTEL

 
Girne'ye 6 km mesafedeki  Acapulco Hotel'in 1 km uzunluğunda plajı bulunuyor. Balayı çiftlerinin en çok tercih ettiği otellerden biri olan Acapulco Hotel'de odaya meyve sepeti gönderiliyor. İkinci gün ise ücretsiz kahvaltı servisi yapılıyor. Ruhunuzu ve bedeninizi yorgunluktan arındıran SPA Merkezinde de evli çiftlere özel yüzde 10 indirim uygulanıyor.
 
MERİT CRYSTAL COVE OTEL
 
Kıbrıs Alsancak mevkiinde, Girne merkeze 10 km. mesafedeki otel,  konforuyla göz dolduruyor. Otelde balayı çiftlerine deniz manzaralı oda veriliyor. Kırmızı gül yaprakları ile süslü yatak, çiftlere özel tarihe uygun olarak hazırlanan aşk şarkıları CD'si, şampanya, ikinci gün odaya ücretsiz kahvaltı servisi  Merit Crystal Cove'un hediyesi olarak sunuluyor.

TTNET’lilerin Kaptan Olma Hayalleri Gerçek Oluyor

www.amatordenizcilik.com adresinden “Amatör Denizcilik” paketini satın alanlar, gerekli bilgilerin yanı sıra amatör denizci belgesi deneme sınavı paketi ve gerçek sınavla aynı sistemde online deneme sınavı paketiyle, kaptanlık hayallerini gerçekleştirmek için hazırlanıyorlar.
 
Eğitime katılan TTNET'liler, 3G mobil internet tarifelerinden birini satın aldıkları takdirde ise 3G internetlerini paylaşmalarını sağlayacak Jet İstasyon modemini de 59 dolar yerine 50 dolara alabiliyorlar.
 
8 Ağustos tarihine kadar geçerli olan kampanyadan yararlanmak için "TTNET" yazıp ardından bir boşluk bırakıp TC kimlik numarasını 6606'ya göndermek yeterli oluyor.

TTNET Hakkında

2006 yılında tüm Türkiye’yi internete bağlamak ve dünyayla tanıştırmak amacıyla kurulan TTNET, bugün kurumsal ve bireysel hizmetleriyle sektörde öncü rol oynayan,  müşterilerine bugünün ve geleceğin iletişim teknolojilerini sunan, iletişim ve eğlence şirketidir. İletişim teknolojilerinin üç temel bileşeni olan internet, televizyon ve telefonu birlikte sunan TTNET eğitim, eğlence, iletişim, güvenlik ve işletmelere özel ürünleriyle Türkiye’nin tüm iletişim ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Şirketin ürün portföyünde başta ADSL/VDSL 2-hızlı internet erişimi,  fiber internet erişimi, WiFi kablosuz internet erişimi ve iPass işbirliği ile TTNET WiFi yurtdışı erişim hizmeti, G.SHDSL, Metro Ethernet, ATM ve Frame Relay internet erişim hizmetleri bulunmaktadır. TTNET; Avea işbirliği ile TTNET Mobil markası altında GSM ve 3G dahil tüm cep telefonu hizmetleri, TTNET Alo markası ile de bireysel müşterileri için sabit telefon erişimi sunmaktadır. TTNET ayrıca; sinema ve televizyonu taşınabilir hale getiren Tivibu Web ve ev ortamında TV ekranından ulaşılabilen IPTV hizmeti Tivibu Ev'i de Türkiye’de uygulamaya başlayarak bir ilke imza atmıştır.

 
İnternet erişim hizmetlerinin yanı sıra TTNET’in katma değerli servisleri arasında milyonlarca şarkıyı ücretsiz dinleme imkanı sunan TTNET Müzik ve dijital oyunplatformu Playstore bulunmaktadır. TTNET Güvenlik kapsamında güvenli internet için birçok ürün ve servisi kullanıcılarına sunmaktadır. TTNET İşyerim Paketleri ile de işletmelerin ihtiyaçlarına özel ürün ve servisler geliştirmektedir.
 
Tek faturada; internet, TV, sabit ve mobil ses hizmetlerini müşterilerine sunan TTNET, Türkiye’de bir “ilk”i daha gerçekleştirerek “dörtlü servis” dönemini başlatan ilk iletişim ve eğlence şirketi olma kimliği kazanmıştır.  www.ttnet.com.tr

Borajet Trabzon’dan Bodrum ve Antalya Seferlerine Başladı

Trabzon –Bodrum-Antalya  seferlerinin uçuş günleri ;
Trabzon-Antalya-Trabzon : Perşembe / Cumartesi / Pazar
Trabzon-Bodrum-Trabzon: Pazartesi / Cuma

BORAJET, Sınırların ötesinde Hizmet anlayışıyla günden güne genişleyen filosu ve bölgesel havacılık yatırımlarıyla hızla büyümeye devam ederken, gerçekleştirdiği dönemsel fırsatlar ile de ayağınızı yerden kesiyor.

Ayrıntılı bilgiye, 444 26 72 çağrı merkezinden ya da www.borajet.com.tr  internet sitesinden ulaşabilirsiniz.

Dünyanın En Değerli 15 Otelinden Biri İstanbul’da

Çevresindeki doğa ve dokuya uygunluğu, binanın yerleşimi ve mimari süreciyle LEED kriterlerine göre projelendirilen Hilton Garden Inn İstanbul Golden Horn, dünyada sadece 15 otel projesinin sahip olduğu LEED Gold sertifikasının sahibi oldu. Su tüketiminden, güneş enerjisinin kullanımına, yapının geri dönüşüm aşamalarından, kullanılan malzemelere ve iç mekan kalitesine kadar bir çok noktanın değerlendirilmesi sonucu sahip olunabilen sertifika Türkiye’de ilk kez bir otele veriliyor.

Hilton Garden Inn İstanbul’un yatırımcısı Amplio Emlak Yatırım A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Alaeddin Babaoğlu ödül ile ilgili olarak “Nefes alarak ortak paylaşım içinde bulunduğumuz çevremize katkıda bulunabiliyor olmak tarif edilmez bir duygu. Çevreye duyarlı olabilmek adına, yatırımımıza ilave 5 milyon dolar ekledik. Bu sertifikayı ülkemizde alan ilk otel olmamız da bizi heyecanlandırdı.” diyerek dahil olacakları tüm projelerde doğayla dost olma hassasiyetini göstereceklerini belirtti.

%30 Geri Dönüşebilen Otel

 
Yerel ekonomiyi desteklemek ve yakıt tüketimi kaynaklı çevre kirliliğini önlemek için proje maliyetinin yüzde 30’unu yerel malzemelerden tercih edilerek oluşturulan otel inşaatının yüzde 30’u geri dönüştürülmüş malzemelerden oluşuyor.

Arsaya uygun şekilde konumlandırıldı
Güneş ışınlarından faydalanabilmek, su tüketimini azaltmak gibi konulara yoğun olarak değinilen proje oluşturulurken, arsanın olağan şekli ele alınarak konumlandırılması ve arsaya oturtulması özel olarak planlandı. Güneş ışınlarını alma açısı değerlendirilerek, çatı bölümüne konumlandırılan solar paneller sayesinde sıcak su ihtiyacı 6 ay boyunca güneş enerjisi ile temin ediyor.

LEED Sertifikası alınması aşamasında yapılan değerlendirmeler

1-Sürdürülebilir arazi ve alanlar:
İnşaat sonunda oluşan kirliliğin giderilmesi, verimli toprak erozyonunun önlenmesi, projelerin toplu taşıma, park ve bisiklet alanlarına yakın konumlandırılması, doğal hayatın korunması.
Hafriyat alanından çıkan kamyonların tekerleğindeki çamurların dahi temizlendiğini projenin İstanbul’un kalbi Haliç’te yer alıyor olması da önemli bir nokta olarak göze çarpıyor.

2-Su kullanımında verimlilik:
Yağmur sularının kullanılması, %40 su tasarrufu, tuvaletlerde az su kullanılması, kaynakların korunması.
Su tüketimini azaltmak için, peyzaj alanlarında az su tüketimine önem verildiği otel projesinde, yerel ve ortam koşullarına adaptasyon özelliği olan bitkiler tercih edildi. Verimli bir sulama sistemi kullanılarak da sulamada yüzde 67 oranında su tasarrufu sağlanıyor.

3-Enerji ve atmosfer:
%30-50 enerji tasarrufu, güneş enerjisinden yararlanılması, binanın güneş ışığı alabilme konumu ve tasarımı, HVAC sistemi, otomasyon sistemi kullanılması, enerji harcamalarının düşürülmesi, enerji verimliliğinin sağlanması.
Güneş ışınlarını alma açısı değerlendirilerek, çatı bölümüne konumlandırılan solar paneller sayesinde sıcak su ihtiyacı 6 ay boyunca güneş enerjisi ile temin ediyor.

4-Malzeme ve kaynaklar:
Kullanılan malzemelerin kaliteli ve doğal olması, geri dönüştürülebilir atıkların toplanması, kaynakların yeniden kullanılması, tüketimin en aza indirilmesi.
Projede kullanılan malzemelerin %30’unun yerli, %30’unun da geri dönüştürülebilir  olması kaynakların en iyi şekilde kullanımını ortaya çıkarıyor.

5-İç mekan kalitesi:
İç hava kalitesinin sağlanması, farklı termal konforların sağlanması, aydınlatma sisteminin ayarlanabilir olması.
LEED özellikleri arasında da yer alan, dünyada ilk defa Hilton markasının uyguladığı “%100 non smoking” yaklaşımı da Hilton Garden Inn İstanbul Golden Horn Hotel’inde uygulanıyor.

6-Tasarımda yenilikler:
LEED kriterlerini geliştirebilecek tasarımlar, çevreye katkı sağlayabilecek yeni uygulamalara yer verilmesi.

LEED Sertifikası Hakkında:
Amerika Birleşik Devletleri Yeşil Bina Konseyi U.S. GBCI (U.S. Green Building Certification İnstitute) tarafından yeni bina inşasında veya mevcut bina renovasyonunda uygulanacak belli başlı sürdürülebilir tasarım kriterlerini göz önünde bulundurularak verilen LEED sertifikası, çevresel sürdürülebilirliği ve enerji verimliliğini ödüllendiriyor.

Klasik binalara göre sağlıklı, çevreye saygılı, işletme giderleri ile daha ekonomik ve karlı olan yüksek performanslı binaları tanımlayan LEED Yeşil Bina Derecelendirme Sistemi, çevresel sürdürülebilir binaların tasarımı, yapımı, işletilmesi ve bakımı konularında bina sahipleri ve işletmecilerine pratik bir standart getirilmesini sağlar.

 
 

Jolly Tur’dan Çocuklara Karne Hediyesi

Jolly Tur Bodrum'da da çocukların ücretsiz konaklayabilceği otel seçenekleri sunuyor. Bodrum Holiday Resort& SPA'da 0-14 yaş arası ücretsiz. Yine Bodrum'un çok özel ve içerisinde çocuğunuzun keyifli vakit geçirebileceği her türlü aktiviteyi sunan Aegean Dream Resort Hotel 'de de 0-9 yaş arası çocuklardan ücret alınmıyor. 
İşte Jolly Tur'un seçeneklerinden bir kaç tanesi daha :
 
Antalya Limak Arcadia, Atlantis ve Limra’da 0-14 yaş ücretsiz
 
Bodrum Corendon Iassos Modern Hotel- 0-16 yaş ücretsiz
 
Antalya Side Majesty Palm Beach- 0-13 yaş ücretsiz
 
Antalya Side Otium Eco Club Side 0-11 yaş ücretsiz
 
Kuşadası Aqualand Resort 0-12 yaş ücretsiz
 
Side Club Hotel Turan Prince World 0-6 yaş ücretsiz
 
Tatilini Ege veya Akdeniz dışında geçirmek isteyenler ise kültür turlarına katılabilir. Jolly Tur'la 10 Haziran'da çıkış yapacağınız Likya Turunda ve Klasik KaradenizTuru'nda oda başı 100 tl indirim alabilirsiniz.

Kocaeli Korunmalı

Şükür, Bu sistemin birparçası olan insan türünün, biyolojik çeşitlilikten değişik ekonomik, ekolojik,estetik ve kültürel yararlar sağlamakta olduğunu, biyolojik çeşitliliğin devamıiçin kaynakların düzensiz kullanılmaması gerektiğini ifade etti. Ekosistemin veonun parçalarının bozulması, orada bulunan canlı ve cansızların sunduğuhizmetlerin durmasına ve en sonunda sistemin tümünün bozulmasına yol açtığınıdile getirdi. Canlıların yaşadıkları ortamlar, olaylar ile etkileşim halindebulundukları diğer canlı ve cansızlar, biyolojik çeşitliliğin birer parçasıolduğunu ve bu dengenin bozulmaması gerektiğini söyledi. Rıdvan Şükür,Biyolojik çeşitliliğin canlıların genetik yapılarına bağlı olarak meydana getirdiğitür toplulukları arası ve türler içi farklılığın bütünü olarak tanımlanabilmekolduğunu ifade etti.

Radisson Blu Ataşehir Açıldı

DMY Termal Afyonda Ömür Boyu Sağlık ve Tapu Garantisi

DMY Termal Afyon projesi, daha çok şehrin stresinden uzaklaşmak için, Gazlıgöl ve İhsaniye’ye yaptıkları keyifli turistik gezilerden tanıyan metropol sakinlerine, büyük kentlerde bile eşine az rastlanır alternatif bir yaşam konforu sunuyor. Su ile iç içe bir yaşamın hüküm sürdüğü projedeki her villanın kendi havuzu, Türk hamamı olmasının yanı sıra doğaya hayat vererek, bereket ve bolluk getirdiğine inanılan su, projenin ana temasını oluşturuyor. DMY Gayrimenkul’un Termal Afyon projesi, modern mimari yorumu ile, termal keyfini günümüze yansıtan şirket ortağı  Duygu Meltem Yalçınkaya’nın imzasını taşıyor.

Tesisimiz 40.000 m2 üzerinde yapılmış olup yürüyüş  parkurları, çocuk oyuncak alanları basket ve voleybol sahası, masatenisi, her villanın çevresinde yeşil alan olmasıyla beraber birçok ortak alanlarımızda ağaçlar çiçekler ve şelaler mevcuttur. Aynı zamanda tesisimizde doktor,masör,fizyoterapi merkezlerinin yanı sıra, fizik tedavi merkezi tesisimizde bulunacaktır.

40.000 m2 üzerine kurulan tesisimizde 84 adet villa bulunmaktadır.Her villa 186m2 olmakla beraber; 3 yatak odası,1 barbekülü 3 balkon, tam teşeküllü mutfak ve 2 adet lavabodan oluşmaktadır.
DMY Termal Evleri Deprem yönetmenliğine uygun,belediyenin fen işleri müdürlüğü olan inşaat deprem kontrol birimiyle sürekli ölçümler yapılıp depreme dayanıklı yapılmıştır.
Termal suyumuz,maden suyumuz,normal sularımız kiralık veya belediyeden satın alınmamaktadır. Tesismizde kullanılan malzemeler Türkiyenin standartlar ensitütüsü kurumundan olan ilk 5 önde gelen firmaların malzemeleri tercih edilmiştir.

DMY Termal Afyon evleri projesinde, inşaatı tamamlanan,186m2 3+1 villalar  48 ay vade yada %50 indirimli peşin fiyatına 6.900 TL avantajı ile 7 günlük tatil fiyatına ömür boyu T.C hisseli tapulu  villalar sizleri bekliyor.

Bu yapımla başta mütahasıp aileler olmak üzere her sınıf ve her kültürden gelen misafirlere rahat edebilcekleri bir ortam sağlanmaktadır.

Ayrıntılı bilgiye, 0212 408 1122 çağrı merkezinden ya da http://dmytermal.com/   internet sitesinden ulaşabilirsiniz.

Gökçeada’ya Uçak Seferleri Başlıyor

İstanbul – Gökçeada-İstanbul

İstanbul Sabiha Gökçen – Gökçeada   Pazartesi  17:30
Gökçeada – İstanbul Sabiha Gökçen   Pazartesi  19:00

İstanbul Sabiha Gökçen – Gökçeada   : Cuma 13:00
Gökçeada – İstanbul Sabiha Gökçen   : Cuma 14:30

BORAJET, Sınırların Ötesinde Hizmet anlayışıyla günden güne genişleyen filosu ve bölgesel havacılık yatırımlarıyla hızla büyümeye devam ederken, gerçekleştirdiği dönemsel fırsatlar ile de ayağınızı yerden kesiyor.

Ayrıntılı bilgiye, 444 26 72 çağrı merkezinden ya da www.borajet.com.tr   internet sitesinden ulaşabilirsiniz.

Atatürk Havalimanı’na Dikkat

Panorama 1453 Tarih Müzesi Ziyaretçi Rekoru Kırdı

Müzede neler yaşayacaksınız
 
Fetih'ten 559 yıl sonra, İstanbul'un fethine yeniden tanık olacak ve kente giriliş anını neredeyse aynen yaşayacaksınız. Macar topçu ustası Urban'ın döktüğü toplara dokunup Kostantinopolis'in surlarındaki patlamalara şahit olacaksınız. Sultan II. Mehmed'in binlerce askerinin tekbir seslerini ve Mehter Marşı'nı duyup belki de eşlik edeceksiniz. Dörtnala kalkmış atların nal seslerini, savaşan askerlerin kılıçlarından çıkan şakırtıları işitecek, atılan okların kulağınızın dibinden geçtiğini hissedeceksiniz.
 
Müzenin özellikleri:

Dünya’nın tek tam panoramik müze olma ünvanına sahib olan Panorama 1453 Tarih Müzesi’nde 10 bine yakın figür resmedilerek 3 bin m2’lik bir alan oluşturulmuş. Tarih ile bu gün arasında bir köprü kuran müze, Fatih’in otağını kurduğu alan üzerine inşa edilmiş. Ziyaretçilerinin 14 m2’lik bir platformdan izleyebileceği müzenin en önemli özelliği 3 boyutlu bir görüntüye sahip olması.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş’ye bağlı Panorama 1453 Tarih Müzesi’nin ziyaretçileri, 3 boyutlu görüntüler ve mehter marşı eşliğinde İstanbul’un fethini yeniden yaşıyor.

 
 

İksir Pedal Şenliği 19 Mayıs’ta Düzenlenecek

İsteyenler aynı zamanda, Atlı spor merkezinde belgeli antrenörler eşliğinde eğitimli İngiliz ve Arap atlarıyla ders alabilir; ATV ile Göktepe gezisine katılabilir; Yumurtacı Göletinde barbekü etkinliğinde olabilir; faytonla nostaljik şehir turuna çıkabilir veya Köpekçiler Konağı’nı gezebilir… 

Kastamonu Daday’daki İksir Resort Town’da, enerji depolamak için doğal ve yöresel ürünlerle bol ve lezzetli bir kahvaltıyla başlayan ve gün boyunca süren onlarca aktivite dolu dakikalar ile gençlik sırrını çözmeye hazır olun… 

Haydi ne duruyorsunuz… Gençlik ve Spor İksir’i ile Gençleşmeye ve Yenilenmeye Davetlisiniz!

2 Günlük “Gençlik ve Spor İksir’i” Paketi Standart Çift Kişilik Odada Kişi Başı: 155 TL

Rezervasyon:

 
Telefon:  0366 616 10 16            
GSM:       0532 302 91 84                    
 
info@iksirresorttown.com