Alanya: Güneşin Gülümsediği Yer

Konaklama asla sorun olmaz. Alanya’nın girişinden çıkışına kadar sayısız otel, hotel, apart ve pansiyonlar her bütçeye uygun kaliteli hizmet anlayışıyla misafirlerini bekler. Eğer Mayıs, Haziran, Eylül, Ekim aylarında tatilinizi Alanya’da geçirmek isterseniz –ki yaz sıcağına ve kalabalığa dayanamayan orta yaş üstü  tatilcilerin tercih ettiği dönemlerdir-  hava günlük güneşlikken aniden yağmur yağabilir.  Tatilim mahvoldu diye düşünmeyin. Çünkü yerlisi ve müdavim turistler bilirler ki, bir saat sonrasında, hiç yağmur yağmamış gibi, güneş yeniden yüzünü göstermiş ve yerler kurumaya başlamıştır bile. Alanya size 6 ay denizinden yararlanabilmenize olanak sağlayan, senenin 300 günü güneşi görmenize fırsat veren ender tatil yerlerinden biridir. Doğa tutkunlarını dağlardaki yaylalar bekler. Sadece Alanya Kalesi'nde 16 endemik bitki türü yetişir. Jeep safari, trekking tutkunları için ideal yerlerdir.  Yok eğer benim işim deniz, güneş, kumla diyorsanız, Alanya’nın en gözde plajı Kleopatra Plajı sizi bekler. Efsaneye göre Mısır Kraliçesi Kleopatra Akdeniz’de çıktığı bir sefer sırasında Alanya’ya uğramış ve bu koyda denize girmiştir. Kleopatra Koyu’nun özelliği suyunun berraklığı ve denizin sığlığıdır. Ve tabiî ki İncekum Plajı’nı da unutmamak gerekir.  Altın sarısı rengindeki kum olağanüstü incelikte ve vücuda yapışmayan türdendir. Deniz derin değildir, özellikle yüzmeyi yeni öğrenen çocuklar için ideal bir plajdır. Denizden bahsetmişken, Alanya tüplü dalış dahil her türlü su sporu, plaj futbolu ve voleybolu için cennettir. Kentteki Alara Irmağı, rafting sporuna gönül verenlerin uğrak yeridir. Tenis kortları da şehirde çok yaygındır. Müze meraklılarını da unutmayalım. Dört müze vardır. Kentin en değerli eseri Arkeoloji Müzesi'nde sergilenen Herakles Heykeli’dir. Alanya için bir 'Mağaralar Kenti' benzetmesi de yapabiliriz. Bu konuya ilginiz olsun ya da olmasın kara ve deniz mağaralarının gizemli dünyasına hayran kalacaksınız. Sarkıtlarının büyüleyici güzelliğinin yanı sıra astım hastalarına iyi gelen havasıyla da ünlü olan Damlataş Mağarası, bunun dışında Alanya’nın 12 kilometre doğusunda, 1.649 metre yüksekliğindeki Cebel-i Reis Dağı’nın yamacında olup,  Türkiye’nin ziyarete açılan ikinci en büyük mağarası olmasıyla adından söz ettiren Dim Mağarası, ancak tekneyle gidebileceğiniz ve içinden taa Alanya Kalesine çıkan gizli bir yol olduğu efsanesiyle anlatılan Korsanlar Mağarası, geceleri ay ışığının yansıması nedeniyle fosfor gibi parlayan bir başka deniz mağarası olan Fosforlu Mağara’da görmeden dönme listenize kesinlikle eklenmeye değer yerlerdir. Bunların dışında; 1221 yılında Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından yaptırılan bir yarımada üzerinde bulunan Alanya Kalesi’nden kuşbakışı manzara doyumsuzdur. Kaleye çıkan yol üzerinde ve limana egemen yamaçlarında restoran ve kafeteryalar vardır. Kale taşıt trafiğine açıktır. Yürüyerek ise yaklaşık 1 saatte çıkılabilir. 35-40 derece sıcakta 1 saat yokuş tırmanmak hiç kolay değildir. Tecrübeyle sabittir. Ama yol boyu güzellikleri görme uğruna buna değer. Kentin sembolü olan Kızılkule limandadır.  Sekizgen planlı yapı 13. yüzyıl Selçuklu eseridir. İnşaat sırasında belli bir yükseklikten sonra taş blokları kaldırmak güç olduğu için üst kısmı pişmiş kırmızı tuğlalarla yapılmış ve bu nedenle Kızılkule adını almıştır. 1979 yılında ziyarete açılarak birinci katı Etnoğrafya Müzesi’ne dönüştürülmüştür. Alanya'nın belirli noktalarına yerleştirilmiş bisiklet otomatları ise Türkiye'de tektir. Alanya muzu, ülke çapında ünlüdür. Alanya girişinden çıkışına kadar yol boyu sera bahçelerini görebilirsiniz. Alışveriş tutkunlarına da güzel haberlerim var.  Şehir merkezindeki kuyumcular, butikler, ayakkabı ve çanta mağazaları, sınırsız model seçeneği sunan deri mağazaları , hediyelik eşya satan mağazalar ve halı mağazalarındaki ürünler sizleri beklerler. Özellikle rus turistler deri mağazalarının müdavimleridir. Bunlardan başka gezi listenize almanızda yarar gördüğüm Kargı Han, Alarahan, Alara Kalesi, Şarapsa Hanı, Hıdrellez Kilisesi, Sitti Zeynep Türbesi, Andızlı Cami, Akbeşe Sultan Mescidi, Darphane, Bedesten, Süleymaniye Camisi, Ehmedek, Tophane, Tersane’yi de unutmadan söyleyeyim. Günün sıcağından bunaldınız mı? Doğru Sapadere Kanyonu’na. Alanya'ya 40 km uzaklıkta olan bu kanyon 750 mt. uzunluğundadır. Girişinden yaklaşık 300 metre içeride görmeye değer bir şelale ve bu şelalenin döküldüğü yerde doğal bir  havuz bulunur. Köy içindeki su değirmenini, ipek dokuma atölyesini görmeden, alabalık yemeden bu doğa harikası yerden ayrılmayın. Yemek konusunda ise, otel ve restorantlarda dünya mutfağından leziz yemekleri bulmanız kolaydır. Tabiki önerim öncelikle Alanya’nın kendine özgü yemeklerini tatmanızdır. Kente havadan, karadan ve denizden ulaşabilirsiniz. Antalya ve Gazipaşa Havalimanları açıktır. Şehir merkezinde büyük yolcu gemileri için liman ve birde yat limanı bulunur. Yaklaşık 15 bin yabancının yaz-kış yaşamak için tercih ettiği bir kent olması da günlük hayatta Türkçe’nin yanı sıra İngilizce, Almanca ve diğer lehçelerin de aktif olarak kullanılmasını kaçınılmaz kılar. Turistik yer olmasına rağmen şehirde fiyatlar oldukça uygundur. Ayrıca tatiliniz sırasında denk gelirseniz, Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu final kutlamalarını, Plaj Futbolu Kupası yarışmalarını, Caz Festivalini, Taş Heykel Sempozyumunu ve Turizm-Sanat Şenliklerini de izleyebilirsiniz. Binlerce yıllık tarihi, Akdeniz ve Anadolu kültürlerinin karışımından oluşan kültürü, mimarisi ve gülümseyen güneşi ile Alanya sizleri bekliyor. Bir başka gezi yazımda görüşmek üzere, sevgiyle kalın.

GÜLŞAH CENGİZ
gulsahcengiz@hotmail.com.tr

Bu yazı 466 kez okunmuştur.