Saray Muhallebicisi Tek Kişilik Yeni Pastaları ile İddialı

Bu özel pastalardan “malaga” ve “profiterol kule”, gençler tarafından en çok tercih edilen çeşitlerin başında geliyor.
Çikolatalı devils kek üzerinde beyaz çikolatalı prenses kreması, fıstık draje, parça muz ve çikolatalı sos ile hazırlanan malaga, deneyenleri keyifli bir lezzet yolculuğuna çıkarıyor.
 
Çikolatalı devils kek üzerine yerleştirilmiş krema, profiterol sos, mini pataşu topları ve üzeri çikolata sos ile kaplanarak hazırlanan profiterol kule ise; hafif ve çikolatalı tatlı sevenleri tarifsiz bir mutlulukla buluşturuyor.
 
BU ÖZEL TATLAR ŞİMDİLİK SADECE SARAY MUHALLEBİCİSİ’NİN 12 ŞUBESİNDE:
 
Enfes lezzetleri birbiriyle yarışan bu özel tatlılar şimdilik Saray Muhallebicisi’nin 12 şubesinde (Teşvikiye, Zorlu Avm, Kanyon Avm, Özdilek Avm, Etiler, Galleria Avm, Mall of İstanbul Avm, Feneryolu, Suadiye, Bağdat, Palladium Avm, Meydan Avm) sıcak yaz günlerine mutluluk katıyor.

Yerli Trambüsler Uluslararası Heyeti Ağırlıyor

MOTAŞ A.Ş. ve MALATYA Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde düzenlenecek çalıştaya Bozankaya da üretici firma olarak destek veriyor. Şehirdeki trambüs sistemini tanıtmak, halihazırda dünyada bulunan troleybüs sistemlerini ve toplu taşımacılık sektörünün geleceğini görüşmek üzere bir araya gelecek uluslararası çalıştayda, Almanya’dan Suudi Arabistan’a Latin Amerika’dan İngiltere’ye kadar farklı ülkelerin Troleybüs işletmecileri ve üst düzey toplu taşımacılık yetkilileri 1-2 Ekim’de Malatya'da bir araya gelecek.
‘Uluslararası Troleybüs Sistemleri Çalıştayı’nda tüm dünyadan uygulamacıların bir çoğunun katılımlarıyla Türkiye’deki ilk yerli trambüs projesi yerinde incelenecek. Konuyla ilgili bilgi veren UITP Genel Sekreteri Alain Flausch, Troleybüs teknolojisinin dünyanın bir çok şehrinde hızlı bir gelişme gösterdiğinin altını çizerek Türkiye'de son dönemde toplu taşımacılık alanında ciddi gelişmeler yaşandığını ve Malatya’nın Trambüs projesi ile Türkiye’de toplu taşımaya yeni bir vizyon kazandırdığını belirtiyor.
Alain Flausch, UITP Yönetim Kurulu olarak ‘Uluslararası Troleybüs Sistemleri Çalıştayı’nı Malatya’da düzenleyerek yerli üretim olan bu projenin, uluslararası komite tarafından yerinde incelenmesini hedeflediklerini ifade etti. Flausch açıklamasında, verimli bir troleybüs sisteminin nasıl inşa edileceği, planlanacağı ve uygulanacağının paylaşılacağı çalıştayda, diğer illere örnek olacak bilgilerin aktarılacağını iletti.
 
Yerli üretim trambüs projesinin Türkiye genelinde ilk ve örnek proje olarak Malatya’da hayata geçtiğini belirten Malatya Ulaşım A.Ş. Genel Müdürü Enver Sedat Tamgacı ise açıklamasında; “Malatya’da toplu taşımanın kalitesini arttırmak için yaptığımız incelemeler neticesinde pek çok avantajı bir arada sunduğu için trambüs projesini hayata geçirdik. Dünyada yüzlerce şehirde toplu taşım aracı olarak kullanılan troleybüsler ülkemizde de geçmişte kullanıldı ancak sık sık meydana gelen elektrik kesintilerinden dolayı ulaşımdan kaldırıldı. Ülkemizin kaynakları düşünüldüğünde yeni nesil araçlarla sürdürülebilir enerji tüketiminden dolayı trambüslerin geleceğin toplu taşım çözümleri olacağına inanıyoruz. Ayrıca trambüslerin hem ilk yatırım ve işletme maliyetleri düşük, hem yolcu sayısı fazla olmasına rağmen konfor ve rahatlığı da daha üstün. Üstelik bu sistem çevreye yapılan bir yatırım" dedi.
 
Trambüs sistemini takip eden yerel yönetimler olduğunun altını çizen Bozankaya Yönetim Kurulu Başkanı Aytunç Günay, yurt dışından heyetlerin de gelip incelemelerde bulunduğunu belirterek; “Teknik olarak tramvay sistemleri ile benzerlikleri olmasına rağmen ilk yatırım maliyetleri daha düşük olan trambüs sistemleri, enerji tasarrufunda da fark yaratıyor. Günümüzde kullanılan diğer toplu taşıma araçları ile karşılaştırıldığında Trambüs; yolcu kapasitesi, enerji tüketimi, çevreye duyarlılık ve modern yüzü ile bir adım öne çıkıyor. Trambüslerimiz hem ulusal hem de uluslararası platformda yerel yönetimler tarafından büyük ilgi görüyor. Yunanistan, Brezilya, Avusturya ve Almanya’dan teknik heyetler, Türkiye’ye gelip aracımızı yerinde inceliyorlar,” dedi. 
 
Trambüs sistemi pek çok avantajı bir arada sunuyor
 
Bozankaya üretimi olan Trambüs aracının kullandığı teknoloji olan elektrikli tahrik sistemi, enerji ve çevreci çözüm planı ile farklılık yaratıyor. Toplam ağırlığı 40 tona yaklaşan konvansiyonel araçlara göre enerji tasarrufunda ortalama yüzde 75’e varan avantaj sağlanıyor. Trambüsler, cer enerjisini çift telli katenerden alıyor. Lastik tekerlekli bu araçlar, şehir trafiği ile entegre ilerliyor ve herhangi bir ray sistemine ihtiyaç duyulmadığı için yatırım maliyetinde avantaj sağlıyor. Böylece Trambüs, hem raylı sistemleri olmayan şehirler için iyi bir alternatif oluyor, hem de raylı sistemlere entegre çalışabiliyor.

Ataşehir Bulvarı’nda İtfaiye Haftası Sirenleri

İlk Günkü Heyecan Okul Fobisine Dönüşmesin

Çocuğun Karakterine Göre Okula Uyum Süreci Değişiyor

 
Araştırmalar 7-12 yaş arasındaki çocukları kaygılandıran konuların başında okulun geldiğini ortaya koymaktadır. Çocuk bir yandan anne-babadan ayrılıp yeni yetişkinlerle bağ kurmaya çalışırken bir yandan da tamamlaması gereken; okuma-yazmayı öğrenmek, ödevler ve sınavlarla tanışmak, arkadaş edinmek, spor ve sosyal faaliyetlere katılmak gibi görevler edinecektir. Okula başlama konusunda her çocuğun tepkisi farklıdır. Bazı çocuklar yeni durumlara kolayca uyum sağlayabildikleri için okula da hızla uyum sağlarlar. Ancak bazıları ise yeni durumlara daha yavaş ve zor alıştıkları için okula uyumları da daha zor ve zaman alıcı olabilir. 

Beraber Okulunu Ziyaret Edin

 
Okullar açılmadan önce anne ve babaların çocuklarıyla birlikte okuyacağı okulu ziyaret etmesi önemlidir. Okul ziyaretinde hem okul müdürü, sınıf ve rehber öğretmeniyle tanışmak, hem de sınıfı dışında çocuğun kullanabileceği; spor salonu, bilgisayar odası, kütüphane, yemekhane ve kafeterya gibi bölümleri görmek çocuğun rahatlamasını sağlar ve kaygılarını azaltır. 

Okulu Hakkında Bilgi Verin

 
Çocuğunuzla okulun beklentilerini, neler yapılacağını, okulun kurallarının neler olduğunu, dersler, teneffüsler, oyun zamanları, okula nasıl gidip-geleceği ve o okuldayken anne-baba olarak sizin neler yapacağınız hakkında konuşmak faydalı olur. Anne-babası olarak her konuda her zaman yardıma ve her türlü konuyu konuşmaya hazır olduğunuzu anlamasını mutlaka sağlayın.

Destekleyici Olun

 
Okula yeni başlayan çocuklar arkadaş bulma veya öğretmenle iyi bir ilişki kurma konusunda endişe duyabilirler. Bu endişelerini sakince dinleyin ve doğal davranın. Onu anlamaya çalışın ancak kaygılarına ortak olmayın.

İlk Gün Çocuğunuza Eşlik Edebilirsiniz

 
Okulun ilk günü okula giderken anne- baba olarak çocuğa eşlik etmek çocuğu rahatlatabilir ve güven duymasını sağlar. Okula gittikten sonra kısa ve sıcak bir vedayla ayrılın. Eğer mümkünse okul sonrasında birlikte beraber bir aktivite yapılabilir(yemeğe gitmek, parkta oyun oynamak, eksik okul eşyalarını almak gibi). Bu süreçte sorgulayıcı bir tavır takınmadan çocuğun okulda ilk gününün nasıl geçtiği, ne hissettiği hakkında konuşulabilir ve o günü tamamladığı için onu övüp takdir edebilirsiniz.

Uzman Desteği Alınmalı

 
Okulun ilk günlerinde ağlama, okula gitmek istememe, anneden ayrılamama gibi davranışların görülmesi doğal bir durumdur. Bu süreçte öğretmenle iş birliği yapmak, çocuğunuzun endişelerini anlamak ve okula gitmesi konusunda kararlı davranmak sorunu hızlı çözebilir.  Ancak kimi çocuklarda okulun ilk günlerinde görülen bu durum uzayabilir ve çocuk okula gitmek istemez ve hatta okula gitmeyi tamamen reddedebilir. Ayrıca okul saatlerinde; şiddetli baş ve karın ağrıları, mide bulantıları, kusma gibi fiziksel belirtiler gösterebilir. Bu durum 1 ay gibi bir zaman alırsa okul fobisi açısından uzman yardımına başvurmak gerekir.

Asya Mutfağının Popüler İsmi P.F Chang`s Ataşehir Bulvar 216`da Açıldı

Ataşehir’de Mangal Uğruna Takla Atan Arazi Aracında 1 Kişi Öldü 3 Kişi Yaralandı

Ataşehir Belediyesi’nden Öğrencilere YGS ve LYS Desteği

Kayıtlar 28 Eylül – 02 Ekim tarihleri arasında yapılacak.

YGS- LYS’ye hazırlık için, kayıt olacak kişinin kimliği ile Ataşehir Gençlik Merkezi'ne müracaat yetmeleri yeterli olacak.

Hazırlık ders ve etüt desteği çalışmalarına katılmak için Ataşehir’de ikamet etmek zorunludur. Kontenjan sınırlıdır.

Ataşehir Gençlik Merkezi’nden 0216 570 50 00 / 1930 telefon numarasından detaylı bilgi alabilirsiniz.

 

Başvuru Tarihi: 28 Eylül – 02 Ekim

Başvuru Adresi: Ferhatpaşa Mahallesi Yeditepe Caddesi 16. Sokak No: 25 Ataşehir

Telefon: 0216 570 50 00 / Dahili: 1930

 
 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Kalp Sağlığınız İçin Ağrı Kesici Kullanımına Dikkat

Ağrı kesiciler, ülkemizde ve dünyada en sık kullanılan ilaçlar arasında yer almaktadır. Sadece Amerika’da yılda 60 milyon kez reçete edilmiştir. Ancak son yıllarda ağrı kesicilerin yan etkisi olarak ortaya çıkan; kalp krizi riskini artırması, hipertansiyon ve kalp yetersizliğinin tedavi etkinliğini azaltması gibi kalp damar komplikasyonları dikkat çekmektedir. Ağrı kesicilerin birden fazla ilaç çeşidi vardır ve kalp damar sağlığı üzerinde olan olumsuz etkileri ilaçtan ilaca değişkenlik göstermektedir. Özellikle steroid içermeyen ağrı kesicilere dikkat edilmelidir.

Aspirin steroid içermeyen bir ağrı kesici ancak…

Aspirinin kalp sağlığı üzerine olumsuz bir etkisi olmadığı gibi yıllardır kalp damar hastalıklarında koruyucu olarak kullanılan en seçkin ilaçlardan biridir. Aspirinin kalp krizi riskini en az %30 azalttığı bilimsel çalışmalarla da ispat edilmiştir. Ancak aspirin dışındaki steroid olmayan ağrı kesicilerde durum kalp damar sağlığı açısından hiç de parlak değildir. Steroid olmayan ağrı kesicilerin gastrointestinal sistem yan etkileri iyi bilinmektedir. Gastrointestinal yan etkiler yönünden daha masum olan seçici COX-2 inhibitörleri içeren yeni jenerasyon ağrı kesiciler reçetelerde sıklıkla yer bulmaya başlamıştır.

Steroid olmayan ağrı kesiciler mercek altında

Steroid olmayan ağrı kesicilerin kardiyovasküler olayları artırdığı ilk kez 2004 yılında rapor edilmiştir. Bu yüzden satışı durdurularak üretimine son verilmiştir. Ardından steroid olmayan tüm ağrı kesiciler kalp damar sağlığı açısından mercek altına alınmıştır. Araştırmalar neticesinde bu ilaçlarla ilgili kalp sağlığı açısından olumsuz bir tablo ortaya koyulmuştur. Artan kanıtlar nedeniyle Amerikan İlaç ve Gıda Dairesi (FDA) steroid olmayan ilaçları, siyah kutu uygulamasına dahil etmiştir.

Kalp hastaları ağrı kesici alırken doktoruna sormalı

Steroid içermeyen ağrı kesicilerin kullanımında en riskli grup, kadınlar ve öncesinde kalp damar hastalığı olduğu bilinen kişilerdir. Özellikle daha önce kalp krizi geçirmiş, by pass ameliyatı olmuş ve ciddi kalp krizi riski taşıyanlar, ağrı kesicileri mutlaka bir kardiyoloji uzmanı gözetiminde kullanmalıdır. Avrupa İlaç Dairesi (EMA) bu konuda daha da katı davranarak kalp damar hastası olanların bu guruptan her hangi bir ilacı kullanmamalarını belirtmiştir.

Menopoza giren kadınlar risk altında

Yeni jenerasyon steroid içermeyen ağrı kesiciler de kalp damar hastalıkları yönünden araştırılmıştır. 12 yıllık bir araştırmaya göre kadınların uzun süre bu grup ilaçları kullanmaları durumunda kardiyo vasküler hastalıklara yatkınlıkları artmakta, hastalıkların görülme sıklığı yüzde 1,44 artış göstermektedir. Eş zamanlı sonuçları açıklanan diğer bilimsel yayınlarda ise yüksek dozlarda uzun süre kullanılmaları halinde riskin daha fazla arttığı ortaya koyulmuştur. Menapoz sonrası kadınlar ve bilinen kalp hastalığı olan herkes daha büyük risk altındadırlar.

Uzun süre ağrı kesici kullananlar kalp kontrollerini yaptırmalı

Tanısı konulmuş kronik bir hastalık nedeni ile steroid içermeyen ağrı kesicilerinden her hangi birini uzun süre belli dozların üzerinde kullanan kişilerin mutlaka bir kalp kontrolünden geçmesinde fayda vardır. Halihazırda bu gruptan ilaçlar uzun süredir kullanılıyor ve kalp damar sağlığı ilgili durum bilinmiyorsa vakit kaybetmeden bir kardiyoloğa başvurulması, kalp damar sağlığının koruması adına çok önemlidir.

Çarpıntı Nefes Darlığı ve Ayak Şişmesi Kalp Deliğine İşaret Edebilir

Sağlıkla atan kalpte kan akışı düzenlidir

Sağlıklı bir kişinin kalbinde kan, sağ ve sol odacıklar arasında karışmadan bir düzen içerisinde dolaşmaktadır. Atriyal septal defekt (ASD) yani; kulakçıklar arası delik varlığında kan, hep soldan sağa doğru akar ve kalp her atışında sol kulakçıktan sağ kulakçığa bir miktar kan kaçırır. Solda kan miktarı azalır ve sağda hep kan miktarı artar.

Kalp delikleri akciğerlere normalden fazla kan gitmesine sebep olur. Fazla kan gelmesi akciğerlerin yapısını bozar ve akciğerler gerginleşir. Zamanla pulmoner hipertansiyon ve sağ kalp yetersizliğine neden olabilir. Bu durum kişinin hayat kalitesini düşürür ve hatta hayati tehlikeye de neden olabilir. Bacak toplardamar sisteminde oluşan kan pıhtılar, bu delikten geçerek beyne gidebilir ve beyin damarlarında tıkanmalara ve felçlere yol açabilir.

Kalp deliği büyükse kapatılmalıdır

Küçük delikler genellikle az miktarda kan geçişine izin verdikleri için kişinin hayatını etkilemez ve ileri yaşlarda sorun yaratmazlar. Bu nedenle küçük deliklerin kapatılması gerekmez; ancak yine de rutin kontrollerle kişi takip edilir. Delik büyük olduğunda ise, soldan sağa geçen kan volümü fazla olacak ve sağ kalp boşluklarında ve akciğer atardamarında tedavi edilemez hasarlar oluşturacaktır bunun için mutlaka tedavi edilmelidir.

Beyne ve farklı organlara pıhtı gidebilir

Kalbin kulakçıkları arasında delikten çok tünel şeklinde bir geçiş olmasına ise PFO (Patent foramen ovale) denilmektedir. PFO, anne karnında bebeğin dolaşımı için vardır ve doğum sonrası hemen kapanması beklenir. Ikınma, yüksek basınç, derin dalışlar, uzun uçuşlar gibi sağ tarafın basınçlarını artıran durumlarda, kirli kan ve beraberinde bacaktan gelebilecek pıhtılar bu kanal ile sol boşluğa oradan da beyne ve farklı organlara pıhtı gitmesine sebep olabilir. Genellikle problem yaratmazlar ancak bazı hastalarda kan sulandırıcı kullanılmasına rağmen tekrarlayan pıhtı atması (emboli) sebebiyle felç gibi nörolojik hasarlara zemin hazırlamaktadır. Bunun için hastanın durumu iyi değerlendirilmeli ve kapatılması için işlem yapılmalıdır.

Genel anestezi olmadan işlem yapılır

Ameliyatsız kapama yönteminde genel anestezi olmadan kasık toplardamarından iğne ile girilerek bir yol oluşturulmakta ve bu yol aracılığıyla birbirine ortadan bağlı iki disk şeklinde olan kapama cihazları yerleştirilerek kolayca delik kapatılmaktadır. Bazı kişilerin bu kapama cihazlarının yapıldığı maddelere kaşı alerjisi olabileceğinden işlem öncesinde sorgulanmalıdır. Ameliyatsız delik kapama işlemi 30-180 dakika sürer. Hastanın, işlem sırasında yarım saat kadar uyutulması gerekebilir. Bu genel anestezi değildir. Bu uyku, derin sedasyon ya da derin uyku olarak tanımlanır. İşlem bitince hemen uyandırılır. Bazı hastalarda işlem uyanık olarak da yapılabilir.

3-6 ay içinde kalp dokusuyla bütünleşir

Ortalama 3-6 ay içinde kapama cihazının üzeri kalp dokusuyla kaplanır. Kapama cihazı burada sürekli olarak kalır. Kişinin günlük yaşamına olumsuz etki etmez. Kapama cihazı üzerinde pıhtı oluşumunu önlemek için en az 6 ay süreyle kan sulandırıcı ilaçların kullanılması gerekir. Delikler ameliyatsız kapama yöntemlerine uygun olmadığında cerrahi olarak kapatılması için planlama yapılır.

Ameliyatsız tedavinin avantajları

· Hastanede kalış süresi en fazla 24 saattir

· Birkaç gün ev istirahatinden sonra iş başı yapılabilir

· Herhangi bir kesi yapılmaz, kansız bir işlemdir

· Genel anestezi kullanılmamaktadır

· Ameliyat izi olmadığı için estetik kaygısı yoktur

İnatçı Ağrılar Modern Yöntemlerle Son Buluyor

Ağrı kişisel bir deneyimdir ve bireye özgü tedavi yaklaşımlarının uygulanmasını gerektirir. Ayrıntılı muayene sonrasında uzman doktor tarafından hasta için en uygun tedavi yöntemi seçilir. Her türlü kronik ağrının yanı sıra sebebi bilinmeyen, şiddetli ağrıların tanı ve tedavisi de gerçekleştirilmektedir. Bu hastalık grupları şu şekilde sıralanmaktadır:

· Migren ve diğer baş ağrıları,

· Omuz, boyun, bel ve dizde görülen ağrılar,

· Kemik erimesine bağlı ağrılar,

· Kanser hastalarında görülen ağrılar,

· Felçlere bağlı ağrılar,

· Zona adı verilen ağrılı deri hastalığı sonucu oluşan ağrılar

· Bel omurları arasındaki yapıların yıpranmasına bağlı ağrılar,

· Sinir ve kas kökenli ağrılar,

· Omurilik kanalının daralmasına bağlı ağrılar,

· Damarsal dolaşım bozukluğuna bağlı ağrılar,

· Şeker hastalığına bağlı polinöropatiler

Ağrının kaynağına iniliyor

Hastanın ayrıntılı öyküsü alınarak geçmişte yaşadığı tüm ağrı deneyimleri, geçirdiği ameliyatları, yaşadığı travmalar dinlenir ve not edilir. Hastanın şikayeti ile geçmişte yaşadığı sorunların sinirsel, fonksiyonel ve zamansal olarak bağlantıları tespit edilir. Tedavi ayrıntılı muayene ve hikaye ile belirlenir. Ağrı tedavilerinde sorunlu bölgedeki kas gruplarına, yara izlerine, omurga eklemlerine ve sinir düğümlerine (ganglion) uygulanan enjeksiyonlar birbiriyle kombine edilebilir.

Özel tedavi yöntemleri uygulanıyor

Tedaviye dirençli olgularda uygulanan serum tedavileri, kineziterapi adı verilen hareketle tedavi yöntemi ve manuel tıp teknikleriyle başarı şansı artmaktadır.

Uygulanan enjeksiyon teknikleri genellikle nöralterapi ile birlikte gerçekleştirilir. Nöralterapi; fiziksel kimyasal, hormonal, olarak ya da toksinler ve mikroorganizmalar travmalar ile bozulmuş olan beden fonksiyonlarını lokal anestezik ilaçlar kullanılarak otonom sinir sisteminin uyarılması ve beden fonksiyonlarının yeniden normale dönmesiyle gerçekleştirilen bir tedavi modelidir. Ağrıyan bölge içinde kalan organlar, kaslar, fonksiyonel ve yapısal bozukluklar, dolaşım bozuklukları, lenf sisteminin yetersiz çalışması sonucu oluşan ödem tedaviye dahil edilir hastanın uyku bozuklukları ve barsak düzeni de incelenir ve düzenlenir. Ağrı öğrenilen bir olaydır; bir travma yaşadığımızı unutabiliriz ama sinir sistemi bunu kaydeder ve zaman içinde mekanik psikolojik ve fizyolojik travmalar sonucu ağrı sinyalleri oluşmaya başlar. Eğer vücut bunun üstesinden gelirse kişi yaşamına devam eder ama çözemezse kronik uyarı sonucu klinik ağrı oluşur, uyarının devam etmesiyle fonksiyonel bozukluklar oluşur ve kronik bir süreç başlar. Ağrı vücudumuzun bize gönderdiği bir tür yardım çağrısıdır.

Ağrıyı kulaktan dolma bilgilerle geçirmeye çalışmayın

Her beden ve yaşam farklıdır, başka birine iyi gelen ilaç ya da tedavi her kişide aynı sonucu vermemektedir. Tedaviler her zaman kişiye özel olmalıdır ve alanında uzman doktorlar tarafından kapsamlı bir inceleme sonunda bir algoritma yapılmalıdır.

Spor Sakatlanmalarını Önlemek İçin 6 Öneri

Kolun daha yüksek enerji ile kullanıldığı voleybol, basketbol, tenis, yüzme, hentbol, halter gibi spor dallarıyla ilgilenen kişilerde ise omuz ve dirsek yaralanmaları daha sık ortaya çıkabilir.

 
Spor sakatlanmalarının önlenmesi için dikkat edilmesi gerekenler
 
 
Düzgün zeminde spor yapılmalı

İklim koşulları uygun olmalı

Spora başlanmadan önce sağlık kontrolleri yaptırılmalı

Spor öncesinde yeteri kadar ısınılmalı

Spor sonrası esneme germe hareketleri yapılmalı

Spor sırasında oluşan sıvı ve elektrolit kaybını önlemek için başta su olmak üzere bol sıvı tüketilmeli

İlk müdahalede soğuk tedavisi önemli

 
Spor yaralanmalarında ilk müdahalelerde, acil cerrahi gerektirmeyen durumlarda soğuk tedavisi ana tedavi yöntemlerinden biridir. Soğuk tedavisinde amaç, kanama ve yangıyı kontrol altında tutmaktır. Bu tedaviye yaralanmayı takiben başlanıp sonraki ilk 48-72 saat devam edilmelidir. Soğuk uygulama sayesinde yaralanan bölgede kan akımı yavaşlar ve böylelikle kanama ve ağrı azalır. Tüm spor yaralanmalarından sonra şişlik ve kanamaya ait işaretler kaybolana kadar soğuk tedavisi yapılmalıdır. Soğuk uygulaması 2 saatte bir, 20 dakikayı geçmemek kaydıyla buz torbaları veya dondurulmuş jeller ile deri ile direk temas etmeden uygulanabilir. Bir günde toplam uygulama süresi 2 saati geçmemelidir.
 

Kalıcı yaralanmalar cerrahi tedavi gerektirebilir

Spor yaralanmalarının büyük bir çoğunluğu kalıcı bir sakatlık bırakmaksızın iyileşir. Bu yaralanmalar ciddiyet derecesine göre 3 şekilde görülmektedir. Hafif yaralanmalar sonucunda 1-7 gün kadar etkinliklere katılamamak gerekir. Orta dereceli yaralanmalarda 7-21 gün arası spordan uzak kalınır. Ciddi yaralanmalarda ise 21 günden daha uzun süre spor yapılamaz ya da bu yaralanmalar kalıcı olabilir. Kalıcı yaralanmalar; kırıklar, çıkıklar, eklem içi kıkırdak zedelenmeleri, bağ ve tendon yırtıkları olup cerrahi tedavi gerektirebilir. Bu tip sakatlanmalar sonucunda sporu tamamen bırakmak veya bir başka sporu seçmek gündeme gelebilir.

Ataşehir Belediyesi Düştepe Oyun Müzesi Bayram’da Kapalı Olacak

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Sosyal Medya Kaygı ve Depresyona Yol Açıyor

Kişileri Sanal Kimliklerine Göre Tanıyoruz

Son zamanlarda sevdiğimiz, aşık olduğumuz, beğendiğimiz, çalıştığımız ve merak ettiğimiz kişilerin hayatlarına göz atmadan günümüzü geçiremez olduk. Nerelere gidiyor? Ne yiyor? Ne seviyor? Gündemi takip ediyor mu? Nasıl yorumlar ve özlü sözler paylaşıyor? Vb. soruların yanıtlarını ararken kişinin nasıl biri olduğu hakkında analizler yapmaya başlıyoruz. Neredeyse tüm bunlar doğrultusunda kişiye sosyal medyadan edindiğimiz bilgilere göre yaklaşıyor ve davranıyoruz. Sanki kişinin paylaştığı yorumları, resimleri ve duyguları gerçekten kendini yansıtıyormuş gibi! İnsanları sanal kimliklerine göre tanıdığımız için bu durum gerçek hayatta bazı karmaşalara yol açabilir. Örneğin; karşınızdaki kişinin kızdığını düşündüğünüz bir şeye gerçekten ne kadar kızdığını, sanal olarak anlamak pek mümkün değildir. Bunun sonucunda görüş ayrılıkları sanıldığından daha derin olabilir. Ayrıca sonu gelmeyen tartışmalara yol açıp ilişkilerin zedelenmesine de sebep olabilir. 

Sosyal Medya Narsisizmi Besliyor

İnsanlar sosyal medyayı en çok benliklerinin özsevici (narsisist) tarafını okşamak için kullanırlar. Paylaşılan gönderinin beğenilme sayısı arttıkça o tarz paylaşımları daha çok yapma eğilimi de artar. Aynı şekilde beğeni sayısı azaldıkça kişi hemen ‘Bu aralar yanlış bir şey mi yayımladım? Nerede hata yaptım? Vb. kaygılarla normal hayatta yapmayacağı şeyleri yapıp kendini olduğundan farklı gösterir. Bu da kişide düşük benlik saygısına (yetersizlik, boşluk duyguları) yol açıp, depresyonu tetikleyebilir. Oysaki değerliliğimiz ya da yeterliliğimiz kişilerin anlık “beğen” tuşuna basmasına bağlı değildir.

Diğer açıdan bakıldığında ise; bazı kişiler sosyal medyada paylaşım yaparken beğeni sayısının önemsiz olduğunu, sosyal medyayı keyfince kullandığını, kimin ne yaptığının ve kendisi için ne düşünüldüğünün hiçbir önemi olmadığını söylerler. Bu durum, kişilerin özgüveninin yüksek ve karakter olarak bağımsız olduğunu gösteriyor olabilir. Ancak tam tersi, görünüşe aldanmamak gerekir. Çünkü bu kişiler de kendilerini sanıldığından daha fazla ‘yetersiz’ veya ‘değersiz’ hissediyor olabilirler.

Mutsuzluk ve Değersizlik Düşüncelerini Tetikliyor

Son zamanlarda sosyal medyada takipçi sayısını artırmaya yönelik sistemler oldukça popüler olmaya başladı. Kişinin takipçi sayısı ne kadar yüksek ise o kadar olumlu algılanıyor. Daha popüler, daha sosyal, daha hayran olunan, daha güzel bir hayat yaşayan, daha mutlu, daha umutlu, pırıl pırıl insanlar gibi düşünülüyor. Tam tersi eğer takipçi sayısı az ise; sıradan, herkes gibi, normal, silik, asosyal ve içe kapanık gibi algılanıyor. Bu durum kişide mutsuzluk hissi ve değersizlik düşüncelerini tetikleyebilir.  İnsanların bizim için ‘beğen’ buyurmalarına göre kendimizle ilgili mutlu olmak ne kadar gerçekçi değil ise bunun az olması da kişinin ‘değersiz’ veya ‘yetersiz’ olduğunu göstermez. 

Bilinçli Sosyal Medya Kullanımı Başarı Sağlıyor

Sosyal medya bilinçli kullanıldığı takdirde gerçekten hayatımızda olumlu değişikliklere yol açabilir. Sosyal medyayı ‘değerli’ ya da ‘yeterli’ hissetme yolu olarak değil de farklı amaçlar doğrultusunda kullanmak sizi daha iyi hissettirebilir.  Bilinçli sosyal medya kullanımı; sevdiğiniz, değer verdiğiniz insanlarla günümüz yoğunluğunda bağlantı kurmayı ve haberleşmeyi sağlayabilir. Olumlu veya olumsuz deneyimlerinizi paylaşarak insanları yaşantınızdan haberdar etmek, teker teker insanlara bilgi vermenizi ve bununla birlikte zaman kaybetmenizi engelleyebilir. İşinizle ilgili neler yapabildiğinizi insanlara göstermek ise başarınızı olumlu etkileyebilir.

 
Mutsuzluk, değersizlik, moralsizlik, sosyal medyada sürekli ne paylaşım yapacağını düşünme, sık sık telefona bakma ihtiyacı ve internet olmadığında kaygı düzeyinin artması durumlarında psikiyatrik destek alınması gerekir.

Mesleğimizde Artık Çırak Yetişmiyor

Birbirinden önemli geleneksel el sanatının vatandaşlarla buluştuğu stantlarda hünerlerini sergileyen sanatçılar yoğun ilgi gördü. Festivalin bu yılki konuklarından 41 yaşındaki Bakır Kakma Ustası Battal Yakut, “Bu etkinlikler olmasa biz bu sanatları halka anlatamayacağız,” dedi.

 

MAALESEF MESLEĞİMİZDE ARTIK ÇIRAK YETİŞMİYOR

 

Bakır Kakma sanatını severek ve zevk alarak yaptığını söyleyen Yakut Battal, şunları söyledi: “30 yıldan beri Bakır Kakma işiyle uğraşıyorum. Eskiden annelerimiz babalarımız bir sanat öğren, elinde işin olsun derlerdi. Biz bu şekilde işe girdik. Benden sonra devam etmesi için çocuğumu yetiştiriyorum, bir tane de ders verdiğim öğrencim var. Ancak maalesef mesleğimizde artık çırak yetişmiyor. Yetiştirecek çırak bulamıyoruz. Anneler ve babalar bu tarz sanatlara gereken önemi vermiyor.”

 

BU ETKİNLİKLER OLMASA BİZ BU SANATLARI HALKA ANLATAMAYACAĞIZ

 

Bu tür etkinliklerin sanatçılarla halkın iç içe olmasını sağladığını söyleyen Battal usta sözlerini şöyle sürdürdü: “Buraya gelen halkımız kakmacılığın ne olduğunu öğreniyor. Burada çalışırken çekiç sesini duyan insanlar bile merak ederek bu sanat hakkında bilgi almak istiyor. Biz bu eserleri görüyorduk ama nasıl yapıldığını bilmiyorduk diyorlar. Beyoğlu Belediyesi’nden Allah razı olsun. Bu tarz festivaller bu geleneksel el sanatlarımızın gelecek nesillere aktarılması için vesile oluyor. Bu etkinlikler olmasa biz bu sanatları halka anlatamayacağız.

 

KAKMACILIK OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE GELİYOR

 

Kakmacılığın çok köklü bir sanat olarak Osmanlı’dan günümüze geldiğini dile getiren Battal sözlerini şöyle tamamladı: “Kakmacılık bakır, altın, gümüş, pirinç gibi maddelerin işlemelerinden oluşur. Burada sadece desenin işlenmesiyle iş bitmiyor. Tasarımının yapılması, eserin şeklini ortaya çıkarabilmek, kakma yapıldıktan sonra değişik form verebilmek gibi hünerlerin birleşmesi gerekiyor.  Bunun bir okulu yok, eğitimi yok. Tamamen usta-çırak ilişkisiyle öğreniliyor.”

İşsizlik Ruhsal Çöküntüye Yol Açıyor

US Psikiyatri Enstitüsü’nden Psikiyatri Uzmanı Dr. Uğur Hatıloğlu, işsizliğin artığı şu dönemlerde “işsizlik psikolojisi” hakkında bilgi verdi.

En Sık Depresif Bozukluk Görülüyor

İnsanlar en temel ihtiyaçlarını ve beli başlı hobilerini gerçekleştirmek için çalışır. İş hayatı insana temel ihtiyaçlarını karşılamanın yanında sosyal bir çevre ve önem de kazandırır. Bu yüzden kişinin kendine uygun bir iş arayış süreci çoğu zaman sancılı geçer.
Eğer kişinin bakmak veya yardım etmekle yükümlü olduğu bir ailesi varsa, bu durum işinde devamlılığı ve başarma ihtiyacını beraberinde getirir. Bu durumdaki bir yetişkinin bir işi yoksa veya mesleki işlevselliği düşükse zamanla hayatın getirdiği zorunluluk ve sorumlulukların yapılamamasıyla sosyal destek mekanizmaları, stresle baş etme kapasitesi ve yolları, kişilik özellikleri gibi değişkenlere bağlı olarak işsiz bireylerde farklı psikiyatrik bozukluklar gelişebilir. En sık görülen bozukluklardan biri ise depresif bozukluktur.

Kendini beceriksizlik ve yeteneksizlikle suçlayabilir

 
Kişi kendini günün büyük çoğunluğunda moralsiz ya da kaygılı hisseder. Gelecek kaygısı ve işlerini nasıl düzene sokacağıyla ilgili sürekli düşünmeye başlar. Uyku ve iştah düzensizliği, dikkat ve bellek kusurları, öfke patlamaları ve yıkıcı davranışlarda artış gibi problemler ortaya çıkabilir. Zamanla hayata karşı istek ve ilgi kaybı ile enerjide azalma gözlenebilir.
Kişi kendini aşırı derecede beceriksizlik ve yetersizlikle suçlayabilir. Bu durum çevresi ve aile içi işlevselliğini de etkilemeye başlayıp en az iki hafta boyunca nerdeyse her gün oluyorsa depresif bozukluk açısından değerlendirilmesi gerekir. Bazen de kişinin kaygıları daha yoğun şekilde artıp günlük etkinlikleri bile yapamayacağına ya da yanlış yapacağına dair kaygıları oluşabilir. Yine bu durumda da kaygı bozuklukları açısından değerlendirilmesi gerekebilir. Bu iki durum iç içe gözükebileceği gibi farklı belirtiler ve durumlar da kişilerde gözlenebilir.

İşsizlik Süreci Uzadığında Kişide Umutsuzluk ve Karamsarlık Belirtileri Ortaya Çıkıyor

 
İşsiz insanlara genelde takınılan tutum ilk etapta destek vermek olsa da zamanla bu ne yazık ki veryansın etmeye ve kişiyi zorlamaya dönüşebilmektedir. Bu süreçte iş başvurusu reddi, başvurulara geri dönüş olmaması gibi durumlar sonrasında dahi destek verilmeye devam edilmesi gerekir. Çünkü iş arayan insanlar zaman geçtikçe doğal olarak umutsuzluk ve karamsarlığa düşebilmektedir. Bu süreçte olumsuz tepkiler, beceriksizle suçlanmak kişinin motivasyonunu azaltarak iş bulma şansını daha da aşağı çekebilir. Çünkü bahsedilen belirtiler varsa kişinin zamanla iş aramaya karşı isteği de azalacağından kişi iş aramaktan vazgeçebilir, hayattan elini ayağını çekebilir. Yani kişi bir yandan iş bulmak isterken bir yandan enerji ve istek kaybı nedeniyle iş arayamaz duruma gelir. Bu tip durumlarda, genel işlevsellikte düşüşlerde ve kişide daha önce olmayan belirtilerin gözlenmesiyle bir profesyonelden yardım almaksa en doğrusudur.

Kadınlarda İnme Riski Artıyor

Toplumdaki yaşlı oranı arttıkça inme sıklığı özellikle kadınlarda artmaktadır. Bu nedenle inme riskinin belirlenmesi ve koruyucu stratejilerin hayata geçirilmesi önemlidir. Hipertansiyon, diyabet, yüksek kolesterol ve sigara gibi bilinen genel risk faktörlerinin dışında kadınlara özgü risk faktörleri de bulunmaktadır.

Gebelikteki değişimler etkili olabiliyor

Hamile olan genç kadınlarda inme gelişme riski olmayanlara göre daha fazladır. Hamilelik döneminde yaşanan ödem ve pıhtılaşma mekanizmasındaki fizyolojik değişiklikler nedeniyle özellikle gebeliğin son 3 ayında ve doğum sonrası erken dönemde inme daha sık görülmektedir. Gebelik ile ilişkili olarak ortaya çıkan yüksek tansiyon hem kanayıcı hem de tıkayıcı inmelerin önemli nedenlerindendir. Gebelik öncesinde yüksek tansiyonu olan kadınların, doktor kontrolünde düşük doz aspirin kullanmaları ve beslenmelerinde yeterli kalsiyum içeriğinin olması sağlanmalıdır. Yüksek tansiyon hastası olan gebeler, doğumdan sonra doktor kontrolünde uygun ilaç tedavisine devam etmelidirler.

Doğum kontrol ilaçlarını kontrolsüz kullanmayın

Düşük doz doğum kontrol ilacı kullananlarda inme riskinin göreceli olarak arttığı belirlenmiştir. Özellikle; yaşlılarda, sigara içenlerde, diyabet, yüksek tansiyonu ve kolesterolü olanlar veya genetik olarak pıhtılaşma bozukluğu bulunan kadınlarda doğum kontrol hapı kullanımı inme riski artırmaktadır. Bu nedenle bu risk faktörleri olanlarda doğum kontrol hapı kullanılması gerektiğinde, söz konusu risk faktörleri kontrol altına alınmalıdır. İnmenin nadir nedenlerinden biri olan beyin toplardamar tıkanıklığı, kadınlarda çok daha sık ortaya çıkmaktadır. Yapılan çalışmalarda bu inme tipinin görüldüğü hastaların %70’inden fazlası kadındır. Kadınlarda bu kadar sık görülmesinin öncelikli sebebinin doğum kontrol hapları ya da gebelikten kaynaklanan hormonal faktörler olduğu düşünülmektedir. Bu tarz bir öyküsü olan kadınlarda gebelik sakıncalı değildir ancak kan sulandırıcı tedavinin gebelik boyunca kullanılması önerilir.

Migren inme riskini artırabilir

Görme ve konuşma bozuklukları ve uyuşma gibi belirtilerle kendini gösteren auralı migren, inme riskini artırabilmektedir. Auralı migreni olup sigara içen kadınlarda inme riskinin daha da arttığı dikkati çekmektedir. Auralı migreni olan kadınların mutlaka sigarayı bırakmaları gerekmektedir.

 Kalpte ritim bozuklukları inmeyi tetikliyor

“Atriyal fibrilasyon” adı verilen kalpte ritim bozukluğu, inme için önemli bir risk faktörüdür. Kadınların beklenen yaşam sürelerinin daha uzun olması nedeniyle özellikle ileri yaşlarda daha sık görülmektedir. Bu nedenle rutin kontrollerde özellikle 75 yaşın üzeri kadınlarda EKG ve ritim bozukluğu açısından tarama yapılması önerilmektedir.

Ataşehir’de Kurban Kesim Yerleri Denetleniyor

Ataşehir Belediyesi ekipleri tedbir amacıyla kurban çadırlarını her gün dezenfekte ediyor. Ataşehir Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ekipleri de düzen ve intizamın korunmasına yönelik çalışmalarda bulunuyor.

Bununla birlikte her türlü doğal afette Kurban satış ve kesim yerlerinin olumsuz etkilenmemesi için müdahale etmek üzere önlem alan Fen İşleri Müdürlüğü ekipleri bayramda da çalışmalarına devam edecek.

Hastalık şüphesi taşıyan hayvanların muayenesi ve kesim sonrası et kontrollerinin yapılması için vatandaşlar bayram süresince Ataşehir Belediyesi’nin 0216 570 50 00 numaralı telefon hattından Çağrı Merkezine başvuru yapılabilir.

 
 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Kurban Bayramı Tatili Resmen 9 Gün

Kolonoskopi ile İlgili Duyduklarınıza Değil Doktorunuza İnanın

50 yaş sonrası düzenli olarak yaptırılması gerekiyor

Kolonoskopi kalın bağırsağın görüntülenmesine yarayan bir tanı yöntemidir. Ultrason, tomografi, sanal tomografi ve dışkıda gizli kan tetkiki gibi işlemler sindirim sistemi hakkında birtakım ön bilgiler verir. Ancak alınan sonuç, kolonoskopi kadar kapsamlı olmamaktadır. Kolonoskopide, bir ucunda kamera olan yaklaşık serçe parmak kalınlığında siyah bir hortum ile bağırsağa girilir ve içerisi incelenir. Hiçbir şikayet olmasa da 50 yaş sonrası doktorunun önereceği aralıklarla kolonoskopi yaptırılması gerekmektedir.

Hangi durumlarda kolonoskopi yapılır?

· Birince derece akrabalarda kolon kanseri veya kolon polibi teşhis edilmesi

· Dışkıda kan

· Kansızlık ve demir eksikliği

· Bazı kronik hastalıklar

· İltihaplı bağırsak hastalıkları

· Dışkılama alışkanlığında ciddi değişiklikler

· Kabızlık ya da ishal

· Kilo kaybı

· Uzun süren karın ağrısı

Dışkıda kan her zaman kanser habercisi değildir, hemoroid de olabilir. Ancak bunun doğru teşhis edilmesi için mutlaka doktora danışmak gerekmektedir.

Poliplerin erken teşhisi tedavide büyük avantaj sağlıyor

Polip, bağırsağın içinden gelişen küçük yapılardır. Bunlar zaman içinde büyüyüp, kanserleşme riski taşımaktadır. Eğer polipler erken tespit edilir ve çıkartılırsa, poliplerin neden olacağı kolon kanserinin önüne geçilmiş olur.

İşlem başarısı için hasta doktor uyumu önemli

Kolonoskopi konusunda hastaları en çok ailesi ve yakın çevresinden duydukları kaygılandırmaktadır. Anlatıldığı kadar zorlu bir işlem değildir. İyi bir bağırsak temizliği, işlem kalitesi yükseltir. Ayrıca düzenli olarak alınan ilaçlar varsa doktor bilgilendirilmeli ve özellikle kan sulandırıcı ilaçların işlem sırasında kanama riskini artırabileceği unutulmamalıdır. İşlemden bir gün önce hiçbir şey yenilmemesi ve sadece sıvı alması gerekmektedir. Suyun yanı sıra soda, elma suyu ya da farklı alternatifler de tüketilebilir. Sıvı tüketimi hastaya göre planlanır. Tansiyon düşüklüğünde tuzlu su da önerilir. Kolonoskopi öncesi hastanın durumuna uygun temizlik solüsyonları kullanılır. Bunlar, yaşa ve sağlık durumuna göre seçilir. Ancak en önemlisi, hastanın bir gün önceden berrak sıvı tüketmesi ve doktorunun verdiği ilaçları kurallarına uygun şekilde kullanmasıdır.

Kolonoskopi sonrası eve arabayla dönmeyin

İşlem sonrası anestezinin etkisi ortadan kalkana kadar hasta 1 saat gözlem altında kalır ve ardından da hastaneden ayrılabilir. Anestezi alan hastaların eve arabayla dönmeleri ya da işe gidip, dikkat gerektiren çalışmalar yapmaları önerilmez. Hasta, işlem sonrası gaz şikayeti yaşayabilir. Bunun nedeni, kolonoskopi sırasında bağırsağı görmek için verilen hava kaynaklıdır. Kısa süre içinde geçer. Kolonoskopi kaygısının yersiz ve yanlış olduğu, uzman ellerde yapılırsa ve hasta üzerine düşeni yaparsa son derece etkili sonuç verdiği unutulmamalıdır.

Başarılı Bir Okul Dönemi İçin Sağlık Kontrollerinin Tam Zamanı

Eksik aşısı varsa okula başlamadan yaptırın

Okul öncesi check- up çok önemlidir. İlk adım, doktor muayenesi ile başlar. Kilo ve boy ölçümü yapılarak çocuğun büyümesi değerlendirilir. Ayrıntılı sistemik muayene ve tansiyon ölçümü yapılır. Tam kan sayımı, demir düzeyi, tam idrar tahlili, kan kolesterol-lipid düzeyi, dışkıda parazit incelemesi, ailesel hikayeye göre açlık kan şekeri, riskli bölgelerde ise kan kurşun düzeyine bakılır. Çocuğun aşı bilgileri veya aşı kartı doktorla paylaşılmalıdır. Eksik aşılar varsa okul öncesi dönemde mutlaka yapılmalıdır.

Çocukların, sağlıklı büyümesi için tiroid hormonu takibi önemlidir

Tiroid bezinin az çalışması durumunda çocukta şişmanlıkla birlikte yorgunluk, yavaşlık gibi belirtiler; çok çalışması durumda ise zayıflık ve sinirlilik hali gelişir. Az ya da çok çalışması, okul yaşantısına ciddi anlamda zarar vereceği için okul başlamadan tiroid fonksiyonlarının kontrol altına alınması gereklidir.

Bebeklikte yapılan işitme testini okul öncesi tekrarlayın

Doğumdan kısa bir süre sonra bebeklere yapılan işitme testinin, okul öncesi tekrar edilmesi gerekmektedir. Bir kulak burun boğaz uzmanı tarafından çocuğun hangi sesleri nasıl işittiği kontrol etmelidir. Çocuklardaki işitme kaybının çoğu okul çağından önce gelişir ve hem konuşma hem de dil gelişiminde gecikmeye neden olur. Bu nedenle 4-5 yaşlarında ve okul çağında işitme fonksiyonunun değerlendirilmesi gerekir.

Göz problemleri okul başarısını olumsuz etkiliyor

Okula başlamadan önce yapılacak göz taramaları ile çocukta görme tembelliği, şaşılık ya da yüksek derece kırma kusurları olup olmadığı saptanmalıdır. Kırma kusuru olan veya kayma olan gözün iyi görebilmesi için erken yaşta gözlükle veya ameliyatla düzeltilmesi gereklidir. 9-10 yaşına kadar tedavi edilmeyen, kırma kusurları ve şaşılık sonucu gelişen göz tembelliğinin ileri yaşlarda tedavisi mümkün olmamaktadır. Göz sağlığı iyi olmayan çocukların huzursuz, hırçın ve derslerinde başarısız olduğu da unutulmamalıdır.

Çocuğunuzu idrar yolu enfeksiyonlarından koruyun

İlkokula ya da anaokuluna yeni başlayan çocuklar, el ve tuvalet temizliği konusunda zorluk yaşayabilirler. Bu durumda parazitler çoğalacağı için idrar yolu enfeksiyonları başta olmak üzere üst solunum yolu enfeksiyonları da çocuklarda çok sık görülür. Bu nedenle el ve tuvalet sonrası temizlik çocuklara çok iyi bir şekilde öğretilmelidir.

Mutlaka diş doktorunu ziyarete edin

Ağız ve diş bakımı, çocukların büyüme ve gelişimlerini etkilemektedir. Okul dönemindeki çocuklarda bu kontrollerin okullar açılmadan önce yapılması uygundur. Böylece okul sırasında dişlerle ilgili çıkabilecek problemlerin önüne geçilebilir ve diş hekimimin uygulaması gereken koruyucu işlemler için çocukların okuldan uzaklaşması gerekmez.

Okula yeni başlayan çocuklarda alerji riskine dikkat

Okula yeni başlayan küçük yaştaki çocuklarda yeni bir ortama girmenin yarattığı birtakım sıkıntılar olabilir. Çocuklar bu dönemden önceki hayatlarında karşılaştıklarından çok daha fazla uyaranla karşılaşabilmekte, bunlarla ilgili sağlık sorunları yaşayabilmektedir. Ancak bağışıklık sisteminde altta yatan bir rahatsızlığı olmayan çocuklarda ya da alerjen duyarlılığı gelişmeyenlerde bu sıkıntılar zamanla azalabilmekte ve herhangi bir komplikasyona neden olmamaktadır.

Horlayan çocuklar okulda başarısız oluyor

İyi uyku, çocukların derslerde başarılı olmasında, sağlıklı beslenme kadar önemlidir. Birçok bilimsel çalışma uyku apnelerinin, okul başarısında düşüşe ve davranışsal sorunlara yol açabileceğini göstermektedir. Eğer çocuğunuz hasta olmadığı zamanlarda horluyorsa, uykuda nefes almakta zorluk çekiyorsa, uykuda huzursuzca, geceleri terliyor ve altına kaçırıyorsa mutlaka uzman yardımı alınmalıdır.

Ağır okul çantaları omurga sağlığını bozuyor

Ağır okul çantaları çocuklarda skolyoz olarak adlandırılan omurga eğriliklerine neden olur. Bu nedenle okul çantası sırtta ve omuzlarda ağrıya neden olmayacak ağırlıkta olmalıdır. Eğer çocuğun okul çantasını yanında taşınması gerekiyorsa 12 yaşına kadar 4 kg’ı, 15 yaşına kadar da 5 kg’ı geçmemelidir. Çantanın uzun süre taşınmamasına dikkat edilmelidir. Ayrıca çocukların sınıfta ders dinlerken masaya dayanmamaları, arkalarına yaslanarak, dik oturmaları gerekmektedir. Teneffüslerde ise sırada oturmak yerine, kalkıp dolaşmalıdırlar.

Ayaklarda ağrının nedeni ayakkabılar olmayabilir

Okul çağı çocuklarında ayak ağrılarının nedenini okula başlarken yeni alınan ayakkabılara yormak yanlıştır. Ayakta ağrıya neden olabilecek ve çocuğun okulla olan dengesini etkileyecek, bir dizi doğuştan veya sonradan olma bozukluklar bulunmaktadır. Ağrılı bir ayakta çocuk ortopedistinin çektireceği basit bir röntgen sonucu konacak tanı ve buna göre yönlenecek tedavi ile alınacak bazı önlemler, çocukların okul performansını artıracaktır.

Depresyon Mevsimi Sonbahar

Ailesinde ya da kendisinde Psikiyatrik Hastalık Öyküsü Olanlar Dikkat!

Depresyon, kişinin kendini olduğundan daha üzgün ve mutsuz hissetmesidir. Bunun dışında; gündelik aktiviteleri yaparken zorlanması, isteksizlik ve ilgi kaybının oluşması, enerjide düşüklük, yorgunluğun daha fazla hissedilmesi, çok uyuma ya da uyku güçlüğü çekme, nedensiz kilo alma ya da kilo kaybetme gibi insanın hayat kalitesini düşüren ve işlevselliğini ciddi anlamda bozan bir hastalıktır.

Yapılan araştırmalara göre; genetik yatkınlıkla birlikte hormonel değişiklikler kişide depresyon eğilimini artırmaktadır. Özellikle mevsim geçişlerinde depresif duygu durumu kişiler için risk teşkil etmektedir. Yazı bitirdiğimiz Sonbahar aylarına girdiğimiz şu günlerde, düşen hava sıcaklığı ve günlerin kısalmasından dolayı gün ışığından daha az faydalanmak kişilerde hormonel değişikliklere yol açmaktadır. Serotonin(mutluluk) hormonu düzeyi düşerken, melatonin(uyku) hormonunun düzeyinin yükselmesi; kişide depresyonun oluşmasına uygun zemin hazırlamaktadır. Bu değişiklikler herkeste olmakla birlikte; geçmiş yaşantısında depresif hastalıklar geçirmiş, ailede ya da kendinde depresif ya da psikiyatrik hastalık öyküsü olan ya da genetik yatkınlığı bulunanlar sonbahar depresyonuna daha kolay girebilmektedir.

Gün Boyunca Devam Eden Mutsuzluk Sonbahar Depresyonunun Habercisi Olabilir

Sabahları uyanmakta güçlük ya da çok erken saatlerde uyanıp tekrar uyuyamama, gün boyunca devam eden mutsuzluk hissi, ilgi kaybı, gündelik aktiviteleri yaparken zorlanma, enerjide düşme, geçmeyen yorgunluk hissi, konsantrasyonda bozulma, bellek zorlukları yaşamaya başlama, iştahta artma ya da çok azalma, cinsel isteğin kaybı ile değersizlik ve yetersizlik duygularının artması gibi belirtiler Sonbahar Depresyonunun habercisi olabilir.

Hareket Azlığı Depresyona Zemin Hazırlıyor

Yapılan bilimsel çalışmalar “hiç bir şey yapmamanın” (yani zorunluluklar dışında hareketlerimizi kısıtlamak, sosyal faaliyetleri azaltmak vs.) depresyon döngüsüne zemin hazırladığını göstermektedir. Hormonel ve mevsimsel değişikliklerden dolayı da sonbaharda harekete yönelik motivasyon kaybı yaşanır. Ancak tüm mevsimsel değişikliklere rağmen kişi zorlayarakta olsa hareket halinin devamını sürdürmesi, depresyondan korunmak için oldukça önemlidir. Psikoterapilerde sık kullanılan bir kavram olarak “önce hareket sonra motivasyon” doğru olan sıralamadır. Yani unutmamak gerekir ki motivasyonu hareketin kendisi getirir.

Sonbahar Depresyonundan Korunmak İçin Öneriler

•Gün ışığından maksimum düzeyde fayda sağlayacak bir uyku düzeni oluşturulmalı,

•Özellikle günlerin kısaldığı şu zamanlarda güne erken başlanmalı,

•Hava kapalı bile olsa dışarıda hafif tempolu 20-30 dakikalık yürüyüşler yapılmalı ya da gün içinde mutlaka dışarıda vakit geçirilmeli,

•Spor aktiviteleri artırılmalı,

•Sağlıklı beslenmeye her zamankinden daha fazla özen gösterilmeli,

•Sevdiğiniz kişilerle daha fazla vakit geçirilmeli,

•Mümkün olduğu kadar hareket halinde olunmalıdır.

Sonbahar Depresyonu Bir Kez Başladığından Uzman Desteği Şart

Tüm çabalara rağmen bahsedilen depresif belirtilerin iki hafta boyunca sürmesi halinde kişinin mutlaka bir ruh sağlığı uzmanına görünmesi önemlidir. Çünkü sonbaharda başlayan depresyonun kişinin soğuk havaya ya da azalan gün ışığına alışmasıyla kendiliğinden geçmesi gibi bir durum söz konusu değildir. Depresyon başlarsa düzeyinin daha da ağırlaşması söz konusu olur ve tekrarlayan depresif ataklara yol açar. Sonbaharla birlikte masum bir şekilde başlayan depresif durumun kalıcı bir hal almaması için kişinin psikolojik tedavi alması şarttır.

Ataşehir’de Toplanan Giyecekler İhtiyaç Sahipleriyle Buluşuyor

Toplanan, temizlenen ve kullanıma hazır hale getirilen giyecek, ayakkabı ve tekstil ürünleri, en son Artvin Hopa’da meydana gelen sel felaketi sonrası bölgeye ulaştırıldığı gibi, afet ve acil ihtiyaç bölgelerine de gönderiliyor.

Ataşehir’de yaşayan farklı sosyal ve ekonomik gruplara mensup kesimler arasında paylaşım ve dayanışmanın güçlenmesini sağlamak amacıyla başlatılan proje kapsamında sosyal kumbaralarda sadece giyecek değil, oyuncak, kitap gibi bağışlar da toplanarak ihtiyaç sahiplerine ulaştırılıyor.

İhtiyaç fazlası giyecek, kitap ve oyuncaklarınızı paylaşmak isterseniz, Ataşehir sınırları içerisinde bulunan kumbaralarımıza bırakabilirsiniz.

Kumbaralarımızın yer aldığı noktalar:

      1- Ataşehir Belediyesi : Barbaros Mah. Şebboy Sok. No:4A

      2- Novada AVM : Küçükbakkalköy Mh. Şehit Şakir Elkovan Cad,

      3- Kayışdağı Ataevi : Kayışdağı mah. Akyazı cad. No:84

      4- Kentplus : Barbaros Mh. Ardıç Sk. Kent Plus 3351 Ada

      5- Uphill court: 2 sitesi/B6 Blok Barbaros mah. Dereboyu cad. ıhlamur sok. no:11

      6-Doğa Koleji : Değirmenyolu Cd. No:22 Bostancı

      7-Hasan Leyli İ.Ö.O. : İçerenköy Mah. Karslı Ahmet Cad.Adem Sok.No:60

Bağışlamak istediğiniz kullanılabilir durumda olan büyük ev eşyalarınızı evden teslim alabiliyoruz.

İletişim: 216 570 5000 / Dahili: (1011)

İsteyen vatandaşlar yeni giysi, oyuncak, kitap ve kırtasiye malzemelerini de bağışlayabiliyorlar. Toplanan bağışlar sosyologlarımızın yaptığı inceleme sonucunda belirlenen ihtiyaç sahibi vatandaşlarımıza ulaştırılıyor.

 
 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Ağaoğlu Blok Satışı ile Dubai Cityscape Global 2015’e Damgasını Vurdu

Dünyanın en büyük fonlarından biri olan Şeyh Sulaiman Al Rajhı Vakfı’nın gelirleri, Türkiye’de eğitim, kültür alanlarında ve yardıma muhtaç kişilere destek olmak için kullanılacak.

Kilo Almanıza Neden Olan Etkenlerden Uzak Durun

Tiroidin az çalışması kilo aldırıyor

Fazla kilolar genellikle hareketsiz yaşam tarzı ve yüksek kalorili beslenme alışkanlığından kaynaklanıyor gibi görünse de bunlara ek olarak önemsenmeyen farklı sebepler de kilo alımına neden olmaktadır. Kilo alımının en önemli sebeplerinden biri hormonal rahatsızlıklardır. Bunların başında hipotiroidi; yani tiroid bezinin az çalışması gelmektedir. Menopoz, andropoz gibi hormon yetersizlikleri, insülin fazlalığı ve kortizol fazlalığı da kilo alımına sebep olabilmektedir. Kilo aldıkça bir başka hormon olan insülin giderek artmaktadır. İnsülin direnci adı verilen tablo ortaya çıkmakta ve bunu takiben daha fazla yemek yeme dürtüsü ile kilo alma kısır döngüsü oluşmaktadır.

Kilolu anne babaların çocukları da yeme alışkanlıklarından dolayı kilo alıyor

Bu sebebe bağlı kilo fazlalıkları, vücut kitle indeksinin yaklaşık olarak 40’ın üzerindeki olgularda düşünülmelidir. Kilo alan vakalar incelendiğinde genetik yatkınlığın, toplumu tehdit eden bu kilo alma nedenleri arasında beklenenden daha az yer aldığı görülmektedir. Genetik kaynaklı kilo fazlalıklarında, aile bireylerinden belki birkaçında ve birkaç kuşaktır bu problem vardır. Bu problemin genetikmiş gibi yorumlanmasında en önemli etken ise; aile bireylerinin davranış olarak (yeme, egzersiz) birbirinden etkilenmiş olma olasılıklarıdır. Bu davranışların genetik bir miras gibi iletilmesinde anne ve babanın olumsuz sayılabilecek beslenme davranışları sorumludur.

Sindirim sistemindeki bakteri ve virüsler kilo alıp vermede etkili

Sindirim sisteminde, yaşam için gerekli olan ve devamlı bir değişkenlik gösteren bakteriler ve virüsler bulunmaktadır. Buna gastrointestinal flora; yani gastrointestinal çevre denilmektedir. Bu bakterilerin bir kısmı hastalık yapmakla birlikte önemli bir kısmı yaşamın devamı için gerekli, olumlu bakterilerdir. Bu bakteriler bireyden bireye değişkenlik göstermekte, bireylerin beslenme içinde yaptıkları değişiklikler ile de kısa zamanda değişiklik gösterebilmektedirler. Sindirim sistemindeki bu bakteri ve virüsler de kilo alma ve vermede etkilidir.

İlaç kullanımına ve kimyasallara dikkat edilmeli

Toplumda çeşitli hastalıkların tedavisi için kullanılmakta olan antidepresanlar, antibiyotiklerin uzun süre ya da gereksiz yere kullanımı kilo alımına neden olabilmektedir. Yine hava kirliliği, hormonların etkin çalışmasını engelleyen çevresel zararlı kimyasallardandır. Bu kimyasallar da hormonların çalışmasını engelleyerek, iştah merkezine ve üreme hormonlarına etki ederek kilo alımına neden olabilmektedir.

Hızlı yeme alışkanlığı kilo aldırıyor

Sosyal çevre nedeni ile bulunmak zorunda kalınan ortamlar, su içmeme, öğün düzeninin olmaması, televizyon seyrederken bir şey yemeden duramamak, hızlı yemek yeme gibi alışkanlıklar kilo alma sebepleri arasındadır. Hızlı yemek yeme alışkanlığının değiştirilmesi gerekmektedir. Ağızdaki tat reseptörleri ile ilişkili olarak salgılanan hormonlar hem sindirme fonksiyonunu hem de doyma merkezini etkileyerek yeme davranışımızı değiştirmektedir. Hızlı yemek yendiğinde hızla insülin salınmakta yemeği takip eden saatlerde kan şekerinde düşmelere ve tekrar tekrar yoğun gıda talebine yol açarak kilo almanı kolaylaştırmaktadır. Problem fast food yiyecekten çok hızlı yenmesindedir. Yemekler yavaş yavaş yenmeli ve çok çiğnenmelidir.

Psikolojik nedenler kilo kontrolüne etki eder

Gıdalar, beden tarafından sadece bir besin değil aynı zamanda bir zevk ve tatmin unsuru olarak da kabul görmektedir. Stres, depresyon gibi durumlar kişilerin kiminde gereğinden fazla yeme ile kilo almaya ya da bir şey yememe ile kilo vermeye neden olabilir. Psikolojik problemlerin yaşandığı dönemde gece daha az uyuyarak atıştırmaları artırma en önemli sebeplerdir.

Uyku düzeni çok önemli

Vücutta hücrelerin büyümesini teşvik eden hormonlar ışık ve karanlık ile ilişkili olarak salgılanmaktadır. Bunun için vaktinde uyuma ve kalkma prensibi yaşamsal önem taşır. Yatılan ortamda tam karanlık sağlanmasına özen gösterilmelidir. Yeme davranışı değiştiği gibi tüm hücrelerdeki enerji depolama ve kullanma denklemi de bozulmaktadır. Gece uyanık kalmak, atıştırmayı ve ek kaloriyi getirmekte bu durumda kilo alımını kolaylaştırmaktadır.

Ataşehir Belediyesi Eylül Ayı Etkinliklerini İptal Etti

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Hamilelikte Baba Adayı da Hormonal Değişim Yaşıyor

“Hamilelikte çok yemek yersem, bebek daha sağlıklı olur”

Yanlış. Hamilelikte çok yemek önemli değil, dengeli beslenmek önemlidir. Hamilelikte beslenme, ben ne yersem bebek de onu yer ve daha iyi beslenir anlamına gelmemektedir. Gebelikte az az ve sık sık beslenilmelidir. Günde 3 ana öğün ve 3 ara öğün yapılmalıdır. Fazla kilo alındığı zaman gebelik tansiyonu, gebelik şekeri ve iri bebek doğumu gibi sorunların ortaya çıkacağı unutulmamalıdır.

“Hamilelikte her türlü gıda tüketilebilir”

Yanlış. Hamilelikte bazı yasaklı gıdalar vardır. Özellikle çiğ et içeren, çiğ köfte tüketilmemelidir. Buna ek olarak; kabuklu deniz hayvanları, midye, suşi, kokoreç, salam, sucuk, sosis ve tütsülenmiş etler yenilmemelidir. Kavanozlarda satılan turşulardan, çok fazla tuz içerdiği ve katkı maddeleri olduğu için uzak durulmalıdır. Abur cubur tüketimine de dikkat edilmelidir.

“Bitki çayları hamilelikte sakıncalıdır”

Yanlış. Hamilelikte bitki çayları içilebilir. Özellikle gebelik döneminde kabızlığa eğilim olduğu için, bitki çayları günde 1-2 bardak tüketebilir. Adaçayının düşüğe neden olduğunu düşünülür ancak bu konuda kanıtlanmış bir araştırma bulunmamaktadır.

“Hamilelikte ton balığı yenilmemelidir”

Yanlış. Hamilelikte haftada 2 kez ton balığı tüketilebilir. Üstelik gebelikte balık tüketimi daha önemlidir. Omega 3 içerir fakat denizin derinlerinde yaşayan bazı balıklar, ağır metaller içerebileceğinden gebelikte risklidir. Özellikle bebeğin gelişim evresinde olduğu ilk 3 aylık dönemde santral sinir sistemine zararlı etkileri olabilir.

“Hamilelikte spor yapılmaz”

Yanlış. Hamileliğin tüm evrelerinde spor yapılabilir. Sadece son haftalarda fiziksel olarak bazı sporları yapmak sıkıntı oluşturabilir. İlk 3 ayda da düşük tehdidi, kanaması ve lekelenmesi olan anne adaylarının spor yapması önerilmez. Gebelikte yapılabilecek en iyi sporlar; yürüyüş ve yüzmedir. Haftada 2 günde mutlaka yürüyüş yapılmalıdır. Yüzme için de havuz yerine deniz tercih edilmelidir.

“Hamilelikte araba kullanılmaz”

Yanlış. Hamilelikte araba kullanmak herhangi bir problem yaratmaz. Belki 37’inci haftadan sonra sıkıntı olabilir. Çünkü bebeğin büyümesine bağlı olarak anne adayında sıkıntı yaratabilir. Ancak kontrollü bir şekilde, emniyet kemeri göğsün ve göbeğin altından geçirmek şartı ile araba kullanılabilir.

“Bebeğin saçları çıkınca anne adayının midesinde yanma şikayetleri olur”

Yanlış. Hamileliğin her döneminde reflü ve mide asidi olduğu için bu durum normaldir ve bebeğin saçlarının çıkması ile alakası yoktur. Mide yanmasını engellemek için beslenme düzenlenmelidir. Çok acılı, ekşili gıdalar ve yatmaya yakın yemek yenilmemelidir. Uykuda yastık boyu yükseltilmelidir. Çok şiddetli reflü durumlarında anne adaylarına, bebeğin sağlığını herhangi bir şekilde etkilemeyen ilaçlar da verilebilir.

“Hormonal değişim sadece anne adayında olur”

Yanlış. Fiziksel olarak sadece anne adayında hormonal değişim olsa da bu süreç baba adayını da etkiler. Kadınlar için hamilelik, hassas bir süreçtir. Ani duygu değişimleri yaşanabilir. Bu süreç ister istemez beslenme, psikolojik olarak babaya da yansımaktadır. Genelde hamilelik döneminde baba adayları, eşlerinden daha fazla kilo almaktadır.

“Hamilelik dikkat dağınıklığı ve motivasyonda düşüklüğe neden olur”

Yanlış. Hormonal değişime bağlı kısmen dikkat dağınıklığı, halsizlik ve yorgunluk gibi şikayetler görülebilir ancak geçici bir süreçtir. Üstelik gebelikte evde oturmak yerine, iş hayatına devam edilmesi anne adaylarının kendilerini daha dinamik hissetmelerini sağlayacaktır. Hamileler, öz bakımlarını da asla ihmal etmemelidir.

“Hamilelikte saç boyası ve makyaj yapılamaz”

Yanlış. Anne adaylarının kendilerini iyi hissedeceği şekilde hamilelik sürecini geçirmeleri önemlidir. Bunun için saçlarına fön çektirebilir, çok aşırıya kaçmamak şartıyla makyajlarını yapabilirler. Özellikle 4’üncü aydan sonra organik boya ile saçlarını da boyatabilirler. Boya saçta kısa kalmalı, bol su ile yıkanmalıdır.

“Hamilelikte diş sağlığına müdahale edilemez”

Yanlış. Hamileliğin özellikle ikinci yarısından sonra diş ile ilgili her türlü müdahale yapılabilir.

Düzensiz Beslenme Ve Hareketsizlik Karaciğeri Yağlandırıyor

Karaciğer yağlanması siroza yol açabilir

Karaciğer yağlanması karaciğer hücreleri içinde yağ damlacıklarının birikmesiyle ortaya çıkan bir hastalıktır. Karaciğer hücrelerinde yağ birikiminin yanı sıra karaciğerde sertleşme ve bazı ilerleyici hasara yol açan durumlar, siroza kadar gidebilmektedir. Karaciğer yağlanmasının görülme sıklığı, obezite ve insülin direncinden kaynaklanan, hareketsizlik ve beslenme bozuklukları gibi nedenlere bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Bu yüzden önümüzdeki yıllarda yapılacak karaciğer nakillerinin çoğunun, karaciğer yağlanmasına bağlı gelişen sirozlu ve bu nedenle gelişecek karaciğer kanserli hastalara yapılacağı öngörülmektedir.

Halsizlik ve yorgunluk karaciğer yağlanması belirtisi olabilir

Karaciğer yağlanması olan kişilerde sıklıkla görülen belirtiler; halsizlik, bitkinlik ve isteksizliktir. Özellikle karaciğer testleri yükselen hastalarda halsizlik belirginleşir. Hastalığın tanısında kullanılan en temel yöntem ultrasonografidir. Bu yöntemle hastaya herhangi bir zararlı ışın vermeden, ses dalgalarıyla karaciğerin yapısı belirlenebilir. Ultrasonografik olarak yağlanma saptanan hastanın kanında karaciğer testlerinde yükselme ve insülin direnci olup olmadığına bakılmalıdır. Karaciğer testlerinde yükselme saptanan hastalar 3 veya 6 aylık düzenli takibe alınmalıdır. Hastalığın basit yağlanmamı yoksa ilerleyici tip mi olduğunu anlamanın en önemli yöntemi “karaciğer biyopsisi”dir. Bu yöntemde karaciğerden bir iğne ile parça alınıp incelenir ve karaciğerde inflamasyon olup olmadığı, karaciğerdeki sertleşme derecesi(fibrozis) ve risk durumu tespiti yapılır.

Haftada en az 150 dakika tempolu yürüyüş yapın

Karaciğer yağlanmasını önlemede en önemli iki yöntem diyet ve spordur. Burada amaç hem kilo fazlası olan bireylerde ideal kiloya ulaşmak hem de insülin direncini düzeltmektir. Diyette özellikle günlük kalori alımının azaltılması, trigliseridden fakir beslenilmesi, bol sebze tüketilmesi, glisemik indeksi yüksek gıdalardan kaçınılması önerilmektedir. Hastaların ayda en fazla 3 kg vermesi hedeflenmelidir. Çünkü hızlı kilo alıp vermek de karaciğer yağlanmasının şiddetlendirebilmektedir. İnsülin direnci, karaciğer yağlanmasına neden oluşturma teorilerin temelini teşkil etmektedir. Bu nedenle karaciğer yağlanması olan kişiler günlük aktivitelerini artırmalıdır. Haftada en az 150 dakika olacak şekilde hızlı tempolu yürüyüş veya hafif tempolu koşu en çok önerilen spordur. Ağır kas egzersizleri ise önerilmemektedir.

Şiddetli Kaşıntı Sosyal Yaşamdan Soyutluyor

Aniden başlayan kaşıntılar kronik hale gelebiliyor

Ürtikerin, akut ve kronik olmak üzere iki tipi bulunmaktadır. Akut tabloda döküntüler 15-20 dakika içinde genellikle kaybolur. Hatta hasta, sabah hastaneye gittiğinde hiçbir iz kalmamış olabilir. Ancak bu döküntüler kimi zaman öyle kaşıntılı olur ki kişinin iş ve özel yaşamı sekteye uğrar ve sorunlar yaşanabilir. 6 haftayı geçmiş olan ürtiker kronik olabilir. Döküntüleri kısa sürede ortadan kaldırmak mümkün olabildiği gibi zaman zaman inatçı olabilir. Antihistaminik ilaçlarla hastanın hayatına devam etmesi sağlanabilir.

Döküntüler ağız içinde görülmeye başlarsa…

Ürtikerin yol açtığı döküntüler, saçlı deri dahil, vücudun her yerinde görülebilir. Ancak en önemlisi ağız içi ve solunum yollarıdır. Böyle bir tabloda, hasta solunum sıkıntısı ile acile gelir. Hastanın adrenalin gibi özel bir takım ilaçlarla konforlu solunum sağlayabilmesi için belirli tedaviler verilir. Bu uygulamaların evde yapılması ya da önlenmesi mümkün değildir. Bu nedenle döküntüler oral mukozaya yani ağız içi ve dudak çevresine sıçrarsa ve solunum sıkıntısı olursa zaman kaybedilmeden doktora gidilmelidir.

Stres, hastalık gelişiminde önemli rol oynuyor

Ürtiker, genelde alerjisi olan kişiler arasında yaygın olmakla birlikte, alerjisi olmayan kişilerde de görülebilmektedir. Alerjiye ek olarak; tiroid, mide-bağırsak hastalıkları, kolejen doku hastalıklarının ilk semptomları olabilir. Ürtikerin bir diğer önemli nedeni de strestir. Bir kişi vücudunda kızaran, kabaran, kaşıntı yapan ve sonra da kaybolan döküntüler görüyorsa hemen doktora başvurmalı ve nedenini öğrenmelidir. Hastadan alınan kan, idrar ve dışkı testleri ile ürtikere neden olabilen hastalıklar tespit edilip, hastaya ek tedavi verilebilir.

Nedeni bilinmeyen ürtiker tedavisinde psikolojik destek önemli

Ürtiker tedavisi, hastanın durumuna göre değişir. Hastaya, akut ve kronik ürtiker teşhisi konmasının ardından tedavide ilk seçenek olarak antihistaminik ilaçlar devreye girer. Eğer şikayetler artarak devam ederse steroid yani kortizon tedavisi başlanabilir. Hastanın tetkiklerinde herhangi bir problem tespit edilmezse ve klinik tablo 6 haftayı da geçmiş ise “Kronik idiopatik ürtiker” yani nedeni belli olmayan ürtiker teşhisi konulur. Bu durumda tıbbi tedaviye ek olarak psikiyatristten yardım alınabilir.

Şikayetler azalınca ya da geçince tedavi bırakılmamalı

Ürtiker tedavisi uzun solukludur ve ilaçlar, “döküntüler geçti denilerek” asla bırakılmamalıdır. Eğer ilaçlar, 3 gün kullanılıp bırakılırsa ürtiker, daha şiddetli bir şekilde geri dönebilir. Bu nedenle hastaya genelde aylık tedaviler verilir, iyileşse bile tedaviyi bırakmaması ve tekrar doktora başvurması gerektiği söylenir. Belirtiler azalmışsa tedavi, doktor tarafından basamak basamak azaltılarak sonlandırılır. Ancak şikayetler hala devam ediyorsa süreç 2-3 ay, hatta daha fazla uzayabilir.

Ürtiker hastalarının adım adım dikkat etmesi gerekenler

·         Ürtikeri aktive eden alerjen gıdalar tüketilmemelidir. Özellikle çilek, yumurta sarısı, fındık, fıstık, çikolata ve deniz ürünlerinden uzak durulmalıdır.

·         Kişi hayatındaki değişiklikleri çok iyi not etmelidir. Banyodaki sabun, şampuan, cilde uygulanan topikal bazı maddeler ürtikeri tetikliyorsa kaçınılmalıdır.

·         Çamaşırlar, deterjan artıklarının kalmaması için çift durulanmalıdır.

·         Çamaşır yıkarken yumuşatıcı asla kullanılmamalıdır.

·         Banyoda cilt rahat bırakılmalı, kese ya da lif yapılmamalıdır.

·         Solunum yoluyla giren alerjenler açısından tozlu ortamlarda bulunulmamalıdır.

Diyetteki Başarısızlığınızın Sebebi Duygusal Yeme Sendromu Olabilir

Kilo Verememenizin Sebebi Açlığa Tahammülsüzlük Değil
 
Obezitenin bir davranışın yani yeme davranışının sonucunda oluştuğu bilinse de bu davranışı kontrol etmek çoğumuz için zordur. Bunun nedeni yeme davranışının birçok şeyden, en çok da duygusal durumumuzdan etkilenmesidir. Birçok kişinin diyet uygulayamamasının nedeni sanıldığı gibi açlığa tahammülsüzlük değildir. Hatta birçok diyet kişilerin aç kalmadan zayıflaması üzerine programlanır. Buna rağmen diyette başarısız olmanın nedeninin hepimizin zaman zaman yapmaktan kendini alıkoyamadığı duygusal nedenlerle yemedir. Bu yüzden insanların çoğunun kilo almasının ve sağlıklı beslenmemesinin önündeki temel nedenlerden biri de duygusal yemedir. Yeme ihtiyacına odaklanmak, dikkati hoşnutsuzluk duygularından uzaklaştırsa da obeziteye ve sağlık sorunlarına zemin hazırlar.
 
Stres ve Yoğun İş Hayatı Duygusal Yeme Sendromlu Kişi Sayısında Artışa Yol Açıyor
 
Yemek yeme bilinen en kolay ve ulaşılabilir haz ve ödül kaynağıdır. İnsan tıpkı sadece üremek için cinsel ilişki kurmadığı gibi sadece karnını doyurmak için yemez. Bebekler sadece açken değil sıkıntıları olduğunda da meme ile yatışırlar. Bu kısmen sonraki yıllarda da devam eder. Yani; erişkin bir insan üzüldüğünde, öfkelendiğinde, yalnız hissettiğinde ve kaygılandığında yemek yemek isteyebilir. Özellikle kendini suçlama ve fiziksel olarak beğenmeme tıkınırcasına duygusal yeme ataklarına neden olur. Stres ve olumsuz duygular hayatımızın bir parçası olduğu için ve insanların iş dışında kendilerine ayırdıkları zaman gittikçe azaldığından, günümüzde duygusal yeme yani; yeme ile rahatlamaya çalışmak gittikçe yaygın bir hal almaktadır.
 
Sizinki Duygusal Açlık Mı? Yoksa Fiziksel Açlık Mı?
 
Fiziksel açlık bedende başlar. Fiziksel açlık hissini kan şekeri düşüklüğü ve gördüğümüz yiyecekler tetikler. Duygusal açlığı ise stresli deneyimler tetikler. Yani bir bakıma bedenimizi değil ruhumuzu yiyeceklerle beslemeye çalışırız. Stresli olduğumuzda tatlı ya da tuzlu, genellikle yüksek kalorili yiyecekleri canımız çeker. Yiyecekleri sıkıntı yatıştırıcı birer ödül olarak kullanırız. Açlık söz konusu olduğunda genellikle duygusal ve bedensel duyumların birbirine karışması söz konusudur. Tıpkı stresle ilgili baş ağrılarında olduğu gibi fiziksel olan ile duygusal olan iç içedir. Duygusal açlık genellikle boş bir mideden kaynaklanmaz. Bazen de kişi ne istediğini bilmez ve yiyeceğe verir kendini. Yani açlık midede değil bedende başka bir huzursuzluk şeklinde hissedilebilir. Duygusal açlığın bir diğer özelliği birdenbire beden hücum etmesidir. Oysa fiziksel açlık yavaş yavaş kendini gösterir. Duygusal açlık aynı şekilde acilen doyurulmak isterken fiziksel açlık eğer şeker hastalığı, vs gibi tıbbi bir durum yoksa bir ölçüde bekleyebilir. Eğer kısa bir süre önce yemek yediyseniz ya da doymanıza rağmen tıkınırcasına yemeye devam ediyorsanız o anda duygusal açlık baskındır. Ayrıca duygusal açlıktan kaynaklanan yeme atakları sonucunda suçluluk, pişmanlık duyguları daha fazla oluşur. Duygusal yeme sendromu olan kişiler yiyecekleri en iyi yatıştırıcı olarak görür ve yiyeceklerin olduğu ortamlarda kontrolden çıkıyormuş gibi hissederler. Tıka basa yemedikleri durumlarda başka şeylere odaklanmakta zorlanırlar.

Yiyeceklerle Duygunuzu Değil Midenizi Doyurmaya Çalışın

Güzel tadı olan yemeklerin bir ödül kaynağı olduğu ve beyindeki haz merkezlerini uyardığı doğrudur. Dolayısıyla yorucu ve yoğun bir gün sonunda lezzetli yiyecekler yemek tıpkı alkol ve keyif verici maddelerin yaptığı etkiye benzer. Keyif verici etki gün boyu birikmiş olan ya da gün içindeki hoşnutsuzluk yaratan duyuları bertaraf eder. Bu yüzden duygusal yeme alışkanlığından kurtulmak alkol ya da keyif verici maddeyi bırakmak kadar zor olabilir. Diyet yapmanın birçok kişi için zor olmasının nedeni aslında budur. Bu zorlukla başa çıkmak için birinci koşul üzüntü, suçluluk, öfke, kaygı, gibi olumsuz duygularımızı tanımaktır. Diğer koşul ise yemek dışındaki haz verici etkinlikleri artırmaktır. Duygusal yeme sorunu olanların yeni haz verici etkinlikler keşfederken ilk başlarda bunların yemenin verdiği zevki vermeyeceğini kabul etmeleri işi kolaylaştırabilir.
 
Duygusal Yeme Sendromu İle Başa Çıkabilirsiniz
 
Duygusal açlık bir yeme bozukluğunun ya da depresyon, anksiyete bozukluğu gibi bir rahatsızlığın parçası olabilir. Bunun bir psikiyatrist tarafından değerlendirilmesi gerekir. Fiziksel açlık belirtilerinin tanınmasını içeren beslenme eğitimi ve fiziksel aktivite faydalı olabilir. Olumsuz duygularla ilgili farkındalığın artırılması ve yeme tetikleyicilerinin tanınması farklı başa çıkma yolları geliştirmede ilk adımdır. Haz ve doyum kaynaklarını zenginleştirmemiz bizi tek ödül kaynağı olarak gördüğümüz yemeğe mahkum olmaktan kurtarır.

Dizinizden Ses Geliyorsa Menisküs Yırtığı Belirtisi Olabilir

Darbelere ve dizde aşırı gerilmeye dikkat
 
Vücudun en sık yaralanan bölgelerden biri de menisküslerdir. Menisküs diz ekleminin ortasındaki kıkırdak parçadır. Bu yapı sert, düz ve lastiksi bir dokudur. Eklem yüzeyini kaplar ve onu yastık gibi destekler. Dizde bir adet iç kısımda (iç menisküs) ve bir adet de dış kısımda (dış menisküs) olmak üzere iki adet menisküs bulunur. Menisküsler, diz bölgesinde en büyük iki kemiğin kesiştiği noktada 'C' şeklinde mevcut olan ince yastıkçıklardır. Dizde yuvarlak uyluk kemiği ile düz kaval kemiğinin uyumlu bir eklem oluşturması, yükün taşınması, birçok yöne dönme hareketinin yapılabilmesi, uyluk kemiği ve kaval kemiği arasındaki güç dengesinin sağlanması gibi görevleri vardır. Dizleriniz hafif bükülü ve üzerine yük binmiş durumda iken vücudunuz kuvvetlice döndüğünde menisküs yırtığı meydana gelebilir Özellikle ileri yaşlarda dejenere yırtık diye adlandırdığımız yaralanma bu şekilde olur.

Ağrı ve şişlik varsa dizinizi zorlamayın 

Diz içerisinden gelen sesler, takılma ve kilitlenme hissi yırtığın ilk belirtileri olabilir. Diz ekleminde ağrınız olur. Yırtığın olduğu menisküs bölgesine göre diz ekleminde hemen ya da birkaç saat sonra şişlik oluşabilir. Dizinizi tam olarak bükemeyebilirsiniz veya doğrultamayabilirsiniz. Diziniz kilitlenebilir ya da bir noktada takılabilir.  Yırtığın olduğu menisküs bölgesine göre diz ekleminde hemen ya da birkaç saat sonra şişlik oluşabilir. Dizde şişlik hareket kısıtlılığı belli bir açıdan sonra şiddetli ağrı menisküs yırtığı belirtisidir.  

Menisküs yırtıklarının tedavisi ertelenmemeli

Menisküs tanısında erken teşhis önemlidir. Kısa sürede bir doktora görünmek en doğru seçim olduğu gibi dize alınan küçük darbelerle gelen ağrılar önemsenmelidir. Kıkırdağın uzun süreli yırtık kalması ve buna karşılık herhangi bir tedavi görmemek, dizde kıkırdak hasarı ve kireçlenmeye neden olabilir. Aynı şekilde, hastalığın iyi bilinmesi, çok önemlidir. Tedavi aşamasında gerekli görülürse MR ve tanı amaçlı artroskopi yapılabilir.

Geçmeyen ağrılarda cerrahi yöntem başarılı sonuç veriyor

Menisküsle tedavisinde önemli olarak 4 uygulama mevcuttur. Bunlar:

Dinlenme

Buz uygulama

Bandaj

Dizin vücuttan yukarıda tutulması

Tüm bu tedavi seçenekleriyle birlikte, ağrı ve şişliği gidermeye yönelik ağrı kesici ilaçlar önerilir. Fizik tedavi ve kas güçlendirici egzersizlerden faydalanılabilir. Menisküsün kanlanmasının yeterli olmamasından dolayı özellikle dejenere yırtıklarda iyileşme olmaz. Ağrının ısrarla devam ettiği durumlarda, cerrahi müdahale önerilir. Yırtığın bulunduğu menisküsün alınması en bilinen yöntem ise de, bu tür müdahaleler hastanın kireçlenme ve kıkırdak aşınması sorunlarıyla karşı karşıya kalmasıyla sonuçlanmaktadır. Dejenere olmayan yırtıklarda menisküs yırtığı artroskopik olarak tamir edilebilir. Artroskopik olarak tamir işleminde yük verme zaman alır. Artroskopik menisküs yırtığı eksizyonu sonrasında ise hastalar 3-5 saat içinde yürüyebilir ve 1 ay içerisinde de spora başlayabilir. Kişide ağrı, takılma gibi yakınmalar için cerrahi müdahale gereklidir. Unutmayalım ki menisküs kıkırdak doku aşınmasını, kireçlenmeyi önleyen primer dokulardan biridir. Genel görüşümüz genç hastalarda menisküs tamiri; ileri yaşlardaki hastalarda semptomlara yol açan kısmı menisküsün artroskopik alınmasıdır.

Ataşehir Bulvarı’nda Şüpheli Paket Paniği

Tatil Dönüşü Benlerinizi Kontrol Ettirin

Güneş, ben rengini ve şeklini değiştirebilir

Ben gelişiminde genetik yapı oldukça önemlidir. Bunun yanı sıra korumasız olarak güneşe maruz kalmak da ben gelişimini artıran bir diğer faktördür. Güneş ayrıca benlerin rengini, şeklini değiştirebilecek bir etkiye sahiptir. Sağlıklı bir ben kanser gelişimini de tetikleyebilmektedir. Kansere ışınların varlığı değil, güneşten korunmamak neden olur. Bunun için güneş koruyucu kremler kullanılmalıdır. Yaz aylarında güneş koruyucular 2 saatte bir yenilenmelidir. Kişinin yüz bölgesinde yoğun benleri varsa yaz-kış güneş koruyucu kullanmalıdır.

Ben takibi, ileride ortaya çıkabilecek bir soruna erken müdahale için oldukça önemlidir. Kişilerin bir ayna yardımıyla düzenli olarak kendi kendini incelemesi, benlerini takip etmesi gerekir. Şüphelenilen bir durum olduğu takdirde doktoruna başvurmalı ve dermatoskopik muayene sağlanmalıdır. Vücudunda çok fazla ben olan bir bireyin küçük yaştan itibaren dermatolog ile kontrolü sağlanmalıdır. Gerekli görüldüğü takdirde dermatoskopik muayene yapılmalı, dermatoskopik fotoğrafı bilgisayar ile bilgi sağlanmalıdır. Benin tipine göre bir takip çizelgesi belirlemelidir.

Benlerde koyulaşma, kanama ve kızarıklık varsa dikkat!

Ben renginde koyulaşma, kanama, kızarıklık, kaşıntı, ben etrafında beyazlık önemli belirtilerdir ve hemen bir dermatoloğa başvurulması gerekir. Benlerin üzerinde gelişen kanser tipi, hayati risk yaratabileceğinden belirli bir derinliğe inmeden en kısa zamanda müdahale edilerek çıkarılması gerekir. Erkan tanı ile kötü hücreler belli derinliğe inmeden ben çıkarılır ve kişinin başka tedaviye ihtiyacı kalmaz.

Yanlış inanışlar tedavinizi engellemesin

Uygulanan cerrahi girişimlerin benleri, kötü huylu bir şekle dönüştürebileceği ya da yayılmasına etki edeceği düşüncesi yanlıştır. Benlerin riskli görülmesi halinde kesin tanısının konulması için benin doğru bir teknik ile çıkarılması gerekmektedir. Benlerin doğru bir şekilde alınması asla kansere dönüşme riski yaratmaz. Lokal bir anestezinin uygulanması ile işlem çok hızlı ve güvenli bir şekilde yapılmakta, işlemden sonra kişi hemen sosyal ya da iş hayatına dönebilmektedir.

“Ben”lerinizi tanıyın

Sadece sonradan oluşan değil doğuştan gelen benler de sağlık açısından risk yaratabilmektedir. Vücutta yer alan benlerin değişik tipleri vardır. Lentigolar, daha çok leke tarzı oluşumlardır. Normal displastik benler, ailevi kalıtımla geçen ve oldukça önemli ben grubudur. Çünkü bu benler üzerinden melanom denilen oldukça ciddi ve öldürücü cilt kanseri gelişebilir. Dermal nevuslar, derinin orta derisine kadar inen benlerdir. Bu benlerin üzerinden cilt kanseri gelişme riski çok düşükken en uç spektrumdan displastik nevuslara kadar güneş hasarıyla zaman içerisinde üzerinde kanser gelişebilen çok çeşitli ben grupları da vardır.

Şüpheli benlerin çıkarılması gerekir

Konjenital benler, doğuştan olan benlerdir. Bunlar bazen kişilerde çok büyük alan kaplayabilmekte ve üzeri kıllanabilmektedir. Bunlar daha çok dev nevuslardır. Bunların üzerinden de benler üzerinden gelişen kanserler gelişebildiği için çok iyi bir şekilde takip edilmesi gerekmektedir. Bazı şüpheli vakalarda çıkartılması gerekebilir.

Benlerinizle oynamayın

Özellikle melanosit, koyu olan benlerle oynanamaması gerekir. Eğer üzerinde tüyler varsa ve bundan rahatsız olunuyorsa o tüyleri cımbızla çekmek yerine makasla kesmek daha doğru olacaktır. Yaratılacak herhangi bir travma o hücrelerdeki dönüşüm riskini tetikleyebileceğinden tüyleri çekmek doğru bir davranış olmaz.

El ve ayak tabanındaki benlere dikkat!

Aniden ortaya çıkan el ve ayak taban benleri kanser riski taşıyabilmektedir. El ve ayak tabanındaki benler çok önemlidir. Çünkü bu bölgeler nemfatik dolaşım ile ilgilidir. Bu bölgede bir melanom geliştiği zaman kolay bir şekilde iç organlara yayılabilmektedir. El ve ayak tabanındaki benlere “akral melanom” denilmektedir. Yine genital bölgedeki benlerin de gözlemlenmesi gerekmektedir.

Ben haritanız gereksiz cerrahi girişimleri önler

Dermatoskoplar, benleri çok fazla büyüterek net görülmesini sağlar ve fotoğrafını çekerek ilerisi için arşivlenmesini de sağlar. Dermatoskoplar bir takım problemlerle kombine edildiğinde benin risk haritasını çıkarıp, uyarıları belirlemektedir. Bu yöntem, ben takibini oldukça kolay ve hızlı bir şekilde sağlayarak, gereksiz cerrahi işlemleri de önlemektedir.