Ataşehirli Çocuklara Çevre Bilinci Eğitimleri Verildi

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Sabaha Karşı Gelen ve Tekrarlayan Öksürüklere Dikkat

Nefes darlığı ve göğüste sıkışma hissi ile ortaya çıkıyor

Astım, alınan havayı hava keseciklerine ileten ve hava yolları denilen küçük borucukların daralması sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Hastalık hava yollarının tıkanmasının neden olduğu ataklar halinde kendini gösterir. Astım hastalarının doktora başvurma nedenleri genellikle; öksürük, nefes darlığı, hırıltılı nefes alıp verme ve göğüste sıkışma hissidir. Bu belirtilerin astım tanısı konulmasına yardımcı olan özellikleri ise; tekrarlayıcı olmaları, gece ve sabaha karşı ortaya çıkmaları, bazı alerjen maddelere maruz kalınması veya egzersiz sonrası tetiklenmeleridir. Bu belirtiler ataklar arasında ortaya çıkmazlar ve astım hastaları ataklar arasında kendilerini iyi hissederler. Astım tanısı, detaylı hasta öyküsü, muayene bulguları ve solunum fonksiyon testleri ile konulmaktadır.

Hamileyken içilen sigara bebeğin astım riskini artırıyor

Astımın ortaya çıkmasını tetikleyen risk faktörlerinin başında; yakın akrabalarda astım hastalığı bulunması ve kişide atopik dermatit veya alerjik rinit gibi başka bir alerjik hastalığın varlığı gelmektedir. Bunun haricinde kilolu olmak, sigara içmek, tütün dumanına maruz kalmak (pasif içicilik) ve annenin hamilelikte sigara içmesi astımın ortaya çıkma riskini artırmaktadır. Ayrıca bazı meslek gruplarında astımın daha sık görüldüğü bilinmektedir. Bunlar; çiftçiler, kuaförler ve imalat sanayi çalışanlarıdır.

Sevincin de hüznün de fazlası astımı tetikleyebilir

Bazı tetikleyici maddeler ve tetikleyici durumlar astım ve diğer alerjik hastalıkların belirtilerinin ortaya çıkmasına neden olurlar. Özellikle bahar ve yaz aylarında astım ve alerji hastaları rahatsızlıklarını tetikleyebilecek, şikayetlerini artırabilecek pek çok etkenle karşılaşmaktadır. Her hastada farklılık gösteren bu tetikleyiciler; özellikle bahar aylarında yaygınlaşan polenler, alerjen maddeler, solunum yolu enfeksiyonları, yorucu fiziksel aktivite, hava kirliği olarak sıralanabilir. Bazı ağrı kesiciler ve kalp hastalıklarında kullanılan bazı denilen ilaçlar da astımı tetikleyici özellikte olabilmektedir. İşlenmiş patates, bira ve şarap gibi sülfit ve koruyucu madde içeren bazı gıdalar, reflü hastalığı, aşırı sevinme veya üzülme gibi yoğun duygular da astımın diğer tetikleyicileridir.

Bahar aylarında tetiklenen astım ve diğer alerjik hastalıkların etkilerini azaltmak için alınması gereken önlemler:

· Yağmursuz kuru havalarda rüzgâr varsa dışarıya çıkılmamadır. Dışarı çıkmak için havadaki polenleri temizleyen güzel bir yağmur sonrası tercih edilmelidir.

· Alerjenlerin havaya karışımına neden olan çim biçme, yabani ot temizleme gibi bahçe işlerinden uzak durulmalıdır.

· Dışarıda giyilen kıyafetler eve dönünce değiştirilmeli ve duş alınarak deri ve saçlardaki alerjenler de temizlenmelidir.

· Bahar döneminde çamaşırlar, havlu ve çarşaflar polenlerin yapışmasını engellemek için dışarıda kurutulmamalıdır.

· Dışarı çıkarken geniş kenarlı gözlükler kullanılmadır. Çok alerjik yapıya sahip kişiler ve astım hastaları alerji maskeleri de kullanabilirler.

· Polen miktarının fazla olduğu dönemlerde şikayetler başlamadan alerji ilaçlarınızı alınmalıdır.

· Polen yoğunluğunun fazla olduğu saatlerde kapı ve pencerelerinizi kapalı tutulmalıdır.

· Polen miktarının fazla olduğu günün ilk saatlerinde dış aktivitelerden uzak durulmalıdır.

· Evde ve arabada cam açmak yerine bakımları düzenli olarak yapılan ve polen filtreli klimalar kullanılmalıdır.

· Yaşam alanlarının nem oranını düşük tutulmalıdır.

· Ev temizliği HEPA filtresi içeren vakumlu bir süpürge ile yapılmalıdır.

İlaçlar mutlaka doktor tarafından belirlenmeli

Astım tedavisinde iki çeşit ilaç grubu kullanılmaktadır. Bunlar; hastalığı tedavi eden ya da kontrol eden ilaçlar ve rahatlatıcı ilaçlardır. Genellikle nefes yolu ile alınan bu ilaçlar, akciğere direkt ulaşmakta ve yan etkileri daha az olmaktadır. Astım tedavinde kullanılan asıl ilaçlar kontrol edici ilaçlardır. Bu ilaçların uzun süre doktor kontrolünde ve düzenli kullanılmaları gerekir. Kontrol edici ilaçlar genellikle kortizon içerirler ancak bu kortizon esas olarak hava yollarındaki mikrobik olmayan iltihabı iyileştirir ve kana çok geçmediği için ağızdan alınan kortizon gibi yan etkileri yoktur. Astım hastaları için tedavi edici özelliği olmayan rahatlatıcı ilaçlar ise daralmış olan hava yollarını hızlı bir şekilde genişleterek hastanın rahat nefes alıp vermesinin sağlamaktadır. Astım tedavisinde hangi ilaçların ne kadar süre ile ve hangi durumlarda kullanılacağı mutlaka doktor tarafından belirlenmelidir.

İstanbul Marriott Hotel Asia’ya En İyi Yükseliş Gösteren Otel Ödülü

Sıcak Havalarda Beyin Sağlığınızı Koruyun

Yüksek tansiyon beyin kanamasını tetikleyebiliyor

Aşırı sıcaklar, yüksek tansiyonu ve fazla kilolu bireyleri daha fazla etkilemektedir. Tansiyonun ani ve denetimsiz yükselmesi, beyin kanamalarına neden olabilmektedir. Yüksek tansiyonu olup düzenli kontrollerini yaptırmayan, tansiyon düşürücü ilaçlarını almayan, beslenmesine dikkat etmeyen ve hareketsiz yaşam sürenler risk grubundadır. İleri yaş hastalığı olarak bilinmekle birlikte kanamaya neden olabilecek anevrizma ya da beyin damar yumağı olarak bilinen AVM hastalığı olan gençlerin de aşırı sıcaklarda dikkatli olması gerekmektedir. Bunun yanı sıra bebekler, küçük çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalığı olanlar için de aşırı sıcaklar, çok kısa bir süre içinde bile ciddi risk oluşturabilmektedir.

Vücudunuzu susuz bırakmayın

İnsan beyninin yüzde 80’i sudan oluşmaktadır. Sıcak havalarda beyin kanamasına neden olan en önemli faktörler ısı dengesinin bozulması ve vücudun susuz kalmasıdır. Gerekli tedbirlerin alınması, özellikle de vücudun su dengesinin korunması hayati önem taşımaktadır. Vücudun susul kalması sonucu kan basıncında ciddi oynamalar yaşanabilmektedir. Çay, kahve, asitli içecekler ve meyve sularının suyun yerini tutmadığı unutulmamalıdır. Gün içinde 2,5-3 litre su tüketilmesine özen gösterilmelidir.

Bu belirtilere dikkat!

Bulantı, kusma, şiddetli baş ağrısı, uyuşukluk, vücudun her hangi bir yerini hareket ettirememe, bilinç kaybı, uykuya eğilim ve konuşmada bozukluk beyin kanamasının en bilinen belirtileridir. Bu şikayetler ile karşılaşıldığında kişi fazla hareket ettirilmeden kısa sürede tam donanımlı bir hastanenin acil servisine ulaştırılmalıdır. Tedavi beyindeki kanamanın şiddetine göre değişmektedir. Anevrizma ya da damar yumağına bağlı beyin kanamalarında ise cerrahi yöntemler tercih edilmektedir.

Önlem almayı unutmayın

Sıcak havalarda beyin kanaması riskini azaltmak için alınabilecek bazı önlemler bulunmaktadır.

·Havadaki nem oranının yüksek olduğu ve güneş ışınlarının yeryüzüne en dik ulaştığı 10.00 – 16.00 saatleri arasında mümkün olduğunda sokağa çıkılmamalıdır. Bu saatlerde serin ortamlarda bulunmaya özen gösterilmelidir.

·Güneş altında uzun süre kalmamaya özen gösterilmeli, güneşe çıkılacaksa baş bölgesini koruyacak şapka ya da bandana takılmalıdır.

·Doktor kontrolünde kullanılan bir ilaç varsa ihmal etmeden kullanılmalı, özellikle tansiyon kontrol altında tutulmalıdır.

·Gün içerisinde artan su ihtiyacını gidermelidir. Aşırı sıcaklarda susamayı beklemeden su içilmelidir.

·Aç kalmamaya özen gösterilmeli ve beslenme düzenine dikkat edilmelidir. Fast food tarzı gıdalar tüketilmemeli, tuz mümkün olduğunca sofradan uzak tutulmalıdır.

·Sporun sabah veya akşam serinliğinde yapılmasına özen gösterilmelidir. Vücuda aşırı yük bindirecek sporlardan uzak durulmalıdır.  Vücudun alışkın olmadığı efordan kaçınılmalıdır.

·Sigara içiliyorsa bırakılmamalı, içilen ortamlardan uzak durulmalıdır.

·Aşırı şiddetli baş ağrısı hissedildiğinde vakit kaybetmeden bir sağlık kurumuna başvurulmalıdır.

Yaz Yorgunluğuna Karşı Önleminizi Alın

6 aydan uzun süredir yorgunsanız…

Kronik yorgunluk sendromu, en az 6 ay süren ve sebebi bilinmeyen aşırı yorgunluğa yaygın kas eklem ağrısı, uyku bozukluğu, dikkat dağınıklığı ve baş ağrısının eşlik ettiği tedavisi zor bir hastalıktır. Yorgunluk, hastanın günlük yaşam aktivitelerini ve iş performansını kısıtlamaktadır. Ayrıca, beceri isteyen işlerde yavaşlama, planlama, organizasyon ve problem çözme gibi yeteneklerde gerilemenin ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Tüm bu özellikleri nedeniyle kronik yorgunluk sendromu, birçok ülkede iş gücü kaybına neden olan hastalıklar arasında yer almaktadır. Kronik yorgunluk sendromu sıklıkla 40-50 yaş arası kadınlarda görülmektedir. Tek bir nedene bağlı olmayan bu sendromun ortaya çıkmasını tetikleyicileri; bağışıklık sistemini etkileyen faktörler, nörolojik faktörler, hormon bozuklukları ve bazı enfeksiyon hastalıklarıdır.

Belirtilerden 4 tanesi bir arada bulunuyorsa dikkat!

Kronik yorgunluk sendromunda görülen yorgunluk fiziksel bir aktivite sonucu olmaksızın istirahat halindeyken de ortaya çıkmaktadır. Bu durum hastanın iş, eğitim, sosyal ve özel yaşam aktivitelerinde belirgin bir azalma yaratır. Kısa süreli hafıza ve konsantrasyon kaybı, boğaz ağrısı, lenf bezlerinde hassasiyet, kas ağrısı, yeni oluşan baş ağrısı, uyku bozukluğu ve yapılan bir iş sonrası 24 saatten fazla süren kırgınlık hissi duyulması gibi belirtilerden en az dört tanesinin bir arada bulunması kronik yorgunluk sendromuna işaret ediyor olabilir. Kronik ağrılı hastalarda bu belirtilere; depresif duygu durumu nedeni ile umutsuzluk, sıkıntı hali, çaresizlik duygusu, dikkat azlığı, konsantrasyon güçlüğü ve iştah-kilo kaybı gibi belirtiler de eşlik edebilmektedir.

Her 3 hastadan 2’sinde sürekli ve şiddetli seyrediyor

Hastalığın erken döneminde kendiliğinden iyileşme görülebilmektedir. Her 3 hastadan 2’sinde hastalık sürekli ve şiddetli seyreder. Bu hastalarda uzun süre yatakta kalmaya bağlı olarak kas erimesi ve postüral kan basıncı düşüklüğü görülebilmektedir. Kronik yorgunluk sendromlu hastalarda, fizik muayene sonuçları genelde normaldir. Bu sendrom diğer birçok hastalıkla benzer belirtileri gösterdiği için teşhiste kullanılan tek bir laboratuvar bulgusu yoktur. Hastalığın teşhisi kronik yorgunluğa sebep olan tıbbi durumlar ve psikiyatrik hastalıklar dışlandıktan sonra konulmaktadır.

Kronik yorgunluk sendromuyla baş etmek için alınması gereken önlemler:

– Stres azaltılmalı, uyku alışkanlığı iyileştirilmeli ve düzenli egzersiz alışkanlığı edinilmelidir.

– Sıcak yaz günlerinde ağır yiyecekler yerine zeytinyağlı hafif yiyecekler tercih edilmelidir.

– Susuz kalmanın metabolizmayı yavaşlatarak yorgunluğa yol açtığı unutulmamalı ve su tüketimi artırılmalıdır.

– Uyku ritminin düzene sokulması ve uyku kalitesinin artırılması için “uyku hijyeni” uygulanmalıdır. Uyku öncesinde kafeinli, alkollü içeceklerden, nikotinden, aşırı yağlı yiyeceklerden ve aşırı aktiviteden kaçınılmalıdır.

– Her gece aynı saatte uyumak alışkanlık haline getirilmelidir.

– Her gün güneş ışınlarının dik gelmediği saatlerde 20 dakika boyunca güneş koruyucu olmadan güneşlenilmelidir.

– Düzenli egzersizlere kısa süreli, düşük yoğunluklu ve hafif şiddetli programlarla başlanmalıdır.

– Başlangıçta günde 5 dakika eklem hareket açıklığı egzersizleri ve nazik germe egzersizleri yapılmalı, hastanın kas gücü dayanıklılığı artıkça egzersizlerin süresi ve şiddeti artırılmalıdır.

– Alınan tüm önlemlere rağmen yorgunluğun uzun süre geçmediği durumlarda vakit kaybetmeden doktora başvurulmalıdır.

Tedavi kişiye özel belirlenmeli

Kronik yorgunluk sendromunun tedavisi kişiye özel olmalıdır. Tedavide amaç hastalık semptomlarını iyileştirmektir. Kişiye özel belirlenen egzersiz uygulamalarının düzenli olarak yapılmasının yanı sıra hastaya psikolojik destek vermek de çok önemlidir. Tedavide esas, hasta ve ailesi ile düzenli bir iletişim sürdürmektir. Bu görüşmelerle ve düşük dozlu ilaç tedavisiyle hasta yakın izleme alınmaktadır. Tedavi süresince hasta her aşamada iyileşeceği yolunda cesaretlendirilmeli ve hasta, aile ve hekim yakın iş birliği içinde olmalıdır.

Çölyak Hastalarının Toplumsan Desteğe İhtiyacı Var

Çölyak hastalığı genetik yatkınlığı olan kişilerde  “gluten” isimli bir protein ile tetiklenen bir bağışıklık sistemi rahatsızlığıdır. Bu protein arpa, buğday, çavdar ve az miktarda yulafta bulunur. Bu tahıllardan üretilen ekmek, makarna, hamur işleri sindirim sisteminde sorun yaşanmasına yol açarak Çölyak Hastalığına neden olur.

Çölyak tanısı erişkinlerde daha zor konuluyor

 
Toplumdaki yaygın kanının aksine, sadece çocukluk çağında değil yetişkinlerde de çölyak hastalığının görülebilmektedir. Çocuklar ve yetişkinlerde görülen belirtiler farklıdır. Çocukluk çağında bu hastalık ortaya çıktığı zaman büyüme ve gelişme geriliği, uzun süreli ishal gibi hastalığın tipik bulguları ortaya çıkmakta ve hastalıktan daha kolay şüphe edilerek tanı konulmaktadır. Ancak özellikle yetişkinlerde hastalığın tipik bir seyri olmaması nedeniyle çok dikkatli olunmazsa hastalık kolaylıkla atlanabilmektedir. Hastalık kusma, karında şişkinlik, bazen kabızlık, ağızda aft, kemik erimesi, kansızlık, eklem ve kas ağrıları hatta depresyon ve psikolojik sorunlar gibi çok geniş bir yelpazede sorunlara yol açabilmektedir. 

Çölyak hastaları için çalışan derneklere destek olunmalı

 
Tek tedavi yöntemi diyetten glutenin uzaklaştırılmasıdır. Glutensiz diyet ömür boyu devam etmelidir. Farkında olduğumuz ve olmadığımız birçok ürün gluten içermektedir, bu nedenle diyetisyenden yardım almak önemlidir. Kamuoyu bilinçlendirilmeli ve çölyak hastalarına  destek olunmalıdır. Tanı konulmamış hastaların tanı alması, ömür boyu glutensiz beslenmesi gereken insanların bu diyete toplu yaşanılan yerlerde de rahatça ulaşabilmesi, marketlerde gerçek glutensiz ürünlerin üretilerek satılması, gluten içeren ürünlerin etiketlerinde belirtilmesi gibi amaçlar için çalışmalar yapan derneklere destek olunmalıdır.

Isıtıldığında Rengi Değişen Sütü İçmeyin

Kalsiyumun en iyi kaynağı “süt”

Süt, yaşamın hemen hemen her döneminde tüketilmesi gereken bir gıdadır. Özellikle büyüme-gelişme, gebelik ve emziklilik döneminde önemi daha fazla artmaktadır. Kalsiyumun en önemli kaynağı olan süt;

•Çocukların kemik ve diş oluşumlarının tamamlanmasında,

•Güçlü kalp atımında,

•Kanın pıhtılaşması ve kan basıncının kontrolünde,

•Kasların hareketinde,

•Sinirsel mesajların iletiminde,

•İleri yaşlarda kemik yoğunluğunun azalmasını önlemede,

•Gebelik ve emziklilikte artan ihtiyaca bağlı depolardaki azalmayı önlemede yardımcıdır.

Günde 2 bardak süt içilmeli

Yetişkin bireyler özellikle kadınlar, ileriki dönemlerde ortaya çıkacak olan kemik erimesine karşı; ergenlik dönemindeki kız ve erkek çocukları ise kemik gelişimi için günde mutlaka 2 bardak süt içmelidir. Gebelerin de her gün yatmadan içecekleri bir su bardağı süt, hem rahat uyumalarını hem de gerekli ihtiyaçların karşılanmasını sağlar. Kalan 3-4 porsiyonluk süt ve süt grubu ihtiyaçları ise yoğurt ve peynirden sağlanabilir. 

Kolesterolü olanlar süt tüketimine dikkat etmeli

Süt su, yağ, protein, karbonhidrat, mineral ve vitaminlerden oluşur. Bir su bardağı sütte yaklaşık olarak 9 gr. karbonhidrat, 6 gr. protein ve 6 gr. yağ bulunmaktadır. Sütte bulunan yağların 2/3’ü doymuş yağlardan oluşmaktadır. Bu nedenle kolesterol problemi yaşayan bireylerin süt ve süt ürünlerini tüketirken dikkat etmeleri ve yağı azaltılmış ürünleri seçmeleri gerekmektedir.

Çocuklarda süt tüketimi yaşa göre değişiyor

Çocukların günlük almaları gereken kalsiyum miktarı yaşa göre değişir. 1-3 yaş aralığındaki çocukların 500 mg kadar kalsiyum ihtiyacı varken, ergenlikte bu miktar 800-1000 mg’a kadar çıkar. Bu miktarı karşılamak için 2-3 yaşındaki çocukların 2 bardak, 4-8 yaşındaki çocukların 2,5 bardak, 9-18 yaş arasındaki çocukların ise 3 bardak süt içmeleri yeterlidir.  

Cam şişede, günlük pastörize süt tüketin

Pastörize edilen sütler, buzdolabında 4-5 derecede yazın bir gün, kışın 2-3 gün saklanabilir. Pastörizasyon işlemi tam yapılmamış olan sütlerde tat ve renk değişimi olur. Süt ısıtıldığında sütün rengi değişmezse iyi pastörize olmuş demektir. Bu nedenle süt satın alınırken iyi bir markadan, güvenilir bir süt tercih etmek doğru olacaktır. Mümkünse cam şişelerde, günlük pastörize edilmiş sütler tercih edilmelidir.

Çocuğunuza sütü sevdirmek için…

•Çocuğun tat duygusu anne karnında oluşmaya başlar. Gebelikte tüketilen gıdalar yabancı gelmeyeceği için çocuk da kolaylıkla yiyecektir. Bu nedenle gebelikte süt tüketimi ihmal edilmemelidir.

•1 yaşında sonra alerjisi yoksa inek sütü verilmeye başlanmalıdır.

•Anne-baba süt içerek çocuğa örnek olmalıdır.

•Pipet ve renkli, eğlenceli bardaklar süt içimini kolaylaştırdığı unutulmamalıdır.

Çocuklar için sağlıklı süt tarifleri

Memorial Şişli Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dyt. Merve Yüksek, sade süt içmeyen çocukların ailelerine önerilerde bulundu.

Hurmalı Süt: 3 adet çekirdeksiz hurma (ya da 1 yemek kaşığı hurma püresi), 1 çubuk tarçın ya da toz tarçın ve 1 su bardağı süt. Hurmalar birkaç saat öncesinden sıcak suda bekletilerek yumuşatılır. Süt ve hurmalar mikserde iyice karıştırılır. Bardağa koyulan hurmalı sütü çubuk tarçın ya da üzerine toz tarçın serperek tatlandırılabilir. 

Meyveli Süt: ½ muz, 3-4 adet çilek ve 1,5 su bardağı süt. Meyveler iyice yıkandıktan sonra süt ile birlikte mikserden geçirilir. İsteğe göre meyve parçaları ile süslenerek soğuk olarak servis edilebilir.

Çikolatalı Süt: 4 kare bitter çikolata ve 1 su bardağı süt. Çikolatalar, benmari yöntemi ile eritilir. Eritilen çikolatalar süt ile mikserde karıştırılır. Üzerine az miktarda rendelenmiş çikolata serperek süslenir.

Dondurmalı Süt: 1 top vanilyalı ya da meyvelerden yapılmış meyveli dondurma ve 1 su bardağı süt. Dondurma ile süt mikserden geçirilip, hızlıca servis edilir.

Yaz Aylarında Sağlıklı Kalmak İçin 10 Öneri

Sıcak çarpması hayati tehlikeye neden olabilir

Yaz aylarında sıcaklık artışıyla birlikte vücut ısısı da artar, vücut çevre ile etkileşip terleme yoluyla ısı kaybederek dengesini sağlamaya çalışır. Uzun süre güneşe veya yüksek sıcaklıktaki ortamlara maruz kalmak, vücut ısısının terlemeyle dengelenememesine ve sıcak çarpması denilen durumun ortaya çıkmasına neden olur.  Sıcak çarpmasının ilk belirtileri; terli ve soğuk cilt, bitkinlik, susama hissi, kas krampları, baş ağrısı, baş dönmesi, bulantı, kusma, idrar koyulaşması olarak sıralanabilir. Sıcaklık artmaya devam ederse cilt kuru sıcak ve kırmızı bir hal alır, vücut ısısı yükselir, solunum ve nabız hızlanır, davranış bozukluğu, bilinç bulanıklığı gelişir.

Gıdaların saklanma koşulları çok önemli

Aşırı sıcaklar nedeniyle gıdaların iyi saklanmamalarından ve yetersiz hijyenden kaynaklanan bulantı, kusma, karın ağrısı, ishal gibi şikayetlerle ortaya çıkan besin zehirlenmelerine de yaz aylarında sıkça rastlanır. Tavuk, yumurta, süt içeren gıdalarda salmonella gibi bazı bakteriler 1-2 saat içinde hızla çoğalmakta ve yaz aylarındaki besin zehirlenmelerinin büyük bir çoğunluğunun kaynağını oluşturmaktadır. Mide asidi bu tür enfeksiyonların bir kısmını engellemektedir fakat mide ülseri olan veya mide asidini azaltacak ilaç kullananlarda bu tür enfeksiyonlar daha sık rastlanmaktadır.

Serinleyeyim derken havuz deniz enfeksiyonlarına dikkat edin

Klima bakımları tam yapılmayan ortamlarda bulunmak; öksürük, burun akıntısı, yaygın kas-eklem ağrısı, baş ağrısı, yüksek ateş ile seyreden atipik enfeksiyonlara neden olmaktadır. Klorlanmamış havuzlarda da enfeksiyon riski yüksektir. Yazın açık havada, piknik yerlerinde, yeşil alanlarda böceklerle temas etmek bunlar aracılığıyla bulaşan hastalıkların görülme sıklığının artmasına neden olur. Sivrisinek ısırması sıtma hastalığının yaygın olduğu bölgelerde tehlikelidir. Arı sokması alerjik reaksiyona neden olabileceğinden dikkatli gerektirmektedir. Kene ısırması, kırım-kongo kanamalı ateşi hastalığına neden olabilmektedir.

Kronik hastalıkları olanlar sıcaktan daha çok etkileniyor

Aşırı sıcakların tetiklediği kronik hastalıklar yaz hastalıklarının ayrı bir boyutunu oluşturmaktadır. Özellikle kalp-damar hastaları açısından risk yüksektir. Sıcaklarla birlikte bacak ve kollardaki damarlar genişleyerek, dolaşımda yavaşlamaya ve kalp hızında artışa neden olmaktadır. Kalp hızının artması aritmilere, venöz dolaşımın yavaşlaması ise kan basıncında düşmelere, pıhtılaşma eğiliminde artışlara sebep olup, kalp krizi riskini artırır. Sıvı kaybının artması, dolaşımın yavaşlaması nedeniyle böbreğe gelen kan miktarının azalmasına ve idrar renginde koyulaşmaya ve miktarında azalmaya neden olmaktadır. Bu durum idrar yolu enfeksiyonu, taş oluşma riskinde artış, akut böbrek yetmezliğine kadar birçok ciddi sağlık problemine yol açabilmektedir. Nem oranının artması ve ani ısı artışları migren ataklarını tetiklemekte ve yaz aylarında hastaneye baş ağrısıyla gelen hasta sayısını artırmaktadır. Hipertansiyonu olup tedavi alan hastalar da sıvı kaybı ve yüksek nemden diğer insanlara göre daha çok etkilenmektedir.

Yaz mevsiminde hastalıklarından korunmak için dikkat edilmesi gerekenler:

1) Güneşin yoğun olduğu zamanlarda dışarda bulunmamalıdır.

 
2) Dışarıya çıkarken gözlük ve şapka takılmalıdır.
 
3) Uygun faktörlü güneş koruyucuları kullanılmalıdır.
 
4) İnce ve açık renkli kıyafetler tercih edilmeli ve bol sıvı tüketilmelidir.
 
5) Yiyecekler buzdolabında belirli bir ısının altında saklanmalı ve pişirildikten sonra hemen tüketilmelidir.
 
6) Kabuklu meyveler yıkansalar bile soyularak yenilmelidir.
 
7) Hijyen kurallarına dikkat edilmelidir.
 
8) Havuza girmeden önce ve çıktıktan sonra mutlaka duş alınmalıdır.
 
9) Yaz aylarında güneşin geç batması yeme içme ve uyku düzeninde değişikliğe neden olmamalıdır.
 
10) Spor serin ortamlarda yapılmalı ve ağır egzersizlerden kaçınılmalıdır.

Ataşehir’de Sosyal Kumbaralar Yardımlarınızı Bekliyor

Sosyal kumbaralarda biriken bağışlar haftanın belli günlerinde belediye görevlilerince toplanarak depolama alanına götürülüyor. Bağışlanan eşyalar Ataşehir Belediyesi tarafından onarılıp yenilenerek ihtiyaç duyan vatandaşlara ulaştırılıyor.

Giyecek eşyaları burada önce çamaşır makinelerinde yıkanıp, kurutuluyor sonra ütülenip paketleniyor. Kitap bağışları Ataevlerindeki kütüphane kısımlarına yerleştiriliyor. Toplanan oyuncaklar da yeni küçük sahiplerine ulaştırılıyor.

Siz de yardımcı olabilirsiniz…

Kitap, kıyafet, oyuncak bağışlarınızı, Ataşehir sınırları içerisinde bulunan kumbaralarımıza bırakabilirsiniz.

Kumbaralarımızın yer aldığı noktalar:

      1- Ataşehir Belediyesi : Barbaros Mah. Şebboy Sok. No:4A

      2- Novada AVM : Küçükbakkalköy Mh. Şehit Şakir Elkovan Cad,

      3- Kayışdağı Ataevi : Kayışdağı mah. Akyazı cad. No:84

      4- Kentplus : Barbaros Mh. Ardıç Sk. Kent Plus 3351 Ada

      5- Uphill court: 2 sitesi/B6 Blok Barbaros mah. Dereboyu cad. ıhlamur sok. no:11

      6-Doğa Koleji : Değirmenyolu Cd. No:22 Bostancı

      7-Hasan Leyli İ.Ö.O. : İçerenköy Mah. Karslı Ahmet Cad.Adem Sok.No:60

 
 
Bağışlamak istediğiniz kullanılabilir durumda olan büyük ev eşyalarınızı evden teslim alabiliyoruz.

İletişim: 216 570 5000 / Dahili: (1011)

İsteyen vatandaşlar yeni giysi, oyuncak, kitap ve kırtasiye malzemelerini de bağışlayabiliyorlar. Toplanan bağışlar sosyologlarımızın yaptığı inceleme sonucunda belirlenen ihtiyaç sahibi vatandaşlarımıza ulaştırılıyor.

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Bayramda Yapılan Bu Hatalar Dişleri Çürütüyor

Tatlı, şeker, çikolata tüketiminin arttığı bayram tatilinde, şekerli gıdalar kadar asitli içecekler de dişlere zarar vermektedir. Bu tarz gıdaların sıklıkla tüketimleri diş çürüklerini hızlandırmaktadır. Özellikle gelişme çağındaki çocukların asitli içeceklerden uzak tutulması hem ağız ve diş sağlığı hem de genel sağlığı için faydalı olacaktır. Her yemek ile bakteriler, yiyeceklerle etkileşime geçerek dişlerde çürük oluşumuna zemin hazırlayan asitleri üretmektedir. Şeker, asit üretiminin artmasını sağlayan en önemli etkendir. Özellikle öğün aralarında tüketilen abur-cubur çürük oluşumu hızını artırmaktadır.

Tatile gitmeden ağız ve diş bakımı şart

 
Bayram tatilini uzatarak yaz tatiline gidecek kişiler, tatile çıkmadan kesinlikle ağız ve diş sağlığı için doktor kontrollerini gerçekleştirmelidir. Gittikleri tatil beldesinde, otelde ağız ve diş sağlığı merkezi olmaması durumunda tedavi yaptıramayan kişilere tatilleri zehir olabilir. Bunun için tatile çıkmadan yapılacaklar listesinin başında ağız ve diş kontrolü olmalıdır. Dişlerde en küçük bir hassasiyet varsa bu tür tedaviler vakit kaybetmeden yapılmalıdır; çünkü çürükler oluşumunda herhangi bir belirti vermeden sinsice ilerler ve çok hızlı yayılabilir.

Yemekten 1 saat sonra dişleri fırçalamak aşınmayı önler

 
Ağız ve diş sağlığı konusunda yapılan en önemli hatalardan biri de yemekten hemen sonra dişleri fırçalamaktır. Asitli yiyecek ve içecek tüketimi sonrası hemen dişleri fırçalamak dişlerdeki aşınmayı daha da hızlandırmaktadır. Asitli yiyecek ve içeceğin dişle teması sonucu diş minesi geçici olarak yumuşamaktadır. Bu yumuşama zamanla önemli bir aşınmaya ve dolayısıyla diş minesinin incelmesine ve beraberinde dişlerde duyarlılığa neden olmaktadır. Dişlerin yemekten bir saat sonra fırçalanması doğrudur.

Çürükten koruyan önlemler

 
Şekerli gıdalar tüketildikten sonra mutlaka su içilmeli ya da ağız bol su ile çalkalanmalıdır. Şekersiz sakız çiğneme de ağızda oluşacak asidik ortamın önüne geçerek diş çürüklerini engelleyebilmektedir. Tatlı tüketimi sonrası ağıza atılan bir parça peynir, çürüklerin önlenmesinde fayda sağlar. Çok fazla şeker tüketiminin çocukların diş ve dişetleri üzerinde yaratacağı hasarı önlemek için tatlı tüketimi sonrası su içmeleri sağlanmalıdır. Son yıllarda yapılan araştırmalar, florürlü suların çocukların süt dişlerinde görülen çürük sayısını azalttığı ortaya koymaktadır.

Şekersiz kahve dişlerinizi korur

 
Kahve tanelerinin içindeki “trigonelline” isimli maddenin, bakterilerin dişe yapışmasını engellediğine dair çalışmalar bulunmaktadır. Bayram ziyaretlerinde içecek olarak şekersiz kahveyi tercih etmek; karamel, lokum gibi dişe yapışan şekerli gıdalar yerine bitter çikolatayı tercih etmek daha doğru olacaktır. Ara öğünlerde, dişleri temizleyerek plak oluşumunu önleyebilecek elma, armut gibi sert meyveler de tercih edilebilir. Bayramda özellikle çocukların; yoğurt ve pekmez ikilisi, meyveler, doğal besinler içeren kekler, ev yapımı reçeller gibi daha faydalı gıdalar tüketilmesi sağlanmalıdır.

Bayram Şekerleri Çocuğunuzu Sağlığından Etmesin

Yaz aylarında artan ishal vakalarını tetikliyor

Fazla şeker tüketiminden ilk olarak sindirim sistemi etkilenir. Günlük beslenme düzeni bozulduğu için çocuklarda bulantı, kusma, dışkılama alışkanlıklarının değişmesi ve iştahsızlık görülür. Özellikle sıcak havalarda çocuklar arasında yaygın olarak görülen ishalleri şeker ve şekerli tüketimin daha çok tetiklediği ve şiddetini artırdığı unutulmamalıdır. Başlangıçta karın ağrısı ile başlayan belirtiler, sulu dışkılamayla kendini gösterir.

Beslenme alışkanlıklarını değiştiriyor

Çocuklar her zaman güzel ve tatlı olanı tercih ederler ve enerji veren, mutlu eden, lezzet aldıkları bir şeyi bırakmak istemezler. Fakat sadece şekerden kalorilerini aldıklarında düzenli beslenmeleri ve günlük almaları gereken gıdalardan uzaklaşmaya başlarlar. Bu durum da hem iştah kaybına, hem vücut direncinin düşmesine, hem de başka hastalıklara yol açar. Şeker tüketimi beslenme alışkanlıklarını bozmadan, bayramın güzelliğini de kaçırmadan ölçülü bir şekilde olmalıdır.

Çocuklar şekerlemeleri öğleden sonra yemeli

Şekerleme tüketiminin planlanması çocukların iştahı ve yaşına göre değişir. Eğer şeker tüketimi öğleden sonraya bırakılabilirse çok iyi olur. Sabahları meyveyle tatlı ihtiyacını karşılamak, öğleden sonra birkaç parça çikolata ve akşamları da dondurma saati yapılabilir. Bayramda ekstra kaçamaklar olabilir. Ancak sabah ve öğle arasındaki döneme yani enerjinin yüksek olduğu zamanlara dikkat edilmelidir. Çocuklar konuştuğumuzu anlayacak yaşta ise, onlarla konuşulmalı ve şekerlerin hepsinin onun olduğunu ve bunu zamana bölerek yemesi gerektiği anlatılmalıdır. Çocukların şeker tüketimi ailelerin kontrolünde olmalıdır.

Alerjik reaksiyonlara yol açabilir

Şekerlerdeki boyar maddeler, renklendiriciler, katkı ürünleri, doğal olsunlar ya da olmasınlar çok ciddi anlamda çocuklarda alerjik reaksiyonlara yol açabilirler. Bunların en tehlikelisi hızlı gelişen alerjidir. Renkli jelatin içeren ürünlerde sıkça görülür. Çocuk yer yemez 5-10 dakika içinde hızlıca döküntü, yüzde kulaklarda ödem meydana gelir. Bir de çocuklarda ürtiker denilen ve halk arasında kurdeşen olarak bilinen kaşıntılı döküntüler olabilir. Nispeten zararsız gözükse de bazen çok şiddetli olup ve çocuğun tedavi alması gerekebilir. Bunun için ilk kez temas ettiği şeyler çocuklara az miktarda verilip, gözlemlenmelidir.

Çocuğunuza şeker yedikten hemen sonra 1 bardak su verin

Şeker tüketimi çocukların diş sağlığını olumsuz etkilemektedir. Özellikle çürükleri olan çocuklarda yaygın ağrılarla yol açabilir. Bu nedenle her şeker tüketiminden sonra su içmeleri sağlanmalıdır. Günde iki kez dişlerini fırçalamaları sağlanmalıdır. Buna rağmen şiddetli ağrıları olursa hekimlerine gidene kadar ağrı kesici alabilirler.

Günlük şeker tüketimi bir iki taneyi geçmemeli

Günlük şekerleme tüketimi yaş grubuna göre değişmektedir. 2 yaşın altındaki çocuklar şeker ya da hazır gıdalar yememelidir. Özellikle cam şekerler bebekler için riskli olabilir. Hareket kabiliyeti gittikçe gelişen bebek, ani bir refleksle yemeği kontrol edemeyebilir ve cam şekeri geriye kaçırabilir. Ailenin kontrolü dışında yutulursa bebeği yüzükoyun çevirip sırtını pat patlayarak kusması sağlanmalıdır. Kusmuyorsa ve nefes borusuna kaçtığından şüpheleniliyorsa sağlık kuruluşuna gidilmelidir. 2 yaşın üzerindeki çocuklarda ise tüketilen şekerin cinsine bağlı olarak değişmekle birlikte günde bir ya da iki tane küçük bir misafir şekeri ya da en fazla üç parça çikolata tüketilebilir. Bayram tabaklarında hamurlu ve şekerli gıdalar da olacaktır. Neyse ki çocuklar bunları çok fazla tüketmemektedir. Ancak yine de çocuklar için sütlü tatlılar ve dondurma eşliğinde farklı alternatifler hazırlanmalıdır.

Kolonyalar bebekler ve küçük çocuklardan uzak tutulmalı

Bayram misafirliklerinin olmazsa olmazı kolonyalara da dikkat edilmelidir. Bu kolonyaların bebekle teması tehlikeli olabilir. Öncelikle bebekler her şeyin tadına bakmak ister, kolonyayı da içebileceği unutulmamalıdır. Böyle durumlarda hemen hastanelerin zehir danışma merkezleri aranmalı ve bilgi alınmalıdır. Temas edilen maddenin cinsi ve içilen miktar çok önemlidir. Eğer bebeğin kolonya içtiği biliniyorsa ağzı hemen soğuk su ile yıkanmalı ve yumuşak gıdalarla beslenmelidir. Ancak çocuk yutkunmakta zorluk çeker, ağlama krizlerine girerse yanık ve zehirlenme tehlikesinden şüphelenilmeli ve doktora gidilme

Medya 2015’i Nasıl Gördü?

Ajans Press’in araştırmasına göre, grubun sınır ötesindeki hareketliliği ve art arda gerçekleştirdiği saldırılar 23 bin 32 habere konu oldu.
 
Özgecan Aslan’ın Şubat ayında bindiği minibüsün şoförü tarafından katledilmesi Türkiye’yi yasa boğdu. Vahşi cinayete duyulan öfke hala tazeliğini korurken; Özgecan ülkemizdeki erkek şiddetinin sembolü oldu. Üzücü olay basında 21 bin 431 haberde yer aldı.
 
Temmuz 2014’de Resmi Gazete’de yayınlanarak resmen kanunlaşan Çözüm Süreci, 2015’in ilk yarısında da gündemi belirleyen konulardandı. Özellikle seçim sonuçlarının sürecin akıbetini ne şekilde etkileyeceği merak konusu olurken, konu yazılı basında 18 bin 752 haberle raporlandı. 
 
Mart ayında kamuoyunda İç Güvenlik Paketi olarak bilinen bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı, TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilerek yasalaştı. Paketin içeriği ve oturumda yaşanan sıcak anlar 16 bin 129 yansıma buldu.

Yılın ilk yarısının diğer gündem maddeleri ise;

 
 
     Gündem                    Haber Adedi
1    KOALİSYON                  40084
2    IŞİD                               23032
3    ÖZGECAN ASLAN          21431
4    ÇÖZÜM SÜRECİ             18752
5    İÇ GÜVENLİK PAKETİ      16129
6    BAŞKANLIK SİSTEMİ      13835
7    SÜLEYMAN DEMİREL     10399
8    CHARLIE HEBDO             7189
9    NEVRUZ                          6755
10    ÇANAKKALE ZAFERİ     6178

Bayramı Sağlıkla ve Kilo Almadan Geçirin

Bayram sabahında poğaça ve kızartma yemeyin

Sağlıklı yaşam için çok önemli olan kahvaltı, bayramda daha fazla önem kazanmaktadır. Ramazan boyunca oruç tutarken yavaşlayan metabolizmayı hızlandırmak ve güne hazırlamak için bayram sabahında mutlaka kahvaltı yapılmalıdır. Kahvaltı yapmak kadar, bu öğünün içeriği de çok önemlidir. Börek, poğaça, kızartma gibi mideyi yoracak ağır yiyecekler yerine; peynir, zeytin, haşlanmış yumurta ve söğüş salata gibi hafif yiyeceklerden oluşan bir mönü seçilmelidir.

İkramlara hayır diyebilmek istiyorsanız ara öğünleri atlamayın

Hafif bir kahvaltıdan 2-2,5 saat sonra bir ara öğün yapmak metabolizmanın hızlanmasına yardımcı olurken, vücudun şeker dengesini sağlayarak şeker düşmesi olarak adlandırılan hipoglisemiyi önleyecektir. Ramazan ayı boyunca uzun saatler boyunca aç kalmaya alışan kişilerin bayramda ara öğünleri atlamaları hipoglisemi oluşumuna ve sonrasında daha çok yemek yeme isteğinin ortaya çıkmasına neden olabilir. Bayram gezmeleri sırasında ara öğün yapmaya fırsat bulamamak gibi bir durum söz konusu olmamalıdır. Çantada bulundurulan kuru meyve ve yemişler sağlıklı bir ara öğün için yeterli olacaktır. Ara öğünlerin atlanması hipogliseminin ortaya çıkmasına ve misafirlikteki ikramlara hayır denilememesine neden olacaktır. Bu durum da ciddi sindirim sorunlarının yaşanmasına neden olabilir.

İkram olarak sadece 1 bardak su isteyebilirsiniz

İkramların oldukça bol olması bayramlarda tansiyon ve şeker yükselmesi, reflü, taşikardi gibi ciddi sağlık sorunlarının daha sık görülmesine sebep olabilmektedir. Bayram ziyaretlerinde önünüze gelen ikram tabağının içindeki her şeyi yemek yerine ikramlıklardan tercih yaparak bu sorun ortadan kaldırılabilir. Örneğin; bir ziyarette dolmayı tercih ediliyorsa, diğerinde hafif bir tatlı, diğerinde sadece su seçilebilir. Tercih edilen ikramların porsiyonlarına dikkat edilmelidir.

Baklava yerine süt tatlıları ve yaz meyvelerini seçin

Bayram denilince ilk akla gelen tatlı baklavadır. Günler öncesinden hazırlanan, şerbetlenen baklavalar misafirlere sunulmak için evlerdeki yerlerini alırlar. Ancak karbonhidrat ve yağ içeriği çok yüksek olan baklava tüketimi, hem içeriği hem de ramazanda yavaşlayan metabolizmanın etkisiyle daha fazla kilo alımına sebep olabilmektedir. Bu sebeple hem ikram için hazırlanan tatlılarda, hem de tüketilen tatlılarda sütlü tatlıyı tercih ederek daha sağlıklı bir tercih yapılabilir. Sıcak havalarda hafif sütlü tatlılar ve dondurma tercih edilebilir.

Çay ve kahvenin fazlası çarpıntı nedeni olabilir

Yaz günlerine rastlayan bayramda sıvı alımına dikkat edilmeli günde en az 1,5-2 litre su içilmelidir. Çikolata ve tatlı tüketimiyle alınan fazla şekeri dengelemek amacıyla su dışında tercih edilen içecekler şekerli içecekler değil, ayran, soda, komposto, az şekerli limonata olmalıdır. Çay ve kahve tüketimine dikkat edilmeli, bu içeceklerin yüksek tansiyon ve taşikardiye neden olduğu unutulmamalıdır.

Bir öğünde et yediyseniz diğerinde sebze tercih edebilirsiniz

Çoğu insan bayram sofralarında sevdikleri ile birlikte uzun vakitler geçirmektedir. Bu durum ramazanda dinlenen mideyi çok yoracağından çeşitli sağlık problemlerine zemin hazırlamaktadır. Öğlen ve akşam yemeklerinde dikkat edilmesi gereken hususlardan biri saat diğeri ise içeriktir. Ziyaretlerde tüketilen ikramlar sonrasında açlık hissinin olmaması bayramlarda öğle yemeklerinin atlanmasına, akşam yemeklerinin de geç saatlerine kaymasına neden olmaktadır. Bu dengesizlik bayramda kilo alımını hızlandırarak sağlık problemlerini artırmaktadır. Saatli yenilmesi gereken öğle ve akşam yemeğinin içeriğinde bir öğün et varsa diğer öğün sebze, çorba, salata, yoğurt veya ayran olmalıdır. Yemekler az yağlı olmalı, pilav, makarna ve mantıdan kaçınılmalıdır. Kepek, çavdar, tam buğday gibi posalı ekmekler tercih edilmelidir. 

İthal Çay – Yerli Çay

Elbette bilenler, konuya hakim olanlar içindi bu ayrıntı. Onun için hem çayımıza hakkını teslim etmek, hem de çay tüketicisi vatandaşlarımızı bu hassas konuda bilgilendirmek ve neticede bir çay müstahsili olarak da çay endüstrimize katkı sağlamak için RİMER’in facebook sayfasında “Çayımızın Kıymetini Bilelim” başlığıyla bir yorum yazdım. 
 
“Bir çay bahçesi fotoğrafı paylaşacağım. Süper bir görüntü; muntazaman, kalemle biçimlendirilmiş, imrenilecek bir bahçe.
 
Bizden değil, muhtemelen Uzakdoğu’dan Hindistan veya Seylan’dan bir plantasyon. Plantasyon kelimesini de özellikle kullandım, zira bizdeki gibi miras bölüşümü veya arazinin yapısı, azlığı nedeniyle çaylıklar o coğrafyada aile – kişi bazlıdan çok kurumsal işletme şeklinde değerlendiriliyor. Gelelim konuya…
 
Fotoğrafa bakınca insan çay bahçesine gıpta ediyor ama ürün karakteri açısından maalesef durum aynı lezzette değil.  En azından layıkıyla üretilmiş tüm Karadeniz çaylarımız için bu bir gerçek. Basitçe ifade edeyim, fotoğrafta görüleceği üzere tüm çay setleri arasında aydınlatma direkleri var. Nedeni de bu coğrafyada yaş çayın zorunlu olarak geceleri toplanıyor olması. Çünkü, bölgede yoğun, yılandan farklı böceklere haşere var ve gündüz bu canlılar insanlara daha çok zarar verebiliyor. Bu yoğun haşere ile mücadele içinde üretici işletmeler nerdeyse haftada birkaç kez kimyasal olmasa da ilaçlama yapmak zorunda. Fotoğrafın görünmeyen yüzünü böyle gördüğümüzde bugünün seçici, sağlığına özen gösteren çay tüketicilerinin bu coğrafyadan ithal edilen çayları açıkçası tüketmemesi ve Rize çayının önemini, değerini bilmesi gerekiyor.
 
Çünkü Rize çayında asla sinek veya herhangi bir haşere ilacı kullanılmamaktadır.”
 
Yorumum iki günde 12 binden fazla dostumuz tarafından okundu, yüze yakın duyarlı dostumuz tarafından da paylaşıldı. Belli bir sayıda çay tiryakisi ile de çayımızın ve ithal, özellikle kaçak çayların kalitesi ile ilgili de özelden yazıştık, tartıştık. Öyleyse bu bizler için çok bilindik olan bu ayrıntının daha geniş kitlelerce de bilinmesi medyaya yönelik bir yazı şart oldu.
 
Daha önce defalarca yazdım, uyardım içerisinde ki katkı maddeleri yüzünden kaçak çayları tüketmemek gerekiyor. Aynı şekilde yüksek rakımda ve nerdeyse teknik desteklerin etkisiyle yılın 12 ayı hasat edilebilen zorunlu ilaçlamaya mazur kalan ithal çaylar konusunda da çay tiryakilerinin dikkatini çekmek istiyorum.
Ağırlıklı Rize yöresinde hasat edilen Türk Çayında geçmişte olduğu gibi artık amonyum sülfat gübresi de kullanılmamakta, denize seviyesine oldukça yakın rakımda ve yılın sadece Mayıs – Eylül ayları arasında toplanan, özellikle İftar sonrası su dan sonra en güzel, en yararlı içecek olan doğal Türk Çayını tercih edin.

Recep Ali Aksoylu
Ataşehir, 11.07.2015

Kolajen Tedavisi İle Vücut Yaşlanmasını Erteleyebilirsiniz

30 yaş sonrası kolajen üretimi azalır

İnsan vücudunda en fazla bulunan protein tipi kolajen, vücudun en önemli mineralidir. 30 yaş sonrası vücutta azalan hatta bazen tamamen duran kolajen üretimi ilk belirtilerini; ciltte kuruluk, kırışıklık, sarkmalar ve bunun yanında çeşitli sırt, bel, boyun ve eklem ağrıları ile göstermeye başlar. Kısacası zamanın tüm etkilerini üzerinde taşıyan vücut yaşlanır.

Kolajen, biyolojik yaşınızı etkiler

Kolajen; cildin,  göz küresinin, kemiklerin, saçın ve tırnakların durumundan sorumludur. En son bilimsen araştırmalara göre, cilt durumundaki değişiklikler aracılığı ile kolayca görülebilen kolajen durumu, insanın biyolojik yaşını belirlemektedir.

Vücuda dinçlik veriyor

Kolajen içeren doğal ürünlerin, kas-iskelet sisteminin ağrılı hastalıklarında değişik bölgelere enjeksiyon yolu ile uygulanan yeni bir yöntemdir. Bio ürünlerin lokal uygulamasının amacı, uygulama yapılan bölgeyi yenilemek,  güçlendirmek ve korumaktır.

Kıkırdak, bağ doku, eklem kapsülü gibi yoğun kolajen içeren yapıların dıştan kolajen enjekte edilmesi ile etkilenmiş olan bu yapılarda mekanik güçlenme sağlanır. Kolajen içeren ampuller, cilt altından uygun bölgelere enjekte edilir. Kolljen aşısı sonucu bu yapılar güçlenir ve bu bölgede yenilenir ağrılar ortadan kalkar.

Kolajen bağ dokuyu canlandırıyor

Kolajen cildin, saçın ve tırnakların kondisyonunu gözle görünür bir şekilde iyileştirir. Bağ dokuyu, kıkırdakları, kemikleri, göz elmacığının ve saçı onarır. İnsan organizmasının en önemli dokusu olan bağ dokunun içinden beslenmesini destekler ve yeniden canlandırır.

 Eklem ağrıları için de etkili

Eklemlerde hissedilen ağrının en önemli nedeni eklem içi ve eklem dışı yapıların gevşemesidir. Bu yapıların gevşemesi sonucu eklemlerin fizyolojik olmayan yönlere hareketi meydana gelebilir. Bu da destek dokunun daha çabuk yıpranmasına ve kıkırdak fonksiyonlarının bozulmasına neden olabilir. Kolajen tedavisi, fizyolojik eklem hareketlerinden ileri gelen ağrıları ve postüre bağlı oluşan ağrıları da azaltabilmektedir.

 Spor yaralanmalarında hızlı iyileşme sağlar

Kollajen tedavisi; sırt-omurga-eklem ağrıları, kas ve yumuşak doku ağrıları, fibromiyalji (kulunç), eklem ve bağ doku travmaları, osteoporoz, artroz, osteokondroz, gut hastalığı, periartrit ağrılar, boyun-sırt ve bel fıtıkları, bel boyun düzleşmesi, romatizma ve artrit hastalıkları, eklem ve kemik ağrıları, spor travma ve yaralanmalarının hızlı iyileşmesine ve kas -bağ dokusunun korunmasına yardımcı olmaktadır.

 Eklem içi sıvıların akışkanlığı artar

Bu yapıların dengesini korumak için kullanılan bir diğer yöntem “proloterapi”dir. Kollajen aşısı, proloterapi ile kıyaslandığında, daha fizyolojik bir yöntem olduğunu ve küçük iltihaplanmalara bile neden olmadığı için reaksiyonlar gelişmez. Ayrıca kolajen aşısı içindeki solüsyonda bulunan “proteoglikanlar” eklem içi sıvıların akışkanlığını da artırmaktadır.

 

Yaz Sıcakları Bebeğinizi Hasta Etmesin

Bebeğiniz için ince, bol ve rahat kıyafetler seçin

Bebekler vücut ısılarını yetişkinler gibi ayarlayamadıklarından, yaz aylarında uygun bebek kıyafetlerinin tercih edilmesi büyük önem taşımaktadır. Özellikle 1 yaş altı bebekler için tek kat, ince, pamuklu ve hava alan giysiler seçmelidir. Bebeklerin sentetik kumaşlardan ve kat kat giydirilmesinden kaçınılmalıdır. Aksi takdirde bebeğin vücut ısısı artabilir. Bu da sıvı ihtiyacını artırır, su ve tuz kaybı halsizlik ve iştahsızlığa yol açar. Yine ortam ısısı artınca fazla çalışan ter bezleri tıkanır ve deride benekler halinde görülen isilik lekelerini oluşturur. Bu durumu önlemek için ince ve bol kıyafetler seçmelidir.

Bezini değiştirdikten sonra bir süre altını açık tutun

Yaz aylarında bebeği en çok rahatlatan yöntemlerden biri de ılık suyla günlük banyo yaptırılmasıdır. Ancak her gün sabun ve şampuan kullanmak cildin koruyucu bariyerini bozarak mantar gibi deri hastalıklarına yol açabilir. Bu nedenle haftada 2 kere uygun bir bebek şampuanı kullanmak yeterli olacaktır. Banyo sonrası yağlı kremler sürmek de ter bezi kanallarını kapatarak isiliğin artışına yol açabilir. Bunun yerine cildi nemli tutmak için hafif bir losyon tercih edilmelidir. İsilik gibi, bebek bezi pişikleri de yaz aylarında daha fazla oluşmaya meyillidir. Sık bez değiştirmek, bebeğin poposunu ılık suyla yıkayıp bir süre açıkta bırakmak, böylece hava temasıyla cildin kurumasını sağlamak, parfüm-boya içermeyen tercihen çinko oksitli koruyucu kremlerin incecik bir tabaka halinde kullanılması pişiği önlemek için yeterli olacaktır.

Bebeğinizin sıvı tüketimine ayrıca özen gösterin

Bebeğin rahat bir yaz geçirmesi için beslenmesine de özen gösterilmelidir. Sadece anne sütü alan bebeklerin ayrıca su ihtiyacı olmadığı düşünülür. Ancak sıcakta annenin sıvı ihtiyacı da artacağından bazen süt içeriğinde su oranı azalabilir. Bunun için annenin sıvı tüketimini artırmasının yanı sıra bebeğine de mutlaka kaynamış su içirmesi önerilir. Sıvıya ihtiyacı olan bebek, suyu itirazsız içecektir.

Yaz ishali tehlikesinden korunun

Sıcaklarla birlikte mikroorganizmaların daha çabuk üremesi ve gıdaların daha çabuk bozulması, yaz aylarında ishal vakalarının artmasına yol açar. Anne sütü alan bebeklerin ishalden daha az etkilendiği bilinmekle birlikte bu durumdan hiç ishal olmazlar anlamı çıkarılmamalıdır. Burada temel prensip, hijyen kurallarına dikkat etmek ve sık el yıkamaktır.

D vitamini alımı için doğru saatlerde güneşe çıkarın

Yaz aylarında bebek bakımında dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta güneşten yeterli ölçüde ve doğru olarak faydalanmaktır. Bebeğin güneş ışınlarına ve bu ışınlar yoluyla vücudunun üreteceği D vitaminine ihtiyacı vardır. Ancak son yıllarda güneş koruyucu kremlerin aşırı kullanımı, bebekleri doğal D vitamininden mahrum bırakmakta ve giderek artan sayıda D vitamini eksikliği yaşayan bebek görülmesine yol açmaktadır. Bebeklerin her gün sabah 10.00 öncesi ve akşam 16.00 sonrasında güneşin yumuşak ışınlarından faydalanmalarına izin vermelidir. Bu sırada sadece şapka gibi bir mekanik koruyucu yeterli olacaktır, güneş koruyucu sürülmesine gerek yoktur.

Sineksavar spreylerden kaçının

Yaz aylarında bebekler böcek ve sinek ısırıklarından da korunmalıdır. Bu amaçla bebeğin yatağının etrafında cibinlik kullanmak tercih edilebilir. Ortama sıkılan spreyler toksik etkileri nedeniyle çocuk odalarında kullanılmamalıdır. Ultrasonik cihazlar çok gerekliyse kullanılabilir. Son zamanlarda piyasada doğal aromalar kullanılarak üretilmiş bilezik ve losyonlar bulunmaktadır. Doğal içeriğinden emin olmak koşuluyla bu ürünler de kullanılabilir.

Diyabet Hastalarına Sağlıklı Tatil Önerileri

Suyu da ilaç gibi düşünün

Diyabet hastalığı, tüm vücudu etkileyen ve zayıf düşürebilen bir rahatsızlıktır. Bu nedenle normal çevre koşullarının değişikliklerine karşı dirençleri azalmaktadır. Çevre koşullarının değişiminden daha fazla etkilenmekte ve sağlık durumlarından daha fazla zarar görmektedir.  Bu sebeple bazı kronik hastalığı bulunan bireyler gibi diyabet hastalarının da çok dikkatli olması gerekmektedir. Özelikle sıcak yaz aylarında aşırı sıcak ve bunaltıcı hava nedeniyle hastalar sıvı kaybı oluşumuna daha eğilimlidir. Bu nedenle bu dönemde sıvı alımı mutlaka artırılmalı ve ilaç gibi düşünülerek günlük olarak belli saatlerde su veya sıvı içecekler tüketilmelidir.

Cilt yanıklarına çok dikkat edilmeli

Sıcağın etkisi ile de ani ve hızlı bir su kaybı olabilmektedir. Sıvılar genel olarak su olabildiği gibi mineral içeriği zengin maden suyu şeklinde de olabilmektedir. Özellikle idrar söktürücü kullanan hastaların mineral kaybına daha yatkın olmaları nedeniyle mineral içeriği fazla olan maden suyunu tercih etmeleri önerilmektedir. Direkt gelen güneş ışını etkisi ile ciltte yanık oluşturabilmekte ve süreye bağlı olarak bu yanıklar açık yaraya dönüşebilmektedir. Diyabetli hastalar doğrudan güneş altında kalmamalıdır. Özellikle bronzlaşmak için yapılan güneşlenme sırasında mutlaka koruyucu faktörü yüksek olan güneş kremlerinin kullanılması gerekmektedir.

Kumsalda ve taşlık alanda çıplak ayakla dolaşmayın

Özellikle diyabetlilerde yara iyileşme hızı düşük olduğu düşünülürse, bu hastaların yaralanmamaya özen göstermesi gerekmektedir. Bunun, için yalın ayak dolaşılmaması,  denize girerken bile sandaletlerin çıkartılmaması, yanık oluşturacak kadar uzun süre güneş altında yatılmaması gerekmektedir. Ayrıca bazı diyabetli hastalarda duysal sinirlerin bozulması nedeniyle sıcak hissi azaldığı için kumlara kesinlikle çıplak ayak ile basılmaması gerekmektedir.

Günde en az yarım saat egzersiz vücudu dinç tutar

Tüm bunların yanında diyabet ve tatil özel bir ikilidir. Çünkü diyabet belli bir disiplin çerçevesinde diyet ayarlanması gereken bir durum iken tatil kavramı diyetin unutulduğu veya mola verildiği bu süre olarak bakılmaktadır. Asla bir öğünden fazla yemek tüketilmemesi gerekmektedir. Kendinizi ödüllendirmek için alacağınız aşırı kalori daha sonra size sadece şeker yüksekliği olarak geri dönmektedir. Aynı zamanda kısa süre içinde alınacak aşırı kalori kan şekerinin tehlikeli sınırlara çıkmasına ve şuur kaybına neden olabilmektedir. Tatil sırasında yapılan diğer bir hata ise normal diyabetli hastaların yapması gereken düzenli egzersizlerin ihmal edilmesidir. Bu nedenle egzersizlere ara vermeden günlük en az yarım saat olacak şekilde devam edilmesi gerekmektedir. Bu egzersizleri güneş altında yapmaktan kaçınılması gerekmektedir. Tatilde kan şeker yüksekliğinin kontrol edilmesi daha önemlidir. Çünkü normal rutin hayatın ve diyetin dışına çıkılmış olunmaktadır.

Opel Insignia 1.6 Litrelik Dizel Otomatik Motoru ile Avrupa’da Satışta

Opel'in dizel motor atağının kilit oyuncuları oldukça sessiz çalışan karakterleri, düşük yakıt tüketimi ve düşük CO2 emisyon değerleri dikkat çekiyor.

136 beygirlik motor 320 Nm maksimum tork (2,000 dev/dak) üreten altı ileri manuel şanzıman, 3.8 litre /100 km yakıt tüketimi ve 99g/km CO2 salıma sahip. 0'dan 100 km'ye çıkması 10.9 saniye alıyor.

Motor teknolojilerinin yanında, araç güvenliği ve yeni nesil bilgi eğlence inovasyonunda atılım yapan Opel, Insignia modelinde 8 inçlik dokunmatik ekran, araç içi Wi-Fi, Apple CarPlay ve Android Auto ile akıllı telefon bağlantı kolaylığı sunuyor.

Bel Ağrınız Dinlenme İle Geçmiyorsa

Omurgadaki her ağrı bel fıtığı değildir

Kişilerin genetik yapısı, kilosu, mesleği, yaşam tarzı, alışkanlıkları ve kazalar omurga rahatsızlıklarında önemli rol oynar. Ayrıca aşırı kilo, ağır yük kaldırma, ani ve ters hareketler diskin yer değiştirmesine ve sinirlere baskı yaparak fıtıklaşmaya neden olabilir. Omurgadaki diskler de, yaşla birlikte zaman içinde yıpranabilir. Belde ve ayaklarda ağrı ve uyuşma ile birlikte ağrılı bölgede kuvvet kaybı gelişebilir. Omurga eklemlerinde meydana gelen her ağrı ya da uyuşma bel fıtığı değildir.

Zaman kaybı ve yanlış tedavi felç edebilir

Hastanın öyküsü ve fizik muayenenin önemi çok büyük olsa da doğru teşhis ve tedavi için hekim gerekli gördüğü takdirde MR çektirilmesi gerekir. MR, fıtık ile aynı şikayetleri oluşturabilecek kist, kireçlenme, kemik erimesine bağlı omurga kırıkları, omurilik ve kemik tümörü gibi hastalıklar hakkında da bilgi verir. Bir an önce tanı konmalıdır, çünkü ağrı ve kuvvet kaybı uzun sürerse sıkışan sinir görevini yapamaz hale gelir, ilgili adalelerde felç başlayarak, yürüme güçlüğü ve dengesizlik oluşabilir. Ağrı önemsenmez ya da yanlış tedavilerle vakit kaybedilirse önce ağrının olduğu adale grubunda kuvvette azalma, sonrasında tam felç gelişebilir.

Bunlara dikkat edin:

•Fazla kilolar verilmeli, sigaradan uzak durulmalı, düzenli ve bilinçli egzersiz yapılmalı

•Ağır yük kaldırmaktan kaçınmalı

•Sert veya tahta zemine yatılmamalı, ortopedik yataklar tercih edilmeli

•Bel çektirmek, kupa çekmek gibi yetkisiz kişilerce yapılan bilinçsiz uygulamalardan kaçınmalı

•Ağrı, uyuşma ve kuvvet kaybı var ve yatak istirahati ile de geçmiyorsa zaman kaybetmeden beyin cerrahına başvurmalı

Mikrocerrahi tekniğiyle hastalar ameliyattan 1 gün sonra evinde
Bel fıtığında sinir hasarı yokken yatak istirahati, ağrı kesiciler ve fizik tedavi önerilirken, ileri vakalarda yani sinir tahribatının fazla olduğu durumlarda cerrahi işlem tercih edilir. Bel fıtığı tedavisinde “mikrocerrahi tekniği” uygulanır. Mikrocerrahi yönteminde, doğal doku planlarına verilen zarar asgariye indirgenerek disk mesafesine girilir; omurilik ve sinir dokuları rahatlatılır. Omurganın yük taşıyabilme ve hareket edebilme gücü bozulmadığı için hasta ameliyattan 12 saat sonra yürütülmeye başlanabilir ve genellikle ertesi gün hastaneden taburcu edilebilir. Kişiler kısa sürede eski yaşantısına kavuşabilmektedir, hatta ameliyat olduğu gün uçakla, ameliyattan bir gün sonra arabayla ya da otobüsle uzun yolculuğa çıkabilmektedir. Bir hafta sonrasında günlük yaşama kısmen dönüş sağlanabilmekte, hatta iki hafta sonra işine dönebilmekte ve araba kullanılabilmektedir. Ameliyat sonrası hastaların doktor kontrolünde spor yapmaları, ağır yük kaldırmaktan, sürekli oturmaktan ve sürekli egzersiz yapmaktan kaçınmaları gerekmektedir.

Her işlemin bir riski var

Bel fıtığı ameliyatları günümüzde gelişen teknolojinin de etkisiyle yüksek konfor ile hastalara fayda sağlasa da, tıpta her tedavide olduğu gibi bu ameliyatta da bazı riskler olabilmektedir. Başarılı bir ameliyata rağmen hastaların çok küçük bir kısmında fıtık nüksedebilir ya da fıtık tekrar etmediği halde ağrılar, bacakta uyuşukluk veya güç kayıpları düzelmeyebilir. Ayrıca her ameliyatta olduğu gibi çok düşük ihtimal de olsa enfeksiyon kapma, anesteziye bağlı ilave riskler ve kanama gibi riskler mevcuttur. Ameliyattan sonra bacaklarda felç oluşma riski çok çok düşüktür. Toplamda bu ameliyatın günümüzdeki başarı oranı mikrocerrahi teknikler sayesinde %80’lerden %95’lere çıkmıştır.