Ataşehir’de Masal, Oyun, Ebru ve Gölge Oyunları Birarada

“Benimle Oynar mısın?” isimli etkinliklerde, en bilindik çocuk oyunlarından Misket, Seksek ve Topaç oyunları üzerine hazırlanan turnuvalarda Ataşehirli çocuklar birbirleriyle yarışacaklar.

Geleneksel Türk Sahne Sanatları etkinlikleri kapsamında; 26-27-28 Haziran, 03-04-05 Temmuz  ve 10-11-12 Temmuz tarihlerinde Gölge Oyunu Atölyesi, Karagöz ve Hacivat gösterileri ile İbiş’in Maceraları isimli oyunlar sahnelenecek.

Ramazan etkinlikleri kapsamında 28 Haziran, 05 Temmuz ve 12 Temmuz 2015 tarihlerinde Belgin Kırıcı ile Ebru Atölyelerinde, su üzerine nakış atmanın sırrı öğretilecek.

Tamamen ücretsiz olan Düştepe Oyun Müzesi etkinliklerimize sizleri de bekliyoruz.

 

Etkinlik Programı

“Bir Varmış Bir Yokmuş” masal dinletileri:

Ebru Cündübeyoğlu

Tarih: 26 Haziran 2015 / Cuma

Saat: 21:30

 

Levent Üzümcü

Tarih: 10 Temmuz 2015 / Cuma

Saat: 21:30

 

Benimle Oynar mısın? oyun turnuvaları:

Misket Turnuvası

27 Haziran Cumartesi – Saat 18:00

 

Topaç Turnuvası

04 Temmuz Cumartesi – Saat 18:00

 

Seksek Turnuvası

11 Temmuz Cumartesi – Saat 18:00

 

Belgin Kırıcı ile Ebru Atölyeleri:

28 Haziran – Saat 15:00

05 Temmuz – Saat 15:00

12 Temmuz – Saat 15:00

 

Geleneksel Türk Sahne Sanatları etkinlikleri:

26 Haziran Cuma

Gölge Oyunu Atölyesi – Saat: 16:00

 

27 Haziran Cumartesi

Gölge Oyunu Atölyesi – Saat: 16:00

Evvel Zaman İçinde – Saat 21:30

 

28 Haziran Pazar

Karagöz Hacivat – Saat 21:30

 

03 Temmuz Cuma

Gölge Oyunu Atölyesi – Saat: 16:00

Karagöz Hacivat – Saat 21:30

 

04 Temmuz Cumartesi

Gölge Oyunu Atölyesi – Saat: 16:00

Karagöz’ün Diş Ağrısı – Saat 21:30

 

05 Temmuz Pazar

İbiş’in Maceraları – Saat 21:30

 

10 Temmuz Cuma

Gölge Oyunu Atölyesi – Saat: 16:00

 

11 Temmuz Cumartesi

Gölge Oyunu Atölyesi – Saat: 16:00

Karagöz’ün Diş Ağrısı – Saat 21:30

 

12 Temmuz Pazar

Karagöz Hacivat – Saat 21:30

 

Tüm etkinlikler Barbaros Mahallesi Mimar Sinan Parkı içerisinde yer alan Düştepe Oyun Müzesi bahçesinde yapılacaktır.

(Batı Ataşehir- Mimar Sinan Cami yanı)

Kaynak: Ataşehir Belediysi

Bu Hatalar Oruç Tutanları Hasta Edebiliyor

Sağlık kontrollerinizi ihmal etmeyin

Özellikle tansiyon, şeker, böbrek ve kalp hastalarının Ramazan ayı boyunca tahlillerini yaptırması gerekmektedir. Doktor kontrolünde oruç tutması gereken bu kişilerin haftalık üre, şeker kontrolü ve günlük tansiyon ölçümü yapılması unutulmamalıdır. Bunun yanında belli bir yaş grubunun da olanların da Ramazan ayı boyunca sağlık kontrolünden geçmeleri önemlidir. Diyabeti olanların 3 ana ve 3 ara öğün olarak beslenmesi gerekmektedir. Bu hastalar oruçluyken şeker düzeyleri düşer iftarda ise tersine yükselir. Ramazan ayında vücudun değişen beslenme düzenine uyum sağlaması, bazen 3 haftayı bulabilmektedir. Bu durum özellikle kalp hastalarının tedavisinde bazı zorluklara yol açarak, ilaç alım saatlerinin yeniden düzenlenmesini gerektirmektedir.

İftarda hızlı yemeyin

Uzun süreli açlık sonrasında iftar sofrasında fazla ve hızlı yemek yenmesi sindirim sisteminde sıkıntılara neden olabilmektedir. Reflü şikayetlerinin artmasına neden olan hızlı ve fazla yemek yerine, bir dilim ekmek ve çorba ile orucu açmak daha sağlıklıdır. Bir süre ara verdikten sonra ana yemeğe geçilebilir. Normal günlerde tüketilen miktardan daha fazlasını tüketmemeye özen gösterilmelidir. İftarda aşırıya kaçıp sahura kadar yapılması gereken ara öğünlerin atlanması, vücudun dengesini bozarak hem sindirim sistemi sorunlarına hem de kan şekerinin aniden yükselmesine neden olabilmektedir. Vücudun dengesini bozmamak ve kan şekerinin aniden yükselmesini engellemek için iftarla sahur arası küçük öğünlerle geçilmelidir. Kan şekerini hızlı yükselten hamur ve şerbetli tatlılar yerine, sütlü tatlılar seçilmelidir. Et ve tavuk ızgara tercih edilmeli, ağırlık zeytinyağlı yiyeceklere verilmelidir. Günlük vitamin ihtiyacını karşılamak için mutlaka bol yeşil yapraklı sebzeler tüketilmelidir.

Orucu sigarayla açmayın

Orucu sigarayla açmak önemli sağlık sorunlarına neden olabilmektedir. Uzun saatler süren açlığın ardından sigara içmek damarlarda ani daralmalara neden olabilmektedir. Kalp krizi riskini artıran bu durumun haricinde ciddi nabız ve tansiyon düzensizliklerine de yol açmaktadır. Sigarayla oruç açmak mideyi de olumsuz yönde etkileyerek gastrit ve ülser riskini artırmaktadır. Bunun yanı sıra orucu soğuk su ile açmak da mideyi zorlayıp hazımsızlık, kusma ve bulantı gibi sorunların oluşmasına neden olabilmektedir.

Asitli ve gazlı içecekler yerine su tüketin

İftarda yemekle beraber gazlı ya da asitli içecekler tüketilmemelidir. Yaz aylarında oruç tutmak ciddi su kayıplarına neden olabilmektedir. Gazlı ve asitli içecekler sanıldığının aksine içerdikleri yüksek tuz-şeker ve katkı maddeleri ile vücudun yeterli suyu alamamasına, aksine susuz kalmasına neden olmaktadır. Özellikle mide ve sindirim sisteminde ciddi sorunlara neden olabilmektedir. Bunun yanı sıra gazlı içecekler diyaframın kalbe bası yapmasına ve ritim bozukluğu ile nefes darlığına yol açmaktadır. İçerdikleri şeker oranıyla kan şekerinde ani oynamalara neden olup metabolizmanın bozulmasına yol açabilmektedir. En sağlıklı içeceğin su olduğu unutulmamalıdır. İftarda yemeğe başlamadan önce 1 veya 2 bardak su içmek kaybedilen sıvının yerine konulması ve doygunluk hissinin oluşması bakımından önemlidir. Günlük 2-3 litre olan su tüketimi ihmal edilmemelidir. Suyu bir anda tüketmek yerine, iftarla sahur arasına yayılmalıdır.

Doktorunuza danışmadan ilaç almayın

Ramazan ayında da doktora danışılmadan ilaç alınmamalıdır. Özellikle ülser ve gastrit hastalarının, ağrı keseci ve aspirin kullanımına dikkat etmesi gerekmektedir. Mide için zararlı olabilecek bu tür ilaçların doktor önerisi olmadan kullanılması mide kanaması ve delinmesine neden olabilmektedir.

Sahuru atlamayın

Sahura kalkarak oruç tutmak gün içinde kan şekeri düzeyinin korunması bakımından önemlidir. Sahura kalkmadan tutulan oruçta açlık dönemi uzayacağı için kan şekerinin düşmesinin yanında konsantrasyon eksikliği, baş ağrısı ve yoğunluk hissi oluşmaktadır. Ağır yemekler yerine sahurda hafif kahvaltılar tercih edilmelidir. Protein içeriği nedeniyle süt ve yumurta tüketmek açlık hissini azaltacaktır. Kan şekerini hızlı yükseltip daha çabuk azlık hissi yaratan beyaz ekmek yerine kepek ya da çavdar ekmeği tüketmek besleyicilik ve tokluk hissi bakımından faydalıdır.

Yemekten sonra hemen uyumayın

Sahurdan sonra hemen uyumak özellikle reflü şikayetlerinde artışa neden olmaktadır. Yatar pozisyonda yiyeceklerin yemek borusundan geri gelmesi daha kolay olmaktadır. Özellikle sahurda yemekle yatma saati arasında süre bırakmak şikayetlerin azalmasını sağlayacaktır.

Sofrada sohbete dalmayın

İftar sofralarında yapılan uzun sohbetler alınan besin miktarını artırmaktadır. Kişinin Ramazan ayında kilo almasına neden olacak bu sohbetler gereksiz tuz ve kalori alımına da neden olmaktadır. Kalp damar sağlığını olumsuz etkilenmesiyle uzun vadede ritim bozuklukları yaşanabilmektedir.

Ağır egzersizlerden kaçının

Oruçluyken ve iftardan sonra ağır sporlar yapmak ciddi su kayıplarına neden olabilmektedir. Bayılmalar ve ciddi sağlık sorunlarına neden olabilecek ağır sporlar yerine Ramazan ayı boyunca daha hafif sporlara yönelmek gerekmektedir. Özellikle iftardan sonra hafif yürüyüşler hem hazmı kolaylaştırmak hem de metabolizmayı düzenlemek bakımından yararladır.

Çocuğunuzu Güneş Çarpması ve Yanık Riskinden Koruyun

Bebekler ve çocuklar güneşe karşı daha hassas

Çocukların cildi, yaşamın ilk yıllarında çok ince olduğu için güneşe karşı hassastır. Çocukları dışarı çıkarırken mutlaka güneş koruyucu sürmek gerekir. Güneş kremi seçerken de mineral filtre içermesi ve bebeğe alerji yapmayacak özellikte olmasına dikkat edilmelidir. Kimyasal filtre içeren güneş kremlerinde alerji riski daha yüksektir. 1 yaş altı bebeklerin cildi büyük çocuklara göre daha hassastır ve uygulanan her türlü kremin emilimi daha fazladır. Bu nedenle 1 yaş altı güneş kremi seçerken mutlaka doktora sorulmalıdır.

Çocuğunuzu güneşe çıkarmadan 15 dakika önce koruyucu ürün uygulayın

Çok açık tenli, renkli gözlü çocuklar ile 1 yaş altı bebeklerde 50 faktör ve üzeri güneş kremleri tercih edilmelidir. Ten rengi koyu, esmer çocuklarda ise 30 faktörlü güneş kremi yeterli olur. Çocuklar dışarı çıkarılmadan en az 15-20 dakika önce krem uygulanmalıdır. Güneş kreminin koruma süresi en fazla 3-4 saattir. Eğer çocuk yarım saatten fazla dışarı zaman geçirecekse güneş kreminin sık sık yenilenmesi gerektiği unutulmamalıdır.

Güneş kremini önce test edin

Bazı güneş kremleri çocuklarda cilt alerjilerine sebebiyet verebilir. Bunun için test edilmelidir. Güneş kremi güneşe çıkmadan bir gün önce çocuğun koluna küçük bir alana sürülür ve yara bandı ile kapatılır. Ertesi gün dışarı çıkıldığında, güneşin altındayken yara bandı çıkarılır. Eğer 15 dakika içinde o bölgede kızarıklık, şişlik ya da kaşıntı olmuyorsa bu güneş kremi kullanılmaya devam edilebilir. Geçen seneki tatilden kalan güneş kremleri ise asla kullanılmamalıdır.

10.00-16.00 saatleri arası güneşe çıkılmamalı

Güneş ışınlarının dik geldiği, dolayısıyla en etkili olduğu 10.00-16.00 saatleri arasında asla güneşe çıkılmamalıdır. Hava bulutlu bile olsa güneş kremi mutlaka sürülmelidir. Güneşin olmaması zarar vermeyeceği anlamına gelmemektedir. Bu nedenle bu saatlere dikkat etmek ve her havada gerekli önlemleri almak önemlidir.

Çocukların kıyafet seçimine dikkat!

Yaz aylarında çocuklara ince, hafif ve pamuk giysiler giydirilmelidir. Terleme ihtimalleri çok yüksek olduğu için de sık sık kıyafetleri değiştirilmelidir. 1 yaş altı bebekler özellikle baş bölgesinden çok terleyebilir, üşür korkusuyla kalın şapkalardan kaçınılmalı, bahar ve yaz dönemleri için sadece rüzgarı engelleyecek pamuklu şapkalar tercih edilmelidir. Giysiler kadar bebek arabalarının veya oto koltuklarının kumaşlarının da terletebileceği dikkate alınmalıdır.

Güneş çarpmalarına karşı bol sıvı tüketilmeli

Yaz aylarında uzun süre güneş altında kalan çocuklarda güneş çarpmaları olabilir. Çocukların ateşi yükselir ve halsizlik gözlenir. Terleme sonucu sıvı kaybı oluşur ve güneş çarpması olan çocuğun sıvı ihtiyacı artar. Bu nedenle bol bol su içirilmeli, vücut sıcaklığı normalin üzerindeyse ateş düşürücü ilaçlar kullanılmalıdır. Yaz aylarında güneşin vurduğu araç içinde çocuklar uzun süre bırakılmamalıdır. Özellikle 1 yaş altı bebekler için bu ısı tehlikeli sonuçlar doğurabilir.

Çocukluk dönemi güneş yanıkları kansere zemin hazırlıyor

Cilt kanserinin en önemli nedeni, çocukluk çağındaki güneş yanıklarıdır. Hayatında bir kere su toplamış güneş yanığı olan bir çocuğun, cilt kanserine yakalanma riski yanığı olmayanlara göre iki kat fazladır. Her yanık ile bu risk iki kat artar. Cilt kanserinden korunmanın en iyi yolu, cilt yanıklarını önlemektir. Eğer çocukta güneş yanığı olduysa;

 
· Soğuk banyo yaptırılabilir ve yanık yerler günde birkaç kez soğuk su ile ıslatılmış steril bir bezle silinebilir.
 
· Bol bol su içirilmelidir.
 
· Nemlendirici kremler sürülmelidir.
 
· Deri su toplar ve patlarsa, üzerindeki ölü deriyi temiz, küçük bir makasla temizlemek gerekir. Sonra da antibiyotikli bir krem sürülmelidir.

 
Havuzdan bulaşan enfeksiyonlar için önlem alınmalı

Havuzda yüzme ile bulaşan enfeksiyon hastalıkları başlıca göz ve deriyi tutar. Gözde kızarıklık, çapaklanma, akıntı ve sulanma ile seyreden konjoktivit, antibiyotikli göz damlaları ile tedavi edilir. Bu durumlardan korunmak için havuz gözlükleri kullanılmalıdır. Havuzda yayılması kolay olan bir diğer enfeksiyon hastalığı da mantar ve iltihabi enfeksiyonlarıdır. Bunlara karşı önlem almak için havuza girmeden önce ayak mantarlarına karşı kullanılan özel bir solüsyondan geçmek gerekir.

Tatil Keyfiniz Hastalıkla Son Bulmasın

Plajlar da deniz ve özellikle de havuz gibi ortak kullanım alanı olduklarından temiz ortamlar değildir. Kuma serilen havlu ile kurulanmak enfeksiyon etkenleri ile temas riskini artırır. Bu nedenle kurulanmak için kullanılan havlu ile şezlong üzerine ya da kuma serilen havlunun ayrı olmasına dikkat edilmelidir.

Havlunuzu sermeden şezlonga oturmayın

Tatilde enfeksiyon kapmamak için havuz çevresi, duşlar, soyunma kabinleri ve şezlongların temizliğine dikkat edilmelidir. Günde en az bir kez bu alanların temizliği yapılmalıdır. Şezlonglar da ortak kullanım alanında olduğu için direkt temastan kaçınılmalıdır. Mutlaka üzerine örtü veya havlu serilmeli, şezlong için kullanılan havlularla yüz ve vücut kurulanmamalıdır.

Durgun ve köpüklü deniz hasta edebilir

İyi temizlenmeyen ve sirkülasyonu fazla olmayan durgun havuzlarda birçok hastalık tehlikesi vardır. Genital mantar enfeksiyonları, ishal, idrar yolu enfeksiyonu, hepatit A, göz, kulak ve cilt enfeksiyonları havuz suyunun neden olduğu hastalıklardır. Deniz suyu tuzlu olduğu için hastalık yapıcı mikroorganizmaların yaşaması daha zordur. Ancak durgun, kirli ve yüzeyi köpüklü denizler de aynı havuzlar gibi enfeksiyon riski taşır.

Havuz kalabalıksa kenarda oturmayı tercih edin

Hepatit A, birçok ishal ve bağırsak paraziti etkeni ağız yolu ile bulaşır. Kirlenmiş havuz ve deniz suyunun yutulması ile mikroplar sindirim sistemine ulaşmakta ve hastalıklar oluşmaktadır. Özellikle kapasitesini aşan havuzlarda ve çocuk havuzlarında bu risk çok fazladır. Tatilden son birkaç gün içinde ishal olanların ve özellikle de çocukların havuza girmemesi gerekir.

Her suya girip çıktığınızda mayonuzu değiştirin

Genital mantarların en önemli nedeni nem ve ıslaklıktır. İyi temizlenmeyen ortak kullanım alanlarında bu hastalıklar çok daha kolay bulaşır. Islak mayo ile beklememek, havuzdan çıktıktan sonra duş alıp iyi kurulanmak ve mayoyu değiştirmek olası enfeksiyon riskini azaltacaktır.

Açık büfe yiyeceklerin cazibesine kapılmayın

Tam pansiyon ya da her şey dahil otellerde açık büfelerde sunulan yiyeceklere dikkat edilmelidir. Uzun süre açıkta kalan özellikle sütlü, kremalı, mayonezli, etli yiyeceklerde sıcağın etkisiyle çoğalan bakteriler gıda zehirlenmesi ve ishale sebep olabilir. Su tüketimine de özen gösterilmelidir. Kapalı kapaklı su şişeleri kullanılmalıdır. İçeceklere konulan buzların da temiz sulardan hazırlandığından emin olunmalıdır. Havuzlarda bulaşabilecek hastalıkların yanı sıra; sauna, hamam gibi ortamların da temizliği ve bakımı uygun koşullarda yapılmadığında; mantar gibi enfeksiyonlara zemin hazırlar. Bunun için havlu ve terlik gibi kişisel malzeme kullanımına dikkat etmek gerekir. Grip tehlikesi yazın da devam etmektedir. Farklı iklim, kalabalık, plajlar, klimaların da etkisi ile özellikle çocuklar, yaşlılar ve gebeler daha fazla risk altındadır. Buna sebep olan virüsler kışın görülen grip virüslerinden farklı değildir. Bu durumda bol sıvı tüketimi ve yatak istirahatı çok önemlidir.

Bebeğinizin Dişleri Erken Çıkarsa

Diş sürmesinde sıralamanın veya zamanlamanın normalin dışına çıktığı durumlarla karşılaşılabilir. Bunlardan biri doğumda görülen dişlerdir. Bebek dişleri ile doğmuşsa bu dişlere “natal dişler” denir. Eğer dişler bebeğin doğduğu ilk ay içerisinde sürerse bu dişler “neonatal dişler” olarak isimlendirilir. Yaklaşık 3000 doğumda bir görülür. Natal veya neonatal dişlere rastlanma oranı az olduğundan anne-baba veya aile hekimi böyle bir durumda nasıl davranacağını bilemez.  

Bebekler neden dişleri ile doğarlar?

 
Bu dişlerin varlığı ile ilgili birçok varsayım öne sürülmüş ancak bu teoriler ispatlanamamıştır. Kesin etiyoloji yani etken bilinmemektedir. Hamilelikte geçirilen hastalıklar, hamilelikte ilaç kullanımı, beslenme eksikliği, genetik, hormonal durumlar veya çevresel etkenlerin sebep olmuş olabileceği ile ilgili çeşitli yayınlar bulunmaktadır.

Natal-Neonatal dişler kaç adet olarak görünürler?

 
Genelde iki adettir ve alt orta kesicilerdir. Genellikle normal diş yapısındadırlar. Ancak, erken sürmeden dolayı mine kalsifikasyonunu tam anlamıyla tamamlayamamıştır. Bu nedenle, bu dişler kolaylıkla renklenebilirler. Kökleri normal dişlere göre kısa olabilir.

Tedavi gerektirir mi?

 
Natal-Neonatal dişler süt dişlerinin erken sürmesi şeklinde olabileceği gibi fazladan oluşmuş dişlerden de kaynaklanabilir. Eğer, fazla dişler (süpernümere diş, artı diş) ise bunların çekimi uygun olacaktır. Ancak, natal-neonatal dişler süt dişlerinin erken sürmesi nedeniyle ise bu dişler ağızda tutulmalıdır.  Bu dişlerin ağızda tutulmasını zorlaştıran 2 durum vardır. Birincisi dişlerin emme sırasında annede ağrı ve meme uçlarında ülserasyona neden olmasıdır. İkincisi ise bebeğin dil ucunun yara olmasıdır. Bebeğin dil ucu yarası dişlerin keskinliği giderilerek önlenebilir. Ancak emme sorunlarına neden oluyorsa bu dişlerin çekimi gerekecektir.  Armadent olarak tüm bebeklere sağlıklı günler diliyoruz.“

Sigarasız Ramazan Vücudun Yenilenmesini Sağlıyor

Oruç ile birlikte sigarayı bıraktığınız an itibari ile 20 dakika sonra tansiyon ve nabız normale dönmekte ve vücut kendini yenilemeye başlamaktadır. Aynı gün içinde kanda oksijen seviyesi artmaya başlar. 24 saat sonra kalp krizi riski azalmaya başlar. 48 saat sonra tat ve koku duyusu düzelmektedir. Sigara tüketmeden geçen 72 saat sonrasında akciğer kapasitesi artma eğilimine girer, solunum rahatlar. 2 hafta içinde de yürürken, merdiven çıkarken efor kapasitesi artmaktadır. Kısacası 30 günlük ramazan süresi, tekrardan sağlığınıza kavuşabilmeniz için yeterli bir süredir.

Sigara ile oruç açmak zararlı

Sigaranın aç karnına içilmesi bazı zararlı maddelerin direkt kana karışmasına ve ardından baş dönmesi gibi sıkıntılara sebep olabilir. Aç karnına içilen sigara mide asidini artırır. Bu durum ülser oluşmasına ya da var olan ülserin artmasına neden olabilir. Sigara, asit artışına neden olabileceği için reflü hastalığına da davetiye çıkarabilir. Gün boyu nikotin tüketilmiyorken iftarla birlikte ardı ardına yakılan sigara, vücutta nikotin yüklenmesinin artmasına ve normal günlerdeki içicilikten daha fazla zarar vermesine neden olabilmektedir.

Çarpıntıya sebep olabilir

İftar ile birlikte içilen nikotinin hızla kana geçmesi, nabız sayısının artmasına ve çarpıntıya sebep olabilir. Kan basıncını yükseleceğinden, tansiyon artar ve kanın oksijen taşıma kapasitesi düşer. Kısacası uzun süren açlık sonrası, sigara içilmesi baş dönmesi, tansiyon dengesizliği ve çarpıntı ile sağlığı olumsuz yönde etkiler.

Nasılsa gün boyu sigara içmedim demeyin!

Gün boyu sigara içmeyip iftar ile birlikte ardı ardına sigara içmeye başlanması bir fayda yaratmaz. Çünkü gün boyu sigara içmeyen kişiler, nikotin açlığını gidermek için iftar ile birlikte sık sık ve derin derin nefes çekerek nikotini tüketirler. Bu kadar sık ve dumanı içine hızla çekmek sağlığa daha fazla zarar verilmesine neden olacaktır.

30 gün bağımlılığı yok etmek için yeterli

30 günlük oruç süresi sigarayı bırakmak için yeterli bir süredir. Belki bu sürede psikolojik bağımlılık kaybolmayabilir. Bu durumda kişinin kendisini tutması ve bunu gerçekten istemesi gerekmektedir. Kişi, Ramazan ayında sigarayı bırakmayı hedefliyor; ancak bunu tek başına yapamayacağını düşünüyorsa tıbbi destek almaktan çekinmemelidir. Hastanelerin göğüs hastalıkları uzmanları tarafından yürütülen sigarayı bırakma polikliniklerinden destek alabilirler. Bu birimlerde önce sigara bağımlılığının tipi ve derecesi belirlenir. Daha sonra gerekli, görülürse kan, akciğer filmi, solunum testi gibi tetkikleri yapılır. Son olarak da sigaranın bırakılabilmesi için kişiye en uygun tedavi planı oluşturulur.

Sigarayı çağıran şeylerden uzak durun

Sigarayı bırakmak için, sigaradan uzak tutacak alanlara yönelmek gerekir. İftar sonrasında bir takım kuruyemiş, bisküvi gibi şeyler ile oyalanma sağlanabilir. Çay ve kahve gibi içecekler eğer sigara içme isteğini artırıyorsa içilmemelidir. Bu dönemde bol bol su tüketin ve sebze-meyve tüketiminizi artırın. Evde, işte sigarayı hatırlatacak küllük, çakmak gibi eşyalar ortadan kaldırılmalıdır. Nikotin bantları da sigarayı bırakmada kullanılabilecek etkili yöntemlerdendir. Yine bu dönemde sigara içilen ortamlardan da uzak durmak gerekir.

Oruçluyken de Spor Yapmayı İhmal Etmeyin

Ramazan ayından önce düzenli spor yapanların oruç tuttuğu dönemde spora ara vermesi kazandıkları kondisyonları kaybetmesine sebep olmaktadır. 1 ayda kaybedilen kondisyonu geri kazanmak ise haftalar sürebilir. Oysa değişen uyku ve beslenme saatlerine göre egzersiz programı yapılarak eski formu korumak mümkün olabilmektedir. İftar saatinden önce özellikle de sabah saatlerinde yapılan egzersizler mineral ve su kayıplarına, bu da yorgunluğa ve günün zor geçmesine neden olabilir. İftar sonrası yapılan 45-60 dakikalık yürüyüş egzersizleri kişiyi hem zinde tutar, hem de iftar sonrası yapılacak spora hazırlıklı hale getirir.

Ağır besinlerden uzak durun

Ramazan ayında değişen uyku, beslenme ve egzersiz saatleri metabolizmayı şaşırtarak yavaşlatsa da iyi bir planlama yapılarak sağlıklı bir oruç dönemi geçirilebilir. Ramazan ayının başında sağlıklı ve formda kalmak için düzenli egzersiz yapan kişiler başta olmak üzere oruç tutanların iyi bir planlama yapması gerekir. Bu bir aylık süreçte, sahip olunan kas kuvvetini ve kütlesini korumak, kardiyovasküler bakımdan da kondisyon düzeyinin korunması hedeflenmelidir. Dolayısıyla antrenmanların süresi, sıklığı ve şiddetinin iyi planlanması gerekir. Bu hedefler ve planlama içerisinde egzersizlerin, imsak ve iftar saatleri arasında yapılması en doğru yöntemdir.

İftarda beslenme uzmanlarının da belirttiği gibi sindirim sistemini çok yormadan, besleyici değeri yüksek gıdalar tüketilmelidir. Açlık, susuzluk ve aşırı sıcak nedeniyle gündüz yorulan vücut, iftardan 1 saat sonra kendisini toplamaktadır. Bu aşamadan sonra egzersize başlamak hem yeniden yorulmayı engeller hem de iyi bir verim alınmasını sağlar. İftardan sonra da olsa spor yapmaya başlayan kişi, vücudunun aşırı derecede su ve mineral kaybetmemesi için sıvı alımını aksatmamalı, spor yaptıktan sonra hafif yiyecekler tüketerek vücudun ertesi güne dinç kalmasın sağlamalıdır.

Egzersiz programı sağlık durumuna göre ayarlanmalı

Ramazan ayında vücudu fazla yormamak için hafta da 4-5 kez egzersiz yapılmalıdır. 4-5 antrenman, 2 rezistans (kas kuvvetini koruma), 2-3 kardiyo (kilo kontrolü ve kalp akciğer sağlını koruma) olarak planlanmalıdır. Kardiyo antrenmanlar 30-60 dakika arası olmalıdır. Kişinin performans düzeyine göre koşma, hızlı yürüme, bisiklet ve yüzme seviyesinin ayarlanması gerekir. Rezistans antrenmanlarında ise kişinin global kas gruplarını (bacak, sırt, göğüs, omuz, karın, ön kol ve arka kol) çalıştıracak bir egzersiz programı yapması gerekir. Bu program içerisinde her bölgeyi çalıştıracak 2’şer hareket seçip, 15-20 tekrar yapılması kas kayıplarını engeller. Kondisyonun korunması için haftada 2 gün rezistans egzersizi yapılması yeterli olur.

Opel’in Yeni Nesil 1.4 Litrelik Motoru

Opel'in motor atağının kilit oyuncularından 1.6 litrenin yerine geçen 1.4 litrelik dört silindirli motor, düşük hacimden yüksek güç üreten, yüksek sürüş performans sağlayan, oldukça sessiz çalışan karakteri, düşük yakıt tüketimi ve düşük CO2 emisyon değerleri ile çevreci yeni nesil benzinli motor ailesini temsil ediyor. Astra'nın motor portföyünde öne çıkan 1.4 litrelik 150 beygir güç 245 Nm maksimum tork (2,000 – 3,500 dev/dak) üreten altı ileri manuel şanzımanlı ECOTEC motor, 4.9 litre /100 km yakıt tüketimi ve 114g/km CO2 salımı ile dikkat çekiyor.

Usta Belgeselci Cemal Gulas Ekspedisyonuna Ataşehir’den Başladı

Geleceğin Minik Sanatçılarının Ataşehir Konseri

Konsere Ataşehir Belediye Başkan Yardımcısı Hüseyin Hışman, Ataşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürü Ayten Kartal, Ataşehir Belediyesi Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürü Zeynep Çetinkaya ile öğrencilerin aileleri ve çok sayıda Ataşehirli vatandaş katıldı.

Konser öncesinde bir konuşma yapan Hüseyin Hışman, belediyelerin tek görevinin alt ve üst yapı problemlerini çözmek olmadığını belirterek, kültür ve sanat eğitimine de destek verilmesi gerektiğini söyledi. Ataşehir’de her yaştan bireyin sanat eğitiminde yanlarında olduklarını ifade eden Hışman, özellikle çocukların sanat eğitimine sosyal belediyecilik anlayışıyla daha fazla önem verdiklerini ifade etti.

Öğrencilerin vermiş oldukları yılsonu konseri izleyenler tarafından büyük beğeni topladı. Oldukça heyecanlı oldukları gözlerden kaçmayan minik sanatçılar, başarıları ve enstrümanlarına olan hâkimiyetleri ile dikkat çekti. Konser sonunda alkışlarla karşılanan öğrenciler geleceğin sanatçılarının Ataşehir’den yetişeceğini bir kez daha kanıtladı.

 
 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Zorlu Çocuk Tiyatrosu 1000 Oyun Sahneledi, 600 Bin Çocuk Sanatla Tanıştı

Mehmet Zorlu Vakfı tarafından, çocukları sanatla tanıştırmak amacıyla bir sosyal sorumluluk projesi olarak hayata geçirilen ve Türkiye’deki tüm illeri ziyaret eden Zorlu Çocuk Tiyatrosu, Karlar Ülkesi Oyunu, Kibritçi Kız Müzikali ve Kurbağa Prens Müzikli Oyunu olmak üzere, bu sezon tam 3 oyun sahneledi.
 
2003 yılından bu yana Türkiye'nin dört bir yanından 600 bin çocuğu tiyatroyla buluşturan Zorlu Çocuk Tiyatrosu, Ekim 2014-Mayıs 2015 tarihleri arasında, Karlar Ülkesi Oyunu ve Kibritçi Kız Müzikali’ni Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nde ücretsiz olarak sahnelendi. Zorlu Çocuk Tiyatrosu ayrıca, Anadolu Turnesi kapsamında bu sene de Kurbağa Prens Oyunu ile Türkiye’nin çeşitli illerinde çocuklarla buluştu.

Hayal dünyasının ötesine bir yolculuk

Çocuklara dostluğun önemini anlatırken doğa sevgisi de aşılayan, Özlem Saraç’ın, Hans Christian Andersen’in “Karlar Kraliçesi” masalından yola çıkarak yazdığı ve Gaye Cankaya’nın yönettiği “Karlar Ülkesi Oyunu”, sezon boyunca izleyiciden büyük ilgi gördü. 4 yaş ve üzeri seyircisine perdelerini açan oyun, her mevsimin kendine özgü dokusunu tüm renkleriyle sergilerken, çocukların yaşadıkları dünyayı anlamasına ve anlamlandırmasına katkıda bulunmayı amaçlıyor. Müzik, dans gibi farklı sanat dallarını bünyesinde barındıran müzikalde rol alan profesyonel oyuncu ve dansçılar, çocuklara sınırsız bir hayal dünyasının kapılarını açıyor.

Kibritçi Kız Müzikali, yoğun ilgi üzerine üç sezondur sahnede

“Kibritçi Kız Müzikali”, tiyatro oyun yazarı ve Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Sahne Sanatları Bölümü Başkanı Prof. Dr. Hasan Erkek tarafından, Hans Christian Andersen’in ünlü masalından yola çıkarak hazırlandı. Hasan Erkek’in aynı zamanda yönetmenliğini de üstlendiği oyun 5 yaş ve üzeri izleyicilere sesleniyor.

 
2013-2014 sezonu içinde 39. İsmet Küntay Tiyatro Ödülleri kapsamında “Yılın En İyi Çocuk Oyunu Ödülü” ve Tiyatro Seyircileri Derneği Direklerarası Ödülleri kapsamında “Müzikal Yapım Ödülü”ne; 2014 yılında ise Tiyatro Gazetesi tarafından “En İyi Yapım Ödülü”ne layık görülen Kibritçi Kız Müzikali, sokaklarda akordeon çalıp şarkı söyleyerek kibrit satan bir kızın hikayesini anlatırken; yaşama sevinci, dostluk ve dayanışmayı teatral bir dille minik izleyicilere aktarıyor.
 
Müzik, dans, mim, jonklörlük ve resim sanatlarını bir arada sunan müzikal, aynı zamanda sokak çocukları konusunda farkındalık yaratmayı da amaçlıyor. Zorlu Çocuk Tiyatrosu, Kibritçi Kız Müzikali’ni alışılmışın dışında mutlu bir son ile bitirerek, izleyicilere farklı bir sahne uyarlaması sunuyor.
 
Zorlu Çocuk Tiyatrosu ayrıca, “Kurbağa Prens” müzikli oyununun turnesi kapsamında, bu sene de Anadolu’nun dört bir yanındaki çocuklara tiyatro sevgisi aşılamaya devam etti. Grimm Kardeşler’in ünlü masalı Kurbağa Prens, Özlem Saraç tarafından günümüze uyarlandı. Zorlu Çocuk Tiyatrosu tarafından Gaye Cankaya’nın yönetmenliğinde sahnelenen oyun, izleyicilere “ilk görüşte önyargıyla yaklaştığınız insanların içlerindeki ‘güzelliği’ ancak onları tanıdıkça keşfedebilirsiniz” mesajını veriyor.

Zorlu Çocuk Tiyatrosu Hakkında:

Zorlu Çocuk Tiyatrosu, Mehmet Zorlu Vakfı’nın eğitimden, kültür sanat ve spora kadar birçok alanda gençlerin ve çocukların gelişimini destekleyen çalışmalar kapsamındaki faaliyetlerinden biri olarak 2003 yılında kuruldu. Zorlu Çocuk Tiyatrosu, bugüne kadar Müziğin Kalbi, Burun, Karagöz, Cadılar ve Hint Fakiri, Kurşun Askerin Utancı, Kediler ve Fareler Mutfağı, Oz Büyücüsü, Bremen Mızıkacıları, Kurbağa Prens ve Karlar Ülkesi oyunları ile Çirkin Ördek Yavrusu Müzikali ve Kibritçi Kız Müzikali’ni çocuklarla buluşturdu.

Zorlu Çocuk Tiyatrosu, Çirkin Ördek Yavrusu Müzikali, Kibritçi Kız Müzikali ve Kurbağa Prens Oyunu ile 9 farklı ödülün sahibi oldu. Kurbağa Prens Oyunu, Assitej ve Sahne Dergisi İşbirliği ile verilen Çocuk ve Gençlik Tiyatrosu Ödülleri kapsamında “En İyi Kadın Oyuncu” ve “En İyi Erkek Oyuncu” ödüllerine layık görüldü. Çirkin Ördek Yavrusu Müzikali, XII. Direklerarası Seyirci Ödülleri’nde “Çocuk Oyunları” kategorisinde Yazar Ödülü ve Müzisyen Ödülü alırken, çocuk tiyatrosuna katkıları için de Zorlu Çocuk Tiyatrosu “Özel Ödül”e layık görüldü. Müzikal, Romanya'da düzenlenen Uluslararası Animasyon Tiyatro Festivali'nde ise "En İyi Performans Ödülü"nü kazandı. Zorlu Çocuk Tiyatrosu ayrıca, Kibritçi Kız Müzikali ile 2013-2014 sezonu içinde 39. İsmet Küntay Tiyatro Ödülleri kapsamında “Yılın En İyi Çocuk Oyunu Ödülü” ve Tiyatro Seyircileri Derneği Direklerarası Ödülleri kapsamında “Müzikal Yapım Ödülü” ile 2014 yılında Tiyatro Gazetesi tarafından “En İyi Yapım Ödülü”ne layık görüldü.

Zorlu Çocuk Tiyatrosu tarafından sahnelenen oyunlar hakkında detaylı bilgiye www.zorlucocuktiyatrosu.com , www.facebook.com/zorlucocuktiyatrosu ve instagram.com/zorlucocuktiyatrosu adreslerinden ulaşılabiliyor.

Ataşehir Enerjisini Topluyor

Ev aletlerinde enerji verimliliği, su tüketiminde tasarruf, yiyecek saklama koşulları, ısınma şartları ve enerji verimliliğini artırmada doğru yöntemlerin anlatıldığı eğitim seminerinde; evlerde harcanan enerjiden %30 oranında tasarruf sağlanabileceğini belirtildi.

Çok sayıda kadının katıldığı seminerde, katılımcılara “tasarruf cetveli” dağıtıldı, 20 sorudan oluşan testte, tasarruf sağlamada en çok doğru cevabı veren 5 kadına 50 TL değerinde hediye çeki sunuldu.

Seminerde  konuşma yapan Ataşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Müdürü Ayten Kartal, insanların davranış alışkanlıkları üzerine değinerek, herkesin çevre konusunda üzerine görev düştüğünü ve enerji konusunda tasarruf sağlayarak çevreye katkıda bulanabileceğini belirtti.   

Profilo Enerji Tasarrufu Eğitmeni Ayça Başar, Profilo firmasının 2010 yılından beri sosyal sorumluluk projesi kapsamında belediyeler ve halkevleri ile ortaklaşa yürüttüğü enerji tasarrufu eğitimlerinde, toplam 17 bin kadının eğitimlere katıldığını ve çalışmaların 14 ilde devam ettiğini belirtti.

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

MS Çalışan Kadınları Tehdit Ediyor

Her hastanın hikayesi farklı
 
MS beyin ve merkezi sinir sistemini etkileyen bir hastalıktır. Nedenleri tam olarak bilinmese de meydana gelen yanlış kodlama sonucu bağışıklık sistemi, vücudun herhangi bir bölümünü yabancı olarak tanımlar ve ona karşı savaşır. Bağışıklık sisteminin saldırdığı ve harap ettiği sinire göre MS hastalığı farklı bulgular ortaya koymaktadır. Ataklar halinde kendini gösteren MS hastalığı, her kişide farklı şiddet sıklık ve bulgularla ortaya çıkabilmektedir. Her MS hastasının hikayesi diğerinden farklılık göstermektedir.

Aktif kadınları seçiyor

 
Genelde hastalığın görülmesi 30-40 yaş aralığındadır. Genetik yatkınlık ve yetişkin çağlarda alınan virüslerin neden olabileceği MS hastalığına entelektüel, çalışan kadınların yakalanma oranın daha fazla olduğu görülmektedir. MS hastalığı kadınlarda çocuk sahibi olmayı kısıtlamamaktadır hatta hamilelik sürecinde atakların azaldığı gözlemlenmektedir.

Ataklar farklı belirti verebilir 

 
Hastalığın atakları arasında farklılıklar görülebilmektedir. Vücutta yanlış kodlama devam ettiği için ilk atağın ardından bağışıklık sistemi farklı bir siniri hedef seçebilir. Bağışıklık sisteminin tahrip ettiği sinire göre her atakta merkezi sinir sisteminin farklı bölgesi etkilemektedir. MS hastalığı en çok;

•Algıda değişiklikler

•Kaslarda güçsüzlük

•Anormal kas spazmları

•Hareket aksaklığı

•Dengede durmada zorluklar

•Konuşma bozuklukları

•Yutmada zorluk

•Görme bozuklukları

•Aşırı yorgunluk

•Akut veya kronik ağrılar

•İdrar kesesi ve bağırsaklarda şikayet

•Depresyon gibi belirtiler vermektedir.

Atakların etkileri azaltılabilir

MS hastalığın teşhisini koyabilmek için hastanın hikayesinin bilinmesi ve hekim muayenesi önemlidir. MR çekilmesi ve beyin omurilik sıvısının tahlil sonuçları da MS hastalığı hakkında bilgi vermektedir.   Bunların yanı sıra uyarılmış yanıtlar denilen, kol ve bacaklardan elektrik verilip ilgili merkezlerdeki algılama sürelerine bakılarak hastalığa teşhis konulabilmektedir. Hastalığın tam tedavisi bulunmamaktadır. MS ataklarını ve olağan atakların etkilerini azaltmaya yönelik tedaviler uygulanmaktadır. Atakların süresini ve etkisini azaltmak amacıyla yüksek doz kortizon tedavisi uygulanmaktadır. Kortizon sınırlı gün uygulandığı için insan sağlığına fazla bir yan etkisi bulunmamaktadır. Atakları çok sık geçiren hastalarda atak sayısının azaltılması için interferon tedavisi uygulanmaktadır.

Kalıcı hasar bırakabilir

Ataklar sonucu harabiyete uğrayan ve bozulan sinir yapısı zamanla vücut tarafından tamir edilebilir. Ataklar aynı sinirde tekrar tekrar gerçekleşirse, vücudun tahrip olan bölgeyi düzeltmeye zamanı olmayabilir. Bu durumlarda düzenli ve gerekli tedavi koşulları sağlanmadığı takdirde MS birçok sakatlık ve fonksiyon kaybına neden olabilmektedir.

Yorucu işlerden uzak durun, stresten korunun

MS hastalarının çalışmasında her hangi bir engel bulunmamaktadır. Fonksiyonel kayba göre fiziksel güç isteyen ve vardiyalı işlerde çalışmamak gerekmektedir. Bunun yanında;

•Aşırı yorgunluklardan kaçınmak

•Sağlık beslenmek

•Günlük yürüyüş ve egzersizler yapmak

•Özellikle kış aylarında görülebilen ağır enfeksiyonlara karşı dikkatli olmak

•Aşırı sıcaklardan kaçınmak

•Hamam, sauna gibi sıcak ortamlar yerine serin suda banyo almak dikkat edilmesi gereken noktalar arasındadır.

Buerger Hastalığı Sigara İçenleri Seviyor

Erkeklerden sonra kadınlarda da sık görülmeye başlandı
 
Kanser, akciğer ve kalp hastalıkları sigara içmeyenlerde de görülebilirken Buerger hastalığı sadece sigara bağımlıları ve yoğun sigara dumanına maruz kalan pasif içicilerde görülmektedir. Buerger hastalığına yakalananların büyük bir çoğunluğu 30-50 yaş arasında bulunan sigara bağımlısı erkeklerdir. Son yapılan araştırmalarda kadınlarda da görülmeye başladığı belirlenmiştir.

İyileşmeyen yaralara sebep olabilir

 
Buerger hastalığı çoğunlukla ayak damarlarında, daha seyrek olarak da el ve kol damarlarında tıkanma şeklinde ortaya çıkar. Damar tıkandığında parmaklara giden kan akımını azalır. Yürümekle ağrı olur. Hastalık ilerlerse parmaklarda ağrı, uzun süre iyileşmeyen yaralar ve kangrene sebep olur. Tedavi edilmediği takdirde kangrenler, parmaklarda ve bazen ayakta  kesilmelere (ampütasyonlara) yol açabilir. Buerger hastalığına yakalanan hastaların dörtte birinde parmak ya da bacak ampütasyonu yapmak zorunlu hale gelir. 

Belirtiler yaşamı altüst ediyor

•Yürümekle ayak tabanında ve bacak kaslarında ağrı. Bu ağrı diğer damar tıkanmalarındaki gibidir. Yürüyünce başlar, dinlenince geçer. Hızlı yürümek ve yokuş yukarı çıkmak çok zordur.

•Ayak ve parmaklarda soğukluk olur.

•Ayakta ve parmaklarda uyuşma olabilir.

•Hastalık ilerlerse ayak parmaklarında ve topuklarda yaralar oluşabilir.

•Parmaklarda kangren gelişir ve parmakların ve bazen ayağın kesilmesi gerekebilir.

En etkili tedavi yöntemi sigarayı bırakmak

 
Sigara bırakıldığında Buerger hastalığı genellikle ilerlemesini durdurur. Bu an itibariyle hastalıkta kötüleşme pek görülmez. Tedavilerden daha önemlisi hastanın sigarayı bırakabilmesidir. Ancak sigara bırakılana kadar meydana gelen tıkalı damarlar kendiliğinden ya da herhangi bir ilaçla açılamaz. Buerger hastalığında en büyük sorun atardamarlarda oluşan tıkanmadır. Tüm şikâyetler buna bağlı olur. Bu nedenle kesin tedavi bu damarların tıkanmasının önüne geçilmesidir. Nadiren ameliyat ya da anjiyografi – balon dilatasyonu yöntemleri kullanılarak gelişme elde edilebilir. Ancak her hastanın mutlaka sigarayı bırakması gerekmektedir. Aksi halde damar yeniden tıkanır.

Buerger hastalığına yakalanmamak için…

 
Toplumun duyarlılığının arttırılması çok önemlidir. El ve ayaklarda duyulan soğuma, kaşıntı, uyuşmalar sigara kullanan bir kişide Buerger hastalığının ilk belirtileri olabilmektedir. Sigara kullanımından ve pasif içicilikten bir an önce kurtulmak bu hastalığı önlemekte en önemli adımdır.

Mira Ev Yemekleri Yeni Sahipleri ile Yoluna Devam Ediyor

Hayatınızı Panik İçinde Yaşamayın

Tehdit varsa korunma sistemi harekete geçer
 
Gece geç bir saatte karanlık ve ıssız bir yolda tek başınıza eve doğru yürürken, arkanızdan size doğru hızla yaklaşan ayak sesleri duyuyorsunuz. Adımların sesi, bir yabancının gittikçe size yaklaştığını belli ediyor. Belirsizlik ve olası bir tehdit mevcut… İşte tam da bu sırada bedeniniz bu muhtemel tehdidi bertaraf etmek, zarar görme ihtimali karşısında yaşamda kalabilmek için çok hızlı bir şekilde hazırlık yapmaya başlıyor. Ya kaçacaksınız ya da savaşacaksınız. Bu nedenle kas gücüne ihtiyacınız var. Kaslar geriliyor, kalp daha hızlı atmaya başlıyor, artan oksijen ihtiyacı için soluk alış verişi hızlanıyor, göz bebekleri büyüyor ve dikkat kesinleşiyor. İnsanoğlu yaşamda kalabilmek için, tehdit algılandığı anda kendini korumak için vücudunu harekete geçirme sistemine sahiptir. Beden ve ruh, savaşmak ya da kaçmak için bu hazırlığı yapmasaydı, evrimsel olarak yaşamda kalamazdı. Peki, bu güvenlik sistemi, herhangi bir tehlike yokken de aktif hale gelebilir mi?

Panik atak korku ve kaygının bedensel belirtisi

 
Kişi, günlük yaşamında, görünürde herhangi bir tehlike yokken bir anda; kalp çarpıntısı, göğüste huzursuzluk, nefes alamama ve yetmiyormuş hissi, kaslarda gerginlik, ateş basması, soğuk terleme, titreme, baş dönmesi, mide bulantısı, kontrolünü kaybetme ve fenalaşma hissi yaşayabilir. Her an bir şey olacakmış gibi ortaya çıkan bu çok yoğun korku ve kaygı hali; kalp krizi, felç, boğulma, çıldırma ve ölümün habercisi gibi algılanabilir. Birçok bedensel belirti ile birlikte yoğun korku ve kaygının yaşandığı bu durum, “panik atak” olarak adlandırılmaktadır. Panik atak, bedende var olan koruyucu sistemin bilinçli ya da bilinç dışı bir tetikleyici ile harekete geçmesidir.    
 
Panik bozukluk tedavi gerektirir
 
Her insan yaşamının bir döneminde panik atak geçirebilir. Ancak bu durum tekrarladığı, sıklıkla ortaya çıktığı ve panik atak korkusu ile kişinin günlük yaşam alışkanlıklarından vazgeçmek zorunda kaldığı durumlarda “panik bozukluk” halini alır. Kişi atak yaşamamak için hayat şeklini ve işlevselliğini değiştirmek zorunda kalabilir. Panik bozukluk psikiyatrik tedavi gerektiren bir durumdur. Bu gruptaki hastalar; şeker düşmesi atakları, tiroid hormonu fazlalığı başta olmak üzere hormonal hastalıklar, mitral kapak sarkması ve diğer kalp hastalıkları ile akciğer ya da nörolojik rahatsızlıklar açısından değerlendirilir. Bir neden bulunamadığında da psikiyatriye yönlendirilir.

Psikiyatrik yardım alın

 
Panik atak; ani kayıplar, kazalar, boşanmalar gibi stresli dönemler ile terfi alma, evlenme, bebek sahibi olma gibi yaşamı olumlu yönde etkileyen hayat değişikliklerinden sonra da tetiklenebilir. Eğer tekrarlayan panik ataklar yaşıyor ve tekrarlanacağı endişesiyle yoğun bir beklenti kaygısı içine giriyorsanız, hayatınızın işleyişi bozulmaya başlamışsa ve yaşadıklarınız bedensel değişiklikler ile açıklanamıyorsa, psikiyatri uzmanına başvurmanız önerilir.

Sorunun nedenine göre tedavi planlanır

 
Psikiyatri uzmanı, panik atak krizlerini tetikleyici ruhsal ve fiziksel durumları, sigara, madde ve alkol bağımlılığı gibi sorunları göz önüne alarak kişi için en uygun ilaç tedavisini ve terapi yöntemini belirleyecektir. Panik bozukluğun nedenini kişi ile birlikte ortaya çıkacak ve hastanın eski işlevselliğine kavuşması için ona destek olacaktır.

Çocuklarınızı Tatil Hastalıklarından Koruyun

Çocuklardaki yaz hastalıkları arasında güneş çarpması, ishal ve kusma ile giden bağırsak enfeksiyonları, hepatit A, havuz enfeksiyonları; dış ve orta kulak enfeksiyonu, idrar yolu enfeksiyonu, üst solunum yolu enfeksiyonları, deride mantar, böcek sokmaları, alerjik reaksiyonlar ve kırık çıkık gibi travmalardır.
Çocuğunuz kulak ağrısından şikayet ediyorsa…

Kulağa dışardan giren mantar, bakteri, virüs gibi mikroplar, önce kaşıntı, ardından iltihaplı, pis kokulu akıntılara neden olabilir. Kulakta zaten normal olarak salgılanan sarı-kahverengi buşon kirli suyu çeker, şişer, içindeki mikrobun hastalık yapmasını kolaylaştırır.  Kötü kokulu, beyaz, sarı veya yeşil akıntı görüldüğü takdirde vakit kaybetmeden doktora başvurulmalıdır.

Deniz ve havuza girerken dikkat!

Damlacık enfeksiyonu olarak nefes yoluyla vücuda giren mikroplar, üst solunum yolu, boğaz enfeksiyonu yapabilir. Ateş, kırgınlık, halsizlik, boğaz ağrısı ile başlar, çok daha ağır tablolara dönüşebilir. Ayrıca suya dalma, boğazdaki potansiyel hastalık mikroplarının daha derinlere taşınmasına ve sinüzit oluşmasına yol açabilir. 

Çocuğunuz her suya girip çıktığında mayosunu değiştirin

Özellikle kız çocuklarda daha sık görülür. Islak mayo ile bekleme, yeterli temiz olmayan suya girme veya su kenarında yerlere oturarak oynama, mikropların girişini kolaylaştırır.  İdrar yolu enfeksiyonu, idrar yaparken yanma, sık idrara çıkma, karın ağrısı, ateş veya kusma gibi belirtilerle ortaya çıkabilir. Bazen bunların birçoğu birlikte olur. Erken tanı ve tedavi, ilerde oluşabilecek daha ciddi ve kalıcı rahatsızlıkları önleyecektir

Güneş çarpması

Çocuk uzun süre etkili güneş altında kaldığında, oyuna dalıp yeterli sıvı tüketmediğinde, bir süre sonra ateş, halsizlik gibi belirtiler başlayabilir. Vücuttan kaybedilen suyun içindeki sodyum, potasyum gibi elementlerin eksikliği de belirtileri şiddetlendirir. Su kaybının şiddetine göre şoka kadar varan tablolar oluşabilir. Bu durumda serin bir yerde dinlenmesi sağlanmalı, bol su verilmeli ve şikayetle devam ettiği takdirde bir sağlık kurumuna başvurulmalıdır.
Güneş yanıkları ileriki yıllarda kanser tehlikesine neden olabilir

Yazın en sık görülen rahatsızlıklardan biri de güneş yanıklarıdır. Güneş ışınları 45 dereceden daha dik iken güneş altında kalınmaması gerekir. Kişi suyun içindeyken de güneş yakıcı etkisini sürdürmektedir. Bu nedenle çocuklarda, 30 faktör civarındaki koruyucu güneş kremleri kullanılması uygundur. Bu ürünlerin güneşe çıkmadan yarım saat önce sürülmesi, her 3 saatte bir de tekrarlanması önemlidir. Özellikle yüzü korumak için de kıyıda oynayan çocuklara geniş kenarlı şapka takmak yararlı olabilir.  

Sinek böcek sokmalarına karşı önlem alın

Sinek böcek sokmaları da kaşıntıya, ardından deride iltihaplı yaraya neden olabilir.  Geceleri mümkünse koruyucu tül perdeli yatak kullanmalıdır. Özellikle bebeklerde ciltten emilim çok olacağı için cilde sık sık kimyasal sinek kovucu sürmek doğru değildir. Yaz akşamlarında uzun kollu, ince, hava alan pamuklu giysilerle sineğin sokabileceği alanı azaltmak gerekir. Geceleri, sineklikli odanın ilaçlanıp yatmadan önce iyice havalandırılması da uygun bir yöntemdir. Sinek, böcek sokmasında antihistaminik ve ek ilaçlar içeren kaşıntı önleyici krem, merhem ve losyonlar kullanılabilir. 

Soğuk su deri alerjilerine neden olabilir

Çocuk açık alanda oynarken bazı bitkilerin temasına bağlı kızarma, kaşınma olabilir. Direkt güneş ışığına bağlı deride kızarma, kaşınma, hatta ödem gelişebilir. Bazen soğuk su, hatta sadece su bile deride ürtiker ve anjioödem denen kızarıklık, kabarıklık, kaşıntı yapabilir.  

Yazın ortak kullanılan eşya ve yiyecekler Hepatit A’ya neden olabiliyor

Hepatit A denilen bulaşıcı sarılık türü, özel bir virüsün bulaşmasıyla olur. Kirli su, gıda, kirli el en önemli bulaşma araçlarıdır. Basit bir enfeksiyon gibi halsizlik, ateş şikayetleriyle başlayıp, kusma, karın ağrısı eklenebilir. İdrar renginde portakal kabuğu gibi koyu sararma, göz akında sararma ile belirginleşir. Bulaşıcıdır, iyileşmesi uzun zaman alabilir.  Artık çocuklar bu hastalıktan da aşı ile korunabilmektedir. 1,5 yaşından itibaren yapılabilen, 6 ay ara ile 2 doz aşı korumada önemli rol oynar. Hepatit A’dan korunmanın diğer yolları arasında Hepatit A geçiren kişilerin mikrobu bulaştırmalarını önlemek için el ve tırnak temizliğine son derece dikkat etmek gerekir. İç çamaşırlarını, çarşaflarını ve tuvaletlerini solüsyonlar ile temizlemek, hastaya bakan hemşire, doktor, hasta bakıcı ve aile bireylerinin de ellerini sık sık mikrop önleyici sıvılarla yıkamaları bu hastalıktan korunmada son derece önemlidir.

Ataşehir’de Zincirleme Kaza: 3 Yaralı

Ataşehir’de Sandıktan AKP Çıktı

Pizza House ‘tan Yeni Konsept: Pizza House Gourmet

Girişimciler için; ‘’ Lezzetli pizza ile iyi iş modeli’’  bir arada…

Pizza House 2015 yılında başlattığı 80 metrekarelik Gourmet konspeti ile hızlı bir büyüme hedefliyor. Marka, lezzet odaklı ince hamur gerçek Italyan pizzası, salata ve sandviç üretimi yapan mekanları anahtar teslim 50 bin USD bedelle franchiseelere sağlayarak, yeni konseptini girişimcilerle buluşturdu. 200 metrekareden büyük mekanlarda , Coffee Corner Bistro ve Pizza House markalarının beraber uygulandığı konseptlerde ise franchise bedeli 35.000 USD ve  aylık %6 franchise bedeli bulunmaktadır.

 
Markanın uyguladığı bayilik paketleri içerisinde, lokasyon seçimi, mimari projelendirme, mimari uygulama projesi, ekipman temininde tam destek, personel seçimi, personel eğitimleri, stok ve satış programı temini mevcut. 

Pizza House Gourmet, uygun fiyatlı anahtar teslim konseptiyle gelecek 24 ay içerisinde Türkiye çapında çok hızlı büyüme planlıyor.

 
Marka, yeni yatırımcıları ve dinamik yapısı ile eşsiz tadlar sunmaya devam edecek.

Kalbiniz İçin Yol Haritanızı 10 Soruda Belirleyin

Kalp kontrolleri anne karnında başlamalıdır. 3. ayını bitirdikten sonra ultrason ile bebeklerin kalp odacıklarına bakılıp, sağlıklı olduğu teşhis edilmelidir. Doğumdan sonra beş yaş içinde ECHO yapılmalı, daha sonra 20 yaşına kadar hiç olmazsa birkaç kez kan şekeri, kan yağları, tansiyon kontrolü yapılmalıdır.

Kalp sağlığı açısından en riskli dönem hangisi?

20 ila 30 yaş kalp sağlığı bakımından yıpranma katsayısının en fazla olduğu dönemdir. Üniversiteye gelene kadar süper zorlamalı sınavlar, üniversiteye başlayınca aileden ilk kez ayrılma, ilk aşk, evlilik, çocuk sahibi olmak kalbi yormaktadır. Doğduğumuzda kalbimiz sıfır yaşındadır. 20 yaşına geldiğimize ise kalp 20 yaşından daha fazla olduğu kesindir. Önemli olan kalp yaşı ile normal yaşı dengeli götürmektir. Bu dönem en çok sigaraya başlandığı dönemdir. Türkiye’de 15-27 yaşa arasında her gün sigara içme oranı %22, her üç üniversite öğrencisinden birisi (%33) sigara içiyor. 30 yaşına kadar kötü kullanılmış bir kalp erken kalp krizini hazırlar.

Kalpteki her ağrı dikkate alınmalı mı?

Kalp, 24 saat durmadan çalışan ve normal bir adaleden daha fazla oksijene ihtiyaç duyan bir organdır. Damarlardan biri tıkanırsa ve yeteri kadar oksijen kalbe gitmezse kalp krizi oluşur. Kalp krizi yürürken ağrılarla başlayabilir ve sonrasında istirahat ederken de kendisini gösterebilir. Bunun yanında ağrısız kalp hastaları da (sessiz kalp hastalığı) vardır. Ağrısı olmayan hasta şansızdır. İlk ağrı kalp krizi, ilk kalp krizi yaşamı yitirecek kadar ağır olabilir.

Hangi ağrılar kalp krizini haber veriyor?

Göğüs, boyun, kol, sol bilek ya da parmakta ağrı, baskı hissi, uyuşukluk ve karıncalanma varsa hemen doktora gidilmelidir. Özetle bu bölgelerde daha önce olmayan herhangi bir his dikkate alınmalıdır.

Hangi hastalarda sessiz kalp hastalığı görülür?

Ağrı, vücudu koruyan bir mekanizmadır. Ağrı mekanizması bozuk olan hastalar, diyabetliler, KOAH hastaları ve şişmanlardır. Yaklaşık % 20 hastamız bu gruba girmektedir. Ayrıca kadınların arıya tahammüllerinin yüksek olması nedeni ile erkelere nazaran sesiz kalp hastalığı daha çok görülmektedir.

Erişkinlerde kalp kontrolleri ne sıklıkla yapılmalı?

Ailesinde erken kalp hastalığı, kendisinde veya ailesinde diyabet, yüksek tansiyon ve aşırı kilolu olanlar yüksek risk grubundadır. Risk grubundakiler 30, risk grubunda olmayanlar ise 40 yaşında sonra her yıl kan testleri, tansiyon kontrolü ve efor testi yaptırmalıdır. Özellikle 40 yaş sonrası yüksek riskli işlerde çalışan, adrenalini yüksek üst düzey yöneticiler için gelecek için bilgisayarlı koroner anjiyografi yaptırmalarını öneriyorum. Bu mükemmel teknoloji sayesinde gelecek 10 yıl içinde kalp ve damar hastalıklarının durumu hakkında bilgi sahibi olmak mümkündür. Günümüzde gençlerin yaşlarını ve mesleki birikimlerini aşan işlerde çalışmaya başlaması, yaşları itibari ile alamayacağı sorumlulukları almaları, kendilerini ispat edebilmek için kendilerini tüketmeleri koroner kalp hastalıkları riskini artırmaktadır.

Yüksek endorfin kalp sağlığı için iyi mi?

Vücudumuzda kendi ürettiğimiz iki hormon var: adrenalin ve endorfin. Adrenalin, bizi ayakta tutan hormondur. Tansiyonumuzu ve nabzımı yükseltir. Ama çarpıntı, spazm ve yüksek tansiyon yapar. Endorfin ise damarları genişletir. Her ikisi de mutluluk verir ve alışkanlık yapar. İyi bir müzik dinlerken, iyi bir kitap okurken, sakin bir yürüyüşten sonra kan endorfin seviyemiz yükselir. Endorfin ne kadar yüksek, adrenalin ne kadar düşük olursa kalp sağlığı o kadar iyi olur. Kalp sağlığının gerçek formülü adrenalini azaltıp, endorfini artırmaktan geçiyor.

Çocuklar kalp krizi geçirebilir mi?

Çocuklarda kalpten gerçekleşen ölümler kalp krizi değildir. Kalp krizi olabilmesi için kalbi besleyen damarların içinde bir pıhtı oluşup, damarları tıkaması gerekmektedir. Çocuklardaki olaylar genellikle doğumsal olayların getirdiği nedenlerdir. Bu bir kapak darlığı (çoğunlukla aort kapak), doğumsal ritim bozukluğu ve kalbin iki duvarı arası kalınlaşması olabilir. Çoğunlukla çocuklardaki ölümler doğumsal anomalilere bağlı ritim bozukluğu ile olmaktadır. Yeni doğan bebeklerde emme zorlukları, emerken morarma gibi sorunlar yaşanırsa bu doğumsal bir kalp anomalisinin habercisidir.

Soğuk ve sıcak kalp sağlığını nasıl etkiler?

Kalp krizi ve damar hastalıkları kışın artmaktadır. Soğuk, bir spazm faktörüdür. Soğuk direkt göğüsten ya da nefes yoluyla ağızdan alınınca spazma neden olur. Özellikle soğuk havalarda dışarı çıkarken sıkı giyinilmeli ve mutlaka atkı takılmalıdır. Kış aylarında kullanımı artan kimi grip ilaçları ritim bozukluğuna neden olmaktadır. Yazın da aşırı sıcaklar oluşan su kaybı kalp sağlığını tehdit eder. Terleme ile kaybedilen elektrolitler ritim bozukluğuna, kaybedilen su nedeni ile kanın koyulaşarak akışkanlığının azalması da koroner damar içinde mevcut masum bir darlığın tıkanıklık yapmasına neden olabilir. Yazın içilmesi gereken su miktarı; idrar rengi açık olacak miktarda olmalıdır. Bu da yaz ayları için 2,5-3 litre demektir.

Kalp için hangi spor yapılmalıdır?

Kalp sağlığı için en iyi spor hızlı yürümedir. Bünyeyi fazla yormayacak şekilde spor yapılmalıdır. Eğer vücut alışkınsa günde 45 dakika yürümek idealdir. Ancak ilk defa spor yapılacaksa çok yüklenmemek ve vücudu yormamak gerekmektedir. Kalp sağlığı için ikinci önemli spor dalı da yüzmedir. Yapılacak olan spor sırasında nabzın yüzün altında olmaması ama yüz yirminin de üzerine çıkarılması gerek yoktur.

Kalp hastalıklarından korunmanın ilk adımı sigaradan uzak durmak olmalıdır. Sonrasında ise kilo, tansiyon ve şeker kontrol altında tutulmalıdır. Hayatınızdan şeker ve karbonhidratları çıkarınız. Sigara ile hiç tanışmayınız.

Yeni Opel Astra

Üst segment modellerimizin teknolojileri ve yardım sistemleri, Astra sahiplerinin konfor ve emniyetini arttıracak. Yeni Astra, telefon entegrasyonu ve çığır açan yeni IntelliLux® Led-Matrix far teknolojisi ile sunulacak" dedi.

"Yeni araç mimarisi"

Frankfurt Otomobil Fuarı'nda görücüye çıkacak Opel'in 11. Nesil kompakt modeli, Monza konseptinin tasarım özelliğine sahip ve önceki modellerden 120-200 kg aralığında daha hafif. "Tamamen yeni araç mimarisi", ağırlığın azaltılmasında büyük bir rol oynuyor. Yeni Astra'da kaporta ağırlığı yüzde 20 oranında azaltıldı.

"Yeni nesil motor portföyü"

Yeni Astra, 3 ve 4 silindirli yeni nesil benzinli ve dizel motor seçenekleri ile 95 beygir'den 200 beygire kadar farklı motor seçenekleri ile sunulacak. Opel'in 95 beygirlik 1.6 litre CDTI dizel motor ve 105 beygirlik 1.0 litre üç silindirli ECOTEC benzinli motorları ilk kez Yeni Astra modelinde sunulacak. 136 beygir güç ve 320 Nm tork üreten 1.6 dizel motor Yeni Astra'da otomatik şanzıman seçeneği ile birlikte satışa sunulacak. 1.4 litrelik 145 HP güç ve 250 Nm tork üreten benzinli ECOTEC motora da sahip olacak. Astra'nın motor portföyünde öne çıkan seçenek 1.4 ECOTEC Doğrudan Turbo Enjeksiyonlu motor, mevcut 1.4 litre turbo motorun dökme çelik bloğundan 10 kilogram daha hafif.

"Atletik tasarım"

Yeni Astra, kaslı bir görünüş yerine daha hafif ve atletik bir görünüş ile dikkat çekiyor.

Kokpit ve gösterge paneli, dış tasarımın karakteristik ve estetiğini içeri taşıyor. Sade görünüşüyle karakterize edilen yeni model, orta konsolda bulunan 8 inçlik dokunmatik ekranı ve sayısı azaltılmış kumanda anahtarları ve düğmelerle de bu özelliğini yansıtıyor. Daha eğimli bir tavan çizgisine ve tamamen farklı bir C sütunu ile karşımıza çıkan Yeni Astra, 4,37 metrelik toplam uzunluğu ile önceki modellerden hemen hemen 5 cm, 1,46 metre yüksekliği ile de 2,6 santimetre daha kısa. Buna karşın aks mesafesi 20 mm artırılmış ve arka bölümde 35 mm daha fazla diz mesafesini sunuyor.

"Yeni teknolojiler: IntelliLux LED"

Yansıma yapmadan uzun farlarla sürüş olanağı sağlayan yeni nesil LED matrix far, kompakt sınıf içinde ilk defa Astra'da sunuluyor.

 
Otomobilin her iki tarafında da sekizer toplamda 16 LED bölümden oluşan yeni LED matrix sistemi trafik durumuna göre, ışın demetinin uzunluğunu ve dağıtımını otomatik ve sürekli olarak yapabiliyor. İşlem sırasında, Opel Eye ön kamera ile birlikte çalışır. 80 km/sa. sürüş hızındayken, sürücüler yolun kenarındaki cisimleri, normal halojen veya ksenon kısa farlar ile yaklaşık 30 ila 40 metre önce algılar. Kamera, karşıdan gelen veya öndeki trafikte bulunan ışık kaynaklarını algılar, ilgili bölgeye ışık yollayan LED'leri devre dışı bırakır. Yolun diğer kısmı ve çevresi parlak bir şekilde aydınlatılır. LED matrix farı, bu özelliği ile aydınlatma teknolojisini bir üst seviyeye taşıyor.
 
Yeni Astra, 8 inçlik dokunmatik ekran, araç içi Wi-Fi, akıllı telefon bağlantı kolaylığı, IntelliLink R4.0 bilgi-eğlence sistemi imkânıyla Apple CarPlay ve Android Auto, otomatik park sistemi, havalandırmalı ve masaj fonksiyonlu genişliği ayarlanabilir ergonomik koltuklar (Opel Astra, sürücü için 18 şekilde ayarlanabilir koltuklar sunacak), IntelliLux teknolojisine sahip adaptif LED Matrix farları ile segmentinde emniyet, sürücü yardımı ve konfor alanında ön plana çıkıyor.
 
Şerit İhlali Uyarı Sistemi, Trafik İşareti Tespit Sistemi, Gelişmiş Park Pilotu ve Kör Nokta Uyarı Sistemi gibi teknolojik güvenlik sistemlerine de sahip olan yeni Opel Astra, Türkiye pazarında 2015 yılının son çeyreğinde satışa sunulacak.

Parex Maestro ile Annelerin Yüzünü Güldürüyor

Annelerin en çok özen gösterdikleri konu olan temizlik, Maestro’nun asansör sistemli döner haznesi sayesinde artık sıkıntı olmaktan çıkıyor. 7 devir hızıyla temizliği kolaylaştırarak, temizlikte geçen süreyi kısaltan Maestro sayesinde anneler kendilerine ya da çocuklarına daha fazla vakit ayırabiliyor.

Maestro Temizlik Seti; hafif, darbeye karşı dayanıklı, kaymayı engelleyen tasarımı ile uzun yıllar kullanılabiliyor. Maestro’da, kirli suyun dökülmesini kolaylaştıran gizli kapak da pratik kullanım özelliklerini daha da ileri bir seviyeye taşıyor.

Parex Maestro Temizlik Seti, düz ve yuvarlak döner başlık olmak üzere iki farklı başlığı tek sette sunuyor. Özel başlıklarıyla en ince ve derin yüzeyleri de hijyenik bir şekilde temizlemeyi mümkün kılıyor.

Temizlik işinin ustası Parex, Maestro Temizlik Seti ile garanti belgesi veren ilk temizlik seti olma ünvanını da taşıyor

Son teknoloji ile üretilen Parex ürünleri, en çok da annelerin yüzünü güldürmeye devam ediyor.

Uzun Süre Oturup Kalktıktan Sonra Diziniz Ağrıyorsa

Diz önü ağrısı her yaşta görülebiliyor

Dizlere aşırı yük binmesi sonucu diz kapağının kıkırdağı zaman içinde yumuşamakta ve kıkırdak altındaki sinir uçları biraz daha belirginleşip, diz önü ağrısını oluşturmaktadır. Her yaşta görülebilen diz önü ağrısında uzun süre oturduktan sonra özellikle atılan ilk adım ağrılı oluyorsa, kişi oturduğu yerden kalkmakta zorlanıyorsa veya dizlerini hareket ettirdiğinde sesler geliyorsa dikkatli olunmalıdır. Ayrıca herhangi bir ağrı olmaksızın da diz kapağı dejenerasyonunun gelişebileceği, ağrının daha geç oluşabileceği bilinmelidir.

Uzun süre dizler bükülü oturulmamalı

Yokuş aşağı yürürken ya da merdivenden inerken dizin ön tarafı, diz kapağı ile uyluk kemiği birbirine çok fazla yaklaştığı için bu süreçte bir dengesizlik varsa ağrı oluşur. Diz bükülü bir şekilde uzun süre oturmak da diz kapağına basınç oluşturacağı için harekete geçildiğinde kişi ağrı duyar. Çömelerek ya da diz üstünde çalışan kişilerde sıklıkla görülmektedir. Burada da ilk sırayı ev hanımları almaktadır. Bu ağrının sebebi diz kapağının yapısal bozukluğu, dizin üst kısmındaki uyluk kasları veya alttaki tendon, diz kapağının orta hatta tutan bağlardan ya da yakın zamanda geçirilmiş basit bir travmadan kaynaklanıyor olabilir. Basıncın diz kapağına farklı gelmesi ve erken kıkırdak yumuşaması olduğunda “kondromalazi” gelişir, bu da dejenerasyona sebep olur.

Sert zeminde koşulmamalı, alçak taburede oturulmamalı

Alçak taburede oturmak diz kapağına aşırı yük bindirmektedir. Normalde sorun olmazken, bağda gerginlik, kasta güçsüzlük veya diz kapağı doğuştan birazcık yüksekte olan kişilerde yani diz kapağının orta hatta sabitleyemeyen kişilerde sorun yaratmaktadır. Ayrıca sert zeminlerde ya da asfaltta sportif amaçlı yürüyüşlerde diz kapağına fazla yük binmektedir. Mümkünse yürüyüş için uygun zemin bulunmalı, yürüme parkurları, orman arazisi ya da ya da yürüyüşe uygun esneyen zeminler tercih edilmelidir.

Hayatı kolaylaştırmak sizin elinizde

Diz önü ağrısını engellemek çoğunlukla kişinin kendi elindedir. İlaç, ameliyat ya da fizik tedaviden önce yaşam tarzı değiştirilmelidir. Bu nedenle;

·Alaturka tuvalet yerine alafranga tuvalet kullanmalıdır.

·Yerde yemek yememeli, masaya oturulmalıdır.

·Bacağını bükerek kalça altına alma gibi oturma alışkanlıklarından uzak durmalıdır.

·Özellikle merdiven inerken mümkünse asansör tercih edilmelidir.

·Mümkün olduğu kadar yokuş yerine düz yollar tercih edilmelidir.

Diz önü ağrısında son seçenek cerrahi müdahale

Hastalar uzun zamandır rahatsız edici veya şişliğin de eşlik ettiği şiddetli diz ağrısı ile doktora başvurmaktadır. Diz önü ağrısında öncelikle doğru tanı çok önemlidir. Diz kapağı hekim tarafından değerlendirilir ve değişik açılardan çekilen röntgenlerle diz kapağının hareketleri gözlenir. Kıkırdağın hasarlandığı düşünülen hastalarda daha sonraki süreçte MR istenir Şiddetli ağrı ve şişlik ile başvuran hastada tedaviye başlangıç aşamasında hastanın konforunu artırmak için inflamasyonu baskılayıcı ilaç verilir. İnflamasyon baskılandıktan sonra fizik tedavi süreci başlar. Özellikle kas dengesizliği veya kas gücü dengesizliği söz konusuysa fizik tedavi çok önemlidir. Diz kapağının çok fazla yana doğru hareketlendiği görülürse hastalara diz kapağının hareketlerini kontrol eden dizlikler verilir. Eğer tüm bunlardan istenilen sonuç alınmazsa cerrahi tedaviye ihtiyaç duyulabilir.

Diz kapağı dışa doğru yer değiştirmeye meyilli ise…

Özellikle diz kapağının bağlarının dengesizliği belirginse artroskopik gevşetme denen cerrahi işlem uygulanır, yaklaşık yarım saat sürmektedir. Gergin olan dıştaki bağlar cerrahi olarak gevşetilir. Diz kapağının yerleşim yerini değiştirmeye yönelik ameliyat ise genelde diz kapağı dışa doğru çıkmaya başlayan şiddetli ağrısı ve kıkırdak hasarı olan kişilerde tercih edilir. İyileşme süreci hastadan hastaya değişiklik gösterir. Bazı hastalara kısıtlama getirilip, dış cihazlarla bir süre bacak sabitlenebilir.

Geçmeyen Yorgunluk Tiroide İşaret Edebilir

Boyunda şişlik ve nefes darlığı guatr habercisi olabilir
 
Tiroid boynun ön kısmında yer alan ve tiroid hormonlarını salgılayan bir bezdir. Tiroid hormonları, vücudun tüm hücrelerini etkileyerek organların çalışmasını ve metabolizma hızını düzenlemektedir. Tiroid bezinin çalışmasını, tiroidi uyaran hormon olan TSH aracılığıyla hipofiz bezi kontrol etmektedir. Beynin alt kısmında yer alan hipofizden salgılanan TSH hormonunun etkisiyle tiroid bezi T3 ve T4 tiroid hormonlarını salgılamaktadır. Guatr, tiroid bezinin normalden büyük olması durumudur. Guatr içerisinde büyüyen yumrular “nodül” olarak adlandırılmaktadır. Tiroid, içerisinde nodül olmadan da fazla büyük boyutlarda olabilir. Guatrın başlıca belirtileri; boyunda şişlik, bası hissi, dar ve kısa boyunlu kişilerde horlama ve nefes darlığı olarak sıralanabilir. Tiroid bezi, tiroid hormonlarını iyot kullanarak sentezlemektedir. Ülkemizde guatr görülme sıklığının en önemli nedenlerinden biri iyot eksikliğidir. Özellikle çocuklarda ve hamile kadınlarda iyot tüketiminin normal olması çocukların sağlıklı beden ve zeka gelişimi için önemlidir.

Halsizlik şikayetleriniz tiroid hastalığının habercisi olabilir

 
Tiroidin az çalışması durumu ‘’hipotiroidi’’ olarak adlandırılmaktadır. Hipotiroidinin belirtileri; halsizlik, yorgunluk, konsantrasyon güçlüğü, kabızlık, ciltte kuruluk, kabalaşma, turuncuya yaklaşan renk değişiklikleri, artan saç dökülmesi, çabuk üşüme ve soğuğa tahammülsüzlüktür. Tiroidin az çalışması durumunda verilen ilaçlar tablet şeklinde kullanılmaktadır. Bu tabletler mutlaka doktor kontrolünde alınmalıdır. Sabah aç karnına, kahvaltıdan en az 30 dakika önce ve tek başına içilmelidir. Bu ilaçların; demir ilaçları, mide ilaçları, kalsiyum tabletleri ile birlikte veya yemekle alınması sonucu bağırsaklardan emilimi bozulur ve etki gösteremezler.

Tiroid hastası anne adayları gebelik boyunca takip edilmeli

 
Tiroid ilaçlarının çoğu gebelikte de kullanılabilmektedir. Gebelik öncesi bu ilaçların dozlarının ayarlaması ve bazı durumlarda ilaç değişikliği yapılması gerekebilmektedir. Tiroid hastası anne adaylarının bu dönemde hem gebelik ihtimalinin daha yüksek olması hem de gebeliğin doğuma kadar sağlıklı devam etmesi için endokrinoloji uzmanına başvurmaları faydalı olacaktır. Bebeğin sağlıklı vücut ve zeka gelişimi için gerekli ideal tiroid hormon değerleri gebelerde gebe olmayanlardan farklıdır. Bu nedenle gebelik boyunca da muayene ve tetkiklerle tiroid ilaçlarının doz ayarının yapılması anne ve bebek için en doğrusudur.

Aşırı terlemeye dikkat!

 
Tiroidin normalden fazla çalışması ve kanda fazla tiroid hormonu bulunması durumu ise halk arasında “zehirli guatr” olarak bilinen ‘’hipertiroidi’’ye neden olmaktadır. Hipertiroidinin belirtileri; aşırı terleme, sıcağa tahammülsüzlük, çarpıntı, kilo kaybı, ellerde titreme, ishal olarak sıralanabilir. Hipertiroidi hastalığında tiroid bezi içinde fazla tiroid hormonu üreten bölgeyi değerlendirmek veya guatrda bulunan nodüllerin çalışmasını görmek amaçlarıyla tiroid sintigrafisi istenebilmektedir. Sintigrafi, çok düşük doz radyoaktif iyot verilerek yapılmaktadır. Tiroid sintigrafisinde fazla iyot tutan nodüller “sıcak nodül”, az iyot tutan nodüller “soğuk nodül” olarak değerlendirilmektedir. Sıcak nodüllerin kötü huylu hücre içerme ihtimalleri daha düşüktür.

Nodüle bağlı kanser riski ameliyata gerek kalmadan belirlenebiliyor

 
Tiroid nodüllerinin bir kısmında tiroid kanseri gelişme riski vardır. Bu nedenle özellikle ülkemiz gibi tiroid hastalıklarının yaygın olduğu bölgelerde tiroid muayene ve taramaların yapılması hayati önem taşımaktadır. Bu nodüllerin varlığı durumunda vakit kaybetmeden bir endokrinoloji uzmanına başvurulmalıdır. Muayenede detaylı hasta öyküsünün dinlenmesinin ardından riskli bulunan nodüllerden biyopsi istenmektedir. Kanser riskini belirlemede ultrason eşliğinde kullanılan 'tiroid ince iğne aspirasyon biyopsisi' yöntemi, hastalığın tanısının konulmasını ve ameliyata gerek kalmadan nodül hakkında bilgi edinilmesini sağlamaktadır. Anestezi gerektirmeyen bu yöntemde; kan almada kullanılan enjektörle nodülün içerisinden çok az miktarda sıvı alınır ve alınan örnekteki hücreler mikroskop altında incelenir. Biyopsi öncesi aç kalmaya gerek yoktur ve biyopsiden hemen sonra kişi iş ve sosyal hayatına dönebilir. Tiroid kanserleri, erken dönemde yakalandıklarında kemoterapi ve radyoterapiye gerek kalmadan tedavi edilebilen hastalıklar oldukları için erken tanı büyük önem taşımaktadır.

Ailesinde tiroid kanseri olanlar kontrollerini aksatmamalı

 
Özellikle birinci derece yakınlarında tiroid kanseri öyküsü olan kişilerin mutlaka tiroid testlerini ve muayenesini düzenli aralıklarla yaptırmaları gerekmektedir. Bu kişiler ayrıca tiroid nodülleri varsa bunların takibini de aksatmamalıdır. Tiroid hastalıklarında ailevi yatkınlık sık görülmektedir. Ailesinde tiroid kanseri öyküsü olanlarda, tiroid kanseri yatkınlığı olan genetik hastalıklarda, radyasyona maruz kalmış kişilerde ve ayrıca nodülün büyük olduğu veya şüpheli özellikler gösterdiği durumlarda nodüllerin kanser hücreleri içerip içermediği mutlaka araştırılmalıdır.

Yalnızca Yiyecekler Değil Kozmetikler de Hasta Edebilir

Alerji ömür boyu devam eder

Glüten enteropatisi yani çölyak hastalığı ince bağırsağın glüten proteinine karşı ömür boyu gösterdiği bir alerjidir. Çölyak hastalığı, yaşam boyu devam eden bir gıda alerjisi olarak bilinmektedir. Vücudun verdiği tepki neticesinde 12 parmak bağırsak yapısı bozulmakta ve ince bağırsağın özellikle başlangıç kısmı normal yeteneğini kaybetmektedir. Dolayısıyla kişiler bu noktada gelişmesi gereken emilim faaliyetlerinden yoksun kalmaktadır.

Bu belirtiler varsa siz de çölyak olabilirsiniz

Çölyak hastalığı farklı yaşlarda ortaya çıkabilmektedir. Çocukluk yaşlarında ortaya çıkabileceği gibi ilerleyen dönemlerde de kendini gösterebilmektedir. Hastalığın çok hafif ilerlemesi ve belirtilerin farklı rahatsızlıklarla karıştırılması teşhisin ileri yaşlarda konulmasına neden olabilmektedir. Çocukluk döneminde en bilinen belirtisi büyüme geriliği olan çölyak hastalığı;

•Karın bölgesinde öne doğru şişkinlik

•Yaşa göre kilo azlığı

•Kas zayıflığı ve kansızlık

•Gaz şikayetleri ve dışkıda anormallik

•Kusma, halsizlik ve iştahsızlık

•Ağız içinde oluşan aftlar

•Eklem ve kemik ağrıları

•Sinirlilik

•Ciltte kaşıntılı ve döküntüler gibi belirtilerle kendisini göstermektedir.

Çölyak hastalığının belirtileri farklı hastalıkları da akla getirebilir. Doğru tanının konulabilmesi için bazı özel kan testleri, endoskopi ve alınan doku örneklerinin patoloji tarafından incelenmesi gerekmektedir.

Yiyeceklerinizi ayırın

Çölyak hastalığının tek tedavisi glütensiz diyet olarak bilinmektedir. Glütensiz bir yaşama geçildiğinde hastalıkla ilgili bir sorun görülmemektedir. Burada önemli olan glütenli ve glütensiz gıdaların iyi ayrılmasıdır. Glüten daha çok buğday, arpa, çavdar ve yulaf gibi tahıllarda bulunmaktadır. Ancak günümüzde hazır gıda sektöründe glüten sıklıkla kullanılmaktadır. Bisküviler, hazır çorba ve köfteler, malt içecekler, glüten içeren sakız ile çikolatalar çölyak hastaları için tehlikeli olabilmektedir.  Hatta kadınların kullandığı bazı kozmetik ürünlerinin içinde bile gluten bulunabilmektedir. Bunların yanı sıra ilaç, şampuan, krem gibi ürünler glüten içerikleri nedeniyle dikkatli kullanılmalıdır. Çok iyi bir etiket okuyucusu olunmalı, gıdaların etiketleri mutlaka okunmalıdır. Özellikle evde glütenli ve glütensiz gıdaların birbirinden ayrı ve uzak saklanması önemlidir. Yemek hazırlığı sırasında glütenli gıdalara değmiş veya bulaşmış çatal, kaşık, süzgeç, tabak gibi gereçler kesinlikle çölyaklı kişilerin gıdalarına dokundurulmamalıdır. Bir ton gıdada 2 kaşık glütenin bile tehlikeli olabileceği unutulmamalıdır.

Bu gıdaları tercih edin

Çölyak hastaları tükettikleri her gıdayı sorgulamak zorunda kalmaktadır. Glütensiz ama sağlıklı beslenme alışkanlığı yaşam şekli haline getirilmelidir. Mısır, pirinç, patates, nohut, mercimek, kestane, soya, fasulye, fındık gibi besinleri ve bu besinlerden elde edilen un ve nişastaları tercih etmek gerekmektedir. Ceviz, fındık gibi kuruyemişler ile incir ve kuru üzümü beslenme zincirinden eksik etmemek önemlidir. Bunların yanı sıra kümes hayvanları ve kırmızı et, tüm sebze ve meyveler, bakliyatların tüm çeşitleri, yumurta, bal gibi gıdalar rahatlıkla tüketilebilmektedir. Buğday ekmeği yerine mısır ekmeği yenilebilir. Hazır alınan mısır ekmeklerinin içine farklı unların karışabileceği ihtimaline karşı mısır ekmeğini evde yapmak daha sağlıklıdır.

Diyeti aksatmanın sonuçları ağır olabilir

En sık görülen sıkıntı bağırsaklardaki emilimle ilgili sorunlardır. Kötü beslenme ve besin emilimi bozukluğu en sık görülen rahatsızlıklardır. Bunlarla birlikte halsizlik, kemik erimesi, osteoporoz, kısırlık, düşük ve depresyona neden olabilir. Tedavi edilmemiş çölyak hastalığı uzun dönemde ince bağırsak kanseri ve lenfoma gibi rahatsızlıkların ortaya çıkma riskini de artırır.  Çocuklarda ise boy kısalığı, davranışsal sorunlar ve gelişme geriliğine neden olabilir. Kişi eğer diyetine gerekli dikkati gösteriyorsa ömrünün sonuna kadar rahatça yakınmasız yaşamını sürdürebilir. Ancak yine de belirli aralıklarla gerekli tetkikleri yaptırmak önemlidir.