Maket Yarışmasında Sona Yaklaşılıyor

Yarışmaya katılacak eserlerin, geri dönüşümlü malzemeden (cam, kağıt-karton, plastik, kompozit, metal vb. ambalaj atıkları) yapılmış maketler olup, kamuoyunda özellikle genç nesillerde çevre bilincinin arttırılmasını sağlayacak ve teşvik edecek içerikte özgün çalışmalar olması gerekmektedir.

İlkokul ve ortaokul olmak üzere 2 kategoride yapılacak olan yarışmaya son katılım tarihi 8 Mayıs 2015’tir.

Yarışma Katılım Şartları:

-Maketin ölçüleri maksimum 1,5 x 1,5 m olmalıdır.

-Maket geri dönüşüm malzemeleri (ambalaj atıkları) kullanılarak yapılmalıdır.

-Her eser en fazla 3 kişiden oluşan gruplar ile yapılmalıdır.

-Yarışmaya her okul en fazla 3 eserle katılabilecektir.

-Maketleri dereceye giren öğrencilere sürpriz hediyeler verilecektir.

Eserler Ataşehir Belediyesi tarafından belirlenecek yere, okullar tarafından getirilerek teslim edilecek, daha sonra Palladium AVM’de sergilenecektir.

 
 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Çevreci Öğrencilere Sinema Ödülü

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Eksik Dişlerimizi Neden Yaptıralım?

“Zaman zaman muhtelif sebeplerle kaybedilen dişler, özellikle de gülümsendiğinde görünmeyen noktada ise önemsenmiyor. Oysaki eksik bir diş ağız sağlığı açısından pek çok olumsuz gelişmeye ve hasara neden olabilir” diyen Dt. Yüksel Tozlu  şunları söyledi.

1.Öncelikle uzun süre dişsiz kalan kişilerin daha sonra diş kullanmaya alışmaları tahmin edilenden daha zor bir süreçtir.

2.Dil, yanak ve dudaklar mevcut duruma; yani dişsizliğe adaptasyon gösterir. Dişsiz kısımda yanak içeri çöker, dil de bu boşluğa doğru yayılır. Eksik dişin yerinin boş kalma süresi ile yapılan dişe yanak ve dilin alışması için geçen zaman doğru orantılıdır. Yani diş ne kadar erken yaptırılırsa, bünyenin dişe alışma süresi de o kadar kısa olur.

3.Diş eksikliği olan taraf çiğneme sırasında kullanılmaz veya daha az kullanılır. Bu durum, ilgili çene kaslarının zayıflamasına neden olur.

4.Dişsiz kalan tarafta çene kemiği küçülmektedir. Bunun sonucu olarak;

 
– Hareketli bir protez yani damaklıklı protez kullanılacaksa, çene protezi tutamaz ve protez düşer.
 
– İmplant gibi sabit bir diş yapımı düşünülüyorsa genişliği ve yüksekliği azalmış kemik yapısı durumu zorlaştırabilir.

5.Diş olmayan bölgede karşı çenenin dişlerinde uzama olur. Dişler karşı çeneye temas edene kadar sürmelerini devam ettirirler veya çene kemiği ve dişeti ile birlikte sarkarlar.

6.Diş eksikliğinde eksiğin önündeki ve arkasındaki dişler boşluğa devrilirler. Buraya diş yapmak için devrilmiş dişleri tel tedavisi ile düzeltmek veya daha başka ilave uygulamalar yapmak gerekir.

Armadent Ağız ve Diş Polikliniği uzmanlarından Diş Hekimi Yüksel Tozlu, tek köklü dişlerin çekilmesi durumunda, yeni dişlerin 1-2 ay, iki köklü dişlerin (alt azılar) çekiminde 2-3 ay, 3 köklü dişlerin (üst azılar) çekiminde 3-4 ay sonra yaptırılmasını tüm eksik dişi olanlara ısrarla tavsiye ediyor.

Sağlıklı Beslenmede Doğru Bilinen Yanlışlara Dikkat

YANLIŞ: Su içersem zayıflarım

DOĞRU: Suyun sağlıklı beslenmedeki yeri çok önemlidir. Su; sodyum, flor, potasyum, kalsiyum ve klor minerallerini sağlar, vücutta oluşan toksik maddelerin uzaklaşması için gereklidir. Kilo vermede ise vücudun ihtiyacı olan kalori, karbonhidrat, protein, vitamin ve diğer bazı mineralleri içermediği için tek başına zayıflamada etkisi yoktur.
Sağlık için günde ortalama 2 litre su içmek yeterlidir.

YANLIŞ: Öğünlerden birini atlarsam kolay kilo veririm!

DOĞRU: Öğün atlayan kişiler kısa sürede kilo verebilir. Ancak daha sonra hızla verilen kilonun tamamımı geri almaktadır.
Sağlıklı kilo; çeşitli besinlerden oluşan küçük porsiyonlu 3 ana öğün ve en az 1 veya 2 ara öğünle verilebilir.

YANLIŞ: Sigarayı bırakırsam hızlı kilo alırım

DOĞRU: Sigara içerisinde bulunan nikotinin metabolizma hızına çok önemli bir etkisi bulunmamaktadır. Bu nedenle sigara bırakıldığında hızlı kilo alımına  neden olmamaktadır.
Kilo alımının nedeni metabolizmadaki ufak değişiklik değil, yerine konulan yiyeceğin türü ve miktarıdır. Sigarayı bırakan bireyler, şekersiz sakız ve haftalık 150 dakikalık fiziksel aktivite ile kilo alımının önüne geçebilir.

YANLIŞ: Saat 18.00’den sonra bir şey yersem şişmanlarım

DOĞRU: Sağlıklı kilo vermek için temel kural yemeğin ne zaman yenildiği değil, gün içerisinde ne kadar yenildiği ve ne kadar fiziksel aktivite yapıldığıdır. Öğünlerde miktarlar açlık durumuna göre ayarlanırsa, saat 19.00’dan sonra yenilen yemekler kilo alımına neden olmaz ve kilo kontrolünü sağlar.
Yemek yeme saatine günün ilk öğünü olan kahvaltıyla başlayarak, öğünler arasında en az 3-5 saat boşluk bırakmak gerekir. Yatmadan en geç 2 saat önce 1 ara, en geç 4 saat önce ana öğün yapılmalıdır.

YANLIŞ: Kalorisi düşük olan kepekli ürünlerle kolay kilo veririm

DOĞRU: Kepekli ürünler normal ürünlere göre daha az kalori içermez. Kepek, diyet lifi içeriğini artırarak, kalp damar hastalığı ve bazı kanser türleri gibi kronik hastalıklardan korunmada önemlidir. Kilo vermek için sebze ve meyvelerden yeterince diyet lifi alınabilmektedir.
Kilo verecek kişinin sağlık profiline göre kepekli ürünlerin miktarı ayarlanmalıdır.

YANLIŞ: Sabah aç karnına limon suyu içersem yağ yakarım

DOĞRU: Hiçbir besin yağ yakamaz. Bazı besinler içerdikleri kafeinden dolayı kısa süreli etkisi ile vücuda alınan kalorinin enerji olarak kullanılmasına yardımcı olur. Ancak asitli besinlerin böyle bir etkisi asla bulunmamaktadır.
Bu içecekleri içerek mide asidini artırıp daha çok acıkmak yerine salatalara limon sıkılmalıdır.

Ani Isı Değişimleri Hasta Etmesin

Havanın bir ısınıp bir soğuması bedenimizi yoruyor
 
Halsizlik, enerji azlığı, mutsuzluk, kaslarda ağrı, uykuya dalamamak ve uyanamamak bahar yorgunluğunun belirtileri arasındadır. Havadaki ani ısı, nem, basınç değişiklikleri kişiyi sinirli ve stresli bir hale getirebilir. Mevcut belirtiler aile hayatının ve iş performansının düşmesine ve kişinin hayat kalitesinin düşmesine sebep olabilir. Bahar yorgunluğu zannedilen belirtilerin altından kansızlık, hipotiroidi (tiroid bezinin yeterli çalışamaması) gibi başka hastalıklar da çıkabilir. Bu nedenle belirtilerin süresi uzadığında mutlaka bir doktora gidilmelidir.

Baş ağrıları sıklaşabiliyor

 
Bahar aylarında vücudun çeşitli eklemlerinde ağrılar yaşanabilmektedir. Bahara uyum sağlamaya çalışan vücut daha uzun süre gün ışığına maruz kalır. Günlerin uzaması, saatlerin ileriye alınması gibi faktörler vücudun hormon dengesini değiştirerek uyku düzenini olumsuz etkiler. Uyku düzenindeki bu değişiklikler vücudun yeterince dinlenememesine ve kişinin kendisini sürekli yorgun hissetmesine ve unutkanlığa yol açar. Yoğun tempoda çalışanlar ve stresli kişilerde baş ağrıları yaşanabilir. Baş ağrısına ek olarak sırt, boyun ve omuz kaslarında ve vücudun çeşitli eklemlerinde ağrılar da ortaya çıkar.

Baharda depresyon riskine dikkat

 
Bahar depresyonu, mevsimsellik göstermesi dışında genel olarak diğer depresyonlara benzer belirtiler taşıyan bir hastalıktır. Kişilerin yetersiz güneş ışığı alması beyinde bazı kimyasal maddelerin düzeylerini ve dağılımlarını bozar. Bu hormonlar kişinin vücut ısısı ayarlanması ve uyku-uyanıklık düzeninde önemli rol oynarlar. Biyolojik saatin bozulması ile kişi depresyona daha açık hale gelir. Açık güneşli havalarda daha neşeli, kapalı, bulutlu havalarda cansız ve melankolik olan kişilerde çoğu zaman altta yatan mekanizma biyolojik saatteki aksamalardır.

Sindirim sistemi rahatsızlıkları baharı seviyor

Özellikle bahar ve yaz aylarında en sık rastlanan sorunların başında ülser, reflü ve gastrit gibi sindirim sistemi hastalıkları gelir. Bu şikayetler genellikle midede yanma, kazınma, ekşime ve gaz şeklinde kendini göstermektedir. Nem ve güneş ışığı faktörleri, ülser şikayetlerini artırmaktadır. Hazımsızlık sorunu yaşayan bazı hastalarda ise bahar aylarında daha fazla tüketilen çiğ sebze ve meyvenin bu soruna neden olduğu düşünülmektedir. Bazen bu sorunlar mide kanamasına kadar ilerleyebilmektedir. Bazı yiyeceklerin tüketilmesinden sonra mide yanması, ekşime, gaz ve şişkinlik şikayetleri daha çok gastritte ortaya çıkar. Bahar aylarında kızartmaların fazla tüketimi, asitli ve gazlı içecekler, soğuk su gibi yiyecek ve içecekler gastrit şikayetlerini artırmaktadır.

Havaların ısınmasına güvenmeyin

Mevsim değişikliğine uyum sağlayamayan vücudun soğuk algınlığına yakalanma riski de bahar aylarında yüksektir. Bebekler, 65 yaşın üzerinde olan kişiler, astım hastaları, kronik akciğer hastaları, kalp ve böbrek hastalıkları olanlar ve bağışıklık sistemini zayıflatan ilaç kullanan hastalar risk gurubundadır. Dengeli beslenmek, düzenli uyku, dinlenmek, spor, her gün düzenli banyo yapmak ve sigara içmemek bağışıklık sistemini güçlendiren faktörlerdir.

Ataşehir Belediyesi Türk Sanat Müziği Korosu Bu Yılki İlk Konserini Verdi

25 Nisan Cumartesi günü yapılan konserde Hicazkar, Nihavend ve Kürdilihicazkar makamlarındaki 20 parçadan oluşan repertuar seslendirildi.

74 üyeden oluşan koraya, Kanunda Bülent Oyman, Udda Fikri Sezer ve Kemanda İlker Şakru eşlik etti.

Şef Hulisi Yücebıyık yönetimindeki koro, Türk Sanat Müziği’nin birbirinden değerli eserlerini coşkuyla seslendirdi.

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Sınav Öncesi Fazla Çikolata Konsantrasyonu Bozuyor

Memorial Ataşehir Hastanesi ve Suadiye Tıp Merkezi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dyt. Sevil Ürer, TEOG sınavı öncesi sağlıklı beslenme önerilerinde bulundu.

Beslenme öğrencinin başarısında önemli rol oynar

Öğrencilerin hem sınav hem de öğrenim dönemlerindeki motivasyon ve başarısının artmasında beslenmenin önemli bir rolü vardır. Bunun için öğrenciler bilinçli ve sağlıklı bir beslenme programı uygulamalıdır. Sınav döneminde öğrencilerin yaşadığı yorgunluk, halsizlik, uykusuzluk ve yoğun stres beraberinde mide bulantısı, baş dönmeleri, kilo alma-verme gibi sağlık sorunları yaşamalarına sebep olabilir. Doğru ve dengeli bir beslenme planı ile sınav döneminde oluşabilecek bu tip sağlık sorunlarının önüne geçilebilir.

Kafein, sınav stresini artırır

Aşırı kafein, fastfood ağırlıklı diyet, asitli içecekler gibi sağlıksız beslenmek sınav stresini arttırıp kötü sonuçlara neden olabilir. Sınav öncesinde stresten uzak rahat bir uyku için kafeinli içecekler yerine melisa, papatya gibi bitki çayları tercih edilmelidir. Fazla sıvı alınmamasına da dikkat edilmelidir; çünkü fazla sıvı alımı, gece sık idrara çıkmaya ve kişinin uykusuz kalmasına neden olabilmektedir.

Çikolatanın fazlası konsantrasyonu bozabilir

Konsantrasyonu artırmak için ceviz, zeytinyağı, yeşil yapraklı sebzeler, kırmızı et, pekmez, maydanoz, yeşilbiber, kivi, portakal ve kuşburnuna mutlaka beslenme planında yer verilmelidir. Yeterli miktarda çikolata stresi azaltarak mutluluk verebilir; ancak fazla tüketimin konsantrasyonu düşürebileceği unutulmamalıdır. Sınav sırasında çikolata, şeker gibi kan şekerini hızlı yükselten besinler yerine kuru meyveler ve ceviz, fındık, badem gibi kuruyemişler tercih edilebilir.

Yağlı ve tatlı yiyeceklerden kaçının

Sınav öncesi, aşırı yağlı ve tatlı yiyeceklerin tüketilmesi bağırsak hareketlerinin bozulmasına neden olabileceğinden önerilmez. Bir gün öncesinde gaz problemi oluşturacak kuru baklagil, lahana, pırasa, kereviz, bezelye, bulgur pilavı, kısır, mercimek köftesi gibi besinlerden de uzak durulmalıdır. Susamaya neden olabilecek sucuk, tuzlu çubuk krakerler gibi aşırı tuzlu besinlerden de kaçınılmalıdır.

Kahvaltı konsantrasyon ve motivasyon sağlar

Sınav döneminde kahvaltı atlanmaması gereken en önemli öğündür. Beyin, kan şekeriyle çalışır ve sabah kalktığımızda kan şekerimiz düşüktür. Çok düşük kan şekeri öğrencilerin konsantrasyonunu olumsuz etkiler, çok yüksek kan şekeri ise öğrenme, test çözme, okuma gibi beynin aktif olması gereken zamanlarda uyku hali yaratır. Ayrıca yapılan araştırmalarda, sabah kahvaltı yapan kişilerin başarı oranlarının ve dikkat düzeylerinin yüksek olduğu görülmüştür. Bu yüzden güne; süt, kepekli ekmek, peynir, yumurta, pekmez, yulaf ezmesi gibi besleyici değeri yüksek gıdalar ile başlamak önemlidir.

Beslenme alışkanlıklarının dışına çıkmayın

Öğünlerde, sınav sabahı kahvaltıda çok fazla miktarda ve karışık yağlı besinlerin tüketiminden de kaçınılmalıdır. Sınav öncesi ve sabahında kişinin alışkanlığı olan daha önce tükettiğinde vücutta reaksiyon vermeyen besinler tercih edilmelidir. Besin zehirlenmeleri riski olduğu için bir gün öncesinde dışarıda yemek yenilmemelidir.

Sınav sabahı için ideal kahvaltı mönüsü

· 1-2 dilim tam buğday ekmeği

· 1 dilim peynir

· 1 yumurta (haşlanmış veya yağsız tavada omlet)

· 1 tam ceviz veya 5-6 badem

· 4-5 adet zeytin

· 1 tatlı kaşığı pekmez veya 1 porsiyon meyve

· Domates, salatalık

· 1 bardak meyve suyu (taze sıkılmış)

· 6-7 kaşık yulaf

· 1 bardak süt

· 1 porsiyon meyve veya kuru meyve

· 2-3 tam ceviz

Çocuğunuza Eğlenerek Diş Fırçalama Alışkanlığı Kazandırmanın 10 Kuralı

“Çocuklarda süt dişleri 6 ay-3 yaş arası çıkar. Bunu 6-12 yaş arasında karma diş dizisi izler. Bu iki dönem gelişimin en aktif olduğu dönemdir. Dişler ilk çıktığında mine olgunlaşmamış olduğundan çürümeye son derece elverişlidir. Çocuklara diş fırçalama alışkanlığı kazandırmak bu dönemde son derece önemlidir.

Ebeveynlere çocuklarına eğlendirerek diş fırçalama alışkanlığı kazandırabilmek için şunları tavsiye ediyoruz:

1.Çocukların diş çürükleri hakkında bilgileri ve önemini kavrayabilecek yeterlilikleri yoktur. Bu konudaki tüm görev anne babaya düşmektedir. 6 yaşına kadar çocuğunuzla birlikte dişlerinizi fırçalayın. Siz çocuğunuzun rol modelisiniz. Sizi diş fırçalarken gören çocuğunuz da kendi dişlerini fırçalamak isteyecektir.

2.Diş fırçasını ve macununu çocuğunuzla birlikte seçerek alın. Kendi beğendiği fırçayı ve macunu alan çocuk onu kullanmak için de istekli olacaktır.  Çocuğunuz, diş macununun tadını sevdiği için dişlerini fırçalamak istiyorsa kesinlikle macunu yutmasına izin vermeyin. Bu alışkanlığın önüne geçemiyorsanız, normal şartlarda mercimek tanesi kadar olması gereken macun miktarını mümkün olduğunca azaltın.

3.Mümkünse birden çok fırça ve macun alın ve her fırçalamada ondan farklı seçimler yaparak dişlerini fırçalamasını isteyin. Seçim yapmasını istemeniz, çocuğunuzda karar verme ve özgüven mekanizmasını da geliştirecektir.

4.Çocuk aynada kendisini izlemeyi sever. Ayna karşısında dişlerini fırçalamasını sağlayın. Fırçalama esnasında sevdiği bir şarkıyı hareketleriyle birlikte söyleyebilir ya da dinleyebilirsiniz.

5.Fırçalama esnasında, banyo aynanızın önünde 2 dakikalık eğlenceli bir kum saati bulundurmanız, çocuğunuza tam 2 dakika boyunca dişlerini fırçalama alışkanlığı kazandıracaktır.

6.Fırçalama sonrası gargara, hem diş fırçasının ulaşamadığı yerleri temizlemenizi sağlayacak hem de çocuğunuzu eğlendirecektir.

7.Yine banyo aynanızın yanında kendiniz ve çocuğunuz için haftalık ya da aylık diş fırçalama karneleri bulundurun. Her fırçalamada karnede olumlu işaretlemeler yapın ve başarılı karnesi için çocuğunuzu ödüllendirin.

8.Çocuğunuzla çikolata, şekerleme, tatlı vs yedikten sonra aynada dişlerinize bakın ve dişlerinize yapışan bu yiyecek parçacıklarının onları çürüteceği konusunda bilgilendirme bulunun.

9.Çocuğunuza çürüklerle ilgili, çocuklar için hazırlanmış yaş grubuna uygun animasyonlar izletin.

10.Çocuğunuzu asla dişlerini fırçalamazsa dişlerinin çürüyeceği gerçeği ve diş doktoruna götürmekle tehdit etmeyin. Aksine çocuklarını sağlıklı da olsalar diş hekimine götürerek aferin almalarını sağlayın. Bu çocuklarınızı diş fırçalama konusunda motive edecektir.

Armadent olarak bugünün küçükleri, yarının büyükleri, geleceğin teminatı tüm çocuklara sağlıklı dişler, mutlu yarınlar diliyor, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramlarını kutluyoruz.

Dünya çocuklarla güzel.”

Hayvan Kurtarma ve Hayvan Hakları Çalıştayı’nda İmzalanan Uzlaşı Bildirgesi TBMM’ye Gönderildi

adece insan değil, yaşayan zor durumda kalan her canlının, hayvanların da yardımına koşan AKUT (Arama Kurtarma Derneği) ile hayvan haklarını koruma organizasyonları ile binlerce sokak hayvanının hayatına dokunan HAKUT (Hayvan Arama Kurtarma) derneklerinin ortaklaşa düzenledikleri “Hayvan Kurtarma ve Hayvan Hakları Çalıştayı”, 20 Nisan 2015 Pazartesi günü, İTÜ Ayazağa Kampüsü Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde yapıldı.
 
Sunuculuğunu Çiğdem Tunç’un üstlendiği Çalıştay’da AKUT Yönetim Kurulu Başkanı Nasuh Mahruki, değerli sanatçı HAKUT Başkanı Yonca Evcimik, eski Devlet Bakanı Tınaz Titiz, Hollanda Hayvan Partisi Bilim Bürosu Yöneticisi Kareen Soeters, Büyükbaş Hayvan Teknik Kurtarma Şirketi Başkanı Dr. Rebecca Gimenez, Ankara Veteriner Odası Başkanı Oytun Okan Şener, Prof. Dr. Tamer Dodurka ve Ankara Barosu Hayvan Hakları Kurulu Üyesi Ayça Sümeyra Oruç, AKUT Arama Kurtarma Derneği Marmaris Ekip Lideri Tolga Gözüm, AKUT Arama Kurtarma Derneği Bodrum Ekip Lideri Saadettin Uslu, AKUT Arama Kurtarma Derneği Yaban Hayvan Veterineri Veteriner Hekim Ahmet Kütükçü gibi birbirinden değerli isimler ülkemizde sağlıklı ve sürdürülebilir bir seviyeye ve yaygınlığa ulaşamayan hayvan sevgisi için görüşlerini aktardılar.

Uzlaşı Bildirgesi Hazırlandı

Ülkemizdeki bilinçsizlik ve cehaletten kaynaklanan,  artan sayı ve sıklıkla devam eden hayvan hakkı ihlalleri, hayvana şiddet,  toplu öldürülmeler, barınakların yaşamaya elverişsizliği, tüm bunların takipsizliği ve yaptırımsızlığına karşı Ajda Pekkan, Zeyno Gönenç, Cenk Torun gibi birçok hayvan sever sanatçının katılımları ile gerçekleştirilen, Sezen Aksu’nun mektup göndererek destek olduğu Hayvan Kurtarma ve Hayvan Hakları Çalıştayı’nda, hayvan hakları yasa tasarısına yönelik bir Uzlaşı Bildirgesi de hazırlandı.
TBMM gündemine alınmak için sıra bekleyen 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanun tasarısının büyük ölçüde desteklendiği belirtilen Bildirge’de, tasarıda yer alan ancak düzeltilmesi gereken hususlara da dikkat çekildi.

 
Bildirgede, tasarıda yer alan köpekler için adeta bir ölüm kampı olacak olan Doğal Hayat Parklarıyla ilgili maddenin ve evlerde bakılan hayvan sayısına ilişkin getirilen keyfi ve mesnetsiz sınırlamanın  kaldırılmasının hayvan severler tarafından memnuniyetle karşılandığı belirtildi. Ayrıca yasada sık sık geçen ve hayvanı tamamen meta olarak algılatan “Süs Hayvanı” kavramının kaldırılmasının, petshoplarda hayvan satışının yasaklanmasının, yasak ırk uygulamasına son verilmesinin, Yunus parkları, kara ve su sirklerinin yasaklanmasının desteklendiği bildirildi.
 
Hayvan severlerin onaylamadığı maddeler
 
Bildirge’de, hayvan severler tarafından Tasarı’da onaylanmayan konular hakkında şöyle denildi:
 
“Bu kanunun adı Hayvanları Koruma Kanunu olmasına rağmen yük hayvanı gibi gücünden yararlanılan, et süt veya diğer amaçları için beslenen, acılar içerisinde kesilen hayvan haklarına hiçbir şekilde değinmemektedir. Bu hayvan haklarıyla ilgili olan tüm sorumluluğu ‘hayvan refahı’ kavramıyla 5996 sayılı kanuna (Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu) bırakmaktadır ki, bu kanun kesinlikle hiçbir hayvanın hakkını gözetmemektedir.
 
Ötanazi ve deneylerde AB direktif ve prensiplerine uyum sağlanıyor. Yani bu iki konuda bazı kısıtlayıcı kurallar getiriliyor ancak
 
Hayvanları Koruma Kanunu’nda bu tür maddelerin bulunması aynı zamanda bu fiilleri meşrulaştırmış oluyor.
 
Hayvanat bahçeleri yasaklanmıyor. Hatta orman arazileri ücretsiz olarak tahsis edilebiliyor.”
 
Çalıştay’da imzalanan Bildirge, TBMM Çevre Komisyonu Başkanlığı başta olmak üzere, Başbakanlık, Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Türk Veteriner Hekimleri Birliği ile Türkiye Barolar Birliği’ne gönderildi.

Ataşehir Belediyespor’dan Şampiyonluğa Buruk Veda

24 Nisan Cuma günü İzmit İsmetpaşa Stadı'nda oynanan karşılaşmanın ilk yarısı 0-0’lık golsüz eşitlikle sonlanırken,  Konak Belediyespor’un golleri ikinci yarıda 55. dakikada Yağmur Uraz ve 62. dakikada Esra Erol’dan geldi.

Bu sonuçla Ataşehir Belediyespor, Kadın Futbol 1. Ligi’ni 2. sırada tamamladı.

Şampiyon olan Konak Belediyespor ise önümüzdeki sezon UEFA Kadınlar Şampiyonlar Ligi'nde ülkemizi temsil etme hakkını elde etti.

 
 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Metabolizma Hızını Arttıracak 11 Öneri

İdeal bir şekilde ağırlık kaybı sağlayabilmek için bireyin bazal metabolizma hızına (BMH) göre beslenmesinin planlanması gerekir. Bazal metabolizma hızı; bazal koşullar altında solunum, dolaşım,  gastrointestinal faaliyetler, kas tonusu, vücut sıcaklığının korunması gibi temel metabolik olayların sürdürülmesi ve böbrek, karaciğer gibi organlar ve endokrin bezlerin fonksiyonlarının devam ettirmesi için harcanan enerji anlamına gelmektedir. Eğer kişi BMH’nin altında besleniyorsa, ideal yağ kaybı yerine su ve kas kaybı oluşmakta, bu da kişinin sağlıksız bir şekilde kilo vermesine neden olarak günden güne yaşam kalitesinin düşmesine neden olmaktadır. Bu şekilde zayıflayan kişilerde tekrar kilo alımı kaçınılmazdır.

Metabolizma hızı ölçümünde doğru merkez çok önemli

 
Kilo veremediği için ‘Su içsem yarıyor’ diyen kişilerde büyük olasılıkla metabolizma hızı yavaştır. Her bireyin metabolizması farklıdır. Metabolizma hızını belirleyen faktörler arasında; yaş, cinsiyet, vücut ağırlığı, vücut cüssesi ve kompozisyonu, hormonlar,  hastalıklar, menopoz,  kullanılan çeşitli ilaçlar, diyet ve fiziksel aktivite büyük rol oynamaktadır. Dolayısıyla kişi kilo vermeden önce mutlaka metabolizma hızını ölçtürmelidir. Birçok merkezde metabolizma hızı vücut analiz cihazlarında formülize edilerek hesaplanmaktadır. Ancak bu tam olarak metabolizma hızını göstermeyebilir. 500 kaloriye kadar varabilecek hesaplama hatası olabilir. Hastanemizde kişinin gerçek metabolizma hızı en son teknoloji uygulanarak hatasız bir biçimde ölçülmektedir. Kişi metabolizmasına uygun beslendiği takdirde; kas ve su yerine yağ kaybeder, ideal kilosuna kavuşur, vücut fonksiyonlarının daha da iyi olmasını sağlayarak yaşam kalitesini mükemmele yaklaştırır.

Metabolizmanız yavaşsa vakit kaybetmeden önlem alın

 
Bazal metabolizma hızı ölçülecek hasta, en az 8 saat her hangi bir şey yiyip içmemeli ve rahat kıyafetler giymelidir. Ölçüme başlamadan önce kişi, rahat bir yatağa uzanarak 10 dakika dinlendirilir. Bu süre sonunda kalp atışları yavaşlayarak kendini dinlenmeye alır. Özel bir maske takıldıktan sonra 15 dakika boyunca kişinin normal soluk alıp vermesi istenir. Kişinin ortalama oksijen tüketimi, nefes miktarı, nefes sıklığı ve ortalama oksijen yoğunluğuna bağlı olarak metabolizma hızı en doğru şekilde ölçülür. Böylelikle kişinin metabolizmasının hızlı mı yavaş mı çalıştığı öğrenilir. Çıkan metabolizma hızına göre, kişinin beslenme programı ayarlanır. Metabolizma hızı yavaş ise hızlandırıcı metotlar önerilir. Beslenme ve fiziksel aktivite durumunuz yeniden düzenlenir. Kişi hazırlanan beslenme programına uyduğu takdirde ideal kilosuna kısa sürede kavuşabilmektedir.

 
Metabolizma hızınızı artırmak için;

1.Güne uyanır uyanmaz 1 bardak su içerek başlayın.

2.Uyandıktan sonra kahvaltınızı ilk yarım saat içerisinde yapmaya özen gösterin. Bu şekilde metabolizmanız hızlanacaktır.

3.Metabolizmayı hızlandırma için, susamasanız bile günde 2-2,5 litreye yakın su tüketin.

4.2,5-3 saatte bir beslenerek, metabolizmanızın düzenli çalışmasını sağlayın.

5.Eğer kişinin herhangi bir problemi yoksa gün içerisinde 2 fincan yeşil çay, 2 fincan kahve içebilir.

6.Hamur işleri metabolizmanızı ağırlaştırır, o nedenle tüketmekten kaçının.

7.Et, tavuk, balık, yumurta, süt, yoğurt gibi protein ağırlıklı beslenme metabolizmanızı hızlandırır. Ancak protein miktarının günlük gereksiniminize göre ayarlanması çok önemlidir.

8.Kışın vücudumuz ısı değişikliğine uyum sağlayabilmek adına harcadığı enerjiyi düşürmektedir. Bu nedenle metabolizmanın canlandırılması için fiziksel aktiviteler artırılmalıdır. Haftanın 2 günü orta tempolu 45 dakikalık yürüyüşler iyi gelecektir

9.Özellikle lifli besinler tercih edilmelidir.

10.Zencefil, zerdeçal ve tarçın gibi baharatlar metabolizmanızın hızlanmasına yardımcı olur. Her akşam 1 kase yoğurdun içerisine 1 çay kaşığı bu baharat karışımını ekleyerek tüketebilirsiniz.

11.Eğer tiroit ve hipertansiyon hastalığınız yoksa sabahları aç karnına 1 çay kaşığı tere tohumunu çok az balla karıştırarak tüketebilirsiniz.

Kalbinizle İlgili 10 Yanlış İnanış

Sağlıkla atan bir kalp için öncelikle kalp sağlığı konusunda bilinçlenin

“Ailemde kalp hastalığı yok bende de olmaz”

 
Yanlış! Kalp hastalıklarında genetik geçiş önemli bir nedendir; ama sadece genetik geçiş kalp hastalığına neden olmamaktadır. Aile öyküsü olumsuz olmasına rağmen egzersiz yapan, iyi beslenen, sigara içmeyen kişilerde kalp hastalığı görülmezken; genetik geçişi iyi olan kişilerin düzensiz ve sağlıksız yaşam biçimlerini benimsemesiyle kalp damar hastalığına yakalanma riskleri daha fazla olmaktadır.

.“Kolesterol ve tansiyon ilacı kullanıyorum, istediğim gibi beslenebilirim”

 
Yanlış! Kalp sağlığı için kolesterol ve tansiyon ilaçlarının düzenli kullanımının yanında beslenme ve egzersize de dikkat edilmelidir. İlaç kullanımının yanında yaşam tarzının doğru bir şekilde düzenlenmesi riskin azalmasına sebep olur. Kolesterol dengesini sağlamak için en önemli kural sağlıklı ve düzenli bir diyet programına uymaktır.
 
“Kalp hastaları grip aşısı olmamalı”
 
Yanlış! Özellikle kalp hastası olanların grip aşısı olmaları çok önemlidir. Bunun yanı sıra özellikle kalp kapak ameliyatı olanlar grip aşısına ek olarak zatürre aşısı olarak da bilinen pnömokok aşılarını da yaptırmalıdır.

“Kalp damar hastalıkları erkeklerde görülür”

 
Yanlış! Kalp ve damar hastalıkları çoğunlukla erkeklerde görülse de, sadece tek bir cinsin risk altında olduğu bir hastalık değildir. Kalp damar hastalıkları, kadınlarda da ölüm nedenleri arasında birinci sırada yer almaktadır. Kadınları özellikle koroner kalp hastalıklarından koruyan faktör, kadınlık hormonu olan östrojendir. Ancak sigara içen kadınlarda bu hormon, koruyucu görevini yapamaz ve erkeklerle aynı risk grubunda yer alırlar.

“Tereyağı, ekmek, yumurta yasak”

 
Yanlış! Her şeyin fazlası zarar olabileceği gibi tereyağı, ekmek, yumurta gibi gıdaların sık ve aşırı tüketilmeleri kalp sağlığını için zararlı olabilir ancak doğru ölçülerde tüketildiğinde tam aksine yararlı besinlerdir. Bunun için beslenme planında yeterli oranda yer verilmelidir. Örneğin; kahvaltıda kızarmış ekmeğe yer verilebilir ve haftada bir gün doğal, katkısız bir tereyağı bıçak sırtı sürülerek tüketilebilir. Haftada 3 gün yumurta tüketebilirsiniz. Eğer omlet seviyorsanız beyazlarını kullanarak yapacağınız bir omleti yiyebilir böylelikle damar sağlığınızı da koruyabilirsiniz. Ekmek tüketiminde dikkat edilmesi gereken nokta ise; beyaz ekmekten kaçınmak, tam doygun denilen buğday ekmeklerini tercih etmektir.

“Düzenli beslenip, egzersiz yaparsam kalp hastası olmam”

 
Doğru/Yanlış! Egzersiz yapmak ve düzenli beslenmek kalp sağlığı açısından önemlidir ancak tek başına riski önlemez. Sigara ve alkol tüketimi, diyabet, tansiyon sorunları, kolesterol artışı, stres kalp hastalığı riski için önemli faktörlerdir.

“Kalp sağlığı için sadece tansiyonumu kontrol altına almam yeterli”

 
Yanlış! Tansiyonu kontrol altına almak kalp sağlığını korumak için gerekli koşullardan sadece bir tanesidir. Sağlıklı bir kalbe sahip olmak için hem tansiyon hem de kolesterol kontrol altına alınmalıdır. Ayrıca varsa şeker hastalığının kontrol altında tutulması, stresle baş etme yöntemlerinin uygulanması, düzenli egzersiz yapılması, halk arasında kötü kolesterol olarak bilinen LDL'nin düşürülüp iyi kolesterol; yani HDL'nin yükseltilmesi kalp sağlığı için önemlidir

“Kalp damar hastalıkları ileri yaşlarda görülür”

 
Yanlış! Genelde ileri yaş hastalığı olarak düşünülen kalp rahatsızlıkları artık gençleri ve orta yaş grubundaki kişileri de tehdit edebilmektedir. Tüm dünyada ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alan kalp hastalıkları, yaşamsal öneme sahiptir. Her yaşta sağlıkla atan bir kalp için, doğuştan itibaren yaşamın her evresinde kalp hastalıklarına karşı koruyucu önlemler almak gerekir. Erken yaşlardan itibaren okul ve aile ortamında “doğru beslenme ve egzersiz” derslerinin verilmesi ileride kalp damar hastalıklarından korunmada etkili olacaktır.

“Kalp hastaları egzersiz yapmamalı”

Yanlış! Sanılanın aksine kalp hastaları damarlarının açık olup olmamasına ve kalp yetersizliklerinin derecesine göre egzersiz yapabilirler. En yararlı kardiyovasküler egzersiz şekli ise hızlı yürüyüş veya yavaş koşu gibi egzersizlerdir. Açık havada ve egzoz dumanından kaçınarak 30-45 dakika yapılan tempolu yürüyüşler kalp sağlığını korumada etkili olacaktır. Spor yapmak için dışarı çıkmak istemeyen kişiler evinin koridorunu bile kullanabilir. Ancak egzersize başlamadan önce mutlaka efor veya egzersiz testi yapılmalı ve hekimin önerilerine uyulmalıdır.

“Kalp ameliyatı sonrası hayatımda hiçbir şey eskisi gibi olmayacak”

 
Yanlış! Bypass ameliyatı sonrası hastalar genellikle bazı olumsuz düşüncelere kapılabilirler. Yaşadıkları ameliyatın psikolojisi ile yarım insan olarak artık iş göremeyecek durumda olduklarını zannederler. Böyle bir durum söz konusu değildir. Tam tersi daha önceden risk altında yaşıyorken bypass sonrası daha sağlıklı, konforlu bir yaşama merhaba demektedirler.

Vitaminler Doktor Kontrolünde Kullanılmalı

Gerekli vitamin dengeli beslenme ile sağlanabilir
 
Dengeli beslenme ile vücudun vitamin ve mineral ihtiyacı doğal besinlerden yeteri kadar sağlanabilir. Vitaminler ayrıca vücudun karbonhidrat, yağ ve proteini kullanmasına yardımcı olurlar. Vücutta yakılmazlar. Yani vitaminlerden doğrudan enerji (kalori) alınmaz. Vücut, her vitaminden gerekli olan miktarın kan dolaşımında sürekli mevcut olmasını sağlar. Bununla birlikte bebekler, gebeler, yaşlılar, sigara içenler, uzun süreli ilaç kullananlar, vejetaryenler, zayıflama diyeti uygulayanlar, sürekli öğün atlayanlar, kronik hastalığı olup devamlı ilaç kullananlar, menopozdaki kadınlar ile şeker hastalığı olanların doktor kontrolünde vitamin desteği almaları gerekir.  
 
Yağda eriyen ve suda eriyen vitaminler
 
Suda çözünen vitaminlerin fazlası vücut sıvıları ile atılırken, yağda çözünen vitaminlerin fazlası ise yağ dokusunda depolanır. A,D,E,K vitaminleri yağda erirken ve C vitamini, B vitaminleri,  biyotin, folik asit (folacin) suda erir. Depolandıkları için yağda çözünen vitaminlerin aşırı dozu zararlı olabilir. Özellikle vitamin A ve D'nin tüketiminde dikkatli olmak gerekir. Yağda çözünen vitaminler hakkında önemli bilgiler şu şekilde sıralanabilir.

A Vitamini

Göz sağlığı için çok önemlidir. E vitaminiyle birlikte alınırsa daha etkili olur. Yumurta, avokado, karaciğer, süt, havuç, yeşil renkli sebzeler, ceviz, balık yağı şeftali portakal kuru kayısı gibi besinlerde vardır. A vitamininin fazlası zararlıdır. Özellikle gebe kalmayı planlayanlarla gebelerin, A vitamini içeren ilaçlardan ve yiyeceklerden uzak durması önerilmektedir. Gebelikte düşük ve anormallik yapma riski vardır.

D Vitamini

Provitamin şeklinde alınan D vitamini deri altında UVA ışınları ile aktifleşir. D vitamini kalsiyum ve potasyumun emilmesini ve kemiklerde depo edilmesini sağlar. D vitamini eksikliğinde çocuklarda raşitizm, yetişkinlerde kemik erimesi görülebilir. Fazlası kireçlenmeye neden olur. En önemli kaynak güneş ışınıdır. Ayrıca karaciğer, balık, yumurta, tereyağı, peynir ve mantarda bulunur. Her çocuğun yaşamının ilk yılında alması gereken, büyüme ve gelişim için gerekli en önemli vitaminlerden biridir

E Vitamini

Çocukların büyümesi için E vitamini gereklidir. E vitamini yaralarının iyileşmesi için de gereklidir. E vitamini; sinir sisteminin, kasların, hipofiz gibi endokrin bezlerin ve üreme organlarının fonksiyonları için öneme sahiptir. E vitamini, biyolojik bir antidoksidan olup, atardamar hastalıklarının ve kanserin önlenmesi için gerekli olan bir antioksidandır. Bitkisel ve sıvı yağlarda, kırmızı et, karaciğer, tahıl, tahıl ürünlerinde bulunan E vitamini eksikliğinde kaslar gelişemez.

K Vitamini

K vitamini, yeşil sebze, çay ve ciğerde bulunan ve kan pıhtılaşmasında önemli bir yeri olan vitamindir. Yokluğunda kan ile ilgili belirtiler ortaya çıkar. Normal olarak bağırsaklarda bulunan bakteriler tarafından sentezlenir. Yetersizliğinde pıhtılaşmada sorunlar ve aşırı kanama ortaya çıkar. Vücudumuzdaki bakteriler tarafından da üretilir. Vücudumuzu hastalıklardan korur. Yaraların iyileşmesi için K vitamini gereklidir.

Vitamin eksikliği mutlaka giderilmeli

Vitamin eksikliğinde sağlık sorunları yavaş yavaş ortaya çıkar. Zaman içinde yorgunluk halsizlik ve başka şikayetler belirir. Bir sonraki aşamada bedensel rahatsızlıklar görülebilir. Vitamin eksikliği giderilmez ise ölümle sonuçlanabilecek ciddi rahatsızlıklar görülebilir.

Bahar Alerjilerine Karşı Alınması Gereken 10 Önlem

Gözlerde sulanma, hapşırık ve burun tıkanıklığı varsa
 
Bahar aylarının gelmesi ile birlikte hapşıran, sürekli mendil değiştiren ve bu nedenle hekime başvuran kişilerin sayısı giderek artıyor. Alerjik kişileri en çok etkileyen faktörlerden biri ise polenlerdir. Polen alerjisi olan kişilerde gözlerde sulanma, kaşıntı, kızarıklık; burunda akıntı, tıkanıklık ve hapşırık gibi belirtiler görülebilmektedir.

Rüzgarla taşındıkları için en çok küçük boyutlu polenler, bitkiden kilometrelerce uzaklıktaki kişilerde bile alerjiye neden olabilir.

 
Kızılağaç, fındık, zeytin, kavak, çayır otu, pelin, arpa, buğday, yulaf ve çavdar en sıklıkla alerji yaratan polenlerdir. Ağaç polenleri daha çok Şubat-Mayıs, ot polenleri Mayıs-Haziran aylarında, yabani ot polenleri ise yaz ortasından sonbahara kadar yakınmalara neden olabilir. Polenler, saman nezlesi (alerjik nezle) ve astım belirtilerini tetikleyebilirler.

Astım hastaları sokağa çıkmakta zorlanıyor

 
Nefes darlığı, hava açlığı, öksürük, balgam çıkarma, göğüste tıkanma hissi gibi belirtilerle seyreden astım, bahar aylarında polenlerin yayılmasıyla daha ağır seyredebilir. Polen alerjisi olan astımlı hastaların bu dönemde şikayetleri artabilir. Bu dönemde hastanın ilaç tedavisinin yeniden düzenlenmesi gerekebileceğinden astımlı hastaların düzenli kontrollerini aksatmaması gerekir.

Alerjenleri hayatınızdan çıkarın

 
Duyarlı kişilerde alerjik reaksiyonlara sebep olan maddeler alerjendir. Bunun için saman nezlesinden korunmada ilk adım, kendisinde alerji meydana getiren polen gibi alerjenin belirlenmesidir. Hızlı ve kolay uygulanan deri ya da kan testleri ile kişinin neye karşı alerjisi olduğu belirlenebilir. Alerji yapan etken saptandığında kişi, bundan olabildiğince uzaklaşmalıdır. Tedavide alerji önleyici ilaçlardan yararlanılabilir. Uygun kişilerde aşı tedavisi de belirtilerin giderilmesine yardımcı olacaktır.

Sabah saatlerine özellikle dikkat edin

 
Sabah saatlerinde havadaki polen miktarı genellikle daha fazladır. Yağmurlu günlerde havada uçuşan polen miktarı azaldığından polen alerjisi olan kişiler rahat eder. Tam tersine sıcak ve rüzgarlı günlerde polen yayılımı artar.

 
Alerji karşıtı 10 önlem

•Neye karşı alerjiniz olduğunu öğrenin

•Dışarıda mutlaka polen maskesi takın

•Ev ve ofisinizi sabah saatlerinde değil, öğleden sonra havalandırın

•Otomobil camlarını gerekmedikçe açmayın ve polen filtrelerini değiştirmeyi unutmayın

•Gözlerin yanını da örten güneş gözlükleri kullanın ve sık sık gözlüklerinizi polen yapışabileceği için yıkayın

•Eve geldiğinizde kıyafetlerinizi değiştirin, burnunuzun içini temizleyin, duş alın

•Polen mevsiminde açık havada spor yapmayın

•Yıkanan çamaşırları mümkünse kurutma makinasında kurutun. Nem, ev içi alerjenlerin gelişimini tetikleyebileceğinden yatak-oturma odalarında çamaşırlarınızı kurutmayın

•Evcil hayvanlarınızı yattığınız odaya almayın

•Özellikle bu dönemde toz, sigara dumanı, boya kokusu, parfüm gibi etkenlerden uzak durun

Vücutta Çıkan Ağrısız, Sabit Büyük Bezelere Dikkat

Lenfoma, akyuvarların bir grubunu oluşturan lenfositlerden kaynaklanan hematolojik bir kanser tipidir. Lenfositlerin bulunduğu lenf bezeleri, dalak, kemik iliği gibi dokularda habis değişikliğe uğrayan hücreler hızla çoğalarak belirti vermeye başlar. “Hodgkin lenfoma” ve “Hodgkin dışı lenfoma” adı altında iki gruba ayrılır. Bazı virüslerle oluşan enfeksiyonlar, zirai ilaçların da içinde olduğu bazı kimyasal maddeler, bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden olan bazı hastalıklar ve AIDS, bağışıklık sistemini baskılayıcı, doku ve organ nakli sonrası kullanılan ilaçlar ile genetik faktörler lenfomalar için bilinen başlıca risk faktörleridir.

Nasılsa ağrımıyor deyip geçmeyin

Hastalığın ilk ve en sık görülen belirtisi, lenf bezesinde şişliktir. Genellikle boyunda, koltuk altında veya kasıkta bu ağrısız beze şişmeleri fark edilir. Erişkin yaşta ve yaş ilerledikçe büyüyen bezenin kötü huylu olma olasılığı daha çok artar. Bazı hastalarda göğüs kafesi içi ve karın boşluğundaki lenf bezelerinde büyüme olur. Bezeler bazen çok büyüyebilir ve etrafındaki doku ve organlara bası yapan kitleler oluşturur. Bu nedenle nefes darlığı, yüzde ve boyunda şişme ya da karında şişlik, ele gelen kitle, karın ağrısı gibi yakınmalara yol açarlar.  Beze büyümesinin ağrısız olması yanında yumuşak kıvamda olmaması, hareket etmemesi, çok büyük olması, asimetrik olmaması lenfoma veya başka bir habis hastalığı ön planda düşündürür.

Tedavi yöntemine lenfomanın tipine ve evresine göre karar veriliyor

Tanıda hasta öyküsü, fiziki muayene, kan ve idrar tetkikleri ile radyolojik görüntüleme testleri önemlidir. Teşhis için o bölgeden biyopsi almak gerekir. Karın içinden parça almak gerekirse laparoskopi veya laparatomi denilen cerrahi yöntemlerle karın içindeki şüpheli bölgeden parça almak gerekir. Göğüs kafesi içindeki bezelere ulaşmak için radyoloji tarafından tomografi kullanılarak hastalıklı bezeye ulaşılır ve parça alınır. Hastalığın evresini belirlemek amacıyla iki taraflı kemik iliği biyopsisi de yapılmalıdır.

Hastalığın tedavisinde kök hücre nakli önemli rol oynuyor

Lenfomalarda kemik iliği (kök hücre) nakli de önemli tedavi seçenekleri arasındadır. Hastalık kontrol altına alındığında tekrarlamasını önlemek amacıyla, tekrarlamış (nüks) hastalıkta tekrar kontrol sağlanınca ve tedavide kontrol sağlanamayan hastalarda kemik iliği nakli uygulanabilir. Nakil öncesinde hastadan (otolog) kök hücreler çekildikten sonra kemik iliğinin tekrar kan üretme yeteneğini ortadan kaldıracak dozda kemoterapi ya da radyoterapi uygulanır ve çekilen kök hücreler hastaya geri verilir. Nüks durumunda bazı hastalarda otolog nakil dışında sağlıklı kök hücre donörlerinden (bağışçılarından) doku grubu uygun allojenik veya doku grubu tam uymayan haploidentik nakil de seçenekler arasındadır.

Çok Satan Erkek Parfümü Emblem’e Güçlü Bir Yorum

Değerli, Maskülen ve Güçlü İlham Kaynağı

Montblanc'ın klasik tasarımını benzersiz malzemelerle birleştirmek arzusuyla hazırlanmış EMBLEM INTENSE, Meisterstück Solitaire Royal Legrand dolma kalemden ilham alıyor.

Odunsu, Aromatik ve Baharatlı

EMBLEM INTENSE, tazelik hissi veren, odunsu, baharatlı ve aromatik bir koku… Üst notalarında, turunçgil kokteyli, ferahlatıcı bir greyfurt karışımı ve kakule ile kişniş tohumu ikilisinin yarattığı tazelik hissiyle karşılaşıyorsunuz.

Orta notalarında yoğun olarak buzlu menekşe yapraklarının uyumu açığa çıkıyor. Tarçın kabuğu ve Hindistan cevizi notalarıyla zenginleştirilip, Pomarose (elma tadındaki gül esintileri) ile sarmalanıyor.

Alt notalarında ise değerli ağaçlar, paçuli, zarif kadife ve süet uyumuyla vurgulanarak oldukça maskülen koku açığa çıkarıyor. Bağımlılık yapan tonka fasulyesiyle zenginleşen EMBLEM INTENSE, derin bir şehvet yayarak güçlü bir imza atıyor.

Şampiyon 24 Nisan’da Belli Oluyor

Karşılaşmanın galibi; hem şampiyonluk unvanına ulaşacak, hem de önümüzdeki sezon UEFA Kadınlar Şampiyonlar Ligi'nde ülkemizi temsil etme hakkını elde edecek.
 
 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Ataşehir’de Yetişkin Tiyatrosu Eğitimi Başlıyor

Haftada bir gün verilecek eğitimlerde, 1 ders, 2 saat olarak ayarlanacak. Toplam 8 ay sürecek eğitimler esnasında yaz mevsiminde belli bir dönem eğitime ara verilecek.

Şu an ön kayıtları alınan projede asıl kayıtlar kişi sayısına göre belirlenecek.

Tiyatro eğitimleri Müjdat Gezen Sanat Merkezi ile Haliç Üniversitesi Tiyatro Bölümü Mezunu ve Beykent Üniversitesi’nde Sinema alanında Yüksek Lisans sahibi, 13 yıldır eğitmenlik yapan Ercan Tulunay tarafından verilecek.

Eğitimlerin sonunda katılımcılar hep birlikte bir oyun sahneleyecek ve tüm katılımcılara Ataşehir Belediyesi tarafından katılım belgesi verilecek.

Önkayıt kontenjanları dolmuştur, yeni önkayıt yapılmamaktadır.

 
 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Ünlü İsimler Organ Bağışı İçin Hayata Yelken Açtı

Türkiye’de bir ilk
 
Organ bağışı konusunda toplumsal farkındalık yaratmak amacıyla Organ Nakilleri Bilinçlendirme ve Geliştirme Derneği tarafından, Fenerbahçe Spor Kulübü Yelken Şubesi desteğiyle gerçekleştirilen “Hayata Yelken Aç Yelken Yarışı” ile yelkenler bu kez hayat vermek için açıldı. Türkiye için bir ilk olma özelliği taşıyan proje, organ bağışı bekleyen binlerce insana umut olmayı amaçlıyor.

Rotamız yeni bir hayat

 
Kalamış Fenerbahçe Marina’dan başlayan yarış, Moda Deniz Kulübü’nde düzenlenen kupa töreninin ardından Gripin konseri ile sona erdi. Organizasyonu Prestige Premium Brands ile Piangel tarafından yapılan ve Memorial Sağlık Grubu, Türkiye Yelken Federasyonu (TYF), Fenerbahçe Spor Kulübü ve Setur Marinas’ın katkıları gerçekleşen “Hayata Yelken Aç” her yıl organ nakli bekleyenlerin sesi olacak.

Ünlülerden tam destek

 
Organ bağışı konusunda toplumsal farkındalık yaratmayı amaçlayan “Hayata Yelken Aç Yelken Yarışı” sanat, müzik ve spor dünyasından bir çok ünlüyü bir araya getirdi. Zeynep Beşerler, Gamze Özçelik, Şevket Çoruh, Bülent Şakrak, Özgür Ozan, Hande Kazanova, Özge Özberk, Cansel Erçin, Emre Kızılırmak, Edhem Dirvana, Oylum Talu, Gripin Müzik Gurubu ve Tugay Kerimoğlu organizasyona tam destek vererek organ bağışında bulundu.

Organ bağışı, yapılabilecek en kutsal görev

 
Organ Nakilleri Bilinçlendirme ve Geliştirme Derneği Başkanı ve Memorial Ataşehir Hastanesi Organ Nakli Bölüm Başkanı Prof. Dr. Yalçın Polat, Hayata Yelken Aç Projesi’nin organ bağışına dikkat çekmek konusunda önemli bir sosyal sorumluluk olduğunun altını çizerek organ nakli ve organ bağışı hakkında bilgi verdi:

Organ bağışı ile birçok insanın hayatının kurtulabileceğinin unutulmaması gerekir. Organ bağışı, insanların hayatındayken yapabileceği en kutsal görevdir.  Toplumun nakil konusunda bilinçlenmesi ve bağışların artmasıyla, sağlıklı bir hayata merhaba diyen kişilerin sayısı artabilecektir. Organ bağışını artırmak için toplumdaki her bireye görevler düşmektedir. Organ bağışını her zaman gündemde tutmamız gerekir. Bu amaçla yaptığımız ve yapacağımız tüm sosyal sorumluluk projeleri, eğitimler, seminerler ile toplumun organ bağışına bakış açısını iyileştirmemiz, bu konuyu sürekli konuşur, tartışır hale getirmemiz gerekiyor.

Organ bağışını artırmak için çalışmalarımız hız kesmeden devam edecek

Avrupa ülkelerinde organ nakillerinin yüzde 80’i kadavra, yüzde 20’si canlı kaynaklıyken; Türkiye'de organ nakillerinin yüzde 75‘i canlı, yüzde 25’si kadavra kaynaklıdır. Son yıllarda yapılan çalışmalar ile ülkemizde organ bağışı sayısı artış gösterse de halen istenilen düzeyde olmadığını gösteriyor. Binlerce insan yeni bir hayat için organ bekliyor. “Hayata Yelken Aç” projemizle Türkiye’de bir ilki gerçekleştirdik ve organ bekleyen hastalar için çalışmalarımız devam edecek.

Baharda Baş Ağrısı Anevrizma Habercisi Olabilir

Mevsim geçişlerine dikkat
Anevrizma, damar duvarından köken alarak oluşan üzüm tanesi şeklinde bir çıkıntıdır. Kan basıncına dayanıklı olan damar duvarı çeşitli nedenlerle zayıflayarak üzüm tanesi şeklinde bir çıkıntı yapabilir. Anevrizma ilkbahar ve sonbahar gibi geçiş mevsimlerinde daha sık görülmektedir. Bu mevsimlerde yaşanan ani ve şiddetli baş ağrılarının önemsenmesi gerekmektedir. Tanı yöntemleri çok geliştiği için birçok anevrizma patlamadan belirlenebilmektedir. Çocukluk çağında nadiren gözlenen anevrizma, genellikle 40-60 yaş arasında görülmektedir.

Aniden saplanan ve geçmeyen ağrıya karşı direnmeyin

Anevrizmanın en sık görülen belirtisi ani ve şiddetli gelişen baş ağrısıdır. Özellikle yoğun spor, ağır yük kaldırma ve cinsel aktivite sonrasında baş ağrısı gelişmesi durumunda anevrizma varlığından şüphe duyulmalıdır. Bu tür aktiviteler sırasında kan ve kafa içi basınç artığından dolayı beyin damarlarındaki anevrizma yırtılarak beyin kanamalarına neden olabilmektedir. Yaşanan baş ağrısı daha önce yaşanan baş ağrılarından farklı olarak kendini hissettirir. Anevrizma hiçbir belirti vermeden de ortaya çıkabilmektedir. Ani ve şiddetli baş ağrısının yanı sıra;

 
· Kronik baş ağrısı yaşayan bireylerde, baş ağrısı sıklığının ve şiddetinin artması
 
· Göz kapağında düşme
 
· Geçici uyuşmalar
 
· Yutma ve görme bozuklukları da anevrizmanın bilinen belirtileri arasındadır.

 
Yüksek tansiyon baloncuğu patlatabilir

MR, Tomografi ve kasıktan girilerek yapılan anjiyografi ile belirlenebilen anevrizmanın ne zaman patlayacağı tespit edilememektedir. Baloncuk doğuştan olabileceği gibi daha sonradan yaşanan travmalar, tümör ve enfeksiyon gibi nedenlerle de meydana gelebilir. Anevrizmanın büyüklüğü ve üzerinde kendisinden küçük başka bir baloncuğun varlığı patlama riskini arttırır. Genç yaşta oluşan anevrizmalar ilerleyen yaşla birlikte büyüyeceği için patlama riskini fazlalaşır. Baloncuğu büyütecek ve patlamasına neden olabilecek yüksek tansiyon gibi farklı etkenler varsa bunların da kontrol edilmesi gerekmektedir.

Anevrizmanın patlaması hayati tehlikeye neden olabiliyor

Anevrizmanın patladığı ve beyin kanamasının gerçekleştiği durumlar ölümcül olabilmektedir. Yapılan çalışmalarda beyin kanaması geçirenlerin yüzde 12’sinin hastane gelemeden hayatını kaybettiği belirlenmiştir. Tedavi edilmediği durumlarda ikinci beyin kanaması riskinin yanı sıra felç ve koma halleri de görülmektedir.

Doku dostu tedavi

Anevrizmanın tedavisinde son yıllarda kasıktan girilerek gerçekleştirilen anjiyo yöntemi ön plana çıkmaktadır. Özellikle cerrahi işlemin zor olduğu, büyük damarların beyne girdiği ve beyin sapının önünde bulunan baloncuklarda girişimsel yöntemler kullanılmaktadır. Kasıktan girilerek yapılan tedavinin cerrahi yöntemlere göre avantajı fazladır. Cerrahi yöntemde komplikasyon riski her zaman daha fazladır. Kesme dikme gibi işlemler olmadığı için doku dostu olarak tanımlanan girişimsel tedaviden bir gün sonra hasta taburcu edilir.

Yaşam şekline dikkat

Anevrizma patlamadan müdahale edilen hastaların sigara ve alkolden uzak durması gerekir. Tansiyon sürekli kontrol altında tutulmalıdır. Spor yapmalarında bir sıkıntı bulunmamaktadır. Anevrizması patlayan ve beyin kanaması geçiren hastaların biraz daha dikkatli olmalarında fayda vardır. Tedaviden sonraki ilk 6 ay ağır sporlardan kesinlikle uzak durmaları gerekir

Ataşehir Hint Mutfağı ile Buluştu: Tandoori Ataşehir Açıldı

Ataşehir Belediyesi Türk Sanat Müziği Korosu Konser Verecek

Tarih: 25 Nisan 2015/Cumartesi

Saat:  20.00

Yer: Ataşehir Zübeyde Hanım Öğretmenevi

Adres: Ataşehir Girişi, Merdivenköy Yolu No:01 Küçükbakkalköy/Ataşehir (BP istasyonu arkası)

 
 
 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Spor Yapanların Ömrü 6 Yıl Uzuyor

Spor yapanların ömrü ortalama 6 yıl uzuyor

Hareketsizlik birçok hastalığa zemin hazırlar. Spor yapan kişiler, yapmayanlara oranla 6 yıl daha uzun yaşamaktadır. Fakat spor yaparken kişiler, fizyolojik sınırlarını zorladığı takdirde bu durum aleyhlerine dönebilir. Bu nedenle sporun tipi çok önemlidir. Spor esnasında kayıpların yüzde 65’i futbol ve basketbol oynarken yaşanır. Atletlerde bu oran hayli düşer. Önemli olan profesyonel hayatta yapılan spor ve amatör olarak yapılan sporlardır. Özellikle okullarda herhangi bir spor takımına alınan çocukların, parklarda spor yapanların ve halı saha maçı yapan amatörlerin mutlaka doktor kontrolünden geçmesi gerekmektedir.

Hangi sporu yapacağınızı kalbiniz söylesin

Vücudunu geliştirmek için ağır spor yapmayı tercih eden kişiler öncelikle kendi vücutlarını tanımalıdır. İlk olarak doktora gidilmeli ve sağlıklı bir şekilde spor yapmalıdır. Kişinin hangi spora daha uygun olduğunun belirlenmesi çok önemlidir. Kişilere göre spor dallarının uygunluğu da değişmektedir. Çok pahalı ve zahmetli olmayan muayenelerle kişinin hangi spor dalı için uygun olduğu saptanabilmektedir. Efor testi yaptıran bir kişinin ritminden yola çıkarak hangi sporu ne derece ve nasıl yapabileceğini söylemek mümkündür.

Hareket için her fırsatı değerlendirin

Spor salonda ya da sadece dışarıda yapılır gibi kesin kurallar yoktur. Vücut, hareket etmek için dizayn edilmiştir ve her fırsatı zarar vermeden kullanmak gerekmektedir. Arabayı daha az kullanmak, yürümeyi daha fazla tercih etmek önemlidir. Kişi iş yerinde telefon açmak yerine çalışma arkadaşının yanına gidilebilir. Bazı durumlarda sabah erken saatlerde alışveriş merkezlerinde bile yürüyüş yapılabilir.

Haftanın en az 4 günü spor yapılmalı

Haftada 4 gün en az 45 dakika, spor için ideal bir süredir. Ancak yeni başlayan bir kişi için bu program önerilmez. Yeni başlayanlar, haftada 2 gün, 20 dakika spor yapmalı ve yavaşça tempoyu artırmalıdır. Sadece hafta sonu vakti olan kişilerin ise 2 gün boyunca kendine çok yüklenmemesi gerekmektedir. Standart olarak önerilen sporlar; tempolu yürüyüş, bisiklet, hafif tempolu koşu, yüzme ve aerobik egzersizler olarak sıralanmaktadır.

Kalp hastası olmanız spor yapmanıza engel değil

Kalp ameliyatı olan ya da kalp rahatsızlığı olan kişiler spor anlamında daha aktiftir. Özellikle hastalık sonrası sağlığa daha dikkat ediyor ve spor yapıyorlar. Çok büyük bozulmalar olmadığı müddetçe kalpte gelişen makul hasarlar çok iyi tolere edilmekte ve normal hayatı etkilememektedir. Kalp yetmezliği de dahil belli kurallara uyarak spor yapmalıdır ve teşvik edilmelidir.

Spor öncesi karbonhidrat, sonrası protein

Spor yapan kişilerin doğru beslenmesi de çok önemlidir. Spor öncesi karbonhidrat bakımından zengin gıdalar tüketilmelidir. Örneğin bir muz, elma ya da sandviç yenebilir. Spor sonrası vücudun iyileşmesi ve kendini toparlaması için protein tüketilmelidir. Örneğin çikolatalı süt tüketilebilir. Yumurta ve yoğurt, spor sonrası vücudun yenilenmesine katkı sağlayan önemli bir gıdadır. Genel kural spor öncesi karbonhidrat, sonrasında da protein tüketilmesidir.

Sağlıklı spor yapmanın altın kuralları

· Koşu veya yürüyüş yapanlar tartan pistleri ve düz yerleri tercih etmelidir.

· Ayak ve ayak bileklerindeki sorunları engellemek için spor salonlarındaki yürüme bantlarının kalitesine dikkat edilmelidir.

· Spor salonlarının hijyenik ve iyi havalandırılmış olması gerekmektedir.

· Çok soğuk, sıcak ve rüzgarlı alanlarda spor yapılmamalıdır.

· Rahat kıyafetler ve doğru spor ayakkabı tercih edilmelidir.

· Aç karnına ya da yemeğin hemen arkasından yürümek çok tehlikelidir.

· Yürüyüşün temposu ve egzersizin sıklığı doktora danışılarak hesaplamalıdır.

Dünya Kalpten Ölüyor

Kalp hastalıkları ve kalp krizlerinin oluşmasındaki en önemli faktörlerin başında hipertansiyon geliyor… 2025 yılında dünyada hipertansiyon hastalarının oranınıh %30 olacağı öngörülüyor. İkinci önemli faktör olan sigara kullanımının 10 yıl içinde 8 milyon kişinin yaşamına mal olacağı ifade ediliyor.

Memorial Antalya Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü’nden Op. Dr. Tamer Bakalım ve Kardiyoloji Bölümü’nden Uz. Dr. Nuri Cömert, 12-19 Nisan Kalp Haftası nedeniyle Antalya Gazeteciler Cemiyeti’nde basın toplantısı düzenledi.

Türkiye’de kalp hastalıkları ve kalp krizlerinin 30 yıl öncesine göre önemli bir artış gösterdiğini ifade eden Op. Dr. Bakalım, “Kalp hastalıkları 1989’da %40, 1993’de %45,  2009’da %40 ile yaşamı tehdit eden en önemli sağlık sorunu olarak ilk sırada yerini almıştır. Dünyada, 2008’deki 57 milyon ölümün 36 milyonu yani üçte ikisi de kalp ve damar hastalıkları nedeniyle gerçekleşmiştir” dedi.

Modern risk faktörleri %80 oranında etkili   

Kalp ve damar hastalıklarının oluşumunda %80 oranında etkili olan modern risk faktörleri hakkında bilgi veren Op. Dr. Bakalım, “Çocuklarda küçük yaşlardan itibaren oluşturulan sınav kaygısı, sokak oyunlarının terk edilmesi, iş yaşamında sınırların zorlanması, erken menopoz, metropollerdeki hava kirliliği ve egzoz dumanı (karbonmonoksit), kontrol edilemeyen stres, mesleki sorumlulukların erken üstlenilmesi ve yeteneklerin üzerinde sorumluluklar alınması, duygusal çöküntüler, sigara kullanımı gibi modern faktörler de kalp krizlerinin en önemli nedenleri arasında yer almaktadır. Modern risk faktörlerinin en aza indirilmesi ile koroner kalp hastalıkları %80 oranında önlenebilir ve yılda 300 bin ölüm engellenebilir” ifadelerini kullandı.  
 
Geleneksel faktörler önemsenmeli

 
Kalp hastalıklarının ve kalp krizlerinin %20 oranında geleneksel yani değiştirilemez faktörler nedeniyle de ortaya çıktığa vurgu yapan Op. Dr. Bakalım, “Ailesinde kalp hastalığı ya da kalp krizinden erken yaşta ölüm hikayesi olanlar, yaş ve cinsiyet ise değiştirilemeyen risk faktörleridir. Ancak bunlar da yaşam biçimi değişiklikleri ve düzenli kalp kontrolleri ile en aza indirilebilir. Kalp ve damar hastalıklarından korunmada yaklaşım tarzı, tek bir risk faktörünün değil genel riskin düşürülmesine yönelik olmalıdır” şeklinde konuştu.

Kalbin 4 düşmanına dikkat!  

 
Op. Dr. Tamer Bakalım, kalbin düşmanı 4 önemli faktörü de vurgulayarak, başta kalp ve damar hastalıklarına yol açarak yaşamı tehdit eden; sigara kullanımı, diyabet, obezite ve tansiyonun kontrol altına alınmadığında, gelecekte tüm dünya için önemli bir tehdit oluşturabileceğinin altını çizdi. Op. Dr. Bakalım, kalbin 4 düşmanı hakkında şu bilgileri verdi:  
 
Sigara 15 yıl sonra 8 milyon kişiyi öldürecek
 
Tütün, dünyada önlenebilir ölüm nedenlerinin başında gelmektedir. Dünya Sağlık Örgütüne göre dünyada sigara kullanımına bağlı yılda 5 milyon ölüm gerçekleşmekte, 2030’a kadar da bunun 8 milyona çıkması beklenmektedir. Türkiye de dünyada en çok tütün kullanılan ülkeler içinde 10’uncu sıradadır.  
 
Glikoz ve mısır şurubu diyabete zemin hazırlıyor
 
Yaşam tarzındaki hızlı değişim ile birlikte gelişmiş ve gelişmekte olan toplumların tümünde özellikle tip 2 diyabet hızla yükselmektedir. Önümüzdeki 15 yılda dünyada diyabetli sayısının yaklaşık 500 milyona ulaşması beklenmektedir. Sanayi şekerinin yaygın kullanımının diyabetin artışında etkili olduğu bir gerçektir. Ayrıca özellikle hazır gıda üretiminde kullanılan ve çocukluktan itibaren etkili olan glukoz ve mısır şurupları diyabete yatkınlığı ve diyabet oluşumunda belirgin olarak etkilemektedir. Türkiye’de 35 yaş üstü nüfusta, 6.5 milyon diyabet hastası bulunmaktadır.

Dünyanın tansiyonu yüksek!

 
Hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları risk faktörleri arasında en önde gelen ve en yaygın olanıdır. 10 yıl içinde dünya genelinde tansiyon hastası oranının % 30 olacağı ve şu anda 1 milyara yakın olan hasta sayısının gelecek 25 yıl içinde 1.5 milyarı aşağı bilinmektedir. Türkiye’de de 2007 yılında yapılan bir çalışmada kadınlarda %59, erkeklerde %49 oranında hipertansiyon varlığı belirlenmiştir. 65 yaş üzerinde ise %75 oranında kişi, yüksek tansiyon hastasıdır.
 
Obezite dünyada her yıl 3 milyon kişiyi tehdit ediyor
 
Aşırı kilo yani obezite de kalp ve damar sağlığını olumsuz etkilemektedir. Dünyada, yılda yaklaşık 3 milyon kişi obezite nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Aşırı kilolu kişi sayısı son 23 yılda kadınlarda % 36, erkeklerde ise %75 oranında artmıştır. Sağlıklı beslenme alışkanlıklarının çocukluk döneminden itibaren başlaması, fiziksel hareketliliğin bir alışkanlık haline getirilmesi obezitenin önüne geçilmesi açısından önemlidir.  

Kalbiniz sizden 10 yıl daha yaşlı olabilir

 
Memorial Antalya Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Uz. Dr. Nuri Cömert de Türkiye’de kalp yaşının takvim yaşından ortalama 10 yıl daha yaşlı olduğu gerçeğine vurgu yaparak, kişinin kalp yaşını hesaplamasının ve buna bağlı olarak yaşam standartı değişikliğinin önemini anlattı. Kalbi yaşlandıran en önemli faktörlerin sigara, düzensiz beslenme, aşırı kilo, stres, yüksek tansiyon ve şeker değerleri olduğunun altını çizen Uz. Dr. Cömert,  “35 yaşındaki bir kadın eğer sigara içiyor, tansiyon ve kolesterolü yüksek ve ailesinde kalp hastalığı öyküsü var ise kalp yaşı 47 olarak hesaplanır. Yani kalbi ondan 12 yıl daha yaşlıdır. Kişi sigarayı bırakır, kan basıncı ve kolesterolünü kontrol altına alırsa kalp yaşını düşürerek kalp hastalığı riskini azaltabilir” açıklaması yaptı.

Opel Avrupa Pazarlarındaki Büyümesini Devam Ettiriyor

% 3.1’lik artış anlamı taşıyan 8.500 adet daha fazla satış.  Opel ve İngiltere’deki kardeş firması Vauxhall bu sonuçlarla Avrupa genelindeki ortalama yüzde 2,8’lik artışın üzerinde bir artışı gerçekleştirmiş oldu. Opel 2015’in ilk çeyrek diliminde yakaladığı bu satış adetleri ile 2013 ve 2014 yıllarından bu yana istikrarlı şekilde devam eden artış trendini sürdürerek Avrupa genelinde yüzde 5.83’lik bir pazar payına ulaştı.

Opel Türkiye Genel Müdürü Özcan Keklik “Avrupa’daki 11 ülkede pazar payı ve satışlarını artırmayı başaran Opel İngiltere, İspanya, Polonya ve Türkiye gibi geçen yılın aynı dönemlerine göre daha yüksek satışların gerçekleştiği pazarlarda sunduğu yeni ve çekici ürün ve motor portföyü ile daha iyi performans göstermeyi hedefliyor ”dedi.

Almanya’da üst üste iki yıldır yılın 4×4 ödülünü kazanan MOKKA’nın Avrupa’daki sipariş âdeti 340 bine ulaştı. Opel, MOKKA modeli ile özellikle İtalya ve Almanya pazarlarında oldukça başarılı sonuçlar elde ediyor. Ev sahibi ülke Almanya’da ilk üç ayda 51 bin âdetin üzerinde Opel MOKKA modelinin trafiğe kaydı gerçekleşti. Aynı dönemde Opel’in Almanya pazarındaki pazar payı yüzde 6.8’e ulaştı.

Uyum Market Ataşehir Sedef Caddesi’nde Açıldı

Spor Yapan Çocuk Hayata Bir Adım Önde Başlar

Erken Yasta Spor Bilinci Önemli
 
Çocuk için spor fiziksel gelişimin yanı sıra sosyal açıdan da önemli bir yer tutmaktadır. Çocuk spor yoluyla, çevresini tanımakta, iletişim kurmakta ve kendine olan güvenini artırmaktadır.
 
Sağlıklı bir çocuk eğer yeterli seviyede hareket etmez ise psikomotor gelişmesi zarara uğrar ve buna bağlı olarak okulda ve sosyal hayatında başarı oranı düşer.
 
Bu yüzden bir çocuk ne kadar erken yaşta spor ile tanışırsa onun için o kadar faydalı ve etkilidir.
 
Spor çocuğunuzun akademik hayatında büyük bir etken
 
İstatistiksel olarak bakıldığında küçük yaştan itibaren spor yapan çocukların akademik hayatlarının daha başarılı olduğu görülmektedir.
 
Çocukların takım çalışmasına yatkınlıkları arttığından ileride profesyonel kariyerlerine olumlu yönde destek sağlar.
Araştırmalara göre, okul çağındaki çocuklara düzenli spor yapma alışkanlığı kazandırıldığı takdir de bu ileriki yıllarda da sürmektedir.
 
Unutmamalıyız ki bir işte çocuğun devamlılığının olmamasının sebebi çocuk değil ailedir.
 
Üç yaşından itibaren çocuğunuza sporu öğretin
 
3 yaşından itibaren çocuk jimnastik başta olmak üzere bir çok spora başlayabiir. Ancak bu dönemde çocuğun oyuna olan ilgisi üst seviyelerde olduğu için oyun ağırlığının daha çok olduğu spor faaliyetlerinin seçilmesi gerekmektedir.
 
Çünkü bu dönemde çocuk çevresine uyum sağlamaya ve kendini tanımaya başlamaktadır.

 
Sporun Çocuklara Faydası;

•Kas kemik yapısının kuvvetlenmesi,

•Bedenlerini daha bilinçli bir şekilde kullanabilme

•Daha sosyal ve dışa dönük bireyler,

•İletişim kuramayan çocuklarda sosyalleşebilme,

•Yaşıtları arasında daha aktif ve girişken olabilme,

•Yaşıtlarına oranla her alanda daha fazla başarı gösterebilme,

•Yaşıtlarına göre daha olgun ve sorumluluk sahibi olabilme…

Ambalaj Atığı Toplayan Öğrenciler Maçla Ödüllendirildi

Ataşehir’deki Fetih İMKB İlkokulu, Cemile Besler İlkokulu, Hasan Leyli Ortaokulu, İhsan Kurşunoğlu Ortaokulu ve Piri Reis Orta Okulu öğrencileri maçta keyifli anlar yaşadılar.

Maç öncesinde ve devre arasında çeşitli etkinlikler ve yarışmalar düzenlendi.

Katılan öğrencilere ayrıca kitap, tişört ve basketbol çantası hediye edildi.

Fenerbahçe Ülker’in 86-76’lık sonuçla kazandığı karşılaşmayı büyük bir heyecan ve coşku ile izleyen öğrenciler, kendilerine maç izleme imkânı sağlandığı için Ataşehir Belediyesi’ne teşekkür ettiler.

2012 – 2013 öğretim yılında başlayan ve 3 sezondur devam eden 'Yeşil Pota Temiz Doğa' projesi kapsamında, daha yeşil bir dünya için toplanan atıklar çöplerden ayrılıyor. Öğrencilerin topladıkları geri dönüşümlü ambalaj atıkları sayesinde; ağaçların kesilmesi önleniyor, benzin ve elektrik tasarrufu yapılıyor, tonlarca karbondioksitin salımı engelleniyor.

Proje kapsamında bugüne kadar öğrenciler toplam 160.450 kg ambalaj atığı toplama başarısını gösterdiler. Toplanan ambalaj atıkları sayesinde 1.365 ağacın kesilmesi önlendi, 1.602 litre benzin, 773.958 kW elektrik tasarrufu yapıldı ve 83 ton CO2 (Karbondioksit)’nin salımı engellendi.

 
 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Ataşehir Kısa Film Atölyesi Başladı

11 Nisan Cumartesi günü tanışma toplantısı ile başlayan Kısa Film Atölyesi’nde, ikinci gün Eğitmen Uğur Kutay tarafından “Sinema Nedir?, Sinema Türleri Nelerdir?, Dünya Sinemasından Örnekler” konuları incelendi.

31 Mayıs’a kadar devam edecek Kısa Film Atölyesi hafta sonları iki gün ya da bir gün olmak üzere toplam 8 hafta sürecek. Atölye kapsamında katılımcılara; Sinemada Senaryo Tasarımı ve Geliştirme, Belgesel Sinema, Proje Tasarımı, Görsel Anlatı Teknikleri, Çekim Teknikleri, Kurgu ve Çekim gibi dersler verilecek.

 
 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Böbrek ve Şeker Hastalığında Kalbi Göz Ardı Etmeyin

Günümüzde açık kalp ameliyatları, böbrek yetmezliği nedeniyle diyalize giren hastaların korkulu rüyası olmaktan çıkıyor. Yoğun bakım şartlarında yapılan özel tedaviler ile vücuttaki zararlı maddeler temizlenerek, hasta ameliyata hazırlanıyor. Kanın vücut dışında filtre edilmesi ile yapılan bu tedaviler sayesinde, hastanın bypass sonrası iyileşme süreci de kısalıyor.

Böbrek hastalarında kalp rahatsızlığı belirti vermeyebiliyor

Böbrek yetmezliği sorunu, kalp hastalıkları tanısının konulmasına da engel oluşturmaktadır. Bir böbrek hastasının aynı zamanda kalp hastası olup olmadığını anlamak ancak ileri tetkiklerle mümkündür. Çünkü bu hastaların efor kapasitelerinin düşüklüğü ve günlük aktivitelerinin sınırlı oluşu, kalbinin zorlanıp zorlanmadığının ortaya çıkmasını engellemektedir. Böbrek hastalarının büyük bir bölümü aynı zamanda diyabet hastası olduğu ve uzun yıllar süren diyabet nedeniyle kronik böbrek yetersizliği de gelişmiş olduğundan ayrıca büyük bir risk altındadır. Böbrek hastalarının olası bir kalp hastalığı riskine karşı önlem almaları şansı da erken tanı konulamadığı için düşüktür. Böbrek hastası olan aynı zamanda hastayı kronik böbrek yetmezliğine götüren diyabet de, sinir uçları harabiyetine neden olduğundan, hastanın kalbinde bir sorun olsa bile bu sorunun en önemli belirtilerinden biri olan göğüs ağrısı hissedilmemektedir. Sinir uçları harabiyeti nedeniyle hastalık bu kişilerde ağrı ile kendini belli etmez. Bu da kronik böbrek hastalıklarında kalp hastalığı tanısının gecikmesine neden olmaktadır

Tanı ve tedavi titizlikle yürütülmeli

Böbrek hastalarında kalp hastalıklarının tanısı, hastayı yorabilir. Kalp ve damar hastalıklarının tanısında kullanılan ilaç yükü ile yapılan bilgisayarlı tomografi ve koroner anjiyografi, böbrek fonksiyonlarını son derece olumsuz etkileyebilir. Vücuttaki üre oranı yüksek olan bir hastanın vücuduna verilen kontrast madde ile kalp fonksiyonlarının görüntülenmesi, böbrek fonksiyonlarını ileri derecede bozulabilir, hatta var olmasa bile hastayı böbrek yetmezliğine götürebilir. O nedenle bu hastalar detaylı ve hassas bir şekilde incelenerek, ön tedavi ile bu tür tetkiklere hazırlanmalıdır. Fakat artık günümüzde bir çok şey daha kolay takip edilebilir hale geldiği için bir ön tedavi niteliğindeki ‘sıvı tedavisi’ yapılarak, böbreklerin süzme kabiliyeti artırılmakta, böbreklerin erken dönemde bu kontrast maddeleri kolay atması sağlanabilmektir. Böyle olunca da böbreklerin zarar görmesi engellenmektedir.

Böbrek hastaları İçin kalp ameliyatı sorun olmaktan çıkıyor

Günümüzde; böbrek hastalıklarında ya da kalp hastalıkları ile böbrek hastalıkları bir arada olduğunda bu hastalara hayat kurtarıcı bir takım tedavi seçenekleri sunulabilmektedir. Örneğin; her ne kadar şeker ve böbrek hastalarında stentler çok iyi sonuçlar vermiyor olsa da bu bir kural değildir. Günümüzde stentlerin gelişmiş olması tedavi imkanlarını artıran ve başarıyı etkileyen çok önemli bir faktördür. Böbrek yetmezliği hastalarına ameliyat öncesi uygulanan bir takım özel tedaviler ve sonrasında hastanın özel bakıma alınması, koroner bypass ya da bir kapak operasyonunu çok daha kolay hale getirmektedir.

Ameliyattan önce diyaliz tedavisi ile iyileşme süreci kısalıyor

Böbrek hastalarına, yoğun bakım şartlarında uygulanan diyaliz seçenekleri bulunmaktadır. Geçmiş yıllarda kronik böbrek yetmezliği sorunu olan hastalara yoğun bakımlarda diyaliz yapılamıyordu. Gerek hemodiyaliz sırasında hastanın tansiyonundaki iniş ve çıkışlar, gerek hemodiyaliz makinelerinin taşınılamaz oluşu nedeniyle yoğun bakım şartlarına alınamaması, hastalara bu imkanı verememekteydi. Metabolik olarak çok ihtiyaç duyduğu dönemde hasta hemodiyalizden mahrum kalabiliyordu. Günümüzde bu artık sorun olmaktan çıkmıştır. Kronik böbrek hastası ameliyattan bir gün önce diyalize girip, ek tedavi görebilmektedir.

Böbrek hastalarına kalp ameliyatı başarı ile uygulanabilir

İleri derecede böbrek yetmezliği nedeniyle çok uzun yıllar diyalize girmek zorunda olan hastalar da artık kalp ameliyatı olabilmektedir. Kronik diyalize bağımlı hastalarda bypass ya da kapak ameliyatlarının yapılabiliyor olması çok önemlidir.

Hedefe Yönelik Tedavilerle Kansere 12’den Vuruş

Memorial Şişli Hastanesi Onkoloji Merkezi’nden Tıbbi Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Serkan Keskin, “1-7 Nisan Ulusal Kanser Haftası” öncesinde, hedefe yönelik ilaçların kanser tedavisi üzerindeki olumlu etkileri hakkında bilgi verdi.

Kemoterapi hastaya özel uygulanır

Kanser tedavisinde kullanılan başlıca yöntemler; cerrahi, kemoterapi ve radyoterapidir. Cerrahi, ilgili bölgenin cerrahi uzmanları, kemoterapi tıbbi onkoloji uzmanları ve radyoterapiyi de radyasyon onkolojisi uzmanları tarafından uygulanmaktadır. Kemoterapi, kanser hastalığının ilaç ile tedavisi anlamına gelir. Kemoterapi başlığı altında birçok tedavi alternatifinden bahsedilebilir. Her organ için ayrı kemoterapi ilacı ve bu ilacın farklı uygulama şemaları vardır. Kimi hastalar haftada bir gün tedavi alırken, bazı hastalara ise üç haftada bir gün veya beş gün tedavi uygulanmaktadır. Bu süre de yine 3 ay olabileceği gibi yıllarca da sürebilir.

Klasik kemoterapi yan etkiye yol açabiliyor

Geleneksel kemoterapide hedef, kanser hücresinin çekirdeğinde yer alan yapılardır. Eğer kanser insan vücudu dışında oluşsaydı ve biz istediğimiz miktarda kemoterapi ilacını bu dokuya verebilseydik kanserin tamamen ortadan kalkması mümkün olurdu. Ancak ilacın vücutta oluşturduğu yan etkiler nedeniyle yüksek dozlar uygulanamaması, tedavi başarısını etkilemektedir. Klasik kemoterapide sağlıklı hücreler kanserli hücrelerden ayrılamamakta ve tedavi sırasında sağlıklı hücrelerin ilaçtan etkilenmesi nedeniyle yan etkiler ortaya çıkmaktadır. Kemoterapi hızlı bölünen hücreleri etkileyen bir özelliğe sahip olduğundan, saç ve mukoza gibi hızlı bölünen normal hücreler de bundan etkilenmektedir.

Hedefe yönelik akıllı ilaç dönemi

Son yıllarda onkolojik tedavinin görünen yüzü değişmeye başlamıştır. Hedefe yönelik tedavi adı verilen bu yöntemlerle, kanser hücresi “özel olarak” hedeflenmektedir. Böylece hem etkili bir tedavi yapılmakta hem de yüksek başarı oranı elde edilmektedir. Yeni geliştirilen ve dünyada kabul gören bu ilaçlar, Türkiye’de de özellikle; meme, akciğer, kolon, yumurtalık kanseri, prostat kanseri ve melanom tedavisinde kullanılmaktadır. Kişinin tümör hücreleri hedefe yönelik ilaca uygunluk açısından test edilerek, hastanın bu tedaviden maksimum yarar sağlaması mümkünse hedefe yönelik ilaç tedavisine başlanmaktadır. Örneğin; meme kanseri hücrelerinde Her-2 reseptörü pozitif, akciğer kanserinde EGFR ve ALK gen mutasyonu var ve kolon kanserinde K-RAS mutasyonu yok ise bu ilaçlardan hasta için uygun olanları tercih edilerek kullanılmaktadır. Uygun olmayan hastalarda ise bu ilaçlar, tedavi başarısı üzerinde olumsuz etkiye neden olabilmektedir.

Tedavide maksimum başarı şansı

Hedefe yönelik ilaçların kullanımının, tedavi başarısı üzerindeki oransal etkileri de bulunmaktadır. Örneğin; meme kanserinde akıllı ilaç kullanımında, hastaların bu ilaçları kullanmayanlara oranla tedaviden gördükleri yarar %50 daha fazladır. Akciğer kanserinde ise akıllı ilaçların hastanın tedavi başarısı üzerindeki etkisi %60-70’e çıkmaktadır. Direkt kanserli hücreyi hedefleyen akıllı ilaçlar sayesinde hastaların yaşam süresinin ve tedavi başarısının artmasının yanında, yaşam kaliteleri de yükselmektedir. Bu tedaviler kapsamlı patolojik incelemeler ve genetik değerlendirmelerin yapılabileceği onkoloji merkezlerinde, başarı ile sürdürülmektedir.

Baş Ağrısı, Konuşma ve Görme Bozukluklarına Dikkat

Beyin, insanı diğer canlılardan farklı ve üstün kılan, insana yaşadığı çevreyi değiştirip dönüştürebilme ve yeniden tanımlayabilme imkanı veren gizemli ve muhteşem bir organ olarak tanımlanıyor. Günlük yaşamın yoğun temposu içerisinde bazen önemsenmeyen belirtiler ise önemli beyin hastalıklarının sinyali olabiliyor.

Beyin damar hastalıkları; genellikle baş ağrısı, bulantı, kusma, farklı derecelerde bilinç kaybı, epileptik nöbet, konuşma bozukluğu, vücudun bir tarafında güçsüzlük ve uyuşma, ani ve geçici görme kaybı ile geliyor.

Beyin tümörlerinde ise; baş ağrısı, bulantı, kusma, sara nöbeti, konuşma ve davranış bozuklukları, vücudun bir tarafında güçsüzlük, uyuşma ve görme yetisinde azalma görülebiliyor.

Beynin dejeneratif hastalıkları; yürüme bozukluğu, unutkanlık, davranış değişiklikleri, uyku bozukluğu, idrar kontrolünde bozulma, zaman, mekan ve kişi tanımada bozulma ile ortaya çıkıyor.

Risk grubundakiler dikkat etmeli

Genetik eğilim en önemli faktörlerden biri olmakla birlikte; kafa travmasına maruz kalanlar, kontrol altına alınmamış yüksek tansiyonu olanlar, yüksek kan şekeri değerlerine sahip olanlar, kötü kolesterol değerleri yüksek olan kişiler, sigara içenler veya pasif içiciler, yaşamını yüksek stresle sürdürenler ve aile öyküsünde beyin hastalığı bulunan kişiler beyin hastalıkları açısından daha fazla risk taşıyor.

Stres beyni tehlikeye atıyor

Klinik çalışmalar ve araştırmalar özellikle beyin damar hastalıkları olarak tanımlanan, beyin damar tıkanıklığı ve beyin kanamaları için stresin önemli ve kolaylaştırıcı bir faktör olduğunu gösteriyor. Yapılan araştırmalar, stres ve obsesif kişilik yapısının ateroskleroz yani damar sertliğine olan eğilimi artırdığına işaret ediyor. Bu durumun tıkanma veya kanamalara zemin oluşturduğuna dikkat çekiliyor.

Acil müdahale hayat kurtarıyor

Aniden ortaya çıkan baş ağrısı, bulantı, kusma gibi kafa içi basıncının hızlı ve şiddetli şekilde arttığını gösteren bulgular olduğunda; hastanın zaman kaybetmeden en yakın acil servise götürülmesi gerekiyor. Bu duruma bilinç kaybı da eklenirse olayın beyinle ilgili bir rahatsızlık olduğu netleşmiş olacağından hastanın beyin hastalıkları bakımından gerekli değerlendirme ve müdahalenin yapılabileceği bir hastaneye götürülmesi daha da önemli hale gelmiş olur. Bilinç kaybı olmadan ortaya çıkan kısa süreli görme kaybı, vücudun bir tarafında kısa süreli uyuşma ve güç kaybı durumlarından birinin veya hepsinin birden ortaya çıkıp çıkmadığının sorgulanması önemli görülüyor. Bu bulgular gelmekte olan kalıcı felcin habercisi olabileceği için, hastaların zaman kaybetmeden ilgili bir sağlık kuruluşuna ulaştırılması gerekiyor.

Acil değerlendirmenin hızlıca yapılabildiği, gerektiğinde nöroloji- beyin cerrahisi konsültan hekimlerinin çağrı sistemi üzerinden ilk 30 dakika içinde hastayı yeniden değerlendirebildiği merkez ‘doğru merkez’ olarak kabul ediliyor. Bu tip hastanelerde, beyni ve beyin damarlarını ileri teknolojiyle geliştirilmiş radyoloji cihazları sayesinde hızlı şekilde incelemek mümkün hale geliyor. Sonrası beyin cerrahisi ekibinin acil müdahalesi ve tam teşekküllü nöro-yoğun bakım desteğiyle sürdürülüyor.

İslam’ın Parlak Yüzü, Aşk Erleri: Sufiler

Sûfî yolunun temel gayesi içte olanı dışarı çıkarmaktır. Öz insanda olan ve Tanrı’nın her birimize bahşetmiş olduğu kıymetleri bedene ve zaaflarına rağmen ulaşmaktır, yani 'Kamil İnsan’a. Denizden alınan bir bardak suyun deniz olduğunu idrak etmek serüvenidir Sûfîzm. Hallac-ı Mansur’un Enel Hak kavramı aslında bu kavrama değinen en kadim olanı, Tanrı herkestir, herkes de Tanrı. O, yarattıklarının bir ayinesi ve bu ayine de yansıyanlar da yaratıcısının aşkı ile yanan tek tek kandiller, meşalelerdir.
 
Kitapta, Türkçe okurun yakından tanıdığı, Nasrettin Hoca, Hallac-ı Mansur, Mevlana Celaleddin Rumi, İmam Gazzalî, İbn-i Arabi ve Ömer Hayyâm gibi önemli isimlerin eserleri, hayatı ve kişilikleri mercek altına alınıyor…             
 
Şah tarafından 20. yüzyıl içerisinde Sûfî kimliğinin ve geçmişinin derinlemesine kaleme alındığı bu eser, modern zamanların İslam sûfî geleneğini ve felsefesini kapsamlı olarak Batı’ya aktarmada önemli bir işleve sahiptir. Peştu kökenli Amerikan vatandaşı olan Şah, Batı kürsülerinde Arap ve Farsî dillerinde yazılmış birçok tasavvuf ehlinin kült kitaplarından beslenerek İslam’ın parlak yüzü Sûfîler’i, aşk erlerini Batı’nın insanlarına en yalın bir o kadar da etkiyici bir dilde aktarmasını bilmiştir.
 
Günümüz Ortadoğu’sunda, eskinin Sûfîleri’nin diyarlarında yer alan Radikal İslam sürtüşmeleri, iktidarı uğruna kendisinden olmayanı öldüren, kesen; iktidarını sağlamlaştırmak adına her yolu mubah gören, saltanatlar kurarak, kardeş kanıyla abdest alanların yolu değildir Sûfîzm. Bu kitap, Sûfîleri, İslam’ı doğru ve hakkaniyetle anlamak için bir büyük fırsattır.

Chiviyazıları’nın Nemesis Kitaplığı dizisinde yer alan eseri tüm kitapçılarda bulabilirsiniz.

Sûfiler

 
Kitap Adı    :    Sûfȋler
 
Yazar    :    İdris Şah
 
Yayınevi    :    Chiviyazıları Yayınevi
 
Dizi Adı    :     Nemesis Kitaplığı
 
Baskı    :     1. Baskı
 
Kapak Tasarımı     :   Munir Refi Şira
 
Sayfa Düzeni    :     Yayınevi
 
Kapak Bilgisi    :     Ciltli / Fleksi Kapak
 
Kâğıt Bilgisi    :     70 Gr.  Enzo Krem Lüks
 
Basım Yeri    :     Ertem Mat. – Ankara
 
Basım Tarihi    :    Mart 2015
 
Sayfa Sayısı    :    336 sayfa
 
Kitap Boyutları    :    16 x 24 cm
 
ISBN    :    978-605-4959-19-8
 
Barkod    :     9786054959198
 
Etiket Fiyatı    :     34.50 TL (KDV Dahil)
 
Dağıtım Tarihi    :   25 Mart 2015

Başkan Demircan: “Okçuluğu Futbol Gibi Çocuklarımıza Aşılamalıyız”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan, Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, Okçular Vakfı Mütevelli Heyet Başkanı Haydar Ali Yıldız, yine Vakıf Üyesi Hüseyin Topbaş, Edirne’den davet edilen Ok ustası Ercan Özek ve vatandaşlar katıldı.

Toplantının açılış konuşmasını yapan Okçular Vakfı Mütevelli Heyet Başkanı Haydar Ali Yıldız, Okmeydanı’nın İstanbul’un Fethi için önemli bir alan olduğunu belirterek, Osmanlı Türk Yayı ve Okçuluk Vakfı’nın kuruluşu hakkında bilgiler verdi.

“UNUTULMAYA YÜZ TUTAN SPORU YENİDEN CANLANDIRMAYA ÇALIŞIYORUZ”

Türkiye önemli bir gelişme ve büyüme sürecini yaşadığını belirterek sözlerine başlayan         Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan, “Bu büyüme ve gelişme süreci Türkiye’nin başka medeniyetlerin parçası olmaya çalışmasıyla gerçekleşmeyecektir. Bu büyüme ve gelişme süreci; Türkiye’nin kendi medeniyetinin bir parçası bir temsilcisi olması ve devam etmesiyle gerçekleşecektir” diye konuştu.

Unutulmaya yüz tutan okçuluk sporunu yeniden canlandırmak istediklerini ifade eden Erdoğan, “Burada kurduğumuz atölyemizde hakikaten tarihe geçen, tarihin en iddialı Osmanlı’nın okçuluk yayının organik metotlarla yapılmasının, yeniden yapılması, yeni ustaların yetiştirilmesi için vazife gösterecek. İnşallah Osmanlı yayını yeniden hayata geçireceğiz. Ata sporumuzu orijinal ekipmanımızla buluşturacağız ve okçuluğa, geleneğimize, tarihimize hizmet etmeye devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

“OKÇULUĞU FUTBOL GİBİ ÇOCUKLARIMIZA AŞILAMALIYIZ”

Ata sporunun en önemli alanının okçuluk olduğunu ve bu bölgede filizlendiğini hatırlatan Okçular Vakfı’nın Kurucu Mütevelli üyesi olan Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan,     Okmeydanı’nın isminin okçuluktan aldığını söyledi.

Okçular Vakfın’nın 2013 yılında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıldığını hatırlatan Başkan Demircan, “Geçen iki yılda burada binlerce ok atan yavrularımız, gencimiz oldu ve bir sürü müsabakaya katıldı. En önemlisi heyecanını kaybetmeyerek ok ve yayı en iyi usta Ercan Özek ile buluşturdu. Emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum Beyoğlu Belediyesi mıntıkası adına” dedi.

“Geleneği ihya eden geleceği inşa eder” diyen Başkan Demircan, okçuluk ve Okçular Vakfı’nın tarihi hakkında da bilgiler verdi.

Sporun çocuklara katacağı çok şeyin olduğunu vurgulayan Başkan Ahmet Misbah Demircan,  “En azından Beyoğlu’nun çevresindeki çocuklara okçuluğu futbol gibi temel bir spor argümanı olarak aşılamalıyız. Beyoğlu’na ait bir sporu ihya etmenin heyecanını yaşıyor. İnşallah geleceğimiz okçular adına iyi olacak” şeklinde konuştu. 

Konuşmalarının ardından atölyenin açılış kurdelesi kesilerek Edirne’den gelen ok ustası Ercan Özek, okçuluk atölyesinin başına geçerek yay yapımının püf noktalarını anlattı.

Ercan ustadan ders alan Bilal Erdoğan, Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, Okçular Vakfı Mütevelli Heyet Başkanı Haydar Ali Yıldız daha sonra heyet ile birlikte atış alanına geçti. Bilal Erdoğan, Ok ve Yayı eline Alıp ‘Ya Hak’ diyerek okları hedefe gönderdi.

12-19 Nisan Kalp Sağlığı Haftası

•    Asit-baz dengesinin korunması,
 
•    Hormonlar ve enzimlerin vücudun gerekli bölgelerine taşınmasını sağlar.
   
    Kalp hastalıklarını Doğumsal ve Edinsel Kalp Hastalıkları olmak üzere iki ana başlıkta sınıflandırabiliriz:

A. Doğumsal Kalp Hastalıkları

1)Asiyanotik kalp hastalıkları (Morarmanın olmadığı)

 
•    Şant lezyonları (Kalp delikleri, damar açıklıkları gibi)
 
•    Obstrüktif lezyonlar (Damar yada kapak darlıkları gibi)
 
•    Mitral valve (kapak) prolapsusu

2)Siyanotik kalp hastalıkları: (Morarma ile giden)

 
•    Akciğer kanlanmasının azaldığı hastalıklar (Oksijenden fakir kanın temizlenmek üzere akciğerlere gitmesine engel olan durumlarda vücuda yeterli derecede oksijenlenmiş kanın gidememesi)
 
•    Karışım lezyonları (Kalbin anormal gelişimi nedeni ile oksijenli kanla oksijenden fakir kanın karışması ve vücuda oksijenden fakir kanın dağılması)

B. Edinsel Kalp Hastalıkları

 
•    Romatizmal Kalp Hastalıkları
 
•    İnfeksiyöz Myokardit (Myokard kas tabakasının iltihabı)
 
•    Kapak Hastalıkları
 
    Kalp Hastalıklarında Risk Faktörleri:
 
•    Tütün ve mamüllerinin kullanımı,
•    Obezite,
•    Hipertansiyon,
•    Kolesterol yüksekliği,
•    Stres,
•    Diyabet,
•    Ailesinde kalp hastalığı bulunanlar.
 
Korunma Yolları:
 
Kalp hastalıklarından korunmada düzenli ve ölçülü bir şekilde egzersiz yapılmalıdır. Egzersiz kan basıncını düşürür, kilo kontrolü sağlar ve stresi azaltır. Bol sebze, meyve ve hafif yağlardan oluşan beslenme tercih edilmelidir. Bu sayede kandaki yağ oranının dengesi sağlanır.
 
Kanın pıhtılaşmasına sebep olan ve kandaki oksijeni azaltarak kalbe büyük zarar veren tütün ve mamüllerinden mutlaka uzak durmalı, şişmanlık, yağlı yiyecekler ve tuzdan uzak durmak gerekir. Kan basıncına sebep olan bu faktörlerden dolayı kalp zorlanır ve damarlar sertleşir.
 
Stresten uzak durulmalıdır. Stres kalp hastalığını tetikleyen bir etkendir.

Yapılan çalışmalar ülkelerin gelişmişlik düzeyine bakılmaksızın kronik hastalıkların günden güne arttığı göstermektedir. Bulaşıcı olmayan hastalıklar (kalp-damar hastalıkları, kanserler, diyabet, kronik solunum yolu hastalıkları başta olmak üzere) küresel ölümlerin %60’ını oluşturmaktadır.
   

Kalp ve damar hastalıkları küresel ölçekte başta gelen ölüm nedenidir.     Ülkemizde de ulusal düzeyde ölüm nedenleri arasında ilk sırayı %39,8 ile kalp ve damar hastalıkları almaktadır. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de iskemik kalp hastalıkları ve inme ilk iki ölüm nedenidir.
   
TUİK 2013 verilerine göre;
 
İskemik kalp hastalıkları % 38,8,
Serebrovasküler hastalıklar % 25,2.
Yapılan çalışmalar 2000 yılından 2030 yılına kadar geçen 30 yıllık süreçte kalp ve damar hastalıklarına bağlı ölümlerin 2–3 kat artacağını göstermektedir.
Kalp ve Damar Hastalıkları ile mücadele etmenin önemini vurgulamak, kişileri bu hastalıklara karşı uyarmak, kalp sağlığını koruma konusunda bilinçlendirmek, sağlıklı yaşam alışkanlıkları kazandırabilmek ve kalp sağlığına dikkat çekmek amacıyla 12-19 Nisan Kalp Sağlığı Haftası olarak kutlanmaktadır.

                                               11 NİSAN DÜNYA PARKİNSON GÜNÜ

İlk kez İngiliz doktor James Parkinson tarafından 1817 yılında titrek felç olarak tanımlanmıştır. Beynimizde hareketlerimizi kontrol eden ve bundan sorumlu olan hücreler bulunur. Bu hücrelerden kimyasal maddeler salgılanır, bunlardan birisi de dopamindir. Dopamin beyine gelen bilgileri bir sinir hücresinden diğerine aktarır, böylece vücut dengesi sağlanmış olur. Fakat bu hücrelerin bir kısmı hasar gördüğünde ya da azaldığında dopamin salgılanamaz, azalmış dopamin sonucu vücutta titreme ve yavaş hareket etme gelişir.Vücudun dengesinin bozulmasıyla ortaya çıkan bu hastalığa parkinson hastalığı denir.

 
Parkinson, yavaş ve sinsi seyreden bir hastalıktır. Hastalık sürekli ilerler, felce veya ölüme neden olmaz. Başlangıcında tek taraflı belirtiler görülürken daha sonra bu bütün vücuda yayılır. Belirtilerin şiddeti her hastada farklıdır. Hastalık genelde 50 yaşından sonra görülür ve erkeklerde görülme sıklığı daha fazladır.

Parkinsonda risk grupları şunlardır:

 
●    Geçirilmiş beyin enfeksiyonları,
●    Bazı ilaçlar,
●    Arteroskleroz,
●    Ailevi sebepler,
●    Travma,
●    Zehirlenmeler,
●    Tümörler,
●    Kandaki kırmızı hücrelerin aşırı yükselmesi,
●    Esansiyal tremor,
●    Erkek cinsiyeti

Dikkat edilmesi gereken Parkinson belirtileri şunlardır:

 
●    Yüz ifadesinin değişmesi (sabit bakma, gözleri kırpmama)
●    Yürürken bir kolun savrulmaması
●    Vücut duruşunda bükülme (kambur duruş)
●    Omuzda donma ve ağrı
●    Bir bacağın aksaması veya sürüklenmesi
●    Boyunda veya uzuvlarda uyuşma, karıncalanma, ağrı veya rahatsızlık
●    Seste yumuşama
●    İçten titreme hissi
●    İstirahat anında elde, bacaklarda ve çenede  titreme
●    Göz kırpma sayısında azalma
●    Hareketin ve konuşma hızının yavaşlaması
●    Yazının okunaksız ve küçük olması
 
Parkinson günlük yaşamı nasıl etkiler?
 
Tedavi edilmezse gençlerde parkinson belirtileriyle başa çıkmak güçleşir. Çünkü parkinsonun başlangıç yaşı 45 yaşın altında olan hastalarda mevcuttur ve gençler yaşlılara göre belirtilerle daha uzun süre yaşamak zorunda kalacaktır.  Çalışma yaşındaki hastalarda belirtiler ilerledikçe bilgisayar ve makineleri kullanmak, araba sürmek gibi aktiviteler zorlaşacak, hayat kalitesi de düşecektir.
 
Erken tedavinin yararları;
 
Parkinson’u iyileştirmek mümkün değildir, ancak parkinson belirtilerini hafifletme konusunda etkili olan çeşitli tedaviler mevcuttur. Bu nedenle, belirtiler ve erken tedavi hakkında bilinçlendirme son derece önemlidir.
 
Erken tedavi ile hastalığın ilerlemesi yavaşladığından,  hastalar iyi bir yaşam kalitesini  daha uzun süre koruyabilir. Erken tedavi, ancak erken teşhis sayesinde mümkündür; bu nedenle, Parkinson’un ilk belirtilerinin farkında olmak ve mümkün olan en kısa sürede doktora başvurmak son derece önemlidir.
  
Parkinson'da erken tedavinin hastalığın ilerlemesini geciktirmeye yardımcı olduğu ve kaliteli yaşam süresini uzattığı ispatlanmıştır. Bu sebeple Parkinson hastalığı hakkında toplumda farkındalık oluşturmak amacıyla 11 Nisan Dünya Parkinson Günü olarak kutlanmaktadır.

Bebek Hayallerinizin Önündeki Engelleri 5 Adımda Belirleyin

Hem erkek hem de kadınla ilgili ayrıntılı bir değerlendirme yapılmalı

1 yıl düzenli birlikteliğe rağmen gebelik oluşmamışsa öncelikle bu durumun nedeninin özenle araştırılması gerekir. Ancak anne adayının yaşı 35 yaş üzerinde veya ailede erken menopoz olması durumunda 6 ay sonrasında testlere başlamak uygun olacaktır. Bebek isteyen çiftte birden fazla sorun olabilir. Bu nedenle tedaviye başlamadan hem kadın hem de erkek açısından tüm olasılıklar gözden geçirilmelidir. Çocuk sahibi olamama sorunu ile doktora başvuran çiftlerin nedenleri belirlenmeden hemen tüp bebek tedavisi yapılması doğru bir yaklaşım değildir. Sorunun saptanması ile tedavisiz ya da basit tedavilerle gebe kalamama sorunu çözülebilir.

Bebek sahibi olamıyorsanız…

1-Çifti dinlemek en doğru başlangıç

Çiftlerin çocuk sahibi olamama nedenlerinin araştırılmasına en az yoracak basit tetkiklerle başlanmalıdır. İlk ve en önemli aşama çiftin birlikte görüşmeye alınması ve hikayelerinin dinlenmesidir. Yaşanan sağlık sorunları, hastalıklar, ailedeki sağlık problemleri, önceden gebelik yaşanıp yaşanmadığı, aldığı tedaviler, adet düzensizlikleri tanıda çok önemlidir. Çoğu zaman büyük bir stres ile uzman hekime başvuran çifte yeterli zaman ayırarak onları dinlemek, anlamak, geçirdiği süreçleri bilmek yapılan tetkikleri değerlendirmek en doğru başlangıçtır.

2-Kadına ait nedenler araştırılmalı

Genel olarak araştırmalara bakıldığında infertilite %30-40 oranında erkek, %40-50 oranında kadına ait nedenlerle ortaya çıkmaktadır. Hamile kalamayan çiftlerde öncelikle kadınların muayene ve ultrasonografi ile değerlendirilmesi gerekir. Muayene ve ultrasonografi ile rahim ağzı, rahim, yumurtalıklar değerlendirilir. Bu değerlendirme tedavi için çok değerlidir; çünkü bu değerlendirme ile rahim ağzında yara, enfeksiyon, miyom, polip, yumurtalık kistleri, yumurta sayısı azlığı, erken menopoz riski gibi birçok nedenin varlığı saptanabilir. Bu hususlar gebeliği direkt etkileyen faktörlerdir.

3-Sperm testi ile erkeğe ait nedenler belirlenmeli

Bebek sahibi olma sorunu yaşayan çiftlerde erkek açısından bir sorun olup olmadığını araştırmak için sperm testi yapılmalıdır. Sperm testi ilk sırada yapılması gereken testler birisi olup, embriyologlar tarafından değerlendirilmeli, spermin sayısına hareketine ve yapısal sorun olup olmadığına bakılmalıdır. Bu sonuca göre baba adayına tedavi verilebilmektedir. Sperm testi tedavinin hangi şekilde olacağını belirler. Sperm testinde sorun olması eksiklik ya da ayıp bir durum değildir. Belli bir süre sonra test tekrarlanır. Tek teste göre kesin tanı konulmaz. Çoğu zaman basit tedavilerle sorun çözülebilmektedir.

4-Hormon testleri büyük önem taşıyor

Bu incelemelerin ardından hormonal değerlendirme için kadınlardan adet döneminin başlangıcında sabah ve aç karnına kan örneği alınır. Hormonal bozukluklar yumurta gelişimini etkileyerek bebek sahibi olmayı engelleyebilir. Bu durumda ilaç tedavisi ile sorun çözülür. Bu tür sorunlarda aşılama ya da tüp bebek tedavisine bile gerek kalmadan çift çocuk sahibi olabilmektedir.

5- Rahim kanallarının değerlendirilmesi gerekiyor

Kadınların adet bitimine yakın rahim kanallarının değerlendirilmesi için HSG (kanal-rahim filmi) çekilmektedir. Bu film rahmin iç yapısı ve kanallarının durumunu ortaya koymaktadır. Doğru bir teknikle yapılan bir HSG sonrası rahim kanallarının değerlendirilmesi açısından önemli bilgiler verir.

Tekrarlayan gebelik kayıpları varsa…

Bu testler bebek sahibi olamayan çiftlerde yapılması gereken temel yaklaşımlar olup, tekrarlayan gebelik kayıpları olan ve yumurtalık kapasitesi azalmış hastalarda genetik inceleme, kan pıhtılaşma ve bağışıklık sistemi testleri, sistemik hastalıkların araştırılması, laparoskopi/ histeroskopi adı verilen kamera ile organların incelenmesi gibi daha detaylı incelemeler gerekebilir. İnfertilite test ve tedavilerinin çiftin özelliklerine göre farklılık gösterebileceği unutulmamalıdır. Tüm bu değerlendirmeler sonunda kişiye özel tedavi planlanmalıdır.

Çocuklarda Kanserin 8 Belirtisine Dikkat

Tümörlerde erken tanı çok önemli

Çocuklarda en sık görülen kanserler sırası ile; lösemiler, beyin tümörleri, lenfomalar, böbrek ve böbrek üstü bezi tümörleri, yumuşak doku tümörleri, kemik tümörleri, bazı organ tümörleri ve retinoblastom yani göz tümörleridir. Toplumda lösemilerle ilgili farkındalık daha üst düzeylerdeyken, tüm çocukluk çağı tümörlerinin %75’ini oluşturan solid tümör ve lenfomalarda farkındalık daha düşük düzeydedir. Üstelik bu tümörlerde erken tanı çok önemlidir ve bu nedenle toplumsal farkındalığı artırmak gerekmektedir.

Bu belirtilere dikkat!

Çocukluk çağında görülen kanserler açısından uyarıcı nitelikte olan belirti ve bulgularla karşılaşıldığında geç kalınmadan doktora başvurulmalıdır. Çocuklarda kanserlerin 8 uyarıcı belirtisi şu şekilde sıralanabilir:

1) Çürüklerin kolay oluşması, diş etleri, burun ve ciltte tekrarlayan kanamaların görülmesi

2) Nedeni henüz tespit edilememiş yorgunluk, bitkinlik ve halsizlik

3) Baş ağrısı ve bu ağrıya sabahları mide bulantısı olmaksızın kusmanın eşlik etmesi

4) Nedeni açıklanamayan ve uzun süreli ateş

5) Diyet yapmaksızın son altı ayda %10’dan fazla kilo kaybetmesi

6) Boyun, karın veya vücudun herhangi bir yerinde şişlik ortaya çıkması

7) Kemik ve eklemlerde uzun süren ağrılar
 
Bebek ve çocuklarda “lökokori” denilen kedigözü görüntüsünün ortaya çıkması. Günümüzde nerdeyse bebeğin her anının fotoğraflandığı dikkate alındığında bir göz tümörü olan retinoblastomun erken tanısı daha kolay olabilir. Fotoğraflarda bebeğin göz bebeği beyaz ise bu durum önemsenmeli ve mutlaka araştırılmalıdır.

Kanser belirtilerini çocuk hastalıklarının belirtileriyle karıştırmayın

Burada dikkat edilmesi gereken nokta çocuklarda görülen bazı semptom ve bulguların, sık görülen çocukluk çağı hastalıkların belirtileriyle karıştırılmamasıdır. Örneğin; boyunda bezelerin ortaya çıkması çoğunlukla üst solunum yolları enfeksiyonun bir belirtisidir. Ancak makul bir sürede geçmiyorsa veya antibiyotiğe yanıt vermiyorsa bu tablo lösemi, lenfoma, nöroblastom, tiroit kanseri veya yumuşak doku tümörüne de işaret edebilir. Ateş de çoğunlukla çocuklarda enfeksiyonlara bağlıyken seyrine göre lösemi, lenfoma, Ewing sarkomu veya nöroblastoma da bağlı olarak da ortaya çıkabilir. Sık görülen ve sıradan çocuk hastalıklarının belirtileriyle karıştırılan bulgulardan bir diğeri de kemik ağrılarıdır. Bu ağrılar, çoğunlukla büyüme ağrıları olarak görülse de özelliklerine göre kemik tümörü, lösemi, lenfoma veya nöroblastoma kaynaklı da olabilirler. Burada en önemli nokta bu sık görülen belirtilerin olağandışı özelliklerinin tespit edilerek tedaviye zamanında başlanmasıdır.

Baş ağrısı ve karın şişliğini önemseyin

Çocukluk çağı kanserlerinin sık görülen bir diğer belirtisi baş ağrılarıdır. Tekrarlayan, sabahları yatar pozisyonda ortaya çıkan, şiddeti giderek artan ve uykudan uyandırabilecek nitelikteki baş ağrıları tümör varlığına işaret etmektedir. Karında şişlik ile birlikte ağrı, ateş, küçük ve büyük tuvaleti yapamama, kanlı idrar, karın cildinde damarların belirgin hale gelmesi çocuğun yaşına göre farklı karın içi tümörlerin belirtisi olabilir. Çocuklar, banyo yaptırılırken, kıyafetleri giydirilirken karın şişliği açısından gözlemlenmeli ve karın bölgesine dokunulurken ele herhangi bir sertlik gelir ise derhal hekime başvurulmalıdır.

Geç kalmadan çocuk onkoloğuna başvurulmalı

Çocuklarda kanserin semptom ve bulguları birçok sıradan çocukluk çağı hastalıklarında da görülebilir. Bu nedenle hemen kaygıyla yaklaşılmamalıdır. Ancak olağandışı seyir gösteren belirtilerin olması durumunda mutlaka bir çocuk onkoloğuna başvurulması gerekmektedir. Hastalığın erken teşhis edilmesi, daha kısa sürede ve başarılı bir şekilde tedavi edilmesini sağlayacaktır. Çocukluk çağı kanserleri teşhis edildikleri andan itibaren aile ve çocuk için uzun soluklu bir sürecin başlangıcıdır. Bu süreç tam teşekküllü bir onkoloji merkezinde, alanında deneyimli hekimler, psikologlar, sosyal gelişim uzmanları ve diğer çocuk hastalıkları branşlarının ortak çalışması sayesinde daha başarılı ve daha kolay yönetilebilir hale gelmektedir.

Her Yıl 200 Bin Kanser Vakasının 60 Bin’i Önlenebilir

Kanserin genetik yatkınlık nedeniyle değil, yaşam biçimi sebebiyle gen yapısının sonradan değişimine bağlı olarak ortaya çıktığını söyleyen Memorial Sağlık Grubu Antalya Onkoloji Merkezi Başkanı Prof. Dr. Mustafa Özdoğan, “1-7 Nisan Ulusal Kanser Haftası” kapsamında, kanserden korunmanın önemi hakkında bilgi verdi.

Kanser vakaları değil iyileşen hasta sayısı arttı

Son dönemlerde yaygınlaşan “Kanser vakalarında artış” algısı doğru bir yaklaşım değildir. Kanser sayısı değil, kanserden iyileşen kişi sayısı artmış durumdadır. Algıdaki bu sorununun ortadan kaldırılması gerekmektedir. Teknolojik ve tıbbi gelişmelere bağlı olarak kanser hastalarının yaşam süresi geçmişe oranla uzamıştır. Artık hastaların daha kaliteli ve uzun yaşadığını söyleyebilmekteyiz.

Kanser tedavisinde korku yerine umut

Günümüz kanser tedavileri, hastaların yaşam süresi ve kalitesini önemli ölçüde etkilemektedir. Kanser tedavisi sonrası hastaların yaşama artık çok farklı baktığı görülmektedir. Yaşamlar değişirken bireylerin mutluluk tanımı da farklılaşmaktadır. Elini sıkıp, ‘başardınız’ dediğimiz hastalar geleceğe güvenle bakmaktadır. Artık kanserle savaşta korku duvarına yeni bir tuğla koyulması değil, o duvarın ardındaki ışığın aralanması hedeflenmektedir.

Kanserlerin üçte biri önlenebilir

Sağlıklı beslenme, kilo kontrolü ve sigaranın bırakılması ile tüm kanserler üçte bir oranında önlenebilmektedir. Kanserden korunmak bazı önemli noktalara dikkat edilmelidir:

· Akdeniz mutfağı tarzı beslenme alışkanlığı, sebze meyve ağırlıklı ve evde pişen yemek tüketimi çok önemlidir.
 
· Günlük spor aktiviteleri de kilo kontrolü üzerinde etkilidir.
 
· Kadınlar 20 yaş sonrasında kendi kendine meme muayenesine başlamalı, 40 yaş itibariyle mamografi yaptırmalı ve kadın kanserlerine karşı gerekli tetkikleri ihmal etmemelidir.
 
· Sigara içen bireyler 30 yaşından sonra düzenli akciğer filmi ve 40 yaş sonrasında akciğer tomografileri çektirmelidir.
 
· 50 yaşından sonra 5 yılda bir kolonoskopi yaptırılmalı ve düzenli doktor kontrolüne gitmeye özen gösterilmelidir.

Bu sayede her yıl yeni 200 bin kanser vakasının 60 bini önlenebilir.

Farkındalık kanserle mücadelede önemli rol oynuyor

Gelişmekte olan ülkelerde kanser artarak devam etmektedir. Risk faktörlerini en aza indirmek, korkuyu önlemek ve bu mücadelede başarılı olmak için çocukluk çağından itibaren kanser bilincinin oluşturulması son derece önemlidir.

Hamile Kalamamanızın Nedeni Çikolata Kisti Olabilir

Görünümünden dolayı çikolata kisti adı ile anılıyor

Rahim içini döşeyen ve adet kanaması ile dökülen “endometrium” tabakasının, rahim dışındaki dokulara yerleşmesi olarak tanımlanan endometriozis, üreme çağındaki kadınların %15’inde görülmektedir. Endometriozis hastalığı, kadın yumurtalıklarına yerleştiğinde, içi kan ile dolu kistler oluşturmakta ve bunlara da “çikolata kisti” ya da tıbbi adıyla “endometrioma” adı verilmektedir.

Cinsel ilişki sırasında ağrı varsa dikkat!

Çikolata kistleri; adet dönemlerinde düzensizlik ve ağrı, cinsel ilişki sırasında ağrı, gebe kalamama, bağırsak fonksiyonlarında bozulma (karın şişkinliği, büyük tuvaleti yaparken zorluk ve ağrı) yaratan önemli bir sağlık problemidir. Bu belirtileri yaşayan kadınların en kısa zamanda hekimlerine başvurması gerekmektedir. Çikolata kistleri bazen hamile kalamama (infertilite) problemine de yol açabilmektedir. Bu tür bir problem yaşayan kadınların tedavisinde önceden cerrahi ilk planda düşünülürken, günümüzde tüp bebek tedavisi daha ön plana çıkmış ve cerrahi tedaviden kaçınılır duruma gelinmiştir.

Kistler ağrıya neden oluyorsa büyük boyutlardaysa cerrahi tedavi şart

Çikolata kistleri bazen tek bir yumurtalığa bazen de her iki yumurtalığa yerleşebilir. Boyutları fark edilinceye kadar 1 cm’den 8-10 cm’e kadar çıkabilmektedir. Genellikle 4 cm altındaki kistler yalnızca takip edilmekte, büyük olanlar ve şikayet yaratanlar cerrahi ile alınmaktadır.

En derindeki kistlere ulaşılabilir

Çikolata kistlerinin, ilaç ve cerrahi olarak tedavisi sağlanabilmektedir. Cerrahi tedavisi laparoskopi; yani kapalı cerrahi ile yapıldığında doku planları daha net ayırt edilmekte, derin alanlara daha kolay ulaşılabilmekte, yumurtalık dokusu daha iyi korunabilmekte ve ameliyat sonrası karın içi yapışıklıkları daha az izlenmektedir.

Çikolata kistlerinin cerrahisi diğer yumurtalık kistlerinden farklılık göstermektedir. Çünkü kist kapsülü doğru bir şekilde ve tam olarak çıkartılamazsa hastalık kısa sürede tekrar edebilmektedir. Cerrahi teknik uygun olmadığı zaman da yumurtalık dokusunun kaybına bağlı olarak yumurtalık, fonksiyonlarını yitirebilmektedir. Günümüzde uygulanan laparoskopik teknik; kist kapsülünün çıkartılması, kanamanın yoğun olup yumurtalık dokusunun kist kapsülüne yapışık olduğu noktada durularak bu bölgenin yüzeyel tedavisi ve gerektiği noktada geride kalan yumurtalık dokusunun laparoskopik dikişler ile kapatılması esasına dayanmaktadır.

Cerrahi sonrası bebek sahibi olmanızın önündeki engel kalkıyor

Laparoskopik tedavide önemli iki nokta; hastalığın cerrahiden sonra tekrarlamaması ve yumurtalığın fonksiyonunu normal bir şekilde devam ettirebilmesidir. Bu iki nokta özellikle gebe kalmak isteyen ve laparoskopik cerrahiyi gebe kalma şansını artırmak için yaptıran hastalar için çok önemlidir. Çikolata kistlerinin laparoskopik cerrahisi, uzmanlık ve deneyim gerektirmektedir. Çikolata kistleri çıkartılırken aynı zamanda yumurtalık dokusunun çevre dokular ile gösterdiği yapışıklıklar açılır, bağırsaklar yapışıklıklardan kurtarılır, rahim serbestleştirilir. Bu tedavi yaklaşımı, kadının gebe kalma şansını artıracak hem de ağrı gibi şikayetlerinden kurtulmasına yardımcı olacaktır.

Ataşehir Esnafı Elektrik Kesintisinde Sınıfta Kaldı