Domuz Gribine Karşı Kişisel Tedbirlerinizi Alın

Memorial Şişli/Ataşehir Hastanesi Klinik Laboratuvarlar Koordinatörü ve Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Kenan Keskin, “Domuz gribine karşı alınması gereken önlemler” hakkında bilgi verdi.

Domuz gribi, influenza A virusü”nun bir alt tipi olan H1N1’in yol açtığı, ilk defa insanlara domuzdan geçtiği için de bu adla adlandırılan esas olarak solunum sistemini tutan, yüksek düzeyde bulaşıcılığa sahip bir enfeksiyon hastalığıdır. Hastalık solunum yoluyla ve virüs bulaşmış parçacıkların solunmasıyla yayılmaktadır. En çok sonbahar ve kış mevsiminde olmakla birlikte bütün yıl boyunca görülmektedir.

Mevsimsel grip gibi yayılıyor

İnfluenza A (H1N1) virüsü bulaşıcıdır ve insandan insana kolayca bulaşabilmektedir. Grip esas olarak virüsleri insandan insana öksürük ve hapşırma sırasında etrafa yayılan ve virüs içeren damlacıkların diğer insanlara ulaşarak ağız ve burun yoluyla alınmasıyla bulaşmaktadır. Grip virüsü bulaşan bir yere dokunulduktan sonra, eller ağız ya da buruna götürüldüğünde de hastalık bulaşabilir. İçme, kullanma ve havuz sularıyla bulaşma gösterilmemiştir.

Bu belirtilere dikkat!

Grip hastalığının belli başlı belirtileri aşağıda görülmektedir.

Öksürük,

Nefes darlığı,

Boğaz ağrısı,

Yaygın kas, eklem ve vücut ağrıları, yorgunluk ve bitkinlik,

Baş ağrısı,

Üşüme Bazı hastalarda ishal ve karın ağrısı,

Bazı hastalarda ishal ve kusma da görülebilmektedir

Su ve sabuna dokunun

Grip hastalığından korunmanın en etkin ve güvenli yolu aşılanmaktır. Ancak aşı yapılmış olsa da genel korunma tedbirlerine mutlaka riayet edilmelidir.

· Ellerinizi, özellikle öksürdükten veya hapşırdıktan sonra su ve sabun ile sık sık yıkayın.
 
· Öksürürken veya hapşırırken ağzınızı kağıt mendil ile kapatın. Kullandığınız mendili çöpe atın.
 
· Öksürdükten veya hapşırdıktan ya da hasta olma ihtimali olan birisi ile el sıkıştıktan sonra, elinizi yıkayıncaya kadar; gözünüze, burnunuza veya ağzınıza sürmeyin. Virüs bu yolla bulaşabilmektedir.
 
· Eğer kağıt mendiliniz yoksa veya çıkarıp kullanmaya fırsat bulamadıysanız, öksürürken veya hapşırırken ağzınızı giysinizin koluyla kapatabilirsiniz ve daha sonra uygun bir şekilde orayı temizlemelisiniz. Yine ellerinizi su ve sabunla iyice yıkayın.
 
· Hasta kişilere yakın temastan sakının. Temas zorunlu ise maske ve eldiven kullanın, temas sonrası hemen ellerinizi su ve sabun ile yıkayın.
 
· Sizde grip hastalığının belirtileri olursa hemen doktora veya hastaneye başvurun.
 
· Eğer hasta iseniz evde kalın ve diğer kişilerle temasınızı sınırlandırın.
 
 · Bütün hastalıklardan korunmada yeterli ve dengeli beslenme, alkol uyuşturucu, sigara ve benzeri toksik maddelerden kaçınılması çok büyük bir öneme sahiptir. Ancak bunların sadece salgın olduğu zaman veya hastalığa yakalanınca uygulanması bir değer taşımaz, bunun yaşam tarzı olarak benimsenmesi ve her zaman uygulanması gerekir. Unutmayalım ki ata arpa yokuşta fayda etmez.

Ellerin su ve sabun ile yıkanması mikroplardan korunmanın en etkili, en ucuz ve en kolay yoludur. Ancak etkili olabilmesi için en az yarım dakika süreyle ve parmak araları da dahil olmak üzere her yerin iyice yıkanması gerekmektedir. Su ve sabun yerine alkol bazlı el dezenfektanları da kullanılabilir.

Her 2 Dakikada 1 Kadın Bu Kansere Yeniliyor

Her 1 kadından 8’i hayatının bir döneminde HPV’ye yakalanıyor

Rahim ağzı kanseri kadın üreme organlarında gelişen bir kanser türüdür. HPV yani “Human Papilloma Virüsler” yaygın görülür, belirti göstermez ve oldukça bulaşıcıdır. HPV, rahim ağzı kanserlerinin neredeyse tümünden sorumludur. HPV’ye yakalanmış kadınların çoğunun vücut savunma sistemleri virüsü temizlemek için yeterlidir. Fakat virüsün belirli tiplerinden arınmamış bazı kadınlarda rahim ağzı kanseri gelişebilmektedir. İstatistikler her 10 kadından 8’inin hayatlarının herhangi bir döneminde HPV ile karşılaştığını; ancak bu kişilerden sadece 1-2’sinin rahim ağzı kanseri olacağını göstermektedir. Hastalığa neden olan HPV virüsünden korunmak için önlemler almak ve düzenli sağlık kontrolleri yaptırmak erken dönemde saptanması halinde tedavi şansını artırmaktadır.

Kadınlarda en sık görülen 2. kanser türü

Rahim ağzı kanseri, 15-44 yaş arası kadınlarda en sık görülen ikinci kanser türüdür. Meme kanseri ilk sırada yer almasına rağmen kaybedilen yaşam yılı olarak bakıldığında rahim ağzı kanseri, meme kanserinin de önüne geçmektedir.

Cinsel yolla bulaşan bir virüs

Kanserin oluşmasına neden olan HPV virüsü cinsel yolla bulaşan bir virüstür. HPV enfeksiyonları tüm dünya ile birlikte ülkemizde de artmaktadır. Eşlerden birisinin daha önceden aldığı virüs onda bir hastalık yapmazken, özellikle bayanlarda daha sık olmak üzere cinsel bölgede siğillere ve rahim ağzının, dış genital bölge ve üreme yollarında kansere sebep olabilmektedir. Rahim ağzı kanseri başta herhangi bir ağrı, belirti veremeyebilir.

Sigara ile bağlantısı yok demeyin

Sigara her kanser türünde olduğu gibi rahim ağzı kanserinde de etkilidir. Sadece sigarayı bırakmakla, var olan kanser öncesi öncül hücrelerin gerilemesi sağlanabilir. Aynı zamanda düzenli beslenme ve egzersiz, yeterli dinlenme, kaliteli uyku ve stresin azaltılması HPV’ye karşı savaşta bağışıklık sisteminin her zaman kuvvetli kalmasını sağlayacaktır.

Fazla Kilolar ve Hareketsizlik Bel Fıtığını Tetikliyor

Bel fıtığını tetikleyen birçok neden vardır. Obezite, hareketsizlik, sigara kullanımı, günlük yaşamda omurga fizyolojisine uygun hareket etmemek, meslekle ilgili faktörler bunların başında gelenlerdir. İnsanların % 90’ ı hayatının bir döneminde bel ağrısı ile karşı karşıya kalmaktadır ancak bel ağrılarının % 5’i bel fıtığına bağlı olarak meydana gelmektedir. Her bel ağrısının bel fıtığından kaynaklanmadığı bilinmelidir. Dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, kişinin yakınmasına sebep olan bel ağrısının bel fıtığına bağlı olup olmadığının belirlenmesidir.

Uyuşma ve güç kaybı fıtık belirtisi olabilir

Bel fıtığında, ağrı belde varken kalça ve bacağa yayılma eğilimi gösterir. Bu yayılma tek taraflı olabileceği gibi iki taraflı da gerçekleşebilir. Ağrıya eşlik eden bacakta uyuşma ve kuvvet kaybı gibi bulgular fıtığın habercisi olabilir. Ağrı zaman zaman olup geçen bir özellik gösterebildiği gibi giderek artan bir karakter de gösterebilir. Muayenede hasta sırt üstü yatarken bacak kaldırıldığında kalçadan bacağa doğru yayılan ağrı olur ve bacak kaldırıldıkça bu ağrı hissi artar. Bunun yanında ayakta ileri geri hareketlerin bir kısmında güçsüzlük tespit edilebilir. Modern tanı yöntemlerinden Lomber (bel) MR incelemesi ile bel fıtığı teşhisi kolaylıkla konulmakta tipi ve derecesi belirlenebilmektedir. Ancak bel fıtığının teşhisinde altın standart, klinik muayene ve hekimin gözlemleme tecrübesidir.

Ağrır geçer demeyin, doktora başvurun

Bel ağrılarının ancak %3’ü ameliyat edilmesi gerekli bel fıtıklarından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle doktor muayenesi sonuçlarına göre ilaç, yatak istirahati, fizik tedavi ve belde enjeksiyona dayalı ağrı tedavileri planlanmaktadır. Alınan bu önlemlere karşın geçmeyen ağrı, geçip tekrar başlayan ve kişinin hayatını etkileyerek iş ve yaşam kalitesini düşüren ağrı, ayakta güç kaybı ve idrar veya büyük abdesti kontrol edememe gibi durumlar varsa cerrahi yöntemlere başvurulması gerekmektedir.

Ameliyat sonrası kısa sürede iş ve sosyal yaşama dönüş sağlanıyor

Bel fıtığının cerrahi tedavisinde ağırlıklı olarak “Mikrodiskektomi” ve “Endoskopik diskektomi” yöntemleri kullanılmaktadır. Her iki ameliyatta 2 cm'den küçük kesi yapılmaktadır ve hasta için son derece konforludur. Ameliyat bölgesinde dikiş bulunmamaktadır. Hastalar 6 saat sonra yürütülüp, bir geceyi hastanede geçirdikten sonra taburcu edilmektedir. Hangi yöntemin seçileceği hastaya göre belirlenmektedir.

Tedavide yaşam tarzı değişiklikleri çok önemli

Kişi tedavilerle iyileştiğinde bir daha bu durumun ortaya çıkmaması ve oluşmuş olan fıtığın küçülmesi için gerekli önlemler ve egzersiz programı öğretilmektedir. Kişi uzun süre aynı pozisyonda kalmamalı, oturma ve ayakta kalma süresi 45 dakikayı geçmemelidir. Oturulan koltuklarda bel kavsini destekleyen bir yastığın kullanılması alışkanlık haline getirilmelidir. Yere eğilmek yerine çömelerek işlerin yapılmasına özen gösterilmelidir. Yatmak için yaylı ortopedik yatak seçimine dikkat edilmelidir. Yataktan kalkarken, yan yatılarak kollardan destek alınarak oturulmalı, sonra ayağa kalkılmalıdır.

Opel’in Dizelleri

110 beygirlik dizel Astra’da kilometre başına 3 gram azalarak 94, 136 beygirlik dizel Astra’da 5 gram azalarak 99 CO2 emisyon değerine ulaştı.

Yakın zamanda Avrupa piyasasına sunulması planlanan 'eco' Astra 1.6 CDTI ise Opel’in tarihindeki en verimli kompakt sınıf olması bekleniliyor.

82 g/km CO2'li 95 beygir gücündeki Yeni Corsa, 100 km’de 3.1 litre yakıt tüketimine sahip. 114 g/km CO2’li 170 beygir gücündeki Insignia ise 100 km’de 4.3 litre yakıt tüketimine sahip.

Insignia modeli 100 km/s hıza ulaşmak için 9 saniyede ihtiyaç duyarken 225 km/s maksimum hıza erişebiliyor.

Yeni Corsa, Easytronic Şanzımanlı 1.3 Dizel Motoru ile Yakıt Maliyetini Düşürdü

Merakla beklenen beş vitesli Easytronic 3.0, yeni nesil turboşarjla sunuluyor. Düşük devirlerde üstün sürüş ve hızlanma sağlarken sessizliği ile dikkat çekiyor. Klasik bir otomatik şanzımana göre daha hafif ve daha düşük iç sürtünmeye sahip. Konforlu bir otomatik şanzımanın avantajlarını düz şanzımanın verimliliğiyle bir araya getiriyor. Easytronic 3.0 küçük hacimli motorlar için yakıt tüketimi bakımından en verimli vitesi seçerek ekonomik sürüşü mümkün kılıyor. Otomatikleştirilmiş şanzıman özellikle şehir içinde yakıt tüketimini daha da azaltan Start/Stop teknolojisi ile birleştirildi. Gerektiğinde çalışan su pompası ve değişken yağ pompası CO2 salımı değerlerine katkıda bulunuyor.

Opel mühendislerinin otomatikleştirilmiş şanzıman için geliştirdiği vites dişlisi seti sürüş sırasında motorun çalışma devrini, rahatsız edici olmayan bir gürültü seviyesine düşürüyor. Bunula birlikte Easytronic 3.0 şanzıman, hızlı kalkışlar ve sportif hızlanma için özel bir marş işlevi sunuyor.

Yeni Opel Corsa OPC: Beşinci Nesil Atlet

Opel CEO'su Dr. Karl-Thomas Neumann, Dudenhofen'da bulunan Opel Test Merkezinde Corsa OPC’yi test etti. “Nürburgring Pisti'ne ithafen koltuklarında Nürburgring haritası işli olan 207 beygirlik otomobil tam bir spor otomobil olduğunu, yalnız hızıyla değil tasarımıyla da gösteriyor. Diğer tüm OPC'lerde de olan Recaro Spor koltuklar, daha motoru çalıştırmadan, rallideymiş hissi veriyor. Ürün yelpazemizin dinamik oyuncuları olan OPC’lerimiz markamızın sportif geleneğinin, Alman mühendisliğinin en güzel örneği. Yeni Corsa OPC, mühendislerimizin küçük spor otomobil segmentinde çıtayı nasıl yükselttiklerini etkileyici şekilde kanıtlıyor” dedi.

1.6 litre 207 beygirlik Turbo Motor

Kaputun altında bulunan 1.6 litre 152 kW/207 beygirlik turbo benzinli motor 245 Nm tork üretiyor. 1.6 litrelik motor 1.900 ve 5.800 devir/dakika arasında overboost işlevselliği sayesinde gerektiğinde ilave 35 Nm güç üretebiliyor ve bu gücü yola 6-ileri manuel şanzıman üzerinden aktarıyor. 5. Nesil Corsa OPC 230 km/s hıza ulaşıyor ve 0'dan 100 km'ye çıkması 6.8 saniye alıyor. Beşinci viteste 80 ila 120 km/saat hızına 6,6 saniyede alıyor. Yeni Corsa sağladığı performansı yalnızca 7.5 litre /100 km yakıt tüketimi ve 174g/km CO2 salımıyla elde ediyor.

OPC tasarımı: Güçlü görünüm

Yeni OPC, ışık mavisi renginin dışında yeni geniş hava girişlerine sahip yeni ön tasarımı ile dikkat çekiyor. Farların alt kısmında yer alan alüminyum çerçeveler, büyük kardeşi Astra OPC'ye görsel olarak benziyor. Corsa OPC'ye ilave sportif ve atletik hava kazandıran kaputun ön tarafındaki çizgiler fark yaratıyor. Arkaya uzanan yan çıtalar dinamik bir görüntü sağlıyor. İç mekâna sportif bir hava kazandıran Recaro performans koltuklar, deri direksiyon simidi, OPC vites topuzu, IntelliLink bilgi-eğlence sistemine sahip karakteristik ön konsol ve spor pedallar OPC’yi tamamlıyor.

OPC Şasi teknolojisi

Opel mühendisleri, gücü en iyi şekilde yola aktarmak üzere Frekans Seçici Süspansiyon (FSD) teknolojisini geliştirdi. Amortisördeki ikinci, paralel hareket eden yağ akışı arttırılmış süspansiyon kuvveti sağlamaktadır. FSD, basınç oluşumunu geciktiren hidrolik bir yükseltici olarak hareket ediyor. Amortisör pistonları daha hızlı hareket edip süspansiyon kuvvetini arttığında eş zamanlı piston hareketine yol açarak ikinci yağ devresini kapatıyor. Corsa OPC, yol tutuşunu Opel modellerine göre yol yüzeyine 10 milimetre daha yakından sağlıyor. Şasi, otomobilin sınırlarını zorlamayı seven sürücülere göre kalibre edildi. Bu nedenle elektronik dengeleme programı (ESP) bir düğmeye basılarak tamamen kapatılabiliyor.

Kesintisiz dinamik bir tutuş için alüminyum ön aks her hızda çevik ve hassas direksiyon kullanımı sağlıyor. Daha da doğrudan ve hassas tepki vererek OPC sürücülerine çok daha iyi geri bildirim sağlıyor. 215/45 R17 performans lastikleri standart olarak sunuluyor. 308 milimetre fren disklerine sahip frenleme sistemi ön dingilden görülebiliyor.

Ataşehir’de 25 Bin Çocuğa Hayvan Sevgisi Anlatılacak

Bu kapsamda ilköğretim öğrencilerine hayvan sevgisini aşılamak, tüm canlıların yaşama hakkına sahip olduğu bilincini yerleştirmek, doğa ve yaşam dostu birer birey olmalarına destek olmak amacıyla Ataşehir’deki 47 İlköğretim okulunda hayvan sevgisi konulu seminer düzenlenecek.

“Birlikte koruyup, birlikte sevelim’’ sloganıyla hazırlanan proje kapsamında 25.000 öğrenciye hayvan sevgisi anlatılacak.

Ataşehir Belediyesi, İstanbul Veteriner Hekimler Odası, Ataşehir Kent Konseyi, Hayvan Hakları Federasyonu (HAYTAP), Beşiktaş’ın taraftar grubu Çarşı ile Çevre ve Sokak Hayvanları Derneği Ataşehir Temsilciliği’nin ortak yürüttüğü proje 23 Mart’ta hayata geçecek.

Eğitim kapsamında; hayvan sevgisi ve onların yaşam hakkı, hayvanlara nasıl davranılması gerektiği, hayvanların sağlık ve bakımı, hayvan sahiplenilmesi gibi konular ana başlıkları oluşturacak.

Eğitime katılan çocuklara “köpeklerle güvenli iletişim” boyama kitapçığı ve sahipsiz hayvanlar adına çocuklara yazılan maket mektup ve stickerlar dağıtılacak. Ayrıca Ataşehir Belediyesi dostluk maması çocuklarla birlikte can dostlarımıza ulaştırılacak.

Bebeğiniz -196 Dereceden Sağlıkla Gelebilir

Taze embriyo transferine önemli bir alternatif

Dondurulmuş embriyo transferi son yıllarda uygulama sıklığı giderek artan taze embriyo transferlerine alternatif olabilen bir yöntemdir. Çünkü taze embriyo transferi ile gebelik elde edilemediği, düşükle sonlandığı ya da gebelik elde edilmesinden ve doğumla sonlanmasından sonra tekrar bir çocuğa sahip olmak istenildiğinde çiftlerin isteği doğrultusunda dondurulan embriyolar çözülerek anne rahmine yerleştirilmekte ve tekrar gebelik sağlanabilmektedir.

Hormon iğnelerine gerek kalmıyor

Taze embriyo transfer işlemi uygulanmasından sonra ailenin isteğine bağlı olarak geride kalan transfer edilmemiş ve dondurabilecek kalitedeki embriyolar saklanabilmekte, ileriki dönemlerde tekrar transfer için kullanılabilmektedir. Dondurulan bu embriyolar sayesinde anne adayı, hormon iğneleri kullanmadan ve yumurta toplama işlemine maruz kalmadan tekrar embriyo transferine hazırlanabilmektedir. Böylece çok daha az maliyetli ve anne açısından daha az stresli bir dönem geçirilmiş olacaktır.

Yaşamsal riskin olduğu durumlarda embriyo dondurma

Embriyo dondurma işlemi, tüp bebek tedavisi sırasında hastanın endometriumunun yeteri kadar kalınlaşmadığı, yumurtalıklarının aşırı derecede uyarıldığı ve embriyo transferinin sonucunda gebelik elde edildiği takdirde hastayı yaşamsal riske sokabilecek bir durum olan ovarian hiperstimülasyon (OHSS) varlığında da yapılmaktadır. Günümüzde iş hayatı gibi nedenlerle anneliği erteleme düşüncesi varsa ya da kanser sebebi ile kemoterapi alınması gerekli ise embriyoların dondurulması faydalı olacaktır.

En önemli etken anne adayının yaşı

Dondurulma şansına sahip embriyo oluşmasını belirleyen en önemli faktör anne adayının yaşıdır. 38 yaş ve öncesinde bu şans %50 iken, 40 yaş ve üstünde %12’lere kadar gerilemektedir. Dondurulmuş embriyo transferlerinde rahim zarının taze siklüslere göre daha fizyolojik hormon seviyelerine maruz kalmasından dolayı daha yüksek gebelik oranlarına sahip olduğuna dair çalışmalar mevcuttur. Embriyo kalitesi aynı ise; taze embriyo ve donmuş embriyonun başarı şansı aynıdır.

-196 derecede saklanıyor

Sağlık Bakanlığı’nın belirlediği yasalar çerçevesinde 5 yıla kadar dondurularak saklanan embriyoların transfer süreci, taze embriyo transferlerindeki gibi rahim zarının tutunmaya uygun olduğu dönemlerde gerçekleştirilmektedir. Embriyo dondurma işlemi “vitrifikasyon” yöntemiyle yapılmaktadır. Embriyolar, gelişiminin 2,3,4,5. ve 6. günlerinde dondurulabilmektedir. Ailenin onayı ile dondurulan embriyolar hiçbir biyolojik aktivitenin gerçekleşmediği, -196 derece içerisinde sıvı azot bulunan bir tank içinde muhafaza ediliyor.

 
Çözünen embriyolar %90 oranında canlılıklarını koruyor

Embriyolar, çözme işlemi sonrasında % 90 oranında canlılıklarını koruyabilmektedir. Dondurulmuş ve sonrasında çözünen embriyolar ile normal tüp bebek uygulamasında oluşan taze embriyolar arasında herhangi bir farklılık yoktur.  Her iki uygulama sonrasında başarı sağlanması durumunda tıbbi yönden sağlıklı bebekler dünyaya gelmektedir.

Bebeğin sağlığına bir etkisi yok

Embriyonun dondurulması doğacak bebeğin sağlığı açısından da bir risk içermemektedir. Tıpkı taze embriyo denemeleri sonucu elde edilen hamilelik sonucu doğan çocuklar gibi genlerini anne ve  babasından alırlar. Dondurulmuş embriyolarla sağlanan hamileliklerde düşük riskinin daha fazla olması gibi bir durum da söz konusu değildir.  Hatta bazı çalışmalarda dondurulmuş embriyo transferi yapılan hastalarda gebe kaldıktan sonra düşük yapma oranının, taze embriyo transferi ile hamile kalan kadınlardan daha düşük olduğu tespit edilmiştir.

Yeditepe Üniversitesi’nin Yanındaki Otoparkta Şüpheli Ölüm

Ataşehir’de Şanlı Zaferin Yüzüncü Yılına Özel Sergi

Sergi açılışı sonrası düzenlenen söyleşi de konuşma yapan Namık Sürmen, “Çanakkale zaferinin büyük onurunu yaşamaktayız. Çanakkale ruhu, aziz milletimizin birlik, beraberlik ve kardeşlikten ödün vermeme konusundaki kararlılığının göstergesidir. Bu ruhu bundan sonra da yaşatmak için tüm ulusumuzun çaba göstermesi gerekir. Öyle bir halde olmalıyız ki, Çanakkale Savaşı bugün de olsa Çanakkale geçilmez diye bilmeliyiz. Bu duygularla Çanakkale’de şehit düşen vatan evlatlarına rahmet diliyorum” diye konuştu.

Ataşehir Belediyesi’nin hazırladığı bu proje kapsamında; Yönetmen Ünal Üstündağ tarafından yapılan araştırmalar sonucu Çanakkale Savaşı’nda gerçekleştiği bilinen olaylar hikayeleştirildi. Bu metinler Murat Ilgın, Mutlu Dölek, Tevfik Çelebi’ye verildi ve sanatçılar bunlardan esinlenerek resim ve heykeller yaptılar.

21 tablo, 3 heykel ve 20 adet tablolara ait metinlerden oluşan sergi 23 Mart’a kadar Ataşehir Belediyesi Cemal Süreya Etkinlik ve Sergi Salonu’nda ziyaret edilebilir. Daha sonra bu sergi şehir şehir gezerek Türkiye'nin farklı noktalarında sergilenecek.

 
 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Ataşehir Veteriner İşleri Müdürlüğü Ekipleri Tarafından İlaçlama Çalışmaları Artırıldı

En değerli varlığımız olan çocuklarımızın ve halkımızın sağlını korumak amacıyla, Ataşehir genelinde bulunan 60 okul, 67 ibadethane ve diğer toplu kullanım alanları, salgın ve bulaşıcı hastalıklara karşı 10-12 günlük periyodik aralıklarla Veteriner İşleri Müdürlüğü tarafından dezenfekte ediliyor.

Ataşehir Belediyesi Veteriner İşleri Müdürlüğü, çevre ve halk sağlığını tehdit eden canlılara karşı yaptığı tüm ilaçlama ve dezenfeksiyon faaliyetlerinde, Dünya Sağlık Örgütü’nce önerilen ve Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılan ilaçları kullanıyor.

 
 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Bahar Enfeksiyonlarına Teslim Olmayın

Baharda bağışıklık sistemi çökebilir

Bahar ayları gribal enfeksiyonlar başta olmak üzere birçok enfeksiyonun sık görüldüğü ve alerjik rahatsızlıkların su yüzüne çıktığı bir dönemdir. Bu dönemde, insan metabolizmasında bazı olumsuz değişimler yaşanabilmektedir. Bu değişimler bağışıklık sistemini savunmasız bırakabilmektedir. Isınan hava ve çevre şartlarıyla birlikte ortamlarda bulunan bazı parazit ve bakterilerin çoğalması da enfeksiyon riskini artırmaktadır. Enfeksiyon hastalıklarının yanı sıra havanın ısınmasıyla birlikte halsizlik, isteksizlik, aşırı uyuma, yorgunluk, eklem ağrıları gibi şikayetler yaşanabilmektedir.

Güneşe aldanmayın

Isınıp soğuyan hava nedeniyle giyim konusunda problem yaşanmakta ve vücut direnci olumsuz yönde etkilemektedir. Kış aylarında vücutta depolanan birçok vitamin ve direnç arttırıcı maddeler tüketildiğinden vücut bahar mevsimine birçok eksiklik ile girmektedir. Bu durum enfeksiyonlar için bir yatkınlık oluşturmaktadır. Kışın yavaşlayan ve ısı üretmeye programlanan vücut metabolizması, besinlerin depolanarak vücutta yağ miktarının artmasına yol açar. Havaların ısınmasıyla birlikte hızlanması gereken metabolizma birçok kez bunu yapamaz ve kilo alımı devam edebilir. Bunu yenebilmek için düzenli beslenme ve vitamin takviyesine dikkat edip egzersizleri ihmal etmemek gerekmektedir. Beslenme düzenine dikkat edilmesi, daha fazla sıvı tüketilmesi, vücut sıvısı azlığının önüne geçilmesi hastalıklara karşı önleyici olacaktır.

Hormonal değişimler hasta edebilir

Mevsim geçişi dönemlerinde insanlarda bir takım hormonal değişiklikler de gözlenmektedir. Özellikle böbrek üstü bezinde üretilen bazı hormonların azalması bağışıklık sisteminde zayıflama gözlenmesine neden olmaktadır. Bahar aylarında gece-gündüz süresindeki değişiminin hormon üretimlerini etkilediği bilinmektedir. Uyku sırasında salgılanan ve hücreleri yenileyici, bağışıklık sistemini düzenleyici hormon olarak bilinen melatonin, günlerin kısalması nedeniyle daha az salgılanmaktadır. Vücuttaki bu hormonal değişimler enfeksiyonlara yatkınlık oluşturabilmektedir. Bu mevsimde özellikle uykunun yeni düzene adapte edilmesi ve 6-8 saat uykuya zaman ayrılması önemlidir.

Yaşlılar ve çocuklar daha savunmasız

Mevsim dönümlerinde bağışıklık sisteminin zayıflaması ve enfeksiyonlara karşı vücut savunmasının zayıflaması, özellikle yaşlı, çocuk, gebe ve kronik hastalığı olanlar için daha önemlidir. Bahar aylarında başta solunum yolunu ilgilendiren hastalıklarla birlikte alerjik rahatsızlıklar, göz nezlesi, sinüzit, tonsillit, farenjit, larenjit, saman nezlesi, bronşit sıkça görülebilmektedir. Alerjik rahatsızlıklarla birlikte östaki borusu fonksiyonu bozulacağından orta kulak iltihabı da bu mevsimde sık görülür. İnsanların evlerinden çıkıp sosyal ortama katılması ile birlikte hastalıkların taşınması ve bulaşması da artış gösterir. Özellikle toplu yaşam alanları, işyerleri, kreşler gibi yerlerde küçük salgınlar görülebilmektedir.

Taze meyve ve sebze tüketmek önemli

Bahar mevsiminde ısı değişimi fazla olduğu için hava durumunu iyi takip edip uygun giysilerle dışarı çıkmak gerekmektedir. Havasız ve kapalı alanlarda uzun süre kalmamak, öpüşmemek, alerjenlerin yoğun olduğu bölgelerde uzun süre kalmamak, bol taze meyve ve sebze tüketmek, gerektiğinde vitamin takviyesi almak enfeksiyonlara karşı alınacak önlemler arasındadır. Gribal enfeksiyonun nezle ve basit üst solunum yolu hastalıklarından ayırıcı tanısının dikkatle yapılması gerekmektedir. Hastalarda özellikle iki günden uzun süren ateş ve diğer bulgulardan herhangi biri mevcut ise doktor yardımı alınması gerekmektedir.

Hareketsiz Yaşam Diyabeti Tetikliyor

Şeker kontrolünün ilk adımı sağlıklı ve dengeli beslenmek

Sağlıklı beslenme diyabet hastaları için çok önemlidir. Hastaların üç ana besin grubu olan; protein, yağ ve karbonhidratı, vücudun ihtiyaçlarını göz önüne alarak tüketmesi gerekir. Diyabet tedavisinin ilk adımı olan diyet planlaması hastalarda vitamin ve mineral dengesini bozmayacak şekilde ayarlanmaktadır. Diyabetli hastalarında iyi bir kan şekeri kontrolü için sağlıklı beslenme planı oluşturularak "tıbbi beslenme tedavisi" uygulanması gerektirmektedir.

Diyabetik diyet ile sağlıklı beslenme planı

Şeker hastalığının tedavisinde insülin veya ilaçlar gerekli olduğu gibi tıbbi beslenme planının takibi de çok önemlidir. "Diyabetik diyet" bu nedenle şeker hastasının ailesi için de ideal bir sağlıklı beslenme planıdır. Sağlıklı beslenme ile kan şekeri seviyesinin kontrol edilmesi, aynı zamanda vücut ağırlığının korunması ve kalp hastalığının önlenmesine de yardımcı olmaktadır. Çünkü tüketilen her besin kan şekeri düzeylerini etkilemektedir. Bu açıdan hangi gıdadan ne ölçüde alınması gerektiği; hastanın kan şekeri değerini kontrol altına alınması, bedensel yapısı ve mevcut diğer hastalıkları da değerlendirilerek belirlenmelidir.

Yüksek yaşam kalitesi için diyabette düzenli egzersiz şart

Teknolojinin gelişmesi ile birlikte kişilerin yaşam tarzı önemli ölçüde etkilenmektedir. Evde televizyon ve bilgisayar başında geçirilen sürelerin artmasıyla, hareketsizlik ve yeme bozuklukları gibi sorunlar da artış göstermektedir. Şeker hastalığı riskini tetikleyen bu alışkanlıklar, düzenli egzersiz ile ortadan kaldırılabilir. Beden ve ruh sağlığı için hareketsiz bir yaşamdan uzak durmak, düzenli egzersiz yapmak ve günlük yaşamda da aktif olmak önemli kriterlerdir. Egzersiz, alınan kalorinin yakılmasına ve böylece vücuttaki yağ oranının azaltılması ile kas tonusunun artırılmasına yardımcı olarak vücuda formda bir görünüm kazandırmaktadır. Diyabet hastalarının düzenli egzersiz ve spor yapmaları, kan şekerini düşürücü ve insülin etkinliğini artırıcı olduğu kadar vücudun kan şekerini verimli kullanmasına da olanak tanır.

Şeker hastaları sosyal yaşamdan kopmamalı

Dengeli bir diyet, düzenli egzersiz, tıbbi kontrol ve tedaviler ile sosyal yaşam, diyabet hastalarının hayatlarını sağlıklı ve kaliteli bir şekilde sürmeleri için gerekli olan 4 maddelik plandır. Diyabetik hastalarda tıbbi faktörler kadar sosyal aktivitelerin de yaşam kalitesini büyük etkisi vardır. Hastaların önemli bir bölümü ilaç ve insülin tedavisi alırken sosyal yaşamdan da kopmaktadır. Oysa hastalığının bilincinde olan ve tedavisi için gereklilikleri yerine getiren kişiler; hayatlarını sağlıklı bireyler gibi normal bir şekilde sürdürebilir. Önemli olan sağlıklı bir yaşam tarzı belirlemek ve tedavi planında yer alan uygulamalara harfiyen uymaktadır. Tip 2 diyabetin başlamasını önleyen en önemli faktör sağlıklı yaşam kurallarına uymayı sürdürmekten geçmektedir.

Erken Menopozda Doğurganlığı Korumak Mümkün

Yumurta dondurma kriterlerinde yeni uygulama
 
Daha öncesinde sadece ciddi bir cerrahi operasyon geçirecek, kemoterapi veya radyoterapi görecek olan hastalarda yumurtalık dokusu ve yumurta hücresinin dondurulabilmesi söz konusuyken; Sağlık Bakanlığı’nın yayınladığı yeni yönetmelikle bu izin kapsamı genişletilerek, artık “düşük over rezervi” tanısı konulmuş veya erken menopoz riski olan,  henüz doğum yapmamış tüm kadınlar, yumurta veya yumurtalık dokularını dondurma uygulamasından yararlanabilecek.

Embriyo, yumurta hücresi ve yumurta dokuları dondurma işlemleri birbirinden farklıdır.

Evli çiftlere embriyo dondurma

 
Embriyo dondurma, yalnızca evli hastalarda uygulanabilmektedir. İşlem bir tüp bebek tedavisidir. Kısırlıktan korunmada en başarılı yöntemdir. Çünkü dondurulup çözülen embriyo başına gebelik oranları, %45-50 düzeyindedir.

Yumurta dondurarak saklama 

 
Evli olmayan erişkin hastalar için eğer rezerv azlığı varsa yumurta hücresi dondurma (oosit) işlemi düşünülmesi gereken bir seçenektir. İşlem aynı embriyo dondurmada olduğu gibidir. Tek fark yumurta toplama işleminden sonrasıdır. Embriyo dondurmada sperm ile döllenip saklanan yumurtalar burada döllenmeden dondurulmaktadır. Yumurta dondurmada, tüp bebek tedavilerinde olduğu dışarıdan verilen hormon iğneleriyle çok sayıda yumurta üretilmesi sağlanır. Bu tedavi reglin 2 veya 3’üncü günü başlayıp, yaklaşık 8-10 gün sürer. Olgunlaşan yumurta hücreleri ameliyathanede özel iğnelerle toplanarak embriyoloji laboratuvarına ulaştırılır. Burada mikroskop altında değerlendirilen, yeterli olgunluk ve kalitede bulunan yumurta hücreleri, özel kitler ve protokoller kullanılarak dondurulur. Kullanılacakları tarihe kadar -196 derecede saklanır.

Yumurta hücresi yerine doku dondurma

 
Dışarıdan hormon vererek yumurta gelişiminin uygun olmadığı vakalarda yumurta hücresi yerine yumurta dokusu da dondurulabilir. Embriyo ve oosit dondurma için zamanı olmayan veya tıbbi olarak buna engel bir durumu bulunan hastalar ile çocuk çağı kanser hastalarında düşünülmesi gereken bir seçenektir. İşlemin uygulanacağı kişi doktoruyla birlikte karar verdikten sonra uygun tarih ve saatte genel anestezi altında, laparoskopi yöntemiyle yumurtalık dokusu alınır. Yumurta hücrelerinde olduğu gibi yumurta dokuları da özel kitler ve protokoller yardımıyla dondurularak kullanılacakları tarihe kadar yine -196 derecede saklanır.

Anlık Ağlama ve Gülme Krizleri ALS Belirtisi Olabilir

Yaşamı bir anda çekilmez kılabilir

Halk arasında motor nöron hastalığı olarak da bilinen ALS, merkezi sinir sisteminde ve omurilikte motor sinir hücrelerinin kaybıyla ortaya çıkan bir hastalık olarak bilinmektedir. Travmalar, hormonal bozukluklar, virüsler, kanser ve toksik ajanlar gibi pek çok etkenin ALS hastalığına yol açtığından şüphelenilmektedir. Ancak hastalık pek çok faktöre bağlı olarak gelişebilir. ALS küçük bulgularla sinsi bir şekilde başlamaktadır. Örneğin kolda, elde, bacakta güçsüzlük;  gündelik işlerde yaşanılan aksaklıklar, kavanoz açarken eldeki güç kaybı, yazı yazarken kalemi tutamama veya yürürken bir ayağın sık sık tökezlemesi başlıca belirtilerdir. Kaslarda seyirme ve kramplar bu belirtilere eşlik edebilir. Beyin sapındaki nöronların tutulmasıyla konuşma ve yutma güçlüğü hatta kontrol edilemeyen ağlama ve gülmeler olabilir.

ALS 50’li yaşlarda başlıyor

Hastalık dünyanın her yerinde ve her kesimden insanda görülebilmektedir ancak erkeklerde kadınlara oranla biraz daha sık rastlanmaktadır. ALS’ye yakalanma riski ortalama 50’li yaşlarda başlamaktadır. Ancak, çok genç yaşta da, çok ileri yaşta da ALS görülebilir.  ALS hastalığının yüzde 90'ı bireysel, yüzde 10'u ailesel kökenle gelişmektedir. Ailesel olanlar biraz daha erken başlayabilir. Tanı konduktan sonra beklenen yaşam süresi ortalama 4-6 yılla sınırlı olmakla beraber, 20 yıl veya daha uzun yaşayan olgular da bildirilmiştir.

Hastalık belirli ölçüde kontrol altına alınabilir

ALS için henüz bir tedavi bulunamamıştır. Ancak ilaç tedavisi uygulanabilmektedir. Yeni geliştirilen ilaçlarla ALS’nin seyrinin çok daha yavaşlayacağı öngörülmektedir. ALS için uygulanan diğer tedavi yöntemleri, hastaların daha iyi bir hayat sürmesini ve hastalığın semptomlarını hafifletmeyi amaç edinmiştir. Destekleyici olan yöntemlerden en etkilisi, doktor,  fizyoterapist, beslenme uzmanı ve hemşirelerden oluşan bir ekip yaklaşımıdır. ALS’de mevcut kas kitlesini korumak ve kas gücünü artırmaya yönelik fizyoterapiler, konuşma terapileri, hasta ve ailesine sağlanan psikolojik destek bu anlamda çok önemlidir.

Ataşehir Kısa Film Atölyesi Başvuruları Başladı

11 Nisan – 31 Mayıs 2015 tarihleri arasında da atölyelerde eğitim verilecek.

Ayrıntılı bilgi için: http://www.atasehirkisafilm.com

 

 

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

“100 Yılın Ardından Çanakkale Sergisi”

Ataşehir Belediyesi’nin hazırladığı bu proje kapsamında; Yönetmen Ünal Üstündağ yaptığı araştırmalar sonucu Çanakkale Savaşı’nda gerçekleştiği bilinen olayları hikayeleştirdi. Bu metinler Murat Ilgın, Mutlu Dölek, Tevfik Çelebi’ye verildi ve sanatçılar bunlardan esinlenerek resim ve heykeller yaptılar.

21 tablo, 3 heykel ve 20 adet tablolara ait metinlerden oluşan sergi 23 Mart’a kadar Ataşehir Belediyesi Cemal Süreya Etkinlik ve Sergi Salonu’nda gezilebilinecek. Daha sonra bu sergi şehir şehir gezerek Türkiye'nin farklı noktalarında sergilenecek.

 
“100 Yılın Ardından Çanakkale Sergisi” açılış töreni

Tarih: 18 Mart 2015 / Çarşamba

Saat: 17.00

Yer: Ataşehir Belediyesi Cemal Süreya Etkinlik ve Sergi Salonu

Adres: NOVADA AVM / 3. Kat / Küçükbakkalköy Mahallesi, Şehit Şakir Elkovan Cad. No:20 Ataşehir

 
 
 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Dünya Şiddetle Dönüyor Diyorsanız

Ani hareketler tetikleyebilir

İnsan vücudunda dengeyi sağlayan organ iç kulaktır. İç kulakta yer alan kanallarda çok sayıda küçük kum tanesi gibi taşlar bulunmaktadır. Travma, uzun süreli yolculuklar, başın ani hareketleri gibi nedenlerle bu küçük taşlar yerinden oynayarak denge sistemini uyarmaktadır. Toplum içinde iç kulak kristallerinin yerinden oynaması olarak bilinen “Benign Pozisyonel Paroksismal Vertigo (BPPV)” başın pozisyonuyla aniden başlayan, kısa süren ve şiddetli şekilde etrafın dönmesi tarzında gelişen bir baş dönmesi rahatsızlığıdır.

Şiddetli ama kısa sürüyor

İç kulak kristallerinin oynaması tüm baş dönmelerinin % 30’unu oluşturmaktadır. Ani başlayan kısa süren şiddetli baş dönmeleri olarak tanımlanmaktadır. Genellikle başı sağa sola ya da öne arkaya hareket ettirmek baş dönmesini daha fazla tetiklemektedir. Baş dönmesine bulantı, kusma, çarpıntı ve terleme gibi yakınmalar da eşlik edebilmektedir. Bu tipteki baş dönmeleri ataklar halinde ortaya çıkar ve atak aralarında dengesizlikler yaşanabilmektedir.

Tanı ve tedavide bazı özel manevralar kullanılıyor

İç kulak kristallerinden kaynaklanan baş dönmeleri genellikle uzman bir doktor tarafından yapılan muayene ile saptanmaktadır. Hastadan alınan bilgiler ve yapılan denge muayeneleri sonucu tanı netleşir. Hastanın başına belli pozisyonlar verdirilerek göz hareketlerine bakılarak tanı konabilmektedir. Bu manevra bazı cihazlarla da kayıt edilebilse de görüntüleme yöntemleri ve laboratuvar tahlilleri bu durumda çok bilgi vermemektedir.

Tek seansta düzelebilir

Muayenede ilk olarak etkilenen kulak ve denge organının bölümü tespit edilir. Yerinden oynayan denge taşlarını yerine oturtmak için kullanılan bazı baş manevraları yüksek başarı oranı ve düşük risklerinden dolayı genellikle ilk tedavi tercihidir. Bu manevraların değişik tipleri olup, tanı anında düşünülen iç kulak patolojisine göre düzeltici manevra tipi tercih edilmektedir. Hastaların %80-90’ ı bu manevralarla tek seferde düzelmektedir. Nadiren özellikle yaşlı hastalarda ve sağlık problemleri nedeniyle hareketsiz olan hastalarda bu manevraları bir hafta arayla çok sefer yapmak gerekebilmektedir. Evde yapılması gereken egzersizler hastaya tarif edilir.

İlaç tedavisi tercih edilmiyor

Bu tip baş dönmelerinde İlaç tedavisi ikinci plandadır. Baş dönmesiyle birlikte özellikle dengesizlik hissi varsa ilaçların faydası olabilmektedir. Çok daha ağır durumlarda, bulantı-kusmaları olan hastalara bulantı kesici ilaçlar kısa süreli verilebilmektedir. Yalnız bu ilaçların uzun süreli kullanımı hastalığın iyileşmesini geciktirebilmektedir. Tedavi sürecinde ani ve hızlı hareketlerden kaçınmak gerekmektedir

Baş dönmesi atağında yapılması gerekenler

· Hemen yere uzanılmalı ve baş hafifçe kaldırılmalıdır. Düşmeleri önlemek için önlem alınmalıdır.

· Bol sıvı tüketilmelidir.

· Baş dönmesi ataklarında araç kullanılmamalıdır. Özellikle yüksek yerlerde veya ağır makinalarda çalışma yaralanmalara neden olabilmektedir.

· Ani boyun ve baş hareketlerinden kaçınılmalıdır

2 Ayı Geçen Saç Dökülmesini Önemseyin

Saçlı deride ortalama 100 bin adet saç bulunmakta ve erişkinlerde yıkanma ve taramaya bağlı olarak günde ortalama 100-150 adet saç teli dökülebilmektedir. Saç dökülmesi; hormonal ve besinsel faktörler, kimyasal maddelere maruziyet, genetik yatkınlık, sistemik hastalıklar, kıl gelişimi bozuklukları, ilaçlar, psikolojik stres ve saçlı deri hastalıklarına bağlı olarak ortaya çıkabilmektedir. Sağlıklı bir insanda saç dökülmeleri 2 aya kadar sürebilmektedir. Yılda 3 kez tekrarlanan saç dökülme süresinin 2 ayı aşması ise bazı ciddi hastalıkların habercisi olabileceği gibi uzman yardımı alınmasını gerektirebilir. Saç dökülmesi genellikle tetikleyici faktörden 3-4 ay sonra başlamakta ve bu faktörler tedavi edildikten 6-12 ay sonra normale dönebilmektedir.

Uzun süreli hipotiroidi kalıcı kök kaybına neden olabilir

Tiroid bezinin az çalışması yani hipotiroidi durumunda yaygın saç kaybı ya da vücut kıllarında kayıp görülebilmektedir. Tiroid hormonu tedavisi sonrası ortalama 8 haftada saçlar normal haline dönmeye başlamaktadır. Uzun süreli hipotiroidide kalıcı kök kaybı gelişmekte olup tiroid bezinin çok çalışması yani hipertiroidizm ise saç dökülmesi sebebi olabilmektedir.

Demir eksikliği olan kadınların %70’inde saç dökülmeleri görülür

Doğum sonrası özellikle 1-4. aydan itibaren hormonal değişimlere bağlı olarak saç dökülmesi başlar ve genellikle 6 aydan kısa sürer. Kadın hastalarda özellikle saçların ön bölgelerinde seyrelme, akne, adet düzensizliği, tüylenmede artış gibi problemler olduğunda cinsiyet hormonlarının düzeyini kontrol etmek gerekmektedir. Diffüz yani tüm saçlı deriyi kapsayan saç kaybından yakınan kadınların %70’inde demir eksikliği saptanmaktadır. Kansızlık olmadan sadece demir depolarının azalması bile saç dökülmesine neden olabilmektedir.

Çinko, B12 ve D vitamini eksikliğine dikkat

Çinko, biotin, B12 vitamini, folik asit eksikliği ve D vitamini eksikliği de saç dökülmesine neden olmaktadır. Sıkı diyetlere başladıktan yaklaşık 1-6 ay sonrasında saç dökülmesi oluşabilmektedir. Vücuttaki protein depolarının azalması, kıl hücrelerinde yetersiz protein üretimine ve kıl kaybına yol açmaktadır. Yüksek ateşli hastalıklar veya geçirilen cerrahi müdahalelerden 2-5 ay sonra saç dökülmesi görülebilmektedir.

Stresin derecesi ile saç kaybı miktarı doğru orantılıdır

Bazı tansiyon ilaçları, kolesterol düşürücü ilaçlar, tiroid hormonunu düşürücü ilaçlar, doğum kontrol hapları, psikiyatride kullanılan bazı ilaçlar, A vitamini ve türevi bazı ilaçlar saç dökülmesine neden olabilmektedir. Saç kaybının kendisi de stres düzeyini artırabilmekte ve bir kısır döngüye neden olabilmektedir.

Uzun süren saç dökülmesi durumunda altta yatan farklı hastalıkların olabileceği göz önünde bulundurulmalı ve mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır.

Sigara ve Alkolden Uzak Durmak Ömrü Uzatıyor

Yarattığı riskleri bilin

Sigara ve alkol tüketimi bağışıklık sistemini zayıflatan ve hastalıklara karşı savunmasız bırakan başlıca nedenlerdir. Daha uzun ve sağlıklı bir yaşam süresi için bu zararlı ikiliyi hayatınızdan çıkarmanız gerekiyor.

Sigara diyabetten kansere pek çok hastalığa yol açıyor

Çalışmalar, sigaraya erken yaşta başlamanın hastalıklar oluşması açısından en önemli nedeni olduğu göstermektedir. Sigara tüketimi başta akciğer, ağız, pankreas olmak üzere birçok kanser türünün en önemli sebebidir. Sigara içmek, vücudun insülin salgılamasını yok ederek zamanla şeker hastalığına yol açabilmektedir.

Kadın ve erkek için en önemli risk kaynağı

Düzenli sigara içilmesi, deri yapısını bozmakta ve kırışıklıklara yol açmaktadır. Sigara içen kadınlarda, beklenenden 5-10 yıl daha erken menopoz görülebilmektedir. Bu, kemiklerin erken erimesine neden olur. Yine sigara içen kadınlar içmeyenlere göre 4 kat daha fazla rahim kanserine yakalanma riski taşımaktadır. Sigara aynı zamanda hem erkek hem de kadının çocuk sahibi olamama riskini 3 kat artırmaktadır.

Sigara akciğeri, alkol karaciğeri harap ediyor

Sigara; akciğer, meme, pankreas ve kolon kanseri riskini artırmaktadır. Alkol tüketimi de karaciğer hücrelerinde yağlanmaya, siroz hastalığına sebep olabilmektedir. Dışarıdan gelecek zararlı maddeleri zararsız hale getirmeye uğraşan karaciğer, alkolü zararsız hale getirmek için fazla çalışır ve zamanla yorularak görevini yerine getiremez duruma gelebilir.

Kalp sağlığının iki düşmanı alkol-sigara

Sigara, kan basıncında artışa, solunum yetersizliklerine, kanda pıhtılaşma eğilimine, iyi kolesterol seviyesinin düşmesine, damar sertliğine yol açarak kalp sağlığını tehlikeye sokar. Yine alkolde kalp sağlığının düşmanlarından biridir. Alkol tüketimi kalp ve cilt damarlarını genişletir, kalbin çalışma hızını artmasına, kan dolaşım düzenini bozmaya, damarların sertleşmesine, tansiyonun artmasına sebep olabilmektedir.

Alkol bir çeşit uyuşturucudur

Alkolün tüketimi ile zihni bulandırarak sağlıklı düşünememeye sebep olmaktadır. Alkol sinir hücrelerine de etki eder. Sinir hücreleri, alkole karşı hassastır ve zamanla zedelenerek el titremeleri, tikler, felçler oluşabilir. Tüketim fiziksel sağlığın bozulmasını da beraberinde getirir. Böbrek iltihaplarına, bağırsak ishallerine, mide hastalıklarından olan gastrit ve ülsere sebep olabilmektedir.

Bırakamıyorsanız doktorunuza başvurun

Sigara ve alkol, fiziksel sağlığın yanında ruhsal sağlığı da olumsuz yönde etkiler ve zamanla maddi kayıp ile de zarar verir. Yaşınız kaç olursa olsun ya da uzun yıllardır tüketiyor olun sigara ve alkolü bırakmak için hiçbir zaman geç değildir. Sigara ve alkolü bırakmayı kendiniz başaramıyor, yardıma ihtiyaç duyuyorsanız bu konuda doktorunuza danışmaktan çekinmeyin.

Opel’in Yeni Nesil Dizel Motor Atağı Devam Ediyor

1.3 CDTi – Küçük Hacim, Az tüketim

Yeni Nesil 1,3 CDTi, kısa sürede 120.000'den fazla sipariş almayı  başaran yeni Corsa ile birlikte piyasaya sunuldu. 1.3 litrelik dizel motor 75 ve 95 olmak üzere iki farklı beygir seçeneğine sahip. Her iki motorda 190 Nm’lik maksimum torka sahip.

1.3 CDTi ,bir önceki nesil Corsa’dan daha da sessiz olması ve tepkimelere daha iyi yanıt vermesi için geliştirildi. Yeni nesil turbo beslemeler, düşük gürültü ve motor devirlerinde sürüşü keyifli hale getiriyor. Daha fazla yakıt tasarrufu sağlamak üzere Start/Stop teknolojisi her iki motorda da standart olarak sunuluyor. Opel’in geliştirdiği üçüncü nesil otomatikleştirilmiş beş vitesli düz şanzıman Easytronic 3.0, 70 kW/ 95 beygirlik güce 190 Nm’lik maksimum torka sahip. 100 km de sadece 3,2 litre yakıt tüketimi sağlayana en tutumlu Corsa dizel versiyonu CO2 emisyon miktarı km’de 82 grama düşüyor. Bu özelliği ile Yeni Corsa, Alman A+ enerji verimliliği etiketini kazandı.

1.6 CDTi –Fısıldayan dizel

Sınıfının en sessiz ve en güçlü motoru olmasıyla dikkat çeken tamamı alüminyum 1.6 litrelik dizel motor. Opel’in Zafira, Meriva ve Astra modellerinde satışa sunuldu. Başlangıç fiyatları, Zafira’da 87 bin TL, Meriva’da 69 bin TL, Astra Sedan 72 bin TL. Yılın ikinci çeyreğinde Türkiye pazarına sunulacak Mokka 1.6 CDTi başlangıç fiyatı 77 bin TL, otomatik şanzımanlı versiyonun ise 80 bin TL. Bu motor,100 kilometrede sadece 4,1 litre yakıt tüketimi, 109 gr / km CO2 emisyon değerine sahip. Mokka 1.6 CDTi motor ile sıfırdan 100 km/saate 9,9 saniyede ulaşıyor ve beşinci viteste 80 km'den 120 km/saat hıza 9,9 saniyede ulaşıyor. Maksimum hızı ise 191 km/saat.

Astra modelinde 81 kW/110 beygir ve 100 kW/136 (3.500 dev/dakikada) beygir olmak üzere iki farklı motor seçeneği ile sunuluyor. 110 beygir güç ve 300 Nm’lik maksimum tork üreten seçenek 100 km'de 3,7 litre yakıt tüketimi ve 100 gramın altında CO2 emisyon değerine sahip. 136 beygir güç ve 320 Nm’lik maksimum tork üreten seçenek 100 km’de 3,9 litre yakıt tüketimine ve 104gr/km emisyon değerine sahip.

2.0 CDTi – Snıfının Çevreci Dizeli

Opel’in Insignia ve Zafira modellerinde sunduğu diğer dizel motoru ise 2.0 CDTi.

Dört silindirli motor 2.0 litreden 125 kW/170 (3.750 dev/dakikada) beygir güç üretiyor. 400 Nm.’lik maksimum tork üreten güç ünitesi ile Insignia modeli 100 km/saat hıza ulaşmak için 9 saniyede ihtiyaç duyarken 225 km/saat maksimum hıza erişebiliyor.

Bu motor,  Zafira Tourer ve Insignia modellerinin ardından markanın convertible modeli Cascada’da sunulacak.

Yeni nesil dizel motor, Insignia'daki mevcut 120 kW/163 beygirlik dizel ve Zafira Tourer'daki mevcut 121 kW/165 beygirlik motorun yerini alacak. Euro 6 standartlarına uyumlu motor, yakıt tüketimi ve CO2 emisyonunu düşürürken yaklaşık % 4 daha fazla beygir gücü ve % 14 daha fazla tork üretiyor.

Opel'in gürültü, titreşim ve sertliği (NVH) minimize etmeyi amaçlayan "ses mühendisliği" önlemlerine yönelik çabaları, motorun etkileyici biçimde sessiz ve akıcı olması sonucunu beraberinde getiriyor. Euro 6 emisyon standartlarını karşılayan 2.0 CDTi, Opel'in Blue Injection Seçici Katalitik İndirgeme (SCR) sistemiyle bir benzinli motor kadar temiz çalışıyor. Bununla birlikte yeni alüminyum silindir kapağı tasarımı gürültüyü minimize ediyor. Dizel motorlardaki nitrojen oksit emisyonu artık Opel’in yeni nesil dizel motoru ile tarihe karışıyor. Insignia, motorun egzoz gazlarından nitrojen oksitleri arındıran Blue Injection seçici katalitik azaltma (SCR) sistemi ile birlikte sunulyor. Küçük miktarda üre ve sudan oluşan bir zararsız sıvı olan AdBlue®, SCR katalizör ve Dizel Partikül Filtresinin (DPF) aşağı akışının önündeki egzoz gazı akışının içerisine enjekte edilir. Solüsyon hemen, SCR katalizör tarafından emilen amonyağa (NH3), geçen egzoz gazında bulunan nitrojen oksit daha sonra amonyakla kimyasal reaksiyonda titiz bir şekilde zararsız nitrojen ve su buharına dönüştürülüyor.

Böbrek Sağlığını Korumanın 12 Yolu

En önemli risk faktörleri şeker hastalığı ve yüksek tansiyon

Böbreklerin temel fonksiyonu vücutta oluşan artık ürünleri ve fazla sıvıyı uzaklaştırmaktır. Bu işlem vücut kimyası için oldukça önemlidir. Bunun yanı sıra böbrekler kan basıncını düzenleyen hormonları salgılar, vücudumuzdaki D vitaminini aktif hale getirir ve kan hücrelerinin üretimi için gerekli olan hormonu salgılar. Çeşitli hastalıklar ve bazı ilaçların yanlış kullanımı sonucunda ortaya çıkabilen “akut böbrek yetmezliği” böbrek fonksiyonlarının ani olarak azalmasıdır. Böbrek fonksiyonlarının daha uzun zaman içerisinde geriye dönemeyecek şekilde azalması ise “kronik böbrek yetmezliği” olarak adlandırılır. Diyabet ve tansiyon hastaları, ileri yaştaki bireyler ve ailesinde böbrek hastalığı öyküsü bulunan kişilerin böbrek hastalıklarına yakalanma riskleri daha fazladır.

Kan basıncı yüksekliği ve idrarda protein bulunması böbrek hastalığı habercisi

Böbrek hastalığının teşhisinde kullanılan yöntemler; kan basıncı ölçümü, idrar testi, kan tahlilleri ve böbreğin radyolojik olarak görüntülenmesidir. Kan basıncı yüksekliği böbrek yetmezliğinin en önemli nedenlerindendir. İdrarda protein bulunması ise böbrek hastalığının en erken bulgusu olabilir. Kan tetkikleri ve ultrasonografi de böbrek hastalarını değerlendirirken vazgeçilmez bir yöntemdir.

Herhangi bir böbrek hastalığı bulunmayan kişilerin böbrek sağlığını korunmak için dikkat etmesi gerekenler

1. Düzenli egzersiz yapmak

2. Vücut ağırlığını kontrol altında tutmak

3. Tansiyonu ve kan şekerini kontrol altında tutmak

4. Dengeli beslenmek

5. Sigara kullanmamak

6. Alkol tüketimini sınırlandırmak

7. Yeterli miktarda sıvı almak

8. Yılda bir hekim kontrolü yaptırmak

9. Bilinçsiz ilaç tüketiminden uzak durmak

10. Ailedeki hastalık öykülerini bilmek ve bunlara göre önlemler almak

11. Kan basıncı ölçümü yaptırmak

12. Tuz tüketimini azaltmak

Hastalığın ilerlememesinin durdurulması için…

 
1. Kan basıncının kontrolü: Kan basıncı yüksekliği böbrek yetmezliğine yol açabileceği gibi; hipertansiyon böbrek hastalığının bir bulgusu olarak da karşımıza çıkabilir. Kan basıncının iyi kontrol edilememesi böbrek hastalığını hızlandırır.
 
2. Şeker hastası olanların kan şekerinin kontrolü: Diyabet, ülkemizde diyaliz hastalarında böbrek yetmezliğinin en sık görülen nedenidir. Kan şekerinin iyi kontrolü böbrek hastalığının gelişmesini engelleyebilir.
 
3. Tuz alımının azaltılması: Türkiye’de Avrupa ülkelerine göre 3 kat fazla tuz tüketilmektedir. Tuzun fazla kullanılması hipertansiyona, ödeme ve böbreğin olumsuz etkilenmesine yol açmaktadır.
 
4. Bilinçsiz ilaç tüketimi: Böbrek hastaları özellikle romatizmal ağrı kesicilerden kaçınmalıdır. Romatizmal ağrı kesiciler, radyolojik görüntüleme için kullanılan ilaçlar ve bazı antibiyotikler böbrek fonksiyonlarını olumsuz etkileyebilir.
 
5. Düzenli nefrolog takibi: Böbrek hastalarının düzenli hekim kontrollerini yaptırmaları, hastalığın erken tanısı, ilerlemesinin yavaşlatılması veya geriletilmesi açısından büyük önem taşımaktadır.

Yaşınız 30’u Geçti ve Anne Olmak İstiyorsanız

Gebelik için en ideal dönem 20-30 yaş aralığı kabul ediliyor

Gebelik için en uygun dönem olarak bilinen 20-30 yaş arası kadınlar için psikolojik ve fizyolojik olarak en uygun zamandır. 35 yaşın üzerindeki adaylara “ileri anne yaşı” tanımlaması kullanılmaktadır ve bu yaş hamilelikleri riskli gebelik gruba girmektedir.

Kronik hastalıklar hem ileri yaş hamileler hem bebekler için riskli

Gebelik süresi boyunca vücuttaki tüm sistemler etkilenir ve pek çok değişiklik meydana gelir. Sağlıklı bir insanda bu değişiklikler kolayca tolere edilebilir. Ancak anne adayında gebelikten önce hipertansiyon, kalp hastalığı, şeker hastalığı gibi hastalıklar olduğu takdirde riskler artar.

Annelik yaşı sınır olarak kabul edilen bir dönem vardır. Eğer bu sınır aşıldıysa hem anneyi hem de bebeği bazı riskler beklemektedir.

İleri yaş hamileleri ve bebeklerini bekleyen riskler:

 
· Dış gebelik
 
· Erken doğum veya düşük
 
· Bebeğin doğumsal bozukluklarla veya düşük doğum ağırlığı ile dünyaya gelmesi
 
· Bebekte gelişme geriliği ve iri bebek
 
· Annede gebelik sırasında hipertansiyon ve gebeliğe bağlı şeker hastalığı
 
· Anne ölüm riski, kanama, plasenta yerleşim anomalileri, plasenta yetmezliği ve sezaryenle doğum

Ancak süreç doktor kontrolünde ve bilinçli bir şekilde yönetilirse hamilelik dönemini rahat geçirmek ve sağlıklı bebekler dünyaya getirmek mümkündür.

Çoğul gebelikler daha çok özen istiyor

Sosyo-ekonomik nedenlere ek olarak üreme sağlığı alanındaki yeni gelişmeler de gebelik yaşının ertelenmesine sebep olmaktadır. Yaşla birlikte doğal yollarla gebe kalma oranı azaldığı için yardımcı üreme yöntemlerine başvurulmaktadır. Bu yöntemler de bazı durumlarda çoğul gebelik oranını artırmaktadır. Buna bağlı olarak erken bebek doğumları, bebeğin yenidoğana yoğun bakıma yatma ihtimali, bebek kayıpları ve hastalıkları artmaktadır. Ayrıca doğum ve gebelik sürecinin ekonomik yükü de fazla olmaktadır.

Yaş ileri olsa da sağlıklı bir bebek dünyaya getirmek için…

Günümüzde tıp hızla ilerlemekte ve çığır açan yeni gelişmeler yaşanmaktadır. Bütün bunlara ek olarak anne adaylarının eğitimli ve bilinçli olması, düzenli doktor kontrollerini ihmal etmemesi ile sağlıklı bir bebek sahibi olmaları mümkündür. Ayrıca;

 
· Gebeliklerin planlı olması,
 
· Gebelik öncesi dönemde gerekli kontrollerin, testlerin ve ilaç takviyelerinin yapılması,
 
· Zararlı alışkanlıkların bırakılması,
 
· Beslenme ve egzersiz programlarının yapılması ile mutlu ve sağlıklı bir gebeliğin başlaması sağlanabilir.

Grip Tehlikesine Karşı Önlem Alın

Domuz gribine karşı güçlenildi
 
2009 yılında başlangıçta domuz gribi olarak bilinen sonrasında pandemik influenza olarak anılan H1N1 virüsü mevsimsel grip olarak varlığını devam ettirmektedir. O dönemde yeni bir virüs olduğu ve bu nedenle hiç kimsede koruyuculuk olmadığından birçok insanı etkilemiştir. Günümüzde ise görülme sıklığı nispeten azalmıştır. Virüse karşı koruyuculuk oluşması yani bağışıklık sisteminin güçlenmesi; grip aşılarına virüsün dahil edilmesiyle sağlanmıştır. Bunun yanında H3N2 virüsü de son yıllarda daha sık görülmekte ve daha ağır hastalığa sebebiyet vermektedir. Grip sıklıkla; İnfluenza A ve İnfluenza B virüslerine bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Etkilenen kişi sayısı özellikle bu aylarda artış gösterse de grip hastalığı bu virüsler ile devam etmektedir ve bu nedenle herhangi bir salgından söz edilemez.

Grip hastalarıyla temastan kaçının

 
Hastalığın bulaşıcılığı, belirtilerin görülmesinden 1 gün önce başlar ve 7 gün süresince devam edebilir. Enfeksiyon esasen öksürme, hapşırma, konuşma ve solunum yolu salgılarının ağız, burun mukozası ve göze teması ile yayılır. Öksürük ya da hapşırık sırasında ağız ellerle kapatıldığında virüs ellere, oradan da dokunulan çeşitli yüzeylere bulaşır. Hasta olmayan insanlar bu yüzeylere elle temas eder, ellerini ağızlarına, burunlarına ve gözlerine temas ettirir ve hastalık etkenini alırlar.  Bir metrelik mesafe bulaşma için riskli alandır. Virüs 0-4 °C arasında haftalarca canlılığını sürdürebildiği için kış aylarında daha sık enfeksiyon oluşturur.

Bol bol dinlenin, beslenmenize dikkat edin

 
Grip tedavisinde istirahat etmek çok önemlidir. İstirahat süresi bulaşmayı önlemek için hastalık belirtilerinin geçmesinden bir gün sonrasına kadar sürmelidir. Ağrı kesici ve ateş düşürücü ilaçlar kullanılabilir. Fakat çocuklarda ağrı kesmek amacıyla aspirin kullanılmamalıdır. Bol sıvı alınmalı, beslenmeye dikkat edilmeli ve sigara içmemelidir. Hastalık bir virüs tarafından oluşturulduğu için antibiyotik kullanımı gereksiz ve faydasızdır.

Elleriniz temiz olsun

 
Gripten korunmada “kişisel hijyen” çok önemlidir. El yıkarken, ellerin bütün yüzeyleri ve parmak araları su ve sabun ile iyice köpürtülerek yıkanmalıdır. Suya ulaşılamayan durumlarda alkol içeren el antiseptikleri kullanılabilir. Yıkama süresi en az 40 – 60 saniye olmalıdır. Eller şüpheli yüzeylere temastan hemen sonra ve kış aylarında normal zamana göre daha sık yıkanmalıdır.

Şubat Ayı Faiz ve Çözüm Süreci Tartışmaları İle Geçti

ŞUBAT AYNINDA EN ÇOK KONUŞULAN SİYASİ PARTİLER   
   
No    Siyasi Partiler    Toplam haber adedi    Yazılı basın    TV    Online medya   
 
1    AK Parti Adalet ve Kalkınma Partisi    281.538    66.468    7.624    207.446   
2    CHP Cumhuriyet Halk Partisi    152.009    33.372    9.929    108.708   
3    MHP Milliyetçi Hareket Partisi    82.889    18.828    5.121    58.940   
4    HDP Halkların Demokratik Partisi    63.966    8.745    5.363    49.858   
5    SP Saadet Partisi    11.130    3.076    70    7.984   
 
Veriler, MTM Medya Takip Merkezi’nin Şubat 2015'te 4 bini aşkın gazete, dergi, TV kanalı ve 10 bini aşkın internet medyasında yaptığı haber takibi sonuçlarından derlenmiştir.   
   

Gündem ekonomi ve çözüm süreci

Medya Takip Merkezi, yaptığı rakamsal analizler ile siyaset gündeminin nabzını tutmaya devam ediyor. Ahmet Davutoğlu liderliğindeki AK Parti, 7 Haziran seçimleri için aday adayları için başvuruları aldı. Milletvekili adaylarının belirlenmesi için temayül yoklaması ve istişare süreçleri başlatıldı. Yüce divan gerilimini atlatan AK Parti, şubat ayında TBMM'deki "İç Güvenlik Yasa Tasarısı" gerilimi ile öne çıktı. AK Parti, Şubat ayı boyunca tüm mecralarda 281 binden fazla habere konu oldu.

Meclis'teki "İç Güvenlik Yasası"na sert engel çıkartan Ana Muhalefet partisi CHP, 152 binden fazla haberde yer aldı. Çözüm süreci konusunda katı tavrını sürdüren Milliyetçi Hareket Partisi ise 82 binden fazla haberle gündemin üçüncü partisi. Çözüm sürecinin TBMM'deki temsilcisi HDP, medya gündeminde önceki aylara göre daha fazla yer almaya başladı ve yaklaşık 64 bin haberle dördüncü sırada sıraya yerleşti.

ŞUBAT AYINDA EN ÇOK KONUŞULAN SİYASİ İSİMLER   

 
No    Siyasi İsimler    Toplam haber adedi    Yazılı basın    TV    Online medya   
 
1    Recep Tayyip Erdoğan    146.861    23.690    10.849    112.322   
2    Ahmet Davutoğlu    94.006    15.966    6.996    71.044   
3    Kemal Kılıçdaroğlu    35.029    5.345    4.076    25.608   
4    Devlet Bahçeli    16.565    2.913    1.903    11.749   
5    Bülent Arınç    15.046    2.389    822    11.835   
 
Veriler, MTM Medya Takip Merkezi’nin Şubat 2015'te 4 bini aşkın gazete, dergi, TV kanalı ve 10 bini aşkın internet medyasında yaptığı haber takibi sonuçlarından derlenmiştir.   
   
 
Siyasetin nabzı Erdoğan'ın elinde
 
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ocak ayının son günlerinden itibaren ekonomi konusunda Merkez Bankası'na sert muhalefet gösteren isim olarak öne çıktı. Erdoğan'ın Merkez Bankası'nın Başkanı Erdem Başçı'ya yönelik eleştirileri, ekonomide endişe rüzgarının esmesine neden oldu. İhracat rakamlarında son dönemdeki gerileme ve bölgesel gerilimler doların ateşini yükseltti. Dolar ay boyunca rekor üstüne rekor kırdı. MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın istifa ederek AK Parti saflarına katılması, Erdoğan'ın tepkisine neden oldu. Erdoğan şubatta da gündemi belirleyen tavrı ile 146 binden fazla habere konu edildi. İkinci sırada Başbakan Ahmet Davutoğlu var. Davutoğlu ismi, 21 Şubat akşamı Süleyman Şah Türbesi ve Saygı Karakolu'nu koruyan askerler ile türbedeki naaşları alınması için düzenlenen operasyon ile öne çıktı. Başbakan Davutoğlu, çözüm süreci ve iç güvenlik yasası konusundaki çıkışları ile de gündemde önemli yer aldı. Davutoğlu Şubat’ta 94 bin habere konu olurken, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun önünde yer aldı. CHP lideri Kılıçdaroğlu 35 bin, MHP lideri Bahçeli ise 16 binden fazla habere konu oldu. Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç ise gündemin beşinci sırasında yer aldı.
 
MTM Hakkında:
 
İstanbul Avrupa Yakası’ndaki merkezinin yanı sıra, İstanbul Anadolu Yakası, Ankara, İzmir, Bursa, Konya, Samsun, Adana, Gaziantep şehirlerinde 9, Almanya’da ve Azerbaycan’da birer olmak üzere toplam 11 noktada temsil edilen Medya Takip Merkezi (MTM), takip ettiği 4 bini aşkın yayın ve 150 çalışanıyla Türkiye’nin önde gelen medya takip kuruluşlarındandır. İstanbul’da, 1999 yılında kurulan MTM, ilk şubesini 2006 yılında Ankara’da faaliyete geçirmiştir. Kısa sürede Türkiye’de medya takip sektörünün lokomotifi haline gelen kuruluş, aynı yıl Almanya’da açtığı temsilciliği ile faaliyetlerini yurtdışına taşımıştır. Geçtiğimiz Haziran ayında, Azerbaycan’ın ilk medya takip şirketini faaliyete sokan MTM, klasik ve dijital medya takibinin yanı sıra, Medya Bilgi Rehberi, Etkinlik Takvimi ve Online TV Arşivi gibi servisleri ile de sektörde öne çıkmaktadır. Uluslararası platformda büyümeyi, hedefleri arasında tutan ve çalışmalarını bu yönde sürdüren MTM, üyesi olduğu uluslararası medya takip şirketleri federasyonu FIBEP’in diğer üyeleri ile global anlamda iletişimde bulunmaya devam etmektedir.

Ataşehir Belediyesi Kadın Çalışanları 8 Mart’ı Kutladı

Mor eşarp takarak kutlamaya katılan Ataşehir Belediyesi kadın çalışanların kutlamasına, onlara destek olmak için Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi de katıldı. 
 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Kilo Vermeyi İstiyorsan 5 Yanlışı Asla Yapma

Tartı hiçbir zaman tek başına belirleyici olamaz. Kaç kilo verdiğiniz ne kadar önemli ise, ne verdiğiniz de o kadar önemlidir.  Protein diyeti, Süt diyeti, Elma diyeti gibi tek düze palavralar, sadece vücudunuza zarar verir.

2-Diyet yaparken YAĞ’dan uzak durmalıyım. Light ürünler tüketmeliyim! YANLIŞ

Diyet yaparken en çok dikkat etmeniz gereken gıda, karbonhidratlardır. Karbonhidrat tüketimi o kadar önemlidir ki, protein ve yağın nasıl ve ne şekilde kullanılacağına/depolanacağına karar verir. Kan şekerindeki ani oynamalar, diyetinizdeki verimliliği hemen düşürür veya yok eder. Diyet yaparken, karbonhidrat alımını minimuma düşürmelisiniz ve aldığınız karbonhidratların Glisemik İndeksi düşük gıdalar olduğunu dikkat etmelisiniz. Buna ek olarak, diyet yaparken Light ürünler falan tüketmeyiniz, bu ürünler işlenmiş ve sağlığınıza zararlı ürünlerdir. Oradan alacağınız 5-10 gram yağ ile diyetiniz bozulmaz, fakat yiyeceğiniz 5-10 gram GI’i yüksek karbonhidrat diyetinizi bozar. Dolayısı ile asıl düşman YAĞ değil, Karbonhidratlardır.
 

3-Kilo vermek için spor yapmalıyım! YANLIŞ

Sağlık bir yaşam için spor yapmanız gerekir. Kilo vermek için değil. Spor yaparak kilo veremezsiniz. ‘Ne kadar yersem yiyeyim akşam spora giderim’ mantığı tamamen yanlış olup, ne yazık ki hala gündemdedir. Metabolizmanızı sağlıklı bir biçimde hızlandırmak için spor gereklidir. Fakat saatlerce yapılan koşu/bisiklet gibi kardiyovasküler antrenmanlar, eklemlerinize zarar vereceği gibi kilonuza ve yaşınıza bağlı olarak kalbinizi de yorabilir. Diyet yaparken kişinin yapacağı spor; yaşına, vücut tipine ve sağlık durumuna göre dizayn edilmelidir. Yapılan diyete destek amacı ile yapıldığı bilinmelidir. Aksi halde spor yaparken geçirilen kalp krizlerinin sayısı artacak veya bilinçsizce yapılan hoplamalı zıplamalı grup derslerinin dizlerinize pek de fayda sağlamadığını göreceksiniz.
 

4-Diyet yaparken, meyve tüketmemeliyim! YANLIŞ

Diyet yaparken en çok tüketmeniz gereken gıdaların başında, birinci olarak SEBZELER ve ikinci olarak MEYVELER gelir. Şunu çok iyi bilmeniz gerekir ki, her gün sebze ve meyve tüketmeden sağlıklı olamazsınız. Diyet yaparken, meyve tüketimi belirli ölçüde şarttır. Meyve şekeri sizin düşündüğünüz gibi diyetinizi bozmaz. Burada önemli olan kararında tüketmektir. Aksi halde, gerekli vitamin ve minerallerden yoksun kalacak ve vücudunuz bu diyet döneminde zarar görecektir. Diyet yaparken mutlaka, ekşi yeşil elma ve içi kırmızı greyfurt tüketmek diyeti bozmanın aksine içerdiklerinden ötürü diyetinize fayda sağlayacaktır. Burada diğer bir konu, meyveler yenmelidir. Suyu sıkılıp içilmemelidir. Lifinden ayrılan meyve şekeri, işte o zaman sizin için faydasını büyük ölçüde yitirmiştir. Her gün mutlaka meyve tüketin. Diyet yapsanızda, diyet yapmasanız da meyve tüketin. 

5-Belimi inceltmek, göbeğimi eritmek için mide antrenmanı yapmalıyım! YANLIŞ

Birincisi, bölgesel zayıflama diye bir şey yoktur. Vücut, tipine göre nereye depolamak isterse, oraya depolar ve nereden yakmak isterse oradan yakmaya başlar. Mide bölgesindeki kaslar, diğer her bölgedeki kas grupları gibi sağlıklı olmak için çalıştırılmalıdır. Mide antrenmanı yapmak, o bölgedeki yağların yanmasına ZERRE fayda sağlamaz. Bu antrenmanların şiddetini bilinçsizce arttırırsanız, bel vb gibi sakatlıkları beraberinde getirir. Her bölgedeki kas grupları gibi mide bölgesi de çalıştırılmalıdır ve buradaki yağların erimesinin, belin incelmesinin doğru ve dengeli bir diyet programı ile mümkün olacağını bilmelisiniz.

Kadınlar 8 Mart’ı Ataşehir’de Kutluyor

Panel sonrası kokteyl verilirken, kokteylin ardından kadınlar hep birlikte saat 18.00’da Büyük Kadın Yürüyüşü’ne başlayacaklar. Kadınların yürüyüşü, Selçuk Balcı’nın konser vereceği Küçükbakkalköy Mahallesi Prestij Caddesi’nde sonlanacak. Dünya Emekçi Kadınlar Günü etkinlikleri Selçuk Balcı’nın saat 20:00’da başlayacak konseri ile devam edecek.

 

PROGRAM:

 

“EKMEK DE İSTİYORUZ, GÜL DE…” Paneli

Saat: 15.00

Yer: Ataşehir Belediyesi Nikah Salonu

Adres: NOVADA AVM/ 4.kat – Küçükbakkalköy Mahallesi Şehit Şakir Elkovan Caddesi No:20 / Ataşehir

 

Kokteyl

Saat: 17.00

Yer: Ataşehir Belediyesi Nikah Salonu Fuayesi

Adres: NOVADA AVM/ 4.kat

 

Büyük Kadın Yürüyüşü

Saat: 18.00

Başlangıç Noktası: NOVADA AVM önü

Bitiş Noktası: Küçükbakkalköy Mahallesi Prestij Caddesi

 

Selçuk Balcı Konseri

Saat: 20.00

Yer: Küçükbakkalköy Mahallesi Prestij Caddesi (Fevzipaşa Caddesi)

 
 
 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Çocukları Uykudan Kaldıran Karın Ağrısına Dikkat

Doktordan korkan çocuk karın ağrısını saklıyor

Karın ağrısının çoğu zaman nedeni bilinmeyebilir. Nedenini saptayabilmek için de hastanın öyküsünün çok iyi bilinmesi gerekir. Çocuklar genelde hastaneye geldiklerinde karnı ağrımadığı ya da korktuğu için ağrıyı saklar. Anne-baba böyle durumlarda doktora yardımcı olmalıdır. Çocuklarını çok iyi gözlemlemeli, gerekirse not almalı ve doktorun sorularına net cevap vermelidir.

Ağrı gece yarısı uykusunu bölüyorsa

Çocuğu ağrının yerini parmağı ile göstermesi önemlidir. Ağrının nerede hissedildiği ve başka yere yayılıp, yayılmadığı bilinmelidir. Ağrının ne zaman başladığı, ne sıklıkla tekrar ettiği ve ne kadar sürdüğü de çok önemlidir. Karın ağrısının ilaçla mı yoksa kendiliğinden mi geçtiği tespit edilmelidir. Ağrı nedeniyle çocuk gece uykudan kalkıyor ve okula gidemeyecek kadar kötü oluyor ise bu durum doktora iletilmelidir.

Tuvaletini yaparken ağrı duyma ve ateş önemli belirtiler

Çocuk aç mı yoksa tokken mi daha çok ağrı çektiği saptanmalıdır. Ağrı nedeniyle ne sıklıkla hastaneye başvurulduğu ve tedavi için ne uygulandığı bilinmelidir. Karın ağrısı için uygulanan tedaviler, kullanılan ilaçlar doktora aktarılmalıdır. Karın ağrısıyla birlikte ateş, kusma, ishal, kanlı dışkılama, eklemlerde şişlik, kızarıklık, büyüme geriliği, göğüste ağrı ve iştahsızlık olup olmadığı kontrol edilmelidir. Tuvalet alışkanlıkları, kabızlık, dışkı tutma ya da okul tuvaletini kullanmama, tuvaletini yaparken ağrı duyulması önemli belirtilerdir.

Çocuklarda karın ağrısına karşı 10 önlem

· Yemeklerin yavaş yenilmesi ve iyi çiğnenmesi önemlidir.

· Kola, gazoz, meyve suyu, soda gibi gazlı içeceklerden uzak durulmalıdır. Ayrıca sancı çeken çocuklarda kuru fasulye, bezelye, nohut, karnabahar, brokoli, lahana, mercimek benzeri gaz yapan yiyeceklerin tüketimi azaltılmalı ya da geçici olarak kesilmelidir.

· Çocuğa düzenli tuvalet alışkanlığı kazandırılmalıdır. Tuvaletini tutmaması, yemeklerden 10-15 dakika sonra tuvalete gitmesi sağlanmalıdır.

· Sakız çiğnenmemesi, içeceklerde pipet kullanılmaması, ağızda kalem tutulmaması özellikle gaz sancısı çeken çocuklarda alınması gereken önlemler arasındadır.

· Burun tıkanıklığı olan çocuklar özellikle kış aylarında fazlaca hava yutar ve gaz ağrıları olabilir. Burun tıkanıklığını gidermek için doktora danışılmalıdır.

· Karın ağrısına zemin hazırlayan tatlandırıcılı içecekler, meyve suları ve aşırı meyve yenilmesinden kaçınılmalıdır.

· Bazen karın ağrısı çocuk tarafından bir savunma aracı olarak kullanabilir. Buna neden olabilecek durumların ortaya konması ve gerekiyorsa kaçınılması gerekir. (zorla beslemek, yemek konusunda ısrar etmek vs.)

· Stres yaratan durumlar saptanmalı ve mücadele yolları araştırılmalıdır. (okul korkusu gibi)

· Karın ağrısı olan çocukların sakinleştirilmesi önemlidir. Bundan korkmaması çocuğa anlatılmalı, rahatlaması sağlanmalı ve oyuna ya da sevdiği bir şeye odaklanması konusunda yardımcı olunmalıdır.

· Karın ağrısı nedeniyle günlük hayatı ciddi anlamda etkilenen, okula gidemeyen çocukların ise psikolojik destek almaları gerekebilir.

Grip Salgınına Karşı Önleminizi Alın

Kalp ve kanser hastaları ile çocuklara dikkat!

Geçiş dönemi olarak bilinen bahar aylarında grip hastalığı sıklıkla görülmektedir. Yaşanan bu salgın korkulanın aksine yeni bir virüs tipinden kaynaklanmamaktadır. Hastalık bulaştığı kişilerde genel olarak ağır seyreder, yaklaşık 1 hafta istirahat edilmesi gerekebilmektedir. 65 yaşın üzerindeki kişiler, kalp ve kanser hastaları, hamileler, şeker hastaları, böbrek yetmezliği olan kişiler ve sağlık çalışanlarının grip hastalığına karşı daha dikkatli olması gerekmektedir.

Griple mücadele etmek elinizde

Gün içinde tüm ihtiyaçlar karşılarken sürekli eller kullanılmaktadır. Eller dış ortamla ve dolayısıyla da hastalık etkeni olan mikropların bulunduğu yüzeyler ve eşyalarla en çok temas eden organdır. Eller aynı zamanda mikropların sıklıkla vücuda giriş kapısı olarak kullandıkları ağız ve burunla sürekli temas etmektedir. Ellerin su ve sabun ile yıkanması mikroplardan korunmanın en etkili, en ucuz ve en kolay yoludur. Ancak etkili olabilmesi için en az yarım dakika süreyle ve parmak araları da dahil olmak üzere her yerin iyice yıkanması gerekmektedir. Özellikle tuvaleti kullandıktan sonra, yemek öncesi ve sonrası mutlaka eller hassasiyetle yıkanmalıdır.

Kalabalık ortamlardan uzak durun

En fazla solunum yoluyla bulaşan grip virüsünden korunmak için kapalı ve kalabalık yerlerde uzun süre kalmamak gerekmektedir. Ofiste ve okullarda mümkün olduğu kadar ortamı havalandırmak önemlidir. Özellikle toplu taşıma araçlarını kullandıktan sonra yıkama şansı yoksa bile eller antibakteriyel ürünler ve temizleme mendilleri ile temizlenmelidir.

Sevdiklerinizle uzaktan selamlaşın

Grip olan kişiler başkaları ile yakın temastan kaçınmalı, hastalığın bulaşıcı olduğu dönemde işe ve okula gitmemelidir. Selamlaşmaların yakın temas ile değil uzaktan yapılması gerekmektedir. Gribe yakalananların belirtilerin başlamasından 7 gün sonrasına ya da belirtilerin tamamen geçmesinden bir gün sonrasına kadar evde istirahat etmesi önemlidir.

Maske kullanmak işe yarayabilir

Bulaşmayı önlemek için öksürme, aksırma sırasında ağız ve burun mendille kapatılmalıdır. Eğer mendil yoksa ceket veya giysinin kolu kullanılarak bu yapılmalıdır ve eğer ağız-burun el ile kapatılmışsa, eller su ve sabunla mutlaka yıkanmalıdır. Grip olanların cerrahi ya da standart maske takması diğer insanlara virüs bulaşmasının önlenmesine yardımcı olacaktır. Hasta olmayan kişiler hastaların yanına girerken maske kullanmalıdır. Hasta kişilerle tokalaştıktan veya solunum salgıları bulaşmış yüzeylerle temastan sonra göz, burun veya ağıza dokunmak bulaşmaya neden olabilir.

Kapı kolları ve oyuncakların temizliğine özen gösterin

Hastalığın bulaşmasını engellemek için masalar, kapı kolları, banyo yüzeyleri, mutfak tezgahı, oyuncak gibi sık dokunulan eşyaların günlük temizlikte kullanılan deterjanlarla temizlenmesi gerekmektedir. Günlük kullanılan temizlik maddeleri dışında klor, hidrojen peroksit, iyotlu antiseptikler ve alkol gibi bazı kimyasal maddeler de dezenfekte için etkilidir. Hastalara ait çarşaf, çamaşır, havlu gibi eşyaların başkası tarafından kullanılmaması gerekir. Hastanın kullandığı tabak, çatal ve bıçaklar bulaşık makinesinde ya da elde deterjan kullanılarak yıkanmalıdır.

Antibiyotiğe sarılmayın

Grip hastalığını antibiyotikler tedavi etmemektedir. Doktor tavsiyesi dışında antibiyotik kullanımı kesinlikle sakıncalıdır. Gripten korunmada yeterli ve dengeli beslenme, kaliteli uyku, yeterli dinlenme ve su tüketimi de çok önemlidir. Gripten korunmanın en etkili, en güvenli ve en ucuz yolunun aşı olduğu unutulmamalıdır.

Ses Kısıklığınızın Nedeni Reflü Olabilir

Kronik larenjitin en sık görülen nedeni reflü hastalığıdır. Reflü, mide içindeki asit ve benzeri sindirim enzimlerinin yemek borusuna kaçmasıyla ortaya çıkmaktadır. Bu kaçak, yemek borusunun üst kısımdan geçerek gırtlağı etkileyebilmektedir. Bu durumun ses tellerine zarar vermesi kronik larenjite neden olabilmektedir. Kronik larenjit reflünün yanı sıra; ses tellerindeki sinir hasarları, yaralar, polipler veya nodüller gibi daha ciddi problemlere bağlı olarak da görülebilmektedir.

Ses kısıklığı 2 hafta içinde geçmezse doktora başvurun

Larenjitin tanısı hasta öyküsü ve fiziki muayene ile konulmaktadır. Muayenede iltihabi reaksiyonu görmek için kulak, burun ve boğazın kontrol edilmesi gerekmektedir. Ses problemleri standart tedavilerle 2 hafta içinde düzelmezse, rahatsızlığın temel nedeni mutlaka kulak burun boğaz uzmanı tarafından araştırılmalıdır.

Kronik larenjit uzun soluklu tedavi gerektiriyor

Larenjit, genellikle koruyucu önlemlerle evde tedavi edilebilmektedir. Hastalık ile mücadele etmek için şu önlemler alınabilir:

· Ses dinlendirilmelidir

· Evdeki hava nemlendirici veya soğuk buhar makineleri ile nemlendirilebilir

· Bol sıvı alınmalıdır

· Sigara dumanından uzak durulması önerilmektedir.

Beslenme düzeni de çok önemli

Kronik larenjit ise altta yatan nedeni bulmaya yönelik daha uzun soluklu bir tedavi gerektirmektedir. Reflüden kaynaklanan kronik larenjit tedavisinde; antireflü ilaçlara ek olarak acılı, baharatlı, domatesli yiyeceklerden uzak durulması, çay-kahve tüketiminin mümkün olduğunca azaltılması uyumadan en az 2 saat önce bir şey yenilip içilmemesi önerilmektedir. Ses tellerinde nodül, polip ve benzeri problemlerin neden olduğu kronik larenjit ses eğitimi ve terapisi gerektirebilir. Bu durumlarda ayrıca cerrahi müdahale gerekebilmektedir.