Türk Filmleri Afişleri Novada AVM’de

Sergide Türkan Şoray, Şener Şen, Müjde Ar, Kemal Sunal, Münir Özkul, Fatma Girik, Tarık Akan gibi usta isimlerin rol aldığı “Selvi Boylum Al Yazmalım”, “Devlerin Aşkı”, “Dila Hanım”, “Deprem”, “Ortadirek Şaban”, “Salako”,  “Yılanların Öcü”,  “Şoför Nebahat”, “Züğürt Ağa”, “Arabesk”, “Aslan Bacanak”, “Şalvar Davası”, “Teyzem”, “Fahriye Abla”, “Turist Ömer”, “Neşeli Günler”, “Hababam Sınıfı” ve “Tosun Paşa” gibi filmlerin afişleri sergileniyor.

Osmanlı Ordusu’nda yedek subay olarak görev yapan Fuat Uzkınay’ın 1914’te “Ayastefanos’taki Rus Abidesi’nin Yıkılışı” belgeselini çektiği 14 Kasım, Türk sinemasının başlangıç tarihi olarak kabul ediliyor. Sinemamızın yıldönümünü kutlamak amacıyla 14 Kasım’da başlayan bu sergi, 30 Kasım’a dek görülebilecek.

Novada Ataşehir Avşar Sinemaları’nda biletler yılsonuna kadar 8 TL

Türkiye’nin en köklü sinema salonu zincirlerinden Avşar Sinemaları, 21 Kasım itibariyle 7 adet butik salonu ile birlikte Novada Ataşehir’de hizmet vermeye başladı. 1984 yılından bu yana Türkiye’nin farklı şehirlerinde, sinemaseverleri Türkiye’den ve yurtdışından filmlerle buluşturan Avşar Sinemaları, bundan sonra Novada Ataşehir ziyaretçilerine de vizyondaki en yeni filmleri sunacak.  Bilet fiyatları, üç boyutlu filmlerin seansları da dahil olmak üzere, yıl sonuna kadar 8 TL.

İleri Yaşta Kalp Kapağı Hastalıklarına Ameliyatsız Tedavi

Yaşlı hastalarda kapak problemi klasik cerrahi yollarla giderilebilir mi?

Ameliyat, ileri yaş hastaları için önemli sıkıntıları da beraberinde getirmektedir. Yaşlı hastalar genellikle damar sertliği ve vücut yıpranmasına bağlı olarak sıklıkla aort kapakta zaman zaman da mitral kapakta ciddi sorunlarla karşılaşmaktadır. Bu problemlerin çözümü ne yazık ki klasik yöntemlerle her zaman mümkün olmamaktadır. Çünkü 90 yaşındaki bir hastaya kapak değiştirme ameliyatı uygulamak riskli olabilmektedir. Ameliyat sonrası oluşabilecek komplikasyonlar ileri yaştaki hastalarda kötü sonuçlara neden olabilir. Özellikle uzun yıllar sigara kullanımı olan yaşlı hastalarda akciğer sorunlarının yanı sıra başka hastalıklarla da ortaya çıkabilmektedir. Bunun yanında geçirdikleri kanser operasyonları, diyabet gibi sorunları yani eşlik eden hastalıkları çok sayıda olabilmektedir. Bu tür durumlar yaşlı hastaların ameliyat edilmelerine engel teşkil edebilir.

İleri yaş hastaları için kapak problemlerini ameliyatsız gidermek mümkün mü?

Günümüzde ileri yaştaki hastaların kapak problemlerine çözüm getirebilmek için daha az cerrahi travma veren ve daha kısa yoldan uygulanan bir takım yöntemler bulunmaktadır. Dünyada 12 yıllık bir geçmişe sahip olan ve çok önemli birkaç merkezde uygulanan “Perkütan Aortik Kapak İmplantasyonu” adı verilen girişimsel yöntem, Türkiye’de de başarı ile uygulanmaktadır.

Perkütan (ameliyatsız) yöntem hangi yönden ileri yaş hastaları için uygundur?

Bu yöntemle hastaya ya çok küçük bir kesi ile ya da hiç cerrahi kesi yapılmadan ameliyatsız kapak tamiri ya da değişimi yapılmaktadır. İşlem sırasında göğsü açmak, kalbi durdurmak gibi hasta açısından çok zor tolere edilecek şeyler pas geçilerek bunun yerine kalp atar durumdayken kapak öncelikle bir balon vasıtasıyla genişletilmektedir. Kasık damarından girilerek ya da kalbin uç kısmında “apeks” denilen bölgede küçük bir kesi yapılarak özel bir hazne içine sıkıştırılmış kapak da yine o kapak bölgesine yerleştirilmektedir. Tüm bu işlemler girişimsel olarak tıpkı anjiyo yapar gibi perkütan yöntemle gerçekleştirilmektedir. Kardiyologlar ve kalp cerrahlarının bir arada bulunacağı uygulama daha komplikedir ve pek çok ekipmana ihtiyaç duyulmaktadır.

Hasta ne kadar sürede normal yaşantısına geri dönebiliyor?

Hastanın perkütan kapak ile ameliyat sonrası iyileşme hızı gerçekten yüksektir. Hasta, başka bir hastalığı yoksa işlem sonrasında ertesi gün ya da birkaç gün içinde toparlanarak, normal yaşantısına geri dönebilir. Kişinin başka sağlık sorunları olsa bile klasik cerrahi ameliyatlar sonrası yoğun bakımda çok daha kısa zamanda iyileşebilmektedir. Yöntem, şu an için aort kapaktaki sorunların giderilmesi için uygulanmaktadır. İleride mitral kapak sorunlarında da perkütan yöntemlerin kullanılabileceğini gösteren çalışmalar bulunmaktadır. Sağ kalp tarafındaki, pulmoner kapakta özellikle küçük çocuklarda doğuştan kalp hastalığı olan ya da bir operasyon geçinmiş hastalarda da bu tür kapak kullanımı söz konusudur.

Hamilelik Döneminde Bebeğinizin Zeka Gelişimine Yön Vermek Elinizde

Bebeklerin zeka gelişimi anne karnında başlamaktadır. Bunun için özellikle 1-3. aylar arasındaki dönemde beslenme oldukça önemlidir. Bebeğin sağlıklı fizyolojik ve zeka gelişimi için demir, folik asit, iyot, çinko, vitamin B, omega 3 ve 6 yağ asitleri gibi vitamin ve minerallerin gerekli besin kaynaklarından sağlanması gerekmektedir.

Kilo alımı en çok 16-24’üncü haftalar arasında olur

Gebelik süresince alınması gereken toplam kilo ortalama 12-15 kilo civarındadır. İlk aylar bulantı ve kusma ile geçtiği için genelde kilo verilebilir. 16. haftadan itibaren bu belirtiler kaybolmakta ve anne adayları bu zor geçen üç ayın acısını çıkarmak için adeta yemeklere saldırıya geçmektedir. Ve hızlı kilo alım süreci başlamaktadır. En fazla kilo alınan dönem sanılanın aksine son aylar değil 16-24 haftalar arasında olmaktadır. İdeal kilo alımı ilk 12 haftada gebelik öncesi kiloda sabit kalıp, takip eden aylarda ortalama 1.5 -2 kilo almaktır.

Geç saatlerde yemek yemek sindirim sorunlarına neden olur

Hamilelik sürecinde öğünler 3 ana ve 3 ara öğün olarak atlanmadan yapılmalıdır. Sabah kahvaltısı geç saatte yapıldığında tüm öğünler sarkacağından akşam geç saatlerde yemek yeme zorunluluğu olacaktır. Bu da sindirim sorunlarını ve aşırı kilo almayı beraberinde getirecektir. Saat 18.00’dan sonra ana öğün yemek tavsiye edilmez; ancak ara öğün tüketilebilir.

Yemekten 2 saat sonra taze meyvelerle ara öğün yapın

Kahvaltıda çok demli olmayan bir veya iki bardak çay veya bir bardak sütün yanında peynir, bir yumurta (veya sarısı), bir çay kaşığı bal veya reçel, 2-3 dilim kepekli ya da tam tahıllı ekmek, bol domates, salatalık, taze nane veya maydanoz, yeşil biber tüketilmelidir. Taze sıkılmış meyve suyu çok kalorili olduğu ve kan şekerini çok hızlı yükselttiği için önerilmemektedir. Meyveyi sıkılmamış haliyle tüketmek içerdiği lifler vasıtasıyla bağırsak hareketlerini de artıracağından kabızlığı önlemesiyle son derece faydalı olur. Meyve tane ile yemeklerden 2 saat sonra ara öğün olarak tüketilmelidir. Yemeklerden hemen sonra yenmemelidir; çünkü meyve şekeri olan fruktozu öncelikle kullanan vücut, yemekte tüketilen besinleri yağ olarak depolamak ister.

Ton balığından uzak durun, fındık fıstık ve ceviz tüketin

Öğle yemeklerinde mutlaka sebze tüketilmeli, makarna veya pilav yenilecekse ekmek asla yenilmemelidir. Et veya balık, ızgara veya fırında buğulama şeklinde tüketilmeli, yağda kızarmış olmamalıdır. Balık haftada en az bir tüketilmeli, eğer yenilemiyorsa fındık, fıstık, ceviz gibi omega 3 içeren kuruyemişler ara öğün olarak bir avuç olarak tüketilmelidir. Bu besinlerin hamilelik döneminde bebeğin zeka gelişimine önemli faydaları bulunmaktadır.

Konserve ton balığı derin deniz balığı olarak civa içeriği yüksek olduğundan önerilmez.

“İki canlısın iki kişilik yemelisin” baskılarına itibar etmeyin

Hamilelik döneminde katı ve sıvı gıdalar konusunda son derece dikkatli olunmalıdır. Gaz içeriği düşük, hafif ve sebze ağırlıklı gıdalar tercih edilmelidir. Yemekten sonra yenilen tatlıların yemekten 1 saat sonra tercihen az şekerli sütlü tatlılar olmasına dikkat edilmeli, yağlı, şerbetli, çikolatalı tatlılardan uzak durulmalıdır. Çikolata ve ürünleri kafein açısından zengin ve yoğun şeker içeriği bulunduğundan, aşırı tüketiminde anneden çıkıp bebeği besleyen damarlarda daralmaya yol açarak bebeğin beslenmesini bozmakta, kan şekerini hızlı yükselterek kan şekerinin hızlı oynamasına ve insülin salınımında denge bozukluğuna yol açmaktadır.

Yeterli su tüketimi idrar yolu enfeksiyonundan korur

Bol su tüketmek gebelikteki en faydalı eylemdir. Günde 10 bardak su içmek gebelikte artan idrar yolu enfeksiyon riskini aza indirger. Kilo alımını azaltır. Asitli, boyalı içeceklerden hamilelik sürecinde uzak durulmalıdır. Kahve, kafein içeriği yüksek olduğundan içimi haftada bir, iki fincanı geçmemelidir. Sade maden suyu ve bazı bitki çaylarını (ıhlamur, nane, kuşburnu, papatya, nane, limon) içmekte sakınca yoktur.

Temizliğine güvenmediğiniz yerlerde salata yememeye özen gösterin

Ev dışında restoranlarda salata, çiğ köfte, pişmemiş salam, sucuk, sosis, sakatat tüketilmesi kesinlikle önerilmemektedir. Anne adaylarının evlerinde olabildiğince günlük sütten yapılan yoğurtları, sirkeli suda bekletip iyi yıkanan sebzeleri, hijyenik koşullarda yaptığı yemekleri tüketmesi tavsiye edilmektedir.

Ataşehir Belediyesi’nden Kadınlara Destek

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne dikkat çekmek için Ataşehir Belediyesi Hizmet Binası’na “Türkiye’de Ekim ayında her gün bir kadın öldürüldü! Kadına Yönelik Şiddete Hayır” pankartı asıldı.

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Ataşehir Bulvarı’nda Korkutan Yangın (24.11.2014)

Ataşehir’de Kuraklık ve Risk Yönetimi Konferansı Düzenlendi

Ataşehir Belediyesi Nikah Salonu’nda gerçekleşen konferansa; Ataşehir Belediye Başkan Yardımcıları Hüseyin Hışman ve Kalender Özdemir, Ataşehir Belediye Meclis Başkan Vekili Sadi Özata, Ataşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal Projeler Koordinatörü Gamze Akkuş İlgezdi, Çevre Koruma ve Kontrol Müdürü Ayten Kartal, CHP Ataşehir İlçe Başkanı Hakkı Altınkaynak, çevreye duyarlı vatandaşlar ile Ataşehir’deki okullardan gelen öğretmen ve öğrenciler katıldı.

Konferansın açılış konuşmasını yapan Ataşehir Belediye Başkan Yardımcısı Kalender Özdemir, “Amacımız ihtiyacı kadar tüketen, gelecek nesillere karşı sorumluluk hisseden, çevre sorunlarına karşı duyarlı ve çevre sorunları hakkında bilinçli bir insan modeli yetişmesine elimizden geldiğince katkıda bulunarak, model bir ilçe ve markalaşmış belediyecilik anlayışı içinde, öncü ve önder bir belediye olmaktır” dedi.

Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu konferansta yaptığı konuşmada; kuraklığın en tehlikeli afet olduğunu ve Türkiye’nin bir kuraklık ülkesi olduğunu belirtti. Ülkemizde kuraklıkların geçmişte olduğu gibi gelecekte de büyük problemlere neden olabileceğinin altını çizen Mikdat Kadıoğlu, Türkiye’de kuraklığın bir elden izlenemediğini, mücadele planları ve hava-su-kuraklık politikalarının geliştirilemediğini vurguladı.

Konuşma sonrası öğrencilerin ve diğer katılımcıların sorularını da yanıtlayan Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu’na konferansa katılımdan dolayı Ataşehir Belediyesi tarafından teşekkür plaketi ve çiçek sunuldu.

 
 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Ataşehirli Çocuklardan Başkan İlgezdi’ye Ziyaret

“Çocukça Yaşamak İstiyorum”, “Çocukluk Hakkımız Söke Söze Alırız”, “Sokakta Oynamak Hakkımız”, “Çocukluk Hakkımı Koruyacağım”, “Eğitim Çocuğa Verilecek En Güzel Hediyedir”, “Oyun Hakkımız Engellenemez”, “Gelecek Demek Çocuk, Çocuk Demek Gelecek Demektir”, “Her Çocuk Hakkını Bilmeli”, “Ben de Varım”, “Çocuk Aklı Değil, Çocuk Hakkı” yazılı dövizlerle öğretmenleri eşliğinde Ataşehir Belediyesi’ne gelen çocukları Başkan Battal İlgezdi karşıladı.

Ataşehirli çocuklar, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi ile sahip oldukları hakların yanı sıra Ataşehir Belediyesi’nden kendileri için bekledikleri hizmetleri Başkan İlgezdi’den talep ettiler.

Tüm dünyada Çocuk Hakları Günü olarak kutlanan 20 Kasım’da, çocuk haklarını dile getiren dövizlerle ziyarete gelen çocuklar, Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi’den; park ve oynama alanlarının çoğaltılmasını, okullarındaki yetersiz tiyatro ve konferans salonlarının yenilenmesini, okullarının ağaçlandırılmasını ve boyanmasını istediler. Başkan İlgezdi de talepleri alarak okul müdürleri ile iletişime geçeceklerini belirtti.

Başkan İlgezdi, elindeki “5 yıl sonra adayım, koltuğunu alayım” yazılı dövizle gelecekte Belediye Başkanı olmak isteyen öğrenciye de konuşma yaptırdı. Başkan adayı Servet Demir isimli 12 yaşındaki öğrenci, arkadaşlarına yeni park ve oyun alanları yapma ile bilgisayar ve hediye vaadinde bulundu.

 
Ataşehir’li Öğrenciler Dünya Çocuk Hakları Günü'nde Lale Ekti

Ataşehir’de 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü nedeniyle düzenlenen bir diğer etkinlikte Doğa Koleji öğrencileri Ataşehir Parkı’na lale ektiler.

Ataşehir Belediye Başkan Yardımcısı Namık Sürmen ve Doğa Koleji Öğretmenleri ile öğrencilerinin katıldığı programda, öğrenciler günün anlam ve önemine yönelik sunumlar ile kısa film gösterileri hazırladılar.

Daha sonra ise Ataşehir Belediye Başkan Yardımcısı Namık Sürmen, öğrenciler, öğretmenler ve okul yöneticileri hep birlikte Ataşehir Parkı’nda belirlenen alana lale soğanları ektiler.

 
 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Çocuklar İçin Ataşehir ve Monheim Kardeş Şehir Olacaklar

Başkan İlgezdi, Ataşehir Belediye Başkan Yardımcıları İlhami Yılmaz ve Kalender Özdemir ile birlikte Alman misafirlerin yaptığı sohbette, Türkiye ve Almanya gibi iki ülkenin büyük dostluk ve işbirliğinin Ataşehir ve Monheim arasında da geliştirilmesi görüşüldü.
 
Bu yıl “Uluslararası Ataşehir 23 Nisan Çocuk Festivali” için Monheim’dan gelen 24 Alman öğrenci Ataşehir’de misafir edilmişti, buna karşılık 10 Ataşehirli çocuk da Haziran ayında Monheimlı ailelerin yanında bir hafta kalarak bu dostluğun artmasını sağlamışlardı.

Monheim Belediye Başkanı Zimmerman’ı Ataşehir’de karşılayanlar arasında Monhaim’ı ziyarete giden Ataşehirli çocuklar da vardı. Çocuklar hem Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi’ye hem de Monheim Belediye Başkanı Zimmerman’a bu projeden dolayı hem teşekkürlerini hem de hediyelerini sundular.

Bu projeden dolayı mutluklarını dile getiren Başkan Zimmerman, “Biz bu projelerin artırılmasını ve Almanya ile Türkiye’deki öğrencilerin arkadaşlık bağlarının çoğaltılmasını diliyoruz. Türk çocuklar Almanya’da, Alman çocuklar Türkiye’de misafir olmaya devam edecekler. Çocukların döndükten sonra da birbiriyle iletişimde kalmalarını ve sosyal çalışmaların devam etmesini arzuluyoruz” dedi.

Monheim’ın Belediye Başkanı Daniel Zimmerman, Ataşehir Belediye Başkan Yardımcısı İlhami Yılmaz, TEB Ataşehir Ortaokulu Öğretmeni Turan Çelebi ve projede Gönüllü Veli olan Ayşegül Çetinkaya'ta projeye katkılarından dolayı teşekkür hediyesi sundu. Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi de konuk Belediye Başkanına projeye her türlü katkısından dolayı Ataşehirliler adına teşekkür plaketi sundu. 

 
 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Desert Boots YAYA Erkeği’nin Son Şehir Trendi

Fruit Flowers’dan Öğretmenler Gününe Özel %30 İndirim

Oldukça geniş bir ürün yelpazesine sahip olan Fruitflowers, sipariş verildikten sonra anında hazırlanarak 2 saat içinde sevdiklerinizin kapısına kadar ulaştırılmaktadır.

Ayrıntılı bilgi ve sipariş için;

 
Tel: 444 3 002- 0850 296 03 63
 
 

Ataşehir’de Plastik Atıklar Kedi ve Köpek Kulübesine Dönüşecek

Ataşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Müdürlüğü ile PAGDER öncülüğünde başlatılan projenin amaçlanan hedefi ise hem sokak hayvanlarına sıcak bir yuva kazandırmak hem de geri dönüşüm konusuna dikkat çekerek farkındalık yaratmak.

Ataşehirli tüm hayvanseverler, topladıkları atık plastikleri, Ataşehir’in 20 noktasına yerleştirilen plastik atık kumbaralarına atarak “Can Dostlarımız” için katkı sağlayabilirler.

“Atık Plastikler Kumbaraya, Can Dostlarımız için Dönüşsünler Yuvaya” sloganı ile hayata geçen sosyal sorumluluk projesiyle “Sıcak Bir Yuva Her Canlının Hakkıdır!” mesajı veriliyor.
 

Plastik Atık Kumbara Noktaları

1. Atatürk Mah. Ataşehir Bulvarı Türk Telekom Binası Önü

2. Atatürk Mah. Fesleğen Parkı Önü

3. Barbaros Mah. Ataşehir Belediyesi Zabıta Müdürlüğü Önü

4. Barbaros Mah. Bülent Ecevit Parkı Önü

5. Barbaros Mah. Mimar Sinan Parkı Önü

6. Esatpaşa Mah. Esatpaşa Parkı Önü

7. Ferhatpaşa Mah. Necmettin Erbakan Parkı

8. Fetih Mah. Prestij Cad. Fetih İMKB Ortaokulu Önü

9. İçerenköy Mah. Carrefour AVM Otopark Girişi

10. İçerenköy Mah. İçerenköy Yürüyüş Parkı

11. İçerenköy Mah. Hasan Leyli Ortaokulu Bahçesi

12. İnönü Mah. Şehit Öğretmen Mehmet Fidan Okulu Önü

13. Kayıdağı Mah. Muhtarlık Önü

14. Küçükbakkalköy Mah. Nazım Hikmet Parkı Önü

15. Küçükbakkalköy Mah. Prestij Caddesi Zabıta Birimi Önü

16. Mevlana Mah. Zabıta Birimi Önü

17. Mustafa Kemal Mah. Deniz Gezmiş Parkı Önü

18. Örnek Mah. Yunus Emre Cad. Park Önü

19. Örnek Mah. Ercüment Batanay Sok.

20. Yenişehir Mah. Hizmet Birimi Önü

 
 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Diş Sağlığında Doğru Bilinen 10 Yanlış

“Diş ipi ve ara yüz fırçası diş etlerini kanatır ve dolgulara zarar verir”

Yanlış! Diş ipi ve ara yüz fırçası, iyi restore edilmiş kaplama ve dolguların arasına bile son derece rahat bir şekilde girip temizliği sağlamaktadır. Hangi ürünün nasıl kullanılacağı konusunda diş hekiminden bilgi alınmalıdır. Çürüksüz ve sağlıklı bir ağız için ara yüz temizliğinin önemli olduğunu unutulmamalıdır.

“Ağız kokusuna sakız, pastil, gargara ve spreyler kesin çözümdür”

Yanlış! Ağız kokusuna, ağızdaki bakteriler neden olabilmektedir. Bunun yanı sıra temizliği iyi yapılmayan sorunlu bir ağızda koku daha fazla olabilmektedir. Ağız içinde ve dişlerde hiçbir problem olmamasına rağmen ağız kokusu varsa bunun sebebi mutlaka araştırılmalıdır. Solunum yolları, mide, yemek borusu, böbrek rahatsızlıkları gibi birçok faktör ağız kokusunun sebebi olabilir.

“Diş taşları temizletilse de kısa bir zaman sonra tekrar oluşur”

Yanlış! Diş taşı temizliği sonrası diş hekiminizin önerdiği diş fırçası, ağız bakım ürünlerini kullanmanız ve bunları doğru kullanım tekniği ile uygulamanız yeni diş taşı oluşumunu azaltabilmektedir. Doğru ürün ve doğru teknik ile dişlerinizi daha iyi temizleyebilirsiniz.

“Diş beyazlatma için her ürün kullanılabilir”

Yanlış! Diş beyazlatma, diş hekimi kontrolünde yapıldığı takdirde kişileri sıkıntıya sokmayan ve zararsız bir işlemdir. Diş minesi yüzeyindeki çatlak ve kırıklar ağızdaki çürükler ve kötü restorasyonlar beyazlatma ile hassasiyetinizi artırabilmektedir. Bunun için diş beyazlatma işlemleri hekim kontrolünde yapılmalıdır.

“Hamilelik döneminde dişlere ne kadar iyi bakılsa da dişler zaten çürüyecektir”

Yanlış! Planlı bir hamilelik öncesinde yapılan diş hekimi kontrolü ve kontrolde yapılan önleyici tedaviler hamileliğin ağız ve diş sağlığı açısından rahat geçmesini sağlayacaktır. Hamileliğin 3 -6. aylarında diş hekimi kontrolü yaptırılmalıdır. Hamilelik dönemi boyunca yapılan iyi bir ağız ve diş bakımı problemlerle karşı karşıya kalmanızı engeller.

“Kanal tedavisi hem çok ağrılı hem de çok zor bir işlemdir”

Yanlış! Eksilen dişin yerine planlanan implant ya da diş kesimi ile kurulacak bir köprü için harcanan zaman, ücret ve ağrı düşünüldüğünde en uygun tedavi şekli kanal tedavisidir. Doğru bir anestezi altıda uygulanan tedavi, hızlı ve kolay bir biçimde olumlu bir sonuca ulaştıracaktır. Günümüzde “ni-ti” döner aletler ile hem kanal tedavi işlemi kolaylaşmakta hem de kanal tedavisi yapılmış ancak başarısız olunmuş dişlerde bile tekrar şans verilmektedir.

“Çocuklarda süt dişlerindeki aralık, gerçek dişlerinin de aynı şekilde olacağını gösterir”

Yanlış! Süt dişlerindeki aralıklar gerçek dişlerinin de böyle olacağını düşündürdüğü için ebeveynleri endişelendirmektedir. Ancak süt dişindeki aralıklar daimi dişlerin gelmesiyle kapanacaktır; çünkü daimi dişler daha geniştir. Önemli olan çarpık ve sıkışık dizilimli olan süt dişlerini dikkate alınmasıdır.

“Diş etlerinin estetiği mümkün değildir”

Yanlış! Bir gülümseme ile görünen diş etleri kişinin dış görünümünü etkilemektedir. Bunun yanı sıra asimetrik diş eti kenarları, dişleri düzensiz ve eğri gösterebilmektedir. Lazer tedavisi ile tek seansta diş etlerinin estetiği düzeltilebilmektedir. Tıbbi bir problem olmasa da özellikle güldüklerinde diş eti gözüken kişiler için sıkıcı ve moral bozucu bir durum olan “diş eti hiperpigmentasyonu lekesinin de (mor diş etleri) tedavisi mümkündür. Estetik anlamda müdahale gerektiren bu lekelerin giderilmesinde lazer, modern ve etkili bir tedavi yöntemidir.

“Tüm kaplamalar zamanla estetik ve sağlık açısından problem yaratır”

Yanlış! Sağlıklı olan bir dişte yapılan estetik planlamalar daha sağlıklı sonuçlara ulaşılmasını sağlayacaktır. İyi bir radyografik inceleme ile diş eti, kök durumu incelenen ve var olan sorunlarına uygun tedaviler gerçekleştirildikten sonra yapılan köprü, lamina, zirkon gibi tüm restorasyonlar iyi sonuçlar veren uzun ömürlü işlemlerdir.

“İmplantlar herkese uygulanamaz”

Yeterli kemiğin varlığı söz konusuysa, hastanın sistemik rahatsızlıkları engel değilse ve kişi operasyon sonrası istenilenlere de dikkat ederse doğru bir planlama ile implant tedavisi herkese uygulanabilen bir işlemdir. Ancak operasyon sonrası sigara tüketimi sınırlandırılmalıdır; çünkü sigara içilmesi iyileşme sürecini bozacaktır.

Sanatın Rengi Ataşehir’de 23 Kasım’a Kadar Devam Edecek

45 eser sahibinin oluşturduğu “Sanatın Rengi” Resim Sergisi’nin açılış gecesi kokteyl ile başladı, açılış kurdelesinin kesilmesinden sonra Başkan İlgezdi tarafından proje eğitmenlerine teşekkür plaketi ve çiçek sunuldu.

23 Kasım’a kadar devam edecek serginin açılış gecesinde “Türkiye’de Sanat Eğitimi” konulu bir de söyleşi düzenlendi. Söyleşide Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Görevlisi ve Ressam Yusuf Ziya Aygen ile Ataşehir Belediyesi Görsel Sanatlar Koordinatörü ve Ressam Birsen Altunsaray tarafından “Türkiye’de Sanat Eğitimi” üzerine konuşma yapıldı.

Sanatın Rengi Resim Sergisi 23 Kasım'a kadar Ataşehir Belediyesi Cemal Süreya Sergi Salonu'nda sergilenmeye devam edecek.

Adres: Novada AVM 3. Kat / Küçükbakkalköy Mahallesi Şehit Şakir Elkovan Caddesi No:20 /Ataşehir

 
 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Ataşehir’de Çevre Gezisi Düzenlendi

Ataşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Müdürü Ayten Kartal ve Çevre Mühendisleri tarafından geziye katılan kadınlara; atıkların toplanması ve geri dönüşümü ile Ataşehir Belediyesi’nin çevre korumaya yönelik çalışmaları hakkında sunum yapıldı. Sunum sonrası tesisin toplama, ayrıştırma ve geri dönüştürme bölümleri gezildi.
 
 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Kanser Peşimizde

Ajans Press’ten alınan verilere göre ayda ortalama 4 bin kanser haberi okuyoruz…

Ekim ayı verilerine göre en çok konuşulan kanser türü, 1820 haber ile meme kanseri olarak kayıtlara geçti. Nitekim istatistiklere göre en fazla tanı konulan kanser türlerinden biri de meme kanseri.

Erkekler de ise en sık görülen kanser türleri solunum yolları kanserleri olarak açıklanırken, kansere bağlı ölümler ise en sık karaciğer, mide ve akciğer kanserlerinde gerçekleşiyor.

Ölüm oranı diğer kanserlere göre daha düşük olsa da özelikle çocuklarda çok sık görülmesi sebebiyle canımızı yakan Lösemi, medyanın toplum bilincini arttırmaya yönelik yer verdiği yazılarla medyada en yoğun yer alan Kanser türlerinden biri.

Diğer kanser türlerinden kolon, prostat ve rahim kanserleri de gazete sayfalarında bolca rastlanan kanserler arasında…

Ajans Press’in Ekim ayı verileri incelendiğinde; kansere sebebiyet veren koşullar da sıkça kaleme alınmış gözüküyor; 2 bin 539 haberle Stres konusu, 1656 haberle Depresyon konusu, 349 haberle Ormanların azalması ve betonlaşma konusu gündemdeki yerini sürekli koruyan konulardan bazıları.

Renklenen Cam Kumbaralar Ataşehir Caddelerinde

Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi bu projede emeği geçen bütün okullara, öğrencilere, öğretmenlere ve Adadolu Cam yetkililerine katkılarından dolayı teşekkür etti.

 
Cam Kumbarası Boyayan Okullar:

Adı Güzel İlkokulu ve Ortaokulu

Cemile Besler Ortaokulu

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Lisesi

Yahya Kemal Beyatlı Ortaokulu

Kanuni Sultan Süleyman Ortaokulu

Yeditepe Üniversitesi

Fetih İMKB Ortaokulu

Celal Yardımcı Ortaokulu

Kemal Berktan Ortaokulu

Türkiye Spastik Çocuklar Vakfı Metin Sabancı Okulları

Mustafa Öncel Ortaokulu

İhsan Kurşunluoğlu İlkokulu

Ali Fuat Cebesoy İlkokulu

Aydın Doğan İlkokulu

Leman Ana Ortaokulu

Adıgüzel Güzel Sanatlar Lisesi

 
 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Reklam Yarışında Hangi Otomobil Markaları Önde?

EN ÇOK İLAN VEREN OTOMOBİL MARKALARI

YYılı No    Marka    İlan Adedi
1    Fiat    637
2    Hyundai    396
3    Toyota    382
4    Ford    379
5    Renault    339
6    Mercedes-Benz    319
7    Peugeot    298
8    Opel    235
9    BMW    192
10    Citroen    185

 
MTM Medya Takip Merkezi'nin 01 Ekim – 12 Kasım 2014 tarihleri arasında yazılı basında yaptığı ilan takibi sonuçlarından derlenmiştir.

Yılın son iki ayını yaşadığımız şu günlerde otomobil markaları, yıllık belirledikleri satış kotalarını tutturma çabalarını arttırmış görünüyor. Bir yandan çeşitli kampanyaları tek tek hayata geçiren firmalar, diğer yandan da pazarlama faaliyetleri için medyadan sıklıkla yararlanıyorlar. MTM’nin, otomobil markalarının medyadaki görünürlüklerini incelediği 01 Ekim – 12 Kasım 2014 tarihleri arasında, öne çıkan markalar da belli oldu. Rapora göre, yazılı basında en çok ilan veren markalar Fiat ve Hyundai olurken, onları sırasıyla Toyota, Ford ve Renault markaları izlediler.

EN ÇOK REKLAM VEREN OTOMOBİL MARKALARI
No    Marka    Adet    Marka    Süre
1    Fiat    1.275    Fiat    33.596
2    Peugeot    883    Peugeot    25.315
3    Nissan    850    Nissan    18.306
4    Opel    492    Opel    12.411
5    Renault    423    Audi    9.135
6    Citroen    322    Renault    8.794
7    Hyundai    272    Hyundai    8.290
8    Seat    228    Citroen    7.934
9    Audi    203    Seat    7.296
10    Mitsubishi    181    Jeep Oto    5.075

MTM Medya Takip Merkezi'nin 01 Ekim – 12 Kasım 2014 tarihleri arasında 13 TV kanal üzerinden görsel basında yaptığı reklam takibi sonuçlarından derlenmiştir.

TV’ye de en çok reklamı Fiat verdi

MTM’nin aynı veriler üzerinden yaptığı araştırmaya göre, yazılı basına en çok ilan veren FİAT markası, TV’lerde de bu özelliğini korudu. Marka, 01 Ekim – 12 Kasım tarihleri arası yayınlattığı bin 275 adet reklamla, listenin ilk sırasında yer aldı. Fiat’ı 883 reklamla Peugeot, 850 reklamla Nissan, 492 reklamla da Opel markaları izlediler.
Adet bazında ilk sırada yer alan Fiat, süre bazında da en çok ekranda kalan marka oldu.

EN ÇOK REKLAM ALAN TV KANALLARI

No    Kanal    Adet    Kanal    Süre
1    CNNTürk    1.101    CNNTürk    27.585
2    NTV    987    NTV    24.984
3    Habertürk    648    Kanal 24    20.293
4    Kanal 24    562    Habertürk    17.898
5    TGRT Haber    395    TGRT Haber    11.077
6    Kanal D    358    Kanal D    8.542
7    ATV    341    ATV    8.075
8    Star TV    303    Star TV    7.433
9    TRT 1    271    TRT 1    6.889
10    FOX    242    FOX    5.998

MTM Medya Takip Merkezi'nin 01 Ekim – 12 Kasım 2014 tarihleri arasında 13 TV kanal üzerinden görsel basında yaptığı reklam takibi sonuçlarından derlenmiştir.

CNNTürk ve NTV, tercih edilen kanallar…
MTM’nin aynı araştırmasına göre, otomobil markalarının reklam için en çok tercih ettikleri kanal, CNNTürk oldu. Kanal, araştırma sürecinde bin 101 adet otomobil reklamını, 7 saati aşkın süreyle yayınlayarak listenin başında yer aldı. NTV ise aldığı 987 adet otomobil reklamını 7 saate yakın yayınlayarak listede ikinci oldu. NTV’yi sırasıyla Habertürk, Kanal 24 ve TGRT Haber takip ettiler.

MTM Hakkında:

İstanbul Avrupa Yakası’ndaki merkezinin yanı sıra, İstanbul Anadolu Yakası, Ankara, İzmir, Bursa, Konya, Samsun, Adana, Gaziantep şehirlerinde 9, Almanya’da ve Azerbaycan’da birer olmak üzere toplam 11 noktada temsil edilen Medya Takip Merkezi (MTM), takip ettiği 4 bini aşkın yayın ve 150 çalışanıyla Türkiye’nin önde gelen medya takip kuruluşlarındandır. İstanbul’da, 1999 yılında kurulan MTM, ilk şubesini 2006 yılında Ankara’da faaliyete geçirmiştir. Kısa sürede Türkiye’de medya takip sektörünün lokomotifi haline gelen kuruluş, aynı yıl Almanya’da açtığı temsilciliği ile faaliyetlerini yurtdışına taşımıştır. Geçtiğimiz Haziran ayında, Azerbaycan’ın ilk medya takip şirketini faaliyete sokan MTM, klasik ve dijital medya takibinin yanı sıra, Medya Bilgi Rehberi, Etkinlik Takvimi ve Online TV Arşivi gibi servisleri ile de sektörde öne çıkmaktadır. Uluslararası platformda büyümeyi, hedefleri arasında tutan ve çalışmalarını bu yönde sürdüren MTM, üyesi olduğu uluslararası medya takip şirketleri federasyonu FIBEP’in diğer üyeleri ile global anlamda iletişimde bulunmaya devam etmektedir.

Ne Ebola ne MERS İşte Dünyanın En Büyük Korkusu

Obezite ve Obeziteye bağlı hastalıklar sonucu insanların ömrü 13 yıl kısalmaktadır. Obez kişilerde kilo artışı ile hareket kabiliyetleri azalmakta böylece aynı kaloriyi alsalar bile kendi başına geri dönmeyen yağlanma olmaktadır. Sosyal yaşamdan uzaklaşma, cinsel bozukluklar, içe kapanma, depresyon, gibi problemler kaçınılmaz hale gelmektedir. Bu kişiler her türlü hareketlerinin ve yeteneklerinin fiziksel kısıtlandığı adeta bedenlerinde tutsak yaşayan bireyler haline gelmektedirler.

OBEZİTE BÜTÇEYE DE YÜK GETİRİR

 
Obezitenin ülke bütçelerine getirdiği yük sadece sağlık harcamaları olarak değil kişinin verimliliği de hesaplandığında oldukça ciddi boyutlardadır. Bundan dolayı birçok ülke obezite ile çocukluktan itibaren mücadele için programlar uygulamaktadır. Kanada da obezite yaygınlığı nedeniyle artık genel yaşam süresine göre çocukların ebeveynlerinden daha az yaşayacakları öngörülmüştür. Yine nüfusun üçte birinde obeziteye bağlı diyabet başlangıcı görülmektedir. Ülkemizdeki rakamlar da çok farklı görülmemektedir.

HER FAZLA KİLOLU KİŞİ OBEZ MİDİR?

Obezite kişileri sağlıklı olmayı engelleyecek, yaşam kalitesini bozacak düzeyde vücutda yağ birikmesidir.  Profesyonel sporcular hariç olmak üzere normale göre 30-35 kilodan fazla yağlanmaya bağlı kilosu olanlar morbid obez yada tedavi gerektiren hastalık durumu olarak tanımlanmaktadır. Vücut kütle indeksi(VKİ) hesaplamalarına göre daha kesin rakamlarla açıklarsak en az olmak üzere VKİ:40 kg/m2 olanlar, VKİ:35 kg/m2 ve  beraberinde Tip2 Diyabet, Hipertansiyon, Uyku Apnesi, Astım, Artrit gibi ek hastalığı olanlar sağlık otoritelerince tedavi edilmesi gerekli hastalar grubunda yer almaktadırlar.

OBEZİTE ÖMRÜNÜZÜ 13 YIL KISALTIR

Obeziteye yol açan nedenler genellikle çevresel faktörlerdir. Tıbbi anlamda hastalıklara bağlı görülen obezite durumları zaten ilgili bölümlerce tedavi edilmektedir. Çevresel dediğimiz ise hareket azlığı ve ihtiyaçtan daha fazla yiyebilme koşullarında yaşıyor olmak diye özetlenebilir. Ailesel obezitede  ise esas sorun anne yada babanın yemek düşkünlüğünün çocuklar tarafından da örnek alınması şeklindedir. Yüksek kalorili ve ucuz gıdaların her yerde her zaman ulaşılabilir olması da ayrı bir etkendir. Bu faktörleri sıraladığımızda toplumumuzda kişileri suçlamaktan ziyade yaşam koşullarından da kaynaklı problemi ortaklaşa çözmemiz gerekmektedir.

HERKES OBEZİTE CERRAHİSİ YAPTIRABİLİR Mİ?

Obezite hastalarında özellikle VKİ 40’tan sonra kalıcı kilo verme yöntemlerinin (cerrahi dışı) başarı oranı %1 düzeyindedir.  Bu aşamada hastalar detaylı tetkikler sonrası obezite cerrahi adayı olarak kabul edilmektedir. Operasyon için engel hali olmayan istekli hastalarda yeme kısıtlayıcı ve barsak emilim bozucu operasyonları hastalarla yapılan incelemeler ve görüşme sonrası karar verilmektedir. Her hastaya şablon operasyon değil hastaya göre yani “Haute Couture Cerrahi” uygulanmaktadır. Bu hastalar cerrahi sonucu takip edilmekte ve zaman içinde tıbbi tedavilerin yetersiz kaldığı durumlarda gerekli rötuş cerrahiler yapılabilmektedir.

Cerrahi ile kişilerde yapısal ve işlevsel kalıcı değişikliklere yol açmaktayız. Obezite cerrahisinde mümkün olan en az değişiklikle, güvenli, etkili, kalıcı, ve sonrasında hastanın yaşam kalitesini arttıran  metodu seçmek için kullanmalıyız.

METABOLİK PROBLEMLER AMELİYATIN BAŞARISINI ETKİLER

Obezite tedavisinde basında sıklıkla adı geçen balon tedavisi ve kelepçe ameliyatları kalıcı ve etkili kilo verme sağlamaması, metabolik problemleri (Diyabet ve Hipertansiyon) etkili şekilde düzeltememesi nedeniyle artık tercih edilmemekte sadece diğer işlemlere geçiş metodu olarak giderek daha az sıklıkta kullanılmaktadır. Hem kilo verdirme hemde Diyabet ve Hipertansiyon üzerine etkinliği ve güvenliği gittikçe daha da belirginleşen Tüp (Sleeve) Mide operasyonu ve Mide Bypass operasyonu ve son çare olarak Duodenal Switch operasyonları DSÖ(WHO), ABD, Avrupa ve Ülkemiz otoritelerince kabul edilmiş uygulamaları onaylanmış operasyonlardır. Bunun dışında uygulanan operasyonlar deneysel ve kişisel uygulamalar olup henüz adı geçen otoritelerce uygulama kapsamına alınmamışlardır.

OPERASYONDAN SONRA VİTAMİN VE MİNERAL TAKVİYESİ GEREKEBİLİR

Bu operasyonlarda doğal olarak alınan gıdanın kısıtlanması veya alınmış olsa bile emilmesini engelleyici işlem olduğu için bu kişilerde vücudun ihtiyacı olan bazı maddelerde emilemeden atılmaktadır. Vitamin B12, Demir, ve Kalsiyum gibi maddelerin operasyon sonrası ayrıca alınması gerekebilir. Mide bypass operasyonu geçirenlerde şeker ve tuzdan yoğun sıvı gıda almamaları gereklidir.

Operasyonlardan sonra normal yaşama dönüş ortalama 3 ayı bulmaktadır. Büro işlerine dönüş kapalı ameliyatlarda 1 hafta 10 gün ağır işlere dönüş 20-25 günü bulabilir. Yeni mide-barsak sistemine kişinin tam uyumu ise  yaklaşık 3 ayı bulmaktadır. Bu dönemde çok ciddi kilo kaybı gerçekleştiğinden hastalarda mutlaka ciddi diet uyumu gerekmektedir.

OBEZİTE CERRAHİSİ BİR ESTETİK UYGULAMA DEĞİL ADETA HAYATA DÖNÜŞ OPERASYONUDUR

Standart operasyon tekniğine uygun operasyon yapıldığında midede ciddi oranda genişleme görülmemektedir. Mide yeterince çıkarılmadığı durumlarda zamanla mide kapasitesi artışı nedeniyle tekrardan operasyon gerekebilir.

Sonuç olarak bu operasyonlar kişilerin daha sağlıklı olmalarını, gelecekte karşılaşabilecekleri hastalık risklerini azaltmayı ve kimseye muhtaç olmadan uzun sürede yaşlanmalarını hedeflemektedir.

Madencilik Faciaları Kaçınılmaz mıdır?

Stratejik planlamalara dayanan üretim politikaları geliştirilmeksizin, günü birlik yaşanan olumsuzluklardan hareketle bu kaynaklarımızın üretiminden vazgeçmek; egemenliğimizden, özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan vazgeçmekle eşanlamlıdır” diye konuştu.
 
Soma ve Ermenek’te yaşanan maden facialarını değerlendiren Okan Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Maden Yüksek Mühendisi Prof. Dr. Ali Kahriman’ın yazısı:

Soma ve Ermenek’te yaşanan  facia sonrası gerek yetkililerde gerekse bazı diğer kesimlerde dile getirilen maden ocaklarını kapatarak çözüm üretme düşüncesi maalesef 150 yıl önceki teknoloji ve bilim seviyesinde bile söz konusu olmamıştır. Tüm dünyada,  bir yandan iş sağlığı ve güvenliği önlem ve ekipmanına yatırım yapılırken, öte yandan da üretim yöntemlerinde  ileri teknoloji ürünlerine, yeraltında insansız robotik sistemlere geçilmiştir. Özetle bir yandan üretim kapasiteleri olabildiğince artırılırken aynı zamanda kullanılan insan gücünde önemli düşüşler sağlanmıştır. Bunun sonucunda, günümüzde madencilik de emek yoğunluğu en aza indirilmiş sektörler arasına girmiştir. Kişi başına yarım ton/yevmiyeden 20 ton/yevmiye kömür üretimi seviyesine ulaşılmıştır. Bunun sonucunda da, ağır ve tehlikeli işler kapsamında olan yeraltı işletmeciliğindeki iş kazalarında da üretim değerlerine göre önemli azalmalar olmuştur. Doğal olarak,  Dünyada yaşanan bu gelişmeler ülkemizde de yansımalarını bulmuş olmalıydı. Bunun için de gereken politikalar geliştirilerek stratejik planlamalarla uygulamaya konulmuş olmalıydı. Son on yıl içinde yaşanan Bursa, Balıkesir, Elbistan ve Zonguldak ve son olarak da Soma’daki facia boyutundaki madencilik kazaları, ne yazık ki bu konuda bir çelişki olduğunu gösteriyor.

Öyleyse eğitim-öğretim-istihdam-iş güvenliği, üretim ve verimlilik politikalarımızda önemli açmazlar, ihmaller ve vurdumduymazlıklar var demektir. Her şeyden önce madenciliğin ilk yatırım maliyeti yüksek kurumsal girişimin ve oldukça profesyonel yaklaşımların esas alınması gereken, yeraltındaki seçilen üretim yöntemleriyle jeolojik belirsizliklerin ve çevresel unsurların maliyete yansıtıldığı bir sektör olduğu açıktır. Nitekim tüm dünyada da bu sektörde egemen olan yapının, finansman sorunu olmayan çokuluslu dev şirketler ve kamu ağırlıklı iktisadi kuruluşlar olması herhalde bu gerekçelerden olmalıdır. Ülkemizde ne yazık ki son 30 yılda uygulanan ekonomik politikalar sonucunda bir yandan devlet yatırımdan çekilirken öte yandan özel girişimlerin bu kapasiteye uygun olarak madenciliğe girişi sağlanamamıştır.

Yaşanan Ermenek ve Soma faciasından dersler çıkarılırken, öncelikle Üretim sistemlerinde bilimsel ve teknik yaklaşımlarla insan unsurunun etkisinin en aza indirecek yöntemlerin uygulanıp uygulanmadığına bakılması gerekiyor. Aynı bağlamda iş kazalarının; iş analizleri, iş kimliği ve iş gerekleriyle eğitimin bir fonksiyonu olduğunun bilinciyle gerekli yönetim ve organizasyonun bu esasa göre yapılıp yapılmadığını, iş görenlere örgüt kültürü ekseninde örgütsel davranış kazandırılıp kazandırılmadığını da sorgulamak gerekiyor. Aynı seviyelerde teknolojilerin uygulandığı farklı ülkelerdeki iş kazalarının değerlendirmelerinde yukarıda ifade edilen basit bilimsel yaklaşımın sosyokültürel unsurlarla beslenip beslenmediği de tartışılacak unsurlar arasındadır.
 

“Çoban Madenciliği”nden “Bilimsel Madencilğe” geçilmelidir.

Maden işyerlerinde bir daha bu nevi faciaların yaşanmaması için SİSTEMSEL bir yaklaşımla kısa, orta ve uzun vadede alınması gereken önlemleri kısaca şu şekilde özetleyebiliriz:

·Madencilik rejimimizin yeniden yapılandırılarak uygulanmakta olan çağdışı ”Çoban Madenciliği” sisteminden “BİLİMSEL MADENCİLİK” modeline geçilmelidir. Bunu sağlayacak finansal ve hukuki düzenlemelerin oluşturulacak bir uzmanlar kurulu kurulmalıdır.

·Tüm kömür havzaları jeolojik, teknolojik, madencilik yöntemleri yönünden yeniden değerlendirilmeli üretim yöntemi seçiminden teknoloji ve kapasite seçimine kadar bir mastır plan bağlamında ele alınmalıdır.

·Üretim hedefleri yeniden tanımlanarak uygulanabilecek mekanizasyon ve otomasyon seviyeleri belirlenmeli ve aşamalı olarak uygulanmalıdır.

·Grizu patlamasına neden olan metan gazının aslında bir enerji kaynağı olduğundan hareketle özellikle örselenmiş, göçertilmiş eski kazı alanlarının olduğu formasyon ve zonlar başta olmak üzere gerekli etütler yapılarak metan drenaj ve kaptajı yapılmalı ve enerji üretimine kazandırılmalıdır.

·Maden yasasında gerekli düzenlemeler yapılarak finansman sorunu olmayan kuruluşların sektöre kazandırılması sağlanmalıdır.

·60-70 yıl önceki teknik eleman yetersizliği olan dönemden kalma fenni nezaretçi yönteminden vazgeçilmeli, her üretim biriminden sorumlu 3 iş güvenliği uzmanlık sertifikasına sahip maden mühendislerinin tüm vardiyalarda (asgari işçi çalıştırma sayısına bağlanmaksızın) çalıştırılması sağlanmalıdır.

·Her bir üretim birimi için risk analizlerine dayalı iş güvenliği ve acil eylem planları hazırlanmalı, koruma politikaları geliştirilmeli ve uygulanmalıdır.

·İşletmelerde çalıştırılan tüm personel, mesleki yeterlilikler çerçevesinde yapılacak iş analizi, iş gerekleri ve iş kimliği tariflerine uygun olarak hizmet içi eğitim programlarına tabi tutularak sertifikalandırılmalıdır.

·Yeni istihdam edilecek elemanların mutlaka mesleki teknik eğitimli olmaları, ergonomi ve işyeri koşullarına uygun oryantasyon eğitimleri sonrası hizmete sokulmaları sağlanmalıdır.

·Maden işletmelerinde örgüt kültürü ve örgütsel davranış modelinin oluşmasını engelleyen taşeronluk gibi geçici modellerden kaçınılmalıdır.

·İhale ve üretim maliyetlerine jeolojik, tektonik, çevresel belirsizlik unsurlarının katılmasını esas alan yaklaşımlar belirlenmelidir.

·Merkezi denetim sistemi gözden geçirilmeli, uzman maden mühendislerinden oluşan bölgesel modele geçilmelidir.

·Grizu başta olmak üzere tüm zararlı gaz ve tozların tespiti için erken uyarı ve otomasyon esaslı modern ekipmanlar kullanılmalı, risk değerlemesine uygun alarm sistemleri hem yeraltı hem de yer üstü kumanda merkezlerine yerleştirilmelidir.

·Meslek odaları ve sendikalara iş güvenliği uygulamaları konusunda denetimi de kapsayan yetki ve kaynaklar sağlanmalıdır.

·İş sağlığı ve güvenliği önlemlerini teşvik eden mali düzenlemeler yapılmalıdır.

·Tüm bu faaliyetleri yönetecek bir Madencilik Bakanlığı veya Müsteşarlığı kurulmalıdır.
 

Özetle, gelinen bu noktada teknik, ekonomik ve güvenlik yönünden yeterlilik arz edecek olan, usulüne uygun, kayırma anlayışından uzak, hiyerarşik ayrıcalıkların olmadığı  bir özelleştirme ya da sivil toplum kuruluşlarının öncülüğünde gerçekleştirilecek bir özerkleştirme; yıllardır kaderine terk edilmiş, dışa bağımlı enerji politikalarımızın alternatifi olan kömür varlığımız başta olmak üzere tüm yer altı kaynaklarımız için bir çıkış olacaktır.
 

Prof. Dr. Ali Kahriman

Maden Yüksek Mühendisi

Okan Üniversitesi öğretim Üyesi

alikahriman55@hotmail.com

Kilo Artışının Sebebi Ciddi Hastalıklar Olabilir

Tiroid hormonları kişilerin metabolizma hızını ayarlayan en önemli hormonlardır. Eğer tiroid hormonları vücutta normal değerine göre azalırsa kilo alıma eğilim artabilmektedir. Bu kilo alımı genellikle vücutta serbest su atılımının bozulması, yani böbreklerin suyu yeterince süzememesi  sonucu oluşmaktadır.  Ayrıca hipotiroidinin uzun sürede metabolizmayı yavaşlatması nedeniyle, yapılan diyetlere yanıt alınamaması ve kilo vermede zorlanma oluşmaktadır. Tiroid hormonları var olan metabolik aktiviteyi hızlandırırken, metabolizma büyüklüğünü etkilenmez. 80 kg. civarında bir kişinin vücut kompozisyonu (kas yapısı vs.) ile oluşturabileceği metabolik aktivite bellidir. Bu aktivite tiroid hormonları ile maksimuma çıkartılır. Bu nedenle metabolik aktivitenin tiroid hormonları ile zorlanması sonucu elde edilebilecek kilo kaybı sınırlıdır  ve genellikle kalp yorgunluğu ve iskelet sistemi aşınması ile sonuçlanmaktadır.  Ayrıca, birlikte iştah artışı olacağı için kilo alımına  da yol açabilmektedir.

Karın bölgesindeki yağlanma “Cushing sendromu” olabilir

Vücudun strese dayanıklılığını, enerjisini, su ve tuz  dengesini ayarlayan hormonlara “Adrenokortikal hormonlar” denilmektedir. Bu hormonların aşırı salgılanması ile “Cushing Sendromu” denilen özel bir obezite çeşidi oluşmaktadır. Bu rahatsızlık nedeniyle yağlar belirli bölgelerde toplanmaktadır. Daha çok gövdede toplanan yağlar sonucu karın genişlemekte ve ciltte kırmızı renkli yırtılmalar veya çatlamalar oluşmaktadır. Ayıca bu hastalıkta kişilerin  yüzleri kırmızı ve yuvarlak olmaktadır. Kilonun yanında  tüylenme, adet düzensizlikleri, ciltte sivilcelenme, kolesterol yüksekliği  gibi  birçok hastalık ve bulguya yol açabilmektedir.

İnsülin direnci ve polikistik over yağlanma yapıyor

Polikistik over sorunu yaşayan kişide adet düzensizliği ve erkek hormonu fazlalığına (androjen) bağlı olarak bel bölgesinin genişlemesi tipinde (android) bir kilo artışı görülmektedir. Bu tip kilo alımlarında kalp hastalıklarına daha sıklıkla rastlanmaktadır.  Bunun yanında insülin direnci, polikistik over hastalığının hem göstergesi hem de nedeni olarak  bilinmektedir. İnsülin direnci sadece polikistik hastalık değil karaciğer yağlanması, kolesterol yüksekliği  gibi birçok  rahatsızlığın da nedeni olmaktadır. 

Tek suçlu menopoz değil

Menopoz ile  birlikte alınan kilolarda, vücuttaki hormonal değişimin etkisi bilinmektedir. Bununla birlikte, yaş durumuna göre, kas kitle oranının azalışı, zaman içinde birtakım hastalıkların geçirilmiş olması, hareket azalışına neden olduğu için kilo alımı görülmektedir

Uykusuzluk ve stresten uzak durun

Günlük yaşamın içinde yaşanan üzücü olaylar, stres, karar verme baskısı gibi nedenler kişileri etkilemektedir. Bu tür durumlar uykusuzluğa ve geç yatmaya  neden olabilmektedir.  Hormonal dengesizliği bozan stres, iştah artışı ile sonuçlanabilmektedir. İştah artışı olan kişi, kendini ödüllendirme şeklinde ortaya çıkan atıştırmalarla, ekstra kalori alımına yönelebilmektedir.

Antidepresan haplara dikkat!

İlaç kullanımına dikkat etmek gerekmektedir. Özellikle, sık kullanılan antidepresan ilaçlar, kişinin kendini daha mutlu hissetmesine ve yemek konusunda kısıtlamaları kaldırmasına yol açabilmektedir. Bazı durumlarda  antidepresanın kendi etkisi ile de kilo alımı olabilmektedir. Bunun yanında epilepsi, migren ve diyabet gibi durumlarda kullanılan ilaçlar da kilo alımını tetikleyebilmektedir. Doğum kontrol ilaçlarının iddiaların aksine obezite yaptığı kanıtlanmamıştır. Bazı durumlarda su tutulması ve kilo artışı gözlemlenmektedir ancak bu durum obezite olarak değerlendirilmemektedir.

Sanatın Renkleri Ataşehir’de Buluşuyor

Açılış Tarihi: 14 Kasım 2014 / Cuma

Açılış kokteyli – Saat: 18.00

Söyleşi – Saat: 19.00

Yer: Ataşehir Belediyesi Cemal Süreya Sergi Salonu

Adres: NOVADA AVM/ 3. Kat – Küçükbakkalköy Mahallesi, Şehit Şakir Elkovan Caddesi No:20 Ataşehir

 
 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Ataşehir’de Aşıklar Atışacak

Ozan Baki Çetin’in sunumunu yapacağı gecede, juri heyetini; Doç. Dr. Oğuzhan Aydın, Doç. Dr. Hikmet Çığlık, Hüseyin Sümmanioğlu, Yılmaz Şenlikoğlu ve Aşık Nuri Çırağı oluşturacak.

Aşık Cemal Divani, Aşık Sıtkı Eminoğlu, Aşık Selahattin Kozanoğlu, Aşık İsrafil Taştan, Aşık Zakir Tekgül, Aşık Fuat Çerkezoğlu, Aşık Korkmaz İkan, Aşık Erzade Kapan, Aşık Mürsel Sinan, Aşık Necdet Kuyumcu, Aşık Mustafa Aydın, Aşık Günay Yıldız ve Şair Mustafa Özdemir birbirleriyle atışacakları Dostluk ve Kardeşlik Gecesi etkinliğine tüm halkımız davetlidir.

 
 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Diyabet Sessizce Yakalayabiliyor

Tatlı sevmediğim için bende diyabet yoktur demeyin

Diyabetik hastalarda en çok rastlanan belirtiler çok su içme, sık tuvalete gitme, çok yemek yeme veya iştahsızlık, halsizlik, çabuk yorulma ve ağız kuruluğudur. Ayrıca bulanık görme, açıklanamayan kilo kaybı, inatçı enfeksiyonlar, tekrarlayan mantar enfeksiyonları, kaşıntı gibi hastayı ve doktoru uyarması gereken yakınmalar da olabilmektedir. Ancak son yıllarda bu belirtiler görülmeden ve hiçbir yakınma olmadan sadece taramalar sırasında yakalanan vakaların sayısı da giderek artmaktadır. Bu nedenle ailesinde diyabet öyküsü bulunan, hipertansiyon, kolesterol ve trigliserid değerleri yüksek olan, sıklıkla kan şekeri düşen kişilerin yılda bir kez kan şekerine baktırmaları gerekmektedir.

Türkiye’de 6,5 milyon diyabet hastası var

Diyabet; yaşam boyu süren bir hastalıktır. Kontrol altına alınmadığı takdirde kalp hastalıkları, böbrek yetmezliği, körlük gibi birçok hastalığa yol açabilir. Ülkemizde yaklaşık 6.5 milyon kişi diyabetle mücadele etmektedir. Bu oranın %7.5’u yeni tanı konulmuş diyabetik hastalardan oluşmaktadır. Toplumda giderek salgın haline gelen diyabetten korkmak yerine, hastalığı tanımak ve yaşam tarzını sağlıklı bir şekilde düzenlemek gerekmektedir.

Diyabet hastası mısınız?

Diyabet hastalığında tanı için açlık kan şekeri önemli bir kriterdir; ama yeterli değildir. Doğru tanının konulması için çok su içme, çok idrara çıkma gibi yakınmalar ile birlikte günün herhangi bir zamanında kan şekerinin 200 mg/dl ve üzerinde olması, açlık kan şekerinin (en az 8 saat açlığı takiben) 126 mg/dl üzerinde olması, 75 gr. glukoz yükleme testinde 2. saat kan şekerinin 200 mg/dl ve üzerinde çıkması ve A1c değerinin %6.5’in üzerinde olması gerekmektedir.

Kimler risk altında?

Obez veya kilolu bireyler özellikle risk grubundandır. (Beden kitle indeksi ≥25 kg/m2) Kadınlarda bel çevresi 88 cm, erkeklerde 102 cm üstünde ise bu durum tehlikeye işaret edebilir.

· Birinci derece yakınlarında diyabet bulunan kişiler

· İri bebek doğuran veya daha önce “Gebelik diyabeti” tanısı almış kadınlar

· Hipertansiyonu olanlar, kan yağları yüksek ve bozuk olanlar (HDL-kolesterol ≤35 mg/dl veya trigliserid ≥250 mg/dl)

· Daha önce diyabet öncesi durumlar saptanmış olanlar

· Polikistik over sendromu olan kadınlar

· İnsülin direnci ile ilgili klinik hastalığı veya bulguları bulunan kişiler

· Kalp damar hastalıkları veya serebral damar hastalığı bulunanlar

· Düşük doğum tartılı olarak doğan kişiler

· Hareketsiz ve yüksek kalorili dengesiz beslenenler ( Doymuş yağlardan zengin ve posa miktarı düşük beslenme alışkanlıkları)

· Şizofreni hastaları ve bazı ilaçları kullanan kişiler

· Solid organ (özellikle böbrek) nakli yapılmış hastalar beden kitle indeksi ≥25 kg/m2 seviyesinde ise özellikle dikkat etmelidir.

Gebelik diyabeti taraması çok önemli

Bebeğin yaşamsal risklerini en aza indirmek, iri bebeğin getirebileceği doğum zorluklarını azaltmak, annede ileride gelişebilecek Tip 2 diyabeti ön görebilmek amacı ile risk grubunda olsun olmasın tüm gebelerde diyabet taraması yapılmalıdır.

Kişiye özgü bir tedavi planı belirlenmeli

Tip 1 diyabet, kan şekerini kontrol eden hormonlardan insülin isimli hormonun yetersizliği veya etkisizliği temelinde gelişmektedir. Bu hastalarda çok su içme, çok idrara çıkma ve istemsiz hızlı kilo verme yakınmaları kısa bir sürede olmaktadır. Tip 2 diyabet adı verilen olgularda ise insülin hormonuna duyarsızlık vardır. Bu kişiler insülin yetmezliğinden önceki dönemlerde uzun bir süre insülin fazlalığı olan olgulardır. Ayrıca kan şekerinin kontrolünde etkili olan diğer hormonların düzensiz salınımları ile ortaya çıkan diyabet tabloları da bulunmaktadır. Burada doğru teşhis tedaviye olumlu etki etmektedir.

Obez veya kilolu olan kişilerde, 40 yaşından itibaren 3 yılda bir diyabet taraması yapılması önerilmekle birlikte, risk faktörleri olan kişilerde açlık kan şekeri ile her yıl tarama yapılması gereklidir. Doğru beslenme ve egzersizi kapsayan bir yaşam değişikliği tedavinin ilk ve en öncelikli basamağıdır. Hastayı tanımak ve kişiye bağlı en uygun yöntem ne ise o tedavinin uygulanması gereklidir. Tip1 diyabet tedavisi için olmazsa olmaz ilaç insülindir. Tip 2 diyabet tedavisinde ise; tedavinin ilk basamağından itibaren düzenli ilaç kullanımı ve kilo kontrolü önemlidir. Hastalara beslenme alışkanlıklarının kalıcı olarak değiştirmesi ve bunun yaşam boyu devam edeceğinin anlatılması gereklidir.

Bebeğinizi 1 Yaşına Kadar Bu Gıdalardan Uzak Tutun

Bebek sağlığı konusunda uzmanlar ve anne babaların özenle üzerinde durduğu en önemli nokta ilk 6 ayda sadece anne sütü ile beslenmedir. Ancak bu aylardan sonra ek gıdaya geçildiği dönemde bebeklere özellikle verilmemesi gereken besinler konusunda ebeveynlerin bilinçli olması gerekir.

İnek sütü: Bağırsaklarda gizli kanama, demir eksikliği ve kansızlık yapabilir. Alerjik hastalıklara yakalanma riskinde artış nedeni olabilir. Ayrıca D vitamini, iyot, çinko, Omega yağ asitleri gibi birçok besin ögesi bakımından yetersiz olması ve fosfor, protein gibi bazı maddeleri ise fazla içermesi nedeniyle tercih edilmemelidir.

Tuz: Böbreklerden tuz atılımı oranı ilk 1 yaşta düşüktür. 1 yaş altında önerilen ve günlük ihtiyacı karşılayacak tuz miktarı, aldığımız gıdalarda yeterince mevcuttur. Fazla tuz, böbrek yükünü artırır ve ileriki yaşlarda hipertansiyon riskine neden olabilir.

Şeker: Hiçbir besleyici değeri yoktur. Obezite, iştahsızlık, ileriye dönük yanlış beslenme alışkanlığı ve kalp damar hastalıkları gelişimine zemin hazırlar.

Yumurta akı: Protein yapısı nedeniyle yüksek oranda alerjik özelliği vardır. 9. aydan itibaren azar azar denenebilir

Margarin gibi katı yağlar: Emilimi zordur. İçerdiği doymuş yağ asitleri ileriki yaşlarda damar sağlığını tehdit eder. 9. aydan sonra kahvaltıya tereyağı eklenebilir.

Bal: Doğal ve çok besleyici bir gıda olmasına rağmen hem alerjik bir besindir hem de “clostridium botulinum” adlı bir spor içerdiğinden bebeklerde çok tehlikeli olabilecek bir tür gıda zehirlenmesine yol açabilir. Bir yaş sonrası bebeğin bağırsakları bu sporlarla baş edebilecek olgunluğa erişir.

Çay, kahve, çikolata, kakao: Bu gıdaların içeriğindeki kafein bebek için sağlıklı değildir. Kalsiyum emilimi azalır. Çay da demir emilimini bozarak kansızlığa yol açar.

Patlıcan ve bakla: Patlıcanın besleyici değeri yoktur ve nikotin içermektedir. Bakla ise nadir de olsa “favizm” adı verilen ciddi bir hastalığa yol açabileceğinden 1 yaş altında önerilmez.

Kabuklu deniz ürünleri: 9.aydan sonra balık ızgara-buğulama olarak verilebilir. Ancak kabuklu deniz ürünleri yüksek alerjen özellikleri ile bilinmektedir. Midye ise civa içerebileceği için bebeğe yedirilmemelidir.

Ispanak, ceviz ve domatese de dikkat!

Bu yasaklı gıdalar haricinde verilirken dikkat edilmesi gereken yiyecekler de mevcuttur. Örneğin ıspanak nitrit içermesi nedeniyle 8. aydan sonra bekletmeden, günlük taze hazırlanıp verilmelidir. Ceviz alerjik gıdalar arasında sayılmakla birlikte çok iyi bir doğal omega desteği olması bakımından iyice ezilerek az az verilebilir. Domates de alerjik ve asitli bir gıda olmakla birlikte pişirilerek verilebilir. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta sebze ve meyveleri mutlaka mevsiminde tüketmek olmalıdır. Konserve ve paketlenmiş hiç bir ürün kullanılmamalıdır. Şoklanarak saklanan gıdaların kullanılmasında ise herhangi bir sakınca yoktur.

Uzman yardımı alın

Bebek bakımı konusunda tecrübeli olmayan anne babalar beslenme konusunda özellikle uzman doktorlara danışmalıdır. Bu sayede bebeğin hastalıklardan uzak, sağlıklı bir büyüme gelişme dönemi geçirmesi mümkün olabilmektedir.

Uyku Sorunu Yaşayan Çocukların Sayısı Artıyor

Az uyuyan çocukta diyabet riski fazla

Uyku, hayatın her döneminde olduğu gibi okul öncesi ve okul çağı çocuklar için de büyük önem taşımaktadır. Her yaş döneminde artabilen uyku yoksunluğu, beraberinde birçok sorunu getirmektedir. Son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalara göre uykusu azalan çocuk sayısı giderek artmakta; bununla birlikte dikkatler de uyku süresindeki kısalma ile obezite ve diyabet ilişkisine yoğunlaşmaktadır. Ayrıca dikkat eksikliği ile uyku yoksunluğu ilişkisi de üzerinde önemle durulması gereken bir konudur.

Yetersiz uyku zihinsel ve fiziksel gelişimi olumsuz etkiliyor

Çocuklarda uyku sorunları iki grupta toplanmaktadır. İlk grupta, çevresel veya farklı nedenlerle yetersiz uyku sorunu yaşayan çocuklar yer alır. Diğer grupta ise erişkinlerdekine benzer uyku hastalıklarının oluşturduğu, yeterli süre uyumaya rağmen, kalitesiz uyku sonucu, uykusunu alamadan uyanan çocuklar bulunmaktadır. Her ne sebeple olursa olsun, uyku sorunları, başta konsantrasyon ve öğrenme bozukluklarına sebep olmaktadır. Dikkat eksikliği sendromu tanısı konulan pek çok çocuğun asıl probleminin uykusuzluk olduğu çok geç tespit edilmiştir. Uyku sorunlarının sebep olduğu başka bir problem de büyüme sorunlarıdır. Uykusuzluk, mental ve fiziksel gelişme problemlerini beraberinde getirir. Son yıllarda bu tabloya vücut yağlanması ve aşırı kiloların da eklendiğini gözlemlenmektedir.

Çocuklar için “ideal bir uyku süresi” yok

Erişkinlerde olduğu gibi, çocuklarda da uyku süreleri ve saatleri genlerle belirlenmiş olup, çocuktan çocuğa değişmektedir. Bazı çocuklarda bu sürelerin kısa (4-5 saat), bazılarında ise daha uzun (12-14 saat) olduğu unutulmamalı ve anne babalar öncelikle çocukları için gerekli uyku sürelerini saptamalıdırlar. Sonrasında değişken olabilen uyuma ve uyanma saatleri saptanmalıdır. Baykuş tipi bir çocuğu erken uyumaya zorlamak veya sabah erken uyanmasını beklemek birçok soruna sebep olmaktadır. Görüldüğü gibi çocuklar için ideal bir uyku süresi olmayıp, her çocuğun uyku saati ve süresi kişiye özeldir.

Uykusu olmayan çocuk zorla yatağa götürülmemeli

Aileler maalesef çocuklarının uyku sürelerinin farklılık gösterebileceğinin farkında değillerdir. Bu da çocuklarını uygunsuz saatlerde uyumaya veya uyanmaya zorlamalarına sebep olmaktadır. Yapılması gereken tatil dönemlerinde çocukların uyku süre ve saatlerinin dikkatle gözlenmesidir. Okul döneminde de bu özelliklere göre çocukların uyku saat ve süreleri planlanmalıdır. Örneğin baykuş tipi çocuklar, akşam erken yatmaya zorlanmamalı, sabah uyumalarına fırsat verilmeli, geç başlayan okul saatleri tercih edilmeli, hafta içi eksik kalan uyku süreleri, hafta sonu ve öğleden sonra uykuları ile telafi edilmelidir.

Yatak odasına cep telefonu sokulmamalı

Çocukların uykusu da erişkinlerinde olduğu gibi, teknolojik gelişmelerden etkilenmektedir. Araştırmalar, bu teknolojik cihazlarla geçirilen zamanın maalesef uyku süresinden çalındığını göstermektedir. Eksik uyumamıza sebep olmaları yanında sahip oldukları beyaz parlak ışık nedeniyle, uyku ritmimizde kaymalara sebep olmaktadırlar. Bu cihazların sebep olduğu başka bir sorun da, gece boyunca kapatılmamalarından kaynaklanmaktadır. Bu cihazların gece uykunun kalitesini bozduğu birçok çalışma ile gösterilmiştir.

Brand is You “Değişimin Ustaları” Konferansı 28 Kasım günü Boğaziçi Üniversitesi’nde

28 Kasım’da gerçekleşecek konferans 3 aşama olarak tasarlandı. Buna göre, sabah saatlerinde başlayacak panellerde birçok sektörde alanında uzman yöneticiler 2023 vizyonu ve İstanbul Finans Merkezi ile dünyaya açılan markaları masaya yatıracak. Öğleden sonraki bölümlerde doğuştan global markaların yöneticileri markalaşma serüvenlerini anlatırken “değişimin ustaları” bölümünde ise değişimle fark yaratan ve markalaşma yönünde emin adımlar atan markalar, kendi başarı hikayelerini aktaracak. Ayrıca Türkiye İhracatçılar Meclisi ile birlikte gerçekleştirilen ‘’Turkey.Discover the Potential’’ konseptinin yaratılış hikayesine yer verilecek.

Boğaziçi Üniversitesi’nde 28 Kasım günü gerçekleştirilecek konferansla ilgili bilgi veren Saffron Türkiye ve Orta Asya Direktörü Turgay Adıyaman bu yılki konferansla ilgili; “4 yıldır düzenlediğimiz Brand is You konferansı, özellikle Türkiye markasının ve yurtdışına marka ihraç etme süreçlerinin tartışıldığı günümüzde “marka” olgusuna ışık tutacak nitelikte. Bu yıl konseptimizi “değişimin ustaları” olarak belirledik. Zira bir şeyler değişmeden ve markalar kendilerindeki değişmesi gereken unsurları saptamadan global bir marka olmak maalesef mümkün değil. Biz de bu yıl konferansımızda, değişerek ve gelişerek başarı hikâyelerine imza atan markalara ve onların serüvenlerine yer verdik” dedi.

Kulaklarınıza Hassas Davranın

Çocuklarda kulak enfeksiyonu daha yaygın

Kulak ağrısının en sık görülen nedeni enfeksiyonlardır.  Orta kulak enfeksiyonları,  kulak zarının hemen arkasındaki orta kulağı geniz bölgesine bağlayan östaki borusunun tıkanması sonucu orta çıkar. Sigara dumanı, sinüzit, soğuk algınlığı, kalıtım ve alerji gibi faktörler tıkanıklığa yol açabilen sebeplerdir. Çocuklarda orta kulak enfeksiyonu yetişkinlere oranla daha yaygındır. Çünkü çocukların kulaklarındaki östaki borusu daha kısa ve yataydır. Bebeklik döneminde yanlış emzirme ve besleme de sık kulak enfeksiyonuna neden olabilir. Bunu önlemek için bebek emzirilirken veya beslenirken başının yukarıda olmasına dikkat edilmelidir. Dış kulak enfeksiyonunda kulak kepçesine önden veya alttan yapılan basıda genellikle şiddetli ağrı olur ve çoğunlukla bu kirli suda yüzmenin bir sonucudur. Kulakta oluşmamasına rağmen sinüs, diş ve boğaz enfeksiyonları da kulak ağrısına yol açan diğer enfeksiyonlar arasındadır.

Alerjiler de kulak ağrısı nedeni

Saman nezlesi, toz, polen ve hayvan alerjileri de kulak ağrısına yol açabilir. Bu tip alerjilerde burunda tıkanıklık ve akıntı olur. Bir ucu genize açılan östaki borusunun tıkanması sonucu ağrı, kulakta dolgunluk ve basınç hissi görülebilir. Dış kulaktaki, alerjik egzamalar kulak cildinde çatlaklara ve kolay dış kulak yolu enfeksiyonuna yakalanmaya neden olabilir.

Basınç farklılığı ağrıya yol açıyor

Uçak seyahatlerinde veya dalış esnasında aniden ortaya çıkan şiddetli kulak ağrıları görülebilir. Bu durum ani basınç farklılığı sonucu kulak zarına uygulanan basınçtan ortaya çıkar. Sebebi; kulağın, orta kulak ile dış kulak arasındaki basınç farkını dengeleyememesidir. Bu basınç farkı kulak ağrısına hatta kulak zarının zedelenmesine bile neden olabilir.

Kulak kirini kendiniz temizlemeyin

Kulak ağrısının sebebi kulağa sokulan yabancı cisimler de olabilir. Kulağı temizlemek için kullandığımız kulak çöpleri kullanılmamalı sadece dışa gelmiş olan kirler temizlenmelidir. Ayrıca, kulağa alınan güçlü bir darbe ya da silah sesi gibi yüksek bir ses de kulak zarına zarar verebilir. Kulak zarı genellikle 2 ay içerisinde kendi kendini iyileştirir. Sert kulak kirleri kulak zarına veya dış kulak yoluna bası yaparak kulak ağrısına neden olabilir. Kulak kirlerini kendiniz temizlemeye kalkmayın, kiri daha ileri iterek kulak zarına zarar verebilirsiniz. Doktorunuz bunu mikroskop veya ışık altında basit bir işlemle temizleyecektir.

Kulak ağrısını dindirmek için öneriler

Kulak ağrısının gerektiği gibi tedavi edilebilmesi için öncelikle mutlaka bir doktora görünmelisiniz. Ağrının kaynağına bağlı olarak tedavi yöntemi de değişiklik gösterecektir. Bu arada ağrıyı dindirmek için evde alabileceğiniz birkaç önlem iyileşme sürecinde sizi rahatlatabilir:

• Ağır aktivitelerden kaçının ve bol bol dinlenin.

• Sigara ve sigara dumanından uzak durun.

• Kulağınızı rüzgardan korumak için dışarı çıkarken ve klima yanında kulaklarınızı şapka veya şal ile örtün.

• Kulağınıza kulak temizleme çubuğu da dahil olmak üzere hiçbir şey sokmayın.

• Yüzme, duş veya banyo sırasında kulağınıza su kaçırmamaya özen gösterin.

• Bir doktor önermediği sürece kendi kendinize kulak damlası kullanmayın.

• Odanızı havalandırarak içeride temiz hava olmasına özen gösterin.

• Tıbbi bir engeliniz yoksa bol sıvı tüketin. Günde en az 8 bardak su içmeye özen gösterin.

Beş Çayını Nasıl Alırsınız?

Çocuğunuzu Ev Kazalarından Korumak İçin Önemli İpuçları

Nazar boncuğu iğneleri ve pilli oyuncaklara çok dikkat edilmeli

Özellikle 3 yaş altı çocuklar küçük oyuncak parçalarını yutabilmektedirler. Bunun için ebeveynler, oyuncaklar üzerindeki “3 yaşından küçükler için riskli” uyarılarını ciddiye almalıdırlar. Çocukların oyuncakları arasında uzun ip, boyun bağı ve lastik gibi boğulmasını neden olacak nesneler olmamalıdır. Emziklerin plastik kısımlarının sabitliği kontrol edilmelidir. Bebeklere nazar boncuğu gibi süs malzemelerini asmak için iğne, çengelli iğne kullanılmamalıdır. Pilli oyuncaklar da tehlikeli olabilmektedir. Özellikle madeni para şeklinde pilleri çocuklar kolaylıkla yutabilirler.

Bebeğiniz 50 cm’den yüksek bir noktadan yere düşerse mutlaka doktora başvurun

Yataktan veya koltuktan düşme her bebeğin başına gelebilmektedir. 4. ay ve daha büyük bebekler önünde koruması olmayan yatak veya koltukta yalnız bırakılmamalıdır. Düşülen mesafe 50 cm’den yüksek ve zemin sert ise; bebeğin doktor kontrolünden geçmesi gerekmektedir. 50 cm’den daha alçak mesafeden düşen ve yumuşak bir zemine düşen bebeklerde kusma ve bilinç değişikliği oluyorsa acil servislere götürülmeleri uygun olur. Çünkü bu nedenle çocuğunuzda ciddi sağlık problemleri ortaya çıkabilir. Kusma ve bilinç değişikliği olmuyorsa ilk 4 saat evde gözlenebilir.

Çocukların yanında ilaç içmeyin

Evde çocukların boyunun ulaşacağı yerlerde kesinlikle ilaç ve temizlik maddeleri bulundurulmamalıdır. Çocukların her şeyi taklit etme isteği düşünülerek yanlarında ilaç içilmemelidir. Banyo ve mutfaklarda genellikle tezgah altlarına konan temizlik maddeleri en sık ev içi zehirlenme nedenlerindendir. Çamaşır suyu, sıvı deterjan gibi temizlik maddeleri asla su bardağı gibi günlük kullanılan kaplara konulmamalıdır.

Boğaza kaçan cisimler ölüme neden olabilir

Fındık, ceviz, badem ve çekirdek gibi çiğnenmesi zor kuruyemişler 3 yaş altı çocuklara mutlaka ezilerek verilmelidir. Bu tür gıda ve cisimlerin boğaza kaçması ve yutulamaması durumunda ani ölümler yaşanabilir. Boğazına kaçması durumunda çocuğun yüzü yere gelecek baş aşağı şekilde tutularak göğüs kafesine baskı uygulanarak yabancı cismin çıkması kolaylaştırılabilir. Eğer bebeğin burnuna bir cisim kaçmışsa, çıkarmaya çalışılmamalı ve hemen doktora götürülmelidir. Bilinçsiz bir müdahale, kaçan cismi daha derine itilebilir ve boğulmaya yol açabilir.

Elektrik çarpmasına karşı önleminizi alın

Elektrik prizleri küçük çocuk olan evlerde mutlaka priz koruyucu ile kapatılmalıdır. Elektrik çarpmalarında yapılması gereken ilk şey ise mümkünse hemen elektrik kaynağını kapatmaktır. Kaynağı kapatmadan bebeğe dokunulmamalıdır; çünkü bu sizin de çarpılmanıza yol açabilir. Eğer kaynağı kapatmak mümkün değilse, elektrik geçirmeyen plastik veya tahtadan yapılmış bir araç ile elektrik kaynağını bebekten ve kendinizden uzaklaştırın. Bebek, elektrik kaynağından uzaklaştıktan sonra solunumu ve nabzı kontrol edilmelidir. Baygınlık veya yüzünün solması gibi şok belirtiler varsa; başı gövdesinden biraz alçakta, bacakları ise yukarıda olacak şekilde yatırılmalıdır.

Çocuğunuz 5 yaşından küçükse banyoda yalnız bırakmayın

Yürüteç, ev kazalarını artıran en tehlikeli araçların başında gelmektedir. Bu nedenle dikkatli olunmalıdır. Özellikle 5 yaş altı çocuklar banyoda yalnız bırakılmamalıdır. Su dolu kova veya küvet içine kafa üstü düşüp, çıkamama durumunda ölümcül sonuçlar oluşabilir. Islak zeminde kayıp sert zemine çarparak kafa travmaları da engellenmesi mümkün kazaların başında gelmektedir. Köşeleri cam veya benzeri sert cisimlerden oluşan ev eşyalarına mutlaka plastik köşe koruyucuları eklenmelidir.

Göz Kapağı Düşüklüğü ve Tedavisi

Aileler sorunun sadece estetik olduğunu düşündüklerinde tedavinin yapılmasında bazen tereddüt ederler veya çocuk büyüdüğünde yapılmasını isterler. Ancak çocuğun sağlıklı büyüyebilmesi için kendisinde farklı görünen bir problemin de düzeltilmesi gerekir. Bunu estetik değil rekonstrüktif yani normal olmayan bir yapının düzeltilmesi olarak düşünmek gerekir.  Tedavi cerrahidir. Birçok yöntem mevcuttur. Yöntemler kapağın kaldırma gücüne ve birlikte olabilen diğer göz problemlerine göre değişir. Hastaya yapılacak olan cerrahi yöntem ve muhtemel sonuçlar üzerine ailenin ilgilendirilmesi gerekir.

Sonradan olan kapak düşüklüğünün başlıca sebepleri; kapağın yaşlanması, yaralanmalar, bazı kas hastalıkları, sinir hastalıkları, enfeksiyonlar, tümörler, alerji, uzun süreli kontakt lens kullanımı, protez kullanımı sayılabilir. Eğer bir kişide sonradan bir veya iki kapakta düşüklük olmuşsa ilk yapılması gereken şey sebebinin bulunmasıdır. Enfeksiyon, alerji, uzun süreli kontakt lens kullanımı gibi sebepler de etken düzeltildiğinde geçer. Yaşlanmaya bağlı olarak gelişenlerde ise cerrahi olarak düzeltilir. Ancak kas ve sinir hastalıklarına bağlı olarak gelişenlerin tedaviden önce tetkik edilmesi gerekir. Yetişkinlerde kapak düşüklüğü ameliyatları lokal anestezi altında yapılır ve kapak yüksekliği ameliyat sırasında ayarlanır. Hastaların iş ve güçlerini yapmaya engel olmaz. Ameliyat sonrasında kapak yüksekliğinin simetrik olmasını etkileyen birçok durum vardır. Gerekirse erken dönemde kapak yüksekliği yeniden revize edilir.

 
 
Prof.Dr. Muslime Akbaba

Göz Hastalıkları Uzmanı
 
Barboros Mah. Ihlamur Bulvarı Sarkaç Sokak No:1 
My Prestige Kat:10 Daire:85 34746 Ataşehir İstanbul
 
Tel: 0 535 0274744
Fax: 216 6881239
mail: bilgi@muslimeakbaba.com

www.muslimeakbaba.com/

New Frank’s Sosis Ataşehir’de

Ataşehir Belediyesi’nden Online Eğitim Hizmeti

Başkan İlgezdi, “Online Eğitim Sistemine girebilmek için aktivasyon kartı da tasarladık. Öğrenciler web sitesine üye olabilmek için öncelikle okullarından dağıttığımız aktivasyon kartını alacaklar. Daha sonra ücretsiz üye olup yararlanmaya başlayabilecekler. Bu site üzerinden online testler çözebilecekler. Uygulama sayesinde öğrenciler anlatılan konuları siteden tekrar edip, yine sitede yer alan testleri çözebiliyorlar. Ataşehir’de uygulamaya koyduğumuz bu proje ile öğrencilerimizin eğitim seviyesini daha da yukarı taşıyarak, Ataşehir’de çağdaş, ileri görüşlü ve başarılı öğrencilerin yetiştiğini tüm Türkiye’ye bir kez daha göstermek istiyoruz” dedi.

Ataşehir Belediyesi ekipleri tarafından ilçedeki okullar ziyaret edilerek, öğrenci ve öğretmenlere "Online Eğitim Sistemine" girebilmek için aktivasyon kartlarını ücretsiz olarak dağıtıldı.
 

Ataşehir Belediyesi Online Eğitim Sistemi Nedir?

Ataşehir Belediyesi Online Eğitim Sistemi; ilköğretim öğrencileri ve öğretmenlerine derslerde destek olmak için hazırlanmış, yeni öğretim müfredatına uygun, internet üzerinden kullanılan bilgisayar destekli bir eğitim yazılımıdır.

 
Ataşehir Belediyesi Online Eğitim Sistemi’ni Kimler Kullanır?
İlköğretim birinci sınıftan sekizinci sınıfa kadar tüm öğrenciler, ilkokul ve ortaokulda görevli öğretmenler ile eğitim yöneticileri kullanır.

Ataşehir Belediyesi Online Eğitim Sistemi Nasıl Kullanılır?

İnternet bağlantısı olan her yerden kullanıcı adı ve şifresi girilerek kullanılır. Ataşehir Belediyesi Online Eğitim Sistemi’nden yararlanmak için internet bağlantısı olan bir bilgisayar yeterlidir. Ataşehir Belediyesi Online Eğitim Sistemi herhangi bir bilgisayar kurulumu veya CD gerektirmez. Yapılması gereken tek şey, atasehiregitim.org adresine girerek üye olmaktır.

Detaylı bilgi için www.atasehiregitim.org adresini ziyaret edilebilir.

 
 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Hamilelik Dönemi İle İlgili En Çok Merak Edilenler

Hamilelikte yolculuk ederken nelere dikkat edilmeli?

Araca binildiğinde emniyet kemerinin kucağa gelen bölümü karnın altından geçecek, omuz bölümü göğüslerin arasına gelecek şekilde yerleştirilmelidir. Koltuk mümkün olduğunca ön panelden uzaklaştırılmalıdır. Günde 5-6 saatten fazla yolculuk yapılmaması önerilir. Bacak damarlarında pıhtı oluşumu ve bacakta şişmeleri engellemek için yolculuk sırasında saat başı ya da 2 saatte bir 10 dakika yürümeye çalışılmalıdır. Pek çok hava yolu şirketi 35-36 haftaya kadar gebelerin yolculuğuna izin vermektedir. Uçak firmaları 28 haftadan büyük gebeleri doktor raporu olmadan kabul etmemektedir. Riskli bir durum yoksa (erken doğum, tansiyon yüksekliği, kanama, kalp hastalığı) uçak seyahatinde sakınca yoktur. Havalimanlarında kapı ve el detektörleri metal tipi detektördür ve x-ray içermez. Yolcu bagajlarının geçtiği alan ise x-ray içermektedir, geçilmemesinde fayda vardır.

Gebelikte kıyafet seçimi nasıl olmalıdır?

Bu dönemde karnı ve bacakları sıkan dar kıyafetler yerine rahat kıyafetler tercih edilmelidir. Sentetik iç çamaşırı kullanılmamalı, pamuklu olanlar tercih edilmelidir. Sıkı ve sert sütyenlerden kaçınılmalıdır. Yüksek topuklu ayakkabılar düşme riskine neden olacağından bir süre giyilmemelidir.

Hamilelikte çatlaklar konusunda ne yapılabilir?

Bazı anne adayları hiç bakım uygulamasa da çatlak oluşmazken, bazılarında düzenli bakıma rağmen çatlak oluşumu önlenemez. Ancak düzenli bakım uygulamak riski büyük ölçüde azaltır. Çatlaklar için hazırlanmış yağ ve kremlerden faydalanılabilir. Badem sütü veya badem yağı da kolay uygulanabilecek çözümlerdir. Vücudun çatlamaması için bol miktarda su tüketilmesi ve aşırı kilo alımından sakınılması gerekir.

Hamilelikte diş bakımı nasıl olmalıdır?

Hamilelik diş çürüklerine yol açmaz ancak var olan çürüklerin daha hızlı ilerlemesine sebep olur. Hamilelikte diş eti kanaması, iltihaplanma, şişme ve kaşınma gibi sıkıntılar sık görülebilir. Doğumdan sonra kaybolur. Gebelikte diş bakımı ve tedavisi yapılmayacağı fikri yanlıştır.

Hamilelikte saç boyatılabilir mi? Saç bakımında nelere dikkat edilmelidir?

Yapılan çalışmalarda hamileyken saç boyamanın bebek üzerinde herhangi bir probleme yol açmadığı gösterilse de, boyanın içerisindeki kimyasal maddeler sebebiyle fetusun oluşum süreci olan ilk 12’nci hafta önerilmez. Bu haftadan sonra da bitkisel içerikli ürünler tercih edilmelidir. Saç nemlendiricisi, saç bakım şampuanı, saç jölesi, köpük ve saç spreyi kullanımının sakıncası yoktur.

Hamilelikte cilt bakımı nasıl olmalıdır?

Hamilelik sırasında yüzde ve genel olarak vücudun çeşitli yerlerinde (göğüsler ve dış genital organlar) deri renginde koyulaşmalar ve lekeler görülür. Ayrıca karın bölgesinde dikey bir çizgi oluşur. Bu lekeler doğumdan sonra geçer veya hafifler. Cilde uygulanan birçok kremler bu lekeleri önlemez ama şiddetini azaltabilir. Bu durumda deri üzerine iyi bir nemlendirici krem ya da yağı masaj yapar gibi sürmeniz önerilir.

Yüzde Çekilme İnmenin İşareti Olabilir

Belirtileri tanıyın ve tedavi için vakit kaybetmeyin

İnmeyi tanıyamamak, belirtiler karşısında tepkisiz kalmak, hızlı hareket etmemek, hastane öncesi süreçte yanlış tedavilere başvurmak ve en önemlisi tedavi amacıyla uygun olmayan sağlık kurumlarına başvurmak inme geçiren hastada tedavi şansının ortadan kalkmasına yol açan en önemli nedenler arasında yer almaktadır. Bu nedenle;

– İnme belirtilerinin bir gün bu olayla karşılaşılabileceği düşüncesi ile bilinmesi gerekmektedir. İnme esnasında hasta yakınının, hastanın kendisini anladığından emin olması önemlidir. Bu nedenle hastadan örneğin dişlerini göstermesi veya gülümsemesi istenebilir. Eğer kişi bunları yaparken yüzü bir tarafa çekiliyor, kolu, bacağı güçsüz duruma düşüyor ise hemen önlem alınması gerekmektedir.

-Belirtiler bir kez görüldüğünde hiç vakit kaybetmeden doktora başvurulması hayati önem taşır.

-İnme belirtileri olan kişiye ilaç kullanımında dikkatli davranılması önemlidir. Aspirin veya tansiyon düşürücü ilaçların verilmemesi gerekir.

İnme geçiren bir kişide ilk olarak tansiyona bakılmalıdır. Muayeneden sonra gerekirse anjiyo yapılmalıdır. Bu nedenle tam donanımlı bir merkezde ilk müdahale gerçekleştirilmelidir. Doktor muayenehanesi, hastane veya sağlık merkezi poliklinikleri, aile sağlık merkezleri ani ortaya çıkan inmenin tedavisi için uygun kurumlar değildir. Uygun olmayan bir kuruma gitmek tedavi şansını büyük oranda ortadan kaldırmaktadır. Pıhtı eritici ilaç ve anjiyografik tedavi yöntemlerinin uygulanabildiği, içinde inme ünitesinin bulunduğu bir hastaneye gidilmesi gerekmektedir.

Tıkayıcı olarak ifade edilen inme, tüm vakaların neredeyse %80-85’ini oluşturmaktadır. Bu tür bir rahatsızlıkta beyin damarı bir pıhtı ile tıkanmakta ve kalpte olduğu gibi beyinde de enfarktüs ortaya çıkmaktadır.

İlk 4,5 saat altın değerinde

Beyin damar tıkanıklıklarına bağlı gelişen inmelerde inme geliştikten sonraki ilk 4,5 saatte toplardamar yoluyla verilebilen bir pıhtı eritici ilaç (trombolitik ilaç) yararlı olabilmektedir. Bu ilaç genellikle ana beyin damar tıkanıklığı değil, beynin küçük damarlarında tıkanıklık gelişmiş durumlarda faydalı olmaktadır. Ana beyin damarında bir tıkanıklık görülmüş ise tedavinin anjiyografik yolla yapılması gerekmektedir. Kanamaların ve tıkanmaların %85 – 90 oranında nedeni, aşırı kilo, stres veya genetik faktörler olarak sıralanmaktadır.

Hava Değişimleri Başınızı Ağrıtmasın

Havadaki basınç değişikliği baş ağrısını tetikliyor
 
Hava şartları, baş ağrısını ve migreni tetikleyen çevresel faktörden en önemlisi olarak öne çıkmaktadır. Basınç, ısı, nem ve rüzgar gibi tek bir hava özelliğinin ani değişimi veya bu özelliklerinden birkaçının birlikte ani değişimi ağrıyı başlatabilir. Hava basıncında ani düşme, bulutların kalınlaşması, nem artışı, ısıdaki değişimler ve rüzgarın şiddetlenmesi, diğer hava özelliklerinden daha çok migren ataklarını tetiklemekte ve var olan ağrıyı kötüleştirmektedir. Aksine yüksek hava basıncı ile birlikte olan kuru bir hava ve parlak güneş ışığı baş ağrısını yatıştırabilmektedir.
 
Rüzgara ve havasız ortamlara dikkat
 
Sıcak, ılık, çok kuru dağ ve çöl rüzgarları, ağız ve burun boşluğundaki ıslak yüzeyleri kurutup, hava yollarını uyardığı için baş ağrısına neden olabilmektedir. Atmosfere eklenen ozon, karbonmonoksit ve diğer kimyasal maddelerle de baş ağrısı daha şiddetli bir hal alır. Ilık ve sakin günlerde, kirlilikler havada toplanır ve hareketsiz bulutlarda asılı kalır. Kimyasal maddeler baş ağrısını direkt olarak tetikleyebilir veya karbonmonoksitin yaptığı gibi, kandaki oksijeni azaltarak dolaylı olarak baş ağrısına yol açabilir. Beynin düşük oksijen seviyesini hissetmesi ile kan desteğini devam ettirebilmek için kan damarlarında genişleme başlar. Bu genişleme ile beyinde basınç artar ve baş ağrısı oluşur.

Halk arasında ağrıyan eklemlerin, yağmurun gelişine işaret ettiğine inanılır. Aile büyüklerini dizlerini ovuşturup bir yandan da “Dizlerim ağrıyor kesin yağmur yağacak” derken gözlemlemek mümkündür ki bu durum aslında tıbbi bir gerçeği işaret etmektedir. Hava durumu, pek çok tıbbi sorunu tetikleyebilir, yakınmaları kötüleştirebilir hatta bazı hastalarda ölüm riskini bile artırabilir. Hava değişiklikleri astım, diyabet, kalp, artrit ve migren hastalarını etkileyebilmektedir.

Hayat temponuzu biraz yavaşlatın

 
Havadaki ani değişimlerin yanı sıra baş ağrısını tetikleyen başka önemli faktörler de bulunmaktadır. Modern hayatın temel bileşenleri haline gelen agresif kariyer planları, aşırı hırs, telaş ve günlük koşturmaca bunun bir boyutunu; alkol, nikotin ve kafein gibi maddelerin aşırı tüketimi de bir diğer boyutunu oluşturmaktadır. En yaygın sağlık problemlerinden biri olan baş ağrısı, kişilerin sosyal hayatlarını ve işlerini de ciddi anlamda etkilemektedir.

 
Baş ağrıları şu şekilde gruplandırılır:

•Gerilim tipi baş ağrısı: En yaygın tiptir ve esas olarak stres, yorgunluk, depresyon ve sıkıntılar nedeniyle oluşur.

•Sinüs baş ağrısı: Sinüs enfeksiyonları neden olur.

•Göze bağlı baş ağrısı:  Uzun bir süre bir şeye odaklanma sonucu oluşur.

•Sekonder baş ağrısı: Başka bir hastalığa bağlı meydana gelir ( Örneğin tümörler)

•Nevralji: Sinirlerin irritasyonu ile olan baş ağrısı.

•Aşırı madde kullanımına bağlı baş ağrısı: Alkol, nikotin ve kahve sıklıkla ağrıya yol açar.

 
Ağrı kesicileri doktor kontrolünde kullanın
 
Baş ağrısından yakınan hastaların çoğu reçetesiz satılan ağrı kesicilere kolayca ulaşmakta ve doktora danışmaksızın kendi kendini tedavi etmektedir. Baş ağrıları önemsiz bir durum olarak algılanmamalıdır. Doktor kontrolünde alınmayan ilaçlar bir süre sonra etkisini tamamen kaybedecektir. Üstelik alınan ilaçlarla sürekli bastırılan baş ağrısının çok ciddi bir hastalığın ikaz bulgusu olabileceği de unutulmamalıdır.

Kış Sebzeleri İle Bağışıklık Sisteminizi Güçlendirin

Yeşilleri bol bol tüketin

C vitamini vücuttan zararlı maddelerin atılmasını sağlayarak savunma sistemini güçlendirmektedir. Yeşilbiber, maydanoz, tere, roka, karnabahar, ıspanak, kuşburnu gibi besinler bol miktarda C vitamini içermektedir. Ispanak, içerdiği C, E ve B grubu vitaminler ve demir, magnezyum, fosfor, iyot mineralleri sayesinde bağışıklığı kuvvetlendirmekte ve soğuk algınlığına karşı korumaktadır. Kışlık sebzelerden pırasa C, K, B vitaminlerini, potasyum, kalsiyum, manganez, kükürt, bakır, iyot minerallerini içermektedir. Bağırsakları yumuşatmakta ve kabızlığı gidermektedir. Aynı zamanda vücut direncini artıran pırasanın, böbrek taşlarının oluşumunu engelleyici ve kanserden koruyucu özellikleri vardır. Maydanoz bir provitamin A (Beta karoten) kaynağıdır. Bu özelliği ile görme gücü, kılcal damar sisteminin, adrenal bezin ve tiroid bezinin fonksiyonları üzerinde etkilidir. Yapraklarında uçucu yağlar, flavonoidler, protein, klorofil ve glikozit, köklerinde ise uçucu yağ, şeker, müsilaj ve glikozit vardır. Yapraklar vitamin( A,C,K ), demir, potasyum, kükürt, kalsiyum, magnezyum yönünden zengindir. Bir tutam maydanoz günlük C vitamini ihtiyacının çoğunu karşılamaktadır.

Kereviz hipertansiyon ve kolesterol düzenlenmesinde önemli

A, B, C vitaminlerinden zengin, fosfor, çinko, bakır, selenyum minerallerini içeren kereviz, bağışıklığı kuvvetlendirmekte ve gaz gidermede etkili olmaktadır. Böbrek kumunun ve taşlarının düşmesine yardımcı olmaktadır. Antioksidan etkisi olan kerevizin içerisindeki “fitalid” adlı madde, kandaki stres hormonunu azaltıcı etkisi ile hipertansiyonu ve kolesterolü dengelemektedir.

Lahana vücut direncini artırıyor

B, C, E vitaminlerinden ve potasyum, kalsiyum, kükürt, demir, bakır, magnezyum gibi minerallerden zengin bir besin olan lahana vücut direncini artırır. İdrar söktürücü ve içerdiği yüksek posa sayesinde kabızlığı giderici etkisi vardır. Antioksidan özelliği sayesinde bağırsak kanserine karşı koruyucu etkisi olmaktadır.

Karnabahar enfeksiyonlardan koruyor

C vitamini ve manganez kaynağı olan karnabahar ise bu etkisinden dolayı iyi bir antioksidandır. Kanser ve kalp hastalıkları riskini azaltmaya yardımcı olan karnabahar antibakteriyel özelliğinden ve enfeksiyonlara karşı etkin olmasından dolayı idrar yolu enfeksiyonlarına iyi gelmektedir.

Brokoli kansere karşı koruyucu özelliğe sahip

Beta karoten içeriği yüksek olan brokoli, bu etkisinden dolayı yemek borusu, mide ve bağırsak kanseri tehlikesini azatlığı bilinmektedir. B1, C vitaminlerinden zengin ve kalsiyum, kükürt, potasyum, selenyum minerallerini içermektedir. Kansere karşı koruyucu etkisi bulunmaktadır. Brokoli lif oranı yüksek bir besindir.

Sarımsağın kokusunu değil faydasını düşünün

Sebze yemeklerine tat veren sarımsak sağlıklı beslenmede önemli bir yere sahiptir. Sarımsağın yapısında bol miktarda su, kükürt bileşikleri, protein, lif ve serbest amino asitler bulunmaktadır. Sarımsak ayrıca yüksek miktarda saponin, fosfor, potasyum, kükürt, çinko, orta miktarda selenyum, A ve C vitaminleri ile az miktarda da kalsiyum, magnezyum, sodyum, demir, manganez ve B kompleks vitaminlerini içermektedir.

Sarımsağın en önemli biyokimyasal özelliklerinden biri antioksidan potansiyelidir. Çiğ sarımsakta antioksidan potansiyeli vardır ancak yüksek dozları kalp, karaciğer ve böbreğe toksik etkiler gösterebilmektedir. Ayrıca sarımsakta bulunan flavonoidler de antioksidan etkilerine katkıda bulunabilmektedir. Bu mekanizmalar, sarımsağın ateroskleroz ve hipertansiyon tedavisi ile koruyucu önlem rollerini açıklayıcı olabilmektedir. Sarımsak bağışıklık sisteminin baskılanmasını önleyerek, kansere karşı yararlı olabilmektedir.

Kontakt Lens Seçiminin Önemi

Ancak lensi uzun süre sağlıklı bir şekilde kullanmak için dikkat edilmesi gereken birçok husus vardır. Göz hekimine kontakt lens muayenesi olmadan gözlük reçetesi ile, arkadaş tavsiyesi ile veya en ucuz olanını seçme şeklinde olan kullanımlar son derece sakıncalıdır.
 
Kontakt lens ile gözlük numarası her zaman aynı değildir. Numara yükseldikçe lensler miyoplarda daha düşük hipermetroplarda da daha yüksek olur. Kornea büyüklüğü ve eğrilik yarıçapı kişiye göre değişiklik gösterir. Lenslerde de bu parametreler değişiktir. Hangi değerlerin hastaya uygun olacağına doktor muayene ile karar verir.
 
Astigmat ve presbiyopi (40 yaş sonrası yakın görme bozukluğu) nedeni ile kontakt lens kullanan kişilerde de astigmatın derecesi ve aksı, presbiyoplarda da uzak, yakın mesafe netliğini hekimin ayarlaması gerekir.
 
Arkadaşınıza iyi olan kontakt lensin size de iyi olması için tüm göz bulgularınızın aynı olması gerekir. Bu durum denenmeden alınan giysi veya ayakkabı gibidir. Ancak lensleri takar takmaz sizin gözünüze dar, bol, büyük, küçük olduğunu ne yazık ki anlamanız mümkün değildir. Bir süre sonra lens kullanırken kuruluk hissi, kızarıklık, konforsuzluk oluşur.
 
En ucuz lensin en kötü, en pahalısının da en iyi olduğunu düşünmek yanlış olmakla birlikte ucuz olduğu  alınan lensin arkadaş tavsiyesi ile takılan lensten bir farkı yoktur. Yine kontrolsüz bir kullanım olacaktır.
 
Kontakt lensi uzun yıllar sorunsuz kullanmak için sadece hekim kontrolünde almak yeterli değildir.
 
Her lensin bir kullanım süresi vardır. Bu süreyi aşmamak gerekir. Bu süreden önce de lens rahatsızlık veriyorsa yenisi ile değiştirilmelidir. Yani bir aylık lensi rahatsız etmedi diye 3 ay kullanmak veya 15’inci günde lens rahatsızlık verdiğinde bir aya tamamlamaya çalışmak göze zarar verir. Lens üzerinde biriken artıkların oluşturduğu irritasyon uzun süre devam ettiğinde göz yüzeyinde ve gözyaşında bozulmalara neden olarak ilerde kontakt lens kullanımına engel olur.
 
Gözde kızarıklık olduğunda lensle hemen çıkarılmalı, lens, kutusu ve solüsyonu da yanınıza alarak muayeneye gitmeniz gerekir.
 
Çünkü bazen mikrobik durumlarda gözde tespit edemediğimiz etkeni, lens, kutu veya solüsyonda üretmek ve ona hassas olan ilaçları kullanmak gözdeki hasarların daha az olmasına neden olur.
 
Lens kullanım sırasında hijyene dikkat edilmeli. Lense dokunmadan önce eller yeni sabunlanmış olmalı, lens solüsyonunun kapağı açık bırakılmamalı, süresi geçmiş olanlar kullanılmamalı, lens kutusu boşken kuru temiz olmalı. Lensi taktıktan sonra makyaj yapmalı, makyajı iyice temizlemeden lensi çıkarmalıyız. Göz çevresine yapılan makyayı mümkün olduğu kadar kapak kenarından uzakta yaparak lense ve gözyaşına geçişine engel olmalıyız.
 
Kontakt lens kullanımı sırasında yılda en az bir kere sabah lenslerimizi takmadan göz muayenesi olmalı ve lensleri de yanımızda götürürek uygunluğu öğrenmeliyiz.
 
Kontakt lensteki marka, model ve numara değişimini göz hekiminin gözü muayene ederek yapması uzun yıllar sağlıklı bir şekilde kontakt lens kullanımı sağlayacaktır.
 
 
Prof.Dr. Muslime Akbaba

Göz Hastalıkları Uzmanı
 
Barboros Mah. Ihlamur Bulvarı Sarkaç Sokak No:1 
My Prestige Kat:10 Daire:85 34746 Ataşehir İstanbul
 
Tel: 0 535 0274744
Fax: 216 6881239
mail: bilgi@muslimeakbaba.com

www.muslimeakbaba.com/

HOTİÇ YAYA Kadın Koleksiyonu

Çift tokalı cut&out botların baştan aşağı siyah duruşu, yeni bir trend yaratıyor ve kadınsı çekiciliği gözler önüne seriyor.

HOTİÇ YAYA Kadın Koleksiyonu, dinamik adımlarla bu kışı kendine özgü tarzıyla karşılıyor.

Otomobiliniz Kışa Hazır mı?

– Antifriz ve araç sıvı seviyelerinin kontrolü,

– Akü, fren sistemleri, lastik basıncı ve diş derinliğinin kontrolü,

– Motor yağı, filtreler, cam silecekleri, kalorifer ve rezistansların kontrolü,

– Far, stop ve sinyal lambalarının kontrolü,

PROTON yetkilileri tarafından yapılan açıklamaya göre tüm bu kontrolleri sizler adına sizi hiç yormadan PROTON tamamen ücretsiz olarak yapıyor. Bunun için tek yapılması gereken önümüzdeki günlerde bir PROTON yetkili servisini ziyaret etmek.

PROTON HAKKINDA

1983 yılında motorlu araçlar yedek parça ve bileşenleri satmak amacıyla Malezya Başbakanı Tun Mahathir Bin Mohamad’in teşvik ve katkıları ile kurulan PROTON ekonomideki yükselişini büyük oranda arttırarak ülkeyi bugün dünyanın en fazla ihracat yapan ülkelerinden biri haline getirmiş ve 238 milyar dolarlık milli hasıla ile Malezya’nın dünyanın 37. büyük ekonomisi haline gelmesine neden olan tasarruflardan biri olmuştur.

İlk fabrikasını 923.900 m2’lik bir alana sahip olan Shah Alam’da kuran PROTON ilk yıl 80.000 adet araç kapasitesi ile tasarlanırken 1997 yılında üretim kapasitesi yılda 230.000 adet otomobile çıkarılmıştır.

1996 yılında bir milyonuncu aracını üreten PROTON yine aynı yılın Ekim ayında İngiliz otomotiv mühendislik firması LOTUS Group International’ı satın alarak Lotus üretim kalitesini ve dizayn zerafetini kendi ürünlerine de katmış oldu.

Günümüzde Avrupa piyasaları dahil olmak üzere 50 farklı ülkeye ihracat yapan PROTON; müşterileri, iş ortakları, hissedarları, devlet kurumları ve çalışanlarının uyumlu-şaşmaz bağlılıkları ile en başarılı uluslararası otomotiv üreticisi olan ülkelerin arasına girmeyi başarmıştır.

 
ULUBAŞLAR HOLDİNG'E BAĞLI ULUMOTOR HAKKINDA

1971 yılında kurulan Ulubaşlar Holding günümüzde PROTON marka otomobil ve AVIA marka kamyonların Türkiye Distribütörü olarak faaliyetlerini sürdürmekte ayrıca Ulusigorta, Ulukasa, vasitam.com, Ulubilişim, Ulumod, Ulu Oto Kiralama’ nın yanı sıra  Ulumotor ve Ulucar şirketlerine bağlı olarak toplam 38 bayi ve yetkili servis ile birlikte çalışmakta ve 1992 yılından bu yana da KIA marka araçların yetkili bayiliğini bünyesinde bulundurmaktadır.

Bilinçsiz İlaç Tüketimi Karaciğer Yetmezliğine Götürüyor

Organ nakli bekleyen sayısı giderek artıyor

Sağlık Bakanlığı’nın 2014 verilerine göre; 21.767 böbrek, 2.132 karaciğer, 537 kalp, 250 pankreas, 38 akciğer, 4 kalp kapağı, 1 ince bağırsak hastası kadavradan nakil olmak için beklemektedir. Ancak bu listeye kayıtlı olmayan binlerce hasta olduğu tahmin edilmektedir. Ülkemizde kadavradan nakillere göre canlıdan canlıya gerçekleştirilen nakil operasyonları daha sık yapılmaktadır. Organ bağışının az olması bunun en önemli sebebidir. 2002-2014 yılı istatistiki bilgilerine bakıldığında Türkiye’de bugüne kadar toplam 31.783 organ nakli yapılmış ve bu nakillerin 8.666 kadavradan, 23.117’si canlıdan canlıya gerçekleştirilmiştir.

Yaşamın devamı için karaciğer sağlığı şart

Vücut ağırlığının yaklaşık %2’sini oluşturan karaciğer; metabolizmanın beyni, aynı zamanda vücudun fabrikasıdır. Karaciğer 500’ün üzerinde biyokimyasal işlem yapmaktadır. Vücutta birçok önemli görevi yerine getiren karaciğerin sağlığını korumak organizmanın hayatiyetini devam ettirmesi için oldukça önemlidir.

Bilinçsiz ilaç tüketimi ve zehirli mantarlara dikkat!

Akut karaciğer yetmezliği, daha önce karaciğer rahatsızlığı olmadığı bilinen bir kişide aniden (6-8 hafta içinde) gelişen bir klinik tablodur. Bu süreç çok tehlikelidir ve ölüme yol açabilir. Bir takım ilaçları bilinçsizce kullanmak, toksik maddeler, mantar zehirlenmeleri, nedeni bilinmeyen bazı durumlar, spor ve diyet için kullanılan protein ekstreleri (protein, tozları, ilaçlar) kişinin akut karaciğer yetmezliğine girmesine sebep olabilir. Özellikle yabani mantar tüketimine dikkat edilmelidir. Çünkü bu mantarlardan bir tane bile tüketmek karaciğer rahatsızlığına neden olabilir.

%50’si Hepatit B kaynaklı

Kronik karaciğer yetmezliğinin gelişiminde ise; Hepatit A, B, C ve aşırı alkol tüketimi gibi nedenler rol oynamaktadır. Hepatit A ve B’ye karşı aşılanma olmasına rağmen ülkemizde karaciğer yetmezliği en çok Hepatit B’ye bağlı olarak gelişmektedir. Kişilerin aşılanmaması ve hijyenik şartların sağlanmaması bunda büyük etkendir. Batılı toplumlarda karaciğer yetmezliği en çok alkole bağlı olarak gelişmektedir. Bu rahatsızlığın bir diğer sebebi de karaciğer yağlanmasıdır. Karaciğer, alkol tüketimine ve yanlış beslenmeye bağlı olarak yağlanabilmektedir. Yanlış beslenme gibi birtakım sebepler yüzünden oluşan karaciğerin yağlanmalarının bir kısmı çok hızlı bir şekilde ilerleyip, akut karaciğer yetmezliğine de dönüşebilmektedir.

Siroz karaciğerin ömrünü kısaltıyor

Kronik karaciğer hastaları tedavi edilmediği takdirde “siroz” olarak adlandırılan son dönem karaciğer yetmezliğine girmektedirler. Karaciğer artık çalışmadığı için diğer organlar da etkilenir ve çalışamaz hale gelir. Karaciğer tümörü görülme riski de 10 kat daha artar. Dolayısıyla karaciğer rahatsızlığı olan kişiler kanser açısından risk grubunda ilk sıralarda yer alırlar. Karaciğer yetmezliğinde “dekompanse” denilen sürece giren hastaların yaklaşık yüzde 65-70’i 2 yıl içinde hayatını kaybetmektedir. Bu süreçte yemek borusu etrafında oluşan varislerden dolayı kanamalar görülür. Tekrarlayan bu kanamalar nakil için son evrede olunduğunu göstermektedir.

Organ nakli hastanın hayatına sihirli bir dokunuştur

Karaciğer yetmezliğinin son evresinde olan hastalara nakil sayesinde uzun ve kaliteli bir yaşam sağlanır. Karaciğer nakli, karaciğer yetmezliğinin son döneminde yapılmaktadır. Bu karar karaciğer nakli merkezlerinde yapılan tetkikler sonucu verilmektedir. Nakil sonrası kişiler sosyal hayatlarına daha aktif olarak devam edebiliyor. Nakilden 2 yıl sonra gebelik ve sağlıklı bir doğum mümkündür. Yine nakil sonrası sporcular, doktorunun kararı ve kontrolünde spor yaşamına geri dönebilmektedirler. Kısacası nakil sonrası hastalar fiziksel ve sosyal açıdan olumlu değişimler yaşamaktadırlar.

Karaciğer sağlığınız için bunlara dikkat edin

· Hepatit A ve B aşılarınızı yaptırın

· Hijyenik şartlarınızı sağlayın

· Bilinçsiz ilaç tüketiminden kaçının

· Mantar tüketimine dikkat edin

· Spor ve zayıflama için protein ekstresi ve ilaç kullanmayın

· Alkol tüketimini sınırlandırın

· Fazla kiloluysanız diyetinizi uzman kontrolünde uygulayın.

· Kendi yaşam koçunuz olun. Sağlıklı beslenin ve düzenli spor yapın.

· En az bir kere sosyal ortamlarınızda organ bağışını konuşun.