Çocuklarınızla Oyun Oynamayı İhmal Etmeyin

Çocuğunuza “Sen oyun yaşını çoktan geçtin” demeyin

Eğitim sisteminin ağırlığı nedeniyle günümüzde çocukların oyunu unuttuğu, tamamen derslere, sınavlara ve ev ödevlerine eğildiği önemli bir gerçektir. Zaten okulda kısıtlı olan oyun oynama zamanı, evde de çalışan anne-babaların yoğun hayat tarzı sebebiyle genellikle engellenmektedir. Anne-babalar da çocuğun akademik başarısına bir hayli yoğunlaşarak oyunun gücünü ve önemini unutmuş durumdadır.  Hatta bazı ebeveynler mağazaların oyuncak bölümünden geçerken çocuklarına “sen oyun oynayacak yaşta değilsin” gibi uyarılarla oyunu unutturmaya çalışmaktadır.

Spor oyunun yerini tutmaz

Çoğu ebeveyn özellikle hafta sonları çocuğu sosyal aktivitelere göndererek bir nebze olsun çocuğa nefes aldırdıklarını düşünmektedir. Oysa bir spor aktivitesi oyunun yerini tutmamaktadır. İlgilenilecek spor etkinliği genellikle bir yetişkin tarafından kontrol edildiği için çocuk kendi kararlarını verme ve kendi davranışının sorumluluğunu alma gibi fırsatlardan yoksun kalmış olmaktadır. Buna karşın, çocuk kendi oyununu oynarken kendisi kurallar koymakta, takım kurmakta ve kendi davranışının sorumluluğunu almaktadır.

Oyun çocuğa özgüven kazandırıyor

Çocuklar sosyal, duygusal, zihinsel ve fiziksel becerilerini geliştirmek için oyun oynamaya ihtiyaç duyarlar. Oyun çocukların kendi becerilerini test etmeleri için uygun bir ortam sunar. Oyun, çocuklara diğer insanlarla nasıl iletişim kuracaklarını öğretir, çocukların problemlerini çözmeye ve içsel çatışmalarını çözümlemeye yardımcı olur. Oyun, yetişkinlerin öğretemeyeceği gerçek hayatın korkulu, cüretkar ve çekingen taleplerini öğrenme yoludur. Oyunlar sayesinde çocuk, diğer insanlarla yaşamayı ve yaratıcı düşünmeyi öğrenir. Oyun ile sağlanan bütün bunlar, çocuğun sağlam bir gelecek oluşturması için önemli temelleri oluşturur.

Çocuğunuzun hayal gücünü kullanmasına olanak tanıyın

Yapılan araştırmalarda; babasıyla oyun oynayan çocukların, babası oyun oynamayan çocuklara oranla daha geniş bir hayal gücüne ve bilişsel beceriye sahip olduğu gösterilmektedir. Annesiyle oyun oynayan çocukların, çocuğuyla oyun oynamaya zaman ayıramayan annelerin çocuklarına göre annesiyle daha sağlam/güvenli bir bağ kurduğu ve daha olumlu gelişim gösterdiği tespit edilmiştir. Ailesiyle beraber oyun oynayan daha büyük çocukların, ailesi oyun oynamayanlara oranla okulla daha olumlu bir bağ kurduğu, ruhsal olarak daha sağlıklı olduğu, arkadaşları ile ilişkilerinin daha güçlü olduğu ve ailevi yakınlıktan daha fazla keyif aldıkları görülmektedir.

Ailece oyun oynayın

Yaşınız ne olursa olsun, oyun oynamak için asla yaşınız ileri değildir. Oyun sadece çocuklar için değildir; yetişkinler de oyun oynayabilirler. Anne-babaların işten geldiğinde çocuğuyla oyun oynaması hem aralarındaki bağı kuvvetlendirir, hem de yoğun bir iş gününün ardından stres atmaya birebirdir. Çocuğunuzla beraber gülmek, gevşemek, eğlenmek sizin sağlığınıza da iyi gelecektir. Aynı zamanda, önemsendiğini, ilgilenildiğini hisseden çocuğun kendine olan güveni artar. Çocuk, bu dünyada bir yeri olduğu hissini kazanır. Hep beraber oynayan ailelerin birbirlerine karşı daha işbirlikçi, destekleyici olduğu ve birbirleri ile iletişimi daha güçlü olduğu görülmektedir. Ailede yaşanan günlük problemler (kavga, tartışmalar, kabalık, tembellik, öfke nöbetleri gibi) oyunun gücüyle aşılabilir.

Televizyon ve bilgisayar yerine yaratıcı oyunları tercih edin

Ebeveynler çocuklarına serbest, yapılandırılmamış, yaratıcılıklarını yansıtabilecekleri yeterli oyun zamanları sağlamalıdır. Bu serbest zamana aileler de de katılarak çocukları ile oyun oynamalıdır. Fiziksel aktiviteden, yaratıcılıktan yoksun bilgisayar ve televizyon yerine, çocukların aktif oyunlar oynaması sağlanmalıdır. Çocuğun bilgisayar ve televizyona maruz kalma zamanını kısıtlayarak ona yardımcı olunabilir. Yaşına uygun, onların hayal gücünü ve yaratıcılığını destekleyen (bloklar, bebekler gibi) oyuncaklar alınmalıdır. Okulda aktif bir rol alarak çocuğun yeterli serbest oyun zamanı aldığına emin olunabilir.

Karın Ağrısı ve Adet Düzensizliğinin Nedeni Çikolaya Kisti Olabilir

Adı tatlı ama sonuçları acı olabiliyor

Rahim içinde yer alan ve adet kanamasını oluşturan dokunun (endometrium), rahim dışında vücudun farklı bir noktasında bulunması durumuna “endometriozis” adı verilmektedir. Endometriozisin yumurtalıklarda ortaya çıkması ile çikolata kistleri  (endometrioma) oluşmaktadır. Halk arasında çikolata kisti olarak bilinen “Endometriozis hastalığı” sinsi, kronik, hayat kalitesini bozan ve kısırlığa yol açabilecek ciddi bir kadın sağlığı sorunudur.

Üreme hormonlarının düzenli çalışması çikolata kistinin gelişimini azaltır

Genç erişkinlikten menopoz dönemine kadar yumurtlama fonksiyonu devam eden tüm kadınlarda görülebilmekle birlikte sıklıkla 20-35 yaş aralığında ortaya çıkmaktadır. Rahmin içinde her ay kalınlaşıp hormonal etkilerle kanamaya yol açan hücreler, olmaması gereken rahim dışı yerlerde bulunmakta ve orada aylık kronik kanamalara yol açmaktadır. Bu hücreler tüplerde, yumurtalıklarda, rahimin dış yüzeylerinde, mesane ve rektum gibi komşu organlarda, karın iç duvarında ve hatta ameliyat geçirmiş hastalarda karın dış duvarı tabakaları arasında bulunabilmektedir.

Belirtileri önemseyin

Endometriozis hastalığının en sık görüldüğü yerlerden birisi de yumurtalıklardır. Yumurtalıklarda oluşan bu kistlerin iç yapısı, rahim içi dokusunun aynısıdır yani her adet döneminde kist içine doğru kanama olmakta ve kistte biriken kan, zamanla koyu kıvamlı, kahverengi bir sıvı haline gelmektedir. Hastalığın diğer organlara da yayıldığı durumlarda çok ciddi karın içi yapışıklıklar (mesane, bağırsaklar, tüpler ve yumurtalıklar)  ortaya çıkarmakta ve yaşam kalitesini önemli ölçüde bozmaktadır. Hastalığın belirtileri çok çeşitli olup diğer jinekolojik hastalıkla karıştırılabilmektedir. Kasık, karın ağrısı, adet ağrılarında artma, kasıkta dolgunluk hissi, cinsel ilişki sırasında ağrı veya acı hissi, adet kanamalarında düzensizlik, idrar ya da dışkılama düzeninde değişiklik, gebe kalma güçlüğü sıklıkla rastlanan bulgular arasında yer almaktadır.

Tedavi, hastanın yaşı ve şikayetlerine göre farklılık gösterir

Tedavi yöntemi hastanın yaşı, doğurganlık beklentisi ve şikayetleri ile paralel olarak her hastaya göre farklılık gösterse de genellikle 4 cm altındaki kistlerde cerrahi yaklaşım tercih edilmemektedir. Kist boyutlarında hızlı artma, gebe kalma güçlüğü ya da ağrı nedeni ile cerrahi, öncelik kazanabilmektedir. İlaçla tedavide doğum kontrol hapları, hormonlu spiral ve progesteron hormonu içeren ilaçlar kullanılmaktadır.Kadınların jinekolojik muayenelerini yaptırmaları ve doğru tedavi planına doktorları ile birlikte karar vermeleri çok önemlidir.

Memorial ve Penti’den Kadın Sağlığı İçin Önemli İşbirliği

Tüm dünyada kadınlar arasında en sık görülen kanser türü olan meme kanserine karşı hayata geçirilen “Meme Kanserini Birlikte Göğüslüyoruz” projesi meme kanserinin önemine dikkat çekerek, erken teşhis ve tedavi yöntemleri konusunda farkındalık yaratmayı amaçlıyor.

Ülkemizde her yıl 25 bin kadın meme kanserine yakalanırken, her 10 kadından birinin hayatının bir döneminde bu kanser türü ile karşılaşması, erken tanı ve tedavi konusunda bilinçlenmenin önemini bir kez daha vurguluyor.

Kadınlar alışveriş yaparken bilinçlenecek

Penti ve Memorial Sağlık Grubu’nun mayıs ayı itibariyle başladıkları “Meme Kanserini Birlikte Göğüslüyoruz” projesi kapsamında, Memorial Hastaneleri’nin bulunduğu İstanbul, Ankara, Kayseri, Antalya ve Diyarbakır gibi şehirlerde bulunan toplam 102 Penti mağazasında; meme sağlığının korunması, meme kanserinde erken teşhis ve kendi kendine meme muayenesi konularında bilgilendirici broşürler dağıtılacak. Mağazalardaki giyinme kabinlerinde kendi kendine meme muayenesi afişleri de yer alacak. Penti mağazalarından her ay en yüksek miktarda iç giyim alışverişi yapan Penti Club üyesi bir kişiye Memorial Sağlık Grubu tarafından meme muayenesi hediye edilecek. Bu mağazalardan alışveriş yapan tüm kadınlar da Memorial’ın meme sağlığı konusundaki Pembe Sağlık Programı paketlerinden çok özel ayrıcalıklarla yararlanma imkanı bulacak.

Meme sağlığı ile ilgili Memorial doktorları tarafından özel bir eğitim alan Penti satış temsilcileri, proje süresinde müşterilerini bu yönde bilinçlendirmeyi hedefliyor. Kadına yönelik projeleriyle adını sıkça duyuran Penti, “Meme Sağlığı Projesi” ile de kadınlara erken teşhisin önemini vurgulamayı ve kadınları bilinçlendirmeyi misyon ediniyor. Meme kanseri erken dönemde tedavi edilebilen kanser türleri arasında yer alıyor. Erken teşhiste çok önemli bir yeri olan kendi kendine meme muayenesi, bu sayede hastanın kanserden kurtulmasını sağlayabiliyor.

Meme kanseri ile ilgili en çok merak edilenler

Memede ele gelen kitlelerin %90’ı kanser değildir. Ancak memede ele gelen farklı bir yapı veya kitlenin doktora başvurarak mutlaka aydınlatılması gerekir. Memorial Şişli Hastanesi Genel Cerrahi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Abdullah İğci, meme kanseri ile ilgili en çok sorular hakkında şu bilgileri verdi.

Meme kanseri için risk faktörleri nelerdir?

Anne ve kız kardeş gibi birinci derece akrabasında meme kanseri olanlar, hiç doğum yapmamış ve emzirmemiş kadınlar, 50 yaşın üzerindeki kadınlar, 30 yaşından sonra ilk doğumunu yapmış olanlar, ilk adetini erken yaşayanlar ve geç menopoza girenler, fazla kilolular ve aşırı alkol kullanan kadınlar, meme kanseri (BRCA) geni taşıyanlar ile ilk doğum öncesi uzun süre doğum kontrol hapı kullanan kadınlar risk altındadır.

Meme kanserinde erken tanı için ne yapılmalıdır?

Meme kanseri, kanser tarama programları içinde değerlendirilebilen ve erken dönemde yakalanma ihtimali çok yüksek olan bir kanser türüdür. Meme kanserinde tarama yöntemleri 40 yaşından sonra başlamalıdır. Ancak 30 yaşından itibaren kişinin bilinçlenip her ay kendi kendine meme muayenesi ile gerekli kontrollerini yapması çok önemlidir.

Tarama yöntemleri 3 şekilde yapılmaktadır.

Mamografi: Memesinden hiçbir şikayeti olmayan kadınlarda 40 yaşından sonra yıllık mamografi çekilmesi, meme kanserini ele gelen büyüklüğe ulaşmadan tespit edilmesini sağlar. Ailesinde meme kanseri olanlar da ise ilk mamografi 32 yaşından itibaren yapılmalıdır.

Kendi kendine meme muayenesi: Kadınların aylık kendi kendini muayene etmesi kolay bir yöntem olup, genellikle adetin bitiminden itibaren 4-5 gün sonra yapılmalıdır. Menopoz, rahim veya yumurtalık ameliyatı olan kadınların ayda bir kez aynı günler olmak üzere meme muayenesini yapmaları gerekmektedir.  Kendi kendine meme muayenesi için belden üst taraftaki giysileri çıkarılıp ayna karşısında, duş yaparken ve sırt üstü yatarken şekillerde gösterildiği gibi gerekli kontrol yapılmalıdır. Bu şekilde, kadınlar meme içindeki dokularını tanıyarak bunun dışında oluşan farklılıkları anında fark edebilir.

Rutin kontroller: Memesinde hiçbir şikayeti olmayan kişilerin 40 yaşından sonra yılda bir kez doktora başvurarak muayene olması gerekmektedir.  

Süt Tüketiminde Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar

Her gün 1 bardak süt için

Kalsiyum çocukların kemik ve diş oluşumlarının tamamlanmasında, ileriki yaşlarda kemik yoğunluğunun azalmasını önlemede, gebe ve emziklilikte artan ihtiyaca bağlı depolardaki azalmayı önlemede yardımcıdır. Süt ve ürünleri de en önemli kalsiyum depolarıdır. Süt tüketimi alışkanlığının çocukluk çağında kazanılması ve hayat boyu sürdürülmesi önemlidir. Yetişkin bireyler özellikle kadınlarda ileriki dönemlerde ortaya çıkacak olan kemik erimesi hastalığı için, günde bir su bardağı sütü diyetlerine eklenmelidir. Kalan 3-4 porsiyonluk süt ve süt grubu gereksinimi yoğurt, ayran, cacık ve peynirden sağlanabilir. Özellikle okul çağındaki çocukların her sabah güne bir su bardağı sütle başlayıp, günü akşam içecekleri bir su bardağı sütle bitirmeleri önemlidir.

Günde 2 kase yoğurt karın bölgesindeki yağları azaltıyor

Yoğurt önemli bir protein, yağ, vitamin ve mineral madde kaynağıdır. Yoğurtta bulunan bakterilerin kanser, enfeksiyonlar, mide bağırsak sistemi hastalıkları ve astım gibi rahatsızlıklarda önleyici etkisi bilinmektedir. Bunun yanında yoğurdun içerdiği probiotik ve prebiotik maddeler kabızlık, ishal, kalp hastalıkları, şeker, kemik erimesi ve kalın bağırsak kanseri gibi çeşitli rahatsızlıklara iyi gelmekte, bağışıklık sistemini güçlendirmektedir. Yapılan birçok bilimsel çalışma günde 2 kase tüketilen yoğurdun karın bölgesindeki yağları azaltmada etkisi olduğunu göstermiştir. Yoğurt bakterilerinin faaliyeti sonucu B grubu bazı vitaminler, özellikle riboflavin (B2) sentezi oluşmaktadır.

Çocuğunuza 1 yaşına kadar inek sütü vermeyin

Çocuklar için 1 yaşına kadar inek sütü alımı demir emilimi sorunlarına neden olabileceğinden önerilmemektedir. Bu grup için daha çok günlük süt alımı tercih edilebilir ancak 500 ml ye kadar pastörize edilmiş süt tüketimi uygun olacaktır.

Hamilelik döneminde rahat bir uyku için…

Anne adayları süt tüketiminde dikkatli ve özenli davranmalıdırlar. Hamileler her gün yatmadan bir bardak süt içerek hem rahat bir uyku uyuyabilir hem de vücut için gerekli kalsiyum ihtiyacını karşılar. Bebeğin yetersiz kalsiyum alması durumunda anne kemiklerinden kalsiyum çekmesi ihtimaline karşılık anne adayının süt ve ürünlerinin tüketimine önem vermesi gerekir.

Sütün bozulma riskine dikkat!

Pastörize edilen sütler buzdolabında 4-5 derecede yaz mevsiminde 1 gün, kışın 2-3 gün saklanabilir. Pastörizasyon işlemi tam yapılmamış olan sütlerde tat ve renk değişimi olur ve bu sütlerde zararlı bakteriler olabilir. Pastörize edilmeyen bir sütten insanlara geçebilecek olan pek çok hastalık bulunmaktadır. Bunların başında tüberküloz, brusella, stafilokok enfeksiyonları gelmektedir. Bunun için süt satın alınırken güvenilir bir markayı tercih etmek doğru olacaktır. Mümkünse cam şişelerde pastörize edilmiş sütleri tercih edilmelidir.

Ataşehir’de Çevre Ödülleri Dağıtıldı

İlçedeki “En Çevreci Okul Yarışması”nın kazananlarının da belli olduğu törende, en çok pil toplama yarışmasında Ataşehir’in İstanbul’un birinci ilçesi olmasına katkı sağlayan ilk üç okula da ödüller verildi.

28 Mayıs Çarşamba günü Ataşehir Belediyesi Nikah Salonu’nda düzenlenen ödül törenine Ataşehir Kaymakamı Zafer Karamehmetoğlu, Ataşehir Belediye Başkan Vekili İlhami Yılmaz, Ataşehir Belediye Başkan Yardımcıları Hüseyin Hışman ve Namık Sürmen, İlçe Milli Eğitim Müdürü Ertuğrul Bilican, Ataşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Müdürü Ayten Kartal ile Sosyal Yardım İşler Müdürü Duygu Övür katılarak kazananlara ödüllerini verdiler.

 
Maket yarışmasının kazananları:

İlkokul Kategorisinde;

1. Ali Fuat Cebesoy İlkokulu “Yürüyen Köşk” adlı maket,

2. Piri Reis İlkokulu “Çanakkale Geçilmez” adlı maket,

3. Piri Reis İlkokulu “Zorunlu Yolculuk” adlı maket,

4. Cemile Besler İlkokulu “Doğanın Yolculuğu” adlı maket,

5. Piri Reis İlkokulu “Kendi Suyunu Üreten Ev” adlı maket.

Ortaokul Kategorisinde;

1. Celal Yardımcı Ortaokulu “Tekerlekli Sandalyede Dünyayı Sulayan Ağaç” adlı maket,

2. Hasan Leyli Ortaokulu “Bilge Bob” adlı maket,

3. Celal Yardımcı Ortaokulu “Hasta Devasa Çınar” adlı maket,

4. Ali İhsan Hayırlıoğlu Ortaokulu “İstanbul’un Sessiz Çığlığı” adlı maket,

5. Ali İhsan Hayırlıoğlu Ortaokulu “Kum Saati” adlı maket.

Öğretmenler çevre için yarıştı

İlkokul, ortaokul ve lise öğretmenlerine yönelik olarak düzenlenen Çevre Konulu Afiş Yarışması’nın kazananları;

1. Ayşe Seda Tuğut (Celal Yardımcı Ortaokulu)

2. Sibel Özcan (Mehmet Rauf Anadolu Sağlık ve Meslek Lisesi)

3. Hatice Kılıç (Yeni Çamlıca Lemanana Ortaokulu)

4. (Mansiyon) Sebiha Işıkber Dudak (Mustafa Kemal Anadolu Lisesi)

İstanbul’un en çok atık pil toplayan ilçesi: Ataşehir

İBB VE TAP tarafından düzenlenen okullararası Atık Pil Toplama Yarışması’nda 2013-2014 eğitim-öğretim yılı içinde 12000 kg atık pil toplayarak İstanbul genelinde 1. olan Ataşehir’de dereceye giren okullar:

1. Sare Selahattin İlkokulu

2. Ali İhsan Hayırlıoğlu Ortaokulu

3. Cemile Besler İlkokulu

En Çevreci Okul Yarışması’nda Ödül kazananlar

En çok ambalaj atığı, atık pil, bitkisel yağ vb. toplayarak geri dönüşüme ve çevrenin korunmasına katkıda bulunan okulların yarıştığı yarışmanın sonuçları:

1. Bostancı Doğa Koleji

2. Yeni Çamlıca Lemanana Ortaokulu

3. Fetih İMKB İlkokulu Maket Yarışması

Jüri Üyeleri olan Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü’nden Yard. Doç. Dr. Ayşem G. Başar ve Öğr. Gör. Ergin Yetkin, Ressam Birsen Altunsaray, ÇEVKO Vakfi Eğitim Şefi Murat Anaç ile Ataşehir Belediyesi Jeoloji Mühendisi Halit Mahsereci’ye emeklerinden ötürü teşekkür plaketi verildi.

Afiş Yarışması Jüri Üyeleri olan Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Tasarımı Bölüm Başkanı Prof. Fevzi Karakoç, Grafik Tasarımı Bölüm Başkan Yardımcıları Yrd. Doç. Gürbüz Doğan Ekşioğlu ve Yrd. Doç. Özlem Mutaf Büyükarman ile Öğr. Gör. Cemalettin Mutver ve Ataşehir Belediyesi Grafikeri Coşkun Pınar’a da emeklerinden ötürü teşekkür plaketi verildi.

Sokakta geri dönüşüm kıyafet defilesi yapıldı

Ataşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Müdürlüğü tarafından “Yeşil Düşün” sloganı ile bu yıl beşincisi düzenlenen “Çevre Şöleni”, birbirinden renkli ve öğretici etkinliklere ev sahipliği yaptı. Çevre Şöleni kapsamında öğrencilere yönelik; geri dönüşümün önemini anlatmak ve çevre duyarlığı kazandırmak amacıyla “Dünyayı Kurtaran Çocuk” isimli tiyatro oyunu sahnelendi.

Şölen kapsamında ayrıca Küçükbakkalköy Fevzipaşa Caddesi üzerinde Celal Yardımcı Ortaokulu 7. ve 8. sınıf öğrencilerinin atık malzemelerden hazırladığı geri dönüşüm kıyafet defilesi yapıldı.

Küçükbakkalköy Nazım Hikmet Parkı’nda 30 Mayıs Cuma günü saat 10:00 ile 13:00 arasında yapılması planlanan “Cam Kumbara Boyama Atölye Çalışması” ve “Ambalaj Atıklarından Atölye Çalışması” ise 03 Haziran Salı gününe ertelendi.

5. Çevre Şöleni 05 Haziran Perşembe günü saat 19:00’da Ataşehir Belediyesi Nikah Salonu’nda yapılacak “Kısa Film Yarışması Ödül Töreni ve Kokteyl” ile son bulacak.

 
 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Ataşehir Belediyesi Engellilere Yönelik Şenlik Düzenliyor

Şenlikte TİV (Türkiye İşitme ve Konuşma Rehabilitasyon Vakfı) tarafından TİV İşitme Engelli Korosu gösterisi ve Ebru Atölye Çalışması yapılacak.

Düşler Akademisi tarafından yapılacak gösterilerde ise; İnteraktif Resim Atölyesi, Mutfak Atölyesi, Ritim Atölyesi, Pandomin Ekibi ve Social İnclusion Band gösterileri olacak.

Ataşehir Belediyesi tarafından uçurtmalar ve balonlarla süslenecek şenlik alanında tüm katılımcılara sıcak yemek, ayran, sandviç, meyve suyu, dondurma ve börek dağıtılacak.

Ayrıca Engelliler Haftası dolayısıyla Ataşehirli öğrencilere, engelliler konusunda bilgilendirme ve farkındalık yaratmak amacıyla; Sosyal Servis (Psikolog, Sosyolog, Sosyal Hizmet Uzmanı) tarafından seminerler verildi.

 
 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Bebeğinizi Uykusunda da Koruyun

Uykuda ani bebek ölümleri engellenebilir 

Ani Bebek Ölümü Sendromu (ABÖS), 1 yaşından küçük bir bebeğin tam bir inceleme ve otopsiden sonra açıklanamayan, ani ve tahmin edilemeyen ölümüdür. Anne ve babalar tarafından kontrol edilemez bir durumu ifade ediyor gibi görünse de uyuyan bir bebeği korumak şu yöntemlerle mümkün olabilmektedir.

•Bebeğinizi her uykusunda sırt üstü yatırın. 1 yaşına kadar tüm bebekler gece ya da gündüz uykusunda daima sırt üstü yatırılmalıdır. Eğer bebeğiniz araba koltuğu, bebek arabası ya da salıncakta uykuya daldıysa onu sert bir yatak yüzeyine mümkün olduğunca hızlı bir şekilde alın.

•Bebeğinizi yan yatırmak güvenili değildir ve çocuğunuzu ABÖS’den korumaz. Yan yatırma yastıkları önerilmemektedir. Kendi kendine dönemeye başladığında bebeğinizi istediği pozisyonda yatırabilirsiniz. Böyle bir durumda çocuğunuzu sırt üstü yatırmak zorunda değilsiniz.

•Ailelerin en büyük endişesi çocuğun sırt üstü yatarken kusması ve boğulmasıdır. Yapılan çalışmalarda sırt üstü yatan bebeklerde yüz üstü yatan bebeklere göre kusmaya bağlı boğulmanın artmadığı gösterilmiştir. Bu yüzden çocuğunuz için en güvenilir pozisyon sırt üstü yatmasıdır.

•Bebeğinizin yattığı yatağın-yüzeyin çok yumuşak olmadığından ve bebeğin içine gömülmediğinden emin olun. Yatağa battaniye ya da yastık koymayın. Yumuşak objeleri, gevşek nevresimleri, bebeğin sıkışmasına, nefessiz kalmasına ya da boğulmasına neden olabilecek hiçbir nesneyi yatakta bulundurmayın. Yastık, yorgan ya da pelüş oyuncaklar bebeğin boğulmasına yol açabilir. Bu oyuncaklar güvenilir olmasa da birçok uzman bu nesnelerin 12’inci aydan sonra sağlıklı bebekler için daha az risk taşıdığını düşünmektedir.  Araba koltuğu gibi oturma pozisyonunda olan cihazlar evde çocuk uyutmak için uygun yüzeyler değillerdir.

•Bebeğinizin sizinle aynı odada uyumasını sağlayın ancak bebek sizinle aynı yatakta yatmasın. Bebek beşiğini, yatağını size bir kol uzaklıkta konumlandırın. Bebeği bu sayede rahatlıkla izleyebilir ve emzirebilirsiniz. Anne babalarıyla aynı yatakta uyuyan bebekler yüksek Ani Bebek Ölümü Sendromu riski altındadır. Anne babalar uykularında bebeklerini sıkıştırabilir, bebekler çarşaf ya da battaniyeler arasında kalabilir.

•Bebeğinizi mümkün olduğunca uzun süre ve çokça emzirin. Araştırmalar emzirmenin Ani Bebek Ölümü Sendromu riskini azaltmaya yardımcı olduğunu göstermiştir.

•Bebeğinizin sağlıklı çocuklarla bir arada olması onun bağışıklık sistemini güçlendirecektir. Bu nedenle sağlıklı çocuklarla oynaması için zaman yaratın. Bağışıklık kazandırılmasının Ani Bebek Ölümü Sendromu karşı koruyucu etkisi olduğu görülmüştür.

•Bebeğinizi sigara içen insanlardan ve sigara içilen mekanlardan uzak tutun. Eğer sigara kullanıyorsanız bırakın. Araba ve evinizi dumansız hale getirin.

•Bebeğinizin uyuduğu odanın sıcaklığını rahat bir seviyede tutun. Genel olarak bebeğiniz sizden bir kat daha fazla giyinmelidir.

•Emzik kullanmak çok tartışılan bir konu olsa da bebek ve anne arasında emme bağı oluştuktan sonra (yaklaşık 1 ay) bebeğinize uyku zamanında emzik vermeye çalışın. Bu Ani Bebek Ölümü Sendromu riskini azaltacaktır.

•Bebeğiniz uyanıkken onun mümkün olduğunca karın üstü zaman geçirmesini sağlayın. Bu onun boyun kaslarını güçlendirecek ve başında düzlüklerin oluşmasını engelleyecektir. Karın üstü zamanlarda mutlaka bebeğinizin yanında bulunun ve onun durumunu izleyin.

Soma Faciası Kaçınılmaz mıydı?

Okan Üniversitesi Öğretim Üyesi Ali Kahriman, şu değerlendirmelerde bulundu: Ülkelerin gelişmişlik seviyelerini belirleyici en önemli unsur, yer altı varlıklarını katma değere dönüştürmeleridir. Bu olgunun farkında olan Cumhuriyetimizin kurucu iradesi de bu yönde hamleler yapmış ve o yıllarda ulusal gelire madenciğin katkısı yüze 25-30 lar seviyesine ulaştırılmıştır. Stratejik planlamalara dayanan üretim politikaları geliştirilmeksizin, günü birlik yaşanan olumsuzluklardan hareketle bu kaynaklarımızın üretiminden vazgeçmek; egemenliğimizden, özgürlüğümüzden, bağımsızlılığımızdan vazgeçmekle eşanlamlıdır.

“Ocakları kapatmak çözüm değil”

Soma’daki facia sonrası gerek yetkililerde gerekse bazı diğer kesimlerde dile getirilen maden ocaklarını kapatarak çözüm üretme düşüncesi maalesef 150 yıl önceki teknoloji ve bilim seviyesinde bile söz konusu olmamıştır. Tüm dünyada,  bir yandan iş sağlığı ve güvenliği önlem ve ekipmanına yatırım yapılırken, öte yandan da üretim yöntemlerinde ileri teknoloji ürünlerine, yeraltında insansız robotik sistemlere geçilmiştir. Özetle bir yandan üretim kapasiteleri olabildiğince artırılırken aynı zamanda kullanılan insan gücünde önemli düşüşler sağlanmıştır. Bunun sonucunda, günümüzde madencilik de emek yoğunluğu en aza indirilmiş sektörler arasına girmiştir.

“Dünyadaki gelişmelerin ülkemizde yansımaları olmadı”

Kişi başına yarım ton/yevmiyeden 20 ton/yevmiye kömür üretimi seviyesine ulaşılmıştır. Bunun sonucunda da, ağır ve tehlikeli işler kapsamında olan yeraltı işletmeciliğindeki iş kazalarında da üretim değerlerine göre önemli azalmalar olmuştur. Doğal olarak,  Dünyada yaşanan bu gelişmeler ülkemizde de yansımalarını bulmuş olmalıydı. Bunun için de gereken politikalar geliştirilerek stratejik planlamalarla uygulamaya konulmuş olmalıydı. Son on yıl içinde yaşanan Bursa, Balıkesir, Elbistan ve Zonguldak ve son olarak da Soma’daki facia boyutundaki madencilik kazaları, ne yazık ki bu konuda bir çelişki olduğunu gösteriyor.

İhmaller ve vurdumduymazlıklar

Öyleyse eğitim-öğretim-istihdam-iş güvenliği, üretim ve verimlilik politikalarımızda önemli açmazlar, ihmaller ve vurdumduymazlıklar var demektir. Her şeyden önce madenciliğin ilk yatırım maliyeti yüksek kurumsal girişimin ve oldukça profesyonel yaklaşımların esas alınması gereken, yeraltındaki seçilen üretim yöntemleriyle jeolojik belirsizliklerin ve çevresel unsurların maliyete yansıtıldığı bir sektör olduğu açıktır. Nitekim tüm dünyada da bu sektörde egemen olan yapının, finansman sorunu olmayan çokuluslu dev şirketler ve kamu ağırlıklı iktisadi kuruluşlar olması herhalde bu gerekçelerden olmalıdır. Ülkemizde ne yazık ki son 30 yılda uygulanan ekonomik politikalar sonucunda bir yandan devlet yatırımdan çekilirken öte yandan özel girişimlerin bu kapasiteye uygun olarak madenciliğe girişi sağlanamamıştır.

Gelinen bu noktada teknik, ekonomik ve güvenlik yönünden yeterlilik arz edecek olan, usulüne uygun, kayırma anlayışından uzak, hiyerarşik ayrıcalıkların olmadığı bir özelleştirme ya da sivil toplum kuruluşlarının öncülüğünde gerçekleştirilecek bir özerkleştirme; yıllardır kaderine terk edilmiş, dışa bağımlı enerji politikalarımızın alternatifi olan kömür varlığımız başta olmak üzere tüm yer altı kaynaklarımız için bir çıkış olacaktır. Gelin hep birlikte ’Madenciliğimizin Ufkunu Açalım’.

 

Prof. Dr. Ali KAHRİMAN / Maden Yüksek Mühendisi

Okan Üniversitesi Öğretim Üyesi

E-mail: alikahriman55@hotmail.com

Karaciğer Nakli Mezuniyet Sonrası Eğitim Kursu

Dünya genelinde yaklaşık olarak 160 milyon kişide kronik Hepatit C hastalığı olduğunu belirten Organ Nakilleri Bilinçlendirme ve Geliştirme Derneği Başkanı Prof. Dr. Yalçın Polat Türkiye’de karaciğer naklinin durumu hakkında bilgiler verdi.

Türkiye’de en çok Hepatit B’ye bağlı karaciğer yetmezliği görülüyor

 
Ülkemizde de en çok Hepatit B’ye bağlı olarak gelişen karaciğer yetmezliği görülmektedir. Hepatit B’li hastaların %15’inde ileri evrelerde mutlaka tümör ya da yetmezlik olabilmektedir. Dünyadaki hepatit C olgularına ise; neredeyse her yıl 3-4 milyon yeni olgu eklenmektedir. Yılda 350 binden fazla kişi Hepatit C'nin sebebi ile hayatını kaybedebilmektedir.

Hepatit B’den korunmak için aşılanmak gerekir

 
Karaciğer tümörleri genel olarak halsizlik, iştahsızlık, kilo kaybı, sarılık gibi durumlar ile ortaya çıkabilmektedir. Kendini iyi hissetmeyen, halsiz, kilo kaybı ve sarılığı olan bir hastada karaciğer ya da safra ile ilgili problemlerin varlığı araştırılmalıdır. Genellikle halsizlik yapan bir hastalıktır. Hepatit B ve C gibi hastalıkların aktif ya da kronik dönemlerinin olmasına bağlı olarak semptomlar ve şikayetler değişebilmektedir. Hepatit B’den korunmak için Hepatit B aşısı mutlaka yaptırılmalıdır.

Karaciğer naklinde zamanlama önemlidir

 
Hasta karaciğer yetmezliğinin son evresinde ise (Child C) karaciğer kesinlikle gereklidir. Hastanın tahlillerine göre belirlenen “MELD” skoru da nakil kararının verilmesini sağlar. Eğer; MELD skoru 15’in üzerindeyse hastaya karaciğer nakli gerektiğine karar verilmektedir. Ayrıca hastanın dekonpanse karaciğer yetmezliği varsa ve artık bu karaciğer yetmezliği kişinin bir takım sistematik bulgularına sebep oluyorsa karaciğer nakli gerekmektedir. Bu bulgular yemek borusunun etrafında varislerin oluşması, dalağın büyümesi ve karnında asit birikmesi gibi durumlar olabilmektedir.

Karaciğer yetmezliğinin en etkin tedavisi nakildir

 
Karaciğer yetmezliğinin son evresinde olan hastalar için nakil sayesinde uzun ve kaliteli bir yaşam sağlanır. Karaciğer, vücuttaki diğer bütün organlardan farklı olarak tekrar yenilenme ve büyüme özelliğine sahip olduğu için canlı vericiden karaciğer naklini mümkün kılmaktadır. Örneğin; tümör olgularında yapılan operasyonlar sonucu karaciğerin %70’i çıkarılmakta, kalan %30’luk kısım ise yaklaşık 2 ay gibi bir sürede kendini tamamlayıp eski boyutuna ulaşmaktadır. Bu gerçekleştirdiğimiz nakillerde hem alıcı hem de verici için geçerlidir. Alıcıdan verilen karaciğer ve vericiden alınan karaciğer bir süre sonra eski boyutuna ulaşmaktadır.

“KURUMSALLAŞMAYA İHTİYAÇ VAR”

 
Eğitim kursunun Düzenleme Kurulu Eş Başkanı İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Fatih Beşışık ise ilk kez düzenlenen eğitimin amacını açıkladı. Kurumsallaşmaya ihtiyaç olduğunun altını çizen Beşışık, konuşmasını şöyle sürdürdü:
 
“Burada hedef hizmet içi eğitimin doğru olarak verilmesi, olayın kurumsallaştırılması, bilinç düzeyinin artırılması. Bu şekilde batı standartlarında kurumsal olarak bir başarının yakalanması. Bu bir ilk adım oldu ve daha iyi yerlere geleceğimizi tahmin ediyoruz.”

Diyabette Egzersiz İlaçtır

820 Hekim, 110 Türk Konuşmacı, 9 Yabancı Konuşmacı, 30 Hemşire ve Diyetisyen Konuşmacı, 140 Hemşire ve 48 Diyetisyenin katıldığı 50.ULUSAL DİYABET KONGRESİ’nde öne çıkan mesajlardan biri;

‘’DİYABETTE EGZERSİZ BİR İLAÇTIR’’

50. Ulusan Diyabet Kongresinde, Diyabet Diyetisyenliği Başkanı Doç. Dr. Emel Özer diyabet ve dayanıklılık sporunda beslenmede amacın sağlığı korumak performansı arttırmak, hipoglisemi ve hiperglisemiyi önlemek ve bu doğrultuda yeterli enerji, besin ögesi ve sıvı alımının sağlanması olduğunu açıkladı. Karbonhidrat tüketiminin glikojen deposunu koruması gerektiğinin altını çizen Doç. Dr. Özer enerji harcamasının cinsiyet, yaş, vücut ağırlığı, egzersizin tipi, yoğunluğu ve süresi ile değiştiğini vurguladı ve devam etti; ’’Genel fiziksel aktiviteler 30 ile 40 dakika ise – haftada 3 kez ve ortalama 50 ile 80 kg arasındaki kişi için enerji harcaması 200-400 kilokaloridir. Günde 2-3 saat ve haftada 5-6 kez tekrarlanan orta düzeyde egzersizlerde ise bu düzey 600-1200 kilokaloriye çıkmaktadır. Dayanıklılık sporlarından uzun mesafe veya uzun zaman aralığında yapılan, uzamış atletik çalışmayı amaçlayan, düşük şiddette aktivite gerektiren aerobik natürde bir spor alt grubudur. 42 km koşulana maraton, 50 km arasında koşulana autro maraton, 10 km koşu 40 km bisiklet ve 5 km koşuyla yapılan duatlon, 1 km yüzme 40 km bisiklet ve 10 km koşuyla triatlon, cross country ski,  binicilik uzun kilometre koşu yarışları, motosiklet, bisiklet ve kürektir. Sporcuların enerji harcaması yapılan aktivitenin süresine, şiddetine, sporcunun cinsiyetine, yaşına ve vücut ağırlığına bağlı olarak değişir. Uzun süreli kas ve karaciğer glikojen depolarının boşalması aşırı yorgunluğa neden olmakta ve bu sebeple sporcular karbonhidrata, yağ, sıvı, vitamin minerallere proteine büyük gereksinim duymaktadır.’’

 
DİYABETLİ ÜNLÜ MARATON KOŞUCUSU TÜRK KAMU OYUNA MESAJ VERDİ;

Soeren Kruse Lilleore tüm dünyada pek çok şehirde maraton koşmuş bir diyabetlidir. 50. Ulusal Diyabet Kongresi’nin özel davetiyle Türkiye ye gelen Lilleore; 2002 yılında Tip 1 diyabet teşhisi konduktan sonra eğitimini biyoloji ve sonrasında insan beslenmesi üzerine yapmıştır. Halen diyabet araştırmalarında özellikle dayanıklılık sporlarını yapan diyabet hastaları için araştırma ve verilerde çok büyük destek sağlamaktadır. Lilleore Türk kamuoyuna şu görüşlerini paylaştı; ‘Öncelikli amacım diyabetli kişilerin fiziksel bir limitlerinin olmadığını ispat etmek ve egzersiz doğru beslenme ve düzenli şeker ölçümü ile gayet sağlıklı ve aktif bir yaşama sahip olabileceğimizi göstermek. Katıldığım maratonlarda ulaşmak istediğim en önemli sonuç diyabet hastalarına karşı olan önyargının kırılması ve diyabet hastalarının motive olması. Bu konuda ilham kaynağı olabiliyorsam bu benim için büyük başarıdır. Dayanıklılık sporlarından maratonu seçtiğimde yarışma öncesi, yarışma sırası ve yarışma sonrası beslenmeme çok dikkat ederek sürekli şeker ölçümümü yaptım. Bu şekilde en az non diyabet kişiler gibi sağlıklı bir yaşam sürebilmekteyim. Burada kan şekerini sürekli kontrol altında tutmak en önemli kriter.’ Türkiye de Kapadokya’da da maratona katılmış olan Lilleore; kan şekerinin izlenmesinin dayanıklılık sporunu yapabilmesindeki en önemli kriter olduğunu açıkladı ve ekledi ; ‘ Kimse mükemmel değildir, herkes hata yapabilir. Önemli olan bu hataların tekrarlanmaması ve diyabet hastalığının tehditlerinden haberdar olup gerekli tedbirin alınmasıyla, yaşamda diyabet hastaları için hiçbir limit yoktur.’’

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Endokrinoloji Metabolizma ve Diyabet Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Taner Damcı hem dayanıklılık sporu yapan hem de hekimliği ile görüşlerini kamuoyuna paylaştı.

 
HEKİMLER EGZERSİZİ NE KADAR ÖNERİYORLAR, KENDİLERİ NE KADAR BİLİYORLAR

 Prof. Dr. Damcı hekimlerin diyabet tedavisinde ilaçtan önce beslenme tarzı ve egzersizin düzenlenmesinin gerekliliğini vurguladı ve devam etti; ‘ Biz hekimler ilaçları ve pek çok tedavi şeklini biliyoruz ama ne var ki egzersizi bilmiyoruz. Egzersiz yağ deposu kullanımını arttırır, vücudun yağ ve karbonhidrat dengesi açısından balansını kurar. Egzersiz ile kaslara daha fazla oranda glikoz girer. Egzersiz şiddeti arttıkça karbonhidratlara, uzunluğu arttıkça yağ asitlerine dayanan enerji metabolizması öne çıkar. Kaslara glikoz sokmak ve hiperglisemiyi tedavi etmek için en iyi yol egzersizdir. Egzersiz sonrası hastanın kan şekeri düşmesine rağmen insülin kullanmayan hastalarda hipoglisemi artma riski yoktur. Bir egzersizin bu etkisi 24 saatten fazla 72 saatten az sürer. Egzersiz 2 – 72 saat arasında insülin direncini önemli ölçüde azaltır. Ayrıca yine egzersiz ve yüksek kardiyorespiratuar fitness diyabetiklerde ölümü azaltır. Her şeyden öte egzersiz diyabetiklerde yaşam kalitesini arttırdığından dolayı diyabet hastalarındaki negatif psikolojik etkilerin ve depresyonun giderilmesinde yardımcı olur.

Diyabetin önlenmesinde en önemli formül haftada en az 2.5 saatlik orta ve şiddetli egzersizdir.

Bu egzersiz yüksek diyabet riski olan erişkinlerde Tip 2 diyabet gelişimini önler. Diyabetik hastalar hızlı yürüme dışında bir egzersiz programına başlamadan önce bir hekim tarafından değerlendirilmelidirler. Yüksek riskli olanlara eforlu EKG yapılması uygun olur. Eforlu EKG bilinen ve şüpheli koroner hastalıkları olan, böbrek yetersizliği teşhisi konmuş kişilere hiper tansiyon hastalarına sigara içenlere 10 yılın ürerinde tip 1 veya tip 2 hastası olanlara, 40 yaşın üstündekilere mutlaka yapılmalıdır. Diyabet hastaları haftada en az 150 dakika orta ve şiddetli egzersiz yine en az 3 gün süresince aralarda 2 günden fazla boşluk olmayacak şekilde tekrarlamaları gerekir. Diyabetiklerde egzersizle hipoglisemi riski artmaz sadece egzersiz sırasında ve sonrasında hastanın ek karbonhidrat alması gerekebilir. Her bir hareket diyabetik hastalar için altın değerindedir. Yürümek çok faydalı ancak daha fazlasını da yapmak mümkün ve güvenlidir. Egzersizlerin süre ve yoğunluğunun artışının üst sınırı yoktur öncelikle diyabet hastaları bu korkuyu üzerilerinden atmalı. Diyabet hastalarının maraton koşarken kardiyak sebeplerden ölüm riski arka plan popülasyonun çok altındadır.

Hatta maraton sırasında bir hastanın kalp sebebiyle ölmesi maratonun koşulduğu şehirde trafik kazasından ölme riskinin yarısı kadardır.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Spor Hekimliği Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Murat Zevgeroğlu 50. Ulusal Diyabet Kongresi’nde yapmış olduğu konuşmasında; ‘ EGZERSİZ BİR İLAÇTIR! ’ dedi. Kişiye özel egzersiz programını savunan Prof. Dr. Zevgeroğlu dünyadaki eğilimin şiddete egzersiz olduğunu açıkladı ve uzun süreli egzersizinde diyabeti %30 azalttığını belirtti.

 
Prof. Dr. Zevgeroğlu şöyle söyledi; ‘’Düzenli egzersiz hipoglisemiyi önlüyor. İlerleyen teknolojinin yaşamı kolaylaştırması insanları giderek hareketsizliğe itmekte, hareketsizlikte kronik kalp hastalıklardı diyabet metabolik sendrom gibi birçok hastalığa zemin hazırlamakta. Dünya sağlık örgütü 2010 verilerine göre dünyada yaklaşık 285 milyon insanda diyabet hastalığı varken yine 2011 de yaklaşık 1.4 milyon kişi diyabet ve semptomlarından hayatını kaybetmiştir. Yapılan çalışmalar hem dayanıklılık hem de kuvvet egzersizinin diyabetin önlenmesi ve tedavisinde önemli yeri olduğunu gösteriyor. ‘’

Avukat Ali Haydar Güden

BARBOROS MAH. ARDIÇ SOK. VARYAP MERİDİAN C BLOK NO:172 ATAŞEHİR İSTANBUL

ali@guden.av.tr

Home

Ali Haydar Güden

0216 510 12 60

Tapi ile Topi, Ataşehirli Çocuklara Atık Pillerin Hikayelerini Anlattılar

Ataşehir Belediyesi Cemal Süreya Etkinlik Salonu’nda, Karma Drama Tiyatro ekibi tarafından sahnelenen Müzikli Kukla Tiyatro gösterilerinde, Ataşehir’deki anaokullarından gelen 1.600 anaokulu öğrencisine; geri dönüşümlü atık pillerin ne olduğu, ne işe yaradığı ve nasıl toplanması gerektiği hakkında bilgiler eğlenceli ve öğretici bir şekilde sunuldu.

4 gün boyunca günde iki seans olarak düzenlenen müzikli kukla tiyatrosunun son gösteriminde Ataşehir Belediye Başkan Yardımcısı Hüseyin Hışman tarafından TAP Derneği adına Savaş Arna’ya, Ataşehir Belediye Meclisi Birinci Başkan Vekili Sadi Özata tarafından da Karma Drama Tiyatro ekibine teşekkür plaketi sunuldu. Kukla tiyatrosu gösterimleri sonrası anaokulu öğrencilerine de çeşitli hediyeler verildi.

Medyanın Ortak Gündemi Soma Oldu

Soma’daki maden faciasını birçok yönden ele alma yoluna giden yayınlar, maden işçilerinin kurtarılması çalışmalarını an be an takip ederek kamuoyunu bilgilendirdiler. İşçilerin yaşam öyküleri haberlere konu yapılırken, Soma’da yaşanan çeşitli gerginlikler gündemin farklı bir boyutu olarak basında yer aldı. Ayrıca çeşitli kesimlerden tanınmış isimlerinin olaya karşı duyarlılıkları ile destek ve yardımları da haberlere konu edildi. Arama kurtarma çalışmalarının sona ermesiyle medyanın Soma gündemi, sorumlular hakkında başlatılan soruşturmalar etrafında şekillenmeye başladı.

Yayınların büyük kısmı, olay yerinden yapılan canlı yayınlar, kazanın nedeni ve sonuçlarına ilişkin tv programları, köşe yazıları ve haberlerden oluştu. Sadece Türkiye'de değil tüm dünya basınında geniş yankı bulan Soma’daki maden kazası, Türk medyasına aşağıdaki rakamlarla yansıdı:

SOMA İLE İLGİLİ EN ÇOK HABER YAPAN HABER KANALLARI

No    Kanal Adı    Süre (Sn)    Haber Adedi
1    NTV    570.652    2.060
2    Habertürk    569.621    1.350
3    CNNTürk    473.884    1.354
4    360    434.440    956
5    Bugün TV    395.584    1.593
6    Ülke TV    386.686    1.004
7    A Haber    370.747    1.252
8    STV Haber    368.203    1.629
9    TGRT Haber    330.517    1.437
10    Kanal 24    265.334    934
11    TRT Haber    253.044    1.111
12    Bloomberg    163.119    266

 
MTM Medya Takip Merkezi tarafından, 13 – 20 Mayıs 2014 dönemi haber takibi sonuçlarına göre derlenmiştir.

GENEL İÇERİKLİ YAYIN YAPAN KANALLAR

No    Kanal Adı    Süre (Sn)    Haber Adedi
1    Show TV    112.682    316
2    Kanaltürk    108.963    330
3    Beyaz TV    107.121    330
4    TRT 1    106.827    331
5    Kanal B    94.691    258
6    TV 8    89.913    59
7    Star TV    75.196    305
8    FOX    70.033    300
9    Kanal 7    68.053    313
10    Kanal D    62.047    279
11    ATV    54.397    231
12    STV    46.788    279

 
MTM Medya Takip Merkezi tarafından, 13 – 20 Mayıs 2014 dönemi haber takibi sonuçlarına göre derlenmiştir.

ULUSAL GAZETELER

No    Yayın    Adet    Alan (Stxcm)
1    Hürriyet    577    63.451
2    Milliyet    492    63.184
3    Habertürk    476    50.460
4    Star    379    52.135
5    Zaman    376    52.134
6    Sabah    374    55.796
7    Posta    372    41.630
8    Yeni Şafak    361    46.675
9    Cumhuriyet    360    32.585
10    Türkiye Gazetesi    293    28.508
11    Sözcü    272    31.067
12    Birgün    268    31.962
13    Aydınlık Gazetesi    254    37.212
14    Bursa Hakimiyet    240    21.242
15    Yeni Akit    237    42.283
16    İzmir 9 Eylül Gazetesi    218    15.121
17    Akşam    218    36.471
18    Yurt Gazetesi    217    27.620
19    Evrensel    215    29.526
20    Haber Ekspres (İzmir)    212    28.390

 
Veriler MTM Medya Takip Merkezi'nin 14 – 21 Mayıs 2014 tarih aralığında gerçekleştirdiği haber taramasından derlenmiştir.

Ataşehir Belediyesi “Aile Haftası”nda Yaşlıları Unutmadı

Yaşlıları ziyaret eden belediye çalışanları, onlarla sohbet edip, sorunlarını dinledi ve karanfil dağıttı.

Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi de, 15-21 Mayıs tarihleri arasında kutlanan Aile Haftası nedeniyle yaptığı açıklamada, “ Dünyada ve ülkemizde aileye ve aile değerlerine yönelik duyarlılığın ve çalışmaların karşılığını bulacağına, tüm kalbimle inanıyorum. Ataşehir Belediyesi olarak her zaman ailelerimizin ve tüm yaşlılarımızın yanlarında olduğumuzu bilmelerini istiyorum” dedi.

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Hipertansiyon Hastalarının En Sık Yaptıkları 8 Hata

Acıbadem Atakent Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Karabulut, hipertansiyon hastalarının en sık yaptıkları 8 hatayı ve bunların yol açtıkları sorunları anlattı. 
 
1. Hipertansiyonu ciddiye almamak
 
‘Bünyem, yüksek tansiyona alışmış’ deyip hipertansiyonu ciddiye almamak yapılan en büyük hatalardan biri. Kan basıncı yüksekliğini sadece strese (gerginliğe) bağlayıp tansiyon ilacı kullanmamak, ‘Ben tansiyonumun yükseldiğini hissediyorum’ deyip yakınma olmayan zamanlarda kan basıncını ölçtürmemek de hastaların yaptıkları diğer önemli hatalardan. Oysa ki hipertansiyon sinsi bir hastalık. Kişi kendini iyi hissetse bile, yüksek tansiyon damarlardaki harabiyetini sürdürüyor.

2. Sadece büyük tansiyonla ilgilenmek

 
Sadece büyük tansiyonla ilgilenmek de hastalar tarafından sıkça yapılan bir başka hata. Yapılan araştırmalar küçük tansiyon kontrol altına alınmadığında damar harabiyeti riskinin devam ettiğini gösteriyor. Bazı kişilerde sadece küçük tansiyonun yüksek olduğu ve bu kişilerin tedavi altına alınması gerektiği unutulmamalı. Özellikle kalp damarları, küçük tansiyon varlığında yüksek basınca maruz kalıyor.

3. Bitkisel ilaçlar ve sarımsaktan medet ummak

 
Hipertansiyon tedavisinin bitkisel ilaçlar ile sarımsakla yapılması ve tansiyon düşürücü ilaç kullanımından kaçınılması da yapılan hatalar arasında. Piyasada mevcut bitkisel ilaçlar Tarım Bakanlığı onaylı olup, çoğunluğu uyarıcı afrodizyak maddeler içeriyor. Bu ilaçlar tansiyon yükselmesine yol açabiliyor. Limon ve sarımsak kullanımının tansiyon düşürmedeki rolü minimal olup, tek başına yüksek tansiyon tedavisinde kullanılmıyor. Ancak sarımsak ve limon diyetin bir parçası olabilir. Sakinleştirici ilaçlar kişilerin stresini azaltarak tansiyon dengelenmesine katkıda bulunabiliyor. Bu ilaçların tek başına kullanılması ancak nadir vakalarda tansiyon kontrolü sağlayabiliyor.

4. Her kan basıncı yüksekliğinde dilaltı hapı çiğnemek

 
Her kan basıncı yüksekliğinde dil altı hapı çiğnenmemeli. Dil altı hapının sadece baş ağrısı, göğüs ağrısı, nefes darlığı gibi şikayetlerin geliştiği ve sıklıkla büyük tansiyonun 180 değerini aştığı acil durumlarda kullanılması gerekiyor. Aksi halde dilaltı ilacı kan basıncını hızla ve kontrolsüz düşürerek felç, kalp krizi ve ölüm gibi istenmeyen sonuçlara yol açabiliyor. Dilaltının evde kullanımı doktor önermediği sürece tercih edilmemeli.

5. İlaç tedavisinden bağımlılık veya yan etki yapar diyerek kaçınmak

 
Birçok hastalığı mevcut olan “Vücut ilaca alışır etkisini kaybeder, ilaç yan etki ve bağımlılık yapar” şeklindeki düşünce kesinlikle yanlış. Eğer ilaç tansiyonu iyi kontrol etmiş ve kişide belirgin yan etki oluşturmamışsa, ilacın eski ya da yeni oluşuna bakılmaksızın ilaç kullanılmalı. Tansiyon ilaçları bağımlılık yapmaz. Tansiyon ilaçlarının yan etki potansiyeli düşüktür ve bu etkinin ortaya çıkışı kişiye göre değişiyor. Yan etki ortaya çıktığında ilaç bırakılmamalı ve mutlaka doktora başvurulmalı. Unutmayın ki hastaya en büyük zararı kontrolsüz hipertansiyon veriyor.

6. İlaç dışı tedavileri ihmal etmek

 
Hipertansiyon tedavisinde ilacın yanı sıra yaşam şekli değişikliği diye adlandırılan ilaç dışı tedaviler de bir o kadar önemli. Yaşam şekli değişikliği; tuzu azaltma, düzenli spor, ideal kiloya ulaşma, sigara ve alkolden uzaklaşma ve hipertansiyon diyetini kapsıyor. Ancak ilaç kullanan hastaların çoğu ilaçsız tedaviyi ihmal ediyor. İlaçsız tedaviye dikkat edilmezse antihipertansif ilaçların da etkisi çok azalıyor veya ortadan kalkıyor. Hipertansiyon tedavisi ancak sağlıklı bir hasta-hekim ilişkisiyle mümkün olabiliyor.

7. İlaç tedavisine ara vermek

 
Birçok hasta kan basıncı ilaçlarla kontrol altına alındığında, kendilerini rahatsız eden baş ağrısı, nefes darlığı ve çarpıntı gibi yakınmalar ortadan kalktığında veya ilacı bittiğinde ilaç tedavisini yarıda bırakabiliyor. Oysa kısa süreli bile olsa tedaviye kesinlikle ara verilmemeli. Çünkü tedavide amaç sadece hastayı o dönemde rahatsız eden yakınmaları gidermek değil, aynı zamanda hedef organ hasarını önleyerek veya geri çevirerek kalıcı sakatlık ve ölümleri azaltmak. Hipertansiyonun büyük olasılıkla ömür boyu eşlik edeceği unutulmamalı. İlacın ani bırakılması, tansiyon değerlerinde ani fırlamaya ve kalıcı sağlık sorunlarına yol açabiliyor. 

8. İlacı bırakarak ‘kan basıncı yeniden yükselecek mi?’ diye deneme yapması

Kan basıncı kontrol altına alınan bir hastanın ilacı bırakarak ‘kan basıncı yeniden yükselecek mi?’ diye deneme yapması da büyük bir hata. Antihipertansif ilaçlar bırakılsa bile kan basıncını düşürücü etkileri bir süre daha devam ediyor. Hastada geçici, hipertansiyon yoksa, ilaç bırakılınca kan basıncı bir süre sonra kesinlikle yeniden yükseliyor. Bu nedenle ilaç tedavisinin kesilmesi ve doz değişikliği kesinlikle doktor tarafından yapılmalı.

Ani Kayıplarda Psikolojik Destek Gerekli

Her birey travmayı farklı şekilde yaşar
 
Travma; kişilerin kendi güçsüzlüğü ile yüz yüze gelmesine neden olur. Öngörülebilir, kontrol edilebilir, güvenli bir dünyada yaşıyor olma inancının zarar görmesine yol açar. Böyle dönemlerde kişinin olaylar arasında bağlantı kurma ve anlamlandırmasında etkili olan baş etme yöntemleri de yetersiz kalmaktadır. Yaşanılan kaybın ya da tehdidin büyüklüğüne, kurban olma ya da tanıklık etmeye, bireysel ya da kitlesel etkilenmelere göre travmanın yaşanış şekli değişir. Bireylerin ve toplumların özellikleri, baş etme yöntemleri, geçmiş travma ve kayıpları, bu kayıpların yaslarının tutulup tutulamadığı, kaybettikleri kişi veya durumlarla ilgili duyguları, travma sonrası süreci belirlemektedir.

Sağlıklı yas süreci kişiyi olgunlaştırabiliyor

 
Kayıplardan sonra yaşanan olağan yas, kişinin sadece yaşam kaybı ile ilişkili değildir. Bir eşya, para, iş, bir ilişki, kendine güven, ulaşmak istenen bir hedef, sağlık, bir organ kaybı, boşanma, emeklilik ya da yılların geçip gitmiş olması kişilerce kayıp olarak algılandığında yas süreci başlayabilir. Ancak ölüm kaçınılmaz olarak tüm insanlarda yasa neden olmaktadır. Olağan yas süreci bireysel farklılıklar içerse de evrensel olarak, kaybı inkar etme, kayba inanamama, öfke, suçluluk gibi yoğun duygular yaşama, kaybı geri getirmek için pazarlık yapma ve nihayetinde kabullenme ile giden dönemlerden oluşmaktadır. Bu nedenle sağlıklı yas tutulması, kişilerin büyüme ve yenilenmesinde bir araç olabilir.

Aşırı üzüntü yas dönemini uzatabilir

 
Bazen travmalarda kayıplar öylesine büyük, duygular öylesine yoğundur ki olağan yas tutulamaz. Bu süreç uzar ve karmaşıklaşır. Çok yoğun keder, öfke, umutsuzluk, isteksizlik, suçluluk, hayal kırıklığı, özlem, incinmiş adalet duygusu, kaygı yaşanır. Nefes darlığı, kalp çarpıntısı gibi bedensel belirtiler, panik ataklar, vücutta gerginlik, irkilme tepkileri, tekrar tekrar travma anını yaşantılama, rüyalarda görme, uyku iştah bozuklukları, intihar düşünceleri gibi durumlarla karşı karşıya kalır. Bu belirtiler kişilerin hayatlarını önemli ölçüde etkiler.

Yas sürecinde uzman yardımı alınmalı

 
Travma sonrası yaşanan doğal yas tutma süreci dışındaki sorunlu yas ve travma sonrası stres bozuklukları tedavi edilebilir ruhsal durumlar olarak görülmelidir. Aksi takdirde kişiler hayatları boyunca acı ve kederleri ile birlikte yaşayabilir. Kayıplardan sonraki olağan yas sürecine eşlik etme ve yasın sağlıkla işlenebilmesini sağlamada da, travmatik yas süreçlerinin ya da travma sonrası stres bozukluklarının tedavisinde de, konusunda uzman ve deneyimli psikiyatrist ve psikologlardan destek alınması çok önemlidir.     

Ataşehir’de El Sanatları Sergisi Açıldı

Aynı zamanda Ataşehir Belediyesi Sosyal Yardım İşler Müdürlüğü ve Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV) işbirliği ile gerçekleştirilen “Anne-çocuk” eğitim programında 0-3 yaş arası çocukların eğitim ve gelişimlerine yönelik 210 saatlik eğitim programını tamamlayan 14 kursiyere Milli Eğitim Bakanlığı onaylı sertifikaları verildi.
 
Sertifika töreninde okul öncesi eğitimin çocuğun gelişiminde önemli bir yer tuttuğu, bu kapsamda çocuğun sağlıklı büyümesinde ve gelişmesinde annenin eğitilmesi açından gerçekleştirilen “Anne-çocuk” eğitim programının çok gerekli ve faydalı olduğu vurgulandı.

Ataşehir Belediye Başkan Yardımcısı Abdullah Der’in de katıldığı törende sertifikalarını alan kursiyerlerde Ataevlerini kendi evleri gibi gördüklerini belirterek Başkan Battal İlgezdi ve tüm çalışma arkadaşlarına teşekkür ettiler.

 
 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Her Yaşın Ayrı Bir Diyeti Var

30’larda haftada 4-5 defa kırmızı ete izin var

Bu yaşlar gençlikten yetişkinliğe geçişin ilk dönemi olmanın yanı sıra, genellikle kadınların doğurganlık çağı olması nedeniyle de önem taşıyor. Bu dönemde vücut gelişimleri tamamlanmış olan kadınların, sağlığı ve gençliği korumaya çalışılması gerekiyor.  Bu nedenle özellikle kalsiyum, folik asit ve C vitamininin yeterli düzeyde alınması, adet kanaması sonucu kansızlık oluşabileceği için demir içeriği yüksek gıdaların tüketilmesine dikkat edilmesi lazım.

Öneriler:

•Her gün 2 bardak süt içmek veya yoğurt yemek, yeşil yapraklı sebzeleri ve meyveleri bol tüketmek kalsiyum ve folik asit ihtiyaçlarını karşılıyor.

•Haftada 4-5 defa kırmızı et yemek demir açısından gereklidir, yanında da taze meyve ve sebze tüketilmesi C vitamini sağlayacağı ve demir emilimine katkısı olacağı için gereklidir.

•Her gün bol miktarda sebze ve meyve tüketmek posa ve antioksidan alımını sağlamasından dolayı önem taşıyor.

•Alkol ve fast food tarzı yiyeceklerin fazla tüketilmemesi, bol su içmeye dikkat edilmesi gerekiyor.

•İlerleyen yıllara kilolu girmemek için fazla kalorili beslenmeden kaçınılmalı, eğer kilo fazlalığı varsa çok kısıtlı ve yanlış diyetler yaparak kilo verilmeme. Bu tür uygulamalar gelecekte metabolizmanızın bozulmasına ve belki de daha fazla kilo alımına yol açabiliyor. 

•İskelet ve kas yapılarını korumak, kilo kontrolü için haftada en az üç gün düzenli spor yapmaya dikkat etmek, kardiyo egzersizlerine ağırlık vermek gerekiyor.

40’lı yaşlarda enerji ihtiyacı azalıyor

Bu yaş grubu kadınların metabolik enerji harcamaları düşmeye başladığı için kilo almaya yatkınlık söz konusu oluyor. Vücudun enerji ihtiyacı daha az olduğu için yiyecek tüketiminin de ona göre ayarlanması gerekiyor. Bağışıklık sisteminin güçlü olması, yeterli miktarda B grubu vitaminin tüketilmesi, ileri yaşlara daha sağlam bir vücutla girebilmek için önem taşıyor.  Eğer bu yaş dönemine fazla kilolu girilmişse hızlı olmamak kaydıyla kilo verilmesinde yarar var.

Öneriler:

•Fazla kalori almamak için yiyeceklerin daha az yağlı olmasına ve şekerli gıdaların tüketilmemesine veya az tüketilmesine dikkat edilmeli.

•Bol miktarda sebze ve meyve tüketilmeli, kurubaklagil ve tahıl yemeye özen gösterilmeli.

•Vitamin ve mineral katkılı şekersiz kahvaltılık müsliler tüketilebilir.

•Yaşlanmaya karşı savaşmak için omega 3 alımı ve antioksidant tüketimi önemli. Bu nedenle haftada 2 defa balık tüketmek, ceviz ve badem gibi yağlı tohumlara ağırlık vermek gereklidir.

•Kemik sağlığını korumak için kalsiyum ve D vitamini alımına dikkat edilmeli, her gün süt, yoğurt, az yağlı peynir, koyu yeşil yapraklı sebzeler tüketilmeli.

•Haftada 3 gün çok düzenli egzersiz yapmaya devam edilmeli.

•Fazla enerji bulunan içeceklerden de uzak durulmalı, bol su içilmeli, günde 1-2 fincan yeşil çay içilmeli.

50’lerde menopoza giriliyor, kemikleri sağlam tutmalı

Bu yaş grubu kadınların önemli bir çoğunluğu menopoza girmiş olduklarından dolayı, bazı hastalıklara yakalanma riskleri de artmış oluyor. Bu dönemde beslenme düzeninin bağışıklık sisteminin güçlü tutulmasının yanı sıra, yıpranmaya başlayan kemiklerin korunmasına uygun beslenme önerilerinin hayata geçirilmesinde fayda var.

Öneriler:

•Az yağlı ve bol posalı beslenmeye dikkat edilmeli, bol sebze tüketilmeli.

•Az yağlı süt, yoğurt ve peynir yenilmesi önemli.

•Vücudun protein ihtiyacının et ve tavuk dışında kurubaklagillerden sağlanması, kolesterol alımını da azaltacağından bu şekilde beslenmeye dikkat edilmesinde fayda var.

•Yemeklerde zeytinyağı kullanıp, katı yağlardan uzak durulmalı.

•İyice yavaşlayan metabolizma hızı nedeniyle kilo alımından korunmak için kızartılmış yiyeceklerin ve hamur işi gıdaların yenilmemesi gerekli.

•Haftada 4-5 defa 30 dakikalık yürüyüş yapılmasında yarar var.

60’larda az yemeli, her gün kısa güneş molaları verilmeli

Kadınlar 60’lı yaşlarına girdikleri zaman, vücudun kalsiyum, D vitamini, B grubu vitaminler, E vitamini ihtiyaçları da artıyor.  Bu dönemde, sağlıklı ve zinde bir yaşlılık geçirmek için yeterli protein ve enerji miktarının karşılanması önem taşıyor.

Öneriler:

•Vücudun enerji ihtiyacı azalmış olduğu için yenilen yiyecek miktarları fazla olmamalı.

•Her gün fazla yağlı olmayan süt-yoğurt, peynir grubundan tüketilmelisinde fayda var.

•Vücudun D vitamini ihtiyacını karşılamak için 15 dakikalık güneşlenmesi gerekiyor.

•Protein kaynağı olarak haftada 2 defa kırmızı et,1-2 defa balık,1-2 defa tavuk veya hindi ve 1-2 defa kurubaklagillerin tüketilmesine özen gösterilmesi önemli.

•Koyu yeşil yapraklı sebzelerin, taze veya kuru meyvelerin mutlaka beslenmede yer almalı.

•Yemeklerde zeytinyağı kullanılmaya özen göstermek, ceviz ve badem gibi kuruyemişlerden tüketmek, fazla ve zararlı yağ tüketimini de önleyeceğinden çok yararlı.

•Çok fazla kahve, şekerli içecekler tüketilmemeli bol su içilmeli.

•Her gün esneme hareketleri ve kısa yürüyüşler yapılmasına özen gösterilmeli.

8 Adımda Diyette Başarıyı Yakalayın

1. Hedef kilonuzu belirleyin: Kilo vermek isteyen birçok kişi sık sık diyete başlamakta fakat bir süre sonra pek çok farklı nedenle diyet programına sadık kalamamaktadır. Kişiyi günlük hayatında zorlamayacak, doğru planlanmış bir diyet programı sayesinde beslenme alışkanlıkları değiştirilerek başarılı sonuçlar alınabilir. Diyete başlayanlar “Acaba kilo verebilir miyim, versem bu kilomu koruyabilir miyim?”  gibi motivasyonu etkileyecek sorularla kendilerini yormamalıdır. “İlk ay 8 kilo veririm” gibi büyük hedefler koymak yerine gerçekçi hedeflerle ve kendilerini strese sokmadan diyete başlayabilirler.  “Ayda 1 kilo versem bile yılda 12 kilo eder” diye düşünerek rahatlayabilir,  yapabileceklerine inanarak ve kendilerini cesaretlendirebilirler.

2.Sık sık tartılmayın

Kilo takibi amacıyla sık sık tartılmak yanlış bir yöntemdir. Sağlıklı bir diyetle kilo değişimi ayda 4-6 kilodur. Buna göre haftada 1-1,5 kilo kaybı normaldir. Fazlasını beklemek hayal kırıklığına sebep olabilir. Uygun tartılma sıklığı haftada bir ve sabahları aç karnına olmalıdır.  Gün içinde farklı saatlerde birkaç kez tartılmak ise moral bozmaya ve motivasyonun azalmasına neden olacaktır. 

3.Kendinizi ödüllendirin

Diyet programına başladıktan bir süre sonra kilo vermeye başlanırsa, verilen kilolar için kişiler kendilerini ödüllendirebilirler ancak bu ödüllendirme diyeti bozarak olmamalıdır. Kendilerine ödül olarak; beğendikleri bir kıyafeti alabilir, saç modellerini değiştirebilir ya da uzun zamandır görmek istedikleri bir yere gidebilirler. Bu şekilde motivasyon artırılabilir.

4.Bardağın dolu tarafını görün

Diyet süresince motivasyonu yüksek tutabilmek amacıyla verilen her kilo için sevinmek önemlidir. Verilen kilo miktarı ne olursa olsun, diyet yapan kişiler başarılarını takdir etmelilerdir. Bardağın dolu tarafını görmek diyetin uzun süreli olmasına ve başarıyla sonuçlanmasına sebep olacaktır.

5. Diyet yaparken kendinizi hayatın güzelliklerinden mahrum ve dışlanmış hissetmeyin

Sağlıklı bir yaşam sürdürmek isteyen herkes, doğru beslenme programına uymayı ilke edinmelidir. Gün içerisinde dengeli beslenerek et, süt, sebze, meyve ve tahıl  besin gruplarından yeterli miktarda tüketmelidir. Diyete başlayan kişiler, çevrelerindeki diğer kişilerin istedikleri her şeyi yerken kendilerinin yasakların olduğu bir program içinde olduğunu düşünerek dışlanmış hissetmemelilerdir.

6.Yemek yemek istediğinizde açlığınızı sorgulayın

Çoğu insan sıkıldığında, mutsuz olduğunda, sinirlendiğinde ya da mutlu olduğunda kendini aç hisseder. Böyle durumlarda açlık hissi tekrar sorgulanmalı. Duygu yoğunluna bağlı açlık hissi durumlarında mutlaka bir şeyler yemeleri gerektiğini düşünen kişiler, kalorisi olmayan ve mevsime uygun çiğ sebzeleri tercih etmeliler. Örneğin; yaz mevsiminde salatalık ve domates uygun olabilir. Hatta salatalığın üzerine yoğurt eklemek daha doyurucu olmasına yardımcı olacaktır. Böyle anlarda kalorisiz çiğ sebzeleri tüketerek diyeti bozmadan açlık hissinden kurtulunabilinir.

7. Öğünlerde yediklerinizi not alın

Diyet yapan kişilerin yediklerini not almaları kendilerini kontrol etmeleri için etkili bir yöntemdir. Notlar sayesinde, öğün sayısını ve öğünlerde doğru besin gruplarına yer verilip verilmediğini kontrol ederken; yaptıkları yanlışlar varsa onları da görme şansı yakalayabilirler. Not almanın diğer bir avantajı ise diyet programına uyulup not tutulmasına rağmen bir hafta sonunda hiç kilo verilmemesi ya da çok az kilo verilmesi durumunda, tüketimin diyetisyenle incelenerek yapılan hatanın bulunma şansını yaratmasıdır.

8.Ofisteki çekmecenizi yeniden düzenleyin

İş yeri çekmecelerinde bulundurulan çikolata, gofret, bisküvi gibi yüksek kalorili atıştırmalıklar diyet programının bozulmasına neden olabilirler. Bunların yerine iş yeri çekmecelerinde kuru meyve, leblebi, galeta gibi sağlıklı ve ara öğün olmaya uygun yiyecekler bulundurmak daha faydalı olacaktır.

Şişman Kime Derler?

Aslında aynaya bakınca şişmanladığımızı kolayca anlıyoruz. Vücut hatlarımız bozuluyor, kıyafetlerimize giremiyoruz. Ancak günlük hayatta kendimize sık sık söylediğimiz ‘ben şişmanladım’ sözünü bilimsel bir tarifle açıklamak mümkün. Bu aynı zamanda ‘Şişman Kime Derler?’ sorusunun da cevabını bulmamıza yardımcı oluyor. Şişmanlığın hesabının Vücut Kitle İndeksi (VKİ) ölçümüne göre yapıldığını belirten Dr. Yaser Süleymanoğlu şu bilgileri veriyor:
 
“Kişinin kilogram cinsinden terazide ölçülen kilosu, boyunun metre cinsinden karesine bölünüyor. Yani 170 cm boyundaysa ve 70 kiloysa: 70 kg /1,7 m2 olarak hesaplanınca çıkan sonuç: 24.22 oluyor. Eğer kişinin Vücut Kitle İndeksi 18,5-25 arasındaysa ideal kiloda, 25-30 arasındaysa kilo fazlası var demektir. 30-40 arasındaysa obez ya da şişman olarak kabul ediliyor. Vücut kitle indeksi 40’ın üzerindeyse morbid obez olarak adlandırılıyor. Bir de vücut kitle indeksi 18,5’in altında olanlar var ki, zayıf kabul ediliyor ve tıpkı obezler gibi sağlık kontrolünden geçmeleri öneriliyor.”

Şişmanlığın 12 zararı

Şişmanlık kısa sürede çözümlenecek bir sağlık sorunu değil. Kilolar da aslında çok kısa sürede alınmıyor, vücutta yağ birikimi yıllar içinde artıyor, sonunda sadece az yiyerek çözümlenmekten uzak bir soruna dönüşüyor. Hekim ve beslenme uzmanı desteği almadan, spor yapmadan da kilolardan kurtulmak mümkün olamıyor. Şüphesiz ki şişmanlık vücut için ciddi bir yük. Şişmanlığın bize verdiği zararları daha iyi anlamamıza yönelik bilgiler veren Dr. Yaser Süleymanoğlu, bunları şöyle sıralıyor: 

1-Motivasyon eksikliği.

2-Eklemlerde özelikle dizlerde rahatsızlık.

3-Kalça ağrıları.

4-Omurga ağrıları.

5-Büyük göğüsler nedeniyle sırt ağrıları.

6-Sürekli yorgunluk.

7-Nefes nefese kalmak.

8-Merdiven çıkmakta zorlanmak.

9-Koşamamak.

10-Tempolu yürüyüşte zorlanmak.

11-Büyük beden kıyafetler giymek zorunda kalmak.

12-Genç olduğu halde yaşından büyük göstermek.

Şişmanlığı neler tetikler?

Şişmanlığı tetikleyen birçok neden bulunduğunu, bunların başında hareketsizlik ve vücudun yakabileceğinden fazla kalori tüketmenin geldiğini belirten Dr. Yaser Süleymanoğlu, “Bir de bunlara genetik yatkınlık, insülin direnci, hipoglisemi, stres, hormonal bozukluklar (büyüme hormonu, tiroid, hipofiz ve adrenal bez sorunları) ekleniyorsa, yağ dokusu artarak şişmanlık sorunu ortaya çıkıyor” diyor. Genetik yatkınlığı olan kişilerin yaşam tarzlarına dikkat etmedikleri sürece şişmanlayacaklarına değinen Dr. Süleymanoğlu, genetik yatkınlığı olup da kilosuna dikkat eden kişilerin şişmanlıktan kurtulabileceklerini söylüyor. Çocukluk çağı obezitesinin artmasıyla birlikte şişman çocukları gelecekte bekleyen tehlikelerin de arttığını vurgulayan Dr. Süleymanoğlu, diyabet, kalp ve koroner damar hastalıkları, erken yaşta hipertansiyon ve kanser riskinin de yükseldiğini ifade ediyor.

Su içse yarayanlar kimler?

Bir de yediklerine dikkat ettiklerini söyledikleri halde en küçük kaçamaklarda bile kilo aldıklarını söyleyenler var ki bu kişiler durumlarını ‘Su içsem yarıyor’ diye tarif ediyor. Şişmanlamamak için geç saatlerde aşırı kalori almaktan kaçınmak şişmanlamamak için alınacak ciddi önlemlerden biri. Sonra hareketli olmak, spor yapmak geliyor. Hazır gıdalardan uzak durmak, bol karbonhidrat ve yağlı yiyecek tüketmemek de alınacak önlemler arasında. Tüm bunlar yapıldığı halde kişi “Su içsem yarıyor” diyorsa metabolizma hızının yavaş olduğu anlaşılıyor. Dr. Yaser Süleymanoğlu, günlük yaşamı sırasında tükettiği enerji miktarını ifade eden bazal metabolizma hızının bazı kişilerde çok düşük olduğuna dikkati çekerek şunları söylüyor:

“İnsülin direnci, tiroid hastalıkları ve hareketsiz olanların bazal metabolizması yavaş çalışır. Bu kişiler hekim tarafından mutlaka araştırılmalıdır. Örneğin insülin direncinin kırılması için kişiye özel kalorisi hesaplanmış bir diyet programı uygulamak, yine uzman tarafından planlanmış sağlıklı egzersiz bir egzersiz programı yapmak, direncin kırılmasına yönelik ilaç tedavisi görmek etkili olacaktır. Duygusal nedenlerle yiyenlere gelince: Onlar da psikolojik destek almalı, hekim önerisi çerçevesinde bazı medikal yöntemlerle iştah kontrolü yapabilmelidir.”
İnsülin direncinin büyük şehirlerde yaşayan, hareketsiz kalan, çok fazla kalorili gıda tüketenlerin bir sorunu olduğuna işaret eden Dr. Yaser Süleymanoğlu, “İnsülin direnci ömrü kısaltan bir durumdur. İnsülin direncinin diyabet, damar sertliği, tansiyon ve kalp hastalığını tetikleyici etkisi var” diyor.

Kişiye Özel Party Süsü Seti Tema Satış

Şerifali – Ataşehir

cigdem79work@gmail.com

http://temapartyseti.blogspot.com.tr/

Çiğden Baş

0554 386 09 99

İstediğiniz temayı size özel tasarlıyoruz. Size sadece print alıp keyifle hazırlamak kalıyor…:) 

KİŞİYE ÖZEL PARTY SÜSÜ SETLERİ TEMA SATIŞ

DOĞUM GÜNÜ – BABY SHOWER- DİŞ BUĞDAYI -DÜĞÜN-KINA-

SEVGİLİLER GÜNÜ-PARTİ TEMALARI…

 *Kişiye özel

Dekorasyonda Pudra Rengi Hakimiyeti

Evinize ilkbaharın iç açıcı ferahlığını getirmek ve ufak dokunuşlarla fark yaratmak istiyorsanız, Evmanya.com’un sizler için seçtiği Pudra rengi ürünlere göz atabilirsiniz. Pudranın farklı tonlarında ki kanepeler, perdeler, markizler, nevresim takımları, abajurlar, sehpalar, halı ve dekoratif yastıklar gibi ve çok daha fazlası Evmanya.com’da.
 
Evmanya.com Hakkında

Sunduğu ürünlerle bir evin tüm dekorasyon ihtiyacını karşılayan, Türkiye'nin ilk Ev, Dekorasyon ve Alışveriş Sitesi Evmanya.com, dekorasyonda fonksiyonellik, tasarım ve estetiği esas alarak, her bütçeye uygun çözümler üretiyor. Son dönemde tüm dünyada hızla yayılan “Cocooning”  ve “re – decoration” gibi dekorasyon akımlarını Türkiye’ye taşıyıp, uygun çözümler ile yeni yaşam alanları yaratmada sihirli ipuçları veren Evmanya.com, bugün teknoloji dergisi Wired’ın “Avrupa’nın En çok Dikkat Çeken 100 Girişimi” listesinde yer alıyor.

 
100.000 ev ürünü ile Türkiye’nin en büyük ev reyonu ünvanını da taşıyan Evmanya.com, ev dekorasyonu konusundaki uzmanlığını her ay düzenli olarak çıkardığı E-dergi’de tüketicileri ile paylaşıyor.

Kalp Cerrahisinde Estetik Dokunuş

Yaşam boyunca yaklaşık 2,5 milyar kez hiç durmadan atan kalbimizin ameliyatları da kendisi gibi dinamik olmak durumundadır. Kalp cerrahisinde estetik bir tercih değil zorunluluktur. Çünkü koroner arter veya kalp kapağına atılan estetik dikiş, ileri yıllarda kişinin kalp açısından daha sorunsuz yaşamasını sağlayacaktır. Genelde estetik denildiğinde dıştan görülen kesilerin daha küçük ve az iz bırakacak şekilde olması akla gelmektedir. Bu noktada ise cerrah ve hastanın alternatiflerle ortak bir karar vermesi uygun olacaktır.

İyileşme süresi kısaldı

Koroner arter bypass, kalp kapağı, doğuştan olan kalp hastalıkları, kalpte ritim bozuklukları ve damar hastalıkları ameliyatlarında kullanılan cihaz, araç ve hatların küçültülmesi ve daha küçük kesilerle ameliyatlar yapma fikirlerinin 1994-1996 yıllarından sonra daha çok tartışılmaya başlanmıştır. Bu sayede kan ile dış materyallerin etkileşimi azaltılmaya çalışılıp, daha az travmayla hastaların kısa sürede iyileşmeleri hedeflenmektedir. Hedefe yönelik bu işlemler iki başlık altında toplanabilmektedir. Ameliyatta kalp akciğer makinesi gibi cihazları kullanmamak ya da bu cihazların olumsuz etkilerini en aza indirmek ve daha küçük kesilerle aynı ameliyatları gerçekleştirmek estetik yaklaşımda hedeflenen noktalardır.

En zor ameliyatlarda bile estetik yaklaşımlar uygulanabiliyor

 
Ameliyatlar, kalp ve damar girişimleri için ayrı ayrı üretilmiş özellikli malzeme ve aletlerle gerekirse endoskopik video sistemleriyle gerçekleştirilmektedir. Koroner bypass ameliyatları küçük kesilerle ve kalp akciğer makinesi kullanılmadan yapılmaktadır. Kalp kapağı ameliyatları, küçük kesilerle, videoskopi eşliğinde, mikro veya ikiden çok giriş deliği (port) aracılığıyla video yönlendirmeli yapılan ameliyatlardır. Büyük damar ameliyatlarında ise; yapay damar yerleştirme yöntemleri (EVAR-TEVAR girişimleri) daha az riskle uygulanmaktadır.

Koroner bypass ameliyatlarında, koroner köprüleme için bacaktan veya koldan alınacak damarların endoskopik yöntemlerle veya özel aletlerle daha küçük kesilerle çıkarılmaktadır. Varis ameliyatlarında, lazer veya radyofrekans ablasyon teknikleriyle kesi yapılmadan tedavi uygulanabilmekte ve bağlantı damarları endoskopik yöntemlerle iptal edilebilmektedir.

Özel bir eğitim ve ileri teknoloji gerektiriyor

 
Bu farklı ameliyatların hepsi özel cihaz, malzeme, cerrahi alet ve eğitim gerektirmektedir. Robotik cerrahide kurulum ve prosedürler nedeniyle daha fazla olmakla birlikte diğer küçük kesili ameliyatlarda kalp ameliyatlarında (çeşidine bağlı olarak değişmek üzere) ameliyat sürelerinin yüzde 20-80 oranında artmaktadır.

Estetik kalp ameliyatının avantajları

•Ameliyatlarda daha küçük kesi, daha az cerrahi travma ve kanama, daha az kan ve kan ürünleri kullanımı sayesinde hastanın hastanede yatış süresi kısalmaktadır.

•Hastalarda daha az ağrı şikayeti olmaktadır.

•Hastanın hareket kısıtlanma süresi azaldığı için daha kısa zamanda aktif hale gelmektedir

•Enfeksiyon riski daha düşüktür.

•Kesinin küçük olması sebebiyle yara iyileşmesi daha kolaydır.

•Daha iyi bir kozmetik görünüm sağlamaktadır.

Hayatımızın En Önemli Unsuru Trafik

Trafik sorununun çözümü noktasında hepimize önemli görevler ve sorumluluklar düşmektedir. İnsan odaklı yaklaşımlar ve güvenli bir trafik anlayışıyla, trafikte her an kurallara uyarak trafik kazalarının önüne geçebiliriz.

TRAFİK KURALLARINA UYMAK YASAL VE YAŞAMSAL SORUMLULUKTUR.

 
2013 yılında ülkemizde 1 milyon 206 bin 404 trafik kazası meydana geldi.
3 bin 659 kişi kaza yerinde hayatını kaybetti. 274 bin 323 kişi yaralandı. Maddi hasar 21 milyar 300 milyon lira.
Bu rakam, Ülkemizin Gayri Safi Milli Hâsılası’nın yüzde 1 buçuğu ve yıllık toplam Yatırım Bütçesi’nin yüzde 56’sıyla eşdeğer. 

BU KONUDA HERKESİN SORUMLULUĞU VAR…

 
2011–2020 yılları arasında trafik güvenliğinin sağlanması ve trafik kazalarından kaynaklı ölüm vakalarının %50 oranında azaltılması amacıyla “Karayolu Trafik Güvenliği Stratejisi ve Eylem Planı yürürlüğe girmiştir.

Emniyet Genel Müdürlüğü, vatandaşlarımızın bilinçlendirilmesi amacıyla Trafik Kültürünün Oluşmasında Medyanın Rolü'nü dikkate alan bir proje yürütmektedir.
“Karayolu Trafik Güvenliği Strateji ve Eylem Planı" kapsamında yürütülen proje ile, gazete ve televizyon haberleri, eğlence programları, müzik klipleri, reklam filmleri ve dizilerde emniyet kemeri, hız kontrolü, cep telefonu, kırmızı ışık, kask kullanımı ile ilgili haberler ve görüntülerde trafik güvenliği bilincinin yerleşmesi hedeflenmiştir.

 
Medya'da trafik güvenliği hassasiyetinin oluşması ve doğru uygulamaların desteklenmesi amacıyla yerinde bilgilendirme yapan ekibimiz, 1,5 yıl içerisinde yönetici, gazeteci, yazar, sanatçı, yapımcı, yönetmen, senarist ve dizi oyuncularının yakın işbirliği ve desteği ile % 90’a varan oranlarda başarı sağlanmıştır.
 
2013Yılı Nisan ile 2014 yılı Nisan ayları arasını kapsayan izlemelerle elde edilen istatistiklerin değerlendirilmesi ve başarıların ödüllendirilmesi amacıyla "Trafik
 
Güvenliği Medya Ödülleri" organizasyonu 16 Nisan Çarşamba günü Saat 19:00’da İstanbul Lütfi Kırdar ve Kongre Merkezinde düzenleniyor.
 
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), Emniyet Genel Müdürlüğü, Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü’nün işbirliği ile gerçekleştirilen Trafik Güvenliği Medya Ödül Töreni; TURSAB, TÜVTÜRK, Medya Takip Merkezi, Master Medya ve Nevaistanbul İletişim ve Organizasyon Ajansının katkılarıyla düzenleniyor.

KATEGORİLERİ

TV dizileri

Köşe yazarları

TV magazin programları

Ana haber bültenleri

TV yarışma programları

TV programları

TV reklamları

Müzik klipleri

Gazete haberleri

Gazetelerin magazin ekleri

Radyo programları

Sinema Şirketleri

Ağzınızda Yılda 3 Defadan Fazla Yara Çıkıyorsa Doktorun Kapısını Çalın

Ağızda yara neden oluyor?

Ağızdaki bir yaranın, travmatik bir nedenle gelişebileceği gibi; bağışıklık sistemini etkileyen çeşitli hastalıklar, beslenme yetersizlikleri, barsak hastalıkları ve kanserlere kadar çeşitlilik gösteren bir hastalık grubunun ilk bulgusu da olabileceğine değinen Doç. Dr. Simin Ada, bu nedenle ağızda oluşan yaraların dikkate alınması gerektiğinin altını çiziyor. Ağız içinde çıkan kendi küçük etkisi büyük yaraların en sık görülen nedenleri hakkında bilgiler veren Doç. Dr. Simin Ada, bunları şöyle sıralıyor:

1. Ağız içi travmalar (diş darbeleri ve yanıklar).

2. Tekrarlayıcı aft hastalığı.

3. İlaçlar.

4. Enfeksiyonlar (herpes, hepanjina, frengi gibi).

5. Sistemik hastalıklar (Behçet hastalığı, kan hastalıkları, vitamin eksiklikleri, barsak hastalıkları, romatolojik hastalıklar, AIDS gibi).

6. Ağız içi kanserleri.

7. Mukoza tutulumu ile seyreden çeşitli deri hastalıkları (pemfigus, liken planus, eritema multiforme gibi).

Bağışıklık sistemi bozulunca da ağızda yara çıkıyor

Ağızda oluşan yaraların en sık nedeninin ağız içi travmalar olduğunu, bunların da genellikle, diş yüzeyindeki düzensizlikler ya da ısırmaya, aşırı sıcak-soğuk ya da sert gıdalara bağlı geliştiğini belirten Doç. Dr. Simin Ada, bu tipteki yaraların hemen herkeste görülebileceğini, travma ortadan kaldırıldığı zaman da kendiliğinden düzelebildiğini söylüyor. Ağızda oluşan yaraların sık rastlanan diğer bir nedeni de tekrarlayıcı aft hastalığı. Toplumun yüzde 10’unda sık tekrarlayan aft hastalığı görüldüğüne değinen Doç. Dr. Simin Ada şunları söylüyor:

 
“Tekrarlayıcı aft hastalığında, tipik olarak 2-5 mm çaplı, ortası grimsi-beyazımsı, kenarları kırmızı bir halka ile çevrili ağrılı aftlar belirli aralıklarla oluşur. Sıklıkla 1 -2 hafta içinde kendiliğinden geçer. Bu hastalıkta, nadiren 1 cm’den büyük çaplara ulaşan, uzun sürede iyileşen, çok sayıda aftlar izlenebilir. Tekrarlayıcı aft hastalığının, nedeni tam olarak bilinmiyor. Ancak, bağışıklık sistemindeki bir bozukluğun rol oynadığına inanılıyor. Bu hastalığa kalıtımsal bir yatkınlık olabiliyor. Sıklıkla ilk olarak çocuklukta başlayan aftlar, genç erişkinlikte devam ediyor, yaşla birlikte görülme sıklığı azalıyor. Önceden aft öyküsü olmayan kişilerde, aniden ortaya çıkan, tekrarlayıcı aft benzeri yaralar kullanılan ilaçlara bağlı olabiliyor. Çeşitli kanser ilaçları, ağrı kesiciler, bazı antihipertansif ilaçlar ve antibiyotikler aft benzeri ağız yaralarına sebep olabiliyor. Aspirin ağızda eriterek içildiğinde, yanık benzeri ağız yaralarına yol açabiliyor. Öte yandan, tekrarlayıcı aft-benzeri yaralar çeşitli sistemik hastalıkların bulgusu da olabiliyor. Bu hastalıklar arasında Behçet hastalığı ilk sırada yer alıyor. B12, folik asit ve demir eksiklikleri, barsak hastalıkları (ülseratif kolit, Crohn, Çölyak hastalığı), romatolojik hastalıklar ve bazı kan hastalıkları da aft-benzeri ağız yaralarına neden olabilen sistemik hastalıklar arasında yer alıyor.”

Bir yılda 3 defadan fazla yara çıkıyorsa doktora başvurun

Ağızdaki yaralar çoğunlukla kendiliğinden geçiyor ama ya geçmezse? Doç. Dr. Simin Ada, bir yılda 3 defadan fazla, 5 mm’den büyük veya aynı anda çok sayıda yara çıkması halinde doktora başvurulmasını önerirken, daha az sıklıkta çıkan, kendiliğinden iyileşen ancak günlük yaşamı zorlaştıran yaralara karşı da hekim önerisiyle çeşitli ilaçların kullanılabileceğini belirtiyor. Eğer ağızdaki bir yara üç haftadan uzun süredir devam ediyorsa, beklemeden doktora başvurulmasında yarar var.

Nedene göre tedavi en doğrusu

Ağızda çıkan yaraların nedenleri birbirinden farklı olduğu için, tedavinin de nedene göre yapılması gerekiyor. Ayrıca hastalığın şiddeti ve tekrarlama sıklığının da göz önüne alınması önem taşıyor. Doç. Dr. Simin Ada, ağızdaki yaralarla ilgili olarak neler yapıldığını şöyle anlatıyor:

 
“Ağrının azaltılması, sekonder enfeksiyonun önlenmesi, iyileşmenin hızlandırılması ve yeni yara oluşumunun azaltılması tedavide temel prensiplerdir. Lokal tedavide ise; ağrı kesici, yara yüzeyi örtücü, antiseptik ya da antibiyotik içerikli jel, sprey ve ağız gargaraları, yara iyileşmesini hızlandıran kortizon içerikli kremler kullanılabilir. Kullanılan bir ilaca bağlı gelişen ağız yaraları ilacın kesilmesiyle hızla düzeliyor. Altta yatan sistemik bir hastalığın belirtisi olarak gelişen ağız yaralarında, bu hastalığın uygun şekilde tedavisi yapılıyor. Örneğin; Behçet hastalığı tedavisinde lokal tedavinin yanı sıra kolşisin, kortizon, talidomid gibi ilaçlardan yararlanılıyor. Böylece ağız yaraları etkili bir şekilde tedavi ediliyor. Vitamin eksikliğine bağlı ağız yaralarında, bu eksikliğin giderilmesi faydalı oluyor. Ağız yarasına neden olan pemfigus, liken gibi bazı deri hastalıklarında da tedavide bağışıklık sistemini etkileyen lokal ya da sistemik ilaçlarla tedavi yapılabiliyor. Kanser kökenli bir ağız yarasının tedavisinde cerrahi gerekebiliyor.”

Alicia Keys Givenchy Parfümünün Yeni Yüzü Oluyor

Alicia Keys, Givenchy’nin dünyanın en sembolik lüks moda evlerinden biri olduğunu düşünüyor. Givenchy’nin prestijinin bir parçası olmanın heyecan verici olduğunu söyleyen Keys, Givenchy’nin yepyeni kokusunu dünyada temsil edecek olmaktan onur duyduğunu belirtti.

Şarkıcı/söz yazarı/yapımcı olarak 15 kez Grammy ödülü kazanan yetenekli aktris Alicia Keys, HIV ve AIDS’e karşı da savaş vererek girişimci kimliğiyle ön plana çıkıyor. 2001 yılında sahneye ilk çıkışında tüm dünyada 30 milyon kaydı satılan Keys, şu anda son studio albümü olan Girl on Fire üzerinde çalışmalarını devam ediyor.

Çocuklarda Tedavi Edilmeyen Saman Nezlesi Astım’a Dönüşebilir

Acıbadem Atakent Hastanesi Çocuk Alerji Hastalıkları Uzmanı Dr. Belgin Aktaş, tedavide geç kalındığında ise ‘alerjik rinit’in zamanla ‘astıma’ dönüşebileceğine dikkat çekerek, “İlkbahar-yaz aylarında çocuğunuzda sürekli gribal enfeksiyon belirtileri varsa, alerjik rinit olma ihtimali çok yüksektir.” diyor.

Aşağıdaki belirtileri çocuğunuzda gözlemliyorsanız, zaman kaybetmeyin!

Erken teşhis alerjik rinitin tedavi edilmesi için son derece önemli. Bu yüzden çocuğunuzda aşağıda yer alan belirtiler haftanın çoğu günü 1 saatten fazla sürmüşse, zaman kaybetmeden çocuk alerji polikliniğine başvurun.

•Burunda, boğazda ve gözde kaşıntı,

•Hapşırık,

•Burun ve boğazda akıntı,

•Burunda tıkanma,

•Sürekli burnu kaşıma sonucu burun üstünde oluşan yatay çizgi,

•Alt göz kapağının altındaki deri renginin koyulaşması,

•Alt göz kapağındaki derideki kıvrımlar ve ince uzun hafif kıvrık kirpikler.

En önemli sebebi, polenler

Alerjik rinit (saman nezlesi) yüzde 10-40 arasında değişen ve sıklığı giderek artan çocukluk çağının kronik hastalığı. Havayla solunan parçacıklara (ev tozu akarı, polenler, küf mantarı gibi) karşı burunda, boğazda ve gözde kaşıntı, hapşırık, burun ile boğazda akıntı ve burunda tıkanma belirtileri ile ortaya çıkıyor. Çocuk Alerji Hastalıkları Uzmanı Dr. Belgin Aktaş, erkek bitkilerin üreme tozları olan polenlerin, ev dışı alerjenler içerisinde en yaygın ve korunması en zor olan alerjenler olduğunu belirterek şunları söylüyor: “Polen miktarının atmosferde en yoğun olduğu mevsim ise ilkbahardır. Ağaç polenleri erken bahar dönemi olan mart ayında, çayır çimen polenleri Nisan-Haziran ayları arasında, yabani ot polenleri ise Eylül-Ekim aylarında atmosferde daha yoğun olarak bulunuyorlar. Yaşanan bölgeye göre polen tipi de değişiyor.”

Astım için çok önemli bir risk faktörü

Astımlıların yüzde 80-85'inde alerjik rinit, alerjik rinitli hastaların da yüzde 30-40'ında da astım belirtileri oluyor. Çocuk Alerji Hastalıkları Uzmanı Dr. Belgin Aktaş, alerjik rinitin astım için çok önemli bir risk faktörü olduğuna dikkat çekerek şu bilgileri veriyor: “Çünkü havayolumuz burundan başlayıp akciğerlerimizdeki havayolları ile devam ediyor. Ortak alerjenlerle tetiklenen inflamasyon, yani mikropsuz iltihabi durum burunda başlayınca olay yavaş yavaş alt solunum yollarına ilerleyerek astım belirtilerini ortaya çıkartıyor. Sadece etkilenen havayolu kısmına göre vücudumuzun verdiği tepki farklı oluyor. Alerjik rinitli bir çocuk hapşırık, burun akıntısı, kaşıntı ve tıkanıklıktan şikâyetçiyse; astıma ilerleyince tabloya öksürük, nefes darlığı ekleniyor. Alerjen tespit edilip gerekli çevresel önlem, uygun doz ve teknikte uygulanan tedavi ile gerektiği durumlarda aşı tedavisi devreye girmezse astım büyük olasılıkla kaçınılmaz bir son oluyor.

İşitme kaybı ve dikkat dağınıklığına da yol açabiliyor

Tedavi edilmeyen alerjik rinitin yol açtığı sorun sadece astımla sınırlı kalmıyor. Çocuk Alerji Hastalıkları Uzmanı Dr. Belgin Aktaş alerjik rinitin ayrıca sinüzit, orta kulakta sıvı toplanması ve buna bağlı işitme kayıplarına da neden olabileceğini belirtiyor. Bunların yanı sıra okul başarısının düşmesi, dikkat dağınıklığı, konsantrasyon bozukluğu, uyku bozuklukları gibi sorunlar da ortaya çıkabiliyor.

Aşı, astım gelişmesini engelleyebilen tek tedavi şekli

Çocuk Alerji Hastalıkları Uzmanı Dr. Belgin Aktaş, alerjik rinit tedavisinin anne-baba eğitimi, alerjenden korunmak için yaşam şartlarının düzenlenmesi ve ilaç tedavisinden oluştuğunu belirterek şu bilgileri veriyor: “Çevresel önlemler ve medikal tedaviye rağmen orta ve/veya ağır alerjik rinitli çocuklarda bir diğer tedavi yöntemi de immunoterapi, yani aşı tedavisidir. İlaçlar sadece kullanılan süre içerisinde mikropsuz iltihabi durumu baskılıyor. Tedavi kesilince inflamasyon dediğimiz bu olay eğer çevresel önlemler de yeterince alınmazsa yeniden alevleniyor. Aşı tedavisi ise yeni alerjen duyarlaşmasını ve astım gelişimini engelleyebilen tek tedavi şeklidir. Ancak bu tedavi kararı ve takibi mutlaka çocuk alerji uzmanı tarafından yapılmalı.”

Çocuğunuzu alerjenlerden korumak için…

•Polenlerin yoğun olduğu dönemlerde çocuğunuzu mümkün olduğunca dışarıya çıkarmayın,

•Sokağa çıkarken mutlaka maske ve gözlük takın,

•Polen yoğunluğunun fazla olduğu sabah erken saatlerde ve akşam geç saatlerde pencerelerinizi açık tutmayın,

•Polen filtreli hava temizleyicilerden faydalanın,

•Dışarıdan eve gelince çocuğunuzun giysilerini çıkartın,

•Sokaktan eve geldiğinizde tüm vücudunu yıkayın.

Ataşehir’de Müzikli Kukla Tiyatrosu ile Çocuklar Buluştu

Tapi ile Topi isimli atık pil karakterlerinin, geri dönüşüm hikayelerinin anlatıldığı Müzikli Kukla Tiyatro gösterisinde geri dönüşümlü atık pillerin ne olduğu, ne işe yaradığı ve nasıl toplanması gerektiği hakkında bilgiler anaokulu öğrencilerine eğlenceli ve öğretici bir şekilde sunuluyor.

Tapi ile Topi’nin atık pillere dönüşmek için verdikleri mücadeleyi anlatan gösteri, Ataşehir’de minik anaokulu öğrencilerini hem güldürüyor, hem de onları kukla sanatıyla tanıştırıyor. Meraklı gözlerle oyunu izleyen çocuklar, oyun sonunda sahnede kuklalarla fotoğraf çektirmenin mutluğunu yaşarken, gösteri sonrası öğrencilere çeşitli hediyeler veriliyor.

Ataşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Müdürlüğü ile TAP ve Karma Drama işbirliğiyle gerçekleşen etkinlikler, Novada AVM’deki Ataşehir Belediyesi Cemal Süreya Etkinlik Salonu’nda 16 Mayıs’a kadar her gün 11:00 ve 14:00 saatlerinde iki seans olarak sahnelenecek.

Burger Cuisine BC Burger Ataşehir

Ataşehir Bulvarı Ata 2-4 Blok No:23/88 Ataşehir

36.Ada

0216 456 27 47

Nektar Organik Ekolojik Gıda Tarım Ataşehir

Küçükbakkalköy Mah. Şerif Ali Yolu Cad. Puli Home Sitesi 48/B Ataşehir

http://www.nektarorganik.com/

0216 469 65 49

Ataşehir Yoka Mantı

Ataşehir'de Ev Yapımı Mantının Adresi: Yoka Mantı

Ev Yapımı Mantı Sizlerle Buluşuyor…

Organizasyonlarda kına,nişan,düğün,sünnet,çocuk partileri vb gibi durumlarda özel siparişler alınır…

Günlük Mutfağımız:

1.Günlük Mantı(Pişmi&thorn

Emlak Verginizin 1.Taksidini Ödemeyi Unutmayın

Doğum Sonrası Kısa Sürede Forma Girmenin Yolları

Anne sütünü azaltmayacak ve kilo aldırmayacak şekilde beslenilmeli

Doğumdan sonrası emzirme dönemi çok önemlidir. Bebeğin beslenmesinin etkilenmemesi için anne sütünü azaltmayacak kaliteli bir beslenme planı uygulanmalıdır. Tahıl, süt, sebze, meyve ve et grubuna mutlaka yer verilmelidir. Üç ana öğün düzeni sağlanarak bu çeşitlilik sağlanmalıdır. Et grubuna öğle ve akşam yemeklerinde tavuk, balık ve kırmızı et ile yer verilebilir. Sebzeler, salata ya da yemek olarak tüketilebilir. Sabah kahvaltıda süt ve peynir mutlaka olmalıdır. Bunun dışında ceviz, fındık, badem de önerilmektedir. Her üç öğünde de mutlaka ekmek ve salata olmalıdır. Ekmek yerine bazen sıvı volümünü artırmak amacıyla çorba tüketilebilir.

Diyet için 4 ay bekleyin

Doğumdan sonra ilk aylar annenin ve bebeğin uyku düzeninin oturtulmaya başladığı dönemdir. Bunun için hemen (çoğunlukla 4 aya kadar) bir diyet programı uygulanmasını önerilmemektedir. Gebeliğinde fazla kilo alan anneler hamileliğin ilk 4 ayını atlattıktan sonra toparlanma dönemi sonrası diyet yapmaya başlayabilirler. Çoğunlukla bebekleri için ilgilendikleri için bu dönemde saatlere ve listeye uymaları oldukça güçleşmektedir. Özellikle bu dönemde saatleri düzenlemekte anneler zorlandığı için listeye bağlı kalamamaktalar. Bunun için başta bir listeye bağlı kalmasından çok sıvı alımının artırılması, tahıl, süt, sebze gibi gruplara yer verilmesi konusunda dikkatli olunabilir. Uygulanan diyet programı ile emzirme dönemi devam ettiği için annenin ayda 2-2,5 kg bile vermesi yeterlidir. Önemli olan verilecek olan hedef kiloyu başta çok yüksek tutmamaktır. Saat 07.00-09.00 arası kahvaltı, 12.00-14.00 arası öğle yemeği, 18.00-20.00 arası akşam yemeği yenilmesine özen gösterilmelidir.

Hangi besinden ne kadar tüketmelisiniz?

Annenin günlük alması gereken kalori emzirme döneminde kilosu bazında değişkenlik göstermektedir. Genelde günlük 2.000 kaloriyi bulabilmektedir. Çünkü emzirme ile de 300-400 kalori kaybının da karşılanması gerekmektedir. Örneğin; et ve et gruplarından birer köfte kadar et 70 kaloriye denk gelmektedir. Süt grubu ortalama 150 kalori gibi hesaplanmaktadır. Anneler bir dilim ekmek 70 kalori, bir kase çorba 150 kaloriyi bulabilir. Çorbalar çok yağlı yapılmamalıdır. Meyveler emzirme döneminde gaz yapabileceğini düşünerek komposto olarak önermekteyiz. Meyvelerin bir porsiyonu 45-50 kaloridir. Sebze grubu da ortalama 60-70 kaloridir. 4 kaşık sebze yemeği 70 kaloriye denk gelmektedir. Etli bir sebze yemeği ise bunun kalorisi 150’yi bulabilmektedir. Bir öğünde 8 kaşık sebze yemeği ya da 4-4 olarak iki öğüne dağıtarak tüketilebilir.

Bol sıvı alımına öze gösterin

Doğumdan sonra bebek emzirilirken gebelik öncesi döneme göre daha fazla sıvı besin alınmalıdır. Emziklilikte su metabolizmasında artış vardır. Alınan su süt salgılanmasıyla, metabolik su ise artan yiyecek alımıyla artmaktadır. Süt miktarının değişmemesi için annenin sıvı alımını arttırmak gerekir. Günlük alınan toplam sıvı miktarı yaklaşık 3000 ml olmalıdır. Bu miktar pratik ölçüler ile 12 su bardağı su, süt, ayran, hoşaf, komposto, limonata, şerbet, meyve suları şeklinde önerilmelidir. Çay, kahve gibi içeceklerin süt verimini azalttığı bilinmektedir.

Doğum kilolarınızı atmanızı sağlayacak öneriler
 
•Kalsiyum yönünden zengin olan süt, yoğurt ve peynir belirtilen miktarlarda düzenli olarak tüketilmelidir.
 
•Her gün 1 adet yumurta ve 1 porsiyon etli sebze yemeği veya kuru baklagil yenilmelidir. Kuru fasulye, nohut, mercimek ve bulgur karışımı yemekleri, portakal, mandalina, domates, maydanoz, yeşil biber, taze soğan gibi C vitamini yönünden zengin sebze ve meyvelerle birlikte tüketilmelidir. Bireysel özelliklere göre gaz yapıcı besinler çıkartılabilir.
 
•Vitaminlerden zengin sebze ve meyveler diyette her öğün olmalıdır.
 
•Salam, sosis, sucuk gibi katkı maddesi içeren diğer hazır besinler mümkün olduğu kadar tüketilmemelidir.
 
•Yemeklerde mutlaka iyotlu tuz kullanılmalıdır. Doğal besinlerde yeterince alınmayan iyot, ancak iyotlu tuzun kullanılması ile anne sütünden bebeğe geçer.
 
•Kuru meyveler ve kuru yemişler yoğun enerjileri yanında, demir ve kalsiyum gibi minerallerden de zengindir. Ağırlık kontrolü de yapılarak bu besinler tüketilebilir
 
•Kansızlığa neden olduğundan yemeklerle birlikte çay içilmemelidir. Çayı kuşluk, ikindi gibi öğün aralarında, yani yemek yendikten 1-2 saat sonra açık olarak içilmeli, çaylara limon suyu eklenmelidir. İçecek olarak ıhlamur, nane, papatya, kuşburnu gibi bitki çayları tercih edilmelidir.
 
•Hazır meyve suları, gazoz ve kolalı içecekler yerine taze sıkılmış meyve suları, ayran, limonata tercih edilmelidir.
 
•Pekmez kan yapıcıdır, şeker boş enerji kaynağıdır. Şeker yerine tatlı olarak pekmez yenmesi kansızlığa karşı alınacak önlemlerden birisidir.

İtalyan Markası Sparco’nun Türkiye’deki Tek Yetkili Satıcı Volkan Işık Grup Oldu

Otomobil severlere özel tuning ürünler ve yarışlarda kullanılan homologasyonlu malzemelerin satışı bundan böyle tek yetkili Volkan Işık Grup güvencesi ile yapılacak ve özellikle taklit ve eski tarihli ürünler konusunda kullanıcıların dikkatli olması gerekecek.

Sparco ürünlerin stoklarda bulunanlarını showroomdan alabileceğiniz gibi www.sparco.com.tr üzerinden alışverişleriniz 3 iş günü içerisinde adresinize teslim ediliyor. Stokları tükenen ürünler için ise 15 iş günü garantisi veriliyor. Ayrıca Volkan Işık Grubun Güngören’deki binasındaki mağazayı ziyaret edenler farklı beden ve renk seçenekleri arasından istediği ürünü seçebiliyor. Sparco ürünlerle ilgili detaylı bilgi almak isteyenler için 0212 641 20 40 numaralı müşteri hizmetleri,  hafta içi ve cumartesi 09:00 – 18:00 saatleri arasında hizmet veriyor.

Boğazımda Sanki Çalı Var

Bahar geldi, havalar ısınmaya başladı. Yaz kapıda. Ama soğuk havaların hastalığı olarak bilinen akut farenjit, kendini unutturacağa benzemiyor. Zira kış ayları ve soğuk havalarda sıkça rastlanan ve üst solunum yolları enfeksiyonlarının üçte birini oluşturan akut farenjit, bahar ve yaz aylarında da kol geziyor. Acıbadem International Hastanesi Kulak-Burun-Boğaz Uzmanı Dr. Hakkı Süha Özçelik, sıcak havalarda sıkça tercih edilen soğuk içeceklere karşı dikkatli olunması gerektiğini belirtiyor. Dr. Özçelik, farenjite karşı alınması gereken tedbirleri ve kaçınılması gerekenleri anlattı.

Boğazda çalı hissi

Sabah kalktığınızda boğazınızda ağrı ve sanki yabancı cisim varmış gibi mi hissediyorsunuz? Hatta tam bir çalı gibi saplanmış gitmiyor bir türlü. Kuruluk ve sertlik hissine bir de nefes kokusu eşlik ediyor. Yutma güçlüğü çekiyor, genel vücut kırgınlığı ve yüksek ateşle iyice halsiz hissediyorsunuz. Farenjit kapınızı çalmışa benziyor. Çoğunlukla kış aylarının hastalığı olarak bilinen farenjit, bahar ve yaz aylarında da her an tetikte bekliyor. Zira özellikle sıcak günlerde bol bol içilen soğuk içecekler, hastalığa tam anlamıyla davetiye çıkarıyor. Acıbadem International Hastanesi Kulak-Burun-Boğaz Uzmanı Dr. Hakkı Süha Özçelik soğuk içeceklerin genelde kişinin vücut direncini düşürerek daha önce boğazda var olan virüs ve bakterilerin enfeksiyona yol açmasına neden olduğunu belirtiyor. Dr. Özçelik, bazı kişilerin ise hafif soğuk içeceklerden bile olumsuz etkilenebildiğine dikkat çekerek uyarıyor.

Klima ve kalabalık da zemin hazırlıyor

Sıcak havaların vazgeçilmezlerinden klimaların da yanlış ve bilinçsiz kullanımı insan sağlığını olumsuz etkiliyor ve birçok hastalığa davetiye çıkarıyor. Bu hastalıkların başında farenjit geliyor. Farenjit üst solunum yolları enfeksiyonlarının üçte birini oluşturuyor. Bulaşıcı bir hastalık olan farenjit, özellikle de hasta kişinin tükürük ve burun salgısından bulaşıyor. Kişilerin başkalarına ait olan eşyaları kullanmamaları çok önemli. Örneğin bir ev ortamında tek bir havlu kullanmak yerine herkesin kendine ait havlusu olması basit ama çok önemli bir tedbir. Eller de sık sık sabunla yıkanmalı. Kalabalık ve kapalı hava sirkülasyonu olan yerlerde uzun süre kalındığında kolayca bulaşma imkanı bulan hastalık özellikle bağışıklık ve enfeksiyonlara direnci düşük olan insanları tehdit ediyor. Tozlu ve kirli ortamlardan, kapalı yerlerden uzak durmak gerekiyor. Aşırı soğuk-sıcak yiyecek ve içecekler ile acı yiyeceklerden de kaçınmalı. Boğazda çalı varmış hissi yaratsa bile hastanın kesinlikle boğazını temizlemeye uğraşmaması, ılık birkaç yudum su içerek yumuşatması önemli. Aksi halde boğazı temizlemeye çalışmak tahriş edici etki yaratıyor. Düzgün bir yaşam, düzenli spor ve vitaminsiz kalmamak da farenjitten korunmayı sağlayan durumlar. Viral farenjitlerde pastil, sprey ve ağrı kesiciler ile yumuşak sulu gıdalar öneriliyor. Bakteriyel farenjitlerde ise ilave olarak antibiyotik tedavisi de gerekiyor.

Öğretmen ve öğrenciler dikkat

Uzun süreli ve yüksek sesle konuşmak zorunda kalan öğretmenlerin korkulu rüyası olan farenjit, öğrencileri de çok seviyor. 5-15 yaş grubu çocuklar bu hastalığa en sık yakalanan grubu oluşturuyor. Bu nedenle okul çocuklarında bulaşmayı engellemek için genel hijyenik kurallara uymak, sık el yıkamak, su şişesi, bardak, çatal-kaşık gibi şahsi eşyaları ortak kullanmamak, öksürürken ağzı el ile değil mendille kapatmak, sık sık pencereleri açarak ortamı temiz hava ile havalandırmak gerekiyor. Ayrıca hasta çocukların diğerlerini hasta etmemesi için okula gönderilmemesi ve evde dinlendirilmesi çok önemli.

Adaçayı rahatlatıcı etki yaratıyor

Farenjit için bitkisel tedaviye yönelik özellikle internet sitelerinde bilgi kirliliği yaşanıyor. Dr. Hakkı Süha Özçelik, bitkisel tedavilerden özellikle antiseptik özelliği kanıtlanmış adaçayı içilebileceğini, ılık bitkisel çayların boğazı nemlendirip rahatlattığı için tedaviye yardımcı olacağını söylüyor. Akut farenjit tedavi edilmediğinde ses telleri ve soluk borusunda da enfeksiyona yol açıyor. Enfeksiyon alt solunum yollarına, bronşlara da ilerleyebiliyor. Bakteriyel akut farenjit sonrası derin boyun enfeksiyonları ve ciltte kızıl döküntüleri olabiliyor. Ayrıca romatizmal ateş ve böbrek hastalıklarına yol açabiliyor. Kronik farenjitin ise hastanın yaşam şeklinden reflü sorununa, burun eğriliğinden burun etlerine veya kişinin yüksek sesle ve çok uzun süreli konuşmasına dek birçok nedeni bulunuyor. Genetik geçiş bulunmuyor. Altta yatan neden reflü ise düzenli bir reflü tedavisi ile hastalıktan kurtulmak mümkün olurken, sigara, alkol veya aşırı stres, aşırı bağırarak konuşmak gibi kişisel alışkanlıklar ve yaşam şekli genellikle kronik farenjitin süregenliğini artırıyor.

1 mm’lik Isırıkla Gelen Tehlike

Peki kenelerden korunmak için alınması gereken tedbirler neler? Keneler vücuda en çok hangi bölümlerden giriyor? Vücudumuzda kene ile karşılaşınca ne yapmalıyız? Öldürücü Kırım Kongo Kanamalı Ateşi’nin yanı sıra kenelerin başka zararları var mı? Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Acıbadem Maslak Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ayşe Sesin Kocagöz, piknik mevsiminin başlaması ile risk oluşturan kenelere karşı çok önemli uyarı ve önerilerde bulundu.

Çalılıklara dikkat

 
keneler genellikle çalılıklarda ve çok yapraklı yerlerde geziniyor.  O nedenle bu alanlara girilecekse kapalı giyinmek gerekiyor. Hatta pantolonun paçasını çorabın içine sokmak şart! Kollar kapalı olmalı. Kene kovucu kremler ya da kıyafete sıkılan spreyler kullanılmalı. Özellikle en çok girme yolları olan boyun yakalarına, kollara, kol uçlarına, bacaklara, ayaklara, pantolon paçalarına. İş bununla da bitmiyor. Bu tür alanlara gittikten sonra da evde üst başı tamamen çıkarıp hemen duşa girmek, piknik kıyafetlerini de hemen yıkamak gerekiyor. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Acıbadem Maslak Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ayşe Sesin Kocagöz, “Keneler en çok boyundan, kollardan ve bacaklardan giriyor. Daha çok kıyafetlerimize yapışıp yerleştiği için vücudumuzun gizli kıvrımlarına girdiği hissedilmeyebiliyor bu nedenle” diyor. Sessizce kıvrımlara ilerliyor ve kişi hiçbir şey hissetmiyor. Kol altı, kasık bölgesi, göğüs altları en çok yerleştiği yerler. Çoğunlukla duşta fark ediliyor, bazen de kıyafetlerin üzerinde yapışmamış halde bulunup telaşlanılıyor. Prof. Dr. Kocagöz, sinsice ilerleyen keneleri henüz vücuda yapışmadan bulup bertaraf etmenin önemli olduğunu belirtiyor.

Kene ısırınca hissedilmiyor

 
Havaların ısınmaya başladığı bugünlerde keneler de yeniden ortaya çıktı. İlkbahardan sonbahara kadar da hareketli bir dönem yaşayacak. Prof. Dr. Kocagöz “Karların erimesinden ağaçların yapraklanmaya başlaması ve yaprakların dökülmesine kadar olan geniş zaman dilimi maalesef keneler nedeniyle riskli. Keneler de ortaya çıkmaya, uyanmaya başlıyorlar” diyor. Fırsat bulduğu anda da kişinin kıyafetine yapışıyor, kıyafetinden sinsice vücuduna geçiyor; ısırırken anestetik salgıladığı için de hiçbir şekilde hissedilmiyor. Kenenin çoğunlukla duşta ele “ben” gibi geldiğinde fark edildiğini belirten Prof. Dr. Kocagöz, “Kişi vücudunda bir çıkıntı hissediyor. Nedir diye bakınca fark ediyor. Yapıştığı için tırnağıyla kaşıyınca çıkaramıyor” diyor. 1 milimetreden bile küçük olan bu ısırık sonucu sinsice vücutta ilerleyen keneyi çıkarmaya çalışmamak gerekiyor. “Hayvanı strese sokmadan cımbızla çıkarabilirseniz çıkarın ama buna çoğunlukla büyükbaş hayvancılıkla uğraşanlar alışık oluyor. Hiç alışkın değilseniz mutlaka hiç zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurun” diyen Prof. Dr. Kocagöz, vücutta bir çıkıntı hissedildiğinde büyüteçle bakılabileceğini, dermatoloji uzmanına veya acil hekimine   başvurulabileceğini belirterek ne kadar uzun kalırsa o kadar çok enfeksiyon bulaştığını belirtiyor.

Kırım Kongo Kanamalı Ateşi’nden ölüm yüksek

 
Türkiye için önemli halk sağlığı sorunlarından biri olan Kırım Kongo Kanamalı Ateş (KKKA) hastalığı bahar ayları ile birlikte görülmeye başlıyor. Büyük çoğunluğunun ilk başvuru yerinin acil servisler olması nedeni ile acilde çalışan hekimler başta olmak üzere tüm hekimlerin farkındalıklarının ivedilikle artırılmasına çalışılıyor. Prof. Dr. Kocagöz “Kişi Kırım Kongo Kanamalı ateş olgularının yoğun olduğu bölgelerde yaşıyorsa veya kene ile temas öyküsü son iki hafta içinde varsa; ateş, baş ağrısı, yaygın vücut eklem ağrıları, ishal ve kanama bulgularının en az ikisinin varlığında hemen sağlık kuruluşuna başvurulması gerekiyor. Özellikli olarak bu hastalıkta ölümler geç kalınması nedeni ile artıyor” diyor.  Kenelerin neden olduğu bir başka hastalık da Lyme hastalığı. Lyme hastalığı, kene ısırığına bağlı mikrobun neden olduğu, vücudun birden fazla sistemini tutan bir hastalık. Hastalık kene ısırılmasından sonra antibiyotik ile ilk dönemde tedavi edilmezse süregenleşiyor. Isırıldıktan sonra ilk aydaki dönem Evre 1 (erken lokal enfeksiyon) olarak adlandırılıyor. Bu dönemde kenenin ısırdığı yerde kırmızı, yuvarlak ve kenara doğru yayılan ve yaranın orta bölgesindeki kızarıklığın sönükleştiği “boğa gözü” olarak tanımlanan döküntü görülüyor. Bu dönemde ateş, halsizlik, baş ağrısı, eklem ve kas ağrısı görülebiliyor. Bu dönemde uygun antibiyotik tedavi verilmezse Evre 2 (erken yaygın enfeksiyon) dönemi gelişiyor. Bu dönemde vücudun diğer bölgelerine yayılmaya başlayarak sinir sistemi, kalp ve iskelet sistemine ait bulgular oluşturuyor. Prof. Dr. Kocagöz bu evrede de teşhis edilip uygun tedavi verilmezse Evre 3 (kronik Lyme hastalığı) gelişebildiğini belirterek “Bu dönemde hastalığın bulaşmasından aylar ya da yıllar sonra tutulan vücut bölgesine göre kronik eklem enfeksiyonları, ataksik yürüyüş, ciltte kronik atrofik akrodermatit, gözlerde keratitk ve yorgunluk gibi romatoloji ağırlıklı bulgular öne çıkmaktadır” diyor.

Piknik alanlarının ilaçlanması dengeyi bozar

 
Baharın gelişiyle piknik alanları dolmaya başlarken, kenelerden çekinildiği için piknik planlarını iptal etmeye ise hiç gerek yok. Ancak tedbiri elden bırakmamak, özellikle kenelerin yaşamayı sevdiği çalılık alanlardan, bol yapraklı yerlerden kaçınmak gerekiyor. Kişi, alacağı tedbirlerle kenelerden korunabilir. Prof. Dr. Kocagöz, piknik alanlarının ilaçlanmasının ise faydası olmayacağını belirtiyor. Keneler nedeniyle piknik alanlarının ilaçlanması durumunda doğadaki diğer yararlı böceklerin de yok edileceğini belirten Prof. Dr. Kocagöz “Keneyi yok edeceğiz derken doğayı da bozuyoruz. Bu yüzden kişinin kendi alacağı tedbirlerle korunması çok önemli” diyor. Mümkün olduğunca kenelerin bulunduğu alanlardan uzak durmak, hayvan barınakları, yeşillik alanlar veya kenelerin yaşayabileceği alanlarda bulunmak gerektiğinde kovucu losyonlar sürmek, vücudu sık aralıklarla kene varlığı yönünden araştırmak, kene tespit edildiğinde ezilmeden ve koparılmadan çıkarmak önemli. Riskli alanlarda bulunulduğunda kenenin daha kolay fark edilebilmesi için açık renkli kıyafetleri tercih edilmeli. Hayvan barınaklarının zaman zaman usulüne uygun olarak ilaçlanması da gerekli.

Clas Copy Center

Ataşehir Bulvarı Ata 2-1 Blok

36.Ada

clascopy@gmail.com

http://www.clascopy.com

Selim Üstün

0216 455 51 95

Ergenlerle İletişim Kurabilmenin 4 Püf Noktası

“Odama girme!”, “Karışma!”, “Senin zamanını unut anne!” , “Offff senin nasihatlerin günümüzde geçerli değil.”… En iyi onlar yapıyor, en doğruyu onlar biliyor… Evet, bu cümleler ergen çocuğu olan annelere tanıdık gelmiştir kuşkusuz. Egolarının çok yüksek ama bir o kadar da çok kırılgan oldukları bu dönemde, ergenle iletişim hiç de kolay olmuyor. Çocukluktan çıkmaya çalışan, fakat dönem dönem gelgitler yaşayan ergen, anneyle sağlıklı iletişim kuramamışsa okul ve arkadaşlık ilişkilerinde de zorlanabiliyor. Anne ve babadan uzaklaşmak isterken aslında ‘aidiyet’ duygusuna da ihtiyaç duyan ergen yalnızlık ve melankoli duygularına sürükleyebiliyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Arzu Önal, bu süreçte sorunları aşmak için arkadaş olmaya çalışmak yerine onu anlamanın ve yol göstermenin daha önemli olduğunu belirterek, “ Bunu sağlayabilmek için de, öncelikle onlarla iletişim kurabilmek gerekiyor” diyor.

ERGEN KIZ- ANNE İLİŞKİSİ

Anneden uzaklaşan da var, rekabet eden de…
Ergenlik döneminde kız çocukları ebeveynlerinden kopmaya ve bireyselleşmeye çabaladıkları için bu dönemde anneden biraz uzaklaşmak isteyebiliyor. Anneler genellikle kuralları hatırlatan kişi oldukları için arkadaşlarına yönelebiliyor. Ayrıca kuşak farkı da önemli bir etken. Onlara göre anneler günümüzün modasını, çağımızın sunduğu teknolojik gelişmeleri bilmezler; kendi gençlik döneminde takılı kalırlar. Kimi ergen kızlar, özellikle de kendine ve fiziğine güvenmeyenler, anneleri zayıf, güzel ya da bakımlıysa, onu kendilerini rakip olarak görebiliyor veya kıskanabiliyor. Ve annesiyle rekabet içine girebiliyor. Tüm bunların sonucunda da iletişim problemleri yaşanmaya başlıyor.

ERGEN ERKEK – ANNE İLİŞKİSİ

Annesiyle sorunu olan, sevgilisiyle problem yaşayabiliyor

 
Ergenlik dönemine özgü ayrılma ve bireyselleşme kızlarda olduğu gibi erkek ergenler için de geçerli. Erkek ergenler aşırı müdahale eden ve kendisine özel alan yaratmasına izin vermeyen anneleriyle ciddi fikir çatışmasına girebiliyor. Onu anlamadığını düşünen genç artık annesiyle bir şeyler paylaşmaktan vazgeçebiliyor. Anneyi tabulaştırma eğilimi de ergen erkeklerde görülen bir başka sorun. Anneyi tabulaştıran genç erkek, onun babası dahil başka biriyle yakınlaşmasını kabullenmekte zorlanabiliyor. Anneyi sahiplenme, hatta “ben varım ya, kimseye ihtiyacın yok” gibi söylemlerle sık karşılaşılıyor. Bu genellikle eşler arasında sorun yaşanan ailelerde görülüyor. Karşı cinse ilk bakış açısı, anne ile olan ilişkiyle başlıyor. Anne ile yaşanan sorunlar kız arkadaş ile ilişkili sorunlara neden olabiliyor. Annesi ile ilişkisinde sorun olan ergenlerde “kızlar çok aptal, nefret ediyorum” gibi cümleleri sıkça duyuluyor. Ergenin annesiyle ilişkisinde sorun varsa, karşı cinse daha temkinli ve dikkatli yaklaşıyor. Bu nedenle annenin erkek çocuklarıyla olan ilişkilerini sağlıklı tutması da çok önemli. Hayatlarına fazla müdahale etmeden ve belirli bir sınırda ilişki kurmayı başarabilen annelerin erkek çocukları arkadaş ilişkileri ve özellikle sevgilileri ile olan ilişkilerinde daha uyumlu olabiliyor.

Annesiyle sağlam ilişkisi olan, tuzaklara daha kolay ‘hayır’ diyebiliyor

 
“Ergen çocukla sağlıklı ilişkiyi devam ettirmek ve sınırları korumak çok önemli.” diyen Psikiyatri Uzmanı Arzu Önal sözlerine şöyle devam ediyor: “Çünkü yapılan araştırmalar anne baba ilişkileri daha sağlam olan ergenlerin özgüvenlerinin yüksek olup, istemedikleri şeylere daha rahat ‘hayır’ diyebildiklerini ortaya koymuş. Örneğin, çevreden telkin edilen alkol, sigara ve uyuşturucu maddeleri daha kolay reddedebiliyorlar. Anneyle yaşanan sorunlu bir ilişki biçimi ise arkadaş seçimini olumsuz yönde etkileyebiliyor ve zaten arkadaşlarının dediklerini önemseme eğiliminde olan gençler hiçbir filtreden geçirmeden onların dediklerini kesin doğru kabul edebiliyor. Bunun sonucunda da uyuşturucu madde kullanımından sonrasında pişman olunan cinsel ilişkiye kadar, ergenlerin psikolojisini ve hayatını altüst edebilecek sorunlar yaşanabiliyor.”

ERGEN ÇOCUĞUNUZLA İLETİŞİM KURABİLMENİZİN 4 PÜF NOKTASI

Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Arzu Önal, annelerin ergen çocuklarıyla nasıl iletişim kurabileceklerini şöyle sıraladı:

•Eleştirmek yerine, dinleyin: Ergen çocukları eleştirmeden ve kızmadan dinleyebilmek çok kolay değil kuşkusuz. Ama siz yine de sağlıklı iletişim kurabilmek için çocuğunuzu eleştirmek ve sürekli yapması gerekenleri söylemek yerine, onu dinleyin. Bu süreçte bir sonraki cümlenizi düşünmek yerine ne dediğine ve ne demek istediğine odaklanın. Uzun cümlelerden kaçının ve konuşmanızın karşılıklı devam ettiğinden emin olun.

•Aynı dilde konuşun, jargonlarını öğrenin: Farklı dilde konuştuğunuz takdirde, zaten ‘beni anlamıyor’ demeye fazlasıyla meyilli olan çocuğunuz, bu durumda anlaşılamadığını düşünerek iletişimi kesebilir. Dolayısıyla çocuğunuzla aynı dilde iletişim kurmaya çalışın.

•Ortak ilgi alanları bulun, birlikte yapın: Çocuğunuzun ilgisini çekebilecek aktiviteleri keşfedin ve ona bunları birlikte yapmayı teklif edin. Örneğin ona dans veya herhangi bir spora ya da başka bir aktiviteye birlikte katılmayı önerebilirsiniz. Veya çok sevdiği bir müzik grubunun konserine, festivale birlikte gitmeyi teklif edebilirsiniz.

•Teknolojiyi yakından takip edin: Malum, devir teknoloji devri. Tabii ki çocuğunuz kadar teknolojiyle içli dışlı olmanız zor ve gerekli de değil. Ama en azından gençlerin sıkça kullandıkları selfie – Instagram, Facebook, Twitter, Play Station oyunları gibi başlıklar konusunda bilgi sahibi olun. Bu çocuğunuza bir adım daha yakınlaşmanızı sağlayacaktır.

Toni & Guy Hairdressing Ataşehir

Ahmet Yesevi Caddesi,Elmalı Sokak,No.10 Ataşehir

toniandguyatasehir@gmail.com

http://www.toniandguytr.com

EREN TEKİN/SEMİH ALTINBAŞ

0216 577 08 09 / 5770731

Hüseyin Yılmaz | Art Director & Photographer

Ateşehir İçerenköy Bostancı

http://www.yilmaz.tc

Profesyonel Fotoğrafcı Hüseyin YILMAZ Dış Mekanda  Hikaye Tarzında ve Belgesel Tarzda Profesyonel Düğün Fotoğrafları, Aile ve çocuk Fotoğrafları ve Cast çekimleri yapm