2014 Yerel Seçimini Ataşehir’de Battal İlgezdi Kazandı

MHP       %3.8
 
HDP        %2.6
 
SP          %0.9
 
HEPAR    %0.6
 
BBP        %0.5
 

Küçük Mekanlar İçin Akıllı Tasarımlar

Evmanya.com’un küçük mekanların dekorasyonunda size büyük kolaylık sağlayacak ve aynı zamanda zevkle döşenmiş evler yaratacak ürünlerine bakacak olursak; küçük alanları daha derli toplu gösteren dolaplar, raf ve sandıklı çekyat, L koltuklar, masa olabilen sehpalar, katlanır sandalyeler, aynalı takı dolabı, dolap içi düzenleyiciler gibi birçok farklı seçenek bulunuyor.  

Evmanya.com Hakkında

 
Sunduğu ürünlerle bir evin tüm dekorasyon ihtiyacını karşılayan, Türkiye'nin ilk Ev, Dekorasyon ve Alışveriş Sitesi Evmanya.com, dekorasyonda fonksiyonellik, tasarım ve estetiği esas alarak, her bütçeye uygun çözümler üretiyor. Son dönemde tüm dünyada hızla yayılan “Cocooning”  ve “re – decoration” gibi dekorasyon akımlarını Türkiye’ye taşıyıp, uygun çözümler ile yeni yaşam alanları yaratmada sihirli ipuçları veren Evmanya.com, bugün teknoloji dergisi Wired’ın “Avrupa’nın En çok Dikkat Çeken 100 Girişimi” listesinde yer alıyor.
 
100.000 ev ürünü ile Türkiye’nin en büyük ev reyonu ünvanını da taşıyan Evmanya.com, ev dekorasyonu konusundaki uzmanlığını her ay düzenli olarak çıkardığı E-dergi’de tüketicileri ile paylaşıyor.
 
 

“Klasik Eserler Yaşamaya Devam Edecek”

Yazar ve Eleştirmen Tuncer Cücenoğlu, bir eserin kalıcı olabilmesi için ilk öncelikle evrenselliğin, karakterin ve hikayenin olması gerektiğini söyledi. Tuncer Cücenoğlu, “Klasik eserlerde bu üç özellik olduğu için yaşıyorlar. Bu özellikler klasik eserlere çağdaş bir yorum kazandırmıştır” dedi. Oyuncu için metnin çok önemli olduğunu belirten Hakan Meriçliler, Shakespeare’in eserlerini oynamayı çok sevdiğini, oyuncunun yaşının ilerlemesi ile de eserlere farklı bir gözle baktığını dile getirdi. Meriçliler, tiyatronun insanileştiren bir hücre yenileme sanatı olduğunu da vurguladı. Yönetmen Markus Zohner de klasiklere çok fazla saygı duyulduğunu, insanların genel olarak klasik eserlerden korktuğunu belirtti.

Kısa Film Yarışmasının Jürisi Belli Oldu

İlksen Başarır
Yönetmen

Hasan Özgen
Yönetmen

Hüseyin Karabey
Yönetmen

Olkan Özyurt
Gazeteci, Sinema Yazarı

Ayten Kartal
Ataşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Müdürü

Ataşehir Belediyesi tarafından bu yıl ikincisi düzenlenen Geri Dönüşmez Filmler Ulusal Kısa Film Yarışması etkinlikleri kapsamında bir de kısa film atölyesi düzenleniyor. Nisan ve Mayıs aylarında gerçekleştirilecek atölye 12 Nisan’ da başlayacak. Atölye Başvuru formu www.atasehirkisafilm.com adresindedir.

Küresel iklim değişikliğinin etkilerinin hızla yaşandığı günümüzde; çevre bilincini arttırarak, ilerleyen yıllarda daha temiz ve daha yaşanabilir bir çevreye kavuşma hedefiyle hareket eden Ataşehir Belediyesi, ilkini geçen sene başlattığı “Ataşehir Ulusal Kısa Film Yarışması”nın ikincisini düzenliyor. Yarışmaya katılacak eserlerde; küresel iklim değişikliğine, nesli tükenmekte olan canlılara, geri dönüşümün önemine, yok olmaya doğru hızla ilerleyen ormanlara, termik ve hidroelektrik santrallerin etkilerine ve benzeri şekilde dünyamızı tehdit eden tüm çevre sorunlarına dikkat çekilmesi amaçlanıyor.

Her 5 Kadından 1’nin Sorunu

İdrar kaçırma yaşlanmanın sonucu değildir

İdrar kaçırma, normal günlük işler sırasında ani ve istemsiz olarak idrarın idrar yolundan dışarı çıkışı olarak tanımlanmaktadır. Bu durum pek çok kadında sıkıntı ve utanma yaratırken, bazı kadınlarda günlük yaşamı sınırlandıracak kadar şiddetli olarak kendini göstermektedir. Kadınlarda idrar kaçırma yaşlanma ile görülen bir rahatsızlık değildir. Her yaş grubunda farklı nedenlere bağlı olarak da gelişebilmektedir. Profesyonel, sosyal ve kişisel aktiviteleri etkileyen bu problemden kurtulup eskisi gibi özgür yaşama dönmek ve hayat kalitesini artırabilmek mümkündür. Yapılması gereken problem büyümeden en kısa zamanda bir uzmana başvurmaktır.

Önemli belirtiler

Güldüğünüzde, öksürdüğünüzde veya hapşırdığınızda, yürürken veya egzersiz yaparken, ağır bir eşya kaldırırken, oturur ya da yatar durumdan ayağa kalktığınızda idrar kaçırıyorsanız ve bu durumdan kurtulmak için gün boyunca sık sık tuvalete gitmek zorunda kalıyorsanız mutlaka bir uzmana başvurmalısınız. İdrar yapma hissi geldiğinde tuvalete yetişemiyorsanız ve tuvalette hiçbir zaman idrarınızı tamamen boşaltamadığınız hissine kapılıyorsanız da uzman görüşü almanız faydalı olacaktır. Böylece eğer varsa idrar kaçırmanızın nedeni ve tipi saptanarak en iyi tedaviye giden yolda ilk adımı atmış olunacaktır. Doktorunuzla, idrar kaçırma konusunu açıkça konuşmanız, aktif yaşam tarzını yeniden kazanmanızı sağlayabilir.

İdrar kaçırmanın çeşitleri var

İdrar kaçırma sebeplerine göre 4 şekilde görülmektedir. Stres idrar kaçırma, urge idrar kaçırma (aşırı aktif mesane), miks idrar kaçırma ve taşma idrar kaçırma şeklinde ifade edilebilir. Kadınlardaki idrar kaçırmanın en sık görülen çeşidi stres idrar kaçırmadır. Bunun iki temel nedeni bulunmaktadır. Birincisi ve en sık olanı pelvik taban kaslarının zayıflığıdır.  Pelvik taban kasları alt idrar yolu organlarını destekler. Güçlü bir pelvik taban üretrayı idrar yapma zamanı gelinceye kadar kapalı tutar. Pelvik taban zafiyeti olduğunda karın iç basıncını artıracak durumlar üretranın açılmasına ve idrar kaçırmasına neden olur. Çok sayıda müdahaleli doğum, iri bebek doğurma, obezite, ailesel yatkınlık ve menopoz risk faktörleri olarak sayılabilir. Bir diğer nedeni ise mesane boşalmasını kontrol eden kasların yetersizliğidir. Bu kaslar mesane dolarken üretrayı kapalı tutar, idrar zamanı gelince gevşeyerek idrar yapmaya izin verir. Sfinkter denen bu kasların yetmezliği varlığında kaslar görevlerini yapamadıkları için çeşitli hareketler sırasında idrar kaçırılır.

Tuvalete yetişemiyorsanız…

Güçlü bir tuvalete gitme ihtiyacı hissedilerek tuvalete yetişemeden idrar kaçırma olayı ise urge idrar kaçırmadır.  Bu da sık görülen bir idrar kaçırma türüdür. Bu idrar kaçırma türü mesane kaslarının aşırı aktif olmasından kaynaklanmaktadır. Stres idrar kaçırma ve urge idrar kaçırmanın bir arada olduğu durumların miks idrar kaçırmadır. Mesanede kapasitenin üzerinde idrar depolandığında idrar yapma zorunluluğu hissetmeden küçük miktarda idrar kaçırma görülüyor. Bu tür ise taşma idrar kaçırma olarak adlandırılmaktadır. Kişi hiçbir zaman mesanesini tamamen boşaltamadığı hissine kapılmaktadır. Diyabet, pelvik yaralanma, geniş pelvik cerrahi, omurilik yaralanmaları, multipleskleroz gibi durumlarda kas tonusunun kaybolması sonucunda meydana gelebilmektedir.
Tedavi nedenine bağlı olarak planlanır 
Hastalığın tanısı için tıbbi öykü ve idrar ile ilgili şikayetler tartışıldıktan sonra ayrıntılı pelvik muayene yapılarak başta idrar tahlili olmak üzere şikayetin ve muayenenin özelliklerine göre bazı testler yapılmaktadır. Gerekli hallerde ürodinamik testler de istenebilmektedir.

En doğru tedavinin idrar kaçırma tipine göre belirlemektir. Davranış/kas tedavisinde kegel egzersizleri denilen pelvik taban kaslarını güçlendirmeye yönelik egzersizler ile tedavi yoluna gidilmektedir. Bu tedavi ile idrar torbası ve işeme ile ilgili kasların kontrol altına alınması sağlanarak pelvik taban kasları güçlendiriliyor. İlaç tedavisinde bazı idrar kaçırma tipleri ilaçlar ya da hormonlar ile tedavi ediliyor. Özellikle urge idrar kaçırma tipinde ilaç tedavisi kullanılıyor. Cerrahi tedavi, daha çok stres idrar kaçırmanın tedavisinde kullanılmaktadır. Son yıllarda geliştirilen yöntemler sonucunda oldukça hızlı, başarılı ve kalıcı çözümler elde edilebilmektedir.

Bahar Hastalıkları Kapıyı Çaldı

Yine bu dönemde astıma bağlı kronik öksürük, gece öksürüğü ve solunum sıkıntıları da artış gösteriyor. Göz nezlesi olarak bilinen alerjik konjonktivit de bahar aylarında sıklığı artan hastalıklardan. Genellikle alerjik rinitle birlikte görülüyor. Gözlerde kızarıklık, sulanma, yanma ve batma hissi alerjik konjonktivitin belirtilerinden. İltihaplı göz akıntıları enfeksiyon belirtisi olabildiğinden dikkat! Acıbadem Kadıköy Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İlkay Değerli, bahar hastalıkları, korunma yolları ve beslenmenin önemine yönelik önemli uyarı ve önerilerde bulundu.

Pek çok hastalığa davetiye çıkarıyor

Yazı müjdeliyor ama bir de hastalıkları olmasa! Bu yıl kış mevsimi kış gibi geçmeden bahar kapıyı çaldı. Baharda değişen havayla birlikte pek çok hastalık da, pek çok kişinin hayatını kabusa çevirmeye başladı. Çünkü bu aylarda hava değişimlerine, virüslere ve polenlere bağlı olarak minikleri de büyükleri de etkileyen hastalıklar daha çok ortaya çıkıyor. Zira bahar mevsiminin etkisini göstermeye başladığı bugünlerde alerjik rinit ve astım gibi alerjik hastalıklar daha sık görülüyor. Ayrca krup (larenjit), nezle ve farenjit, bronşiolit, kabakulak ve suçiçeği hastalıkları, üst ve alt solunum yolu enfeksiyonları ile döküntülü hastalıklar ve virüslere bağlı ishal vakalarında da artış olabiliyor. Acıbadem Kadıköy Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İlkay Değerli, özellikle çocuklu aileler ve kronik hastalığı olanların, baharın güzelliklerinden çok hastalıklarıyla mücadele etmek zorunda kalabildiğini bu nedenle çok dikkatli olmaları gerektiğini vurguluyor. Bu dönemde yine astıma bağlı kronik öksürük, gece öksürüğü ve solunum sıkıntıları da artış gösteriyor. Dr. Değerli, göz nezlesi olarak bilinen alerjik konjoktivitin de bahar aylarında sıklıkla artan hastalıklar arasında yer aldığını belirtiyor. Göz nezlesi genellikle alerjik rinitle birlikte görülüyor. Gözlerde kızarıklık, sulanma, yanma ve batma hissi alerjik konjonktivitin belirtileri arasında. İltihaplı göz akıntıları enfeksiyon belirtisi olabiliyor. Bu nedenle mutlaka göz doktoru tarafından görülmesi gerekiyor.

Çocuklarda krup hastalığına dikkat!

Bahar mevsiminde küçük çocuklarda görülen ve viral bir hastalık olan krup da, ağır solunum sıkıntısına neden olabilen bir üst solunum yolu enfeksiyonu. 2-3 günlük burun akıntısı, ses kısıklığı ve hafif ateşi takiben havlar tarzda öksürükle ortaya çıkıyor. Nefes alma sırasında hırıltı şeklinde solunum sıkıntısına ilerleyebiliyor. Bazen alerjik bir reaksiyon olarak aniden de ortaya çıkabiliyor. Krup hastalığının acil servislere en sık başvuru nedenlerinden olduğunu belirten Dr. Değerli, “Özellikle sık ve zor solunum tehlike işareti olup, acilen doktora başvurmayı gerektirir” diyor. Kabakulak, suçiçeği ve 5. hastalık ile 6. hastalık gibi çocuklarda döküntü ile kendini gösteren bazı hastalıklar da bahar mevsiminde sıklıkla karşımıza çıkıyor. Bu hastalıklardan bazıları yüksek ateşle seyrettiği için ateşli havaleye neden olabiliyor. Ayrıca bazı virüslere bağlı (adenovirüsler) üst solunum yolu enfeksiyonlarının yanında ishallere de bu mevsimde daha sık rastlanabiliyor.

Çayır ve ağaç polenleri alerjik hastalıkları tetikliyor

Bahar mevsiminde artan çayır ve ağaç polenleri, mevsimsel saman nezlesi, göz nezlesi ve astım gibi alerjik hastalıkları tetikliyor. Virüslerin neden olduğu ve soğuk algınlığı, burun tıkanıklığı, nezle şeklinde başlayıp öksürük, hışıltı, balgam hatta nefes darlığına kadar ilerleyebilen bronşiolit ise, virüslerin neden olduğu bir hastalık. Önlem alınmadığında öksürük, hapşırık veya direkt temas ile diğer kişilere bulaşabilen bu hastalığın hışıltı ve sık soluma gibi bulguları başladığında doktora başvurulması ve tedavisinin mutlaka yapılması gerekiyor. Aksi halde özellikle 6 aydan küçük bebeklerde solunum yetmezliği, kalp yetmezliği ve ölüme bile yol açabiliyor. Çeşitli virüsler de bahar mevsiminde üst solunum yolu enfeksiyonlarına neden oluyor. Bu virüsler burun akıntısı, burun tıkanıklığı, boğaz-kulak ağrısı, hapşırık, öksürük, halsizlik ve ateş şeklinde belirtilere yol açıyor.

Korunmada hijyen ve beslenme önemli

-Hasta kişilerle temas edilmemeli, kapalı ve kalabalık ortamlardan kaçınmalı.

-Hasta çocuk okula gönderilmemeli, okul yönetimi haberdar edilmeli. Sınıflar havalandırılmalı.

-Terleten kıyafetlerden kaçınmalı. Terli giysiler değiştirilmeli.

-El ve yüz yıkamak enfeksiyonlardan korunmanın en etkili ve basit yolu.

-Sağlıklı ve dengeli beslenmeli. Yoğurt, kefir, sebze meyve tüketmeli. Güneş ışığından direkt faydalanmalı. Egzersiz ve temiz havada yürüyüş de önemli.

-Polenlerden korunmak, varsa alerji tedavisine başlamak ve her gün ılık banyo yapmak da önemli rol oynuyor.

Egzersiz Yaparken Vücudunuza Meydan Okumayın

Sağlıklı olmak, formda kalmak ve vücut direncini arttırmak için egzersiz çok önemli. Özellikle enfekte hastalıkların artış gösterdiği kış aylarında bağışıklık sistemini güçlendiriyor ve sağlıklı yaşam için önemli bir avantaj sağlıyor. Yürümek ve koşmak, ağırlık çalışmak, fitness, yoga ya da plates gibi birçok spor, kişilerin uzman kontrolünde değil kendi kişisel deneyimleriyle gerçekleştirdikleri aktiviteler arasında. Ancak bu gibi basit görünen egzersizler bile kontrollü yapılmadığında beraberinde önemli sakatlanmaları ve sağlık problemlerini getirebiliyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Ayçe Atalay, "Özellikle kronik sağlık problemleri olanların kendilerine uygun programları seçmeleri ve vücutlarını gereğinden fazla zorlamamaları çok önemli" diyor.

Masum sporlar bile tehlikeli olabiliyor

 
Spor aktivitelerinin kişiye özel seçilmesi ve doğru şekilde yapılması gerektiğine dikkat çeken Dr. Ayçe Atalay, "Masum görünen egzersizler ve spor aktiviteleri bile herkes için uygun olmayabilir. Kişinin vücut yapısına, sağlık geçmişine ve fonksiyonlarına göre belirlenmesi gerekiyor. Aksi halde sadece yürüyüş bile, beraberinde sağlık sorunlarını ve kısa sürede motivasyon kaybını getirebiliyor. Bunların yanında kas zedelenmeleri meydana gelebiliyor ve bu da ağrılara neden olabiliyor" diyor. Zedelenme olması durumunda spor aktivitelerinin devam ettirilemeyeceğini belirten Dr. Atalay, devamlılık için kuralına uygun spor yapmak ve zedelenmelerden kaçınmak gerektiğini söylüyor.

Egzersiz yaparken nelere dikkat etmek gerekiyor?

 
Egzersiz yaralanmalarına karşı alınacak en önemli 3 önlem; ısınmak, soğumak ve germe hareketleri yapmak. Özellikle motivasyonun çok yüksek olduğu ilk zamanlarda insanların çabucak sonuca ulaşmak için ısınma hareketlerini atladığını belirten Dr. Ayçe Atalay, "Isınma hareketleri, adından da anlaşılacağı gibi kasların ısınmasını sağlıyor ve vücudu spora hazırlıyor. Hangi tür egzersiz yapılırsa yapılsın ısınmak yaralanma riskini azaltıyor. Kalp ve damar sistemini aniden yüklenmemek için de çok önemli. Isınmak, yakılan kaloriyi de arttırıyor çünkü ısınma sırasında da enerji harcanıyor" diyor. Germe hareketlerinin kaslar açısından çok önemli olduğunu da belirten Dr. Atalay, bir topu uzağa atmak için kolumuzu nasıl olabildiğince geriye atıyorsak, germe hareketlerinin de kasların optimum uzunlukta olmasını ve en etkin düzeyde kuvvet üretmesini sağladığını söylüyor. Germe hareketleri kasların dolaşımını arttırıyor ve kas etrafındaki fasya adı verilen bağ dokusunun elastikiyetini arttırıyor. Uygun ekipman kullanmak da sağlıklı egzersiz için çok önemli. Özellikle koşu gibi bacaklara yük binen egzersizlerde spor çorabı ve koşu ayakkabısı giymek eklemlere binen yükü azalttığı için kişileri yaralanmalardan önemli ölçüde koruyor.

Yeni başlayanlar günde 40 dakikayı aşmamalı

 
Kas zedelenmeleri gibi egzersiz yaralanmalarıyla doktora başvuranların yaptıkları en önemli hatalardan bir diğeri de çok hızlı ilerleme çabası. Hastaların bu nedenle egzersiz süresini çok uzattığını ve özellikle ağırlıkla çalışanların çalıştıkları ağırlıkların kilolarını çok hızlı yükselttiklerini söyleyen Dr. Atalay, "Spor yaparken önemli olan, kendimizi ne kadar zorladığımız değil ne kadar uzun süre ve disiplinli devam edebildiğimiz. Bu yüzden egzersiz sırasında vücut kondisyonumuza uygun olarak, dereceli ilerlememiz gerekiyor. Aksi halde hazır olmayan kaslarda ve eklemlerde zedelenmeler ve sakatlanmalar yaşanabiliyor. Özellikle yeni başlayanlar için günde 40 dakikadan daha fazla yapılan egzersiz, vücudu taşıyan diz ve ayak bileği gibi bölgelerde yaralanmalara neden olabiliyor. Kilolu kişilerde de, taşıdıkları ağırlık daha fazla olduğundan, vücut ağırlığının yüklendiği bölgelerdeki sakatlıklar kaçınılmaz hale geliyor" diyor. 

Ağrılar nerede durmak gerektiğinin sinyalini veriyor

 
Dr. Atalay, egzersiz programlarında vücut ağrılarının belirleyici olduğuna dikkat çekiyor. "Özellikle dizlerinde kireçlenme gibi kronik rahatsızlıkları olan kişiler, yürüyüş yaparken ağrı duymalarına rağmen kendilerini zorlamaya devam ediyorlar ve bir süre sonra dizlerinde sürekli ağrılar, şişlik ve kızarıklık meydana geliyor. Bu durum var olan sağlık sorunlarını çok daha riskli bir hale getirebiliyor. Ağrılar vücudun daha fazla zorlanmaması gerektiğinin en belirgin sinyali. Bu gibi bir durumda egzersiz hemen bırakılmalı. Özellikle kilo problemi olanlar egzersizi ağrı sınırına kadar devam ettirmeli" diyen Dr. Atalay, yine kişilerin kendilerini çok yorgun hissettikleri günlerde egzersiz yapmamaları gerektiğini ve devam eden ağrılarda mutlaka doktora başvurmaları gerektiğini belirtiyor.

Kronik hastalığı olanlar doktor kontrolünde egzersiz yapmalı

 
Herhangi bir sağlık problemi olan kişilerin, hangi egzersizin kendileri için uygun olduğunu bir doktora danışması gerekiyor. Örneğin; dizlerin ön kısmında 'kondromalazi patella' gibi ağrıya sebep olan bir sağlık sorunu olanların bisiklet ya da spinning gibi bisikletle uygulanan egzersizleri yapmaması gerekiyor. Yine bel fıtığı olanların, disklerdeki baskıyı arttırdığından öne eğilerek yapılan sporları tercih etmemesi gerekebiliyor. Bu yüzden bir egzersiz programına başlamadan önce bir fizik tıp ve rehabilitasyon hekiminden bilgi almak önemli.

'Yoğun ve kısa' yerine 'hafif ve uzun' egzersizler seçilmeli

Egzersizler düzenli yapıldığında daha fazla fayda sağlıyor. Dr. Atalay, bu nedenle kısa süreli yoğun ve ağır aktiviteler yerine uzun süreli ancak daha hafif egzersizlerin seçilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. "Yoğun bir şekilde vücudun formuna ve sağlık durumuna uygun olmayan spor aktiviteleri yapmaktansa asansör yerine merdiveni kullanmak, kısa mesafelerde araba kullanmamak gibi küçük egzersiz kaçamakları yapmak daha faydalı" diyen Dr. Atalay, devamlılığı olamayacak sporlar yerine, düşük başlanan ve yavaş yavaş derecesi yükseltilen egzersizlerin en sağlıklısı olduğunu belirtiyor.

Kadın STK’lar Ataşehir Belediyesi’nin Kadın Programını Denetleyecek

Çatısı altında toplanan dernek üyelerinin ve bireylerin toplam sayısı 100.000'i bulan Haklı Kadın Platformu (HKP) ile Kadın Adayları Destekleme Derneği KADER’ in “kadın programınızı açıklayın” çağrısına Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi’ den anlamlı bir yanıt geldi.

HKP ve KADER’in yöneticilerinin yanı sıra kadın konusunda duyarlı kadın yazarları da belediyeye davet eden İlgezdi, Belediye’nin kadın müdür, başkan yardımcısı ve belediye meclisi üyeleri huzurunda hem kadın programını açıkladı hem de KADER’ in imzaya açtığı 30 maddelik “Yerel Yönetimler Sözleşmesine” imza attı. Sözleşmenin imzalı birer kopyasını toplantıya katılanlara veren İlgezdi’ nin kadın STK’lara, gazetecilere ve yazarlara “Önümüzdeki 5 yılda kadınlar için yapacaklarımı denetleyin” çağrısı yapmasıydı.

KADER’ in “Yerel Yönetimler Sözleşmesini” bugüne kadar aralarında AK Parti, MHP, CHP ve  BDP’ nin bulunduğu 17 belediye başkan adayı imza atmış. İlgezdi’ nin farkı bu imzayı kadın STK’ların ve kadın yazarların gözü önünde atarak kadınlara “Gelin bu kadın programını birlikte uygulayalım” çağrısı yapmasıydı.

Kadın programını güvence altına almak ve STK’ların kadın programını destekleme kanallarını açmak için önümüzdeki 6 ay içinde Ataşehir’ de bir kadın STK merkezi açılacağını belirten İlgezdi “Türkiye nüfusunun %50’sini ilgilendiren bir sorun belediyelerin tek başına üstesinden gelebileceği bir sorun değildir. Ancak kadın konusunda uzun yıllar deneyim ve bilgi biriktirmiş kadın sivil toplum kuruluşları ile işbirliği yaparak kalıcı çözümler yaratabiliriz. Programımız konusunda öneri ve eleştirilerini iletin ve lütfen bizi denetleyin” dedi. Bu çağrı toplantıya katılan STK temsilcileri hem de yıllardır ısrarla kadın konusunda duyarlılık yaratmaya çalışan kadın gazeteciler arasında memnuniyet yaratsa da hepsi temkinli.

 
Yanıtları “Gerçekten izleyeceğiz. Bakalım göreceğiz” oldu. Kaygıları bu çağrıların da seçim vaadi olmaktan öte gitmemesiydi.
 
Ataşehir Belediyesi’ne bağlı 17 mahalle var. Her ne kadar Ataşehir dendiğinde akıllara yüksek gökdelenleri, finans merkezleri ile her geçen gün gelişen bir ilçe gelse de İlgezdi’ nin açıklamaları gerçeğin hiç de böyle olmadığını gösteriyor. Ataşehir’ deki 17 mahallenin 13’ü 40 yıl önce kurulmuş gecekondu mahalleleri.  Başkan’ın söylediğine göre, kentin göbeğinde yer alan bu ilçede henüz denizi görmemiş, hayatında hiç sinemaya gitmemiş, tiyatronun ne olduğunu bilmeyen kadınlar yaşıyor. Anlaşılıyor ki Ataşehir kadın çalışmasının sonuçlarının rahatlıkla izlenebileceği bir ilçe. Kadınlar da kendilerine verilen sözleri takip etmekte kararlı.

Baharı Zinde Geçirme Tüyoları

Beslenmenin yetersiz olduğu, düzensiz uyku, kansızlık gibi durumlarda bu hormonların adaptasyonu yetersiz kalıyor ve bahar yorgunluğu ortaya çıkıyor. Bahar yorgunluğu ile baş etmenin öncelikli yolu ise bilinçli beslenmekten geçiyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Olcay Barış baharı zinde geçirmeniz için beslenmemizde dikkat etmemiz gereken noktaları anlattı.

Bu öneriler vücudunuzu canlandıracak!

1.Güne mutlaka kahvaltı ile başlayın

Sabah kahvaltısı bahar mevsiminde çok daha önemli bir hale geliyor. Güçlü bir kahvaltı hem zindelik hem de mutluluk veriyor. Yağlı, ağır bir kahvaltıdan kaçınarak sofranızda mevsim sebze ve meyvelerine bolca yer verin. Özellikle içerdiği C vitamini açısından zengin olan kırmızı biber ve tüm yeşillikleri kahvaltı tabağınızda bulundurun.

2.Su içmek için susamayı beklemeyin!

 
İlkbaharda günlük tüketilen su miktarını biraz arttırmak, vücut direncinin sağlanması ve toksinlerin atılması için oldukça faydalı. Bu yüzden günde en az 2-2.5 litre su içmeyi ihmal etmeyin. Tuz alımını azaltmak da ödemin azalması için oldukça önemli. Bunun için çeşni ve baharatlarla beraber limon ve sirkeyi kullanabilirsiniz.

3.Kuruyemişlerle ara öğünlerinizi renklendirin!

 
Özellikle fındık, badem ve ceviz içerdikleri E vitamini, lif, magnezyum ve omega-3 yağ asitleri nedeniyle yorgunluğun düşmanı olan besinler. Günde 10 fındık veya 6-8 adet badem ya da 2 adet ceviz tüketmek, baharı enerjik geçirmeniz için gerekiyor. Ancak yüksek enerjileri nedeniyle bu besinleri daha fazla tüketmeyin.

4.Probiyotik etkisi ile kefiri unutmayın!

 
Kefir, içerdiği probiyotik bakteriler ile bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı oluyor. Güçlü bir bağışıklık sistemi de bahar yorgunluğunu kolay atlatmanızı sağlıyor. Her gece bir bardak kefir tüketmeniz bağışıklık sisteminizi güçlendirecektir.

5.Koyu yeşil yapraklı sebzeleri gün içinde mutlaka tüketin!

 
Potasyum ve folik asit açısından zengin olan koyu yeşil yapraklı sebzeler yorgunluğu önleyip, baharı enerjik geçirmenize yardımcı oluyor. Her öğünde mutlaka koyu yeşil yapraklı sebzelere yer vermeyi ihmal etmeyin.

6.Tam tahıllar her öğünde bulunmalı!

 
Tam buğday, çavdar ve yulaf gibi tam tahıl ürünlerini zengin lif içerikleri, kan şekerini düzenlemeleri ve yüksek oranda B vitamini içermeleri nedeniyle baharda en yakın dostunuz olması gereken besinlerden. Her öğünde sofranızda tam tahılları besinlerin olmasına özen gösterin.

7.Yemeklere acı kırmızıbiber serpin

 
Acı kırmızıbiberin içindeki 'capsacin' adlı madde damakta endorfin salgılamasını sağlıyor. Malum, endorfin hormonu da insana mutluluk veriyor.

8.Tatlılara el sürmeyin

 
Pasta, kek ve bisküvi gibi besinleri mümkün olduğunca tüketmeyin. Bu ürünlerde bolca bulunan basit şeker, kan şekeri seviyenizin birden yükselmesine yol açıyor. Ardından kan şekeriniz yükseldiği gibi hızla da düşüyor. Pankreas da bunun sonucunda yüksek dozda insülin salgılayarak kendinizi iyice bitkin hissetmenize neden oluyor.

9.Antioksidanlarla bağışıklık sisteminizi güçlendirin!

C vitamini – Günlük bir adet orta boy kivi C vitamini gereksinimini karşılıyor.

 
Limon, portakal, çilek, greyfurt, kivi, dolmalık biber, enginar, brokoli, fasulye, maydanoz, ahududu ve kuşburnunda var. Serbest radikallere karşı savunma mekanizmasını geliştiriyor.
 
E vitamini – Günlük 1 avuç fındık E vitamini ihtiyacının büyük çoğunu karşılıyor.
 
Ayçiçek yağı, zeytinyağı, fındık, badem, soya, ceviz ve fıstık türlerinde bulunuyor. Hem erkekte hem de kadında kalp krizi riskini azaltıyor, birçok kanser türüne karşı da vücudumuzu koruyor.
 
A vitamini – Günlük 1 adet havuç A vitamini ihtiyacını karşılıyor. Havuç, ıspanak, kabak, marul, brokoli, karaciğer ve domateste bulunuyor. Bağışıklık sistemi hücrelerinin sayısında önemli derecede artış sağlıyor.

10.Bitki çaylarını ihmal etmeyin!

Aşağıda yer alan bitki çaylarından günde bir fincan içmeniz, bahar yorgunluğunu atlatmanıza yardımcı olacaktır.

 
Ekinezya; A, C ve E vitaminleri bağışıklık sistemini güçlendirerek vücut direncini artırıyor.
 
Kuşburnu: A, B1, B2, C, E ve K vitaminlerinin yanı sıra mineraller, özellikle fosfor ve potasyum bakımından zengin.
 
Etkin bir kan temizleyici, bağırsak yumuşatıcı olan kuşburnu C vitamini zenginliğinden ötürü vücudun gelişmesini düzenliyor ve bahar yorgunluğuna bire bir geliyor.
 
Adaçayı; Güçlü antioksidan özelliğinin yanı sıra A, B ve C vitaminleri içeriyor. Özellikle dolaşım, sindirim sistemi ve hafıza üzerinde olumlu etkileri var. Adaçayı bahar aylarında etkili olan yorgunlukla baş edebilmek için birebir.

Bunları mutlaka yapın!

•Sabah kalkar kalkmaz ve yatmadan önce odanızı mutlaka havalandırın.

•Güne ılık bir duş ile başlayın.

•Güneş ışığından faydalanmak için her gün en az 1 saat açık havada aktivite yapın.

•Günde en az 7-8 saat uyumayı alışkanlık haline getirin.

•Düzenli olarak spor yapın. Bu mümkün değilse, her gün en az 30 dakika yürümeyi alışkanlık haline getirin.

İkinox Klima Bakım Onarım Servisi

K.bakkalköy mah.kocasinan cad.no:19/a ATAŞEHİR

info@ikinox.com

http://www.ikinox.com

CEM DİKBAŞ

0530 942 62 45

0216 606 0 840

Başkan İlgezdi “Ataşehirli Kadınların Yanındayız”

Aralarında kadın gazetecilerin de yer aldığı platform üyeleri, Başkan İlgezdi’ye kadınlara yönelik şu ana kadar yaptıkları ve yapacakları projeleri ayrıntılı bir şekilde sordu. Platform üyelerinin sorularına ayrıntılı bir şekilde cevap veren Başkan İlgezdi, Ataşehir Belediyesi’nin kuruluşundan bu güne nasıl geldiğini, Belediye’nin beş yıl boyunca yaptığı çalışmaları anlattı. Kadınlara büyük önem verdiklerini belirten Başkan Battal İlgezdi, “Belediyemizde çalışanların büyük bir bölümünü kadınlar oluşturuyor. 23 müdürümüzün 9’u kadın. Hedeflerimiz arasında hem meclis üyesi hem de belediye başkan yardımcılığı görevlerinde kadınların sayısını artırmak var. Çünkü kadınlar daha istekli ve özverili çalışıyorlar. Eğitimde, sağlıkta, sanatta ve sporda kısacası her alanda onların yanındayız ve destekçisiyiz” dedi.

Başkan İlgezdi’nin konuşmasının ardından Gamze Akkuş İlgezdi, Ataşehir Belediyesi’nin kadınlara yönelik projeleri hakkında bir sunum yaptı. Gamze Akkuş İlgezdi, Ataşehirli kadınların dezavantajlı durumlarını ortada kaldırarak, onlara pozitif ayrımcılık yapacaklarını belirtti. Kadın sığınma evinin kapasitesini arttıracaklarını ifade eden Gamze Akkuş İlgezdi, “Kurulduğu günden bu yana sığınma evimiz 168 kadın ile 166 çocuğa sahip çıktı. Onların her türlü ihtiyacı belediyemiz tarafından karşılanıyor. Okuma ve yazma bilmeyen kadınlar okuma ve yazma kurslarına yönlendiriliyor. Çocukların ve kadınların sağlığı için Türkan Saylan Tıp Merkezi ve belediyeye bağlı diğer poliklinikler sağlık hizmeti verdi; vermeye devam ediyor. Ataşehir Belediyesi Meslek Edindirme Merkezi’nde (ATAMEM) kuaförlük, aşçılık, bilgisayar destekli muhasebe, web tasarımı, el sanatları, bilgisayar kullanımı, İngilizce dil eğitim gibi kurslar düzenleniyor” dedi.

ATAMEM ile İŞKUR’un kadınların istihdamı için işbirliği yaptığını dile getiren Gamze Akkuş İlgezdi, sözlerine şu şekilde devam etti: “ Şu an var olan Ata evlerinde kadınlara ve çocuklara yönelik okuma ve yazma, el sanatları, resim, müzik gibi daha birçok alanda kurs veriliyor. Ayrıca kadınlara psikolojik destek de sağlanıyor. Kadın Futbol Takımımız ve Voleybol takımımız önemli başarılar kazanıyor. Ayrıca kreş sayısını da arttırıyoruz.” Karşılıklı fikir alışverişlerinde bulunan toplantının sonunda, Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi’ye Ka.der Yerel Yönetimler Sözleşmesi’ni imzaladı.

KA.DER YEREL YÖNETİMLER SÖZLEŞMESİ

BELEDİYE BAŞKANI SEÇİLİRSEM AŞAĞIDA YAZAN MADDELERİ GERÇEKLEŞTİRMEK İÇİN ÇALIŞACAĞIMA SÖZ VERİYORUM!!!

1. Bakım hizmetlerinde ortak sorumluluk, yaşamın her alanında eşitlik ilkesinden hareketle ücretsiz, ulaşılabilir, güvenli, 7/24 kreş hizmeti sağlayacağım.
2. Kadınların sırtındaki iş yükünü azaltmak için yaşlı bakım evleri açacağım.
3. Kadınlar, gençler, engelliler ve yaşlılar için meslek kursları, hobi kursları, kültürel ve sosyal paylaşımda bulunabilecekleri merkezler açacağım.
4. Yalnızca erkeklerin kullandığı spor alanlarını kadınların da kullanması için özel önlemler alacak, düzenlemeler yapacağım.
5. Park, bahçe yoksa yaptıracağım, varsa sayısını arttıracağım, parklara tuvalet yaptıracağım, temiz, güvenli ve bakımlı hale getireceğim.
6. Kaldırımları; bebek arabalarıyla, romatizmalı dizlerle, topuklu ayakkabılarla yürünebilecek hale getireceğim.
7. Sokak ve park-bahçe aydınlatmalarını arttıracağım, buraları güvenli hale getireceğim.
8. Belediye otobüslerinin belli saatlerde evlere yakın noktalarda durmalarını sağlayacağım.
9. Belediye Meclisinde ve İl Genel Meclisinde “Kadın Erkek Eşitliği Komisyonu” kurulması için çalışacağım.
10. Belediye çalışanlarına “toplumsal cinsiyet eşitliği” eğitimi verdireceğim.
11. Başta sağlık, eğitim ve kültür olmak üzere belediyenin stratejik planlarında kadın örgütlerinin görüşlerine başvuracağım.
12. Şiddete uğrayan kadınlar, çocuklar, yaşlılar için “acil telefon hattı” kuracağım.
13. Şiddete uğrayanlara hizmet sunacak belediye görevlilerine eğitim aldıracağım.
14. Kadın danışma merkezleri açtıracağım.
15. Kadınlar ve çocuklar için koruma / sığınma evi açmak yasal görevim, bu görevi yerine getireceğim.
16. Kadın koruma / sığınma evim varsa kapasitesini arttıracağım.
17. Şiddeti önlemeye ve şiddete uğrayanları korumaya yönelik olarak yapılanları izleyecek, denetleyecek bir koordinasyon birimi kuracağım.
18. Kadınların el emeği ürünlerini değerlendirmeye yönelik çalışmalar yapacağım.
19. Kadınların sosyal güvenlik kurumlarından yararlanmalarını sağlayacak çalışmalar yapacağım.
20. Kız öğrencilerin eğitim ve barınma imkanlarının arttırılması için çalışacağım.
21. Zorla, erken evlilik ve akraba evliliğinin zararları konusunda eğitim seminerleri düzenleyeceğim. Muhtarlar aracılığıyla zorla ve erken evlilikleri tespit ve takip edip engellenmesi için çalışmalar yürüteceğim.
22. Türkçe bilmeyen kadınların belediye hizmetlerinden yararlanabilmesi için anadillerinde hizmet verecek birim kuracağım.
23. Sağlık merkezlerine haftanın belirli günlerinde ücretsiz ulaşım sağlayacağım.
24. Kadınlara yönelik sosyal hizmet uzmanı ve psikolojik destek uzmanlarını arttıracağım.
25. Mobil merkezler aracılığı ile üreme sağlığı eğitimi, okuma-yazma gibi eğitim hizmetlerini kadınların ayağına götüreceğim.
26. Ergenlik eğitim merkezi, menopoz klinikleri, evlilik danışma merkezleri kuracağım.
27. Engelli kadın, çocuk ve yaşlılara ücretsiz ve evde sağlık ve bakım hizmeti verilmesini sağlayacağım.
28. Sağlık hizmeti verilen bölgelerde anadilde hizmet sağlayacak personel yetiştireceğim.
29. Göç eden kadın ve kız çocuklarına yönelik, kenti tanıma, hizmet almak için hangi kurumlara başvuracaklarına ilişkin bilgilendirici eğitim çalışmaları yaptıracağım.
30. Belediyemin bütçesini Eşitlikçi Bütçe yaklaşımıyla oluşturacağım.

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Tümöre 192 Noktadan Işın Veren Yöntem: Gamma Knife

Hastaların ameliyat edilmesine gerek kalmadan, ağrısız, acısız bir şekilde tedavisine imkan tanıyan Gamma Knife yöntemi hakkında açıklama yapan Acıbadem Kozyatağı Hastanesi’nden Beyin Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Peker, ABD’de 150 merkezde yöntemin uygulandığını, şimdiye kadar 700 bini aşkın hastanın bu şekilde tedavi edildiğini anlattı. Ülkemizde 7 merkezde Gamma Knife cihazının bulunduğunu, ülkemizde 17 yıldır kullanılan yöntemle şimdiye kadar da 20 bini aşkın hastanın tedavi edildiğini belirten Prof. Dr. Selçuk Peker, yöntemin başarılı olabilmesi için uygulanacağı tümör çapının 3-4 cm’den büyük olmaması gerektiğinin altını çizdi. Yöntemin beyin tümörlerinin yanı sıra, beynin etrafındaki zarlardan kaynaklanmış menenjiyom adı verilen işitme tümörleri, denge siniri tümörleri ve metastatik tümörlerde de çok kullanıldığını ifade eden Prof. Dr. Selçuk Peker, şunları söyledi:
 
“Hastamızı sabahtan işlem için hastaneye yatırıyoruz. Lokal anestezi ile başına 4 adet iğneyle bir çerçeve yerleştiriyoruz. Bu bize ışını verirken milimetrik bir hassasiyet sağlamanın yanı sıra, vereceğimiz radyasyon ışınlarının tam da istediğimiz yere gitmesini sağlıyor. Ardından hastamıza MR çekiyoruz. Işın tümörün büyüklüğü ve yerine göre 10 dakika ile 2 saat arasında bir süreyle ve sadece bir defa uygulanıyor. İşlemin ardından hasta bir saat sonra taburcu olabiliyor.”

ZOR DURUMLARDA CERRAHIN İŞİNİ KOLAYLAŞTIRABİLİYOR

Sempozyumda yönteme dair uygulamalar hakkında bilgiler veren Beyin Cerrahisi Uzmanı Dr. Douglas Kondziolka, Gamma Knife yöntemini bir hastada uygulamadan önce, tümörün yerleştiği yere ve derinliğine bakarak bazı incelemeler yaptıklarını, ondan sonra uygulamaya karar verdiklerini söyledi. Küçük tümörlerde tedaviye gecikmeden başladıklarını ifade eden Dr. Kondziolka, “Eğer hastamızda tespit ettiğimiz tümör büyükse ve cerrahi yöntemle tümör çıkarıldıktan sonra; tümörden bazı kalıntılar saptanmışsa da bu yöntemi kullanabiliyoruz. Bizim amacımız sadece tümöre odaklanmaktır. Sağlıklı hücreleri korumaktır. Yöntemin sağlıklı hücrelere zarar verme oranı yüzde 3’ün altındadır. Bu yöntemin ilk uygulandığı yıllarda genç hastalarda kullanılmasıyla ilgili çekinceler vardı. Ancak zamanla bunlar da aşıldı ve gençlerde de başarıyla kullanılmaya başlandı” diye konuştu. Beyin cerrahisinde bazı hastaların tümörlerinin yerleşim yeri ve derinliği nedeniyle tedavisinin çok zor olduğuna değinen Dr. Kondziolka şunları söyledi:

 
“Yakın zamanda böyle bir hastamız oldu. Beyin tabanında tümör vardı. Hastanın bir gözü göremiyordu. Daha önce bazı ameliyatlar geçirmişti ancak yeniden bazı tümörler çıkmıştı. Çok kötü durumdaydı, cerrahlar tekrar ameliyat yapmaya çekiniyordu. Kendisine bazı testler yaptık, ışınla tedaviye uygun olduğunu düşündük. Gamma Knife yöntemini uyguladık ve mevcut tümörüyle ilgili olarak başarılı sonuç elde ettik.”

TÜMÖRDEN GERİYE BİR KALINTI BIRAKMAK İSTEMİYORUZ

Yöntemin gelecekte ne gibi özelliklerle tedavide kullanılacağı hakkında bilgiler veren Medikal Fizik Uzmanı Ian Paddick ise, “Cihazın özelliklerinin daha da geliştirilmesiyle birlikte artık, hastaları mevcut durumdan daha hassas bir şekilde tedavi etme imkanına sahip olacağız. Her şeyden önce bir görüntüleme tekniği olacak. Şu anda yöntemi bir hastada seanslar halinde değil tek bir defa uyguluyoruz. Gelecekte birden fazla seansta da tedavi yapılabilecek. Cihazın sağlıklı hücrelere zarar verip vermediği konusunun uzun yıllardır tartışıldığına değinen Ian Paddick, hücrelerin kendi DNA’larını çok iyi tamir etme konusunda bir yetenekle yaratıldıklarını, çok düşük bir ihtimal de olsa normal dokulara ışının isabet etmesi halinde DNA’nın büyük oranda kendisini onarabildiğini söyledi. Gamma Knife yöntemini kullanırken birinci hedeflerinin tümör hücrelerinin yüzde 100’ünü de etkilemek olduğunu vurgulayan Ian Paddick, “Yüzde 99 oranında tedavi etsek de olur diyemeyiz. Mutlaka yüzde 100 oranında tedavi etmek durumundayız. Geride tümör hücresi bırakmamalıyız” dedi.

uzman.org

Mytowerland 3381 Kat 17 D: 153

guven.sezen@gmail.com

Sezen Güven

0533 354 67 83

Belirtileri Masum Yol Açtığı Sorunlar Ciddi

Sjögren Sendromu; salgı yapan bezlerin özellikle gözyaşı ile tükürük bezlerini tuttuğu, “otoimmun” hastalıklar denilen gruba ait bir hastalık. Hastaların yüzde 80-90’ını kadınlar oluşturuyor ve genellikle 40’lı yaşlarda ortaya çıkıyor. Sıklıkla göz veya ağız kuruluğu gibi masum gibi görünen, ancak yaşam kalitesini oldukça düşüren yakınmalarla başlıyor. Sjögren Sendromu’nun en önemli özelliği ise hangi belirti ön planda olursa olsun,  tıpkı diğer ‘otoimmün’ hastalıklar gibi vücudun bütününü ilgilendiren cilt, sinir sistemi, akciğerler veya damarlar gibi başka organ veya sistemleri tutabilme potansiyeli olması. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Romatoloji Uzmanı Yard.  Doç Dr. Mehmet Karaarslan,  Sjögren Sendromu’nun pek bilinmediği için tanısının genellikle geç konulduğuna dikkat çekerek, “Buna bağlı olarak hastalar uzun süre hayat kalitesini düşüren yakınmalarla yaşamak zorunda kalıyor. Bunun sonucunda da ilk başlarda çoğunlukla ağız veya göz kuruluğu ile başlayan Sendrom zamanla, akciğer, böbrek ve karaciğer gibi organları da tutup, tüm vücudu ilgilendiren bir hastalığa dönüşebiliyor” uyarısında bulunuyor.

Tuttuğu organa göre belirtiler veriyor

Sjögren Sendromu’na neyin yol açtığı bilinmiyor. Ancak tüm otoimmün hastalıklarda olduğu gibi kişinin genetik yatkınlığının yanı sıra enfeksiyon ve ilaç gibi çevresel faktörlerin etkileşimine bağışıklık sisteminin anormal yanıt veriyor.  ‘Otoimmün’ hastalıklarının ortak yanı, aslen vücudu savunmakla görevli olan bağışıklık sisteminin,  kendisine zarar vermeye başlaması. Bu şartlarda ortaya çıkan hastalıkların tutulan vücut yapılarının cinsine göre belirtiler verdiğini söyleyen Dr. Mehmet Karaarslan,  “Ancak Sjögren Sendromu’nu düşünmeden önce, daha sık görülen diyabet, kulak burun boğaz hastalıkları ve kullanılan ilaçlar gibi nedenlerin olmadığından emin olmak gerekiyor. “ diyor.

"Ekmek lokmasını yutamıyorum”, “Gözüme sanki kum kaçmış gibi”

Sjögren Sendromu’nun yaşam kalitesini düşüren pek çok belirtisi var. Dr. Mehmet Karaarslan bu sendromun genellikle yavaş yavaş ortaya çıkan belirtilerini şöyle sıralıyor:

•Ağızda şiddetli kuruluk oluşuyor. Ağız kuruluğu nedeniyle çiğneme, yutma ve konuşmada güçlük oluyor. Ekmek gibi katı şeyleri yutkunmada güçlük çekiliyor. Hastalar ekmek lokmasını yutamadığını, yutmak için su içmek zorunda kaldığını ifade ediyor..

•Gözlerde kuruluğa bağlı kızarıklık, yanma, kaşıntı ve ışığa aşırı hassasiyet gelişiyor. Hasta bunu ‘’Gözüme sanki kum kaçmış gibi’’ diye tarif ediyor. 

•Halsizlik ve eklem ağrıları olabiliyor, 

•Soğuk hassasiyeti ve soğukta uzuvlarda beyazlama gibi renk değişiklikleri ortaya çıkabiliyor,

•Çoğu hastada kuru bir öksürük ve boğazda gıcık hissi de oluşuyor.

•Tükürük bezlerinde şişlik, tat alma ve koklama duyusunda bozulma izlenebiliyor.

•Burun, cilt ve kadın genital organlarında kuruluk meydana gelebiliyor.

•Bazen hastalarda "lenfoma" adı verilen bir çeşit lenf bezi kanseri gelişebiliyor.

Cinsel ilişkide zorluk da yaşatıyor

Dr. Mehmet Karaarslan, her hastalığını erken döneminin tedavi başarısının daha yüksek olduğu, bazen de uykuya yatırılabildiği süreci oluşturduğunu söylüyor. “Bu dönem geçip hastalık tam yerleştiği zaman bu sansımızı kaybediyoruz.” diyen Dr. Mehmet Karaarslan, Sjögren Sendromu’nda erken tanı ve tedavinin önemini şöyle anlatıyor:
“Geç kalındığında tedavinin başarı sansı düştüğü gibi hastanın yaşam kalitesi de ciddi boyutlarda düşüyor. Örneğin öğretmensiniz, günde 6 saat ders anlatıyorsunuz ve  ağız kuruluğunuz var. Bu sorununuz nedeniyle konuşurken çok zor durumda kalıyorsunuz. Aynı şekilde bilgisayar önünde çalışan ve göz kuruluğu olan bir Sjögren hastasının hayatı da zor olacaktır. Veya, evlisiniz. Genital kuruluk sebebiyle düzenli bir cinsel hayatınız olamıyor. Çünkü vajinada kuruluk; enfeksiyon, ağrı ile kaşıntıya yol açabiliyor ve kadın cinsel ilişkide zorluk yaşanabiliyor.  Kuru öksürük sorununuz varsa geceleri uyuyamıyorsunuz. Hastalar bunlar gibi daha pek çok sıkıntı yaşayabiliyor.”

Tedavi şikayetlerin hafiflemesini sağlıyor

Sjögren hastalığı müzmin denilen hastalıklardan. Şikayetler tedaviyle rahatlatılsa bile tamamen geçmiyor. “Her zaman karamsar da olmamak lazım.” diyen Dr. Mehmet Karaarslan, bu tip hastalıkların bazen kendiliğinden ortadan kalkabileceğini söylüyor. Çoğu hastada suni göz yaşı ve tükürük takviyesi gibi şikayetlere yönelik basit tedavilerin yeterli geldiğini belirten Dr. Mehmet Karaarslan şu bilgileri veriyor: “Hastaların ağız ve diş sağlığı ile ilgili kontrollerini yaptırmalarını çok önemsiyoruz. Çünkü hastalarda ağızdaki kuruluk nedeniyle diş çürükleri de sık görülüyor Hastalığın daha yaygın veya şikayetlerin bu şekilde kontrol altına alınamadığı hastalarda ise bağışıklık sistemini kontrol etmeye yönelik bir dizi ilaçtan yararlanıyoruz. Bu tip tedaviyi gerektiren vakalar hem hastalığın gidişatı, hem de ilacın yan etkileri açısından daha yakından takip edilmeliler.”

Trafikteki Araç Sayısı 18 Milyona Yaklaştı

PROTON HAKKINDA

1983 yılında motorlu araçlar yedek parça ve bileşenleri satmak amacıyla Malezya Başbakanı Tun Mahathir Bin Mohamad’in teşvik ve katkıları ile kurulan PROTON ekonomideki yükselişini büyük oranda arttırarak ülkeyi bugün dünyanın en fazla ihracat yapan ülkelerinden biri haline getirmiş ve 238 milyar dolarlık milli hasıla ile Malezya’nın dünyanın 37. büyük ekonomisi haline gelmesine neden olan tasarruflardan biri olmuştur.

İlk fabrikasını 923.900 m2’lik bir alana sahip olan Shah Alam’da kuran PROTON ilk yıl 80.000 adet araç kapasitesi ile tasarlanırken 1997 yılında üretim kapasitesi yılda 230.000 adet otomobile çıkarılmıştır.

1996 yılında bir milyonuncu aracını üreten PROTON yine aynı yılın Ekim ayında İngiliz otomotiv mühendislik firması LOTUS Group International’ı satın alarak Lotus üretim kalitesini ve dizayn zerafetini kendi ürünlerine de katmış oldu.

Günümüzde Avrupa piyasaları dahil olmak üzere 50 farklı ülkeye ihracat yapan PROTON; müşterileri, iş ortakları, hissedarları, devlet kurumları ve çalışanlarının uyumlu-şaşmaz bağlılıkları ile en başarılı uluslararası otomotiv üreticisi olan ülkelerin arasına girmeyi başarmıştır.

 
ULUBAŞLAR HOLDİNG'E BAĞLI ULUMOTOR HAKKINDA

1971 yılında kurulan Ulubaşlar Holding günümüzde PROTON marka otomobil ve AVIA marka kamyonların Türkiye Distribütörü olarak faaliyetlerini sürdürmekte ayrıca Ulusigorta, Ulukasa, vasitam.com, Ulubilişim, Ulumod, Ulu Oto Kiralama’ nın yanı sıra  Ulumotor ve Ulucar şirketlerine bağlı olarak toplam 38 bayi ve yetkili servis ile birlikte çalışmakta ve 1992 yılından bu yana da KIA marka araçların yetkili bayiliğini bünyesinde bulundurmaktadır.

İşte YGS Reçetesi

Acıbadem International Hastanesi’nden Psikolog Ferahim Yeşilyurt, sınava az bir zaman kala öğrencilere başarılarını artıracak 7 öneride bulundu. İşte o öneriler:

1-Kalan süreyi iyi planlayın

Sınava sayılı günler kala sınava kadar hangi çalışmaları yapmayı istediğinizi belirleyin. Son günlerde konu tekrarı  yapmak ve daha önceki yıllarda sorulan sınav sorularını yeniden çözmeye çalışmak uygun olacaktır. Elinizdeki tüm kaynakları bitirmek isteyebilirsiniz. Ancak kalan zamanda bu tüm soruları bitirecek vaktiniz olmayabilir. Zamanınızı eksik olduğunuz konularda sorular çözme yönünde planlayabilirsiniz. Elinizdeki çözmek istediğiniz soruları belirleyin ve sınava kadar bu soruları hangi günlerde bitireceğinizi belirleyin.

2-Deneme sınavlarını süreli yapın

ÖSYM tarafından yapılan sınavlarda soruyu çözmenizden ziyade soruyu belirli bir zamanda çözmeniz önem kazanmaktadır. Evde deneme  çözerken süre tutmanız size bu alışkanlığı kazandıracaktır.

3-Sonuçları doğru yorumlayın

Deneme sınavları  sizin eksik olduğunuz konuları tespit edebilmek için yapılmaktadır. Morali bozmak ve ' bu gidişle bir şey yapamam 'demek yerine 'eksik olduğum konuları tespit ediyorum' düşüncesiyle sınav sonuçlarını değerlendirin. Eksiklerinizi deneme sınavlarında fark etmek sınavda fark etmekten daha iyidir.

4-Zorluklara karşı stratejiler geliştirin

Sınav esnasında öğrenciler pek çok sorunla baş etmek zorunda kalırlar. Bu sorunlarla baş etmek için hazırlıklı olunmalıdır. Örneğin üst üste birkaç soru yapamadığınızda neler hissedersiniz? Neler düşünürsünüz? Bu durum sizi nasıl etkiler ve nasıl baş edersiniz? Bu durumun örneklerini girdiğiniz deneme sınavlarında bulmaya çalışın. Sınavda psikolojik dayanıklılığınızı geliştirmeniz sınav performansınızı çok yakından etkileyecektir.

5-Temponuzu düşürün

Sınav yaklaştıkça temponuzu giderek düşürün. Sınavdan birkaç gün önce dinlenmeniz, sevdiğiniz aktivitelerle uğraşmanız  sınav günü kendinizi daha enerjik ve verimli hissetmenizi sağlayacaktır. Arkadaşlarınızla buluşmak, açık havada gezmek, bilgisayar oyunları oynamak gibi aktiviteler sizi rahatlatacaktır.

6-Uykunuzu düzenleyin

Sınavdan birkaç gün önce sınava gireceğiniz gün hangi saatte uyanacaksanız o saatte uyanmaya çalışın. Böylelikle kendi uyku ritminizi yaratarak daha sonraki günlerde de aynı saatte kalkmaya başlarsınız. Gece kendinizi uyumaya zorlamak yerine sabah aynı saatte uyanmak daha iyi olacaktır.

7-Beslenmeyi abartmayın

Sınav günü hafif bir kahvaltı yapmanız yeterli olacaktır. Zihninizi açmak için ya da sınav performansınızı artırmak için ekstra bir besine ihtiyacınız yoktur. Ağır yağlı yiyeceklerden ve aşırı tuzlu yiyeceklerden sakınmanız yeterlidir.

Çocuklarda Öpücük Hastalığına Dikkat

Halk arasında öpücük hastalığı olarak bilinen enfeksiyon EBV (Epstein-Barr virus) adlı virüse bağlı olarak gelişmektedir. İnsandan insana tükürük yolu ile bulaşma olduğu için öpücük hastalığı olarak bilinmektedir. Tıbbi adı “İnfeksiyöz mononükleoz” dur. Öpücük hastalığının kuluçka dönemi yaklaşık 40 gündür ama küçük çocuklarda bu süre 15-20 güne kadar kısalabilmektedir. Bu virüs bulaşan kişilerde hastalık tablosunun oluşması o kişinin bağışıklık sistemi ile ilgilidir. Bazı kişilerde virüs bulaşmış olsa bile bağışıklık sistemi iyi çalışıyorsa hastalığın klinik bulguları gözlenmemektedir. Hastalık küçük çocuklarda (2 yaş altında) hiç belirti vermeden de geçirilebilmektedir.

Sıradan bir üst solunum yolu enfeksiyonu ile karışabilir

Öpücük hastalığı bulaşan kişilerin ağız ve boğaz salgılarında çoğalan virüs diğer insanlara öpüşme yoluyla geçmektedir. Kan ve kan ürünleri yoluyla da bulaşmalar olabilir. Nadiren hasta kişilerin tükürüğü ile bulaşmış bardak, çatal, kaşık gibi şeylerden de bulaşmalar olabilir. Virüs bulaşan kişilerin ilk 2 hafta şikayetleri olmaz. Bu virüs tükürük bezleri ve ağız içi lenf dokusunda çoğalır. Daha sonra kana karışan virüs ile birlikte şikayetler başlar. İlk belirtiler sıradan bir üst solunum yolu enfeksiyonu gibidir. Halsizlik, boğaz ağrısı, ateş ve boyun lenf bezlerinde büyümeler gözlenir. Bademcikler büyür, boğaz kızarır. Hastaların %30’unda bademcik üzerinde yaygın beyaz renkte iltihap gözle görülebilir. %50 hastada dalak büyümesi, %20 hastada karaciğer büyümesi muayene ile saptanabilir. Yüz ve dudaklarda ödem görülebilir. 

Antibiyotik tedavisi işe yaramıyor
 
Bazı hastalarda tüm vücutta döküntü de gelişir. Ateş çok yüksek olur ve sıradan bir boğaz enfeksiyonuna göre uzun sürer. 7-8 gün yüksek ateş devam (39-39,5) edebilir. Hastalık etkeni bir virüs olduğu için antibiyotik tedavisi burada etkisizdir ve kişi antibiyotik kullansa bile ateşin düşmemesi ve boğaz bulguları öpücük hastalığını akla getirir. Bu hastalığın klinik bulguları “Beta” mikrobuna bağlı boğaz enfeksiyonu ile karışabilir. Bu nedenle ayırt etmek için boğaz kültürü alınmalı beta enfeksiyonu bulunamazsa öpücük hastalığı incelemeleri yapılmalıdır. Nadir de olsa böbrek ve kalp yetmezliği, sarılık, artrit ( eklem iltihabı), kansızlık, hepatit, menenjit ve dalak yırtılması gibi çok ciddi klinik tablolar oluşabilmektedir. Hastalık ile ilişkili halsizlik durumu aylarca sürebilir.

Vakit kaybetmeden doktora başvurulmalı

Hastalığın tanısı tipik klinik bulgular ile konulur. Laboratuvar testlerinde lökosit artışı gözlenir. Bu lökositlerin bir kısmı öpücük hastalığına özgü özel lenfositlerdir (atipik lenfositler). Kesin tanı için kan tahlillerinde bu virüse karşı oluşan antikorlar ölçülebilir. Bu antikor testleri hastalığın daha önceden geçirilmiş olduğunu veya o anda geçirilmekte olduğunu kesin olarak saptayabilir. Ateşli dönemde ateş düşürücü ilaçlar kullanılır. Yatak istirahati şarttır. Özellikle dalak büyümesi olan hastalarda dalağın yırtılma riski olması nedeniyle yatak istirahati çok önemlidir. Dalak hassasiyet kazandığı için spor faaliyetleri esnasında kolayca yırtılabilir. Anti viral ilaçların öpücük hastalığında etkinliği kesin olarak saptanamamıştır.

 
Öpücük hastalığı bulaşıcı bir hastalık olduğu için bu tanı konan çocuklar okuldan en az 15 gün uzak tutulmalıdır. Şüpheli vakalar bardak, çatal bıçak gibi yemek malzemelerini başkaları ile paylaşmamalıdır. Takibinde dalak büyümesi olanlar dalak normale küçülene kadar spor faaliyetlerinden uzak kalmalıdır.

Ataşehir’de Necmettin Erbakan Parkı Açıldı

Prof. Dr. Necmettin Erbakan Parkı’nın açılış kurdelesini; Ataşehir Belediye Başkanı ve CHP Ataşehir Belediye Başkan Adayı Battal İlgezdi ve eşi Gamze Akkuş İlgezdi, CHP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mustafa Sarıgül,CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun eşi Selvi Kılıçdaroğlu, Necmettin Erbakan’ın yeğeni ve CHP Fatih Belediye Başkan Adayı Sabri Erbakan, CHP İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt, CHP Ataşehir İlçe Başkanı Hakkı Altınkaynak, Saadet Partisi Ataşehir Belediye Başkan Adayı Numan Yüksel birlikte kesti. Park açılışına katılan binlerce vatandaş, birlikteliğin fotoğrafını göstererek parkın açılışını coşkuyla kutladı.

Ferhatpaşa Mahallesi’nde yaşayan vatandaşların, yeni yapılan bu parka Necmettin Erbakan isminin verilmesi için yoğun talep gösterdiğini belirten Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi, “Bizim insanlar arasında ayrım yapmak gibi bir fikrimiz hiç olmadı. Daha önce Deniz Gezmiş ve Nazım Hikmet’in isimlerini birer parka vererek onları hiç unutmayacağımızı gösterdik. Şimdi de vatandaşlarımız talep etti, biz de bu talebi yerine getirdik. Eski Başbakanımız değerli Necmettin Erbakan’ın ismini bu parka vererek biz tüm vatandaşlarımızı kucakladığımızı gösteriyoruz” dedi.

CHP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mustafa Sarıgül, park açılışında yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Ataşehirliler, İstanbullular burada büyük bir mutluluk görüyorum. Bugün burada bütün partilerden yurttaşlarla birlikteyiz. Battal Başkan’ın ahtı vefasını, Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu ve eşi Sevil Kılıçdaroğlu’nun ahtı vefasını görmek gerekiyor. Battal Başkan arkasında Büyükşehir desteği olmadan birçok hizmet verdi. İmar sorunlarınızı da inşallah 30 Mart’tan sonra Büyükşehir’i kazandığımızda çok kısa bir sürede çözeceğiz."

Vatandaşlardan 30 Mart’ta sandıklara sahip çıkma sözü alan Sarıgül, başı açık olan da kardeşimiz, başı kapalı olan da. Cami de bizim Cemevi de. Ramazan da bizim, Muharrem de bizim” diye seslendi.

Prof. Dr. Necmettin Erbakan Parkı’nın açılışı sonrası Ataşehir Belediyesi Ferhatpaşa Sağlık ve Gençlik Merkezi’nin açılışı da gerçekleştirildi. Selvi Kılıçdaroğlu, Mustafa Sarıgül, Battal İlgezdi ve Gamze Akkuş İlgezdi, Sağlık Merkezi’nin açılış kurdelesini birlikte kestiler ve sonrasında sağlık merkezini gezdiler.

 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Önemsenmeyen Varisler Sağlığınızı Bozabilir

Varis hastalığı ile başa çıkmak için doğru tedavi yöntemlerinin uygulanması kadar koruyucu tedbirlerin alınması da büyük önem taşımaktadır.

Varis hastalığı ve güncel tedavi yaklaşımları hakkında toplumu bilinçlendirme amacı ile 22 Mart 2014 Cumartesi günü Memorial Ataşehir Hastanesi’nde halka açık ve ücretsiz sağlık söyleşisi düzenlenecek. Memorial Ataşehir Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Azmi Özler, Op. Dr. Fikri Yapıcı ve Op. Dr. Altuğ Sağır’ın konuşmacı olarak katılacağı “Memorial Sağlık Söyleşisi” ile varis hastalığı hakkında merak edilenler cevaplanacak.

Memorial Ataşehir Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Azmi Özler, genellikle çok ileri evrelere gelene kadar önemsenmeyen varis hastalığında genetik faktörler kadar düzensiz yaşam tarzının da etkili olduğunu vurgulayarak tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi:

Varis ile insanlar depresyona girebiliyor

 
Bacak damarlarının görünür halde olması her zaman hastalık anlamına gelmemektedir. Ancak varisler geliştiğinde de damarlar ciltten kabarık, mor renkte ve hoş olmayan bir görünüme neden olur. Varisler neredeyse bazı kişilerin bacaklarından utanır hale geldiği ve ne yapacağını bilemediği durumlardır. Hatta bu hastalık nedeniyle yalnızlaşan ve depresyona giren kişiler olduğu gözlemlenmektedir. Varis oluşumunda en büyük etkenlerden biri de hareketsiz yaşamdır.

Tedavi için erken tanı şart

 
Varis hastalığı ilk aşamalarında görüntü açısından olumsuz sonuçlar vermediği için önemsenmeyen ve tedaviye başlanmadığı için geç kalınıp çok iyi sonuçların alınamadığı bir hastalık grubudur. Bunun için erken evrelerde teşhis konulması tedavinin en önemli kısmını oluşturmaktadır.

Kozmetik ve sağlık açısından olumlu sonuçlar alınıyor

 
Klasik ameliyat yöntemleriyle tedavi yapılabildiği gibi günümüzde hastaya daha az zarar veren modern yöntemlerle daha estetik sonuçların elde edilmesi mümkün olmaktadır. Bu estetik yöntemlerde özellikli modern cihazların ve deneyimli cerrahlar tarafından kullanılması son derece başarılı sonuçlar elde edilmesini sağlamaktadır.

Program Detayları

Tarih: 22 Mart 2014 Cumartesi
Saat: 14.00
Yer: Memorial Ataşehir Hastanesi Toplantı Salonu
Konuşmacılar: Prof. Dr. Azmi Özler, Op. Dr. Fikri Yapıcı, Op. Dr. Altuğ Sağır

Ayrıntılı Bilgi ve Kayıt İçin: 444 7 888

Kulak Çınlamasında 7 Ciddi Sinyal

Kulak çınlaması ya da tıptaki adıyla ‘tinnitus’, hastaların kulaklarında ya da kafasının içinde duyduğunu ifade ettiği, normalde olmayan ses duyma olayı. Ülkemizde ortalama her 100 kişiden 10’u hayatının bir döneminde kulak çınlama sorunuyla karşılaşıyor. Özellikle teknolojik gelişmeyle birlikte daha sık görülen bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Örneğin cep telefonlarıyla uzun süre konuşarak kulakları zorluyor olmak ve kulaklık kullanımının artmış olması kulak çınlamasının daha sık görülmesine neden oluyor. Yüksek sesli müziği uzun süre kulaklıkla dinliyor olmak da çınlama şikayetine ciddi zemin yaratıyor.  Kulak çınlamasının altında çoğunlukla bu tür basit ve bazı müdahalelerle kolaylıkla geçen etkenler yatıyor. Ancak bazen altta ‘beyin tümörü’ gibi yaşamı tehdit eden bir hastalık da yatabiliyor. Bu durumda kulak çınlamasına çeşitli belirtiler de eşlik ediyor. Aile Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. M. Hamit Aytar kulak çınlamasında asla atlanmaması gereken 6 sinyali sıraladı:

Kulak çınlamasına bu belirtiler eşlik ediyorsa, nedeni tümör olabilir.

 
Kulak çınlamasına aşağıda yer alan belirtilerden birkaçı, hatta biri bile eşlik ediyorsa, zaman kaybetmeden bir hekime başvurun.

1.Çınlamanın dirençli ve ilerleyici olması,

2.Baş ağrısı,

3.Bulantı ve kusma,

4.Baş dönmesi,

5.İşitme azlığı

6.Denge bozukluğu

7.Yüz felci gibi şikayetlerin de eklenmesi halinde mutlaka beyin cerrahi tarafınca da değerlendirilmesi gerekiyor.
   

Hangi tümörler kulak çınlaması yapıyor?

Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. M. Hamit Aytar, kulak çınlamasının altında yatan beyin tümörlerini şöyle sıralıyor:

•Beyin sapından çıkıp kulağa giden, 8. kafa siniri olarak bilinen statoakustik sinir (denge-işitme siniri) ile hemen yanı başında yol kat eden ve 7. kafa siniri olarak bilenen fasiyal sinir, ciddi tümörlerin etkisine maruz kalabiliyor.

•Bu bölgenin en bilinen ve önemli tümörleri 8. sinirin kendi kılıfından çıkan “akustik nörinom” ya da “schwannom” olarak isimlendirilen iyi huylu tümörlerdir. Bu tümörlerin çıkış yeri beyin sapı ile beyincik arası köşe olduğundan “köşe tümörü” olarak da bilinirler. Genellikle tek taraflı olurlar.  Ancak nörofibromatozis gibi nadir ailesel sendromlarda çift taraflı da çıkabilme ihtimali oluyor.

•Bu tümörler iyi huylu ve yavaş büyür olmalarına rağmen hassas yerleşimleri yüzünden erken zamanda bile kulak çınlamasının, işitme azlığının, denge bozukluğunun nedeni olabiliyorlar.

•Yine aynı sinir hattında beyin zarından köken alan iyi huylu tümörler olan menegiomlar da kulak çınlama şikayetinin başka önemli suçluları olabiliyor.

•Aynı bölgede daha nadir olmakla beraber epandimom, hemanjioblastom, astrositom vb. tümörler de yine işitme-denge sinirine baskı yapabiliyor.

Erken tedavi ile işitme ve denge fonksiyonu kaybedilmeden sorun giderilebiliyor
“Bu tümörlerin, boyutları henüz küçükken tespit edilebilmesi, yani erken tanısı tedaviyi şekillendirmesi açısından çok önemli” diyen Dr. M. Hamit Aydar sözlerine şöyle devam ediyor: “Kaldı ki tümör büyüdükçe etrafında yer alan çok önemli sinirleri baskılayarak, hatta zarar vererek geri dönüşsüz ciddi kayıplara götürebiliyor.” Erken tanı ile kişinin işitme, denge gibi önemli fonksiyonları kaybedilmeden sorunun giderilebildiğine dikkat çeken Dr. M. Hamit Aytar , “Bunun yanı sıra ‘yüz siniri’ diye de isimlendirebileceğimiz 7. kafa siniri olan fasiyal sinir de etkilenmeden sorunu erken çözmek kalıcı bir yüz felcinin de önleyicisi olabiliyor. Kitle boyutu 3cm’nin altında yakalanmışsa gamma knife radyocerrahiye de uygun olabiliyor.”

Ayrıntılı muayene, işitme testleri ve beyin MR’ı tanıyı koyduruyor

 
Kulak çınlamasının nedeni olarak beyin tümörlerinden şüphelenildiğinde ayrıntılı nörolojik muayenenin ardından işitme testleri ve özellikle kontrastlı beyin MR tetkiki sorunu ortaya koymada çok önemli oluyor.  Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. M. Hamit Aytar, tümör tespit edildiğinde uygulanan tedavi yöntemlerini şöyle sıralıyor:

•Beyin kontrastlı MR tetkikleriyle yakın takipte kalmak,

•Gamma Knife Radyocerrahi tedavi uygulamak,

•Mikrocerrahi ile tümörü çıkartmak,

•Kitleye bağlı beyin odacıklarında basıya bağlı hidrosefali gelişimi halinde beyin basıncını azaltmak ve beyni korumak adına ventriküloperitoneal şant takmak.

 
Kulak çınlamasının sık görülen nedenleri neler?

•Kulak çınlamasının altında çoğunlukla basit, geçici ve iyi huylu nedenler yatıyor. Çınlamanın en temel nedenleri başında ise iç kulak bölgesinde yer alan çok hassas olan işitme sinir uçlarındaki hasarlanmalar geliyor. 

•Kulak kiri, kulak zarında sorunlar, kulak enfeksiyonları, alerjik nezle ile sinüzit gibi sorunlar sık ve düzeltilebilir nedenler arasında yer alıyor.

•Kulak bölgesine travma, diyabet, tiroit bezi hastalıkları, tansiyon sorunları ve sigara da kulak çınlamasına yol açabiliyor. 

Türkiye’de her 6-7 Erişkinden Biri Böbrek Hastası

Türkiye'de yaklaşık 7.5 milyon kişi kronik böbrek hastalığı ile mücadele ediyor. Bir başka değişle, her 6-7 erişkinden biri böbrek hastası. Bu da sorunun boyutunun, tahmin edilenin çok üzerinde olduğunun işareti. Hızla yaygınlaşan böbrek hastalıklarına karşı farkındalığı artırmak amacı ile her yıl Mart ayının ikinci haftası “Dünya Böbrek Günü” olarak kutlanıyor. 13 Mart Dünya Böbrek Günü’nün bu yılki sloganı “Kronik Böbrek Hastalıkları ve Yaşlanma”. Acıbadem Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Acıbadem International Hastanesi Organ Nakli Merkezi Nefroloji Sorumlusu Doç. Dr. Ülkem Çakır, önemli uyarı ve önerilerde bulundu. 

Kandaki zararlı maddeleri atıyor

Böbreklerimiz, karnımızın arka duvarında, bel bölgesinin iki yanında yer alıyor. Görünüm olarak kuru fasulyeyi andıran böbreklerin her biri ortalama 10 cm. boyuna ve 150 gram ağırlığına sahip. Böbrekler kanda bulunan zararlı maddeleri ve üreyi süzüyor, idrarla dışarı atılmasını sağlıyor. Vücudun su ve elektrolit dengesini düzenliyor ve bir kısım hormonları da beraberinde üretiyor. Aynı zamanda kanın asit-baz dengesini yani ph seviyesini sağlıyor. Vücudumuz için hayati öneme sahip böbreklerimiz, her geçen gün daha da artan bir sağlık sorunu olarak karşımıza çıkıyor. Gerek dünyada gerekse ülkemizde bu çok önemli soruna karşı farkındalığı artırmak amacıyla 2006 yılından bu yana Mart ayının ikinci Perşembe günü “Dünya Böbrek Günü” olarak kutlanıyor. 13 Mart Dünya Böbrek Günü’nün bu yılki sloganı “Kronik Böbrek Hastalıkları ve Yaşlanma”. Bu sloganın seçilmesinin nedeni ise, insan ömrünün uzaması ile birlikte daha sıklıkla görülen şeker hastalığı, hipertansiyon ve kanser gibi hastalıkların tedavisinde zaten azalmış böbrek rezervinin daha kolay tükenebileceğini vurgulamak.

Kronik böbrek hastalığı salgın halini aldı

Acıbadem Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Acıbadem International Hastanesi Organ Nakli Merkezi Nefroloji Sorumlusu Doç. Dr. Ülkem Çakır, kronik börek hastalığının dünyada olduğu gibi Türkiye’de de adeta salgın halini alan önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu belirtiyor. Basit ve ucuz bazı idrar ve kan testleri ile erken saptandığında önlenebiliyor veya ilerlemesi geciktirilebiliyor olmasına karşın, erken tanısının konulamaması birçok olguda buna olanak vermiyor. Hastalık sıklıkla son dönem böbrek yetmezliği evresine ilerliyor. Yüksek sakatlık ve ölüm oranları, kötü yaşam kalitesi ile hasta sağlığını; uygulanması gereken yüksek maliyetli diyaliz ve böbrek nakli tedavileri ile sağlık bütçesini ciddi bir şekilde tehdit ediyor.

Her 6-7 erişkinden biri böbrek hastası

Halen dünyada 2 milyonu aşkın kişi diyaliz ve böbrek nakli tedavileri ile yaşamını sürdürüyor. Doç. Dr. Ülkem Çakır, gelecekteki 10 yıl içinde bu sayısının iki katına çıkmasının ve toplam tedavi maliyetinin 1.5 trilyon dolara yaklaşmasının beklendiğine işaret ediyor. Böbrek hastalığı bu şekilde, yakın gelecekte gelişmiş ülkelerin sağlık bütçelerini ciddi olarak zorlayan, daha düşük gelir düzeyine sahip ülkelerde ise altından kalkılması mümkün olmayan bir ekonomik yük ortaya çıkacağa benziyor. Türk Nefroloji Derneği verilerine göre Türkiye’de diyaliz uygulanan veya böbrek nakli yapılmış yaklaşık 60 bin hasta bulunuyor. Bu sayının, 2015 yılında 100 bini aşacağı ve halen 1.5 milyar dolar olan tedavi maliyetinin iki katına çıkacağı tahmin ediliyor. Doç. Dr. Ülkem Çakır, “Son dönem böbrek yetmezliği olan hastalar,  kronik böbrek hastalığı sorununun buz dağının su üstündeki kısmını oluşturuyor” diyor. Zira Türk Nefroloji Derneği tarafından 23 ilde 10 bin 750 erişkinin katılımı ile yapılan ve 2009 yılında sonuçlanan CREDIT çalışması, Türkiye'de erişkinlerin %15.7'sinde çeşitli evrelerde kronik böbrek hastalığı varlığını gösteriyor. Bu oran, basit bir hesapla ülkemizde yaklaşık 7.5 milyon kronik böbrek hastası bulunduğunu, yani her 6-7 erişkinden birinin böbrek hastası olduğu anlamına geldiğini ve sorunun boyutunun tahmin edilenin çok üzerinde olduğunu gösteriyor.

Sık ağrı kesici kullanmak bile zemin hazırlıyor 

Kronik böbrek hastalığı için en yüksek risk grupları arasında şeker hastaları, hipertansiyon, kalp-damar hastalığı ve ailesinde böbrek hastalığı olanlar ile yaşlılar bulunuyor. Diğer risk faktörleri arasında ise obezite, sigara, böbrek taşı, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları, sık ağrı kesici kullanımı ve bağ dokusu hastalıkları bulunuyor. Türk Nefroloji Derneği tarafından gerçekleştirilen CREDIT çalışması, Türk toplumunda kronik böbrek hastalığı için bu risk faktörlerinin yüksek oranda mevcut olduğunu gösteriyor. Buna göre, erişkinlerin %32,7'sinde hipertansiyon, %12,7'sinde şeker hastalığı, %32’sinde obezite ve %35.2'sinde aktif sigara içiciliği bulunuyor. Doç. Dr. Çakır, “Özellikle tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de son dönem böbrek yetmezliğinin en sık nedeni olan şeker hastalığı sıklığının 2002'de %7.2 iken, günümüzde %12'nin üzerine çıkmış olması endişe verici bir durum” diyor. Doç. Dr. Çakır, kronik böbrek hastalığının kontrolünü sağlamak için toplumda yaşam biçimi değişikliklerine yol açacak ve böbrek hastalığının önlenmesi ve tedavisine dayalı hastalık yönetimi modelinin bir an önce hayata geçirilmesi gerektiğini vurguluyor.

Böbrekleri korumanın yolları

1-Özellikle 40 yaşından itibaren yılda bir kez idrar ve kan tahlili yaptırın. Böylece olası böbrek hastalığınız varsa erken evrede tespit edilebilir. 

2-Suyu ne az ne çok için. Normal kiloda erişkin bir kadının günde 1.5-2 litre, erkeklerin ise 2-2.5 litre su içmesi gerekiyor. Az içilen su gibi, çok içilen su da zarar veriyor.

3-Yemeklere tuz eklemeyin.

4-Düzenli egzersiz yapın. Egzersiz sırasında su içmeyi ihmal etmeyin.

5-Sigarayı bırakın.

6-Gelişigüzel, sık sık ağrı kesici kullanmaktan kaçının.

Uluslararası Tercüme-ceviri.com

Ataşehir Bulvarı, 38 Ada, ATA 3/3, Plaza No:17/26, K:2 (30. Noter Üstü) 34758 Ataşehir

38

info@ceviri.com

http://www.ceviri.com

Erdal Ergönen

0216 411 5151

-0555 992 54 64

Ataşehir Belediyesi ile Anadolu Cam’dan “Cam Yeniden Cam’ İşbirliği

Camda geri dönüşümün artırılması için toplumsal bilinci ve farkındalığı yükseltmeyi hedefleyen ‘Takas Evi’ etkinliğinde, cam geri dönüşümünün ülke ekonomisine ve enerji tasarrufuna sağladığı katkılar tüketiciyle paylaşılacak.

‘Cam Yeniden Cam’ projesi kapsamında, parkta kurulacak Anadolu Cam standına atık cam şişe getirenlere bir sürpriz hediye verilecek. Ataşehir’deki etkinlik kapsamında, özellikle çocukların ilgisini çekecek eğlenceli aktiviteler de düzenlenecek.

2011 yılında hayata geçirilen Cam Yeniden Cam projesiyle gelecek nesillere çevre bilincinin ve cam geri dönüşümünün aktarılması, camın hem çevre hem de sağlık açısından en doğru ambalaj olduğunun anlatılması hedefleniyor.

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Ataşehir’de Deprem Bilinçlendirme Çalışmaları Sürüyor

Ataşehir Belediyesi Cemal Süreya Etkinlik Salonu’nda gerçekleşen panelde afetler konusunda eğitimin önemini vurgulayan Prof. Dr. Naci Görür, “1999 depremiyle birlikte Marmara'da 220 senede oluşması gereken stres 55 saniyede yüklendi. 1999 depremiyle Marmara'nın altındaki faylar zaten tetiklendi. Denizin altı deforme olmuş durumda. Bu durumdan dolayı Marmara'da beklenen büyük depremin tekrarlama periyodunun 2016 yılında dolma ihtimali çok yüksek” dedi.

Panelde öğrencilerden gelen soruları da cevaplayan Naci Görür, olası Marmara depremi için şunları söyledi: “Olası Marmara depremi için en kötü senaryoya göre, depremin şiddetinin 7.6 civarında olması bekleniyor. Böyle bir deprem, 1 milyon 800 bin ton patlayıcının aynı anda patlamasıyla çıkan enerjiye eşdeğer. Bu senaryo gerçekleşirse, yer tabanında çatlaklar bile oluşur. İstanbul'daki binaların yüzde 60'ı depreme karşı güvenli değil. Kentsel dönüşüm yasası herkesi ilgilendirmeli. Yasa vatandaşa dokunmuyorsa, kentsel dönüşümden başka anlamlar çıkar. Sadece gecekondu yıkıp yerine toplu konut yapmakla bu iş olmaz. Türkiye'nin büyük kısmı gecekondudan farksız” dedi.

 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Kan Şekerini Düşüren 5 Beslenme Hatası

Peki ama hangi beslenme hataları hipoglisemiye neden oluyor? Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Olcay Barış kan şekerinin düşmesine yol açan beslenme hatalarını ve kan şekerini dengede tutmanın püf noktalarını anlattı.  
 
Yoğun çalışma temposu da önemli bir etken.
Hipoglisemi; obezite ve Tip 2 diyabet oranındaki artışa paralel olarak yükseliyor. Genellikle tip 2 diyabetin erken dönemi olsa da, sadece bu nedenlerden dolayı ortaya çıkmıyor. Yoğun çalışma temposu ve aşırı stres nedeniyle yeteri miktarda kalori veya karbonhidrat alınamadığında veya ağır egzersiz durumlarında kan şekeri belirli bir düzeye erişemediğinde de hipoglisemi görülebiliyor. 

1.HATA: Sık beslenmek yerine, vücudu aç bırakmak, öğün atlamak

 
Zamanında yenilmesi gereken öğünün atlanması, geciktirilmesi veya ara öğünlerin atlanması kan şekeri düşüklüğüne sebep olarak halsizlik, baş ağrısı, titreme, terleme, çarpıntı ve konsantrasyon güçlüğü gibi yakınmalara sebep olabiliyor.
DOĞRUSU – Öğünleriniz arasında en fazla 3 saat olsun:  Açlık ataklarını kontrol altına almanız gerekiyor. Bunun için açlık hissine göre değil, saate göre beslenin. Uyandıktan itibaren belli aralıklarla 3 ana öğün, 3 de ara öğün yapın ve öğünler arasının en fazla 3 saat olmasına dikkat edin. Öğle ve akşam yemeğinizin arası uzunsa, bir ara öğün daha ekleyin. Böylece insülin hormonu düzgün bir şekilde salınır ve kan şekerinin sabit düzeyde kalmasını sağlar.

2.HATA: Şekerleme ve fastfood tipi beslenme

 
Çikolata, pasta ve fast food tipi besinlerden uzak durun.  Çünkü bu besinlerde bulunan basit şeker ile yağ, kan şekerinin hızlı bir şekilde yükselip daha sonra  bir anda düşmesine sebep oluyor.
DOĞRUSU – Basit şeker yerine kompleks şekerli besinleri tüketin: Basit şekerler kolay sindiriliyor, hızla kana karışıyorlar. İnsülin hormonunu salımını arttırarak hızla kan şekerini düşürüyorlar. Bunun aksine kompleks şekerlerin sindirimleri uzun sürdüğü için kan şekerini hızla yükseltmiyor, kandaki şeker düzeyinin sabit kalmasına yardımcı oluyorlar. Kızartma yerine ızgara, haşlama, fırında hazırlanan yiyecekleri tüketin.  Basit şeker (çikolata, şeker, jelibon) yerine kompleks şeker içeren tam tahıllı ekmek, bulgur pilavı, kepekli makarna, meyve, bakliyat ve proteinli ürünleri (süt, peynir, yoğurt, ayran) tercih edin.

3.HATA: Çok düşük kalorili şok diyetler uygulamak

 
Çok düşük kalorili diyet planları baş ağrısı, baş dönmesi ve açlık ataklarına sebep olabiliyor. "Açlığı açlıkla terbiye etmeyin". Hipoglisemide amaç hipogliseminin nedenini belirleyip tedavi etmek olmalı. Bu yapılmadan başlanılan bilinçsiz diyetler yalnızca baş ağrısı ve yorgunluk yapmakla kalmıyor, aynı zamanda panik atak nöbetlerine de yol açabiliyor.
DOĞRUSU – Düşük kalorili diyetler asla uygulanmayın: Diyet kişiye özeldir.  Bu nedenle enerji, protein, yağ ve karbonhidrat dengesi ihtiyacınıza göre düzenlenip beslenme planı ona göre bir uzman tarafından oluşturulmalı

4.HATA: Aç karnına egzersiz yapmak

 
Egzersiz kan şekeri kontrolünde fayda sağlıyor. Ancak aç karnına yapıldığında  göz kararması ve baş dönmesi oluşabiliyor.
DOĞRUSU – Egzersiz öncesinde sağlıklı atıştırın: Egzersize gitmeden 45-60 dakika önce mutlaka kepekli ekmek, peynir, meyve veya süt, diyet bisküvi, 10 fındık gibi dengeli bir öğün yapın.

5.HATA: Alkol ve kafein miktarına dikkat etmemek

 
Alkol, kan şekerini önce yükseltip sonra düşürdüğü için tüketiminden mümkün olduğunca  kaçının. Kafein glikoz dengesini yeniden kazanmak için yardım etmesinin dışında bu durumun kötüleşmesine de zaman zaman neden olabiliyor.
DOĞRUSU – Sınırlı miktarda tüketin: Alkolü aç karnına değil, dengeli bir öğünle tercih edin. Kahve, çay ve çikolatalı içeceklerden de kaçının veya bunları sınırlı sayıda tüketin.

Başkan İlgezdi YEDPA Esnafıyla Kahvaltıda Buluştu

YEDPA’nın da bulunduğu Yeni Çamlıca Mahallesi’nin mülkiyet ve imar sorunları üzerinde durulan toplantıda Ataşehir genelinin imar sorunu da görüşüldü.

Toplantıda konuşan Başkan Battal İlgezdi, YEDPA’nın mülkiyet ve imar sorununun çok eskilere dayandığını, geçmiş dönemde 20 yıl boyunca hiçbir yönetimin çözüm için adım atmadığını vurguladı.

Ataşehir Belediyesi olarak iyi niyetle ve ortak bir anlayışla bu sorunun çözülmesi için uğraştıklarını dile getiren Başkan İlgezdi, Ataşehir’in 1/5000’lik planlarının Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılmadığını bu sebeple Ataşehir genelinde imar sorununun yaşandığını söyledi.

 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Ataşehir Üç Renk’ti

Ataşehir Belediyesi Cemal Süreya Etkinlik Salonu’nda 22 kadın ressamın resimlerinden oluşan serginin açılışı sonrası, Ataşehir Belediye Başkan Yardımcısı Hüseyin Hışman tarafından kurs eğitmeni Birsen Devrim Altunsaray’a teşekkür plaketi ve çiçek sunuldu.

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Ada Stüdyoları

Şehit Cahar Dudayev Cad. 114/c Örnek Mah.

adastudyolari@hotmail.com

http://adastudyolari.com

Mustafa Allahverdi

0216 315 33 39

Hamlet Ataşehir’deydi

Yönetmenliği Kemal Aydoğan, çevirisi Onur Ünsal ve Emre Adıyaman tarafından yapılan oyununun oyuncuları; Onur Ünsal, Esra Kızıldoğan, Kübra Kip, Murat Tüzün, Timur Acar, İnan Ulaş Torun, Çağlar Yalçınkaya, Hasan Demirtaş ve Alper Baytekin’den oluşuyor.

Ataşehir Zübeyde Hanım Öğretmenevi’nde sahnelenen oyun sonrası Ataşehir Belediye Başkan Yardımcısı Hüseyin Hışman tarafından Moda Sahnesi oyuncularına teşekkür plaketi ve çiçek sunuldu.

 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Kendi Kendine Muayenede Meme Kanseri Teşhisi İçin Eldiven

Son yıllarda genel sağlık ürünleri kategorisinde birbirinden farklı özel ürünleri eczane raflarına taşıyan Armoni Medikal bu yeni ürünle bu kez İtalyan Poggio Fiorito tarafından üretilen Avrupa Standartları ve FDA onaylı muayene eldivenini Türkiye’deki son kullanıcılar ile buluşturuyor.

Hafif bir mineral yağ olan NF 18 içeren, poliüretandan imal edilmiş eldiven şeklindeki ürün, yirmili yaşlardan itibaren her kadın tarafından yapılması tavsiye edilen kendi kendine muayenede uygulama kolaylığı ile pratiklik sağlıyor. Memede kitle/topak tespitinde kullanılan yeni bir araç olan Donna Glove® eldiven şeklindeki özel tasarımı sayesinde tek elle yapılan muayenede kolaylık sunuyor.

Meme kanserinde erken tanı ve tedavi sürecinin yaşamsal öneme sahip olduğu bilincinin yaygınlaştırılması amacıyla geliştirilen ürün ile pek çok kadına evde yapabilecekleri muayeneler konusunda farkındalık kazandırmayı hedefliyor.

Çıplak elle yapılan muayeneye oranla, hissi hassasiyeti 3 ila 5 kata kadar arttırabilen eldiven küçük topak ve kitlelerin tespit edilebilmesine imkân sağlıyor ve bir toz şeker tanesi küçüklüğündeki fizyolojik oluşumların dahi izlenmesine olanak sağlayacak kadar hassas bir yapıya sahip olan eldivenlerin yer biri 24 ay boyunca kullanılabiliyor.

Eczane Satış Fiyatı: 89 TL

Asimo Veteriner Kliniği

Şerifali Yolu Cad. Pull Home Sitesi 48/A Küçükbakkalköy

http://www.asimovet.com/

0216 573 20 73

0544 309 04 41

Baby Sensory Ataşehir

Barboros Mah. Evren Cad. No:56/A Ataşehir İstanbul

turkey@babysebsory.com.tr

http://www.babysensory.com/tr

0216 317 10 08 – 0216 317 10 09

Kitchen House Ataşehir’in Yeni Vazgeçilmezi

Başkan İlgezdi’ye Altın Kemerli Ziyaret

Ziyaretçiler, Başkan İlgezdi ile Güreş sporu üzerine yaptıkları sohbetlerde, Ataşehir’de güreş sporunu yaygınlaştırmak için neler yapılabileceğini görüştüler.

Başkan İlgezdi de Ataşehir genelinde güreş sporuna destek vereceklerini belirtti.

 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Ataşehir Tiyatro Festivali Başladı

Oyunların tüm biletleri tükenmiştir. Yoğun ilginizden dolayı teşekkür ederiz.

04 Mart tarihinde başlayan ve 10 Nisan’a kadar devam edecek oyunlar ve tarihleri şu şekilde;

06 Mart Perşembe Halktan Biri – Ankara Sanat Tiyatrosu

07 Mart Cuma Hamlet – Moda Sahnesi

10 Mart Pazartesi Masal Müfettişi – Ortaoyuncular

13 Mart Perşembe Ben Bertolt Brecht – Dostlar Tiyatrosu

15 Mart Cumartesi Sonra – Tiyatro Formül

18 Mart Salı Clockwork Orange – Liberty Theatre /Gürcistan

23 Mart Pazar Aykırı Kumpanya- Enver Aysever

26 Mart Çarşamba İki Kitap Bir Heves – Sunay Akın

27 Mart Perşembe Odysseia – Zohner Art Company / İsviçre

02 Nisan Çarşamba Kapıların Dışında – Yolcu Tiyatro

04 Nisan Cuma Her Yöne 90 Dakika – Ahmet Çevik Tiyatrosu

05 Nisan Cumartesi İnsanlarım – Ankara Simurg Oyuncuları Tiy.

08 Nisan Salı Kibarlık Budalası – Tiyatro Kedi

10 Nisan Perşembe Deli – Enis Fosforoğlu Tiyatrosu

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Kadın Kalbini Vuran 6 Riskli Durum

Ayrıca bazı risk faktörleri var ki bunlar kadınlarda kalp ve damar hastalıkları gelişiminde daha büyük bir rol oynayabiliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Utku Zor, özellikle bu risk faktörüne sahip olan kadınların kalp damar sağlığı açısından daha dikkatli olmalarını öneriyor.

Bu risk faktörleri kadınların kalbini daha fazla yoruyor

1.Diyabet hastası kadınların kalp damar hastalığına yakalanma riskleri erkeklere nazaran 4-5 kat daha fazla: (Kandaki şeker düzeyinin yüksek olması) Diyabet damar içinde yer alan endotel adlı koruyucu tabakayı bozarak damarın yapısını olumsuz yönde etkiliyor. Bunun sonucunda da “ateroskleroz”, yani damar sertleşmesi gelişiyor. Bu durum da kalp krizleri, felçler, kalp yetersizliği, hatta ani ölümler ile sonuçlanabiliyor.

2.Metabolik Sendrom en önemli risk faktörü: Metabolik Sendrom (bel çevresinde yağlanma, yüksek tansiyon, kan şekerinde ve trigliserid düzeylerinde yükselme, iyi huylu kolesterolde düşme gibi durumların bir araya gelmesi) kadınlarda kalp hastalığı riskini daha çok artırıyor. Özellikle TEKHARF çalışması verileri 50 yaşından itibaren ülkemiz kadınlarında en önemli kalp damar hastalığı risk faktörünün Metabolik Sendrom olduğunu destekliyor.

3.Sigara küçük damar hastalığına olan yatkınlığı artırıyor:  Sigara içimi yine erkelere göre kadınlarda daha büyük bir risk teşkil ediyor. Bunun nedeni ise damarların iç yüzünde yer alan hücre tabakası (endotel) hasarının kadınlarda daha sık görülen küçük damar hastalığına (damarların tam olarak daralmadığı ancak gevşeme gibi dinamik fonksiyonlarının bozulduğu bir durum) olan yatkınlığı artırması olabilir.

4.Stres ve depresyon kalp hastalığı riskini 3.5 kat artırıyor:  Stres ve depresyon kadın kalbini erkek kalbine göre daha çok etkiliyor. Depresyon, günlük hayatın getirdiği ciddi stresler kalp hastalığı riskini erkeklerde 2,6 kat artırırken bu oran kadınlarda 3,5 kat oluyor. Çünkü kadınlarda depresyon bazı olumsuz davranışları daha çok tetikleyebiliyor. Örneğin depresyon geçirmekte olan bir kadının sağlığına dikkat etmesi, doktor tavsiyelerine uyması, ilaçlarını düzenli kullanması daha zor oluyor.

5.Hareketsiz bir yaşam: Hareket düzeyinin düşük olması, egzersiz alışkanlığının olmaması kalp hastalıkları için önemli bir risk faktörü ve genel olarak kadınların aktivite düzeyinin erkeklere göre daha düşük olduğu biliniyor.

6.Menopoz: Menopoz sonrası östrojen hormonunun azalması ile beraber bu hormonun bazı olumlu etkileri (iyi huylu kolesterol yükseltici etki, endotel hücre tabakası fonksiyonlarının iyileşmesi korunması gibi) ortadan kalkıyor veya azalıyor.

Kadınlarda kalple ilgili alışılmadık belirtiler tanıyı geciktirebiliyor

Erkeklerde kalp damar hastalıklarında temel belirti göğüs ağrısı iken (göğüs orta kesiminde, baskı hissi, yanma hissi, ağırlık hissi gibi), kadınlarda ilk planda kalp problemini düşündürmeyen, alışılmadık belirtiler daha fazla görülüyor. Kardiyoloji Uzmanı  Dr. Utku Zor, belirtilerin silik olmasının kadınlarda kalp ve damar hastalıkları tanısı konmasını genellikle geciktirdiğine dikkat çekiyor. Dr. Utku Zor, kadınlarda görülen belirtilerden bazılarını şu şekilde sıralıyor:

•Boyun, çene, omuz, sırt veya karın bölgesinde ağrı,

•Nefes darlığı,

•Sağ kol ağrısı,

•Bulantı, kusma,

•Terleme,

•Baş dönmesi ve fenalık hissi,

•Alışılmadık yorgunluk,

Sağlıklı kalp için bunları yapın!

Yapılan araştırmalara göre yaşam alışkanlıklarınızda yapacağınız değişikliklerle kalp ve damar hastalıklarına yakalanma riskinizi yüzde 82 gibi yüksek bir oranda azaltabilirsiniz. Kardiyoloji Uzmanı Dr. Utku Zor, kalbinizin sağlıklı kalması için dikkat etmeniz gereken noktaları şöyle sıraladı:

•Sigarayı bırakın: Sigarayı bırakın, bırakmışsanız yeniden başlamayın. Kendi başınıza sigarayı bırakamıyorsanız, danışmanlık merkezlerinden yardım alın

•Düzenli egzersiz şart: Günde 30-60 dakika hızlı yürüyüş gibi orta tempolu egzersiz yapın. Toplam haftalık egzersiz süreniz en az 150 dakika olsun. Bunun için her gün 30 dakika, haftada 5 gün yürüyüş yapabilirsiniz. Fazla kilolarınız varsa her bir seansın süresini 60-90 dakikaya kadar uzatabilirsiniz.

•Fazla kilolarınızdan kurtulun: Vücut Kitle İndeksinizi < 25 düzeyinde korumaya çalışın. Toplam 3-5 kilo vermeniz bile kan basıncınızı belirgin ölçüde kontrol altına almanıza yardımcı olacaktır. Fazla kilolarınız varsa, bunlardan kurtulmak için gerekirse diyetisyene başvurun.

NATO ve ABD Çatışmayı Göze Alamaz

Prof. Dr. Kibaroğlu, Rusya’ya yakınlığıyla bilinen Ukrayna Devlet Başkanı Victor Yanukovich’in devrilmesinden büyük rahatsızlık duyan Vladimir Putin’in siyasi ve askeri alanda son günlerde atmakta olduğu adımların uluslararası ortamda ciddi gerginliğe ve endişeli bekleyişe sebep olduğunu söyledi. Sürecin bundan sonra nasıl gelişebileceği konusunda kesin bir hüküm vermenin mümkün olmadığını belirten Prof. Dr. Kibaroğlu,  “Ancak, bir yanda Putin liderliğinde Rusya’nın, diğer yanda Obama önderliğinde NATO ittifakının karşılıklı olarak pozisyon belirleme arayışında oldukları gözlemlenmektir. Sürecin gelişimini büyük ölçüde tayin edecek olan tarafın Rusya olacağını ve ulusal ve bölgesel güvenliği bakımından endişelerini giderecek adımların Batı ittifakı tarafından atılabileceğini göreceği noktaya kadar krizi tırmandırma yetisini kendisinde göreceğini söylemek yanlış olmayacaktır. Bu çerçevede sorunu analiz edersek, hem sürecin nereden, nasıl ve neden başladığını anlamak mümkün olabilir, hem de hangi yönde ilerleyip nasıl bir çözüme kavuşturulabileceğini, en azından “stabil” noktaya varılabileceğini öngörmek mümkün olabilir. Bu bağlamda Türkiye’nin süreçten nasıl etkilenebileceğini ve manevra alanının ne kadar olduğunu yorumlamak da mümkün olabilecektir” diye konuştu.

Ukrayna ve Rusya arasında yaşanan sorunlarda diplomasinin etkin bir şekilde kullanılmasının zor olduğunu da sözlerine ekleyen Prof. Dr. Kibaroğlu, “Çünkü iki ülke arasında pazarlık yapmayı mümkün kılabilecek bir denge yoktur. Aksine, Rusya, gerektiğinde güce dayalı dış politika (“coercive diplomacy”) yöntemiyle sorunlara yaklaşmakta ve üçüncü tarafları konunun dışında tutmaya gayret etmektedir. Nitekim, Gürcistan ile yaşanan sorun ve takip eden kısa süreli savaş süresince de gerek ABD, gerek NATO’nun Avrupalı üyeleri süreci dışarıdan izlemenin ve kısmi insani yardım yapmanın ötesinde bir adım atamamışlardır” dedi.

“Rusya 10 bin nükleer başlığa sahip”

Prof. Dr. Kibaroğlu, NATO ya da ABD’nin tek başına Rusya’ya karşı tehditkar bir tutum takınamayacağını da vurgulayarak, “Çünkü Rusya Federasyonu, çok değişik askeri platformlarda güvenlikli ortamlarda bulundurduğu 10 bin civarında nükleer başlığa ve bunları dünyanın her noktasına gönderebilecek imkan ve kabiliyetlere sahip bir ülkedir. Batı’da hiçbir ülkenin Ukrayna için Rusya ile nükleer silahların kullanılmasına kadar gidebilecek bir çatışmayı göze alabilmesi mümkün görülmemektedir.  Batı’nın, uzun soluklu ancak kararlı bir siyasi duruş sergileyerek, geri adım atmadığı takdirde, Rusya’nın zaman içinde siyaseten yalnızlaşacağı, ekonomik açıdan kısmen zarar görebileceği bir tutum sergilemesi daha fazla olasılık dahilinde görülmektedir” dedi.

“Olumsuz gidişat Esad’a yarar”

Yaşanan süreçlerde gerileme yaşanmasının Türkiye bakımından olumsuz gelişmelere yol açabileceğini de belirten Kibaroğlu, “Türkiye tarafından Suriye’de kalması istenmeyen Esad rejiminin daha da güçlenmesi yüksek bir ihtimal olabilecektir. Öte yandan, İran’ın uluslararası kontrol baskısı olmadan nükleer kapasitesini daha da ileri seviyelere çıkartması ve nükleer silah yapabilecek yeteneği tümüyle kazanması Türk-İran ilişkilerindeki dört yüz yıldır süregelen stratejik dengeyi İran lehine bozabilecektir” diye konuştu.

“Türkiye aklı selim davranmalı”

ABD savaş gemilerinin boğazlardan geçişi ile Montrö Antlaşması bağlamında Türkiye’nin Rusya ile karşı karşıya gelebileceğini de sözlerine ekleyen Prof. Dr. Kibaroğlu, “Türkiye, uzun yüzyıllara dayanan devlet tecrübesi ile bölgesel ve bölge dışı aktörlerle olan ilişkilerinde kendi ulusal çıkarları kadar soydaşlarının çıkarlarını da koruyabilecek adımlar atma başarısını defalarca sergilemiştir.  Türk diploması ve askeri çevreleri siyasi karar vericilerin önüne aklı selim ile değerlendirilmiş önerilerle gittiğinde doğru stratejiler üretebilecek bir hükümet tutumu ve devlet politikası ile bu sürecin de en az hazarla atlatılması umulmaktadır” dedi.

Ataşehir Aikido & Plates

Atatürk Mah. Girne Cad. Doğa Sok. No:5 Ataşehir İstanbul

yesimari2001@yahoo.com

http://www.aikidopilates.com

Yeşim dokuzluoğlu

0 532 524 00 90

0 216 573 58 46

Ataşehir Belediyesi 8 Mart’ı Konserlerle Kutlayacak

Ataşehirli kadınlara yönelik hazırlanan etkinliklerde 08 Mart Cumartesi günü Hüseyin Turan, Güler Duman ve Mustafa Küçük konserleri yer alacak.

09 Mart Pazar günü ise Yavuz Bingöl ve Latif Doğan konserleri olacak.

Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi de 8 Mart’ta kadınların yanında olarak onlara destek verecek.

Program:

Ana Renkler Resim Sergisi
Tarih: 07 Mart Cuma
Saat: 19.00
Yer: Ataşehir Belediyesi Cemal Süreya Etkinlik Salonu

Mustafa Küçük Konseri
Tarih: 08 Mart Cumartesi
Saat: 12.00
Yer: Örnek Mahallesi Örnek Düğün Salonu

Güler Duman Konseri
Tarih: 08 Mart Cumartesi
Saat: 12.30
Yer: Kayışdağı Mahallesi Aşkın Düğün Salonu

Hüseyin Turan Konseri
Tarih: 08 Mart Cumartesi
Saat: 13.00 Yer: Mustafa Kemal Mahallesi Trio Düğün Salonu

Latif Doğan Konseri
Tarih: 09 Mart Pazar
Saat: 13.00
Yer: Ferhatpaşa Mahallesi Aslan Düğün Salonu

Yavuz Bingöl Konseri
Tarih: 09 Mart Pazar
Saat: 17.00
Yer: Ataşehir Belediyesi Nikah Salonu Fuaye Alanı (Novada AVM)

 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

100 Gebeden 1-2’sinde Dış Gebelik Var

Dış gebeliğin dünyada her 100 gebeden 1-2’sinde görülen bir durum olduğuna dikkati çeken Acıbadem Ataşehir Cerrahi Tıp Merkezi’nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Sema Demirsoy, “Dış gebelik, döllenmiş yumurtanın rahim içine değil de, yüzde 95 oranında tüplere yerleşmesiyle ortaya çıkıyor. Döllenmiş yumurta, tüplerin dışında yumurtalıklara, rahim ağzına veya karın boşluğuna yerleşebiliyor” diyor.

Pek çok belirtisi var

Dış gebeliğin başlıca hangi belirtilerle ortaya çıktığına da değinen Dr. Sema Demirsoy, bu belirtileri de şöyle sıralıyor: “Ani başlayan karın ağrısı, adet gecikmesi, vajinal kanama, bulantı-kusma, baş dönmesi-bayılma, tansiyon düşüklüğü, çarpıntı.”
Dış gebeliğin birçok nedeni bulunduğunu söyleyen Dr. Sema Demirsoy, bu nedenler arasında şunların yer aldığını belirtiyor:

•Sıklıkla geçirilmiş enfeksiyonlar.

•Tüplerin doğumsal anomalileri.

•Geçirilmiş karın bölgesi ameliyatları (apandisit ameliyatı, yumurtalık kisti ve bağırsak ameliyatları)

•Tüplerde ve etrafında yapışıklıklara sebep olan hastalıklar (endometriozis, tüberküloz gibi)

•Tüp bebek tedavileri.

•Rahim içi araç (spiral) uygulamaları.

•Dış gebelik geçirmiş olmak.

•İleri yaş gebelik.

Dış gebelik düşükle karışabiliyor

Dış gebelik tanısının nasıl konulduğu hakkında bilgiler veren Dr. Sema Demirsoy, tanı için hastanın yakınmalarının yanı sıra, muayene, ultrasonografi ve laboratuar testlerinin kullanıldığını söylüyor. Gebelik testi pozitif ancak rahim içinde gebelik kesesi olmayan hastalarda dış gebelik düşünüldüğünün altını çizen Dr. Sema Demirsoy, dış gebelik tanısıyla ilgili olarak şu bilgileri veriyor: “Ancak her zaman dış gebelik tanısı kolaylıkla konulamayabilir. Çünkü erken gebelik ve erken gebelik kaybı (düşük) ile karışabilir. Bu hastalarda da gebelik testi pozitiftir ancak rahim içinde gebelik kesesi izlenemeyebilir. Bunları ayırabilmek için kanda B-HCG testi isteyerek takip etmek gerekir. Düşük yapan hastada B-HCG değeri düşer dış gebelikte yükselir veya aynı kalır. Normal gebelikte ise yükselir ve 1500 mIU/ml değerinin üzerine çıkan değerde vajinal ultrasonografide gebelik kesesi rahim içinde izlenir.”

Dış gebelikte embriyonun yaşam şansı olmuyor

Bazen tüplerde veya yumurtalıklarda da gebelik kesesi ve embriyonun ultrasonografi ile izlenebileceğine değinen Dr. Sema Demirsoy, düşük ve dış gebelik ayrımı yapabilmek için rahim içinden materyal alıp patolojik değerlendirme yapılabileceğini belirterek şunları söylüyor:

“Materyalde gebelik mahsülü (koryon villusları) varsa düşük lehinedir. Laparoskopi ile tanı konabilir. Gebelik kesesinin yerleştiği yerde yırtılma olan hastalarda ultrasonda karın içi kanama izlenmesi ve kan gelmesi de dış gebelik tanı kriterleri arasında yer alıyor. Erken tanı annenin daha az zarar görmesi açısından önemlidir. Dış gebelikte embriyonun yaşam şansı yoktur. Yerleştiği yerde yırtılmayı takiben oluşacak karın içi kanama nedeniyle annenin hayatı da tehlikeye girebilir. Gebeliğin ilk 3 ayındaki anne ölümlerinin en sık nedenidir.”

Yırtılma olduysa cerrahi gerekiyor

Hastada eğer dış gebelik nedeniyle yırtılma olmuşsa, karın içinde kanama oluşacağını, bu durumda tedavisinin laparoskopi veya açık cerrahiyle yapılması gerektiğini anlatan Dr. Sema Demirsoy, tedavi hakkında şunların altını önemle çizdi:
“Bu durumda gebelik ürünü temizleniyor. Tüpler korunmaya çalışılıyorsa da genellikle alınıyor. Eğer yırtılma olmamışsa, hasta sağlık durumu hakkında neler olabileceğine ilişkin bilgilendirilip yakın takibe alınıyor. Buradaki amacımız, gebelik ürününün vücuttan emilerek yok olmasını beklemektir. Hasta bu arada B-HCG testi ve ultrasonografı ile takip ediliyor. B-HCG’nin düşmemesi veya yırtılma bulgularının olması halinde cerrahi yapılıyor. Dış gebeliğin tanısını koymak ve hemen tedaviye gitmek her zaman kolay olmuyor, tedavi ne kadar başarılı da olsa dış gebeliğin yerleştiği tüp sıklıkla zarar görebiliyor. Hasar gören tüp yeni bir dış gebelik olasılığını artırıyor. Gebeliğin erken döneminde yapılan ultrasonografi ile gebeliğin teşhisi, gebeliğin yerleşim yerini tanımlama açısından büyük önem taşıyor. Adet günü geçmiş hastada ilk muayenede gebelik kesesini rahim içinde yerleşmiş olarak görmek hekimini ve anne-baba adayını çok mutlu eder.”