Depreme Ne Kadar Hazırlıklıyız?

6 Mart 2014 Perşembe günü saat 13.30 başlayacak panele Mahalle Afet Gönüllüleri (MAG) İstanbul Başkanı Hüseyin Karadayı ve Afet Yönetimi Uzmanı Özden Işık konuşmacı olarak katılacak.

Panelde Hüseyin Karadayı, Afetlerde Toplumun Yeri ve Mahalle Afet Gönüllüleri konusunu irdelerken, Afet Yönetimi Uzmanı Özden Işık ise Afet Yönetimi ve Afetlerde Kadının Rolü ile ilgili görüş ve bilgilerini izleyicilerle paylaşacak.

Tarih: 06 Mart 2014 Perşembe

Saat: 13.30

Yer: Ataşehir Belediyesi Nikah Salonu (Novada Ataşehir AVM 4.Kat-Küçükbakkalköy)

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Ataşehirli Öğrencilere “Can Dostlarından” Mektup Var

Bizim sizler gibi sıcak evlerimiz, önümüze yemek koyan annelerimiz ve sıcak günlerde su içebildiğimiz çeşmelerimiz yok. Bizim için sadece siz varsınız! Yaşayabilmek için yardımınıza, dostluğunuza ihtiyacım var. Bizi gerçekten sevebilirsiniz, inanın çok kolay!”

Program kapsamında Ataşehir Belediye Başkan Yardımcısı Namık Sürmen ve Ataşehir Belediyesi Veteriner İşleri Müdürü Necati Bozkurt, Ataşehir Mustafa Öncel İlkokulu ve Özel Ataşehir Kiraz Anaokulu’nu ziyaret ettiler.

Ataşehir Belediye Başkan Yardımcısı Namık Sürmen, “Sevimli ve sadık dostlar diye nitelediği hayvanların sadece özel günlerde değil, daima hatırlanmasını, sahip çıkılması gerektiğini dile getirerek, “Hayvanlarımız bizlerin can dostları ve ailemizin birer parçalarıdır. Hayvanlar çocuğa karne, sevgiliye yaş günü hediyesi olarak alınmamalı. Onların da birer canlı olduğu unutulmamalıdır” dedi.

 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Türkiye’de 7 Milyon Kişinin Sorunu Nadir Hastalıklar

Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Genetik Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yasemin Alanay Türkiye’de çok sayıda nadir hastalık sorunu olmasının nedeninin  altında akraba evliliği olduğunu vurguluyor. Çünkü nadir hastalıkların büyük bir kısmı genetik geçişli. 
 
Avrupa’da ilk defa 2008 yılında çeşitli etkinliklerle duyurusu yapılan ve o tarihten beri her yıl 28-29 Şubat’da gerçekleştirilen “Nadir Hastalıklar Günü”; bugün artık dünyada 70’ten fazla ülkenin katıldığı bir oluşum haline geldi. Hatta bu özel günün dünya çapında da bilinebilmesi amacıyla Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından resmi gün olarak ilan edilmesi hedefleniyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Genetik Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yasemin Alanay,Türkiye’de nadir hastalık görülen 6-7 milyon kişinin bulunduğunu, dünyada ise bu sayının 250-300 milyon arasında olduğunu söylüyor. Ülkemizde hala her 5 evlilikten birinin akraba evliliği yaptığına, Türkiye’de akraba evliliği yapma oranının yüzde 21 olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Yasemin Alanay, “Ülkemizde akraba evliliği yüksek oranda olması nedeniyle, genetik geçişli ve çekinik olarak kalıtılan hastalıklara Avrupa ve ABD’den daha yüksek sıklıkta rastlanıyor” diyor.
 
Prof. Dr. Alanay, nadir hastalık tanımının Avrupa ve ABD’de farklı tanımları olduğunu belirtiyor. Çünkü Avrupa’da bir hastalık ya da sağlık problemi 2 bin kişiden daha az sıklıkta görülüyorsa nadir hastalık olarak tanımlanıyor. ABD’de ise 200 bin kişiden daha az insanı etkileyen hastalıklar nadir kabul ediliyor.
 
Nadir Hastalıklar Günü’nde aileleri bilgilendirmek ve farkındalık yaratmak amacıyla birçok etkinlik yapıldığını belirten Prof. Dr. Yasemin Alanay, bu güne ilişkin olarak şu değerlendirmelerde bulunuyor: “Buradaki temel amaç; nadir hastalıklardan etkilenen kişiler ve ailelerin seslerini hükümetlere, ilaç endüstrisine, araştırmacılara ve sağlık çalışanlarına duyurmaktır.”

Nadir hastalıklarla ilgili olarak merak edilen soruları yanıtlayan Prof. Dr. Yasemin Alanay, şu bilgileri veriyor:

 
Nadir kaç hastalık var? Nadir hastalıklar genetik hastalıklar mıdır?
 
Nadir hastalık tanımına uyan 6 binden fazla hastalık vardır. Nadir hastalıkların yaklaşık yüzde 80’inde neden, genetiktir. Geri kalanlar tıbbın her alanını ilgilendirebilecek bakteriyel ya da viral infeksiyon hastalıkları, allerjiler, çevresel nedenlerle ortaya çıkan sağlık problemleridir, bazı dejeneratif hastalıklar ve nadir kanser türleri de bu gruba dahildir.

Nadir hastalıklarla ilgili olarak yaşanılan zorluklar nelerdir?

 
Nadir hastalıklar toplum genelinde hiç bilinmeseler dahi; etkiledikleri aile ve onların sosyal çevreleri için çok önemli. Eğer bir ailenin çocuğunda nadir hastalık varsa ve zamanında doğru hekime gitme imkanı bulmuşlarsa, hemen tanı konulabiliyor. Bazı hastalıkların tedavisi de mümkün olabiliyor. Örneğin ülkemizde nispeten sık görülen bir çekinik hastalık grubu var. Bunlardan bazıları lizozomal hastalıklar dediğimiz, nadir metabolik hastalıklar. Bu hastalıkların tedavisine yönelik olarak bazı iyileştirici enzim tedavileri çıktı. Belki ülkemizde bu enzim hastalıklarından etkilenen az sayıda hasta var, ama tedavi maliyetleri çok yüksek. Ancak devletin sağladığı katkılar sayesinde bu aileler tıbbi tedavi imkanına kavuşabiliyor. Sözkonusu tedaviler çok yüksek maliyetli ve ailelerin devlet katkısı olmaksızın bu tedavilerin ücretini karşılayabilmeleri çoğu zamanda mümkün olamayabiliyor. Yine pek çok aile yurtdışından sadece devletin aracılığıyla ithal edilen özel mamalar ve ilaçlar kullanmak durumunda.Ülkemizde akra evliliğinin sık olasından dolayı, çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanları eğitimleri sırasında nadir hastalıklarla daha sık karşılaşıyor. Bu nedenle Türkiye’de bir pediatristin yenidoğan bir bebeğin durumu kötüleştiğinde öncelikli olarak metabolik hastalıkları düşünebiliyor. Nadir hastalıkların yüzde 80’i genetik temellidir. Bu genetik nadir hastalıkların içinde binlerce hastalık var, hastalığı olan bebeğin hem soyağacı hem klinik ve bulgularıyla iyi değerlendirilmesi gerekiyor. Sadece klinisyen de yetmiyor, radyoloji, patoloji, biyokimyasal ve genetik laboratuvar da olması gerekiyor. Tanı konulduktan sonra da muldisipliner yaklaşım devam ediyor.

Nadir hastalıkların ülkemiz açısından önemi nedir?

 
Tek başına etkilediği kişi ya da aile sayısı az olsa da toplumların yaklaşık yüzde 10’unu etkilediği düşünülmekte. Avrupa Birliği sınırları içinde 30 milyon kişininTürkiye’de 6-7 milyondan fazla kişinin nadir hastalıklardan etkilendiği söylenebilir. Nadir hastalıkların yüzde 50’si cocuk nüfusu etkiliyor. Ülkemizin genç nüfusu düşünüldüğünde bizim toplumumuz için önemi artıyor. Ülkemizde yaklaşık 5 evlilikten biri akrabalar arasında yapılıyor. Bu durum özellikle çekinik kalıtılan nadir hastalıkların bizim toplumumuzda daha sık görülmesine neden oluyor. Dünyada birkaç kişide görülebilen çok nadir hastalıklar da bizim toplumumuzda daha sıktır.

Nadir hastalıkların tanı ve tedavisi nasıldır?

 
Altı binden fazla hastalıktan bahsettik.Her hastalığın kendine özgü bulguları, aynı hastalığın etkilediği kişiler ve aileler arasında farklı klinik seyirler sözkonusu. Nadir hastalıkların bazıları yanlış tanıya ya da tanıda gecikmeye neden olabilir. Bazıları yavaş, sinsi seyirli, ilerleyici hastalıklardır ve tanı konulması zaman alabilir. Birçoğunda henüz kesin tedavi de olmadığı için hastalar ve aileleri açısından hayat çok zordur.Tedavisi olan ancak nadir olduğu için pahalı ilaçların kullanılması gereken durumlarda aileler tedavi olanaklarına ulaşmakta güçlük çekiyor.

Nadir hastalıklar için dünya neler yapıyor?
Bu alanda gerçekten sevindirici gelişmeler var. Hem ABD’de hem de AB’de sadece nadir hastalıkların bilimsel araştırmalarına yönelik fonların oluşturulması son yıllarda büyük ilerlemeler sağladı. Bazı hastalıklar açısından henüz altta yatan nedeni öğrenme aşamasındayken, bazılar için deneysel hatta uygulama düzeyinde tedaviler var artık.Türkiye’den biliminsanları da uluslar arası araştırmacılarla işbirliği içinde bu alanda önemli katkılar yaptılar ve yapmaktalar.
 
Nadir hastalıklardan bazı örnekler verebilir misiniz?

 
Osteogenezis İmperfekta (Cam Kemik Hastalığı): Nadir hastalıklar içinde boy kısalığı yapan kemiğin genetik hastalıkları var, bunlara “iskelet displazileri” diyoruz. Bunların kendi içinde 460 çeşidi var. Gruplandırılarak neredeyse 40 gruba bölünüyorlar, her birinin kalıtım şekli birbirinden farklı, büyük bir kısmı çekinik kalıtılıyor. Çekinik kalıtılanlar bizim ülkemizde çok daha sık görülüyor, bunlara en eyi örneklerden birisi cam kemik hastalığı diye bilinen “Osteogenez İnfertekta” hastalığıdır. Bu hastalıkla ilgili olarak Batı ülkelerine baktığımızda vakaların yüzde 90’ında hastalığın baskın kalıtılarak ya ilk kez hasta bireyde ortaya çıktığını ya da hasta bir bireyin çocuklarında devam edebildiğini görüyoruz. Bu hastalığa ilişkin bilimsel araştırmalar, vakaların yüzde 10’luk kısmının çekinik kalıtılan genlere bağlı olduğunu gösteriyor. Bu yüzde 10’luk çekinik kalıtılan cam kemik hastalığı bizim ülkemizde çok daha sık görülüyor. Bu nedenle birden fazla çocuğu cam kemik hastalığı olan pek çok aile var ülkemizde. Hem tanısı hem tedavisi açısından bunu hekimlerin çok iyi bilmesi gerekiyor. Sadece bu hastalıkla dünyaya gelen çocukları için değil, aynı ailenin sonraki gebelikleriyle dünyaya getirmeyi planladığı çocukları için de bu çok önemli.

Rett Sendromu: Akrabalık ilişkisi olmayan çiftlerin kız çocuklarında görülen bir sendromdur. Yaklaşık 10 bin canlı doğumdan birinde görülür, nadirdir, ilerleyicidir. Bu hastalıkla doğan bebekler doğumda normaldir, ilk 1 yaşına kadar gelişimleri motor ve mental olarak iyidir, ancak sonra gerileme dönemi başlar, hayatlarının son dönemlerini tekerlekli sandalyede geçirecek kadar sorunludurlar. Şu anda bilinen bir tedavisi yoktur.

Fenilketonüri: Fenilalanin isimli aminoasidin metabolize edilmesini sağlayan enzimin eksikliği sonucu oluşan hastalığın sıklığı ABD ev Avrupa’da 10 bin ila 30 binde bir iken ülkemizde 4 bin 500’de birdir.Yaşam boyu tedavi (diyet-takip) gerektiren ve uygun tedavi uygulanmadığı takdirde ağır zihinsel engele neden olabilen hastalığın tekrarlama riski yüzde 25’ dir. Moleküler genetik çalışmaları tamamlanmış ailelerde doğum öncesi tanı mümkündür.

Kistikfibrozis: Kalıtsal hastalıklar içinde en sık görülenler arasında olan ve henüz kesin bir tedavisi bulunamayan bu hastalık için riskli gebelerde, DNA testleri ile ailenin mutasyonları saptanmış ise prenatal tanı önerilebilir. Tekrarlayan akciğer enfeksiyonları, ishal-beslenme bozukluğu ve pankreas yetmezliğiyle giden bir hastalıktır, yoğun destek tedavisiyle yetişkin yaşlara kadar yaşatılabilir.

Konjenital adrenal hiperplazi: Böbrek üstü bezlerin de kortizol ve aldosteron adı verdiğimiz bazı hormonların yapımının etkilendiği bu hastalığın sıklığı 14 binde birdir. Hastalık, yenidoğan döneminde yaşamı tehdit edebilen ağır sıvı ve tuz kayıpları ile seyredebileceği gibi, daha hafif formlarında dişilerin dış genital organlarında erkek yönünde farklılaşmaya neden olur. Yaşam boyu hormon tedavisi gerektiren bu hastalıkta tedavinin doğum öncesi dönemde başlaması; dişilerdeki genital anomalilerin önlenmesi açısından çok önemlidir. Etkilenmiş bir çocuğu olan ailelerde hastalığın tekrarlama riski yüzde 25’ dir. Moleküler genetik çalışmalar tamamlanmış olan ailelerde doğum öncesi tanı uygulanabilir.

Spinal müsküleratrofi(SMA): Sıklığı 10 binde bir olan bu hastalığın başlıca belirtisi ilerleyici kas güçsüzlüğüdür. Süt çocukluğu döneminde yaşamı tehdit edebilecek kadar ağır olabilen hastalığın nedeni omurilik önboynuz hücrelerinin ilerleyicikaybıdır. Bugün için bilinen bir tedavisi yoktur. Tüm otozomal resesif hastalıklarda olduğu gibi tekrarlama riski yüzde 25 olan hastalığın doğum öncesi tanısı moleküler genetik çalışmaların tamamlanmış olduğu ailelerde mümkündür.

Ataşehirli Liseliler Afetler Konusunda Bilinçleniyor

Deprem gibi afetlerde acil telefon numaralarının bilinmesinin önemine değinen Ilgar Kamacı, ambulans, polis, itfaiye ve doğalgaz numarasını bilmenin hayat kurtaracağının altını çizdi. Evlerde elektrik, su ve doğalgaz vanalarının yerinin bilinmesinin gerektiğini söyleyen Kamacı, “Acil durumlarda bu vanalar hemen kapatılmalı. Eğer tüp yanıyorsa ıslak bir bez üzerine atılmalı ve tüpün vanası kapatılmalı. Evlerde kesinlikle yangın tüpü olmalı” dedi.

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Kadınlarda Yumurtlama Takibi Hamile Kalmayı Kolaylaştırır

Yumurtlama, belirli bir yaş ve dönemden sonra her kadının yaşadığı bir durumdur.  Yumurtlama süreci; yani yumurtlama hamilelik için en uygun günlerdir. Ovülasyon sayısının artırılması ve gebe kalınmasının yükseltilmesi sürecini içermektedir.

11 ve 21’nci günler arası önemli

Adet döngü süresi ortalama 28 gündür. Kadınların %15'inde 28 günde bir regl kanaması görürlerken, %0.5'inde 21 günden daha kısa, %1'inde ise 35 günden daha uzun bir zamanda kanama görülmektedir. Kadınlarda adet dönemi genelde 24-35 gün arasında değişir. Bazı durumlarda daha da uzun sürebilir. Kadınların büyük çoğunluğu adet döneminin 11 ve 21’nci günleri arasında yumurtlamaktadır.

Yumurtlama günü bünyeye göre farklılık gösterebilir

Pek çok kadın yumurtlama günü hesaplaması konusunda farklı yöntemler kullanmaktadır. Genellikle ovülasyon tahmin kitleri ve bazal vücut ısısı ölçümünden faydalanılır. Bazen regl döneminin ortasında yumurtlama olmasına rağmen, gerçek yumurtlama günü değişebilmektedir. Bu tarihlere yakın günlerde gebelik elde edilme ihtimali daha yüksektir.

Uygun günleri belirlemenin en pratik yolu

Adet döngüsü normal olan kadınlarda yumurtlama, adet kanaması başlamadan yaklaşık 14 gün önce gerçekleşmektedir. Bu, yumurtlama gününü tespit etmenin en pratik yoludur. Bu hesapla adet dönemi 28 gün süren bir kadında yumurtlama adetin 14’üncü günü olur, adet kanamasının başladığı ilk günden sayarak 14’üncü güne denk gelir. Bu günden 2-3 gün önce başlayarak 1 hafta boyunda 2-3 günde bir cinsel ilişkide  bulunmak hamile kalma şansını artıracaktır. Adetleri düzenli olarak 30 gün süren bir kadın adet kanamasının başladığı ilk günden başlayarak 16’ncı gün yumurtlama olacağını hesaplamalıdır. Adet kanamaları düzenli 35 günde bir olan kadınlarda yumurtlama günü yaklaşık olarak 21’nci güne denk gelecektir.

Adet düzensizliği olanlar nasıl hesaplama yapmalı?

Adetleri düzensiz olan kişilerde yumurtlama gününü tahmin etmek daha zordur; ancak her zaman adet kanaması başlamadan ortalama 14 gün önce yumurtlama meydana gelmektedir. Reglinin ikinci döneminin; yani yumurtlama ile adet kanaması arasındaki sürenin 14 gün ve sabit olmaktadır.

Sağlıklı yumurtlama takibi nasıl yapılır?

Yumurta takibi folikül, yumurta hücresini içeren küçük keseciklerdir. Kadın yumurtalıklarında çok sayıda folikül bulunur ve bunlardan her adet döngüsünde bir tanesi büyüyerek çatlar içerisinden yumurta hücresi atılır. Yumurta ölçümü yumurtalıkta büyüyen folikülün aşama aşama boyutlarının ölçülmesidir. Bu ölçümlerin yapılmasının sebebi folikül çapı belli bir büyüklüğe ulaşınca çatlama zamanını belirlemek, zamanlamalı ilişkiyi programlamayı sağlamaktır. Vajinal ultrason yoluyla folikül büyüklüğü ölçülür. Karından yapılan ultrason yoluyla da ölçüm yapılabilir; ancak transvajinal ultrason kadar net görüntü sağlanamaz. Ultrason işlemi sırasında ağrı olmaz bu basit ve rahat bir uygulamadır.

Yumurtlama belirtileri

•Vajinal (servikal) akıntıda artış olması ve bunun şeffaflaşması yumurtlama olmadan bir kaç gün önce başlamaktadır.

•Yumurtlama ile beraber vücut ısısında artış saptanır. Bu hafif artış genellikle hissedilmez; ama derece ile ölçümde rahatlıkla fark edilir. Özellikle vücut ısısı takibi yapan kadınlar bunu rahatlıkla tespit edebilir. Genellikle yarım  derece civarında bir artış olur.

•Bu sürecin öncesi veya sırasında kasık ağrısı şikayeti de görülebilir. Tek taraflı (sadece sağda veya solda) kasık ağrısı genellikle yumurtlamanın olduğu gün hissedilir. Ağrı bazen iki taraflı da olabilir. Bazen büyüyen yumurtaya bağlı ağrı yumurtlama olmadan birkaç gün önce başlar, yumurtlamanın olduğu gün artar ve sonra birden kaybolur. Kimi zaman bu ağrıya hafif vajinal kanama da eşlik edebilir.

•Memede hassasiyet, dolgunluk ve gerginlik en sık belirtilerdir.

•Karında şişkinlik hissi görülebilir.

•Libido artışı genellikle yumurtlama olmadan birkaç gün önce başlar.

Sigarayı Bıraktıktan Sonra Kilo Almamanın 3 Yolu

Metabolizmanız yavaşlıyorsa siz hızlandırın

Sigaranın metabolizmayı hızlandırdığı herkesçe biliniyor. İçilen her sigarayla kalp atışı dakikada 20-30 kez daha fazla atıyor, bu da yakılan kalorinin daha fazla olmasını sağlıyor. Sigarayı bıraktıktan sonra bu suni artış ortadan kalktığı için metabolizma normal seviyesine iniyor. Metabolizmanın yavaşlamasının kilo alımını kaçınılmaz hale getirdiğine dikkat çeken Acıbadem Adana Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Fadime Özgök Şenses, “İlk adım sağlıklı şekilde metabolizmanın hızlanmasını sağlamak. Bu sayede kilo alımının önüne önemli ölçüde geçilebiliyor” diyor. Bu durumda yapılacak şey, metabolizmayı hızlandıracak yollara başvurmak. Nikotin alınmadığı için yavaşlayan metabolizmayı; yeşil çay, proteinli gıdalar, günde 3 litre su, baharat tüketimi, küçük egzersiz ve yürüyüşle hızlandırmak mümkün.

Lezzet şımarığı olmayın

Nikotin dildeki tat alma duyusuna zarar verdiği için, sigara içenler bir süre sonra yemeklerin gerçek tadını alamamaya başlıyor ve lezzet duygusunda önemli bir azalma meydana geliyor. Bir kişi sigarayı bıraktığında, yaklaşık 48 saat içinde tat alma yetisini yeniden kazanmaya başlıyor. Yiyeceklerin tadını yine eskisi gibi tam olarak alabilen kişiler, kısa sürede geri kazandıkları bu yetiyle aşırı yeme alışkanlığı edinebiliyor. Böyle bir durumda kilo alımının kaçınılmaz olacağını belirten Dyt. Fadime Özgök Şenses, “Yeniden kazanılan tat alma yetisiyle, sürekli farklı şeyler yeme isteği gözleniyor. Bu nedenle kilo almamak için, her şeyi tatmak ama küçük porsiyonlar halinde tüketmek gerekiyor. Bu sayede hem yiyeceklerden keyif almak hem de aşırı kalori alımının önüne geçmek mümkün olabiliyor” diyor.

Atıştırma nöbetlerini bastırmanın yolları

Sigara içenlerde var olan elde ve ağızda sigara bulundurma alışkanlığı, sigarayı bıraktıktan sonra yerini atıştırmalıklara bırakıyor. Sürekli bir şeyler yeme eğilimine dönüşen bu atıştırma nöbetleri kilo alımını da beraberinde getiriyor. Atıştırma ihtiyacından kurtulmanın en kolay yolunun günlük tüketilen su miktarını arttırmak olduğunu söyleyen Dyt. Fadime Özgök Şenses, “Sağlıklı bir insanın günde 1,5 litre su tüketmesi gerekiyor. Sigarayı bıraktıktan sonra bu oran 3 bardak daha arttırılmalı. Bu sayede atıştırma nöbetleri azaltılabiliyor. Yine atıştırma alışkanlığını sağlıklı besinlerle geçiştirmek de kilo alımının önüne geçiyor. Tatlı krizi sırasında şerbetli yerine sütlü tatlılar seçmek, çekirdek-çerez yerine mevsim meyveleri, salatalık, marul gibi çiğ sebzeleri tüketmek, sigarayı hatırlatan ve kafein içeren kahve, çay gibi içecekler yerine su, soda, tuzsuz ayran, taze sıkılmış meyve suları gibi düşük kalorili içecekler tercih etmek alınabilecek önlemler arasında. Artan besin tüketimini dengelemek içinse hareketli olmak şart. Günlük aktivite miktarını arttırmak ve egzersiz yapmak, sigarayı bırakma döneminde sağlıklı kalmak için önemli birer yardımcı” diyor.

Ataşehirli Öğrenciler Çevreyi Seviyor

Atık toplayarak basketbol maçı izlemeyi hak kazanan Ataşehirli 200 öğrenci, pazar akşamı Ülker Sports Arena’da Fenerbahçe Ülker – Aliağa Petkim maçını seyretti. Devre arasında düzenlenen basket atma yarışmasına katılan Ataşehirli öğrenciler, yarışma sonrasında basketbol topu kazandı. Fenerbahçe Ülker’in maçı 89-56’lık bir skorla kazanması da öğrencilerin keyfine keyif kattı.

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Opel Mooka Snow Fest

Ardından sahne Model Gurubu’nundu ilk defa canlı gördükleri ünlü guruplarla coşan gençler çok özel anlar yaşadı. Opel Mokka Snow Motion Fest’in ikinci gününde ise özel olarak  arabadan yapılan Dj kabini’nin başına geçen Ozan Çolakoğlu ve David Şaboy  Palandöken’in beyaz karlarını eritti.
Festival bu kadarla sınırlı değildi. Cemiyet ve sanat dünyasının yaşam koçu Şeyda Coşkun festivale katılanlara sağlıklı beslenmenin kuralları ve sporun öneminden bahsetti. Şeyda Coşkun’un Palandöken’in beyaz zirvesinde yaptığı yürüme etkinliği festivale renk kattı. Festival’de heyecanlı anlarda gerçekleşti, Rönesans Polat Erzurum Otel’in zirvesinden kayak hocaları ve meşaleler eşliğinde Ralli Co-pilot şampiyonu Çiçek Güney adrenalin dolu  gösteri yaparken  yanında oturan Pascal Nouma ile renkli sahnelere ortak oldu. Araç hareket halinde iken Hollywood filmlerine taş çıkartırcasına atlayan Pascal Nouma alkışlarla Opel Mokka’nın direksiyonunada geçti. Festival’e konuk olaraka katılan Burcu Güneş bol bol kayak yaptı. Ulusal ve Yerel Basının yoğun ilgi gösterdiği Opel Mokka Snow Motion Fest Rönesans Polat Erzurum Otel’de yenilen Çağ kebabı partisi ile son buldu.

Ortodontik Tedavide Görünmeyen Tel Dönemi

Dişlerin iç yüzeylerine yapıştırılan braketlerin alışma dönemini değerlendiren Lingual Ortodonti Uzmanı Dr. Cem Caniklioğlu “Kullanılan Lingual braketlerin boyutlarının küçüklüğü ve inceliği, diş yüzeyine tamamen adapte olmaları, apareye alışma döneminin tüm sıkıntılarını eskiye oranla azaltıyor. Bu tedavide konuşma zorluğu ya da dilde herhangi bir önemli rahatsızlık hissedilmiyor. Hastalar dilin en çok değdiği nokta olan, diş arka yüzeyindeki değişikliğe 3-4 hafta arasında alışmaktalar ” dedi.

Halk arasında görünmez diş teli ya da görünmeyen diş teli olarak da bilinen Lingual Ortodonti’nin, 70’li yıllardan bu yana dış yüzey üzerine uygulanan klasik Labial Ortodonti yöntemlerine göre estetik açısından önemli avantajları olduğuna da dikkat çeken Dr. Cem Caniklioğlu, “Günümüzde pek çok tanınmış insan Lingual ortodonti tedavisi görmektedir ancak bu kişiler, diş telleri dışardan görünmediği için hiçbir estetik kaygı taşımamaktadır. Dişlerin dışardan görünen yüzeylerinin hiçbir şekilde etkilenmediği bu tedavi ile bir yandan dişler düzelirken diğer yandan özgürce gülümseyebiliyor ve konuşabiliyorsunuz. Hastaların sosyal hayatlarını olumlu yönde etkileyen bu tedavi ile diş teli, yetişkinler için estetik bir sorun olmaktan çıkıyor” sözleriyle Lingual Ortodontinin sosyal avantajlarına değindi.

Kişiye Özel Braket ve Teller

Lingual metod uygulanarak tedavi edilen hastalarda kullanılan her bir lingual braket ve lingual telin kişiye özel olarak hazırlanması gerektiğinin altını çizen Lingual Ortodonti Uzmanı Dr. Cem Caniklioğlu, aksi halde tedaviden olumlu sonuçlar almanın imkânsız olduğunu sözlerine ekledi.

Çapraşık ve doğu konumlanmamış dişlerin, estetik görünüm bozukluğundan daha önemli bir soruna yol açarak, pek çok diş ve diş eti hastalığına sebebiyet verdiğinin altını çizen Dr. Cem Caniklioğlu “Yetişkinlerin büyük bir çoğunluğu eğri ve çapraşık dişlerin yarattığı estetik olumsuzluklara odaklanır. Oysa doğru konumlayan dişler ağız hijyeni açısından tahminimizden daha büyük problemlere yok açabiliyor. Yeterince temizlenemeyen dişler pek çok diş ve diş eti hastalığına davetiye çıkarıyor. Gerek dış görüntüde yarattığı olumsuz imaj nedeniyle hastaların yaşadığı özgüven ve endişe kaynaklı psikolojik durumları ortadan kaldırmak gerekse, ağız ve diş sağlığı için ortodontik tedaviler büyük önem taşıyor” diyerek ortodontik problemleri insan sağlığı açısından değerlendirdi.

Dr. Cem Caniklioğlu Hakkında: Lingual teknik ile ilgili alınmış patentlerinin yanı sıra konu ile ilgili yurt içi ve yurt dışında yayınlanmış makaleleri, verilmiş tebliğ ve kursları bulunan Dr. Cem Caniklioğlu, 1992 yılında İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'nden mezun olmuştur. 1993 yılında aynı üniversitenin Ortodonti Anabilim Dalı'nda ortodonti asistanı olarak çalışmaya başlayarak 1998 yılında İstanbul Üniversitesi'nden almış olduğu burs ile Amerika Birleşik Devletleri Temple Üniversitesi'nde lingual ortodonti üzerine eğitim almıştır. 1999 yılında doktora eğitimini tamamlayan Dr. Cem Caniklioğlu 2003 yılında Avrupa Lingual Ortodonti Derneği (ESLO) ve Dünya Lingual Ortodonti Dernekleri'nin (WSLO) sınavlarını geçerek bu derneklerde aktif üye olma hakkını kazanmıştır. 2000-2006 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Ortodonti Anabilim Dalı'nda lingual ortodonti ile ilgili klinik ve bilimsel çalışmalar yapan Dr. Cem Caniklioğlu 2007 yılından itibaren serbest ortodontist olarak çalışmaktadır.

İletişim:

Adres: Merkez Mahallesi Abide-i Hürriyet Caddesi Nazik Apartmanı No.55 Daire 3 80220 Şişli-İstanbul

T: 0212 291 52 97 – 0212 291 52 98

Adres: Bağdat Caddesi No.289-B Arıtan Apartmanı Kat 1 Daire 2 34728 Caddebostan/Kadıköy-İstanbul

T: 0216 478 06 49 – 0216 411 51 75

http://www.cemcaniklioglu.com

Reflü Yüzünden Yaşadığımız 7 Sorun

KİLO DA, ALKOL VE SİGARA DA YASAK

 
Birçok reflü hastasında benzer yakınmalar olduğunu, ancak hastaya özel yaklaşımla tedavi gerektiğini belirten Dr. Barış Gürsoy, bazı hastaların yakınmaları dinledikten sonra yapılan muayenenin ardından, çoğunlukla ek görüntüleme ve ölçüm yöntemlerine başvurulduğunu söylüyor. Daha önceden herhangi bir yakınması olmamasına rağmen yanma tarzında göğüs ağrısı başlayan, kilolu, sigara içen ve çok kahve tüketen, düzenli beslenmeyen kişilerde yaşam tarzı düzenlemesinin zorunlu olduğuna dikkati çeken Dr. Barış Gürsoy, şu bilgileri veriyor:
 
“Bu hastalara öncelikle sigarayı bırakmalarını, kahve tüketimini sınırlamalarını, düzenli beslenmelerini öneriyoruz. Ayrıca mide asidini düzenlemeye yönelik ilaçlar veriyoruz. Daha sonra da ilaçların etkileriyle ilgili değerlendirmeler yapıyoruz. Kullanılan ilaçların baş ağrısı ve ishale sebep olması bilinen en sık yan etkiler olarak karşımıza çıkıyor. Reflü tedavisine yönelik olarak verdiğimiz ilaçların uzun süreli kullanımında, ileri yaşlarda kalça kırığı sıklığının arttığını da tespit ediyoruz. Eğer reflü hastasının şikayetleri 1,5 aydan uzun sürüyorsa, kısmen iyileşme olmasına rağmen bazı tetkiklerin yapılması zorunlu olabiliyor. Bunların başında, reflü hastalığının en temel incelenme yöntemi olan endoskopi geliyor. Endoskopi işleminin sedasyon altında yapılması hastaya konfor sağlıyor ve kısa sürede tamamlanıyor. Endoskopide, reflüye sebep olabilecek nedenler araştırılıyor, mideyle yemek borusu arasındaki kelepçe değerlendiriliyor. Reflüsü uzun süreden beri mevcut olan hastaların yemek borularında erken dönemde kızarıklık, ilerleyen dönemde ülser ve darlık geliştiği görülebiliyor.”

YUTMAKTA ZORLANAN HASTALARA NE YAPMALI?

 
Reflü hastalarında kullanılan “Ösefagus manometrisi” adı verilen incelemenin tıpta kendini kanıtlamış bir yöntem olduğunu belirten Dr. Barış Gürsoy, bu işlemde yemek borusu ile mide arasındaki basınç farkının değerlendirildiğini söylüyor. Yutma güçlüğü olan reflü hastalarında mutlaka yapılmasını önerdikleri bu uygulamayla cerrahi tedavinin gerekli olup olmadığının da araştırıldığını ifade eden Dr. Barış Gürsoy, bunun dışında yemek borusunda 24 saatlik asit ölçümünün de yapıldığını belirtiyor. “Ösefagus Ph Monitorizasyonu” nun ise bir reflü testi olmadığına değinen Dr. Barış Gürsoy, şunları söylüyor:
 
“Bu test yemek borusunun, mide asidine ne kadar süreyle maruz kaldığını gösteriyor. Bu sayede mideden yemek borusuna ne zaman, ne kadar asit kaçtığı ve yanma şikayetine yol açıp açmadığı gösterilmiş oluyor. Tüm bu testlerin sonucunda eğer ameliyat kararı verildiyse, ameliyat öncesinde yemek borusunun filmi çekiliyor. Bu tetkikte yemek borusunun alt ucunun anatomik yapısı, mideye sıvının geçişi ve olası ek patoloji varlığı değerlendirilmiş oluyor.”
 
REFLÜDE KİME İLAÇ KİME AMELİYAT FAYDALI?
 
Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Barış Gürsoy, reflü hastalığının güncel tedavileriyle ilgili olarak şu bilgileri veriyor:
 
ÜÇ GRUP İLAÇ VAR
 
Yeni tanı konulan hastalarda mide asidini dengeleyen, mide ve bağırsak hareketlerini düzenleyen ve mide asidinin salgılanmasını azaltan olmak üzere 3 grup ilaçla tedavi yapılıyor. Tedavide başarı oranı oldukça yüksektir. Ancak reflü hastaları aralıklı olarak kontrol edilmeli, yeni yakınmaların olup olmadığı belirlenmeli ve yakınmaların kısmi geçmesi veya geçmemesi halinde ek bazı incelemeler yapılmalıdır. Bu tetkiklerden sonra, yemek borusunun endoskopisinde ülser veya darlık geliştiyse, hasta ilaç tedavisinden yarar görmüyor demektir. Bu durumda cerrahi önerilebilir. Reflü hastaları ömür boyu ilaç kullanmak zorunda olduklarından, bazı hastalarda bu ilaçların zararı fazla olabilir.
 
REFLÜ TEDAVİSİ 30 YILDA ÇOK DEĞİŞTİ
 
Reflünün cerrahi tedavisi son 30 yılda oldukça değişti. Gelişen ilaç teknolojisiyle, etkinliği daha yüksek ve uzun etkili ilaçlar keşfedildi. Ancak her dönemde olduğu gibi, bu dönemde de hastaların bir kısmında ilaç tedavisi başarısız olabiliyor. Reflü hastalığının tedavisinde izlenecek iki ana yol var: Hastalar ya ömür boyu ilaç kullanıyor ya da yaklaşık bir saat süren bir laparoskopik ameliyat ile ömür boyu reflü hastalığından uzak kalıyor. Laparoskopide, karın açılmadan sadece 4 tane 1-1.5cm'lik delikten reflü ameliyatı yapılabiliyor. Hastalar genellikle 24 saat içinde taburcu oluyor. Ameliyatın mutlaka gerekli olduğu hastalar, uzun yıllardan beri reflüsü olan ve tedaviye rağmen yemek borusunda ülser, darlık veya Barrett hastalığı gelişmiş olan hastalardır. Ameliyat gerekliliği görecelidir ve cerrah ile hasta arasında sebep ve sonuçları açısından, hasta beklentileri ve yaşam biçimi de göz önüne alınarak karar verilmelidir. Günümüz şartlarında cerrahi tedavide başarı oranı yüzde 90'ın üzerindedir.
 
SEÇİLMİŞ HASTALARDA BAŞARILI OLAN BİR YÖNTEM DAHA VAR
 
Son yıllarda, gelişen fiberoptik teknoloji ile birlikte, endoskoplara ultrason ve dikiş atabilme aparatları da eklendi. Bu sayede hastaların endoskopi esnasında tespit edilebilen küçük mide fıtıkları ve buna bağlı olarak gelişen reflü hastalığının tedavisinde yeni bir uygulama başlatıldı. “SRS Endoskopik Reflü Onarımı” adı verilen bu yöntemde, hastanın karnı açılmıyor. Tıpkı endoskopide olduğu gibi, ağızdan giriliyor. Reflüye sebep olan mide ve yemek borusu arasındaki açıklık kapatılıyor. Cerrahın, yapılan incelemeler sonucunda fayda göreceğine inandığı seçilmiş bir hasta grubunda uygulandığında bu yöntemin başarısı da yüzde 90’ın üzerinde oluyor.

Ataşehir Bulvarı Kuruyemişçisine Kavuştu

Altını Gram Gram Biriktirin

Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Mutlu Gold Genel Müdürü Serkan Mutlu, “Gram altın hem küçük hem büyük yatırımcı için en iyi seçenek. Gram altın gerek sağladığı fiyat avantajı gerek pratik kullanımı sayesinde zaman içerisinde sizi daima karlı çıkaracak bir yatırım. 50 TL’den daha az bir parayla dahi gram altın alarak birikimlere başlamak mümkün. Ayrıca özel günlerde sevdiklerinize gram altın hediye ederek onları birikim yapmaya teşvik edebilirsiniz” dedi.
 
Mutlu Gold ürünlerine online satış mağazası mutlugold.com.tr ve satış noktalarından ulaşabilirsiniz.

Ara Öğünü Atlamak Tıkınma Nöbetlerine Dönüşüyor

Prof. Dr. Murat Baş, ara öğünle ilgili şu bilgileri veriyor: “Psikolojik açlık bir yay gibi zamanla geriliyor ve bir süre sonra elinizden kaçıyor. Sonrasında duyguları yemekle doyurmaya çalışma eğilimi başlıyor ve gün boyu sürmüş olan kısıtlayıcı yeme davranışı, günün sonunda “tıkınma nöbetlerine” dönüşüyor. Öğle yemeğini saat 12.00 gibi yiyen birini ara öğünleri atladığında akşam yemeğine kadar geçen ortalama 8 saatlik süre boyunca aç kalıyor. Bu sürede kan şekeri düşüyor, fizyolojik açlığının yanına ilave olarak psikolojik açlık da çekmeye başlıyor. Bu kişi, akşam yemeğini yedikten sonra fizyolojik olarak tok bile olsa, psikolojik olarak kendini bir türlü doyuramıyor. Akşam yemeğinden yatana kadar geçen sürede de duygusal açlığı bastırma çabası başlıyor. Bu yüzden kişi günlük alması gereken enerjinin çok daha üzerinde bir enerji alarak günü sonlandırmış oluyor.”

Gerçekten aç olduğunuzdan emin olun!

“Nasıl ki beslenme planı kişiye özelse ara öğün miktarının ne olması gerektiği de yine kişiye özeldir” diyen Prof. Dr. Murat Baş, sözlerine şöyle devam ediyor: “Kişi önce gerçekten aç olup olmadığını ölçmeli. Yorgunluk, sıkıntı, mutluluk, yalnızlık, yiyecek temalı reklamlar, susama hissi farkında olmadan atıştırma gereksinimine sebep olabiliyor. Açlık ve susuzluk sinyallerini son derece benzer belirtiler verdiğinden çoğu zaman karıştırılabiliyor. Bu yüzden ilk önce fiziksel olarak aç olup olmadığımızı anlamalıyız ve gerçekten aç değilsek atıştırmayı ertelemekte yarar var. Bu isteği bir sütlü kahve ile bastırmak mümkün. Eğer fiziksel açlığın söz konusu olduğuna karar verirseniz sağlıklı bir ara öğün seçebilirsiniz. Diyabet hastalarının ve reaktif hipoglisemisi olanların kendilerini aç hissetmeseler bile ara öğünlerine sadık kalmaları gerekiyor.”

Atıştırmalarda yüksek kalorili tercihlerden kaçının!

Ara öğünlerde öğün sayısından daha önemli olan ne yediğiniz. Atıştırmalarda sağlıklı yiyeceklerin tercih edilmesi fizyolojik ve psikolojik açlığı durdurabiliyor. Ara öğünlerde yüksek kalorili yiyecekler seçmekse sağlıklı ve formda kalmayı imkansız hale sokuyor. Atıştırmalar sırasında 3 adet kuru kayısı ya da ceviz içi seçildiğinde besin değeri ve enerji oranı yüksek bir tercih yapılmış olurken, kek ya da kurabiye gibi atıştırmalıklar yüksek şeker ve yağ oranı ile gereksiz kalori alımına neden olabiliyor. Kısa vadede mutluluk veren bu kaçamaklar uzun vadede kilo almaya neden olabilir.

Ara öğünlerde nelere dikkat etmeli?

Prof. Dr. Murat Baş, ara öğünlerde dikkat etmeniz gereken noktaları şöyle sıralıyor:

•Yemek yerken televizyon izlemeyin: Televizyon izlerken, okurken ya da araba kullanırken aşırı yemek çok kolay. Bu yüzden yemek yediğiniz ortamlarda televizyon olmasın. Yemek fizyolojik ve psikolojik özellikleri yanında, sosyal bir davranıştır. Sohbet ederek yemek yemek hem yavaş yemenizi hem de ne kadar yediğinizi anlamanızı sağlar.

•Sadece doymak için yemek yemeyin: Yavaş ve tadını çıkararak yemek yemeye özen gösterin. Daha az yiyip daha çok zevk alacaksınız.

•Proteinli besinleni tercih edin: Çoğu atıştırmalık proteinden fakirken yağ ve şekerden zengin oluyor. Proteinli besinler (süt ve süt ürünleri, ceviz, fındık, badem gibi yağlı tohumlar, tam tahıllı ürünler) daha çok besin öğesi içeriyor ve daha çok tok tutuyor.

•Bol bol sebze tüketin: Sebzeleri dilimlenmiş hazır bir şekilde buzdolabında bulundurun ve açlık hissettiğinizde kullanın.

•Tatlı yerine meyve: Tatlı ve lezzetli bir şeyler mi istediniz? Taze, kurutulmuş ya da konserve meyveler günün her saati lezzetli ve sağlıklı bir atıştırmalık olacaktır. Evde ve işte birkaç çeşit meyve seçeneğini bulundurun.

•Güçlü içecekler tüketin: Sütünüze kahve ekleyin. Ayran veya kefir için. Az yağlı ya da yağsız sütü deneyin.

Doğru ara öğün seçimleri nasıl olmalı?

•Diyet bisküvi + süt – ayran

•Yoğurt – süt – ayran

•Peynir + tam tahıl ekmek

•Meyve + yoğurt

•Kuru meyve + yoğurt

•Sütlü kahve

•Protein barı (haftada 2 defa gibi)

•10 adedi geçmeyecek şekilde tuzsuz (kavrulmamış) badem

Evmanya’dan İçinizi Açacak Bahar Kombinleri

Yeşilin, pembenin, mavinin en güzel tonlarından oluşan, çiçek ve cup cake desenleri ile bezenmiş yastıklar, perdeler, masa örtüleri, runnerlar ve kanvas tablolar yaşam alanlarınıza enerji vererek, ferah bir atmosfer sağlayacak.

Evmanya.com Hakkında

Sunduğu ürünlerle bir evin tüm dekorasyon ihtiyacını karşılayan, Türkiye'nin ilk Ev, Dekorasyon ve Alışveriş Sitesi Evmanya.com, dekorasyonda fonksiyonellik, tasarım ve estetiği esas alarak, her bütçeye uygun çözümler üretiyor. Son dönemde tüm dünyada hızla yayılan “Cocooning”  ve “re – decoration” gibi dekorasyon akımlarını Türkiye’ye taşıyıp, uygun çözümler ile yeni yaşam alanları yaratmada sihirli ipuçları veren Evmanya.com, bugün teknoloji dergisi Wired’ın “Avrupa’nın En çok Dikkat Çeken 100 Girişimi” listesinde yer alıyor.

100.000 ev ürünü ile Türkiye’nin en büyük ev reyonu ünvanını da taşıyan Evmanya.com, ev dekorasyonu konusundaki uzmanlığını her ay düzenli olarak çıkardığı E-dergi’de tüketicileri ile paylaşıyor.
 
 

1 Billion Rising (1 Milyar Ayaklanma) Ataşehir’de

Ünlü dansçı Aytunç Bentürk ve ekibi ile birlikte tüm Ataşehirli kadınlar saat 14:00'da "1 Billion Rising" kampanyasına destek olmak için dansa başladılar.

Tüm dünyada kadına yönelik şiddeti protesto etmek ve buna bir dur diyebilmek için kolları sıvayan kadınlara destek olmak için Ataşehir Belediyesi tarafından gerçekleştirilen etkinliğe Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi’de eşi Gamze Akkuş İlgezdi ve kızı Turnam ile katılarak dans etti.

Herkesin sevgililer gününü kutlayarak, sevgi dolu bir ömür dileyen Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi yaptığı konuşmada, “Umarım hayatınızın bir gününde değil, her gününde sevgi daim olur. Bugün sizlere destek vermek için eşim ve kızımla aranıza katılıyorum. Bu kampanyanın sloganında olduğu gibi, dans etmek devrimdir” dedi.

Gamze Akkuş İlgezdi ise, kendi küçük kızının ve tüm küçük kız çocukların geleceği için, kadınların erkeklerle eşit olduğu bir dünya hayaliyle mücadele ettiğini söyledi.

Etkinlik sonrası Başkan Battal İlgezdi, verdiği destekten ötürü Aytunç Bentürk ve ekibine teşekkür plaketi ve çiçek sundu.

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Göz Kapağı Düşüklüğünden Kurtulabilirsiniz

Sıklıkla yaşlanma sonucu görülüyor

Bir insana karşıdan bakıldığında göz bebeği üstten 1-2 mm kapakla örtülüdür. Eğer bu düşüklük daha fazla ise, kirpikli kenar göz bebeğini 4-5 mm örtüyorsa, hatta ortadaki görme aksını kapatıyorsa bu duruma “ göz kapağı düşüklüğü (ptozis)” adı verilir. Göz kapağı düşüklüğü ileri yaşta yaşlanmaya bağlı olarak dokuların gevşemesiyle oluşabilmektedir. Çocuklarda ise; doğuştan meydana gelebilmektedir. Bunun dışında travma, kaza, felç, beyin problemleri geçirenlerde de ortaya çıkabilmektedir. Kapaktaki sinir ve kas sorunları, göz ameliyatları ve tümör gibi nedenler de bu soruna yol açmaktadır. Bunlara ek olarak kontakt lens kullanımı da alerji yaparak gözde kapak düşüklüğüne sebep olabilir.

Yetişkinlerde ve çocuklarda farklı tedavi yöntemlerine başvuruluyor

Göz kapağı düşüklüğü tedavisinde cerrahi müdahale uygulanmaktadır. Ancak bu yöntem çocuk ve ileri yaş olmak üzere ikiye ayırılmaktadır. Çocukta göz tembelliği de mevcutsa kapama tedavisi ve gözlük tedavisi de sürece dahil edilmektedir. Yetişkinlerde ise tedavi görme fonksiyonları ve kozmetik görüntünün düzeltilmesine yönelik planlanır.

Tedavide “levator rezeksiyonu” ve “frontal askı” adı verilen yöntemler kullanılmaktadır. Göz kapağını oynatan kas dokusunun problemli olması, göz kapağını aşağı çekiyor ise bu durumda küçük bir kesi ile göz kapağı kasına ulaşılarak, kas kısaltılmakta ve şikayetlerin önüne geçilmektedir. Göz kapağı düşüklüğü doğuştan ise, sinir hasarı ile oluşmuşsa ve kas çalışmıyorsa göz kapağı içeriden olacak şekilde kaşı kaldıran kasa asılır. Hasta kaşını kaldırdığında ve indirdiğinde göz kapağını kaldırıp indirmiş olur.

Ameliyattan sonra göz kapağı sağlıklı bir görünüme kavuşuyor

Hastaların pek çoğu ameliyattan sonra göz kapağının çok açık kalacağından endişe etmektedir ancak bu yanlış bir inanıştır. Uzman doktorlar tarafından yürütülmesi gereken bu tedavi sonrası hasta ameliyattan sonra gözünü rahatlıkla açıp kapatabilmektedir. Ameliyat genelde lokal anestezi ile yapılmaktadır. Bu nedenle hasta ameliyattan hemen sonra evine gidebilir, ertesi gün kontrole gelip, pansumanı yapıldıktan sonra normal hayatına dönebilir. Hastanın bu işleme bir gününü ayırması yeterlidir. Kişi 1-2 hafta kontrole çağırılır ancak bu tedavi hastanın günlük hayatına engel değildir.

Atacity Gourmet’ten İndirim

Temiz Deniz Ataşehir’de

Ataşehir’deki ilkokul ve ortaokullarda eğitim veren öğretmenlerin “Deniz Kirliliği” hakkında bilinçlenmesini amaçlayan eğitim çalışmasının ilki yoğun bir katılımla Ataşehir Belediyesi Cemal Süreya Etkinlik Salonu’nda gerçekleşti. Eğitim çalışmasında; deniz kirliliğine neden olan faktörler üzerine duruldu. Gemilerin bıraktığı yağların ve çöplerin; insanların denize attığı her türlü çöpün ve atık yağların denizlerdeki yaşamı yok ettiğinin altı çizildi. Verimli geçen eğitim çalışması, bilinçli bir kuşak oluşturmak için öğretmenleri eğitmeye devam edecek.
 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Menopozu Rahat Geçirmenizi Sağlayacak Yaşam Önerileri

Yumurtalıklardaki kadınlık hormonları olan östrojen ve progesteron’un azalması menopozun ortaya çıkmasına neden oluyor. Her kadında farklı olmakla birlikte ortalama 50 yaş civarında başlayan menopozun ilk belirtisi adetlerdeki düzensizlik. Ayrıca östrojen hormonun azalması; ateş basması, terleme, çarpıntı ve yüzde kızarıklıklar gibi şikayetlerin görülmesine, gerginlik, depresyon, hafıza ve uyku bozukluğu gibi psikolojik sorunların artmasına da neden olabiliyor. Östrojen eksikliğinin bir diğer önemli etkisi de kemik erimesi, kalp damar hastalıkları ve kilo problemleri. Aile Hastanesi Bahçelievler Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Aslıhan Sarıkoç, menopoz döneminde yaşanan sorunları en aza indirebilmek için önerilerde bulunuyor.

Menopozda hayat kalitesini artıran öneriler

Menopoz döneminde yaşanan psikolojik ve fizyolojik sorunlar ortalama bir yıl boyunca devam ediyor. Ancak kadınların yüzde 20’sinde bu durum 5 yıla kadar uzayabiliyor. İnsan hayatı için çok da kısa olmayan bu dönemde yaşanan sıkıntıları azaltmak ve hayat kalitesini artırmak, alınacak birtakım önlemlerle mümkün. Ancak öncelikle yaşam stilini ve alışkanlıklarını değiştirmek gerekiyor. İşte bu dönemde alınması gereken önlemler:

1-Alkol ve sigaradan uzak durun:
Menopoz dönemindeki kadınlarda azalan östrojen hormonun etkisiyle kalp ve damar hastalıkları daha sık görülüyor. Bu nedenle eğer kullanıyorsanız bu dönemde alkol ve sigaradan uzak durun. Aldığınız bu önlem kalp ve damar hastalıkları riskinizi azaltacaktır.

2-Beslenmenize özen gösterin:
Beslenme düzeninizde meyve ve sebzelere bol miktarda yer verin. Ayrıca çay kahve tüketimini azaltarak bol miktarda su için. Meyve ve sebze ağırlıklı beslenmek vücudunuzun çok daha dinamik olmasını sağlıyor.  Ayrıca bol su tüketmeniz de vücudunuzdaki ödemleri atmanıza yardımcı oluyor.

3-Acılı ve baharatlı yiyeceklerden uzak durun:
Baharatlı acı biberli besinler sıcak basmaları terlemeleri artıracaktır. Ayrıca yemekler sıcak tüketilmemeli, çünkü sıcak yemek ve içeceklerde terlemeyi ve sıcak basmaları tetikleyecektir.

4-Günde yarım saat spor yapın:
Her gün en az yarım saat egzersiz yapın. Yürüyüş ya da yoga gibi aktivitelerin menopoz döneminde sıcak basmalarına karşı olumlu etkileri bulunuyor. Ayrıca kemik erimesi riskini de azaltıyor.

5-Yemeklerinizde soya ürünleri ve kuru baklagillere yer verin:
Besinlerde bulunan bazı maddeler östrojenik özellikleriyle menopozda görülen ateş basması, terleme, uykusuzluk, sinirlilik ve depresyon gibi şikayetleri hafifletiyor ve giderilmesine yardımcı oluyor. Soya ürünleriyle kuru fasulye, mercimek ya da bezelye gibi kurubaklagiller içerdikleri izoflovanlar sayesinde menopoz döneminde yaşana sıkıntıların azalmasını sağlıyor. 

6-Hobi Edinin:
Konsantrasyon bozuklukları, motivasyon eksiklikleri, dikkatsizlik yanı sıra hafıza ve uyku bozukluğu gibi psikolojik sorunları rahatlatmak için kadınlara hobi edinmek tavsiye ediliyor. Örneğin meditasyon, el işleri, resim gibi çeşitli sanatsal aktiviteler.

7-Mutlaka doktor kontrolünde olun:
Menopoz dönemine girdiğinizde düzenli olarak gittiğiniz bir doktorunuz olsun. Şikayetleriniz çok şiddetli olur ve yaşam tarzı değişiklikleri de yetersiz kalırsa doktor kontrolü altında ilaç tedavisine başlanabiliyor. Menopoz belirtileri östrojen ve progesteron azalmasına bağlı olarak ortaya çıktığı için, tedavide bu hormonlar ilaç olarak takviye ediliyor. Yalnız hormon ilaçları kullanımı her hastada mümkün olmayabiliyor. Bu durumlarda da bitkisel kaynaklı ilaçlar öneriliyor.

Ekose Modası Sınır Tanımıyor

Evmanya da, hem birçok ünlü markaya ait hem de sadece Evmanya’nın özel olarak ürettiği exclusive ekose desenli ürünleri bir arada bulabileceksiniz. Birçok farklı renk kombinasyonu taşıyan koltuk, berjer, nevresim takımı, dekoratif yastık, abajur, mutfak aksesuarları gibi ekoseli ürünler, dekorasyonunuzda şık ve sportif bir görsellik sunacak.

Evmanya.com Hakkında

Sunduğu ürünlerle bir evin tüm dekorasyon ihtiyacını karşılayan, Türkiye'nin ilk Ev, Dekorasyon ve Alışveriş Sitesi Evmanya.com, dekorasyonda fonksiyonellik, tasarım ve estetiği esas alarak, her bütçeye uygun çözümler üretiyor. Son dönemde tüm dünyada hızla yayılan “Cocooning”  ve “re – decoration” gibi dekorasyon akımlarını Türkiye’ye taşıyıp, uygun çözümler ile yeni yaşam alanları yaratmada sihirli ipuçları veren Evmanya.com, bugün teknoloji dergisi Wired’ın “Avrupa’nın En çok Dikkat Çeken 100 Girişimi” listesinde yer alıyor.

 
100.000 ev ürünü ile Türkiye’nin en büyük ev reyonu ünvanını da taşıyan Evmanya.com, ev dekorasyonu konusundaki uzmanlığını her ay düzenli olarak çıkardığı E-dergi’de tüketicileri ile paylaşıyor.

Kişi Başı Yıllık Diş Macunu Tüketimi Birçok Avrupa Ülkesinin ve Amerika’nın Çok Gerisinde

Uluslararası çapta yapılan araştırmaların sonuçlarına göre, ağız ve diş sağlı için yapılan temel harcamalarda Türkiye sınıfta kalıyor. Ülkemizde bir kişinin yıllık diş macunu tüketimi ortalama 120 gr civarlarında (bir tüp diş macunu) iken bu rakam Amerika'da 410, Batı Avrupa ülkelerinde ise 290 gr civarında. Diş fırçası tüketiminde de durum farklı değil. Ülkemizde ortalama olarak, kişi başı yıllık diş fırçası tüketimi yalnızca bir adet. Tüm bu veriler DENTADENT Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi Kurucu Hekimi Ağız Diş Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Namık Kemal Ayhan'a göre oldukça ürkütücü. ''Düzenli diş macunu kullanan tüketici sayısının 6-7 milyon kadar olduğu düşünüldüğünde ağız ve diş sağlığı açısından kritik bir noktadayız'' diyen Dr. Ayhan, ''bakımı, temizliği bir hafta süreyle aksatılan ağız ve dişlerde sağlık sorunlarının başlaması için zemin hazırlanmış oluyor. Söz konusu olası sağlık sorunlarının ilk belirtisi; ekseri diş fırçalama esnasında görülen ''dişin imdat çığlığı'' olarak nitelendirebileceğimiz diş eti kanmalarıdır. Bu noktada mümkün olunan en kısa süre zarfında bir uzmana görünmek gerekiyor.  Diş hekimine gidilmediğini, ihmalkar davranıldığını var sayarsak sorun büyüyerek devam edecek, diş eti kanamalarını diş eti şişlikleri izliyor olacaktır. Söz konusu şişlikler içeride iltihap oluştuğunun belirtisidir. Sonraki olası aşamalar, dişlerin etrafındaki kemik dokusunun ve çene kemiğinin ciddi tahrip olmasına mukabil, dişler sallanmaya, ardından dökülmeye başlayacaktır’’ diyerek sözlerini sürdüren Dr. Ayhan ‘‘diş etlerindeki iltihap oluşumu kan dolaşımı yoluyla kalp, böbrek ve eklemlere de sirayet ederek, vücudun genelinde ciddi sağlık sorunlarına yol açabilmektedir’’

Ağız Diş Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Namık Kemal Ayhan ‘‘Çözüm basit: Günde 6-10 dakikanızı ağız ve diş sağlığına ayırın’’

Sağlıklı ağız ve dişlere sahip olmak için yapılması gerekenlerin hiçte zor olmadığını belirten Dr. Ayhan ''Ağız ve diş sağlığınız için günde 6-10 dakikanızı ayırmayı ihmal etmeyin. Mümkünse, her yemekten sonra dişlerinizi çok sert olmayan bir diş fırçası ile fırçalayın. Ağız ve diş bakımınızı yaparken diş ipi ve ağız çalkalama sularını kullanın’’ tavsiyesinde bulunuyor. Dr. Ayhan ayrıca, protez kullananlar için ağız duşu yapmalarını da önemle tavsiye ediyor.

DENTADENT Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi Kurucu Hekimi Ağız Diş Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Namık Kemal Ayhan Hakkında:

Türkiye’nin sayılı çene cerrahisi uzmanından biri olan Dr. Namık Kemal Ayhan, Kuleli Askeri Lisesi’nden sonra eğitimine devam ettiği İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nden 1990 yılında başarıyla mezun oldu. Aynı yıl Ağız Diş Çene Hastalıkları ve Cerrahisi Anabilim Dalı’nda doktora programına başlayan doktor, 1995 yılında DENTADENT’i kurdu, 1997 yılında doktora tezini üstün bir başarı ile vererek mezun oldu.
1995 yılından beri hizmette olan DENTADENT, aralık 2013 itibariyle yeni yerinde Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi olarak yoluna devam ediyor.

Karın Anevrizması Ani Ölüm Nedeni

Genellikle erkekleri hedef alıyor!

Abdominal anevrizma 65 yaş üzeri erkeklerde yüzde 5-10 gibi yüksek bir oranda görülüyor. Anevrizmanın erkeklerde daha sık görülmesinin nedeni ise bilinmiyor.

•Ailesinde daha önce bu hastalığın görülmesi,

•İleri yaş,

•Yüksek tansiyon,

•Sigara,

•Bağ dokusu veya kronik akciğer hastalığı (KOAH), 

•Kolesterol yüksekliği,

•Süregelen kabızlık risk faktörleri arasında yer alıyor.

Balon gibi aniden patlayarak iç kanamaya yol açıyor

Kalpten çıkan vücudun en büyük atardamarı olan aort’un karın içindeki bölümüne ‘abdominal aort’ deniyor. Normalde 2.5-3 santim olan damar çapının karın içinde 4 cm’nin üzerine çıkması da ‘abdominal aort anevrizması" olarak adlandırılıyor. Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Yusuf Kuserli, anevrizmanın (balonlaşma), risk faktörlerinin bir ya da birkaçının bir araya gelmesi ile damar duvarının hasarlanmasını takiben zayıflaması sonucu oluştuğunu söylüyor. Zayıflamış olan duvar damar dışına doğru genişliyor ve bir balon gibi şişmeye başlıyor. Damar genişledikçe yine bir balon gibi duvarı inceliyor ve daha da zayıflıyor. Böylece incelen damar duvarı basınca dayanamayarak ya yırtılıyor ya da patlıyor. Patlama sonucunda da vücutta iç kanamaya yol açarak ölümcül oluyor.

Her 2 hastadan biri hastaneye yetiştirilemeden hayatını kaybediyor

Anevrizma genellikle belirti vermiyor, bu nedenle hasta adeta bir saatli bombayla dolaşıyor. Abdominal aort yırtılmasına bağlı kanaması olan hastaların ancak yüzde 50’si canlı olarak hastaneye yetiştirilebiliyor. Bu yüzden özellikle 60 yaş ve üzeri erkeklerde erken tanı çok önem taşıyor. Dr. Yusuf Kuserli erken tanı için risk faktörü olan kişilerin, özellikle de 60 yaş üstü erkeklerin kalp ve damar cerrahına başvurarak muayene olmaları ve gerekiyorsa USG, BT ya da MR  çektirmeleri gerektiğine dikkat çekiyor. 

Karın ya da belde aniden ve şiddetli gelişen ağrıya dikkat!

Aort anevrizması çoğu hastada herhangi bir belirti vermiyor ve aniden yırtılıyor ya da patlıyor. Belirti veren ender durumlarda ise karında kalbe benzer şekilde atım ve sertlik, karın ya da bel ağrısı gibi yakınmalar oluşturuyor. Dr. Yusuf Kuserli karın ya da bel ağrısının aniden ve şiddetli bir şekilde olmasının yırtılmanın belirtisi olabileceği uyarısında bulunarak, “Anevrizma ölümcül olduğu için bu durumda acil müdahale gerekiyor.” diyor.

İlaç tedavisi uygulanıyor, hasta yakın takip altında tutuluyor

Aort anevrizması genellikle hasta başka sebeplerle hastanede tetkik edilirken tesadüfen ya da hekimin karın muayenesi sırasında balonlaşmayı hissedip şüphelenmesiyle ortaya çıkıyor. Ultrason, BT (tomografi) ve MR (manyetik rezonans) ile tanı rahatlıkla konuyor. Dr. Yusuf Kuserli, tedavinin planlanması yapılırken öncelikli olarak damarın çapı ile hastanın karın ve bel ağrısı gibi şikayetlerinin olup olmamasına bakıldığını belirterek, “Balonlaşma 5 cm’nin altındaysa ilaç tedavisi uygulanıyor ve tansiyon takibi yapılıyor. Ayrıca tomografi ile 6 ayda bir anevrizmanın ilerleyip ilerlemediğine bakılıyor.” diyor.

Damarın çapı 5 santimin üzerindeyse ameliyat ile acil müdahale ediliyor!

Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Yusuf Kuserli, balonlaşma 5 cm’nin üzerindeyse yırtılma riski yüksek olduğu için müdahale gerektiği uyarısında bulunuyor. Müdahalenin 2 şekilde yapılabildiğini söyleyen Dr. Yusuf Kuserli bu yöntemleri şöyle anlatıyor:  “Açık yöntemde karın açılıyor ve balonlaşmış kısım çıkarılıp, yerine yapay damar yerleştiriliyor. Kapalı yöntemde ise karın açılmadan kasıklardan tıpkı bir anjiyo işlemi gibi girilip balonlaşmış kısma stent-greft yerleştiriliyor. Böylece balonlaşmış kısım onarılıyor. Açık yönteme göre kapalı yöntem hastaya yüksek konfor sağlamasının yanı sıra yoğun bakımda ve hastanede kalış süresini de azaltıyor. Hasta günlük hayatına çok daha hızlı olarak dönme şansına kavuşuyor. Ayrıca kapalı yöntemin avantajlarının fazla olmasının yanında riski de karın açılmadığı için açık ameliyata göre oldukça az.”

Yolda Yürürken Durduran Hastalık

Damar sertliğinin yüzde 90 oranında 65 yaş üzerindeki kişilerde ortaya çıkmasına karşın, yüzde 10 oranında da 30 yaşlarındaki erkeklerde görüldüğüne işaret eden Doç. Dr. Erdal Aslım, “Genç, sigara içen erkeklerde görülen damar sertliği damarları tıkayan plaklarla değil, yüzde 100 nedeni bilinemeyen bir şekilde ortaya çıkıyor. Eğer zamanında hastalık tedavi edilmezse, uzuvlarını kaybetme tehlikesi var. Bu kişiler genç ve sapasağlamken, hastalık nedeniyle hayatlarının geri kalanını bedensel engelli bir şekilde geçirmek zorunda kalabiliyor. Bu nedenle sigarayı bırakmaları çok önemli” diyor. Doç. Dr. Erdal Aslım hastalığın daha çok erkeklerde görülmesinin nedeninin, östrojen hormonunun damarları koruyan ve duvarını gevşeten etkisine bağlı olduğunun düşünüldüğünü belirtiyor.

Bacak damarlarını tutarsa bir odadan diğerine yürütmüyor

Bazı insanların bazı organlarının daha hızlı yaşlandığını, kalp ve damar cerrahisinde ise bunun damar sertliği olarak ortaya çıktığını belirten Doç. Dr. Erdal Aslım, “Ateroskleroz, tüm damar sistemimizi etkiliyor. Hangi organı besleyen damar sisteminde tıkanıklık varsa, o organımız bu tıkanıklıktan dolayı sorun yaşıyor. Mesela kalbimizi besleyen damarlar yıprandığında, kalp krizi geçirmemiz söz konusu olabiliyor” diyor. Damar sertliği ve tıkanıklığı sorunlarının orta ve ileri yaşta görülmesinde genetik, sigara, yüksek kolesterol, şeker hastalığı, yüksek tansiyon gibi nedenlerin etkili olduğuna değinen Doç. Dr. Erdal Aslım, damar tıkanıklığının kalp ve şah damarından sonra en sık görüldüğü bölgenin bacaklarımız olduğunu belirtiyor.

Efor sarf etmese bile ağrılar oluyor

Damar sertliği hastalığı bacaklardaki damarları etkilediyse, bacaklardaki kas gruplarına giden yüksek oksijenli kan miktarının azaldığını söyleyen Doç. Dr. Erdal Aslım, hastalığın gelişimi ve yarattığı sonuçları şöyle anlatıyor:

 
“Günlük hayatımızda normal tempoda yürürken ya da otururken bacağımızdaki kasların ihtiyacı olan kan miktarıyla, koşarken, yürürken ve yokuş yukarı çıkarken duyduğumuz kan ihtiyacı farklı oluyor. Eğer buradaki damarlar tıkalıysa kan geçemiyor ya da daha az kan geçişi oluyor. Bu durumda yeterli oksijenli kan da gidemiyor. Tüm bunların sonucunda kişi belli bir mesafeyi yürürken birdenbire ağrılar, kramplarla yolda yürürken hareket edemez hale geliyor. Dinlenip tekrar yürüse bile ortaya çıkıyor. Bazı kişilerde evde bir odadan diğerine yürümek daha mümkün olamıyor. İnsanların yaşam kalitesi bozuluyor. Hastalık daha da ilerlerse dinlenme ağrısı dediğimiz tablo ortaya çıkıyor. Yani hasta hiç efor sarf etmese, yürümese bile ağrılar ortaya çıkıyor. Hastalık iyice ilerlediğinde ise, özellikle ayak uçları, parmaklar ve topuklardan başlayan yaralar görülüyor. Bu bölgede doku ölümü oluyor. Yaralar bazen de kendi kendine başlıyor. Tırnağın dipten kesilmesiyle bölgede yara açılıyor. Ayakkabı, terlik vuruyor, açılmış yara kapanmıyor. İlerleyip kangren olabiliyor, bir şey yapılmazsa kişi uzuvlarını kaybedebiliyor.”

Tedavide neler yapılıyor?

Hastalığın tedavisi hakkında da bilgiler veren Doç. Dr. Erdal Aslım, bazı korunma önlemleri alınarak de tedaviye yardımcı olmanın mümkün olduğunu ifade ediyor:

•Öncelikle sigaranın hiç kaçamak yapılmayacak şekilde, kesin olarak bırakılması gerekiyor.

•Genetiğin etkili olduğunu bilmekle birlikte çözümlenmemiş birçok soru var. Damar sertliğinin görüldüğü bazı kişilerin kanlarında, damar duvarını bozacak bazı maddelerin bulunduğu biliniyor.

•İleri yaş grubundaki kişilerde sigaranın bırakılması, şeker hastalığı varsa kandaki insülin düzeylerinin kontrolü, yüksek tansiyonun kontrolü, böbrek yetmezliği varsa uygun tedavi verilmesi gerekiyor.

•Hastalığın tanısı ultrason, bilgisayarlı tomografi, MR ve klasik anjiyografi ile konuluyor.

•Tedavisinde daralmış damara balon uygulaması yapılıyor. Damarın iç boşluğunu daraltan plaklar damar duvarına yapıştırılıyor, sonra balon çıkarılıyor. Eğer daha sert plaklar varsa stent dediğimiz tel kafes şeklindeki yapıları damara yerleştirerek açık kalmasını sağlıyoruz.

•Damarda 5 cm’den daha uzun ve arka arkaya çok fazla darlık varsa ameliyatlı yöntemler gündeme geliyor. Kısa bir tıkanıklık varsa, damarın içinin açılıp içindeki plakların temizlenerek kapatılması gündeme geliyor.

•Tüm bu tedaviler sayesinde hastaların yaşam kaliteleri artırıldığı gibi, uzuv kayıplarının bazen tamamen, bazen de küçük kayıplarla atlatılması sağlanıyor.

Ataşehir’de Yaşayan Ordulular Buluştu

Etkinliğe Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi, eşi Gamze Akkuş İlgezdi, Ataşehir Belediye Başkan Yardımcıları Abdullah Der ve Namık Sürmen, CHP Ataşehir İlçe Başkanı Hakkı Altınkaynak, CHP Beşiktaş Belediye Başkan Adayı Murat Haznedar, Ataşehir CHP belediye meclis üyesi aday adayı Merdan Özer katıldı.

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Çocuklarda Kabızlığın 7 Nedeni

Dr. Sevil Elçin Kızılok, kabızlığın bebeklerde ve çocuklarda görülen kabızlığın 7 nedenini şöyle sıralıyor:

1.Bağırsak yapısındaki sorunlar: Anne sütü çocuğun her türlü ihtiyacını karşılasa da bu tip bir yapısal sorun kabızlığa neden olabiliyor.

2.Doğuştan gelen anatomik sorunlar: Bağırsak genişliği gibi doğuştan gelen hastalıklar da kabızlık sorununa yol açabiliyor. Böyle sorunlar olduğunda çocukları, çocuk cerrahisi ve çocuk gastroenterolojisi uzmanlarının takip etmesi gerekiyor.

3.Ailesel bağırsak yavaşlığı ve yanlış gıda seçimi: Ailesel bağırsak yavaşlığı ve yanlış gıda seçimi de kabızlığa yol açabiliyor.

4.Süt tüketiminin abartmak: Çocuğun süt içmesi aileler için iyi bir şey ancak çocuk fazla miktarda süt içtiğinde kronik kabızlık ve demir eksikliği olabiliyor. Aileler çocuğun süt içmesine sevinip abartıyorlar, oysa süt tüketiminin günlük yarım litreyi geçmemesi gerekiyor.

5.Sürekli katı gıda ile beslemek: Anneler bebeklerin katı gıdaları sevip yemesi halinde sürekli bu gıdalara yönelince de kabızlık oluyor. Aileler çocuklara besinler konusunda ısrarda bulunuyor ancak çocuklara yemek yedirirken ısrarcı davranışlardan kaçınmak gerekiyor. Eğer sebzeyi sevmiyorlarsa başka gıdalarla da karıştırıp sevdirmek önemli.

6.İhtiyaç halinde tuvalete gitmemek: Çocuklarda, okulda tuvalete gitmenin zorluğu kabızlık yapabiliyor. Çocuklar okulda tutuyor ve tuvalete gitmiyor. Bu nedenle tuvaletini evde yapacak şekilde alıştırılırlarsa okulda yapmasına gerek kalmaz.

7.Çocukların acıdan korkması: Psikolojik olarak da tuvaletini yapmak istemeyen çocuklar var. Bunun nedeni kabız olduklarında canlarının yanası. Kimi çocuklar tekrardan aynı acıyı yaşamamak için tutabiliyorlar.

Kabızlık ilaçlarını düzenli kullanmak şart

Kabızlık tedavisinde ilaçların kullanımı sırasında sorun yaşanıyor. Hastalar ilaçları düzenli kullanmıyorlar, bu nedenle önce bağırsağı boşaltarak lavman yapmak gerekebiliyor. Aileler ilaçları alışkanlık yapacağı korkusuyla gerektiği kadar kullanmıyor. Oysa bu ilaçlar sertleşen dışkının yumuşamasını sağlıyor. Kabızlık tedavisinde kullanılan fitiller ilaçlardan daha çok tercih ediliyor, çünkü fitil kullanmak annelerin kolayına geliyor. Kabızlık tedavisinde beslenmesinde belli kurallara uyanlar başarılı oluyor. Günlük tuvalete çıkmada kişisel farklılıklar olabiliyor. Bebeklerde günde 7-8 defa çıkılması normalken,  çocuklarda 3-4 defa tuvalete çıkan da normal kabul ediliyor.

Anneanne ve babaanne kıyamıyor, yanlış gıdayla besliyor

Kabızlık sorununa posalı yiyecekler tüketmemenin yol açtığına değinen Dr. Sevil Elçin Kızılok, şu bilgileri veriyor:

“Sebze ve salata yememek, posa almamak kabızlığı kolaylaştırıyor. Aç karnına su içtikten sonra, kuru kayısı ve kuru incir tüketmek bağırsak hareketini artırıyor. Çocuklar kuru kayısı ve kuru incir yemiyorsa yoğurda karıştırmak ya da meyve püreleriyle beraber vermek etkili olabiliyor. Bu şekilde bağırsak hareketi de artmış oluyor. Ara öğünlerin atlanmaması da bu hareketi sağlıyor. Çocuklara bunları anlatmak zor olduğundan ailelerin duyarlı olması gerekiyor. Şekerlemeler, çikolatalar, hamburger ve diğer fastfood gıdalarda aşırıya kaçılmaması da önemli. Beslenme terbiyesi bir emek istiyor. Kabızlığı tedavi edildiğinde iyileşiyor ama sorun sürerse kronikleşebiliyor. Tedaviye erken başlamak da önem taşıyor. Özellikle anneleri çalışan bebeklerin anneanne ve babaanneleri kıyamadıklarından çocukların beslenme düzenini bozuyor ve onları börek, makarna gibi yenmesi kolay ama kabızlıkta yenmemesi gereken gıdalarla besliyorlar. Çocukların evden çıkmaması ve hareketsiz olması da kabızlığı kronikleştiriyor.”

Ataşehirli Kadınlar Hep Birlikte Dans Etti

Ünlü dansçı Aytunç Bentürk ve ekibi ile birlikte tüm Ataşehirli kadınlar saat 14:00'da "1 Billion Rising" kampanyasına destek olmak için dansa başladılar. Tüm dünyada kadına yönelik şiddeti protesto etmek ve buna bir dur diyebilmek için kolları sıvayan kadınlara destek olmak için Ataşehir Belediyesi tarafından gerçekleştirilen etkinliğe Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi’de eşi Gamze Akkuş İlgezdi ve kızı Turnam ile katılarak dans etti.

Herkesin sevgililer gününü kutlayarak, sevgi dolu bir ömür dileyen Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi yaptığı konuşmada, “Umarım hayatınızın bir gününde değil, her gününde sevgi daim olur. Bugün sizlere destek vermek için eşim ve kızımla aranıza katılıyorum. Bu kampanyanın sloganında olduğu gibi, dans etmek devrimdir” dedi.

Gamze Akkuş İlgezdi ise, kendi küçük kızının ve tüm küçük kız çocukların geleceği için, kadınların erkeklerle eşit olduğu bir dünya hayaliyle mücadele ettiğini söyledi.

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Sarıgül ve İlgezdi Muhtarlarla Buluştu

Mustafa Sarıgül’de yaptığı konuşmada, muhtarların yerel yönetimde çok önemli bir yere sahip olduklarının üzerinde durdu. Muhtarların doğal meclis üyesi olması gerektiğini belirten Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mustafa Sarıgül, “İmar planlarından muhtarların da haberi olmalı. Muhtarlardan haber gelmeden imar müdürlüğü iş yapamaz” dedi. Muhtarlar arasında siyasal ayrım yapmadığını vurgulayan Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Sarıgül, seçildikten sonra muhtarlara hizmet aracı ile telefon hizmeti sunacaklarını, elektrik, doğalgaz ve çalışanların ücretlerinin karşılanacağı dile getirdi. Sarıgül, diğer ülkelerdeki değişimlerden haberdar olmaları için muhtarları yurt dışına göndereceklerini de sözlerine ekledi.
 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Ordulular Ataşehir’de Buluşacak

Ataşehir Belediyesi ve Ataşehir Ordu Mesudiye Derneği işbirliği ile düzenlenen “Memleket Havaları – Ordu” etkinliğinde, yöresel sanatçılardan; Menderes Koç, Tuğba Koç, Şahmeral, Kubilay Duman ve Hürdağ Aydın sahne alacak.

Tarih: 15 Şubat 2014 Cumartesi

Saat: 19:30

Yer: Bostancı Green Park Hotel

Adres: İçerenköy Mahallesi Manolya Sanayi Sokak No:36 Ataşehir

 
 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Festivaller Tiyatroya Hayat Katar

Ataşehir Belediyesi Cemal Süreya Etkinlik Salonu’nda gerçekleşen ve panelin ilk oturumu olan “Türkiye’de ve Dünya’da Çocuk Tiyatrosu” nun konuşmacıları arasında Prof. Dr. Hasan Erkek (Eskişehir Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuarı Bölüm Başkanı, Oyun Yazarları ve Çevirmenleri Derneği Başkanı), Prof. Dr. Stelian Stancu (Romanya), Dersu Yavuz Altun (Tiyatro Yeniden, Yazar ve Yönetmen), İnan Ambarkütük (Fabrika Sanatı, Yazar, Yönetmen, Oyuncu), Sebahattin Mutluer (Sarıyer Sanat Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmeni) bulundu.

Panelin moderatörlüğünü yapan Prof. Dr. Hasan Erkek panelin açılışında ilk olarak, çocuklara saygı duyulması ve onlara birey olarak davranılması gerektiğini söyledi. 4. Uluslararası Ataşehir Çocuk Tiyatroları Festivali ile diğer yapılan çocuk tiyatroları festivallerinin önemine değinen Hasan Erkek, “Bu festivaller sayesinde diğer ülkelerdeki oyunları izleme şansını yakalıyoruz. Karşılıklı bir paylaşım sağlanıyor” dedi. Konuşmasında çocuk tiyatrosunda ilk olarak Sovyet tiyatrosunun örnek alındığını, daha sonra tiyatronun kendi özgün halini kazandığını dile getiren Prof. Dr. Stelian Stancu, 1996 yılından itibaren her sene tiyatro gruplarıyla tiyatro festivallerine katıldıklarını söyledi. Stelian Stancu, “Festivaller bizim için önemli. Dünyaya açılıyoruz. 2006 yılından beri Türkiye’deki festivallere geliyoruz” dedi. Çocuk tiyatrosunun oyuncuların tercih ettiği bir alan olmadığına değinen Dersu Yavuz Altun, iyi eğitim alan oyuncuların eksikliğinin üretimin kalitesini düşürdüğünün altını çizdi. Dersu Yavuz Altun, “Tiyatronun ilk sorunu oyuncu eksikliği, ikincisi de maddi sıkıntılar. Anne ve babalar oyunlar konusunda seçici olmalılar. Çocuklarını nitelikli oyunlara götürmeliler” diye konuştu. Tiyatroda çocuğa sanat aşılandığını, o yüzden tiyatronun değerinin iyi anlaşılması gerektiğini belirten İnan Ambarkütük, “2 yaşındaki bir çocuğu sinemaya götüremezsiniz. Ama tiyatroya gidebilir” dedi. Türkiye’de tiyatro yapmanın bir mucize olduğunun altını çizen Ambarkütük, Kültür Bakanlığı’ndan dört yıldır destek aldığını fakat Bakanlık’tan bir kişinin bile sahnelediği oyunu seyretmediğine dikkat çekti.

“Dünya’da ve Türkiye’de Pantomim” “

Dünya’da ve Türkiye’de Pantomim” adlı ikinci oturumun konuşmacıları arasında ise Vecihi Ofluoğlu (İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Pantomim Sanat Dalı Kurucusu ve Bölüm Başkanı), Bülent Develi (Müjdat Gezen Sanat Merkezi ve Sadri Alışık Kültür Merkezi Pantomim Eğitmeni ve Oyuncusu), Mark Bogdan (Macaristan) ve Gergely Tacaks (Macaristan) yer aldı. Türkiye'de pantomim ile ilgili olarak ilk defa bir panelin yapıldığını belirten konuşmacılardan Vecihi Ofluoğlu, Türkiye'den örnekler vererek pantomim sanat dalının nasıl gelişip ilerlediğini; Bülent Develi ise, hayattan örnekler aktararak pantomimi anlattı. Mark Bogdan ve Gergely Takacs da kendi ülkelerinde pantomimin nasıl geliştiğini ve nasıl zorluklarla karşılaştıklarını dile getirdiler.

 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Ataşehir’de Yemek Sepeti’nde İndirim Yapan Kazanıyor

Bu durum yeni markalar için lezzetlerini kalabalık Ataşehir halkına sunma şansını arttırsa da köklü firmaların tahtlarını sarsıyor.
 
Bizden söylmesi…

Mide Kanamasının 5 Belirtisi

Ancak yaş ilerledikçe kalp, böbrek, romatizmal ve eklem hastalıklarının ve buna bağlı da ilaç kullanımı artması söz konusu olduğundan, mide kanamaları da artıyor. Ülkemizde de bir yılda hastaneye başvuran 100 bin hastadan 50-150’sinde mide kanaması saptanıyor” diyor.

Mide kanamasının en sık görülen nedeni yüzde 40 oranında mide ülserlerine bağlı gelişen kanamalardan kaynaklanıyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Özdal Ersoy, “Bu kanamalar önemlidir çünkü bu kanamaların yarısı yoğun ve şiddetli kanamalar şeklinde olabilir. Ayrıca yüzde 5-10 civarında da ölüm riski taşırlar” diyor. Mide ülserleri dışında mide kanamasına yol açan diğer sebepler arasında, erozyonlu gastritler, alkol kullanımı, özofagus ve mide varisleri, özofagusta oluşan yüzeyel yırtıklar, stres ülserleri, mide tümörleri ve damar genişlemelerinin yer aldığını söyleyen Dr. Özdal Ersoy, ani ve çok miktarlı kan kaybına yol açabilen mide kanaması geçiren kişinin ve yakınlarının bu durumu anlayabileceğini belirterek en sık görülen 5 belirtisini şöyle sıralıyor: 

“1-Baş dönmesi. 2-Göz kararması. 3-Ayakta zor durma. 4-Halsizlik. 5-Bayılma ve şok.”

Tüm bunların dışında her kişide kanama miktarının farklı olacağını, bunun da kanamanın hızı, kan kaybının miktarı ve kişide bulunan başka hastalıklarla bağlantı olarak değişebileceğini ifade eden Dr. Özdal Ersoy, “Kanama nedeniyle hastanın taze kan kusması, kahve renkli (kahve telvesi şeklinde) kusması, dışkının siyahlaşması ve yumuşaması gibi yakınmalar da ortaya çıkabiliyor” diyor.

Hasta yakınlarının gözlemi teşhise yardımcı oluyor
Kanama belli başlı belirtilerle adeta geleceğini haber veriyor. Ancak mide kanamasının tanısı, hastadan veya yakınlarından alınan bilgilerden sonra yapılacak ayrıntılı muayene ile konuluyor. Ardından laboratuvar testleri yapılıyor. Hastalığın kesin tanısının hastanın genel durumunun iyi olduğu an yapılan “Gastrodudenoskopi” ile konulduğunu ifade eden Dr. Özdal Ersoy, mide kanaması hakkında merak edilen soruları yanıtlıyor:

Hekimler kanamaya ne zaman müdahale etme gereği duyarlar? Kanamayı durdurmak için ne yapılır?
Hasta hekime başvurduğunda ve mide kanaması şüphesi varlığında hekim öncelikle hastanın hayati fonksiyonlarını kontrol eder. Hastanın genel durumu kötü, tansiyonu düşük, nabız yüksek veya şuurda bozulmalar fark edilirse hastanın hemen damar yolu açılır. Serum ve kan nakli yapılır. Mide kanaması belirtileri kesin varsa, hastanın genel durumu toparlayıp gastro duodenoskopi yapılana kadar hastaya ayrıca damardan asit baskılayıcı ilaçlar da verilmeye başlanır. Hastanın genel durumu çok kötü değilse de hastanın ileri tetkikleri istenir ve sonuçlara göre ileri müdahaleler için planlamaları yapılır. Hastanın hayati fonksiyonları elverdiğinde ise kanamanın nedeninin araştırılması için hastaya en kısa zamanda gastro duodenoskopi işlemi yapılır. Endoskopik işlemin amacı hem kanamanın sebebini netleştirmek hem de kanamaya endoskopik tekniklerle müdahale edip tedavi etmektir. İlaçlarla ya da endoskopik müdahalelerle kanaması durmayan hastalarda cerrahi tedaviler de nadir de olsa gerekebilir.

Mide kanamasını tetikleyen faktörler var mıdır?
Kişinin aspirin, kortizon, kan sulandırıcı ve romatizmal ilaçlar ve ağrı kesici ilaçlar kullanması, düzensiz ve mide asidini artırıcı gıdalarla beslenmesi,  alkol kullanımı, stresin varlığı, sigara kullanımı, yanık veya ağır travmaların geçirilmesi, yoğun bakımda herhangi bir sebeple tedavi edilmesi ve yaşın ilerlemesi mide kanamasını tetikleyen faktörlerdir.

Mide kanaması geçiren kişiye yapılmaması gereken bir şey var mıdır ya da nasıl ilk yardımda bulunmak gerekir?

Mide ağrısının da eşlik ettiği mide kanamalarında hastaya ağrısını azaltması sebebi ile ağrı kesicilerin verilmesi veya yemek yedirilmesi, süt içirilmesi mideye daha çok tahribat vereceğinden dolayı kesinlikle yapılmaması gereken bir müdahaledir. Mide kanaması kişinin hayati fonksiyonlarını oldukça kötüleştirecek bir duruma getirdiyse (halsizlik, baş dönmesi, bayılma gerçekleştiyse) kişi en kısa zamanda hastane ortamına getirilmelidir. Hafif şiddette bir kanamada ise yani kişi dışkısının renginin koyulaştığını fark ettiğinde veya ağızdan kan telvesi şeklinde kusması olduğunda da en kısa zamanda yemek yemeyi keserek hekime başvurmalıdır.

Mide kanaması geçiren bir kişi, tedavi olduktan sonra tekrar geçirebilir mi?
Evet geçirebilir. Mide kanamasına yol açan sebep ortadan kaldırılmadığı sürece (Helicobacter pylori varlığının devam etmesi, karaciğer sirozuna bağlı özofagus varislerinin yeterli tedavi edilmemesi gibi) mide kanaması tekrarlayabiliyor. Eğer kişi mide koruyucu ilaçlar almadan yoğun ağrı kesici kullanımına devam ediliyorsa da hastalık tekrar ediyor. 

Mide kanamasından sonra kişi günlük yaşamında nelere dikkat etmelidir?

Kişinin daha düzenli ve mideye dokunmayan gıdalarla beslenmesi gerekiyor. Yani yoğun baharatlı gıdalar, kafeinli ve gazlı içeceklerden uzak durması önem taşıyor. Ağrı kesici kullanımını azaltmak lazım. Ama bu ilaçların kullanılması mutlaka gerekli görülüyorsa, mide asidini baskılayan mide koruyucu ilaçlarla (Proton pompa inhibitörleri, anti-asit ilaçlarlar gibi) birlikte kullanmasında fayda var. Hastanın stresli bir yaşamı varsa bu yaşam tarzını değiştirmesi de fayda sağlayabiliyor.

Otomotiv Sektörü 2014’e Durgun Başladı

Tabiki şuan için kesin bir tahminde bulunmak oldukça güç fakat 2014 yılı için genel anlamda otomotiv pazarında yüzde 20 ila 30 arası bir daralma olacağı öngörülüyor. Bir ihtimal iyimser seneryoya göre ve önceki yıllarda benzer dönemlerde de tecrübe edildiği üzere yılın ikinci yarısı itibariyle bir toparlanma ve yükseliş dönemi de olabilir.'' şeklinde ifade edildi.
 
 
PROTON HAKKINDA

1983 yılında motorlu araçlar yedek parça ve bileşenleri satmak amacıyla Malezya Başbakanı Tun Mahathir Bin Mohamad’in teşvik ve katkıları ile kurulan PROTON ekonomideki yükselişini büyük oranda arttırarak ülkeyi bugün dünyanın en fazla ihracat yapan ülkelerinden biri haline getirmiş ve 238 milyar dolarlık milli hasıla ile Malezya’nın dünyanın 37. büyük ekonomisi haline gelmesine neden olan tasarruflardan biri olmuştur.

İlk fabrikasını 923.900 m2’lik bir alana sahip olan Shah Alam’da kuran PROTON ilk yıl 80.000 adet araç kapasitesi ile tasarlanırken 1997 yılında üretim kapasitesi yılda 230.000 adet otomobile çıkarılmıştır.

1996 yılında bir milyonuncu aracını üreten PROTON yine aynı yılın Ekim ayında İngiliz otomotiv mühendislik firması LOTUS Group International’ı satın alarak Lotus üretim kalitesini ve dizayn zerafetini kendi ürünlerine de katmış oldu.

Günümüzde Avrupa piyasaları dahil olmak üzere 50 farklı ülkeye ihracat yapan PROTON; müşterileri, iş ortakları, hissedarları, devlet kurumları ve çalışanlarının uyumlu-şaşmaz bağlılıkları ile en başarılı uluslararası otomotiv üreticisi olan ülkelerin arasına girmeyi başarmıştır.
ULUBAŞLAR HOLDİNG'E BAĞLI ULUMOTOR HAKKINDA

1971 yılında kurulan Ulubaşlar Holding günümüzde PROTON marka otomobil ve AVIA marka kamyonların Türkiye Distribütörü olarak faaliyetlerini sürdürmekte ayrıca Ulusigorta, Ulukasa, vasitam.com, Ulubilişim, Ulumod, Ulu Oto Kiralama’ nın yanı sıra  Ulumotor ve Ulucar şirketlerine bağlı olarak toplam 38 bayi ve yetkili servis ile birlikte çalışmakta ve 1992 yılından bu yana da KIA marka araçların yetkili bayiliğini bünyesinde bulundurmaktadır.

Bağımlılığa Sebep Olan Hormon Aşkta da Etkili

Farklı hormonlar aynı anda farklı etkiliyor

Aşık olan kişiler; kalbin daha hızlı çarpması, yüzün kızarması ve ellerin terlemesi gibi fiziksel tepkiler veriyor. Bu durumdan vücutta salgılanan dopamin, noradrenalin ve feniletilamin sorumlu. Dopamin yoğun mutluluk, yoksunluk ve bağımlılıkta önemli rolü oynuyor. Madde ve bazı ilaç bağımlılıklarında da etkili bir hormon. Noradrenalin adrenaline benziyor. Adeta ayakları yerden kesiyor ve kalp çarpıntısına neden olup heyecan yaratıyor. Aynı zamanda dikkat, kısa süreli hafıza, hiperaktivite, uykusuzluk ve hedefe yönelik davranıştan da sorumlu. Yüksek dopamin seviyeleri de noradrenalinle ilişkili.

Aşk iksiri: Biraz dopamin ve biraz da noradrenalin

Dr. Aylin Aksoy, “Rutgers Üniversitesi’nden, aşk üzerine araştırmalar yapan antropolog Helen Fisher, bu dopamin ve noradrenalin hormonlarının birlikte salgılanmasıyla; sevinç, yoğun enerji, uykusuzluk, yoksunluk, iştah azalması ve artmış dikkate neden olduğunu ve aşık olunduğunda vücudun bu hormonlardan oluşan “aşk iksirini” salgılamaya başladığı belirtiyor. Fonksiyonel beyin görüntüleme çalışmasında, aşık olunan kişinin fotoğrafına bakıldığı anda yapılan çekimlerde, dopamin reseptöründen zengin beyin bölgelerinde kanlanma artışının olduğu saptanıyor” diyor.
 
Aşık tıbbi bir delilik hali mi?

University College Londra'dan başka bir araştırma grubunun yaptığı bir çalışmada, aşık olan insanların beyninde mutluluk hormonu olarak bilinen serotoninin azaldığı ortaya çıkarıyor. Bulunan düşük serotonin hormonu seviyeleri ise, obsesif kompulsif (tekrar eden takıntılı davranış) bozukluk hastalarında ortaya çıkan serotonin eksikliği ile benzer. Bu yüzden kişi, aşık olduğu insanı aklından çıkaramıyor.

Bağlanmadan sorumlu hormonlar bile var

Oksitosin ve vazopressin hormonları özellikle “bağlanma” ile ilişkili hormonlar. Dolayısıyla aşktaki bağlanmadan da sorumlular. University of California, San Francisco'dan araştırmacılara göre oksitosin hormonu, karşı cinsle sağlıklı ilişki kurmak ve sürdürebilmek için gerekiyor. Orgazm sırasında salgılanıyor ve duygusal bir bağın kurulmasını sağlıyor. Aynı zamanda doğum sırasında ve emzirme döneminde de salgılanıyor. Doğum eylemindeki kasılmaların oksitosin olmazsa başlayamayacağını belirten Dr. Aylin Aksoy, “Bu hormon, önce doğum sırasında bebeği anneden ayırıyor, doğumdan sonra da tekrar anneye bağlıyor. Doğumlardan sonra rastlanan olası bebek reddini de ortadan kaldırıyor. Emzirme sırasında da süt kanallarının daha iyi kasılmasını ve bebeğin daha kolay emmesini sağlar. Vazopressin erkeklerde sosyal davranıştan, özellikle başka erkeklere gösterilen saldırganlıktan sorumlu. Ayrıca tek eşli ve uzun süreli ilişki isteme dürtüsü ile de bağlantılı. Bu her iki hormonun konsantrasyonu yoğun romantik bağlanmada, eşleşme sırasında ve cinsel birliktelik sırasında yükseliyor. Vazopressin ve oksitosin reseptörleri, beyin kökünün çeşitli bölümlerine dağılıyor ki bu bölgeler, aşk ve anne sevgisiyle aktive oluyor. Oksitosin ve vazopressinin, dopamin ve noradrenalin ile çatışması nedeniyle bağlanmanın artması tutkulu aşkı söndürüyor” diyor.
 
Aşkın ömrü üç yıl diyorlar
 
Aşkın ömrü üzerinde uzun süreden beri tartışmalar devam ediyor. Ancak bilinen gerçek şu ki, tutkulu aşk zaman içinde azalıyor. Yapılan bilimsel araştırmalarda aşkın ömrünün 2-3 yıl olduğu saptanmış. Aşk için gerekli olan dopamin, noradrenalin ve feniletamin zaman içinde azalıyor. Aşık olunan kişinin hataları birdenbire görünmeye başlanıyor. Aslında aşık olunan insan değişmiyor ancak aşık olan kişi mantık çerçevesinde değerlendirmeye başlıyor. Dr. Aksoy bu durumda iki seçeneğin ortaya çıktığını belirterek, “Ya aşk bitiyor ya da sağlık bir ilişki haline geliyor. Eğer ilişki devam ederse endorfinler devreye giriyor ve huzur, güven gibi duygular ilişkiye ekleniyor. Cinsellikle beraber oksitosinin salınması ile doyum ve bağlanma gerçekleşiyor” diyor.

Kendimize benzeyeni seçiyoruz

Yapılan bilimsel araştırmalara göre, aslında kişiler eşlerini de kendisine benzeyen kişilerden seçiyor. İskoçya’da Univercity of St. Andrews’da yapılan bir çalışmanın sonucuna göre, eş seçimi ile ilgili yapılan testlerde kişilerin, kendilerine gösterilen ve içinde yüzlerin olduğu fotoğraflardan, genellikle kendilerine benzeyenleri seçme eğiliminde olduğu saptanmış. Görünüşte olduğu gibi kişilik seçiminde de, çoğunlukla aile ya da çocuklukta yakın olunan insanları hatırlatan kişiler tercih ediliyor.

Aşk neden acı veriyor?

İlişki istendiği gibi gitmediğinde hayat kabusa dönebiliyor. Pek çok kişi hayatının bir döneminde sevdiği kişi tarafından reddedilme durumuyla karşılaşabiliyor. Özellikle geçmişinde büyük kayıplar yaşamış kişiler, ayrılığa karşı daha duyarlı ve savunmasız olabiliyor. Bu gibi durumda genel olarak kişide; umutsuzluk, öfke gibi duygular oluşuyor. Yalnızlık korkusu, karamsarlık, hayatı yaşamaya değer bulmama, hayatın anlamsızlığı düşünülüyor ve evden dışarı çıkmama, günlük hayatın aksaması gibi durumlarla karşılaşılıyor. Bu durumun derin bir acıyı beraberinde getirdiğine dikkat çeken Dr. Aksoy, “Ölüm düşünceleri, intihara eğilime kadar giden depresyon meydana gelebiliyor” diyor.

Aşk; bir duygudan çok daha fazlası mı?

Erken dönemde aşkın dopaminle ilişkili olduğunu düşünüldüğünde, aşkın yalın bir duygudan öte bir şey olduğunu anlaşılıyor. Aşık olunan kişinin peşinden sürüklenmeye, sadece onu düşünmeye ve ona odaklanmaya iten; güçlü bir “dürtü”. Bugüne kadar aşk adına yapılmış resim, tiyatro oyunu, edebi eserlere bakıldığında basit bir duygudan öte tüm yaşamı peşinden sürükleyen güçlü bir arzu olduğunu görülüyor. Evrimsel yönünden düşünüldüğünde soy ve yaşam devamlılığını sağlayan itici bir kuvvet olduğu görülüyor. Tabii bu kadar güçlü bir itici kuvvetin karşısında durmak akıntıya karşı kürek çekmeye benziyor.

Mustafa Sarıgül ve Battal İlgezdi Ataşehirlilerle Buluştu

“El ele, kol kola, omuz omuza” sloganın hakim olduğu alanda konuşmasını yapan CHP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mustafa Sarıgül, Ataşehir’in aslanlar gibi bir belediye başkanının olduğunu, Ataşehirliler’in Battal İlgezdi ile sefa süreceğini söyledi. Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mustafa Sarıgül, “Vatandaştan yana olacağız. Başı açık olanda kapalı olanda bizim başımızın tacı. Bizler ocakları söndürmeye değil, tüttürmeye geliyoruz” dedi.

İstanbul’un hesapsız bir şekilde imara açıldığına dikkat çeken Mustafa Sarıgül, konuşmasına şöyle devam etti: “Bizler işçiden, emekliden ve engelliden yana olacağız. Onlar uzun zamandır konuşuyor. Artık bu meydan konuşacak. Bu meydan tozu dumana katacak. Bizi durduramazlar, susturamazlar ve hizmet yolundan döndüremezler. Hak, hukuk ve ulusal birlik yolundayız. Onlar birbirine menfaat bağı ile bağlı; biz ise merhamet bağı ile bağlıyız.”

Coşkulu başlayan buluşma, Sarıgül’ün konuşmasının ardından yine coşkulu bir şekilde son buldu.

 
 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Ataşehir Online Okurlarına Özel %15 İndirim Kupon No: AO33

Horlayan Çocuğun Başarısı Düşüyor

Horlama uyku apnesinin belirtisi olabilir

Horlama, yumuşak damak ve çevresindeki yapıların titreşimi sonucu oluşur ve uyku sırasında üst havayolunun daraldığını göstermektedir. Ancak bu tıkanma sadece horlamaya yol açıp başka bir sorun oluşturmuyorsa önemli olmayabileceği gibi, önemli sonuçlara yol açabilecek uyku apnesinin bir göstergesi de olabilir. Uyku apnesi, uyku sırasında tam veya kısmi havayolu tıkanması sonucunda normal solunumun ve uyku yapısının bozulmasıdır. Tıkayıcı uyku apne sendromu, yenidoğan döneminden ergenliğe kadar her yaş grubunda görülebilir; ancak en sık 2-6 yaş arasındaki çocuklarda bademcik ve geniz eti büyümesine bağlı olarak oluşur.

Okul başarısızlığının altında uyku sorunları yatabilir

Okul başarısı için kaliteli uyku sağlıklı beslenme kadar önemlidir. Uyku apne sendromu olan çocuklarda sık uyanmalar ve oksijen düşüklüğü uyku kalitesini etkileyebilir. Birçok bilimsel çalışma uyku apnelerinin, okul başarısında düşüşe ve davranışsal sorunlara yol açabileceğini göstermektedir.

Büyüme geriliği ve öğrenme bozukluğuna neden olabilir

Uyku apnesi; büyüme-gelişmenin bozulması, geceleri idrar kaçırma, öğrenme bozuklukları, zihinsel faaliyetlerin olumsuz etkilenmesi gibi şikayetlere yol açabilir. Hatta kalp yetersizliğine kadar gidebilmektedir. Üst solunum yolları enfeksiyonları sırasında ortaya çıkan basit horlamanın zararı yoktur. Ancak çocuklar hasta olmamalarına rağmen horluyor ve geceleri nefesleri duruyorsa (uyku apnesi oluyorsa) bu durum ortada ciddi bir sorun olduğu anlamına gelmektedir.

Sigara dumanına maruz kalan çocuklar risk altında

Uyku apnesi sıklığı; ailesinde apne hikayesi olan, evde sigara dumanına maruz kalan ve erken doğan çocuklarda daha yüksektir. Bademcik ve geniz eti büyüklüğü, uyku apnesi açısından en önemli risk faktörleridir. İstanbul’da ilkokul çağındaki çocukları kapsayan bir çalışmada, kronik horlama sıklığı %7 olarak belirlenmiştir. Ancak her horlayan çocukta uyku apnesi görülmediği bilinmesi gereken bir gerçektir.

Obezite önemli bir risk faktörü

Uyku apnesi olan erişkinler genellikle fazla kiloludur. Ancak çocuklarda ağırlık normal olabilir hatta kilo almama durumu gözlemlenebilir. Özellikle ergenlikte uyku apne sendromu obeziteye bağlı olarak da görülebilir. Yağ dokusunun havayolunu çevreleyen kaslar ve yumuşak dokuda birikmesi ve boyundan bası, obez hastalarda üst havayolunun daralmasına yol açarak apneye neden olur. Alerjik saman nezlesi olan çocuklarda tıkayıcı uyku apne sendromu sık görülür.

Uyku apnesinden şüphelenilmesi gereken durumlar

•Çocuğunuz hasta olmadığı zamanlarda da horluyorsa,

•Uykuda nefes almakta zorluk çekiyorsa,

•Uyku sırasında huzursuzsa,

•Terlemesi ve geceleri idrar kaçırması varsa mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır.

Gündüzleri dikkat etmeniz gerekenler

Eğer çocuğunuz hep ağızdan nefes alıyor, sık sık üst solunum yolu enfeksiyonu geçiriyor, devamlı burnu akıyor, tekrarlayan orta kulak iltihabı oluyor ve duyma sorunları yaşıyor ise ilk olarak uyku apnesi akla gelmelidir. Çocuklarda büyük geniz eti ve bademcik iştahta azalma, yutma güçlüğü, sık bulantı kusmalara neden olabilir.

Uykudaki bulgular önemli

Ebeveynlerin verdiği bilgiler doğrultusunda, çocuğun detaylı kulak burun boğaz muayenesinin yapılması, kafa grafilerinin çekilmesi, hastanın uyku sırasında izlenmesi ya da uyku video görüntülerinin seyredilmesi uyku apnesi ile ilgili bir fikir verebilir ama kesin tanı için yeterli değildir. Bu hastalarda kesin tanı, uyku testi (polisomnografi) ile konur. Uyku testi; uyku laboratuvarında çocuğun nefesini, oksijenini ve uykusunu değerlendiren bir testtir. Kan alınmasını ya da radyasyona maruz kalmasını gerektirmez, çocuğun canını yakacak bir girişim içermez. Bu test sayesinde horlayan çocukta tıkayıcı apnenin olup olmadığı tespit edilip, varsa derecesi belirlenir ve tedavi planı yapılır. Orta-ağır derecede uyku apne varlığı tespit edilen veya duyma sorunları olan çocuklarda geniz eti ve bademcikler büyük ise ameliyat ile tedavi yoluna gidilmektedir.

Kalça Kırığı Her 5 Yaşlıdan Birinin Sorunu

Kalça kırığını önlemenin 5 yolu

Düşme riskini azaltmak amacıyla evden çıkmamak yapılan en büyük hatalardan. Çünkü evde kapalı ortamda ve hareketsiz kalmak iskelet sistemini iyice zayıflatıp osteoporoza yol açtığı için sanılanın aksine kırık riskini artırıyor. Doç. Dr. Mustafa Seyhan, kalça kırıklarına karşı alınması gereken yöntemleri şöyle sıraladı:

•Evde gerekli tedbirler: Kalça kırıkları genellikle evde veya yolda basit düşmeler sonucu oluyor. Öncelikle düşme önlenmeye çalışılmalı.  Takılarak düşmeye neden olabilecek halı parçaları, kapı eşikleri ve bağlantı kabloları kaldırılmalı, halılar sabitlenmeli, banyoya kaymayan zemin örtüleri yerleştirilmeli, banyo ve tuvaletlere tutamak konulmalı ve yaşam alanı yeterli düzeyde aydınlatılmalı. 

•Özel şort: Kalça yanlarında koruyucu yumuşak yastıkları olan özel şortlar özellikle sık düşen insanlar için faydalı olabiliyor.

•Cep telefonu veya düdük: Özellikle yalnız yaşayan yaşlıların yardıma ihtiyaçları olduğunda kendilerini haber verebilmeleri için tuvalete giderken bile yanlarında cep telefonu bulundurmaları veya boyunlarına düdük asmaları öneriliyor.

•Baston: Baston kullanmak eklemlere binen yükü azalttığı gibi dengeye de katkı sağlıyor.

Kalça çivisi hastaya daha az hasar veriyor ve nihai sonucu daha iyi

Peki kalça kırığı sorunuyla gelen hastaları nasıl bir süreç bekliyor? Kalça kırığı tedavisinde önceleri protez ameliyatları daha sık yapılırken, günümüzde ise bu yönteme ancak mecbur kalındığında başvurulduğunu belirten Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Seyhan, kalça çivisi yönteminin avantajlarını şöyle sıralıyor:  “Protez ameliyatları oldukça büyük yara oluşturularak yapılan, önemli miktarda kanamaya yol açan, hastanın kırılmış kalça kemiğinin bir kısmının çıkarılıp yerine metal protezin yerleştirildiği oldukça agresif ameliyatlar. Bu yüzden mümkün olduğu hallerde protez yerine kalça çivi veya vidalarının kullanıldığı, kırık kemikleri bir araya getirip kaynatmayı hedefleyen osteosentez ameliyatları tercih edilmeye başlandı.” diyor.

•Kalça çivisi ile kırılmış kemik yapı restore edilerek orijinal kalçaya en yakın sonuç elde edilmesi hedefleniyor. Protez ameliyatında ise hastanın kemiklerinin bir kısmından vazgeçilip yerine metal malzeme yerleştiriliyor.

•Protezde kırık öncesi kalça fonksiyonlarında belirli oranda bir kayıp göze alınıyor, yani hedef daha düşük oluyor. 

•Protez ilk birkaç ayda yürüme açısından daha avantajlı. Bu, ileri yaş hastalarda oldukça önemli bir durum. Ancak yeni üretilen modellerle kalça çivilerinin bu ilk aylardaki dezavantajı önemli ölçüde giderilmiş durumda.

•İlerleyen aylarda çivinin avantajları belirgin biçimde kendini gösteriyor. Bu nedenle özellikle çok yaşlı olmayan ve dinamik yaşam beklentisi olan uygun tipteki kalça kırıklarında öncelikli olarak kalça çivisi düşünülmeli. Protez ise sadece düşük kaynama potansiyeli olan ileri yaştaki kalça kemiği boynu kırıklarında tercih edilmeli. 

Hasta ameliyatın ertesi günü yürütülüyor

“Kalça kırığı tedavisinin öncelikli amacı hastayı bir an önce yürür duruma getirmek.” diyen Doç. Dr. Mustafa Seyhan sözlerine şöyle devam ediyor: “Eski tip kalça çivileri teknik eksiklikleri nedeniyle kırık kaynaması oluşana kadar hastanın yük vermesine olanak tanımıyordu. Yaşlı hastaların yük vermeden yürüyebilmeleri pratikte mümkün olamadığından çivi ameliyatlarının ilk birkaç ayı sıkıntılı geçiyordu. Artık teknik eksiklikleri giderilmiş ve biyomekanik olarak güçlendirilmiş yeni nesil kalça çivileri mevcut. Bu çiviler  kırık kaynamadan önceki dönemde de hastayı taşıyabilecek güçte olduklarından kaynama potansiyeli olan bölgedeki kalça kırıklarında her yaşta güvenle kullanılabiliyor, hastalar ameliyat oldukları günün bir gün sonrasında protezde olduğu gibi yürütülmeye başlanıyor.”

Bazı durumlarda tercih yine protez oluyor

Kalçanın özellikle kaynama potansiyeli yüksek olan bölgedeki kırıkları artık her yaşta protez yerine kalça çivileriyle tedavi edilebiliyor. Kalça boynu kırıklarında ise kırık tipi uygunsa kalça vidası tedavisi uygulanıyor. Ancak kırık yer değiştirmişse veya hasta çok yaşlı ise protez uygulamak daha uygun oluyor. Bunların mümkün olmadığı durumlarda ise protez yapılıyor.

•Osteoporozdan korunmak: Osteoporozun önlenmesi veya varsa tedavisi de kalça kırığından korunmada çok önemli.

İstanbul’daki İlk ve Tek Gastronomi Yüksek Lisans Programı

Aynı  anda 100 öğrencinin eğitim görebildiği 1000 metrekarelik alan üzerine kurulu Türkiye’nin en büyük gastronomi uygulama mutfağı ve restoranı O’Mutfak ile gastronomi alanında çığır açan Okan Üniversitesi, geleceğin şef aşçılarının yanı sıra bu aşçı adaylarına eğitim verecek akademik personeli  yetiştirmek amacıyla da farklı çalışmalar yürütüyor. İstanbul’daki ilk ve tek Gastronomi Yüksek Lisans Programı’nı açmaktan gurur duyduklarını belirten Okan Üniversitesi Gastronomi Bölüm Başkanı İlkay Gök, daha önceden gastronomi alanında İstanbul’da yüksek lisans programı olmadığı için bu alanda akademik kariyer sahibi olmak ve bilimsel araştırma yapmak isteyen gastronomi araştırmacıları ve geleceğin gastronomi akademisyenlerinin alan dışındaki başka bölümlerde yüksek lisans yapmak zorunda kaldıklarını söyledi. İlkay Gök, “Okan Üniversitesi Gastronomi Yüksek Lisans Programı, konusunda uzman akademik kadrosuyla bu eksikliği gidermeyi hedefliyor. Aynı zamanda gastronomi alanında çalışan veya gastronomiye merak duyan diğer bölümlerin mezunları da kendilerini bu alanda geliştirme şansına sahip olacaklar” diye konuştu.

Tuzla Kampüsü’nde Gastronomi Yüksek Lisans Programı’nı hayata geçiren Okan Üniversitesi, Kadıköy Kampüsü’nde faaliyetlerini sürdüren Mutfak Sanatları Merkezi’nde de 18 yaşını dolduran ve gastronomiye gönül vermiş herkesin katılabileceği eğitim programlarıyla dikkat çekiyor. Okan Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Fakültesi Gastronomi Bölümü’nün uzman akademisyenleri tarafından verilen “Profesyonel Aşçılık Sertifika Programı”, kariyerine yeme-içme sektöründe profesyonel aşçı olarak devam etmek isteyenlere hitap ediyor. 18 yaşını aşmış tüm adayların başvurabildiği 8 aylık eğitimler gerçekleştiriliyor.

İngiltere ve İtalya’dan çift sertifika

“Profesyonel Aşçılık Sertifika Programı”na katılan öğrenciler, ilk 4 ay boyunca yoğunlaştırılmış uygulamalı eğitimlere tabi tutuluyor. Programın ikinci 4 aylık periyodunda ise beş yıldızlı otellerde ve lüks restoranlarda zorunlu staj yapıyorlar. Eğitimin sonunda başarıyla mezun olan öğrenciler, İngiltere’de gastronomi alanında en ünlü ve başarılı üniversiteler arasında yer alan University of West London ile İtalya’nın en iyi aşçılık okulu olarak kabul edilen APICIUS International School of Hospitality’nin sertifikalarına sahip oluyorlar. West London, İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth’in katıldığı etkinliklerdeki yeme-içme operasyonunu yürütmesiyle adından söz ettiriyor. Böylece Türkiye’de ilk kez iki farklı yabancı üniversitenin de sertifikasına sahip olan mezunlar, AB ülkelerinde de geçerli olan çift sertifikayla gastronomi alanında kariyerlerini en iyi şekilde geliştirme fırsatını yakalıyorlar.  Programla ilgili tüm detaylar msm.okan.edu.tr adresinde yer alıyor.

Mesleki Yeterlilik Sertifikası da veriyor

Okan Üniversitesi ile Türkiye Aşçılar ve Şefler Federasyonu arasında eğitim başta olmak üzere birçok farklı alanda işbirliği amacıyla imzalanan protokol kapsamında aşçılık mesleğini yapanlara yönelik “Profesyonel Aşçılık Mesleki Eğitim Sertifika Programları” düzenleniyor. Protokol kapsamında ayrıca, konferans, festival ve yarışma başta olmak üzere birçok etkinlikte de işbirliği yapılması hedefleniyor. Profesyonel Aşçılık Mesleki Eğitim Sertifika Programı, 8 hafta ve 8’er saatten oluşuyor. Program, istenildiği taktirde 8 güne de uyarlanabiliyor.

Gastronomi Bölümü ve Aşçılık Programı’nın başarıları

Okan Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Aşçılık Programı öğrencileri, Aşçılar ve Pastacılar Federasyonu (AŞPAFED) tarafından düzenlenen 2. Yemek Yarışması’nın Ulusal Kategorisi’nde “Osmanlı Mutfağı” çalışmaları ile Altın Madalya kazandı. Okan Üniversitesi aynı yarışmada “En İyi Üniversite” ödülünün de sahibi oldu. Afyonkarahisar Profesyonel Aşçılar Derneği tarafından geçtiğimiz yıl “7 Bölge, 7 Lezzet” sloganıyla düzenlenen 2. Afyonkarahisar Ulusal Yemek Yarışması’na toplam 2’şer kişilik 5 ekip ile katılan Okan Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Yüksekokulu Gastronomi Bölümü öğrencilerinden oluşan “Okan Gastronomi Ekibi”, 40 ekip arasından 3. olarak önemli bir başarıya daha imza attı. Bugüne kadar yemek yarışmalarında toplam 12 madalya kazanan Okan Üniversitesi Gastronomi Bölümü öğrencisi Serra Çelikel ise üstün başarılarından dolayı TAFED tarafından “Genç Milli Aşçılar Takımı”na seçildi. Türkiye çapında 100 genç aşçının yer aldığı takıma katılan Çelikel, artık yarışmalara “Milli Aşçı” sıfatıyla katılıyor.

Nejat İşler Nakil Edildi

Ataşehir Çocuk Tiyatroları Festivali Panelle Son Buluyor

“Türkiye’de ve Dünya’da Çocuk Tiyatrosu” isimli ilk oturum saat 17.00’da başlayacak. Bu oturumun konuşmacıları arasında Prof. Dr. Hasan Erkek (Eskişehir Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuarı Bölüm Başkanı, Oyun Yazarları ve Çevirmenleri Derneği Başkanı), Prof. Dr. Stelian Stancu (Romanya), Dersu Yavuz Altun (Tiyatro Yeniden, Yazar ve Yönetmen), İnan Ambarkütük (Fabrika Sanatı, Yazar, Yönetmen, Oyuncu), Sebahattin Mutluer (Sarıyer Sanat Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmeni) bulunuyor.
 
Saat 19.00’da başlayacak “Dünya’da ve Türkiye’de Pantomim” adlı ikinci oturumun konuşmacıları arasında ise Vecihi Ofluoğlu (İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Pantomim Sanat Dalı Kurucusu ve Bölüm Başkanı), Bülent Develi (Müjdat Gezen Sanat Merkezi ve Sadri Alışık Kültür Merkezi Pantomim Eğitmeni ve Oyuncusu), Mark Bogdan (Macaristan) ve Gergely Tacaks (Macaristan) yer alıyor.

Tarih: 08 Şubat 2014 / Cumartesi

Yer: Ataşehir Belediyesi Cemal Süreya Sergi Salonu

Adres: Küçükbakkalköy Mahallesi, Novada Ataşehir AVM. Kat: 3- Ataşehir

 
 
Kaynak: Ataşehehir Belediyesi