Kışla Gelen Ağrılar

VÜCUDUNUZ HAREKETSİZ KALMAMALI

Yanartaş, Egzersiz yapmak akut ağrılı durumda doğru değildir. Egzersiz ve yürüyüş gibi aktiviteler; kas kökenli ağrıların olmaması için koruyucu amaçlı önerilmektedir. Gün içinde hareketsiz kalan kişilerin haftada en az üç gün egzersiz yapmaları, ağrıların oluşmamasında etkilidir. Bu egzersizlerin kas gruplarını germe-gevşeme ağırlıklı olması da önemlidir. Aslında kışın hareketsiz kalınması, sadece kronik ağrısı olanların değil herkesin sorunudur. Özellikle kas kısalıkları ve kasılmaların önüne geçilebilmek için egzersiz şarttır. Gerekli tedbirler alındıktan sonra açık havada yürüyüş, gevşeme ve nefes egzersizleri, ağrılarla mücadele etmekte kullanılabilecek yöntemler arasında sayılabilir.
Yanartaş, D vitamini eksikliği genel vücut ağrıları ile iskelet-kas sistemi kaynaklı ağrıların oluşmasında önemli bir nedendir. Kışın güneşe daha az maruz kalındığı için D vitamini seviyesi düşer, bu yüzden de ağrılar artar.
Özellikle kas kasılmasına bağlı ağrılar kronikleşebilir. Bu nedenle hemen tedavisi edilmesi gerekir. Ağrı hayat kalitesini etkiliyorsa, hekime danışılmalıdır.

SOĞUK HAVALARDAN BAYANLAR DAHA ÇOK ETKİLENİR

Özellikle bağ dokusu hastalıkları; orta-ileri yaş grubunda daha sık görüldüğü için, soğuk havanın bu yaş gruplarını daha fazla etkileyeceği söylenebilir. Ayrıca miyofasyal ağrı sendromları ve fibromiyalji de ağırlıklı olarak kadınlarda daha fazla görüldüğü için, soğuk havanın negatif etkileri kadınlarda daha fazladır. Soğuk uyarısına kadın ve erkeklerin yanıtı konusunda yapılan çalışmalar da; kadınlarda soğuğun etkisinin, erkeklere göre çok daha fazla olduğunu gösteriyor. Tüm bu bulguların ışığında; ileri yaştaki kadınlarda, soğuk etkisi ile daha fazla ağrı oluştuğunu söylemek mümkündür.

SOĞUK HAVA BAŞ AĞRILARINI TETİKLİYOR

Konya Medicana Hastanesi  Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Gamze Yılmaz Yanartaş, Baş ağrıları da kışın yaygın gözlenen ağrılardandır. Bu ağrılar; aslında çoğu zaman fiziksel etkilerle ortaya çıkan, nadiren tedavi gerektiren, fonksiyonel baş ağrıları grubundadır.
Kış soğukları ve rüzgar en çok baş ağrılarının artmasına neden olur.

Soğuğun en çok tetiklediği baş ağrısı grubu nevraljilerdir. Bu grupta ağrı; baş ve yüzde elektrik çarpması şeklinde kendini gösterir. Soğuk havalarda özellikle yüz sinirlerinin hassasiyetinin artması nedeniyle; nevraljisi olan hastaların ağrıları çok artar. Hatta o kadar şiddetli bir hale gelir ki; hastalar soğuk ve rüzgarlı havalarda dışarıya bile çıkamayabilirler.

 
Soğuk havalarda en sık görülen baş ağrılarından birisi de gerilim tipi baş ağrılarıdır. Kışın genel olarak çalışma hayatı daha yoğun ve daha stresli geçmekte, trafikte geçirilen zaman artmakta ve yaza göre daha az hareketli bir yaşam sürülmektedir. Bu nedenle, soğuklarla da birlikte özellikle masa başında çalışan kişilerin baş ağrılarında artma gözlenir. Dolaylı olarak da kullanılan ağrı kesici miktarları da artar.
 
Yanartaş, Servikojenik baş ağrıları denilen ve daha çok boyun, kas ve iskelet sisteminden kaynaklanan baş ağrıları da kış aylarında çok artar. Üst boyun ve baş kaslarında yaşanan kasılmalar, hastalarda ağrılara neden olur.
 
Bugüne kadar soğuk ve ağrı ilişkisini doğrulayan pek çok araştırma yapılmıştır. Bunlardan en ilginç olanlarından birisi de; serotonin hormonunun da rolüyle ilgili araştırmadır. Serotonin hormonunun; merkezi sinir sisteminden salgılanan bir hormon olduğu, depresyona neden olabildiği gibi, ağrı mekanizmasında da önemli bir rol üstlendiği biliniyor. Bu nedenle özellikle depresyon-ağrı ilişkisi üzerinde yapılan çalışmalarda, serotoninin rolü de araştırılıyor.

ZEKİ DURSUN – KONYA

Çocuklarda Yüksek Ateşe Dikkat

Ateş en uyarıcı bulgudur

Yüksek ateş, çocuk sağlığında bir problem olduğunu ortaya çıkaran, aileyi hekime gidilmesi konusunda uyaran en gürültülü bulgudur. Ateş aslında, vücudun bağışıklık cevabıdır yani vücudun ateşi yükseltmesindeki amaç vücuda girmiş olan mikroorganizmaların çoğalmasını sınırlamaktır.

Vücudun verdiği sinyalleri dikkate alın

Ateş 39-40 derecenin üzerine çıktığında vücut aşırı enerji harcamaya başlar, kalp ve solunum sistemi daha hızlı çalışır. Vücut, kol ve bacaklardaki damarları büzüp bu bölgelere daha az kan gönderirken; beyin, kalp, karaciğer gibi organlara daha fazla kan gönderir. Vücut alacalı, mermerimsi bir görüntü alır, el- kol ve bacaklarda soğukluk olmasına rağmen gövdede yüksek sıcaklık görülür. Her ateş yükselmesinde paniklemek doğru değildir ancak 40 dereceyi geçen ateşte dikkat etmek gerekir.

Ateşin farklı nedenleri olabilir

3-5 gün süren kısa süreli ateşin nedenleri arasında üst ve alt solunum yolu enfeksiyonları, mide- bağırsak sisteminde ishal ve kusma ile görülen enfeksiyonlar, özellikle kız çocuklarda görülen idrar yolu enfeksiyonları sayılabilir. Zatürre, menenjit eklem ve kas iltihapları da ateşin daha ağır nedenleridir. Yüksek ateşin nedeni, yapılan ilk tetkiklerle ortaya konamadıysa ve bu durum 7-15 günden uzun sürdüyse; tüberküloz, malta humması ve tifo gibi hastalıklar, eklem iltihapları, kalbin iç kısmındaki zarın iltihapları ve birtakım kanser tiplerine dair ihtimaller göz önünde bulundurulmalıdır.

Bu uyarıları dikkate alın!

•Hemen telaşa kapılıp panik yapmayın. Çocuğunuza panik halinde yanlış tedaviler uygulayabilirsiniz.

•Ateşli çocuğun üzerini örtmek tamamıyla yanlış bir uygulamadır. Çocuğun havale geçirmesine dahi sebep olabilir. Üzerini örtmek yerine odanın ısısını düşürmelisiniz.

•38 -38,5 derece ateş normal olarak kabul edilmekte. Çocuğun ateşi 39 dereceyi buluyorsa, ateşe öksürük, kusma ve ishal de ekleniyorsa, hemen doktora başvurmalısınız.

•İçine aspirin ezilmiş soğuk ve sirkeli suya batırılmış bezlerle alnına, koltuk altlarına baskı uygulamayın. Tamamıyla yanlış olan bu geleneksel yöntem, çocukların ateşi vücudundan atmasını daha da zorlaştırıyor.

•38,5- 39 derecelerde, ateş düşürücü fitiller kullanılabilir. Fark edilmeyen durumlarda ya da ani ateş yükselmelerinde çocuğa başını dışarda bırakacak şekilde ılık bir duş aldırmanız doğru olacaktır. Bunların hiçbiri ateşi düşürmezse, uzmana başvurmanız gerekmektedir.

Otomobiliniz Kışa Hazır mı?

Antifriz ve araç sıvı seviyelerinin kontrolü,
 
Akü, fren sistemleri, lastik basıncı ve diş derinliğinin kontrolü,

Motor yağı, filtreler, cam silecekleri, kalorifer ve rezistansların kontrolü,

Far, stop ve sinyal lambalarının kontrolü,

PROTON yetkilileri tarafından yapılan açıklamaya göre tüm bu kontrolleri sizler adına sizi hiç yormadan PROTON tamamen ücretsiz olarak yapıyor. Bunun için tek yapılması gereken önümüzdeki günlerde bir PROTON yetkili servisini ziyaret etmek.
 

 
PROTON HAKKINDA

1983 yılında motorlu araçlar yedek parça ve bileşenleri satmak amacıyla Malezya Başbakanı Tun Mahathir Bin Mohamad’in teşvik ve katkıları ile kurulan PROTON ekonomideki yükselişini büyük oranda arttırarak ülkeyi bugün dünyanın en fazla ihracat yapan ülkelerinden biri haline getirmiş ve 238 milyar dolarlık milli hasıla ile Malezya’nın dünyanın 37. büyük ekonomisi haline gelmesine neden olan tasarruflardan biri olmuştur.

İlk fabrikasını 923.900 m2’lik bir alana sahip olan Shah Alam’da kuran PROTON ilk yıl 80.000 adet araç kapasitesi ile tasarlanırken 1997 yılında üretim kapasitesi yılda 230.000 adet otomobile çıkarılmıştır.

1996 yılında bir milyonuncu aracını üreten PROTON yine aynı yılın Ekim ayında İngiliz otomotiv mühendislik firması LOTUS Group International’ı satın alarak Lotus üretim kalitesini ve dizayn zerafetini kendi ürünlerine de katmış oldu.

Günümüzde Avrupa piyasaları dahil olmak üzere 50 farklı ülkeye ihracat yapan PROTON; müşterileri, iş ortakları, hissedarları, devlet kurumları ve çalışanlarının uyumlu-şaşmaz bağlılıkları ile en başarılı uluslararası otomotiv üreticisi olan ülkelerin arasına girmeyi başarmıştır.

 
ULUBAŞLAR HOLDİNG'E BAĞLI ULUMOTOR HAKKINDA

1971 yılında kurulan Ulubaşlar Holding günümüzde PROTON marka otomobil ve AVIA marka kamyonların Türkiye Distribütörü olarak faaliyetlerini sürdürmekte ayrıca Ulusigorta, Ulukasa, vasitam.com, Ulubilişim, Ulumod, Ulu Oto Kiralama’ nın yanı sıra  Ulumotor ve Ulucar şirketlerine bağlı olarak toplam 38 bayi ve yetkili servis ile birlikte çalışmakta ve 1992 yılından bu yana da KIA marka araçların yetkili bayiliğini bünyesinde bulundurmaktadır.

Radyoterapide Hayat Kurtaran 5 Dev Adım

Sigara ve alkol tüketiminin artması, ne olduğu bilinmeyen kimyasalların her türlü gıdada koruyucu madde olarak kullanılması, obezite, hava kirliliği ve buna benzer insan vücuduna zarar veren her türlü yapay ürünlerin tüketilmesi nedeniyle tüm dünyada “kanser” görülme oranı ve riski hızla artırıyor. İşte, tanı-tedavi aşamasında devreye giren “Radyoterapi” de adeta baş döndüren bir hızla gelişen teknolojik cihazlar ve teknikler sayesinde, kanseri yenmek için cerrahi, medikal onkoloji ile beraber yaşamsal öneme sahip bir tedavi olarak karşımıza çıkıyor.

RADYOTERAPİ ALTIN ÇAĞINI YAŞIYOR

10 yıl önce 4 santim çapındaki bir tümör için neredeyse tüm beyin ışınlanırken, günümüzde aynı boyuttaki tümörün 1 mm uzağına neredeyse sıfır doz veriliyor.
Radyoterapi tedavisi gören hastaların yaşam süresini uzatabilmesi ve azalan yan etkileri nedeniyle günümüzde ‘altın çağını’ yaşıyor. Radyoterapide artık akciğerde hareket eden tümörü takip eden sistemlerden, 3 dakika içinde biten tedavilere, beyni ışınlarken hafıza kısmını koruyan yapılardan, 20-30 yıllık sağ kalımları olan meme kanseri tedavilerine kadar birçok aşamaya gelindi. Öyle ki bundan 10 yıl öncesine kadar 4 santim çapındaki bir tümörü kaçırmamak için neredeyse tüm beyin ışınlanırken, şimdi ise aynı boyuttaki tümörün 1 mm uzağına neredeyse sıfır doz veriliyor.
Radyoterapinin hızla ilerlemesi yeni bir bilim dalını oluşturdu: Medikal Fizik!
Tüm dünyada yaşanan yüksek teknolojik gelişmeler profesyonel bir bilim dalını oluşturdu. Bu teknolojilerin geliştirilmesinden ve radyoterapi bölümlerinde yeni tedavi tekniklerinin uygulanmasından sorumlu olan; “medikal fizik uzmanları”. Profesyonel anlamda medikal fizik uzmanlarının da radyoterapide yerlerini almalarıyla beraber radyoterapide tedavi teknikleri olabilecek en son teknolojik noktalara ulaştı.

Radyoterapi tedavisindeki son gelişmeler aktarıldı.

Türkiye genelindeki hastanelerinde “medikal fiziğin” farklı disiplinleri ile hizmet veren Acıbadem Sağlık Grubu bünyesindeki Acıbadem Üniversitesi de, radyoterapi, radyoloji ile nükleer tıptaki son gelişmeleri dikkate alarak, 21-24 Kasım 2013 tarihleri arasında Antalya'da 14. Medikal Fizik Kongre'sini düzenledi. Yurt dışından ve ülkemizden 400’ü aşkın medikal fizik uzmanlarının katıldığı kongrede “Radyoterapi”, “Radyoloji” ve “Nükleer Tıp” alanlarındaki güncel uygulama ile çalışmalar sunuldu ve tartışıldı. Acıbadem Maslak Hastanesi Medikal Fizik Uzmanları Dr. Bülent Yapıcı, Görkem Güngör ile Gökhan aydın, radyoterapi tedavisinde hayat kurtaran gelişmeleri anlattılar.

RADYOTERAPİ TEDAVİSİNDE HAYAT KURTARAN 5 GELİŞME

Geniş alana değil, hedef odaklı ışınlama

Yeni teknolojik gelişmeler ve medikal fizik uzmanlarının tedavide aktif rol almaları, vücutta geniş alana değil, sadece tümöre odaklanarak ışın verebilme imkanı sağlıyor. Böylece tümörün hemen yanındaki kritik organ korunurken, tüm dozu tümöre verebilecek kapasitede bir tedavi uygulanıyor. Uzmanlar radyoterapi tedavisinde son 10 yolda yaşanan gelişmeleri şöyle sıraladılar.

1. Tümörün çevresindeki organların hasar görmesi önlenebiliyor: Çok değil, bundan 10-15 yıl öncesinde radyoterapi tedavisinde tümörü kaçırmamak için geniş bir alanın ışınlanması gerekiyordu. Bu planlama ile hedeflenmiş olan tümörü kaçırma riski önlenebiliyordu. Ancak tümörle birlikte çevresindeki kritik organların da ışınlanması gibi çok ciddi bir sorun oluşuyordu. Günümüzde ise tümörün içine yerleştirilen ‘altın işaretleyiciler’ sayesinde artık tümörün yeri, hareketi ve koordinatları kolaylıkla tespit edilebiliyor. Bu sayede tümöre yüksek doz verilirken çevresinde bulunan kalp, akciğer veya böbrek gibi kritik organların da ışınlanarak hasar görmeleri büyük oranda önlenebiliyor.

2. Yüksek doz ışın vererek tümörün yok edilmesi sağlanıyor:  Eskiden vücutta geniş alan ışınlandığında tümöre yüksek dozda ışın verilemiyordu. Daha az doz verildiğinde ise tümör kontrol edilse bile yok edilemiyor veya yeniden ortaya çıkma riski önlenemiyordu. Günümüzde sadece hedeflenen bölge ışınlandığı için kanserli bölgeye yüksek ışınlama yapılabiliyor. Yüksek doz ışın vermek de tümörü daha çok yok edebilme ve yeniden ortaya çıkmasını engelleme imkanı sağlıyor.

3. Radyoterapi süresi 30 dakikadan 2-3 dakikaya indi: Radyoterapi tedavisindeki en büyük problemlerden biri de, seans süresiydi. Günümüzde tedavi süresini kısaltmak için “volümetrik ark terapi” adı verilen VMAT tekniği geliştirildi. Bu teknik sayesinde eskiden yaklaşık 30 dakika süren tedavi artık 2-3 dakikada tamamlanabiliyor.

4. Seans sayıları yüzde 90 oranında azaltıldı: Stereotaksi tekniği sayesinde, uygun tümörlerde yüksek dozlara çıkılması seans sayısını oldukça düşürdü. Örneğin akciğer kanserinde eskiden bu tip hastalarda tedavi 33 seansta tamamlanırken, bugün tüm işlemler 3-5 seansta sonlandırılıyor.

5. Radyasyon kaynaklı yan etki riski yok denecek kadar azaldı: Günümüzde hedefi ışınlarken komşu organlardaki yapılar korunabildiği için yan etkiler artık hasta tarafından tolere edilebilir hale geldi.

•Örneğin prostat kanserinde prostatı ışınlamak isterken hastanın rektum ve mesanesi de ışınlandığı için bu bölgelerde kanama oluşması gibi ciddi bir sorun ortaya çıkıyordu. Günümüzde ise artık bu tür kanamalara yok denecek kadar ender rastlanıyor.

•Baş boyun kanserinde lenfatik sistem, ağız boşluğu, tükürük bezleri ve yutma kasları da ışınlamak zorunda kalınıyordu.  Bunun sonucunda ağızda yaralar, ciltte ciddi kızarıklıklar, yutma güçlüğü, sağırlık ve görme kaybı gibi yan etkiler oluşuyordu. Bugün ise hastalar neredeyse hiçbir yan etki olmadan tedavilerini görebiliyorlar.

•Beyin lezyonlarında tümör belli bir çaptaysa tüm beyin ışınlandığı için hasta hafıza kaybına uğramış ya da gözleri katarak olmuş halde tedaviden çıkarken, günümüzde ise hemen hiçbir yan etkiye maruz kalmadan şifa bulabiliyor.

Hamilelik Döneminde Grip Bebeğe Zarar Verebilir

Grip, insandan insana yakın temas ile damlacık geçişi aracılığıyla bulaşmaktadır. Hastalığın tipik kuluçka süresi 1- 4 gündür. Yetişkinlerde semptomlar başlamadan 1 gün önce ve başladıktan 5 gün sonrasına kadar bulaşıcılığını korumaktadır.

Grip anneden bebeğe geçebilir

 
Gebelik sırasında kalp atım hızında, kalbin pompaladığı kan miktarında, oksijen tüketiminde, akciğer kapasitesinde ve bağışıklık sisteminde ortaya çıkan fizyolojik değişiklikler gribe bağlı komplikasyonların görülme riskini artırmaktadır. Gebeliğin son dönemlerinde gribe yakalanan bir anne adayının doğum sonrası hastalığını bebeğine geçirme riski fazladır.

Gebelikte grip aşısı yaptırılabilir

 
Grip ile ilgili ciddi komplikasyonları önlemenin tek ve en etkili yolu grip aşısıdır. Aşı sonrası annede gelişen antikorlar bir miktar bebeğe de geçerek yaşamının ilk aylarında onu da gribe karşı koruyacaktır. Grip aşısı canlı virüs içermediğinden gebelikte kullanılmasının da bir sakıncası yoktur. Grip aşısı aynı zamanda emziren annelere de güvenle yapılabilir. Aşı, kas içi enjeksiyon olarak koldan yapılır. Anne adaylarının grip sezonunda hamileliklerinin ikinci ve üçüncü aylarında grip aşısı olması önerilmektedir. Grip aşısı gebeliğin her döneminde güvenli olsa da, ilk ay çok gerekli olmadıkça ilaç kullanımından kaçınmak ve aşının bu dönemin sonunda yaptırılması daha uygundur.

Hamilelikte gribi daha hafif atlatmak için dikkat edilmesi gerekenler

•Bakteriyel enfeksiyon olmadığı sürece antibiyotik kullanılmamalıdır.

•Tedaviden çok hastalığa yakalanmamak önemlidir. Bu nedenle salgın dönemlerinde kapalı yerlerde fazla kalmamak ve elleri sık sık yıkamak koruyucu olabilir.

•En iyi ve en etkili destek tedavisi yatak istirahatidir. Yatarken başı yukarıda tutmak (2 ya da daha fazla sayıda yastık ile yatmak) geniz akıntısının vereceği rahatsızlığı da azaltacaktır.

•Bulunulan ortamın yeteri kadar sıcak olmasına ve iyi havalandırılmasına dikkat edilmelidir.

•Havanın kuruması engellenmeli, nemli olması sağlanmalıdır.

•Yeteri kadar sıvı alımı son derece önemlidir.

•Hastalık dönemlerinde beslenmeye dikkat edilmeli, iştahsızlık varsa enerji ihtiyacını gidermek için karbonhidrat açısından zengin diyet uygulanmalıdır.

•Boğaz ağrısını gidermek için pastil kullanılabilir.

•Burun tıkanıklığı için tuzlu su ya da okyanus suyu kullanılabilir.

•Yakınmalar düzeldiğinde hemen normal aktiviteye dönülmemeli, tam bir iyileşme için bir süre daha dinlenmeye devam edilmelidir.

Doktora başvurmak için vakit kaybetmeyin

 
Anne adaylarında grip bazen ciddi tablolar oluşturabilir.  Ateş uzun süre 38.5 derecenin üzerine çıktığında, soluk alıp vermede güçlük varsa, göğüs ağrısı oluşursa, şiddetli kulak ağrısı, kulaktan akıntı ve kanama olursa, döküntü ve kızarıklık varsa, ense sertliği ortaya çıkarsa ve kronik öksürük izlenirse mutlaka doktora başvurulmalıdır.

Genç, Fazla Kilolu, Tosuncuk Bekleyen Anne Adayları Dikkat

Gebelik döneminde çatlak oluşum sıklığının son üç aylık dönemde yüzde 90 olduğunu belirten Dr. Ayşe Ferzan Aytuğ, bu çatlakların özellikle de karın, göğüs, kalçalar, kol ve bacaklarda yoğunlaştığını, renklerinin pembe ve mor, görüntülerinin ise hafif çökük çizgiler şeklinde olduğunu ifade ediyor. Çatlakların özellikle de genç kadınlarda, iri bebekli gebelikte, kilolu kadınlarda, ailesel yatkınlıkta, gebelik döneminden önce de çatlakları olan kadınlarda daha sık görüldüğünü söyleyen Dr. Ayşe Ferzan Aytuğ, gebelikte oluşan cilt sorunları ve ilaç kullanımı hakkında merak edilen soruları şöyle yanıtlıyor:
 
Gebelikten sonra çatlaklar kayboluyor mu?

Çoğunlukla gebelik sonrası çatlakların renkleri soluyor, beyazlaşıyor ama tamamen kaybolmuyor. Gebelik döneminde vücutta oluşan çatlakların tedavisinde, doğum sonrası tedavi amaçlı olarak vitamin A içerikli kremler ve lazer (fraksiyonel lazer) kullanılıyor. Tedavilerin başarı oranının yaklaşık yüzde 50 olduğunu söyleyebiliriz.

Gebelikte pigmentasyon artışı (ciltte koyulaşma) sık görülüyor mu, nedeni nedir?

Gebelik döneminde cilt dokusunda pigmentasyon artışı olarak ifade ettiğimiz ciltte koyulaşma ortaya çıkması sorunu neredeyse her gebede görülebiliyor. Bu sorun özellikle de koyu tenli kişilerde daha sık karşılaşılan bir sorun. Ciltte koyulaşmayı sağlayan MSH (melanositleri uyaran hormon) hormonunun artışı sonucunda melanozis ortaya çıkıyor. Meme başı, genital bölge, koltuk altları, benler ve izlerde renk koyulaşması görülüyor. Ayrıca karın orta hatta oluşan koyu renkteki çizgilenmeyi de bu sorunun tipik belirtisi olarak değerlendiriyoruz.

Gebelik maskesi nedir? Önlemek için ne yapılmalıdır?

Gebelik maskesi veya gebelik lekesi olarak adlandırılan (Melazma), yüzde kelebeğe benzeyen kahverengi bir lekeyle ortaya çıkıyor. Bu durum da gebelerin yüzde 70’inde rastlanılan ve kozmetik açıdan oldukça sıkıntılı olabilen bir görünümdür. Kronik olarak tekrarlayabiliyor. Bu nedenle melazma oluşumunu önlemek için yüksek korumalı güneşten koruyucu (mineral filtreli) kullanmak gerekiyor.
Doğum sonrası yavaş yavaş solabiliyor, hatta bazı vakalarda zaman içinde kaybolabiliyor. Dirençli olanların tedavisinde özel krem karışımları, meyve asitli kimyasal soyma işlemleri ve lazer tedavisi uygulanıyor.

Gebelikte damarlarda bir değişim oluyor mu, bu damarsal değişimler kalıcı mı?

Vücutta östrojen hormonunun artışına bağlı olarak damarlarda genişleme, düzensizlik, büyüme ve göllenme olabiliyor. Bu değişikliklerin çoğu doğum sonrası kayboluyor. Gebelik döneminde vücutta damarsal yapılarla ilgili olarak başlıca şu değişiklikler meydana geliyor: 

-Örümcek damar genişlemesi: Gebelerin yüzde 70’inde ilk 6 aylık dönemde görülüyor. Açık renkli kişilerde koyu renklilere göre üç daha sık ortaya çıkıyor. Yüz, boyun ve kolda yerleşebiliyor.

-Avuç içi kızarıklığı: Gebelerin yüzde 70’inde bu sorun ortaya çıkıyor. Açık renkli kişilerde; koyu renklilere göre üç kat daha sık görülüyor.

-Varis oluşumu: Özellikle de bacaklar, genital bölge ve makatta ortaya çıkıyor. Gebelerin yaklaşık yüzde 40’nda varis sorunu ortaya çıkıyor.

-Şişkinlik (ödem): Gebelerin yaklaşık yüzde 50’sinde yüzde, el ve ayaklarda görülüyor.

Bunların dışında vücutta damar akışının artmasından dolayı vajen bölgesinde kırmızılık ve rahim ağzında mavimsi renk değişikli göze çarpıyor. Yüz bölgesinde kızarıp bozarma atakları ve vücutta kurdeşen benzeri kabarmalar oluşuyor. Ayrıca vücutta sıcaklama veya üşüme atakları olabiliyor.
 
Gebelik döneminde hangi ilaçlar kullanılırsa anne ve bebeği etkileniyor?

Gebelikte kullanılan ilaçlar fetusu direkt veya indirekt olarak etkileyebiliyor. Bu etkilenme şiddeti gebelik dönemine ve ilaçların plasentadan geçişine göre değişebiliyor. İlk iki aylık dönemde organ oluşumu başladığından ilaçların, fetusa zarar verme riski de artıyor. Bir başka deyişle bu dönemde kullanılan ilaçlar, bebeğin organları oluştuğundan dolayı en yüksek riski yaratıyor. Sadece ilk iki aylık dönemde değil, gebeliğin diğer dönemlerinde de fetusun organ gelişimi, fonksiyonlarının yanı sıra, gebeliğin seyri de olumsuz yönde etkileniyor. Bu dönemde ilaç kullanımına dikkat edilmesi ve hekim kontrolü olmadan kullanılmaması gerekiyor.

Okan Üniversitesi Uluslararası Bilgi Güvenliği Standardına Sahip ilk Türk Üniversitesi Oldu

Kampüslerdeki kapılar, turnikeler ve kapalı devre kamera sistemlerinden bilgisayar sistemlerinin güvenliğine, yedekleme altyapısı ve e-posta güvenliğinden gizli ve önemli evrakların korunmasına kadar birçok konuda yapılan çalışmaların başarısının değerlendirildiği “Uluslararası Bilgi Güvenliği Standardı”na sahip olmak için yaklaşık 1 yıldır yoğun bir şekilde çalışan Okan Üniversitesi, bilgi güvenliği politikasını, vizyonu olarak benimsedi.

Okan Üniversitesi Bilgi İşlem Ekibi’nin çalışmalarıyla hazırlık sürecini tamamlayan üniversite, Türkiye’deki yetkili bir firma tarafından denetlendi. Okan Üniversitesi, doğal afet gibi en zor koşullarda bile başka bir kampüsünde tüm data ve sistemlerini 3 saat içinde yeniden kullanılabilir duruma getirebilme başarısı ile dikkat çekti. İnternet ile ilgili 5651 sayılı yasa başta olmak üzere bu alanda düzenlenen diğer yasalara karşı tüm sistemlerini güncelleyen ve tedbirlerini alan Okan Üniversitesi, denetimler sonucunda yasal sorumluluklarını yerine getirdiğini ispatladı.  Bağımsız bir firma tarafından bilgi sistemleri güvenliğinin tespiti için siber saldırılar ve sızma testlerine tabi tutulan Okan Üniversitesi’nin, bilgi kaçağını önleyici tüm tedbirleri aldığı belirlendi.

Başarıyla tamamlanan denetimlerin ardından Türkiye’deki yetkili kuruluş aracılığıyla denetim raporları ve dosyalar ABD’deki sertifikasyon kuruluşuna gönderildi. ABD’deki yetkili kuruluş, Okan Üniversitesi’nin “Uluslararası Bilgi Güvenliği Standardı”nı sağladığını belirleyerek ISO 27001 belgesini üniversiteye gönderdi.

Okanlı İlayda 18 Yaşında Off-Road Şampiyonu Oldu

Babasının desteğiyle 12 yaşından itibaren trafiğe kapalı alanlarda otomobil kullanmaya başladığını belirten İlayda Hancı, “18 yaşımı doldurunca ehliyetimi aldım. İlk kez Giresun'da off-road yarışlarına katıldım. Katıldığım ve dereceye girdiğim her yarış beni daha da motive etti. Bu sporu sadece erkeklerin değil kadınların da yapabildiğini herkese gösterdim. Genç ve kadın olmam nedeniyle yarışlarda kazandığım başarılar daha çok dikkat çekti” dedi.  Zorlu parkurlarda yıllardır yarışan erkek sporculara karşı mücadele ettiğini belirten Hancı, “Açıkçası trafikte diğer bayanlar gibi ben de aracımı gayet sakin ve normal kullanıyorum. Ancak yarışlar sırasında koltuğa oturduğumda içime adeta bir yarışçı ruhu giriyor. Farklı bir İlayda oluyorum" diye konuştu.

“Türkiye’yi uluslararası yarışlarda temsil etmek istiyorum”

Daha ilk yarışından itibaren müthiş bir başarı grafiği yakalayan İlayda, ehliyetini aldıktan 4 ay sonra Karadeniz birincisi olmanın haklı gururunu yaşıyor. Kısa sürede off-road sporuyla ilgilenenlerin dikkatini çeken İlayda’nın en büyük hayali gelecekte Türkiye’yi uluslararası yarışlarda temsil etmek. Kadınların her türlü sporu en az erkekler kadar yapabildiğini belirten İlayda Hancı, “Kadınların otomobil sporlarına daha fazla ilgi göstermesini umuyorum. Bundan sonra hem bu sporu tanıtmak hem de Türk kadınının başarılarını dünyaya göstermek için çalışacağım” diye konuştu.

12 yaşından beri yarışlarda

Babası Mehmet Hancı’nın 6 yıldır off-road yarışlarına katıldığını belirten İlayda Hancı, “Aslında 12 yaşımdan beri bu sporun içindeyim. Babamla birlikte onlarca yarışı izledim. Babamı izleye izleye onu örnek alarak bu spora başladım. O kadar şanslıyım ki babam da beni destekledi” dedi. Okan Üniversitesi’nde Sanat ve Tasarım Yönetimi’nde okurken bir yandan da off-road yarışlarına katıldığını belirten İlayda Hancı, şunları söyledi: “Okan Üniversitesi’nde off-road ile ilgilenen arkadaşlarım Batuhan Korkut ve Kaya Genç ile birlikte çeşitli etkinlikler düzenliyor ve yarışlara katılıyoruz. Yaptığımız sportif faaliyetlerin de sosyal yaşantımıza katkısı çok büyük. Takım çalışmasını ve mücadeleyi bu spor sayesinde öğrenebiliyoruz.”

2013’te Neler Yaşadık?

YILIN ÖNE ÇIKAN KONU BAŞLIKLARI

No    Konu

1    Mısır ve Suriye konuları

2    Gezi parkı eylemleri

3    Ergenekon ve Balyoz davaları

4    Rüşvet ve yolsuzluk operasyonu

5    Demokratikleşme paketinin açıklanması

6    Çözüm süreci ve akil insanlar

7    Akdeniz Oyunları

8    AKP-Cemaat dershane tartışması

9    ODTÜ eylemleri

10    Reyhanlı saldırısı ve Türkiye'nin bazı silahlı gruplarla ilişkisinin tartışılması

11    Erdoğan ile Barzani'nin Diyarbakır buluşması

12    Marmaray'ın açılışı

13    T.C. ibaresinin kaldırılması

14    İmralı ile yapılan görüşmeler (Barış süreci)

15    "Kızlı-erkekli" tartışması

16    Lübnan’da kaçırılan Türk pilotları

17    Alkol satışına sınırlama ve milli içki tartışması

18    1 Mayıs kutlamaları

19    Yerel seçimlerde adaylık süreçleri

20    İmralı tutanaklarının sızdırılması

21    Cilvegözü Sınır Kapısı’nda yaşanan patlama

22    Nevruz Kutlamaları

23    Patriot Füzelerinin yerleştirilmesi

24    Meclis'te başörtülü kadın milletvekilleri

25    ABD Büyükelçiliği’ndeki patlama

26    Galatasaray Üniversitesi'nde çıkan yangın

26    2020 Olimpiyat adaylığı

27    Sürpriz Kabine

28    Balbay'ın tahliyesi

MTM Hakkında:

İstanbul Avrupa Yakası’ndaki merkezinin yanı sıra, İstanbul Anadolu Yakası, Ankara, İzmir, Bursa, Konya, Samsun, Adana, Gaziantep şehirlerinde 9, Almanya’da ve Azerbaycan’da birer olmak üzere toplam 11 noktada temsil edilen Medya Takip Merkezi (MTM), takip ettiği 4 bini aşkın yayın ve 150 çalışanıyla Türkiye’nin önde gelen medya takip kuruluşlarındandır. İstanbul’da, 1999 yılında kurulan MTM, ilk şubesini 2006 yılında Ankara’da faaliyete geçirmiştir. Kısa sürede Türkiye’de medya takip sektörünün lokomotifi haline gelen kuruluş, aynı yıl Almanya’da açtığı temsilciliği ile faaliyetlerini yurtdışına taşımıştır. Geçtiğimiz Haziran ayında, Azerbaycan’ın ilk medya takip şirketini faaliyete sokan MTM, klasik ve dijital medya takibinin yanı sıra, Medya Bilgi Rehberi, Etkinlik Takvimi ve Online TV Arşivi gibi servisleri ile de sektörde öne çıkmaktadır.

Isı Yalıtımı Kentsel Dönüşümün Gizli Finansman Kaynağı Olabilir

Türkiye genelinde 16 il ve 7 bölgede gerçekleştirilen araştırma Capatect’in desteği ile, Türkiye’de “Sürdürülebilir İş” modellerine geçiş için öncü olma hedefi doğrultusunda bir bilgi merkezi olarak çalışan Sürdürülebilirlik Akademisi tarafından gerçekleştirildi.
 
Araştırma kapsamında, ‘daire satın almada belirleyici en önemli etken nedir’; ‘tüketicinin ısı yalıtımı yaptırmamasının en büyük engeli nedir’; ‘Türkiye’de tüketicilere göre konutlarda en yüksek enerji maliyet kalemleri nelerdir’ gibi soruların cevapları arandı. Araştırmada tüketicinin ısı yalıtımı – tasarruf ilişkisini nasıl değerlendirdiği,
 
ısı yalıtımı yaptırma oranı – sosyo ekonomik durum ilişkisi de ölçümlendi.
 
Sonuçları ile Türkiye’de tüketicinin enerji verimliliği ve binalarda ısı yalıtımı ilişkisini nasıl algıladığını, beklentilerinin neler olduğunu ortaya koyan“Enerji Verimliliği ve Binalarda Isı Yalıtımı Tüketici Algı Araştırması”yalıtım sektörü için çarpıcı sonuçlar içeriyor. Araştırmaya göre 10 kişiden 9’u ısı yalıtımını konutta çok önemli olarak tanımlıyor. Isı yalıtımı para ve enerji tasarrufu sağladığı için önemli olarak değerlendiriliyor. Ancak sadece dört kişiden biri ısı yalıtımının enerji verimliliği için önemli olduğunu düşünüyor.
 
Araştırmanın çarpıcı sonuçlarından bir diğeri ise, tüketicilerin ısı yalıtımının enerji faturalarına olan etkisi ile ilgili algıları. Tüketiciler gerçek verilerin tersine enerji faturalarını arttıran en önemli nedenin elektrikli ev eşyaları olduğunu düşünüyorlar. Diğer bir deyişle araştırma, bireylerin konutlarda enerji faturalarını elektirikli ev aletleri ve beyaz eşyanın arttırdığını düşündüklerini, ısı yalıtımının ise tüketiciler için büyük ölçüde tasarruf ve konfor sağladığını ortaya koyuyor.

Isı yalıtımı mantolama olarak algılanıyor.

Türkiye’de iki bireyden biri ısı yalıtımını mantolama olarak tanımlıyor ve bireylerin %82’si mantolamayı en etkili ısı yalıtım yöntemi olarak değerlendiriyor.

Konut satın alımında ısı yalıtımı çok etkili değil.

Konut satın alımında yalnızca dört kişiden biri bina yalıtımına önem veriyor. Bireyler için konutların konforlu olması, konutta ısı yalıtımı olmasından daha önemli. 

Türkiye’de enerji verimliğine yönelik bilgi seviyesi düşük.

Araştırma sonuçlarına göre Türkiye’de her üç kişiden biri enerji verimliliği için ne yapması gerektiğini, her iki kişiden biri ise enerji verimliliği ve ısı yalıtımı ilişkisini bilmiyor. Bunlara ek olarak Türkiye’de ısı yalıtımına dair mevzuatın varlığından haberdar olduğunu belirten bireylerin sayısı %40 oranında. Bilgi seviyesinin düşük olmasının nedeni bilgilendirmelerin yetersiz olması olarak değerlendiriliyor. Türkiye’nin %70’i ısı yalıtımına dair en etkin bilgi kaynağını yakın çevre olarak değerlendiriyor.  

Isı yalıtımına yapılan yatırım kendini kısa sürede finanse ediyor.

Araştırmaya katılan her iki kişiden biri ısı yalıtımına yapılan yatırımın 2 yıl içerisinde kendini finanse edeceğini belirtiyor.Araştırma kapsamında binasında ve dairesinde ısı yalıtımı olan bireyler arkadaşlarına ve çevresine ısı yalıtımını tavsiye ediyor.Isı yalıtımlı binalarda oturan bireylerin %74’ü elektrik faturalarında %40’tan daha fazla enerji tasarrufu yaptığını düşünüyor.

Araştırma sonuçlarının açıklandığı basın toplantısında konuşma yapan Sürdürülebilirlik Akademisi Yönetim Kurulu Başkanı Murat Sungur Bursa,“Cari açığımızın en önemli kalemini oluşturan enerji giderlerinin azaltılması ve sürdürülebilir gelecek için kaynak tüketimi ve bireylerin bilinçlendirilmesi çalışmalarında önemli ölçüde yol göstereceğine ve yön vereceğine inandığımız araştırmamızın sonuçlarının kamu ve özel sektör ile sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarına önemli katkılarının olacağına inanıyoruz. Binalardaki enerji tüketiminin toplam enerji tüketiminde önemli bir paya sahip olduğu dikkate alındığında, ısı yalıtımının kentsel dönüşümün gizli finansman kaynağı olabileceğini söyleyebiliriz.” dedi.

Betek Pazarlama Genel Müdür Yardımcısı Gülay Dindoruk ise konuyla ilgili şöyle konuştu:

“Yapılan yalıtımın evde oluşabilecek nem, rutubet dolayısıyla bakteri oluşumunu engelleyebilmesi, binaların depreme karşı dayanıklılığına katkıda bulunması, sıcaklarda ve soğuklarda optimum sağlıklı ısıyı koruyabilmesi ve bu şekilde de daha az enerji harcayarak çevreyi koruması hane halkının en olağan konfor beklentileri arasında bulunuyor.“

Gülay Dindoruk, yapılan araştırmayla ilgili olarak da, ”Biz Filli Boya olarak enerji tasarrufu konusunda halkımızı bilinçlendirmek için pek çok kulvarda çalışmalar gerçekleştiriyoruz. Bu araştırmayı desteklememizdeki amaç da bu çalışmaların sonuçlarını ölçümlemekti. Görünen o ki yapılan çalışmalar ısı yalıtım konusunda halkımızı bilinçlendirmiş ve ısı yalıtım konusunda onları teşvik etmiştir. Biz Filli Boya olarak gelecek nesillere dahi iyi bir dünya bırakmak için çalışmalarımıza devam edeceğiz.”dedi.

 
Basın toplantısının karbon ayakizi ölçüldü
 
Tüm etkinliklerini karbon nötr olarak gerçekleştiren Sürdürülebilirlik Akademisi tarafından basın toplantısının karbon ayakizi hesaplandı.

“Enerji Verimliliği Ve Binalarda Isı Yalıtımı Tüketici Algı Araştırması”nın Dikkat Çeken Sonuçları;

Her iki kişiden biri enerji verimliliği ile ısı yalıtımı ilişkisini bilmiyor.

Konut satın alımında yalnızca dört kişiden biri bina yalıtımına önem veriyor.

Araştırmaya katılanların %71’inde ısı yalıtımı bulunmuyor.

Türkiye’nin %82’si mantolamayı en etkili ısı yalıtım yöntemi olarak değerlendiriyor.

Bireyler konutlarda enerji faturalarını beyaz eşyanın arttırdığını düşünüyor.

Bireylerin %66’sı yeni mobilya yerine ısı yalıtımını tercih ediyor.

Her dört kişiden üçü ısı yalıtımını para ve enerji tasarrufu sağladığı için önemli buluyor.

Yalıtım yaptıran bireylerin %74’ü elektrik faturalarında %40’tan fazla tasarruf yaptığını düşünüyor.

Araştırmaya katılanların %39’u, binalar için zorunlu olan Enerji Kimlik Belgesi hakkında yeterli bilgiye sahip değil.

Her 10 bireyden 9’u konutlarda ısı yalıtımının çok önemli olduğunu düşünüyor.

Isı yalıtımı yaptıranların %85’i ısı yalıtım yaptırmayı çevresine tavsiye ediyor.

Isı yalıtımı konusundaki bilgilendirmeler yetersiz bulunuyor.

Bireyler ısı yalıtımının iki senede kendisini finanse ettiğini düşünüyor.

Capatect Hakkında

Capatect Isı Yalıtım Sistemleri,kurulduğu 1988 yılından beri inşaat malzemeleri sektörünün lideri olan Betek A.Ş., tarafından 2003 yılında Türkiye pazarına sunulmuştur. Capatect Isı Yalıtım Sistemi, Capatect markasının sahip olduğu 40 yıllık ürün ve uygulama tecrübesini, üstün ısı yalıtım performansına sahip Capatect Dalmaçyalı Isı Yalıtım Levhası ile birleştiren bir sistemdir. Filli Boya Yalıtım Grubu, yüksek teknolojiye sahip modern üretim tesislerinde AB standartlarında üretim yapmakta, çevre, enerji verimliliği ve sürdürülebilirlik politikaları ve projeleriyle daha iyi bir dünya için çalışmaya devam etmektedir. Capatect, bugüne kadar yaptığı AR-GE yatırımlarıyla ve şirket genelinde düzenlediği eğitimlerle; çevre bilincinin oluşturulmasını ve sürekliliğinin sağlanmasını en önemli prensip olarak belirlemiştir.

Sürdürülebilirlik Akademisi Hakkında

Sürdürülebilirlik Akademisi, sürdürülebilir gelecek ve kalkınma için iş dünyasında sürdürülebilir iş  modellerinin yerleşimini hızlandırmada öncü olmak misyonu ile, ekonomik, toplumsal ve çevresel sürdürülebilirlik ile ilgili bilgilendirme ve bilinçlendirme çalışmaları yapmak amacı ile kurulmuş kar amacı gütmeyen bir sosyal girişimdir. Ulusal ve uluslararası kurumlar, sivil toplum kuruluşları ve devlet işbirliği ile; araştırmalar, konferanslar, seminerler, work-shoplar, kurumsal eğitim çalışmaları, sosyal sorumluluk projeleri ile danışmanlık ve üniversite gençliğine yönelik bilgilendirme çalışmalarını yürütmekte ve Sürdürülebilir İş alanındabirçok ilke  imza atmaktadır. Türkiye’nin en güçlü sürdürülebilir iş platformu olan  Yeşil İş  ile  5. yılında olan Akademi, Sürdürülebilir Markalar platformu ile markaların sürdürülebilirlik eksenindeki dönüşümlerine öncülük etmektedir.

2013’te En Çok Konuşulan Dizi Muhteşem Yüzyıl Oldu

Yılın medyada en çok yer alan yerli dizileri ve dizi oyuncularının belirlendiği araştırmaya göre, Muhteşem Yüzyıl 2013’de basının en fazla ilgisini çeken yerli dizi oldu. Meryem Uzerli’nin diziden ayrılması ile adından söz ettiren dizi, toplamda 5 bin 660 haber ve yazıya konu edildi.

Medya Takip Merkezi’nin hazırladığı araştırmada, gazete ve dergilerde en çok yansıma bulan ikinci dizi ise Kurtlar Vadisi Pusu oldu. ATV ekranlarında izleyicisi ile buluşan dizide, başrol oyuncusu Necati Şaşmaz’ın “Polat Alemdar” karakteri, basının dikkatini çeken konulardan oldu. Dizi yıl boyunca, 2 bin 770 haber ve yazı ile basında yer aldı.

ATV’de yayınlanan Karadayı dizisi basında ses getiren diğer bir dizi oldu. Başrolde Kenan İmirzalıoğlu’nun rol aldığı dizi yıl genelinde, bin 606 haber ve yazı ile konuşuldu. Onu, Yalan Dünya ve Arka Sokaklar izlediler.

       
BASINDA EN FAZLA YER ALAN YERLİ DİZİLER

No    Yerli Dizi        2013
1    Muhteşem Yüzyıl        5.660
2    Kurtalar Vadisi Pusu    2.770
3    Karadayı        1.606
4    Yalan Dünya        1.509
5    Arka Sokaklar        1.395
6    İntikam            1.082
7    Kuzey Güney        1.062
8    Seksenler        1.001
9    Huzur Sokağı        908
10    Lale Devri        876
11    Pis Yedili        793
12    Umutsuz Ev Kadınları    694
13    İşler Güçler        663
14    Merhamet        628
15    Benim İçin Üzülme    557

MTM Medya Takip Merkezi tarafından, 2013 yılında 2000'i aşkın gazete ve dergilerde yayınlanan haber ve yazıların incelenmesi sonucu elde edilmiştir.

Beren Saat yılın en medyatik dizi oyuncusu

Medya Takip Merkezi’nin hazırladığı aynı araştırmaya göre, yılın basında en çok dikkat çeken yerli dizi oyuncusu 2 bin 377 haber ve yazı ile Beren Saat oldu. Kanal D’nin İntikam dizisinde Yağmur karakterini canlandıran Saat, dizide giydiği şık kıyafetleri ile anıldı.

Yılın basına en fazla yansıyan diğer dizi oyuncusu Necati Şaşmaz oldu. Kurtlar Vadisi Pusu adlı dizide rol alan oyuncu’nun Polat Alemdar karakteri ile medyada geniş yer bulurken, bin 629 haber ve yazı ile konuşuldu.

ATV’nin Karadayı dizisinde başrol oynayan Kenan İmirzalıoğlu, yılın basında öne çıkan bir diğer dizi oyuncusu oldu. Toplamda bin 329 haber ve yazıda yer alan İmirzalıoğlu’nu, Muhteşem Yüzyıldan ani ayrılışı ile dikkat çeken Meryem Uzerli ve Çocuklar Duymasın’ın oyuncularından Pınar Altuğ izlediler.

YILIN EN POPÜLER DİZİ OYUNCULARI

No    Dizi Oyuncusu        2013
1    Beren Saat        2.377
2    Necati Şaşmaz        1.629
3    Kenan İmirzalıoğlu    1.329
4    Meryem Uzerli        1.126
5    Pınar Altuğ        918
6    Burcu Kara        903
7    Halit Ergenç        857
8    İlker Ayrık        820
9    Şafak Sezer        722
10    Wilma Elles        638

MTM Medya Takip Merkezi tarafından, 2013 yılında 2000'i aşkın gazete ve dergilerde yayınlanan haber ve yazıların incelenmesi sonucu elde edilmiştir.

MTM Hakkında:

İstanbul Avrupa Yakası’ndaki merkezinin yanı sıra, İstanbul Anadolu Yakası, Ankara, İzmir, Bursa, Konya, Samsun, Adana, Gaziantep şehirlerinde 9, Almanya’da ve Azerbaycan’da birer olmak üzere toplam 11 noktada temsil edilen Medya Takip Merkezi (MTM), takip ettiği 4 bini aşkın yayın ve 150 çalışanıyla Türkiye’nin önde gelen medya takip kuruluşlarındandır. İstanbul’da, 1999 yılında kurulan MTM, ilk şubesini 2006 yılında Ankara’da faaliyete geçirmiştir. Kısa sürede Türkiye’de medya takip sektörünün lokomotifi haline gelen kuruluş, aynı yıl Almanya’da açtığı temsilciliği ile faaliyetlerini yurtdışına taşımıştır. Geçtiğimiz Haziran ayında, Azerbaycan’ın ilk medya takip şirketini faaliyete sokan MTM, klasik ve dijital medya takibinin yanı sıra, Medya Bilgi Rehberi, Etkinlik Takvimi ve Online TV Arşivi gibi servisleri ile de sektörde öne çıkmaktadır.

2013 Yılı Magazin Gündeminde Acun Ilıcalı Vardı

Yıl boyunca magazin dünyasını yakından takip eden Medya Takip Merkezi, 2013’ün en medyatik isimlerini belirledi. Araştırmaya göre yılın en çok konuşulan ünlü ismi Acun Ilıcalı oldu. “Survivor”, “O Ses Türkiye” ve “Yetenek Sizsiniz Türkiye” gibi yüksek reytingli programlara imza atan Ilıcalı, TV8’i satın alması ile gündemdeki yerini pekiştirdi.

MTM'nin tüm yılı kapsayan araştırmasına göre, yılın en popüler diğer ismi İbrahim Tatlıses oldu. Diyarbakır’da toplu açılış ve nikah töreninde bir araya gelen Şivan Perver ve İbrahim Tatlıses’in düeti, yıl içinde en çok konuşulan konular arasında yer aldı.

Yetenek Sizsiniz Türkiye’nin vazgeçilmez jürisi Hülya Avşar, bu yıl yüzde 15 haber artışı ile 3’üncü ünlü isim olurken, yıl boyunca toplam 34 bin 870 haber ve yazı ile medyada bahsi geçti.

Magazin ve sanat dünyasından, medyada en fazla konuşulan bir diğer isim, özellikle internet medyasının yoğun haber yaptığı Necati Şaşmaz oldu. Kurtlar Vadisi Pusu’nun Polat Alemdar’ı, dizi ile ilgili haberler ve Gezi Parkı sürecindeki açıklamalarıyla öne çıkarken, yıl boyunca toplam 30 bin 514 haber ve yazı ile medyada yer aldı.

Medya Takip Merkezi’nin aynı raporuna göre, medyada sıklıkla adı geçen bir diğer ünlü ise Cem Yılmaz oldu. Haber miktarında geçen yıla oranla önemli değişiklik gözlenmeyen Yılmaz’ın, yeni çekeceği filmin kadrosunu basına açıklaması, medyada öne çıkan haberleri arasında yer alırken, kadroda Özkan Uğur, Zafer Alagöz ve Ozan Güven’in yer alacağı öğrenildi. Cem Yılmaz, yıl boyunca 26 bin 391 haber ve yazı ile gündeme geldi.

YILIN EN ÇOK KONUŞULAN ÜNLÜLERİ

No                 2013    2012    Artış (%)
    Ünlü isim           
1    Acun Ilıcalı        43.210    32.250    34
2    İbrahim Tatlıses    36.608    23.088    59
3    Hülya Avşar        34.870    30.337    15
4    Necati Şaşmaz        30.514    21.715    41
5    Cem Yılmaz        26.391    26.422    -1
6    Kıvanç Tatlıtuğ        22.994    19.025    21
7    Ebru Gündeş        22.174    8.104    173
8    Orhan Gencebay        21.242    12.287    73
9    Beren Saat        20.854    21.296    -2
10    Sezen Aksu        20.784    21.819    -5

MTM Medya Takip Merkezi tarafından, 2013 yılında 3000'i aşkın gazete, dergi, TV kanalı ve internet sitelerinde yapılan haber  (olumlu-olumsuz-nötr dahil) takip sonuçlarından derlenmiştir.

MTM Hakkında:

İstanbul Avrupa Yakası’ndaki merkezinin yanı sıra, İstanbul Anadolu Yakası, Ankara, İzmir, Bursa, Konya, Samsun, Adana, Gaziantep şehirlerinde 9, Almanya’da ve Azerbaycan’da birer olmak üzere toplam 11 noktada temsil edilen Medya Takip Merkezi (MTM), takip ettiği 4 bini aşkın yayın ve 150 çalışanıyla Türkiye’nin önde gelen medya takip kuruluşlarındandır. İstanbul’da, 1999 yılında kurulan MTM, ilk şubesini 2006 yılında Ankara’da faaliyete geçirmiştir. Kısa sürede Türkiye’de medya takip sektörünün lokomotifi haline gelen kuruluş, aynı yıl Almanya’da açtığı temsilciliği ile faaliyetlerini yurtdışına taşımıştır. Geçtiğimiz Haziran ayında, Azerbaycan’ın ilk medya takip şirketini faaliyete sokan MTM, klasik ve dijital medya takibinin yanı sıra, Medya Bilgi Rehberi, Etkinlik Takvimi ve Online TV Arşivi gibi servisleri ile de sektörde öne çıkmaktadır.

Yeni Opel Mokka ile Keşif Zamanı

1.4 lt 140 hp benzinli otomatik şanzıman seçeneğine sahip Mokka’ya, 63.444 TL’den başlayan fiyatlarla sahip olunabiliyor.

103 kW/140 hp.’lik güç ve 200 Nm. tork üreten 1.4 lt Motor, sıfırdan 100 km/s hızına ise 9.9 saniyede ulaşıyor. Yakıt tüketimi, 149 g/km CO2 oranına eşdeğer olan 6.4 l/100 km’dir.

Opel Türkiye Genel Müdürü Özcan Keklik, “Benzinli motorda otomatik şanzıman seçeneğine sahip Mokka ile kompakt SUV segmentinde üst sıraları hedefliyoruz. Yeni şanzıman seçeneğiyle karlı havalarda kompakt SUV keyfine varmak isteyen otomobil severlere çekici tasarımın yanında üstün teknolojik özellikleri de sunuyoruz. Mokka'nın Opel markasının satışlarına ve marka algısına olumlu katkıları devam edecektir “ dedi.

 
 

Asia Chai Art’dan Yıllanmış Çaylar

Çayın sunumundan tadımına kadar özel bir seremonin yaşandığı Asia Chai Art’da dünyanın en değerli çayları arasında kabul edilen beyaz çayın yanı sıra, yeşil, siyah, bitki ve meyvelerden yapılmış çay çeşitleri de bulunuyor. Ruhunu dinlendirmek ve günün yorgunluğunu atmak isteyenler için dünyanın en çok tüketilen çayları arasında yer alan Oolong ve Pu-er çayları da size gün içinde eşsiz zindelik hissettiriyor. Bu kadar çeşit bana yeterli gelmedi daha farklı bir lezzet istiyorum derseniz; bitkisel çay kategorisine giren ve C vitamini açısından oldukça zengin olan Rooibos çayı da yine Asia Chai Art’ın en iddialı çay çeşitleri arasında yer alıyor. Güney Afrika’nın Cape Town bölgesinde yetişen Rooibos, kışın yaklaştığı şu günlerde kendini daha iyi hissetmek isteyenlerin beğenisine sunuluyor.
 
Mağaza konseptlerini oluştururken çay severlere uzakdoğu kültürünü de yaşatan Asia Chai Art, açıldığı günden bu yana, çayın felsefesini, sunumunu, hazırlanışını ve daha pek çok önemli detayı meraklılarına sunuyor.

Ayrıntılı bilgi ve sipariş için;

Tel: 0216 445 000 1

 

2014 Kişisel Gelişim Mutluluk Ajandası

Ajanda dilenirse günlük olarak da kullanılabiliyor.

Günlükle, olumlu kayıtlardan çok olumsuz kayıtları hatırlamaya daha müsait insan beynine geçmişle ilgili olumlu anıları hatırlamayı öğretmek amaçlanıyor. Bu nedenle ,günlük kayıtların olumlu anılardan oluşması öncelikli tutulmuş .

 
Ajanda, her sayfasında “Daha İyi Bir Hayat ” için hatırlanması gereken motive edici bir söz barındırıyor. Bu sözler gün içinde hayat adına unutulan birçok önemli noktayı kullanıcıya hatırlatıyor.
 
Mutluluk Ajandası Projesi; her yıl sonunda insanların geçmiş yılı değerlendirebilmeleri ve yeni yıl için iyi dilekler oluşturabilmeleri göz önüne alınarak ortaya çıkarılmış.
Biten yılı iyi veya kötü bir yıl olarak değil, yaşanılan her anıyla hatırlamaları , yeni yıl için oluşturdukları iyi dileklerin hayatın akışına değil kendi çabalarına bağlı olduğunun öğretilmesi amaçlanmış.

Apple storeda aplikasyon versiyonuyla da yer alan Kişisel Gelişim Mutluluk Ajandası  raflarda yerini aldı .

Türkiye ‘ de ve dünyada ilk olan bu ajandayı yeni yılda farklı ve yararlı bir hediye olarak sevdiklerinize sunulabilirsiniz.

Sıradan bir günde küçük değişimlerimizle , çabalarımızda neler yapabiliriz ?

İnanır ve harekete geçersek bir çok şey…

Mutluluk Ajandası ; çalışan motivasyonunu gün içerisinde arttırmak amacı ile şirketler tarafından da kullanılmaktadır.

Fikir Sahibi :  Psikolog Eda Gökduman  / 0 533 695 92 12
Tasarım    :  Kontrast Ajans  / 0 216 418 19 76

Kalp Hastalıklarından Ölümler Azalacak

Acıbadem Maslak Hastanesi’nde gerçekleştirilen sempozyumda dünyada ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alan kalp hastalıklarına karşı yeni çözüm yolları ele ele alındı.

Anne karnında müdahale

Acıbadem Üniversitesi’nin öncülük ettiği, Boğaziçi Üniversitesi ve Koç Üniversitesi’nin de destek verdiği toplantıya toplam 5 üniversiteden kalp cerrahisi, doku mühendisliği, kardiyoloji ve biyomühendislik bilim dallarından uzmanlar katıldı. Toplantıda dünyada ölüm nedenleri arasında başı çeken kalp hastalıklarının geleceği ve en yeni tedavi yöntemleri tartışıldı. Toplantının açılışında konuşan Acıbadem Üniversitesi Kalp Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Tayyar Sarıoğlu, kardiyovaksüler hastalıkların tedavisinde ”inovasyon”un önemini vurguladı. Prof. Dr. Sarıoğlu, kalp cerrahisinde; yapay kalpten anne karnında doğumsal kalp hastalıklarına müdahaleye dek her geçen gün yeni tedavi yöntemleri geliştiğine ve hızla da gelişmeye devam ettiğine dikkat çekti.

Hedefe odaklı çözümler geliyor

Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cengizhan Öztürk de toplantıda yaptığı konuşmada, ürün geliştirmede üniversite ve sanayi işbirliğinin önemini vurguladı. Türkiye’de sağlık sektöründe ilginç bir zamandan geçildiğini, sağlık alanına yatırım yapmak ve girişimcilik için olumlu bir ortam olduğunu belirtti. Özellikle kardiyovasküler hastalıkların tedavisine yönelik heyecan verici gelişmeler yaşandığını belirten Prof. Dr. Öztürk, “ Kişiye özel tıbbın da gelişmesiyle daha akıllı hedefe odaklı doku mühendisliği gibi normal vücutla daha uyumlu çözümlere çok kısa zamanda ulaşacağını tahmin ediyorum. Bunları yakın vakitte göreceğimizi düşünüyorum. Ölüm nedenleri arasında artık kardiyovasküler sebeplerin pek çoğunu “önlenebilir ölümler” listesinde göreceğimizi yakın bir vadede ve hayat kalitemizin yükseleceğini düşünüyorum” diye konuştu.
Yaratıcı düşünceden-ürün gelişimine ve “Türkiye’de Tıbbi Teknoloji Üretimi” konulu konuşmaları ile Prof. Dr. Nezih Hekim felsefi ve vizyonel sunumu ile dikkat çekti.

Kalp krizinde kök hücre çözümü

Kardiyovasküler hastalıklar dünyada en büyük ölüm nedeni. Ancak tıptaki hızlı gelişmeler, kalp hastalarının imdadına her geçen gün daha fazla yetişiyor. Bunun başında da kök hücre tedavisi geliyor. Acıbadem Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Acıbadem Labcell Hücre ve Kordon Kanı Bankası Sorumlu Müdürü Prof.Dr. Ercüment Ovalı, şunları söyledi: “Kök hücrelerinin kalp hastalarında etkinliği artık tartışılmaz. Kalp krizi sonrası uygulanan kök hücre tedavisi hastaya daha kaliteli ve daha güvenli bir yaşam vaad ediyor. Ama burada tek dikkat edilmesi gereken şey, tedavide kullanılan kök hücrenin gerçekten kök hücre olup olmadığıdır.” Kök hücrenin vücudun doğal yapısına benzer bir şekilde üretilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Ercüment Ovalı; aksi halde hızla bozulup, kök hücre özelliğini yitirdiğini vurguladı. 

Kalıcı stent yerine eriyen stent

Kısa süre öncesine dek, kalp damarlarını açmak için metal stentler tek seçenekti. Tedavinin vazgeçilmezi olduğu gibi, olumsuz yan etkileri de söz konusuydu. Hastanın ömrünün sonuna dek damarları içinde kalan metal, alerjik reaksiyondan pıhtılaşma reaksiyonuna dek bazı sorunlara yol açabiliyordu. Üstelik, tekrar daralma ve tıkanma da söz konusu olabiliyordu. Ama en son teknoloji ile “daralmaya da son stende de!” Nasıl mı? Yanıtını Acıbadem Üniversitesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinan Dağdelen veriyor: “İlk kez kimyasal metallerle stentler üretildi. Bu stendi yerleştirerek damarı açıyorsunuz. 6 ay içinde ise, hem kimyasal stent yavaş yavaş eriyerek hepten yok oluyor hem de damar eski orijinal, açık halini alıyor.” Yani stent de kalmıyor, darlık da. Prof. Dr. Dağdelen, Türkiye’de bir yıldır uygulanan bu yeni yöntem ile çok sayıda hastanın sağlığına kavuştuğunu vurguluyor.

Her gün 5 yerine 1 ilaç hatta hiç

Yüksek dirençli tansiyon hastalarının en büyük sıkıntısı; kontrolsüz tansiyonlarını kontrol altına almak için kullanılan ilaçlar. Hastalar günde 5 ilaç almak zorunda kalıyor ve bu hastaların sayısı hiç de azımsanmayacak boyutta. Türkiye’de 40 yaşın üzerindeki nüfusun yüzde 35’i tansiyon hastası. Üstelik bu bilinen sayı. Prof. Dr. Dağdelen, işte kontrolsüz, dirençli yüksek tansiyon hastalarını günde 5 ilaçtan kurtaracak çareyi açıklıyor: “İlaç kullanmadan, vücuda bir şey yüklemeden sadece tansiyon yapan sinirleri uyuşturmak suretiyle yapılan yeni bir tedavi yöntemi var. Kasıktan anjiyo yapılır gibi böbrek damarlarının içine giriliyor ve böbrek damarının etrafındaki sinirler ısıtılarak uyuşturuluyor. O sinirler zayıflatılıyor ve böylelikle tansiyon düşürülüyor. Hastayı uyutmadan 40 dakikada gerçekleştirilen yöntemle, günde 5 ilaç almak zorunluluğu ortadan kalkıyor ve hastalar sadece tek bir ilaçla hayatlarını devam ettiriyor.”

Mandallama ile kalp kapakçığına ameliyatsız çözüm

Kalp cerrahisi nereye koşuyor? Gidişata bakılırsa “kalpten ölüm oranlarını aşağı çekecek” umut verici bir yöntem. Sempozyumda o umudun yolları ayrıntılarıyla ele alındı. Prof. Dr. Sinan Dağdelen, kalpte heyecan verici bir başka son teknoloji tedavi yönteminin de “mandallama” olduğunu belirtiyor. Prof. Dr. Dağdelen, “Mandallama; kalp kapakçığı, mitral kapakçık yetersizliğinde ameliyat etmeden, bir yeri kesmeden ve herhangi bir kanama olmadan kasık damarından girerek kalp kapakçık yetersizliği olan bölgeye bir mandal yerleştirmek ve bu sayede kapakçık yetersizliğini tedavi etmektir. Bu daha önceden ameliyatla yapılırdı. Artık ameliyat riski yüksek hastalara hiç ameliyat etmeden, kasık damarından anjiyo gibi girerek bu kapakçıkta problem olan yeri buluyoruz. Oraya bu mandalı yerleştiriyoruz ve kapakçık yetersizliğini kaldırıyoruz” diyor.

 
Toplantıda ayrıca, robotik cerrahideki gelişmeler, dolaşım destek cihazları ve vücut dışı dolaşım sistemlerindeki en son yenilikler ele alınan konular arasındaydı.

AIDS Tehlikesi Sinsice Aramızda Dolaşıyor

HIV enfeksiyonu bulaştıktan iki-dört hafta sonra gribal bir enfeksiyon gibi başlayıp, daha sonra yıllar süren bir sessiz döneme girmektedir. Bu uzun dönemde virüs, bağışıklık sisteminin vücudu mikroplardan koruyan hücrelerde çoğalır ve varlığını sürdürür. 10 yılı aşabilen bir süre sonunda bağışıklık sisteminde yetersizlik ortaya çıkmaya başlar, kandaki virüs miktarı artar, CD4 hücreleri azalır ve bağışıklık sistemi çöker. Bunun sonucunda normalde seyrek görülen bazı enfeksiyon hastalıkları ve bazı kanser türleri bu hastalarda daha sık görülür.

Korunmasız cinsel ilişki ve uyuşturucu kullanımı en sık bulaşım yolları

HIV enfeksiyonunda cinsel temas en sık görülen bulaşma şeklidir. Hastalığın tanımlandığı ilk 10 yıl içinde yayılımının öncelikle homoseksüel ilişkiyle gerçekleştiği bildirilirken, bugün HIV enfeksiyonunun yayılımı esas olarak %60-70 heteroseksüel yolla olmaktadır. Bulaşma için HIV pozitif kişi ile yapılan tek bir cinsel temas bile yeterli olup, cinsel temas sayısı arttıkça bulaşma olasılığı da artmaktadır. Cinsel temas sırasında prezervatif kullanmak bulaşma riskini azaltır, fakat uygun materyalden yapılmamış olması ve delinme ihtimaline karşı riski tamamen ortadan kaldırmaz.
HIV’in ikinci en sık bulaşma şekli damar içi uyuşturucu madde kullananların ortak paylaştıkları iğnelerdir. Damar içi uyuşturucu kullanımının azaltılması ve bu kişilerde ortak iğne kullanımının önlenmesi bulaşmayı azaltabilir.  Ülkemizde 1987 yılından beri tüm kan bağışçılarına zorunlu olarak ELISA yöntemi ile HIV testi yapıldığından kan ve kan ürünleri ile bulaşma çok azalmıştır.

Doğurganlık çağındaki kadınlara gerekli testler yapılmalı

Virüs, hastalığı taşıyan anneden bebeğe, doğum öncesinde, doğum sırasında veya sonrasında bulaşabilir. Anne sütü de virüsün bulaşmasına neden olabilir. Doğurganlık çağındaki tüm kadınların AIDS konusunda bilgilendirilmesi ve gerekiyorsa test yaptırması önerilmektedir. Eğer gebe HIV taşıyorsa, gebeye ve doğum sonrasında bebeğe koruyucu ilaç tedavisi verilerek, doğumu sezaryen ile gerçekleştirmek ve bebeği emzirmekten kaçınmak ile bulaşma önemli oranda önlenebilir.
Sağlık çalışanlarına HIV enfeksiyonunun geçişi en sık kullanılmış iğnenin batması ile olmaktadır. Sağlık çalışanlarının çalışırken koruyucu önlemler alması (eldiven vb.) ve yaralanma sonrası en kısa zamanda koruyucu tedaviye başlamalarıyla hastalık geçişi engellenebilmektedir.

Bir AIDS hastası ile aynı ortamdaysanız…

HIV birçok vücut sıvısında bulunmasına rağmen kan, erkek ve kadının cinsel salgıları ile bulaşmaktadır. Dış ortamda en fazla birkaç saatte ölen virüs hava yolu ile bulaşmaz. Dokunmak, el sıkışmak, yanak yanağa öpüşmek, tokalaşmak, işyerinde aynı ortamda çalışmak, aynı telefonu, aynı bardağı kullanmak, aynı havuz, banyo ve tuvaleti paylaşmak, gözyaşı, ter ve sivrisinek sokması ile bulaşmaz.

Ömür boyu ilaç tedavisi gerekir

HIV enfeksiyonunun tedavisinde kullanılan çeşitli ilaçlar mevcuttur. Günümüzde kullanılan kombine ilaç tedavileri kandaki virüs miktarını çok azaltmakta ve bağışıklık sisteminin uzun süre korunmasını sağlayabilmektedir. Fakat ilaç tedavisi ile HIV enfeksiyonunun tamamen ortadan kaldırılması mümkün olmadığından bu ilaçların ömür boyu kullanılması gereklidir. Tedaviye birkaç gün bile ara vermek virüsün direnç geliştirmesine sebep olabilir. HIV aşısı için araştırmalar da son hız devam etmektedir. Tedaviyle birlikte son yıllarda AIDS’e bağlı ölüm oranları azalmaya başlamıştır.
1 Aralık Dünya AIDS Günü’nde toplumsal duyarlılığın oluşturulması, halkın HIV/AIDS’ in bulaşma yolları hakkında bilgilendirilmesi, güvenli ve sağlıklı cinsel hayat konusunda bilinçlendirilmesi, kondom kullanımının yaygınlaştırılmasının vurgulanması, HIV ile enfekte olanlara ayrımcılık yapılmaması, bu kişilerin hiçbir şekilde suçlanmaması, yargılanmaması ve toplumdan dışlanmamasının gereğine dikkat çekilmesi önem taşımaktadır.

Stres Kemikleri de Kırıyor

Stres kırıkları zamanla oluşuyor

Stres kırıklarında kırılma kuru bir ağaç dalının kırılıp ikiye ayrılması gibi değil zaman içerisinde mikro düzeyde gerçekleşiyor. Mikroskobik boyutta olan kırıklar, ağrı ve şişliğe neden oluyor. Eğer başlangıç düzeyindeyse yalnızca MR ya da tomografik tetkiklerde görülebiliyor. Ancak çoğu zaman normal çekilen röntgende görülemiyor ve bu yüzden de tespiti atlanabiliyor.

Stres kırıklarına kadınlarda daha sık rastlanıyor

Stres kırıkları genelde 20-35 yaş grubunda görülüyor. En sık da profesyonel sporcularda rastlanıyor. 45-55 yaş aralığındaki kadınlarda da hem kilo hem de östrojen-progesteron dengesinin farklılaşması nedeniyle ayak tarak kemiğinde stres kırıkları oluşabiliyor. Üstelik normal bir kemik kırığının iyileşme süresi 1-1,5 ay iken stres kırığında bu süreç iki katına kadar çıkabiliyor.

Aşırı spor, stres kırığı oluşturabiliyor

Aşırı spor yapma durumunda vücut sinyal veriyor. Vücuduna fazla yüklenenlerde çeşitli ağrılar meydana geliyor. Yani vücut bir şekilde ağrıyla kişiyi durması için uyarıyor. Bu nedenle basit bir incinme bile olsa dinlenmek gerekiyor.  Ancak  spor yaparken ağrılar devam ediyorsa bu durum ya sporun derecesi ya da çalışılan gün sayısı veya saatinin fazla olduğu anlamına geliyor. Bu durumda hemen önlem alınması gerekiyor. Öncelikle herkesin vücudunu dinlemesi ve tanıması gerekiyor. Vücudun tolere ettiği dengeyi bilmek; örneğin 10 kiloyla çalışılıyorsa beş kiloya, 50 tekrar yapılıyorsa 30’a indirmek büyük önem taşıyor. Fakat bu kararı vermeden önce mutlaka bir uzmana başvurarak onun önerilerini uygulamak önemli.

Fazla ayakta kalmak stres kırıklarına neden oluyor

Kişi işi gereği sürekli ayakta duruyorsa, durumuna uygun, yükü homojen bir şekilde dağıtacak ayakkabılar seçmesi gerekiyor. Özellikle işi ayakta durmayı gerektiren kadınların topuklu ayakkabı giymesi vücudun yükünün tarak kemiklerine binmesine yol açıyor. Sporcularda ise basış veya yürüyüş bozukluğu varsa yine ayakkabının bu duruma uygun olması gerekiyor. Ayrıca yapılan yürüyüş ve koşu analizleriyle sporcunun ayağında basma sırasında, koşarken ve yürürken herhangi bir anormallik ya da yük dağılımında bozukluk varsa tespit edilebiliyor. Bu sayede de ayakkabısı ya da kramponunun içerisine özel tabanlıklar yaptırılıyor.

Tedavide dinlenme esas

Stres kırığının oluşmasındaki faktörlerden biri mikro travmaların tekrarlaması ve yük bindirmesi… İyileşme sürecinde ise normal kırıklarda olduğu gibi, o dokuyu istirahate almak gerekiyor. Gerekirse hastaya o bölgedeki yükten kurtulabilmesi için koltuk değneği kullandırılıyor. Aşırı yük ve mikrotravmalar kesildiği takdirde de vücut kemiğin kaynamasını kendi yapıyor. Tedaviye rağmen kaynamayan ya da geç kaynayan stres kırıkları var ise kaynamayı hızlandırıcı başka yöntemler devreye sokuluyor. Dışarıdan ses ultrasonuyla kemikteki biyolojik olay mekanik bir şekilde tetiklenmeye çalışılıyor. Cilt altına çok yakındaysa

PRP denilen kişinin kendi kanından trombosit ve türevi hücreler enjekte ediliyor. O bölgede iyileşmeyi tetiklemesi için de bu biyolojik ajanlar kullanılıyor. Stres kırığı ayak tarak kemiğindeyse ayakkabıdaki yük dağılımını ortadan kaldırmak için özel tabanlıklar öneriliyor. Çok nadir olarak da cerrahi gündeme geliyor. Genelde koruyucu önlemlerle yüzde 80-90’ı kendiliğinden kaynıyor.

Çocuklarda Kabızlık Sorununu Önemseyin

Bu belirtilere dikkat!

Çocuğun haftada üçten daha az sayıda tuvalete çıkması,

Çocuğun her dört tuvalete gidişinden birinde ağrı çekmesi veya aşırı biçimde ıkınması,

Çocuğun iç çamaşırının kirlenmesi

Tanı bu belirtilerden bir veya bir kaçının olması ile konulmaktadır.  Ancak durumu fonksiyonel kabızlık olarak adlandırabilmek için diğer sebeplerin elenmesi gerekir.

Tedavi için geç kalmayın

Altta yatan sebep bulunursa o doğrultuda tedavi gerçekleştirilmelidir. Başka bir neden bulunmayan fonksiyonel kabızlıkla başa çıkabilmek için çocuğun normal bir şekilde tuvalete çıkabilmesini sağlamak, ağrıyı önlemek ve bir bağırsak düzeni oluşturmak önemlidir. Bu amaçla şurup, ağrı kesici krem ve fitil olmak üzere 3 ilaçtan yararlanılır. İlk 5-10 günde kullanılan fitil veya lavmanın amacı, başlangıçta çocuğu konforlu bir şekilde unuttuğu tuvalete gitme hissine yeniden alıştırmaktır. Fitil veya lavman duruma göre 5-10 gün kullanılır ve sonra kesilir. Alışkanlık yapmaz, aksine tedavi aksatıldığı zaman kabızlık alışkanlık haline gelmiş olur. Kabızlık tedavisinde kullanılan şurup da önerilen dozlarda kullanıldığı takdirde yan etki yapmaz.

Çocuğunuzun beslenmesine dikkat edin

Kuruyemiş, asitli içecekler, günde bir bardaktan fazla süt, beyaz undan yapılan ekmek, makarna ve pirinç, çikolata, muz, şeftali ve nar tedavi sürecinde çocuğunuz için yasaklı gıdalardır. Özellikle tüketilmesi gereken besinler ise; kepek ekmeği, yulaf unu ile yapılan çorba veya muhallebi, sebze yemekleri, kayısı, incir, probiyotik yoğurtlar şeklinde sıralanabilir.

Durum ileri yaşlarda cerrahi tedaviye kadar gidebilir
 
Tuvaletini kaçıran bir çocuk arkadaşlarından uzaklaşabilmekte  ve özgüven sorunları yaşayabilmektedir. Bunların dışında kabızlık iştahsızlık, büyüme-gelişme geriliği, kansızlık, aralıklı olarak tekrarlayan karın ağrısı ve bacak ağrılarına neden olmaktadır. Ayrıca ileri yaşlarda anal fissür (yırtık) ve aşırı genişlemiş kalın bağırsağın çıkardığı sorunlar nedeniyle cerrahi gerektirebilir.

Süt İçerek Ayda 2-4 kg Yağ Yakmak Mümkün

Vitaminden minerale, proteinden kalsiyuma eşsiz içeriğiyle, en temel gıda maddelerinden süt. Kemikleri güçlendirmesinden tansiyonu düzene sokmaya yardımcı olmasına dek vücuda çok sayıda faydası, bilinenler arasında. Bir de bilinmeyenler var. İşte onlar da yeni yeni keşfediliyor. Yapılan çalışmalar, sütün mucizevi bir faydasını ortaya çıkardı. Günde 2 bardak süt içerek, fazla kilolarınızdan ve yağlarınızdan kurtulabilirsiniz! Acıbadem Ataşehir Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Oya Yüksek,sütün özellikle de tarçın veya tarçın kabuğuyla tüketilmesinin etkiyi artırdığını belirtiyor.

Göbek yağlanmalarına günde 2 bardak süt

 
Doğduğumuz günden itibaren en temel gıda maddelerinden olma özelliğini taşıyor süt. Vücudumuzun ihtiyacı olan protein, yağ ve karbonhidratı yeterli dozda içeren en değerli vitamin kaynaklarından biri. Üstelik insan vücudu süt proteinini daha iyi kullanıyor. Sütün yüzde 87’ye yakını ise sudan oluşuyor. Süt, bilinen faydalarının yanı sıra şimdi bir de yeni yeni keşfedilen faydasıyla, rüştünü bu kez “estetik” açıdan ispatlıyor: Bölgesel yağ yakımı! Vücutta kilo artışları bazen vücudun tümüne yayılabildiği gibi bazen de bölgesel olarak birikim yapabiliyor. Özellikle aşırı stres, karbonhidrat tüketiminin çok olması, protein ve kalsiyum alımının az veya yetersiz olması ayrıca menopoz gibi durumlar da bölgesel kaynaklı kilo artışlarını beraberinde getiriyor. Süt ise, bölgesel yağ yakımı için gerekli üç dengeyi içeriğinde barındırıyor: Kan şekeri dengesi, yeterli protein alımı, yeterli kalsiyum alımı.

Kilo vermede üç dengeye dikkat

Beslenme ve Diyet Uzmanı Yüksek, “Kilo vermede bir denge vardır. Bu denge de karbonhidrat metabolizmasının iyi gitmesi, vücudun yeterli protein alımı ve yeterli kalsiyumun alınması. Bunların hepsine baktığınız zaman, işte bu üç denge sütte mevcuttur” diyor. Oysa günlük hayatta yanlış besin seçimleri, karbonhidrattan yoğun beslenme veya dışarıda çok fazla yemek tüketmek gibi nedenler kan şekerini aniden düşürüp yükseltebiliyor. Gün içinde yaşanan bu ani dalgalanmalar vücut insülinlerini de etkilediği için belli bir süre sonra kilo artışına, karın ve kollarda yağlanmaya yol açıyor. Bugüne dek toplumda kilo vermek için sebze tüketmek algısı bulunuyordu. Oya Yüksek, “Hatta tek kuralın bu olduğu düşünülüyordu. Oysa ki proteinin eksik olduğu beslenme şekillerihem kilo vermeyi zorlaştırıyor hem de ilerleyen dönemlerde kas kayıpları, vitamin-mineral kayıpları gibi sorunlara yol açabiliyor. Bu nedenle protein mutlaka günlük beslenmemizde yer tutmalı” diyor. Kalsiyumun da toplumda çok ihmal edildiğini, özellikle yağ atımı ve kilo verme açısından kalsiyum alımının son derece önemli olduğunu belirten Yüksek,  “Kalsiyumun yağ attırıcı bir etkisi var. Özellikle bağırsaklardan yağların emilmeden atılmasını sağlıyor” diyerek kalsiyumun kilo vermedeki önemine dikkat çekiyor. Ve şeker metabolizması. Sütün içinde laktoz şekeri bulunuyor. Bu da kan şekeri dengesini sağlıyor. Yüksek, “Bu üçü birleştiği zaman kilo verme de kolaylaşmaya başlıyor bizim için” diyor.

Bir ayda etkisini göstermeye başlıyor, peki ama nasıl?

 
Bir bardak süt mide boşluğunu hissettirmeden kişiyi en az 4 saat boyunca tok tutuyor. Kişinin metabolik bir rahatsızlığı bulunmaması durumunda, günde 2 bardak süt tüketimi kilo verme ve incelmeye yardımcı oluyor. Peki etkisini ne zaman göstermeye başlıyor? Beslenme ve Diyet Uzmanı Oya Yüksek, “Metabolizmada sorun yoksa günde iki bardak süt, bir ay boyunca düzenli tüketildiğinde 2-4 kilo yağ kaybı sağlıyor. Metabolizmada sorun varsa daha az olabiliyor bu kayıp ama illa ki verdiriyor” diyor. Metabolik sendromun kadınlarda özellikle kollarda kalınlaşmaya ve göbek bölgesinde “simit” denilen yağlanmalara neden olduğunu belirten Yüksek, “Bunun nedeni de hormonal problemlerle ve genetik yapının yanı sıra, biraz insülin dengesinin bozulmasından yani direkt kan şekerlerimizin bozulmasından kaynaklanıyor. Süt tüketimi kan şekerini çok hızlı yükseltmiyor, çok hızlı da düşürmüyor. Yani güzel bir denge sağlıyor. O da yavaş yavaş göbek bölgesini eritmeye başlıyor. Böylece mucizevi içecek olabiliyor bizim için” diyor.

Tarçın veya tarçın kabuğuyla tüketin

Sütün mucizevi zayıflatıcı etkisine yönelik pek çok araştırma bulunuyor. Bu araştırmalarda tarçının faydasına da vurgu yapılıyor. Sütün tarçın veya tarçın kabuğuyla tüketilmesi etkiyi artırıyor. Tarçın kullanımı, özellikle açlık ve tokluk şekerlerini dengeye sokuyor. 3 gram tarçın, 1 tarçın kabuğuna denk geliyor. Günde toplam bir çay kaşığına denk gelecek şekilde tarçınlı süt tüketimi  son derece faydalı. Toplumumuzda laktoz intoleransı olduğu için kişiler “gaz yarattığı” gerekçesiyle sütü hayatlarından tamamen çıkarma yoluna gidiyorlar. Beslenme ve Diyet Uzmanı Oya Yüksek, “Oysa gaz problemi olanlar için laktozsuz sütleri tercih ediyoruz artık. Bu arada sütün dolaptan çıkarıldıktan sonra bir süre oda sıcaklığında olması beklenmesi gerekli. Aksi halde gaz problemine yol açabiliyor” diyor. Süt tercihinin günlük süt veya yarım yağlı süt şeklinde olması gerektiğine işaret eden Yüksel, içilecek öğünleri ise, kan şekerlerinin düştüğü ikindi ve gece yatmadan 2 saat öncesi olarak belirtiyor. Oya Yüksek, “Gece yatmadan iki saat önce içeceğimiz bir bardak süt, sabaha kadar kan şekerlerimizi  dengeye sokar. Sabah uyandığımız zaman aç uyanmayız. Birçok insanda sabah aç uyanma sorunu var. Bu da kan şekerlerinin çok düşmesinden kaynaklanıyor.   O yüzden sütün ikindi ve gece öğününde alınması tercihimiz” diyor. Süt, hamilelik sonrasında da kadınların fazla kilolarından kurtulmasına yardımcı oluyor. Yüksek, sütle zayıflayan hastalarından örnek veriyor: “Ölçtüğümüz zaman normalde kas-yağ ölçümlerinde daha az yansıyabiliyor ama özellikle vücut ölçümlerini aldığımızda bel ve karına baktığımız zaman bir ay içinde 3-4 santim incelme yakalıyoruz. O ölçüm bizim için daha önemli. Normal yağ-kas ölçümü önemli ama esas kişinin incelmesi daha önemli.”

Sofra şekerine son; yürüyüş şart

Uzmanların her defasında zararını vurguladıkları sofra şekerinin artık günlük hayatımızdan çıkarılması şart. “Sofra şekeri” denilen rafine şeker, sağlık açısından son derece zararlı. Kilo verme çalışmalarını da tam anlamıyla baltalıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Yüksek, sofra şekerinin yanı sıra, şerbetli tatlıların, hazır sütlü tatlıların, pirinç pilavının da tüketilmemesini öneriyor: “Bunları çok fazla tüketip de üstüne süt içtiğimizde bir işimize yaramaz. O sadece birazcık daha nötrleme yapar. Biz ekmeğin diyette olmasını istiyoruz. Günlük en az mutlaka 3 dilim tam buğday veya çavdar ekmeği tüketilmeli. Spor yapanlarda 6 dilime kadar çıkabilir.” Sağlıklı zayıflamada düzenli yürüyüşün de etkisi büyük. Mutlaka hareket edilmesi gerekiyor. Haftada en az 2 kez yürüyüş önemli. Yürüyüş bandı da fayda sağlıyor.

Kimler süt içimine dikkat etmeli?

-Gaz problemi ve şişkinlik sorunu çok yaşayanlar

-Reflü sorunu olanlar

-Laktozu sindiremeyen vücutlar (laktoz intoleransı) – laktozsuz sütler mevcut

-Taş problemi yaşayanlar

-Protein alımı kısıtlanmış olanlar

PRNet AŞ’den Atak

Medyada yayınlanmış her türlü bilgiye kolay ve hızlı erişim sağlayan mobil uygulamalar sayesinde iş dünyası, kendileri ve rakipleriyle ilgili çıkan haberlere anında erişebiliyor.
 
ISO 500’ün yayınladığı Türkiye’nin ilk 10 şirketinin 9'u, medya takibi ve sektörel bilgi ihtiyacını PRNet servisleriyle sağlamakta.

Okan Üniversitesi Türkiye’nin En Genç Sosyal Girişimcilerini Arıyor

“Başarıyı destekliyoruz” sloganıyla çalışmalarını sürdüren ve kuruluşunun 15’nci yılında 15 bin öğrenciye ulaşan Okan Üniversitesi, lise öğrencilerine yönelik düzenlediği etkinlikler ve sosyal projelerle dikkat çekiyor. Üniversite, Türkiye’nin geleceğine yön verecek olan gençleri daha lise çağındayken keşfetmek için Liseli Gençler Sosyal Girişimcilik Proje Yarışması’nı hayata geçiriyor. Okan Üniversitesi Sosyal Girişimcilik ve Sosyal Sorumluluk Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin koordinatörlüğünde düzenlenen Liseli Gençler Sosyal Girişimcilik Proje Yarışması, Türkiye genelinde var olan sosyal sorunlara, sosyal girişimcilik çerçevesinde bir çözüm üretmek için yaratıcı fikirlere sahip lise öğrencilerini hedefliyor.
 
Yarışmaya katılmak isteyen lise öğrencilerinin 3 bin kelimeden oluşan proje sunumlarını www.okan.edu.tr adresindeki yarışma sayfasında yer alan formu doldurarak girişim iş planları ile birlikte göndermeleri gerekiyor.

Yarışmanın katılım koşulları, şartları ve ödül bilgilerine ulaşmak için tıklayınız.

http://uygulamalar.okan.edu.tr/osgm/
 

 
Yarışma Takvimi
 

Son Teslim:                         11 Mart 2014

Jüri Değerlendirmesi:      17-28 Mart 2014

Sonuçların Açıklanması:  08 Nisan 2014

Ödül Töreni:                        11Nisan 2014

 

Jüri Üyeleri

Yrd. Doç. Dr. Ezgi Yıldırım Saatçi – Okan Üniversitesi

Yrd. Doç. Dr. Selma Arıkan – Okan Üniversitesi

Ayşe Nur Özcan – Turkish WIN

Başak Saral – Habitat

Bedriye Hülya – B-Fit

Ercan Tutal – Düşler Akademisi

Ferhan Cook – M-Spark

İbrahim Betil – TOG

Nasuh Mahruki – AKUT

Nick McGirl – Ashoka

Ozan Sönmez – Social Entrepreneur

Serra Titiz – Mikado Consulting

Suat Özçağdaş – SİM

Timur Tiryaki – SOGLA

Çocuğunuz Okul Yolunda Hasta Olmasın

Kapı kollarından tuvaletlere, hatta ankesörlü telefonlar ve bilgisayar klavyelerine günlük hayatımızda elimizin altındaki pek çok yer, tam anlamıyla mikrop yuvası. Temiz görünmesi hijyenik olduğu anlamına gelmiyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ayşe Sesin Kocagöz, mikropların özellikle de kış aylarında hem çocuklara hem erişkinlere kolayca bulaşabildiğini, ishalden zatürreye dek pek çok hastalığa yol açabildiğini vurguluyor.

Okul servislerine dikkat!

Okul servislerinde kimi zaman şöyle bilgilendirme yazıları görmek mümkün: “Kış aylarında ortaya çıkabilecek gribal enfeksiyonları önlemek, genel anlamda hijyen sağlamak amacı ile araçlarımızın tamamı ilaçlanmıştır” Bu bilgilendirmeyi gören velilerin çoğu, çocuğunun gerekli hijyene sahip bir serviste okula gidip geldiği düşüncesiyle kendilerini rahat hissedebiliyorlar. Ancak yanılıyor olabilirler! Acıbadem Maslak Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ayşe Sesin Kocagöz, okul servisleri ve toplu taşıma araçlarının özellikle soğuk algınlığı ve solunum yolu enfeksiyonları gibi mikroplar açısından risk taşıdığını belirtiyor. Koltuklarda, özellikle de baş kısımları ve kol dayama yerlerinde, tutamaçlarda hatta başın dayandığı camlarda hastalık oluşturan mikropların bulunduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Kocagöz, mikroplara maruz kalan kişinin de bu mikropları öksürük, hapşırık ve dolayısıyla mikroplanmış elleri aracılığıyla çevreye yaydığını söylüyor. Prof. Dr. Kocagöz, enfeksiyon riskine karşı okul servislerinin sadece tek sefer ilaçlanmasının yeterli olmayacağını, çünkü öğrencilerin servisi kullanmaları ile bu alanların tekrar kirleneceğini belirtiyor. Bu nedenle her gün, hatta mümkünse her turdan sonra standart temizlik malzemeleriyle ellerin sık temas ettiği alanların (kapı kolları, tutamaçlar vs.) temizlenmesi gerekiyor. Benzer şekilde diğer kullanımda olan toplu taşıma araçları da gün sonunda ve mümkün olduğunca gün içinde de birkaç kere temizlenmeli. Üstelik kullanılan temizlik malzemeleri, güvenilir, onaylanmış markalar olmalı. Aksi halde sağlık açısından çok daha zarar verici olabiliyor. 

Teneffüslerde sınıflar havalandırılmalı ve enfeksiyon kontrol planı yapılmalı

 
İş sadece okul servisleri ve toplu taşıma araçlarıyla da bitmiyor. Prof. Dr. Kocagöz, “Okullarda temizlik mutlaka günde birkaç kere yapılmalı. Bu, olmazsa olmaz şartların başında geliyor” diyor. Okullarda bu konu ile ilgili olarak “enfeksiyon kontrol planı” yapılmalı; sık kullanılan kapı kolları, tuvaletler, merdiven korkulukları gibi mikroplar ile kirlenme riski olan alanlar mümkünse birkaç kere temizlenmeli. Prof. Dr. Kocagöz, grip başta olmak üzere solunum yolu ile bulaşan mikropların önlenmesi için sınıfların her dersten sonra teneffüslerde havalandırılmasının son derece önemli olduğunu belirterek, “Yapılacak rutin ve etkili temizlik sayesinde, enfeksiyonlara ve enfeksiyonların yayılma riskine karşı önlem alınabilir” diyor.

Çocukları enfeksiyonlardan koruma yolları

Bulaşıcı hastalıklardan korunmak için, kurumların rutin temizliklerini gün içinde birkaç kere yapmaları şart. Bunun yanı sıra, çocukların da enfeksiyonlardan korunmak için alabilecekleri basit ama çok etkili yöntemler var. Özellikle de anne-babaların hijyen kurallarıyla ilgili bu önlemleri çocuklarına öğretmeleri gerekiyor. İşte o önlemlerden bazıları;

•Elleri sık sık sabunla yıkamak.

•Hapşırırken tek kullanımlık mendil kullanmak veya ağzı elle değil kolla kapatmak. (Hapşırma sırasında havaya yayılan virüsler 8 saat canlı kalabiliyor)

•Arkadaşları sık öpmekten kaçınmak.

•Elleri gözlere ve ağıza sürmemek.  Zira bakteri ve virüsler vücudumuza en çok bu bölgelerden giriyor.

•Toplu taşıma araçlarında, okul servislerinde, kafeteryada, yemekhanede, sınıfta; kısacası kalabalık her yerde çok yakın mesafede sohbet etmekten kaçınmak.

•Çöpleri, atıkları açıkta bırakmamak, çöp kovasına atmak.  Ardından elleri sabunla iyice yıkamak.

•Su ve sabun olmayan yerlerde, ıslak mendil veya antibakteriyel temizleyicilerinden faydalanmak.

Grip aşısı yaptırın!

Kışın gelmesi ile grip virüsünün tekrar etkinleştiğini belirten Prof. Dr. Kocagöz, grip salgınından korunmak için çocuklarla birlikte risk grubundakilerin mutlaka grip aşısı olmaları gerektiğini vurguluyor. Çok sayıda aile grip aşısına karşı çelişkili görüşler nedeniyle kararsız kalıyor ve grip aşısı yaptırmaktan kaçınıyor. Prof. Dr. Kocagöz, çocuklar ve risk grubundaki erişkinlerin grip aşısı yaptırmalarını öneriyor. Böylece, özellikle kış aylarında sık görülen solunum yolu enfeksiyonlarının önemli bir grubu olan grip mikroplarından korunmanın mümkün olduğunu vurguluyor.

Türk Doktorlarından “By-Pass mı, Stent mi? Tartışmasına Son

Kardiyoloji ve kalp damar cerrahisi alanında son 10 yıldır ‘‘stent mi daha iyi, by-pass ameliyatı mı daha iyi’’ tartışması vardı. Stentlerin daha iyi olduğunu öne süren bilimsel çalışmalar olduğu gibi, by-pass ameliyatının daha iyi olabileceğini düşündüren bilimsel araştırmalar da mevcuttu. Ancak Forbes Dergisi başta olmak üzere dış basında da büyük ilgi gören ve tam metni en saygın tıp dergilerinden JAMA Internal Medicine’da yayınlanan Türkiye kaynaklı bir bilimsel makale by-pass -stent tartışmasına son noktayı koymuş görünüyor. Yeni araştırmanın sonucuna göre, by-pass ameliyatları ve stentlerin uzun dönem sonuçları incelendiğinde, by-pass ameliyatı sonrasında ölüm oranının stent takılan hastalara göre belirgin olarak daha düşük olduğu ortaya çıkıyor.

Acıbadem Üniversitesi öğretim üyeleri Prof. Dr. Cem Alhan, Prof. Dr. İlke Sipahi ve Prof. Dr. Sinan Dağdelen’in dışında ABD’den de Kalp Damar Cerrahisi Uzmanları Dr. Hakan Akay ve Dr. Arie Blitz’in de aralarında olduğu bir ekip tarafından yapılan araştırma, yayınlandıktan sonra tıp dünyasında büyük ses getirdi.

 
Araştırmanın nasıl yapıldığı, bu sonuçlara nasıl ulaşıldığı konusunda merak edilen soruları yanıtlayan araştırma ekibinden Prof. Dr. Cem Alhan ve Prof. Dr. İlke Sipahi, şu bilgileri verdi:
 
Şimdiye kadar by-pass mı stent mi iyi tartışması sürüp gitti. Bu yeni araştırmanın fikri nereden doğdu?

Prof. Dr. Cem Alhan:

 
Aslında son 10 yıldır bu alanda bazı araştırmalar yapılmıştı. Bu çalışmaların her birinde yaklaşık 1000 kişilik veya daha ufak hasta grupları ele alınmıştı. Ancak bilim her zaman, az hasta sayısından değil, çok hasta sayısından elde edilen verilerin elde edilmesiyle sağlıklı sonuçlara ulaşabilir. Hali hazırdaki bu araştırmaların esas bir yıllık sonuçları açıklanıp yayınlandığından; uzun dönem sonuçlarını göstermemesi açısından çok da sağlıklı değildi. Biz çalışmamızda toplam 6 çalışmaya dahil edilmiş 6000’in üzerinde hastanın verilerine ulaşarak analizlerimizi yaptık.

Prof. Dr. İlke Sipahi:

 
By-pass stentten daha eski bir tedavi yöntemi ve 1970-80’lerde kullanıma girerek popüler hale geldi. O dönemde rakibi olan herhangi bir tedavi yöntemi yoktu. Yani etkili kolesterol ilaçları yoktu, anjiyo keşfedilmişti ama yaygınlaşmamıştı, balon ve stent hiç yoktu. Yani o devirde kalp damar tıkanıklığının tedavisinde uygulanan tek etkili yöntem by-pass cerrahisiydi. Daha sonra 1980’lerde balon, 90’larda stentle birlikte tıp dünyasında çok büyük bir heyecan oluştu. By-pass ameliyatının göğüs kemiğinin kesilmesini gerektirmesine karşılık, stentin kasıktan ve hatta son zamanlarda koldan da uygulanabilmesi bu yöntemleri by-pass’ın aleyhine daha çekici hale getirdi. Yapılan kısıtlı bilimsel araştırmaların sonucu da by-pass ameliyatı ve stent uygulaması arasında ölüm oranlarında belirgin bir fark olmayabileceğini gösterdiğinden stentlere olan ilgide büyük patlama yaşandı. Öte yandan bu araştırmalar genellikle sadece 1 yıllık takip sonuçlarını sunuyordu ve hasta sayıları yeterince yüksek değildi. Kendi aramızda tartışırken bu sınırlamaların üstesinden gelebilecek böyle bir araştırma yapmaya karar verdik. Meta-analiz dediğimiz bir yöntem kullanarak, 6 bilimsel araştırmanın ortalama 4 yıllık hasta sonuçlarını bir yıl gibi bir süre içinde analiz ederek kendi araştırmamızı tamamladık.

Araştırmanın sonucunda hangi verilere ulaştınız? Bu verilerde yeni olan neydi?

Prof. Dr. İlke Sipahi:

Daha önceki çalışmalarda hasta sayısı az olduğundan dolayı, 6 araştırmadaki toplam hasta sayısını değerlendirmeye alıp analiz ederek; hasta sayısının eksik olmasından kaynaklanan sorunu gidermiş olduk. Hastaların ortalama 4 yıllık sonuçlarına baktığımızda şunları tespit ettik:

-Tüm hastaların verilerini değerlendirdiğimizde, ölüm oranlarında çok ciddi bir fark olduğunu; by-pass ameliyatı olan hastaların stent takılan hastalarla kıyaslandığında 4 yıldaki ölüm oranlarının göreceli olarak yüzde 27 oranında azaldığını gördük. By-pass ameliyatı ve stent takılan hastalar arasında, kalp krizi geçirme konusunda da dramatik bir fark vardı. Çünkü stent takılan hastaların kalp krizi geçirme riskinin by-pass hastalarına kıyasla yüzde 42 daha yüksek olduğunu tespit ettik. By-pass ameliyatı ve stent işleminden sonra, yeniden bir işlem geçirme oranının by-pass ameliyatı olan hastalarda yüzde 71 oranında daha düşük olduğunu bulduk.

-Kısacası araştırmamızın sonucunda her ne kadar by-pass ameliyatı esnasında hastanın göğüs kemiği kesilerek büyük bir ameliyat yapılıyor olsa da, uzun dönem sonuçların yüz güldürücü olması, yaşam süresini uzatması ve kalp krizlerinden korunmada büyük avantaj sağladığını gördük.

Bu araştırma hekimlik pratiğinizde neleri değiştirecek?

Prof. Dr. İlke Sipahi ve Prof. Dr. Cem Alhan:

Bu araştırmadan sonra bizim hekimlik pratiğimizde önemli bazı değişiklikler oldu. Artık birden fazla damarının tıkandığını gördüğümüz hemen her hastada önce by-pass yapılmasını öneriyoruz. Ulaştığımız bu dramatik sonuçların dünyadaki tedavi kılavuzlarını da etkileyeceğine inanıyoruz.
Şunu da söylemeden geçemeyeceğiz: Her ay bilimsel dergilerde binlerce makale yayınlanıyor. Ancak birkaç tanesi tüm dünyada ciddi şekilde yankı buluyor. Yaptığımız araştırmanın Forbes gibi bir dergide, neredeyse makalemizin uzunluğu kadar bir ölçüde yayınlanmış olmasından da araştırmamızın önemini anlayabiliriz. Günümüzde kalp hastalıkları sadece ABD’de değil, ülkemizde de ölüm nedenleri arasında birinci sırada yer alıyor. Dünyanın en önemli hastalığını araştırıyoruz. Bu çalışmanın sonuçları sayesinde, insanlar kalp hastalığından kolay kolay ölmeyecek, ömürleri uzayacak, kalp krizinden çok daha iyi korunacaklar.

2013’te İş Dünyasının En Popüler İsimleri

YILIN EN ÇOK KONUŞULAN İŞ ADAMLARI

No    İş adamı        Haber adedi
1    ALİ AĞAOĞLU         20.067
2    SÜREYYA CİLİV         10.567
3    TEMEL KOTİL         9.968
4    AYDIN DOĞAN         8.470
5    ABDÜLKADİR KONUKOĞLU    7.785
6    RAHMİ KOÇ         7.007
7    HAMDİ TOPÇU         6.773
8    İBRAHİM ÇEÇEN         6.049
9    ADNAN POLAT         5.196
10    ENVER ÖREN         5.064

 
MTM Medya Takip Merkezi tarafından, 2013 yılında 3000'i aşkın gazete, dergi, TV kanalı ve internet sitelerinde yapılan haber (olumlu-olumsuz-nötr haberler dahil)  takip sonuçlarından derlenmiştir.

İş dünyasında toplumsal çalışmalarıyla ön planda olan iş insanları…
Şirket yöneticiliklerinin yanısıra çeşitli sivil toplum kuruluşlarında yöneticilik yaparak toplumsal sorumlulukları üstlenen iş insanları listesinde ilk sıradaki isim, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu oldu. MTM’nin aynı araştırmasına göre, yıl boyunca en çok konuşulan diğer isimler ise Bendevi Palandöken, Şemsi Bayraktar, Erdem Başçı ve Mehmet Büyükekşi oldular.

ŞİRKET YÖNETİCİLİĞİ VE STK BAŞKANLIĞINI BİR ARADA YAPAN İŞ İNSANLARI

No    İş adamı        Haber adedi
1    RIFAT HİSARCIKLIOĞLU    32.456
2    BENDEVİ PALANDÖKEN     20.139
3    ŞEMSİ BAYRAKTAR        18.217
4    ERDEM BAŞÇI        16.996
5    MEHMET BÜYÜKEKŞİ     11.876
6    EKREM DEMİRTAŞ        8.884
7    ÇETİN OSMAN BUDAK    7.958
8    TAYFUN ACARER        7.309
9    SALİH BEZCİ         6.961
10    SALİH ZEKİ MURZİOĞLU     6.843

MTM Medya Takip Merkezi tarafından, 2013 yılında 3000'i aşkın gazete, dergi, TV kanalı ve internet sitelerinde yapılan haber (olumlu-olumsuz-nötr haberler dahil) takip sonuçlarından derlenmiştir.

İş dünyasında Kadınlar

2013’de medyada en çok konuşulan iş kadınları listesinde, ilk sırada Güler Sabancı yer alırken, onu Arzuhan Yalçındağ, Serpil Timuray, Selen Kocabaş ve Suzan Sabancı Dinçer takip ettiler.

YILIN EN ÇOK KONUŞULAN İŞ KADINLARI

No    İş kadını            Haber adedi
1    GÜLER SABANCI            6.085
2    ARZUHAN YALÇINDAĞ        4.235
3    SERPİL TİMURAY             3.964
4    SELEN KOCABAŞ             2.415
5    SUZAN SABANCI DİNÇER        1.953
6    DEMET SABANCI ÇETİNDOĞAN    1.639
7    ZEYNEP BODUR OKYAY        1.625
8    BERNA İLTER            1.002
9    İDİL YİĞİTBAŞI            896
10    CEYDA EREM            698

MTM Medya Takip Merkezi tarafından, 2013 yılında 3000'i aşkın gazete, dergi, TV kanalı ve internet sitelerinde yapılan haber (olumlu-olumsuz-nötr haberler dahil) takip sonuçlarından derlenmiştir.

MTM Hakkında:

İstanbul Avrupa Yakası’ndaki merkezinin yanı sıra, İstanbul Anadolu Yakası, Ankara, İzmir, Bursa, Konya, Samsun, Adana, Gaziantep şehirlerinde 9, Almanya’da ve Azerbaycan’da birer olmak üzere toplam 11 noktada temsil edilen Medya Takip Merkezi (MTM), takip ettiği 4 bini aşkın yayın ve 150 çalışanıyla Türkiye’nin önde gelen medya takip kuruluşlarındandır. İstanbul’da, 1999 yılında kurulan MTM, ilk şubesini 2006 yılında Ankara’da faaliyete geçirmiştir. Kısa sürede Türkiye’de medya takip sektörünün lokomotifi haline gelen kuruluş, aynı yıl Almanya’da açtığı temsilciliği ile faaliyetlerini yurtdışına taşımıştır. Geçtiğimiz Haziran ayında, Azerbaycan’ın ilk medya takip şirketini faaliyete sokan MTM, klasik ve dijital medya takibinin yanı sıra, Medya Bilgi Rehberi, Etkinlik Takvimi ve Online TV Arşivi gibi servisleri ile de sektörde öne çıkmaktadır.

Ataşehir’in Çöpleri Yeraltında Toplanıyor

Ataşehir’de yeraltı çöp konteynırı sayısı 250’yi aşarken, İstanbul geneline bakıldığında; Beykoz’da 200, Pendik’te 70, Kadıköy ve Bakırköy’de 45, Tuzla’da 40, Üsküdar’da 30, Kartal’da 26, Ümraniye’de ise 15 adet yeraltı çöp konteynırı bulunuyor.

Ayrıca ilçedeki yerüstü çöp konteynırı sayısı da Ataşehir Belediyesi’nin kurulduğu 2009 yılından bu yana 2.000’den, 3.000’e çıkartıldı.

 
Ataşehir’in mahallelerindeki yeraltı çöp konteynırı sayıları:

Barbaros Mahallesi’nde 80,

 
Atatürk Mahallesi’nde 20,
 
Mimar Sinan Mahallesi’nde 18,
 
Yenişehir Mahallesi 16,
 
Yeni Çamlıca Mahallesi 16,
 
İçerenköy Mahallesi 15,
 
İnönü Mahallesi 12,
 
Esatpaşa Mahallesi 12,
 
Küçükbakkalköy Mahallesi 11,
 
Fetih Mahallesi 8,
Örnek Mahallesi 8,
 
Kayışdağı Mahallesi 8,
 
Ferhatpaşa Mahallesi 7,
 
Aşıkveysel Mahallesi 5,
 
Mustafa Kemal Mahallesi 5,
 
Yenisahra Mahallesi 5,
 
Mevlana Mahallesi 4.

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Ataşehir Mevlana’yı Andı

Ataşehir Zübeyde Hanım Öğretmenevi’nde düzenlenen “21. Geleneksel Mevlana’yı Anma Töreni”nde ünlü sanatçı Ahmet Özhan sahne aldı.

Ataşehir Belediye Başkan Yardımcısı Namık Sürmen tarafından Ahmet Özhan’a teşekkür plaketi verilmesinin ardından tören, sema gösterileri ile birlikte son buldu.

 
 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Hamilelikte Diş Tedavinizi Ertelemeyin

Hamilelik dönemi sanıldığı gibi annenin mutlaka bir diş kaybına ya da ağız hijyeninin kötüleşmesine sebep olmuyor. Bu dönemde sık sık bir şeyler yendiği için diş fırçalama, ağız çalkalama, diş ipi kullanımı, uygun aralıklarla diş taşı temizliği gibi önlemlerle yeni diş çürüklerinin önüne geçilebiliyor. Bununla birlikte hamilelikte ağız ve diş sağlığı açısından ciddiye alınması gereken asıl sorunlar, hormonal değişikliklerin de rol oynadığı, diş eti iltihabı kaynaklı oluyor. Diş hekimi ve kadın doğum uzmanları, iltihap tedavi edilmezse erken doğum riskinin arttığı, ağız ve diş sağlığıyla ilgili her müdahalenin gerekli durumlarda anne adayına da uygulanabileceği, ihmalin sonuçlarının daha riskli olacağı konularında uyarıda bulunuyor.

Hamilelikte vücut ödem tutmaya yatkınlaştığından diş etleri şişebiliyor

Birçok hormonun aktif olarak çalıştığı hamilelikte, hormonların dansı vücudu ödeme yatkın hale getiriyor. Gebelik döneminde tüm vücutta olduğu gibi dişi saran yumuşak dokuda da ödem olabileceğini belirten Acıbadem Maslak Hastanesi Diş Hekimi Kübel Özkut, ödemin etkisiyle normal zamanda diş etinde kalmayacak besin maddelerinin bu dönemde diş etinde kalarak sorunlar yaratabildiğini söylüyor.

 
Dt. Özkut, gebelik döneminde ağız bakımı ile ilgili dikkat edilmesi gereken diğer önemli bir konunun; ileri bir diş eti iltihabı olan ‘kronik periodontitis’ olduğunu belirterek, sorunun hamilelikteki önemi hakkında şunları söylüyor; “Diş eti hastalıkları arasında en sık görülen, ‘kronik periodontitis’ denilen ve gram negatif bakterilerinin yaptığı enfeksiyon, hamileler açısından riskli bir sorun. Yapılan çalışmalara göre erken doğum ve düşük kilolu doğum riskini belirgin olarak artıran enfeksiyonun mutlaka tedavi edilmesi gerekiyor. Bunun için anne adayına, kadın doğum uzmanının onayı doğrultusunda gebelere uygun antibiyotikler veriliyor ve tedavisi yapılıyor. Bu tedavinin anne karnındaki bebeğe zararı bulunmuyor.”
 
Hamileler açısından asıl vurgulanması gereken nokta; anne olmayı planlayan kadınların gebe kalmadan önce ağız ve diş sağlığı açısından koruyucu tedbirleri alması. Eğer varsa çürüklerin ve diş eti iltihabının tedavi edilmesi, uyumsuz eski restorasyonlarin yenilenmesi, vuran protez varsa bunların onarılması gerekiyor. Bunlarla birlikte diş taşı temizliğinin de her dönem olduğu gibi ihmal edilmemesi önemli. Hamilelik döneminde 3 ay aralıklarla diş taşı temizliği yapılması tavsiye ediliyor.
Dt. Özkut, anne adaylarının hamilelik döneminde dişle ilgili müdahale yapılamayacağına dair yanlış inanışlardan kurtulması gerektiğinin altını çiziyor. Bu dönemde ihmal edilen enfeksiyon gibi sorunlar daha büyük riskler yaratacağı için, uygun tedbirler alınarak röntgen, cerrahi dahil, tanı ve tedaviye yönelik tüm müdahalelerin yapılması hamileler için büyük önem taşıyor.

Her 5-6 kadından birinin diş eti hastalığı var

Erken ve düşük ağırlıklı doğumun, çocuk ölümleri sebepleri arasında ikinci sırada olduğunu söyleyen Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları Doğum Uzmanı ve Perinatoloji Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Bildirici, her 12 doğumdan 1’inin erken meydana geldiğini belirtiyor. “Erken doğumun sebepleri tam olarak anlaşılabilmiş değil ancak bunun nedenleri arasında, vücutta var olan iltihabi bir durumun tetikleyici olduğu biliniyor” diyen Prof. Dr. Bildirici, idrar yolu enfeksiyonlarında olduğu gibi, ağız kaynaklı enfeksiyonların da erken doğum riskini artırdığına dikkat çekiyor. Ülkemizde ağız sağlığının ihmal edildiğini, yüzde 15 kadının diş ve diş eti hastalığı olduğunu, bunun her 5-6 kadından biri anlamına geldiğini de belirten Prof. Dr. Bildirici, eğer böyle bir riski varsa; bu kadınlarda erken ve düşük ağırlıklı doğum riskinin 2-3 kat artabildiğini söylüyor.

Hamilelik öncesi tıbbi danışmanlık alın

Uzmanlar, bebek sahibi olmayı planlayan kadınların, iyi geçecek bir hamilelik döneminin yanı sıra hem kendi sağlıkları hem bebeklerinin gelişimi açısından, hamile kalmadan önce tıbbi danışmanlık almalarının uygun olduğunu söylüyor. Bu danışmanlıkta kadının dahili bir hastalığı olup olmadığı değerlendirmesi ile tiroit, şeker, tansiyon gibi pek çok hastalıkla ilgili tedavilerin yapılması, önlemler alınması mümkün oluyor. Aynı zamanda yaptırılması önerilen aşılar için bilgilendirilme sağlanıyor. Bu dönemde folik asit takviyesi başlanıyor, uygun görüldüğü takdirde meme muayenesi ve smear testi yapılıyor. Bunun yanı sıra vücutta birçok sistemin işleyişinde rol oynayan beslenmenin başladığı yer olan ağız sağlığıyla ilgili koruyucu önlemler alınması ve gerekiyorsa diğer tedavilerin erken dönemde yapılması sağlanıyor.

Yeni Yılda Sağlıklı Kalmak İçin Öneriler

İlk kural kişisel temizlik
 
Sağlıklı yaşam için dikkat edilmesi gereken en önemli kural kişisel hijyendir. Çünkü temizlik birçok hastalık mikrobunun bulaşmasını önlemektedir. Vücudu çevreleyen derinin, dış ortamdan gelen mikroplar için ilk engeli oluşturduğunu düşünülürse; el, ayak, saç, ağız ve diş sağlığı için hijyen kurallarına çok dikkat edilmelidir. Eller sık sık ve kalıp sabunlar kullanılarak yıkanmalıdır. Ağız ve diş sağlığına her yaşta önem verilmelidir. Diş ve dişeti sağlığı özellikle ilerleyen yaşlarda çok önemlidir. Mutlaka senede en az bir kez diş muayenesi yapılmalıdır.

Yeni yılda fast food beslenmeden uzak durun

 
Sağlıklı bir yaşamı koruyacak ve geliştirecek en önemli etkenlerden biri de dengeli ve yeterli beslenmedir. Tek tip beslenme, abur cubur alışkanlığı, ayaküstü atıştırma ve hareketsizlik pek çok rahatsızlığa zemin hazırlamaktadır. Yağ içeren yiyecek tüketiminin artışı, lifli gıdaların alınmaması ve ailelerin evde yemek yapmak yerine dışarıdaki hazır yiyeceklere yönelmeleri diyabet ve obezite hastalıklarına davetiye çıkarmaktadır.

Aşılarınızı olun

 
Sağlıklı yaşam için öncelikle hastalıklardan korunmak gerekir. Hastalıklardan korunmak için de aşılar önemli bir kalkandır. Her sene grip, 5 senede bir de zatürre aşısı yapılmalıdır. Bunlar dışında Hepatit aşısı belli sürelerde tekrarlanmalı, 10 senede bir tetanoz aşısı yapılmalıdır.

Doğru egzersizi uygun süre ve yoğunlukta yapın

 
Sportif aktivite; kas kütlesinin azalmasını engelleyerek, kemik yapıyı uyarma ve kalp damar sağlığını korumak gibi birçok olumlu etkiyi barındırır. Doğru egzersiz süresini ve yoğunluğu uygulamak sağlıklı yaşam için önemlidir. Yine ofis içinde mümkün olduğunca hareketli olunması gerekmektedir. Uzmanlardan öğrenilecek ofis egzersizlerini uygulamak önemlidir.

Su tüketiminizi artırın

 
Bol su tüketimi vücudun sıvı ihtiyacının karşılanması için çok önemlidir. Hazır meyve suları, çay, kahve ve asitli içecekler sıvı ihtiyacına cevap vermek için yeterli değildir. Hem doğal hem de sağlıklı olmaları nedeni ile bitki çayları tercih edilebilir.

Ek destek alınabilir

 
İlaç etkileşimleri veya cinsiyetlere göre ayrım gösterilmesi gereken durumlar söz konusu olabileceğinden hekiminiz tarafından tavsiye edildiği takdirde bir bölümü kombinasyon halde olan ürünler kullanılabilir. Doktor kontrolünde; Alfa lipoik asit, Vitamin C ve E, Koenzim Q10, Selenyum, Kalsiyum, magnezyum, Çinko, Karotenoid ve flavanoidler (meyve sebze ve baklagillerde bulunan doğal renk verici maddeler), Yeşil çay ve üzüm çekirdeği ekstresi, DHEA ve glutatyon kullanılabilir.

Aşık olun

 
Aşık olmak hem psikolojik hem de fizyolojik etkileri ile sağlığa iyi geldiğini söylenebilir. Kan akımının düzenlenmesi, kalp ritminin hızlanması, metabolizmanın hızlanması, hafıza ve becerilerin artması, bağışıklık sisteminin güçlenmesi, östrojen ve testosteron artması, ağrıyı daha az hissetme gibi etkileri olduğu bilinmektedir.

Zamana karşı koyma yollarını öğrenin

 
Genetik yatkınlık, kötü şehirleşme, sağlıksız konutlar, stres, sosyoekonomik yetersizlikler gibi kontrol edilemeyen faktörler ile sürekli karşı karşıyayız. Bu durumların kötü etkilerini yok etmek kimi zaman imkansızdır. Bu durumda tek kurtuluş yolu ise; bu etkenlerle başa çıkmanın yollarını öğrenmektir. Elektromanyetik kirlilikten ve zararlı çevre faktörlerinden korunmak, zararlı alışkanlıklar uzak durmak ve uyku düzeni sağlamak başlıca korunma yöntemleridir. Unutmayın:

•Kaliteli bir uyku günde en az 7 saat, 11.00-03.00 saatlerini kapsamalıdır. Düzenli ve kaliteli bir uyku daha zinde olmanızı sağlayacak en önemli etkenlerdendir.

•Sigara ve alkolden uzak durun. Sigara bağışıklık sistemine olumsuz etki ederek hastalıkların oluşumunu kolaylaştırmaktadır. Aşırı alkol tüketimi de sigara ile birleştiğinde çok daha zararlı hale gelebilir.

•Yazın açık renkli, kışları ise; koyu renkli ve hava dolaşımına izin veren giyecekleri giymek sizi mevsimsel olumsuz etkilerden koruyacaktır.

Ataşehir’de Yılbaşı Hindisinin Adresi: Atacity Gourmet Cafe

Ataşehir Hedefi Büyülttü

Projenin hedef kitlesini oluşturan konut sakinleri, işyeri sahipleri, kamu kurum ve kuruluşlarının çalışanları, ilk ve orta öğretim öğrencileri proje kapsamında belediye ekipleri tarafından bilgilendiriliyor, bu sayede hem projenin tanınırlığı sağlanıyor hem de proje yaygınlaşıyor.

Ataşehir’de proje çerçevesinde 2013 yılında 7.452.360 kg ambalaj atığı toplandı; 3964 iç mekan kutusu dağıtıldı; 38 konteyner verildi.

• İlçede 2013 yılında atık kâğıtların geri kazanılmasıyla 93.554 ağacın kesilmesi engellendi; 197.869.400 L su israfı önlendi.
• İlçede 2013 yılında plastik atıkların geri kazanılmasıyla 6.170.554 kW enerjiden tasarruf edildi.
• İlçede 2013 yılında atık metallerin geri kazanılmasıyla 16.432.453 kg CO2 emisyonu önlendi.

İnönü Mahallesi’nden Başkan İlgezdi’ye Tam Destek

Başkan Battal İlgezdi, imar sorunu yaşayan mahalle sakinlerine Büyükşehir Belediyesi’nin uygulamaları nedeniyle çözüm bulamadıklarını vurguladı. Başkan İlgezdi ayrıca, yaklaşan yerel seçimlerde; Büyükşehir’i de CHP’nin kazanması durumunda, Ataşehir bölgesinde yaşanan başta imar ve kentsel dönüşüm sorunlarının daha kolay çözüleceğini ifade etti ve CHP’nin İstanbul Büyükşehir Adayına destek istedi.

Battal İlgezdi’nin konuşmasının ardından mahalle sakinleri adına Muhtar Songül Ercan Tulunay, Başkan İlgezdi’ye plaket verdi. Ardından söz alan Mahalle Muhtarı Songül Ercan Tulunay, Ataşehir Belediyesi’nin mahallelerine olan desteklerinden dolayı çok teşekkür ederek, seçimlerde Battal İlgezdi’ye desteklerinin tam olduğunu ifade etti.

Mahalle halkının yoğun ilgi gösterdiği etkinlikte yerel sanatçılar Seval Eroğlu ve Zeynep Başkan’ın türkülerinin ardından, Ünlü Türkücü Mustafa Özarslan sahneye çıktı. Mustafa Özarslan’ın güzel türküleriyle etkinlik son buldu.

 
 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Ataşehir ATAMEM’de Ücretsiz Kurslar Devam Ediyor

Bir meslek veya bir hobi edinmek için ATAMEM’deki kurslara katılan Ataşehirliler, Ataşehir Belediyesi tarafından ücretsiz olarak sunulan bu hizmetten çok memnunlar.

Aşçı Çıraklığı kurslarına katılan kursiyerler, muhteşem lezzetlerin ortaya çıktığı derslerden sonra yapılan yemekleri hep birlikte yiyorlar. Kursların ücretsiz olarak verildiği merkezde yemek malzemeleri ise kursa katılan öğrenciler tarafından ortak bir şekilde karşılanıyor. ATAMEM’de gerçekleşen Aşçı Çıraklığı kurslarına Türkiye ve İstanbul’un ünlü şefleri de katılarak, kursiyerlere yeni yemek tarifleri ve mesleğin önemli ipuçlarını veriyor.

Günümüzün en önemli sektörlerinden biri olan bilişim sektörüne başlangıç yapmanın iyi bir yolunu düşünenler Bilgisayar Kullanımı kurslarına, yabancı bir dil öğrenmek isteyenler İngilizce kurslarına, kuaförlüğe merak salanlar ise kuaförlükle ilgili kurslara katılıyor. ATAMEM’de mesleki eğitim alan kursiyerlere Milli Eğitim Bakanlığı onaylı sertifika da veriliyor.

ATAMEM’de kurslara toplam 2 bin 228 kişi kayıt yaptırdı

2011 yılında Ataşehir Belediyesi tarafından hizmete açılan ATAMEM’de şu ana kadar kurslara toplam 2 bin 228 kişi kayıt yaptırdı. Kursiyerlerin 1.042’ si katıldıkları kurs sonrası sertifikalarını aldılar. Kurslara katılan Ataşehirlilerin 1.745’ini kadınlar, 483’ünü ise erkekler oluşturdu.

ATAMEM ve Ataevlerinde şu ana kadar verilen mesleki kurslar arasında; Aile Eğitimi, Aşçı Çıraklığı, Aşçı Yardımcısı, İngilizce (farklı seviyelerde), Web Tasarımı, Bilgisayar Destekli Muhasebe, Bilgisayar Kullanımı, Diksiyon, Kuaförlük (farklı dallarda), Gümüş Takı İşlemeciliği, Takı Çizimi ve Üretimi, Giysi Dikimi, Kalemkar, Kum İşi, Makinede Maraş İşi, İğne Oyası gibi kurslar bulunuyor.

Ataşehirliler en çok ilgi gösterdiği kurslardan Bilgisayar Kullanımı (Bilgisayar İşletmenliği) için 21, Aşçı Çıraklığı için 12, Bilgisayar Destekli Muhasebe için 12 ve İngilizce A1 seviyesi için 11 kez sınıf açıldı.

ATAMEM’de ayrıca Ataşehir Belediyesi tarafından hazırlanan sanat eğitimleri çerçevesinde; Resim, Dans, Halkoyunları, Tiyatro, Keman, Gitar, Perküsyon, Türk Halk Müziği Koro eğitimi de veriliyor. Sanat kursları için ise kayıtlar her sene Eylül ayında alınıyor.

“ATAMEM’de çalışmalar her yıl artan ilgiyle devam ediyor”

Toplumun her kesiminden bireylerin; aktif ve üretken bir yaşama katılımlarını sağlayarak, yoksulluğu ve yoksunluğu önlemek amacıyla hizmet vermek üzere Ataşehir Meslek Edindirme Merkezi’ni, kurduklarını belirten Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi, “Kişilerin ilgi, yetenek ve becerileri doğrultusunda uygun alanlarda sertifikalı eğitim programları düzenleyerek onlara ekonomik-psikolojik-sosyal ve kültürel destek sağladığımız ATAMEM’de çalışmalar her yıl artan ilgiyle devam ediyor” dedi.

Kurslara kayıt yaptırmak isteyen Ataşehirliler, Küçükbakkalköy Mahallesi Vedat Günyol Caddesi No:6 adresinde hizmet veren ATAMEM binası ile Kayışdağı Lions Ataevi ve Mustafa Kemal Ataevi’ne başvuru yapabilirler. Daha fazla bilgi almak için ise ATAMEM’in 0216 574 80 79 numaralı telefonunu arayabilirler.

 
 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Ünlüler Hayat Vermek İçin Antalya’da

“Hayat Ver” projesi kapsamında ünlü isimler, organ nakli bekleyen ve organ nakli olmuş bir hastanın hayat ve ölüm arasındaki ince çizgide yaşadıklarını aynı karede çarpıcı şekilde canlandırıyor. Fotoğrafların yanı sıra mesajlarla da organ bağışının önemine dikkat çeken
proje, 20 Aralık – 5 Ocak tarihleri arasında Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin desteğiyle Antalya Cumhuriyet Meydanı Açık Hava Sergi Alanında sergilenecek.

Ünlüler “Hayat Ver”di

“Hayat Ver” sosyal sorumluluk projesinde; Ahu Sungur, Aslı Tandoğan, Bengü, Çolpan İlhan, Derya Büyükuncu, Evrim Solmaz, Gökhan Türkmen, Hülya Koçyiğit, İlker İnanoğlu, İsmail Hacıoğlu, Keremcem, Merve Sevi, Murat Başoğlu, Mustafa Ceceli, Naz Elmas, Niran Ünsal, Oya Aydoğan, Rasim Öztekin, Selda Alkor, Sema Keçik, Yeşim Ceren Bozoğlu, Yetkin Dikinciler, Yıldız Kenter, Zeynep Beşerler, Zeyno Günenç fotoğrafları ve mesajları ile yer aldı.

Amaç Organ Bağışına Dikkat Çekmek

Türkiye’de organ bağışının istenilen düzeye ulaşmaması ve toplumda yeterli duyarlılığın oluşmamasında bilgi eksikliği ve önyargıların önemli rol oynadığını belirten Prof. Dr. Yalçın Polat, “Organ bağışı konusunda yeterli ve doğru bilginin aktarılması çok önemli. Ülkemizde kadavradan nakillere göre canlıdan canlıya gerçekleştirilen nakil operasyonları daha sık yapılıyor. Organ bağışının az olması bunun en önemli nedeni. Batılı ülkelerle aynı seviyeye gelmek için Türkiye’de bir yılda 2000 – 3000 arasında kadavra donör bağışının olması gerekiyor. Bu rakam günümüzde yalnızca 300- 400 ile sınırlı. Yani bu şartlar altında 10 kat daha fazla bağışa ihtiyacımız var. Avrupa ülkelerinde organ nakillerinin yüzde 80’i kadavra, yüzde 20’si canlı kaynaklıyken; Türkiye'de ise yeterli organ bağışı olmadığı için nakillerin yüzde 75‘i canlı, yüzde 25’si kadavradan yapılıyor” diye konuştu.

Organ Nakli Bilinçlendirme Platformu hakkında

Organ Nakli Bilinçlendirme Platformu’nun temel amacı, organ bağışı konusunda kamuoyunu bilinçlendirmek ve toplumsal duyarlılık yaratarak organ nakli olmak için bekleyen hastaların sağlığına kavuşmasına katkı sağlamaktır. Organ Nakli Bilinçlendirme Platformu, sağlık profesyonelleri ve toplum genelinde farkındalığı artırarak, organ bağışını temel toplumsal değer yapmak için projeler yürütür. Platformun en önemli hedeflerinden biri de; kamuoyuna yönelik bilgilendirme çalışmaları ile organ bağışını gündemde tutarak, ülkemizde organ nakli sayılarının artırılmasına destek vermektir.

Claudia Schiffer Opel’in Marka Elçisi Oldu

Alman model ve aktris Claudia Schiffer, izleyicilere “Opel, Almanya'da Üretildi ” ve "O bir Alman".cümlesini etkileyici şekilde söyleyecek. Reklamın ana teması, “Sanatsal tasarımı Alman hassasiyeti ile birleştirmek” , “Mervia'nın sahip olduğu fonksiyonel kapı konseptleri” ve “Mokka'da sunulan akıllı dört çeker teknolojisi”.

Opel Pazarlama Kurulu Başkanı Tina Müller "Kampanya, Uluslararası düzeyde beğeni toplaması ve global değerleri gözler önüne sermesi açısından önemli. Opel, bu kampanya ile sürekli vurguladığı, Alman mühendislik sanatına, tasarımına, felsefesine ve fiyat-performans dengesine dikkat çekiyor. Dünya yıldızı Claudia Schiffer’in Opel markası elçisi olması mutluluk verici."

Burun Eti Büyümesinde Ultrasonik Tedavi

Özellikle geceleri solunumda büyük sorunlara yol açabilen burun eti büyümesi, zaman zaman hiçbir neden yokken oluşabilmektedir. Bunun yanı sıra alerjik durumlarla da ortaya çıkabilmektedir. Burun etinin alerjik etken ile karşılaştığı zaman içine gelen kan akımının çok artacağından birkaç milimetre büyüyebilmektedir. Birtakım burun iltihapları sebebi ile de büyüme meydana gelebilmektedir. Yaşa bağlı olarak da burun etleri büyüyebilmektedir. 

Nedenini bilmediğiniz yorgunluk buru eti kaynaklı olabilir

 
Burun etlerinin büyümesi ile hastalar öncelikle burun tıkanıklığı hissetmektedir. Daha sonra geceleri ağzı açık uyumaya başlamakta ve sabah kalktıklarında ağız kuruluğu sorunu yaşamaktadırlar. Hasta gece boyunca az oksijen aldığı için 7-8 saat uyusa bile uyku hali devam edebilir ve gün içerisinde kendisini yorgun hissedebilmektedir.

Çocukların zeka kapasitesinde düşüşler olabilir

 
Çocuklarda ise durum biraz daha farklı ve sıkıntılıdır. Hastalığın, çocukların uyku hali dışında, zekâ kapasitelerinde 5-10 puanlık düşüşlere neden olabileceğinin altını çizmek gerekmektedir. Çocuklarda da horlama ve uyku apnesi olabilmektedir. Uyku apnesinde burun belirli bir süre tıkanık kalırsa, damak ve ağızdan nefes almada da bir sorun varsa kişinin uyku sırasında belirli bir süre nefes alması durur. Bunlar da vücudun oksijensiz kalmasını ve onunla ilgili problemleri çağrıştıran lezyonlara yol açmaktadır.
 
Burun eti büyümesi tekrarlamaz
 
Ultrasonik aspirasyon, bir doku eksiltme yöntemidir. Yöntemde lazer ışığı kullanılabildiği gibi ultrasonik ses dalgaları da kullanılmaktadır. Alt burun etinin ön tarafında 1-2 milimetrelik küçük bir delik oluşturduktan sonra ultrasonik ses dalgalarının burun etinin içine ve üstüne düşürülmektedir. Burun etini tutan iskelet bölümü ses dalgalarıyla tamamen “tuz buz” edilmektedir.  Bu yöntem sayesinde herhangi bir kanama söz konusu olmamaktadır. Yararlı dokuların tümü korunmakta ve burun etinde tekrar bir büyüme görülmemektedir. Ultrasonik aspirasyon yöntemi ile dokular zarar görmez burun etinde kabuklanma olmaz ve hasta ertesi gün iş başı yapabilmektedir. Hastaların yüzde 60-70’inin burun etinin orta bölmesinde problem yaşayabilmektedirler. Bu durumda da orta bölmeye yapılan işlemden sonra hastan üçüncü gün işine geri dönebilmektedir.

Burun etlerinde ilaçlı yöntem ve radyofrekans yöntemi

 
Burun etinin küçültülmesi için içinde birtakım özel maddeler bulunan spreyler kullanılabilmektedir. Ancak bu spreylerin 5-6 günden fazla kullanılmaması gerekir. Burun etinin küçültülmesinde spreylerin tedavi edici bir özelliği olmadığını da belirtmek gerekir. Burun eti tedavisinde uygulanan Radyofrekans, ise bir büzüştürme yöntemidir. Lokal anestezi veya genel anesteziyle burun etine radyofrekans enerjisi verilmekte ve burun etinin hacminde küçülme sağlanmaktadır. Bu yöntemle tedavi edilen burun etlerii tekrar büyüyebilmektedir.

Anamorfoz Tekniğin Çağdaş Temsilcisi Istvan Orosz, “Master of Deception” ile Türkiye’de

Türkiye’nin genç ve yenilikçi galerilerinden Güler Sanat, 20 Aralık’ta açacağı sergi ile sanatseverleri, Rönesans sanatçılarının kullandığı “anamorfoz tekniğin” çağdaş yorumcusu Istvan Orosz ile tanıştırıyor. Sanatçının 30’dan fazla çalışmasının yer aldığı sergi, izleyiciyi perspektif oyunlarla baş başa bırakacak. İzleyici, sanatçının eserlerinde kullandığı geometrik ve matematiksel unsurlar sayesinde, görsel algısının mutlaklığını sorgulayacak. 
 
Istvan Orosz, sergide yer alan, anamorfoz tekniğini kullandığı çalışmalarında, Yunanca’da yeniden dönüşüm anlamına gelen “Anamorphosis” kavramını yorumluyor. Perspektif ile oynayarak yarattığı imajları, kavisli bir ayna yardımı ile sadece bir açıdan bakıldığında görünür kılan Orosz, izleyiciyi saklı gerçek olgusu ile karşı karşıya bırakıyor.
 
Sergide, Istvan Orosz’un, anamorfoz tekniğin yanı sıra optik illüzyonları, var olmayan objeleri, imkansız mimariler ile çift anlamlı imgeleri kullandığı farklı çalışmaları da sanatseverlerle buluşuyor. Sanatçının, karşıdan bakıldığında, bir tiyatro sahnesinin yer aldığı, fakat farklı bir açıdan incelendiğinde izleyiciye bir Shakespeare portresi sunan “Shakespeare” isimli çalışması, sergilenecek eserler arasında bulunuyor. Rönesans isimli ahşap çalışması ise algı mutlaklığını sorgulayacak, adeta izleyicisi ile oyun oynayan, sanatçının muhakkak görülmesi gereken ender eserlerinden.
“İzleyicinin çalışmalarımın yaratım sürecinin bir parçası olmasını istiyorum”
 
1989 yılında Macaristan’daki rejim değişikliği sırasında hazırladığı ve bir gecede tüm şehre asılan “Yoldaşlar, bitti!” adlı posteri ile de tanınan Istvan Orosz,  Türkiye’de daha önce karma poster sergilerine ve tasarım sempozyumlarına katıldı.

Başta The Museum of Modern Art (MOMA) ve TATE olmak üzere, uluslararası pek çok müze, kamu ve özel koleksiyonda eserleri bulunan Istvan Orosz, izleyicinin eserlerinin yaratım sürecinin bir parçası olduğunu söylüyor. Orosz çalışmalarında kullandığı ve izleyiciyi bu sürece çeken anamorfoz tekniğini şöyle açıklıyor:

 
“İzleyicinin benim işlerimde daha fazla zaman geçirmesini istiyorum. Çalışmalarım ile birlikte alıştıkları görme biçimlerini sorgulamaları beni heyecanlandırıyor. Örneğin, doğru perspektifi bulmaya çalışmaları, eserler üzerindeki silindir bir ayna ile oynamaları veya eserdeki ikinci bir anlamı aramaları beni çok mutlu ediyor”

Outlet Mücevher Fırsat Günleri’nde Çılgın Kampanyalar

Kuyumculuk sektöründe yatırıma yönelik ürünleriyle hizmet veren İsgold İstanbul, yeni ürünü "Şans Altın" ile ilk kez bu fuarda tüketiciyle buluşuyor. Beş gün süresince eğlenceli yarışmaların sonucunda verilecek "Şans Altın" hem etkinlik boyunca hem de 2014 yılı sonunda da kazandırmaya devam edecek.

Ekrem Büyük Mağazacılık, alışveriş yapan herkese 200 TL hediye çeki etmenin yanı sıra çok özel fiyatlarıyla da dikkat çekiyor. Fuara özel 70.080 $ değerindeki pırlantalı küpe 49.000 $’dan, 176.440 $ değerindeki pırlantalı gerdanlık ise 123.500 $’dan satışa sunacak.

Fırsatlar bunlarla da bitmiyor.

Ser Diamond, “Hedefi vurun, elması götürün” diyerek dünyada bir ilki gerçekleştirecek. Çekilişsiz, kurasız 2000 TL ve 20.000 TL arası mücevherleri bedava kazanma şansı verecek. Regold, 1.000 TL ve üzeri alışveriş yapan herkese orijinal boy parfüm, Pırıltı Alyans ise, alışveriş yapan herkese “anturaj set veya kol düğmesi” hediye edecek. Tekvin Pırlanta’dan alışveriş yapanların hediyesi ise pırlantalı kutup yıldızı kolye olacak.

Ücretsiz Bakım ve Onarım, Outlet Mücevher Fırsat Günleri’nde

 
Outlet Mücevher Fırsat Günleri’nde ziyaretçileri bekleyen sürprizlerden en önemlisi ücretsiz bakım ve onarım stantları olacak. Sarraf atölyesi olarak hizmet verecek olan bu stantlarda, eskimiş, kopmuş ya da yıpranmış ziynet eşyaları için bakım, tamirat ve cila gibi işlemler ücretsiz yapılacak.
 
Pırlanta Meraklısı Ziyaretçiler İçin Özel Sergi
 
“Madenden Mücevhere Pırlantanın Yolculuğu” sergisi, ziyaretçileri bekleyen diğer sürprizlerden biri. Pırlantanın tarihteki yolculuğu, madenlerden yeryüzüne çıkarılışı, pırlantanın bilinmeyen yönleri, 2014 pırlanta trendlerinin anlatılacağı sergide ayrıca “pırlanta almanın sırları” konulu workshop çalışması da yer alacak.
 
Outlet Mücevher Fırsat Günleri
 
Tarih: 25-29 Aralık 2013
 
Yer:  İstanbul Lütfi Kırdar Kongre ve Fuar Merkezi
 
Ziyaret Saatleri : 10.30  – 19.30

Haydi Çocuklar Oynayarak Öğrenmeye

Oyunun en doğal öğrenme araçlarından biri olduğu düşüncesi ile yola çıkan Ataşehir Belediyesi, atölyede oyunlarla hafızayı, dikkati, konsantrasyonu, uzaysal algılamayı, mantık yürütmeyi ve sorun çözme becerilerini keyifli bir biçimde geliştirmeyi amaçlıyor.

Ataşehirli çocukların oynarken öğrenecekleri oyunlar şu şekilde:

Abalone

 
Rous Hour- Trafik
 
Hoppers-Haydi Zıplat
 
Choclate Fix- Çikolata Yerleştirme
 
Solitare Chess- Tek Kişilik Satranç
 
Swis- Basket
 
Katamino
 
Qouridor-Koridor
 
Manstenmani- Çılgın Canavarlar
 
Dixit-Hayalini Anlat

 
“Zeka ve Akıl Oyunları Atölyesi’ne başvuru için kayıt merkezleri

Kayışdağı Lions Ataevi Sosyal Hizmet Merkezi: Kayışdağı Mah. Akyazı Cad. No:84, Telefon: 216 540 74 30

 
Mustafa Kemal Ataevi Sosyal Hizmet Merkezi: Mustafa Kemal Mah. 3004 Cad. No: 36, Telefon: 216 570 50 00/1970/1971 /1972
 
 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Öksürüğü Sesinden ve Süresinden Tanımak Mümkün

Öksürük bir hastalık değil, boğaz ve solunum yollarını temizlemeye yarayan bir savunma mekanizmasıdır. Öksürük, balgamlı-balgamsız ve kronik-akut olmak üzere iki farklı şekilde sınıflandırılabilir. Balgamsız öksürük, kurudur ve boğazda bir gıcık verir. Eğer öksürükle birlikte balgam adı verilen sıvı geliyorsa buna “prodüktif öksürük” denir. 3 hafta ve daha uzun süren öksürükler kronik öksürük olarak kabul edilir. Akut öksürük enfeksiyonları ise sinüzit, farenjit, nezle, akciğerlere yabancı cisim kaçması gibi nedenlerle oluşur. Kronik öksürükler bazen seneler sürebilir.

Öksürüğün nedeni psikolojik olabilir

Nezle ve grip, farenjit, astım, geniz akıntısı, reflü, kalp yetmezliği, tüberküloz, akciğerde sıvı toplanması kuru öksürüğe neden olan hastalıklar arasındadır. Sinüzit, bronşit veya sigara içimi ise balgamlı öksürüğe neden olabilir. Ayrıca; kronik kulak problemleri, uzun süre kullanılan tansiyon ilaçları da öksürük nedenleri arasındadır. Zaman zaman öksürüğün nedeni psikolojik de olabilir.

Sigara tüketimi ciddi hastalıkların teşhisini geciktirebilir

Sigara içen kişilerde zaman içinde sigara sayısının artmasına bağlı olarak bronşlar balgam üretmeye başlar. Bu durum sürekli devam ederse, öksürüğün artmasına ve kronik hale gelmesine neden olabilir. Bu hastalar öksürüklerinin yalnızca sigaraya bağlı oluştuğunu düşünerek, ciddiye almazlar. Ancak, balgamlarında kan gördüklerinde öksürüğün başka bir neden bağlı olduğundan şüphelenerek doktora başvururlar. Bu durum da öksürüğün altında yatan ciddi bir hastalığın teşhisini geciktirebilir.

Şiddetli öksürük bayılamaya neden olabilir

Şiddetli öksürük krizleri, özellikle de kuru öksürükler kişilerde krizlere neden olmaktadır. Bu ataklar; baş ağrısı, baş dönmesi hatta bayılma ile sonuçlanabilir. Çok şiddetli öksürükler kasları yorar, bu da idrar kaçırılmasına neden olabilir. Göğüs kafesinde ağrılara ve fıtık oluşturan hastalıklara kadar birçok soruna yol açabilmektedir.

Süt- bal- karabiber öksürüğe birebir

Öksürükleri yumuşatmak için, sütün içerisine bal karıştırmak veya balın içerisine karabiber atmak yararlı olabilir. Bunun yanında, en etkili öksürük şurubunun günde 2-2,5 lt su tüketimi olduğu unutulmamalıdır.

Tedavi öksürüğe değil nedenine yönelik olmalı

Kronik öksürüklerde tedavi şeklini öksürüğe neden olan hastalık belirler. Örneğin kalp yetmezliğinden kaynaklanan bir öksürük söz konusu ile öksürüğün geçirilmesi kalp yetmezliğinin tedavisi ile mümkün olmaktadır. Aynı şekilde alerji kaynaklı bir öksürük, alerjinin tedavi edilmesi ile durdurulabilir.
Bilinçsiz kullanılan öksürük şurupları öksürüğün şiddetini artırabilir

Doktora danışılmadan öksürük şurubu kullanılmamalıdır. Kuru bir öksürükte, öksürük söktürücü şurup kullanımı öksürüğün şiddetinin artmasına neden olabilir. Veya balgam çıkarması gereken bir öksürükte,  öksürük kesici şuruplar balgam çıkmasına engel olabilir.
Mutlaka hekime başvurulması gereken durumlar

Öksürük tedavilerinde; öksürüğe neden olan hastalık tanısının gecikmemesi ve tedavi süresinin daha kısa sürmesi için ilaç veya şurup kullanımının mutlaka doktor kontrolünde olması gerekmektedir.

•Öksürük, 3 haftadan uzun sürüyor ve antibiyotik tedavisine cevap vermiyorsa,

•Öksürüğe yüksek ateş ve ciddi nefes darlığı eşlik ediyorsa,

•Balgamda kan görüldüyse mutlaka bir doktora başvurulması gerekir.