Diz Eklemi ve Kıkırdak Ağrıları

Primer eklem kıkırdak dejenerasyonu ilerleyici kıkırdak kaybı ile birlikte reaktif olarak kıkırdak üretimi, eklem kenarlarında osteofit oluşumu, subkondral skleroz ve kistlerin eşlik ettiği klinik tabloyu tanımlamaktadır.

 
EKLEM AĞRILARINDAN KURTULUN

Opr. Dr. Ümit Yar, Aşırı hareket, çok az kilo ve ağırlığın bir tarafa yüklenmesi gibi nedenlerle ortaya çıkan eklem ağrıları yaşlılarda olduğu kadar gençlerde de görülüyor. Rahatsızlık başında fark edilirse spor ve egzersiz yapılarak düzeltilebiliyor. Eklemleri etkileyen hastalıklar, artrit ve artroz olmak üzere iki tipte görülüyor. Artrit, iltihaplı eklem rahatsızlıkları için kullanılmakta, bir çok türü bulunmaktadır. En yaygın şekli ise 'romatoid artrit'dir.

Dr. Yar, Artroz, iltihabi bir hastalık değildir. Kemiklerin aşınıp yıpranması sonucu oluşur. 60 yaşın üzerindekilerde sıklıkla görülen, 45 yaş altında nadiren görülen artroz hastalığını Türkiye’de yaklaşık 5 milyon kişiyi etkileyen, eklem yıpranmasına bağlı bir hastalıktır. Eklem ağrıları yaşam sevincini yok eder. Sportif hobilere imkan vermez ve bazen her adımı sıkıntılı yapar. Ancak ağrılardan dolayı hareketlerini kısıtlayan, yani eklem ağrılarına teslim olan bir kimse kendine iyilik yapmaz. İltihabi olmayan bu eklem hastalığının nedenleri, aşırı kilo, çok az hareket, ağırlığın bir tarafa yüklenmesi, doğuştan ya da sonradan ortaya çıkan eklem kusurlarıdır.
 

HASTA EGZERSİZ VE FİZİK TEDAVİ YAPMALI

Bilinçli egzersiz hastalığın seyrini yavaşlatabilir. "Fazla hareket fakat zorlama yok". Opr.Dr. Ümit Yar, Çünkü hareket eklemin beslenmesini ve metabolizmasını destekleyen biyolojik uyarıdır. Eklem kıkırdağına olan hafif baskı damarları olmayan kıkırdak dokusunun besin almasını sağlayabilir. Temposu, basıncı aynı kalan hareketler eklemlere ve eklem metabolizmasına yararlıdır. Tüm sıçrama ve mücadele biçimindeki sporlar eklemlere zarar verir.

Eklem ağrıları olan kişiler için fazla güç gerektirmeyen, ritmik, akıcı ve yumuşak hareketler -örneğin yokuş olmayan yolda bisiklet kullanma, yüzme, yürüme, dans etme- yararlıdır. Su, vücut ağırlığını taşıdığı için ve eklemlerin hareketini kolaylaştırdığı için, yüzme egzersizi özellikle idealdir. Tenis, basketbol, voleybol, futbol gibi ani ve yön değiştirici hareketlerle birlikte olan spor türleri eklem kıkırdağının aşınmasına yol açar. Hedefli güçlendirme ve germe egzersizleri eklemleri koruyan kasların etkinliğini artırarak eklemleri güçlendirir.

Yar, Hasta eklemlere yük bindirmeksizin yaptırılan özel hareketlerle eklem çevresindeki kaslar güçlendirilerek bunların destek fonksiyonları geliştirilir. Masaj, yerel kan dolaşımını iyileştirir. Eklemlerin hareket yeteneğini azaltan kısılmaları giderir, gevşeme sağlar. Sıcak uygulamaları ya da aktif artrozda soğuk uygulamaları ağrıyı yatıştırır. Elektrik ve ultrasonik tedavileri, dolaşımı ve metabolizmayı iyileştirir.

ZEKİ DURSUN

 
 

Ataşehir’de 03 Aralık Dünya Engelliler Günü Etkinlikleri

Tarih: 03 Aralık 2013/ Salı
 
Saat: 14.00 – 16.00
 
Yer:  Novada Ataşehir AVM
 
Adres: Küçükbakkalköy Mahallesi, Şehit Şakir Elkovan Cad. No:20 / Ataşehir 
 
 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Ataşehirli Çocuklar Kitaplarla Buluşuyor

“2. Çocuk Kitap Günleri”ne; Altın Kitaplar Yayınevi, Aspendos Yayınevi, Bilfen Yayıncılık, Bu Yayınları, Can Yayınları, Doğan Egmont Yayıncılık, Engin Yayıncılık, Epsilon Yayınevi, Günışığı Kitaplığı, İş Bankası Kültür Yayınları, Koza Yayınları, Mavibulut Yayınları, National Geographic Kids, Nemesis Yayınları, NTV Yayınları, 02 Yayınları, Pegasus Yayınları, Redhouse Yayınları, Remzi Kitapevi, Timaş Yayınları, Tudem Yayınları ve Yapı Kredi Yayınları katılacak.

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Çocuğunuz Her İstediğini Ağlayarak Yaptırmak İstiyorsa

Bebekler ağlamayı iletişim aracı olarak kullanır

Bebekler İhtiyaçları için ağlayarak haber vermektedirler, zamanla ihtiyaçları karşılandıkça beklemeyi öğrenirler. Bebek, 1 yaş gibi hareket kabiliyetinin gelişmesiyle birlikte; özgürlük, özerklik, bağımsızlık için çabalarken, ebeveynler bebeğe zarar gelmesinden korkarak sınırlamalar getirmeye, kuralları öğretmeye çalışmaktadır.

2 yaşında çocuklarda inatçılık ve ağlama çok sık görülür

Özellikle 2 yaş civarında hem anneye bağımlılık hem de özerk bir durum vardır. İnatçılık ve ağlamalar bu dönemde çok sık görülmektedir. Öncelikle bu dönemde çocukların hareketli, keşfedici, karıştırıcı ve ısrarcı olduklarını bilmek gerekmektedir. Ancak bu olumsuz özellikler geçicidir. 3 yaş gibi daha uyumlu, kurallara uyan beklemeyi bilen bir çocuk ortaya çıkmaktadır.

Yasaklar konusunda kesin ve kararlı olmak önemli

Çocuklar çok çabuk öğrenirler ve unutmazlar. Örneğin çocuk şeker istediğinde, anne baba bunu istemediğini belirttiği halde çocuk ağlamaya başladığında sussun diye veriyorsa çocuk ağlama yolu ile istediklerini yaptırabileceğini öğrenmiş olur. Ödüllendirmeyi yanlış yapmamak için öncelikle yasaklar konusunda kesin kararlı olmak ve tutarlı davranmak önemlidir. Tutarlı davranış için eşlerin ortak kurallarda anlaşmaları ve bunları uygulamaları gerekmektedir.

Çocuğun ağlama alışkanlığını azaltmak için anne ve babalara öneriler

•Çocuğunuz oynanmasını istemediğiniz bir materyalle oynuyorsa, yavaşça elinden alarak ilgisini çekecek başka bir oyuncak vermelisiniz.

•Çocuğa rahatça oynayabileceği bir yer ayrılmalıdır.

•Çocuğa sürekli yapma, elleme, koşma demekten sakınmak gerekir.

•Çok sıkı veya çok rahat bir disiplin anlayışı çocuklara zarar verir.

•Olumlu davranışları ödüllendirilmeli, olumsuz davranışların tepki verilmeden sakinleşilmesi beklenmelidir.

•Çocuk her ağladığında istediğini yapmayarak bu davranışın işe yaramadığını ona gösterilmelisiniz.

•Çocuğa korkutarak disiplin vermek kısa süreli işe yarar uzun vadede çok zararlıdır.

•Çocuk ağladığında başkalarının yanından ayrılarak ağlamasının geçmesi için, dikkati başka noktalara çekilip, sakinleşince konuşmak ve anlatmak önemlidir.

•Disiplin de olumlu davranışları ödüllendirme, olumsuzları ödüllendirmeme ve pekiştirmeme, 1-2 ay bunu denedikten sonra hala olumsuz davranışlar devam ediyorsa yaptığı davranış karşılığında geciktirmeden, belirli süreli olarak, sevdiği bir aktiviteden mahrum bırakma uygulanabilir.

Sigaradan Öksürüyorum Derken KOAH Hastası Olabilirsiniz

Dünya sıralamasında 4. ölüm sebebi
 
"Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı"nın baş harflerinden oluşan "KOAH" tam olarak geri dönüşümü olmayan ilerleyici havayolu kısıtlanması ile karakterize bir hastalıktır. Dünya Sağlık  Örgütü'ne verilerine göre, KOAH, kalp-damar hastalıkları, zatürre ve AIDS'ten sonra dünyada en yaygın görülen 4. ölüm nedenidir ve her yıl 2.7 milyon kişinin ölümüne neden olmaktadır.

Öksürük ve balgama dikkat

 
KOAH, genellikle öksürük ve balgam yakınmaları ile başlayıp hareketle gelen nefes darlığı ile sürmektedir. Kısa süren öksürük şikayetleri ilk planda enfeksiyonu düşündürürken, 3 haftadan daha uzun süre devam eden öksürük, alt solunum yolları ile ilgili KOAH veya astım gibi kronik hastalıkları akla getirmektedir.  Sigara kullanımının devamı ile giderek artan nefes darlığı, kişinin yaşam kalitesini bozan, iş gücü kaybına neden olan ve kendi bakımını bile gerçekleştiremeyecek hale getirebilen bir yakınmadır.
 
KOAH sıklığına (%20) karşın hastalık yeterince bilinmemekte, tanı almamakta ve tedavi edilmemektedir. KOAH hastalarının sadece %8’i tanı alıp tedavi kullanmaktadırlar. Yani ülkemizde bulunan yaklaşık 3.5 milyon KOAH olgusunun sadece 300-500000i kendisinde KOAH olduğunu bilmektedir.

Sigarayı mutlaka bırakın

 
KOAH’ın en önemli nedeni sigara kullanımıdır. Bu hastalığın yüzde 80’nin nedeni sigaradır. Değişik sigara çeşitlerinin (ince, düşük nikotinli) veya tütün kullanma şeklinin (nargile) bu riski azaltmadığı bilinmektedir.  Sigara dışında bazı mesleki faktörler (madencilik, fırın ya da tahıl işçiliği, çiftçilik), genetik faktörler ve hava kirliliği de KOAH'a neden olmaktadır. Pasif olarak sigara dumanına maruz kalanlarda da hiç maruz kalmamış olanlara göre KOAH gelişme riski %50 artmıştır.

Erken teşhis için vakit kaybetmeden doktora başvurun

 
KOAH, nefes darlığı, kronik öksürük ve balgam çıkarma yakınması ile ortaya çıkar, zamanla dudaklarda-ellerde morarma, boyun damarlarında genişleme, iştahsızlık, kilo kaybı, kaslarda erime, sık sık uyuklamalar ve kalp yetmezliğine neden olmaktadır. KOAH tanısı solunum fonksiyon testi ile konulmaktadır. Sigara kullanan kişiler geç kalmadan doktora başvurup bu testi yaptırmalıdır. Hastalığın tedavisi ve aşamaları kişiden kişiye göre değişmektedir. Kontrollerden sonra doktor hasta için en uygun tedaviyi seçmektedir.

Tanıda gecikilmesinin en önemli sebebi, sigara içenlerin öksürüğü ve balgamı 'normal' kabul etmeleridir. KOAH'lı kişiler, öksürük ve balgamı sigara nedeniyle olduğunu düşünüp yakınmaları iyice artana kadar doktora başvurmayı düşünmemektedirler. KOAH belirtileri görülen bir hastanın sigarayı bırakması ile hastalığın ilerlemesi yavaşlatılmaktadır. Diğer yandan sigara bırakılmaz ise hastalık çok hızlı ilerlemektedir.
KOAH tedavisinde başarılı olabilmek için uyulması gereken kurallar;

•Hastalık konusunda bilinçli olmak,

•Erken tanı,

•Sigaranın bırakılması,

•Tozlu ve dumanlı ortamlarda bulunmaktan kaçınmak,

•Düzenli ilaç tedavisi.

Bülent Ersoy’dan Ataşehir’li Öğretmenlere Unutulmaz Bir Gece

Öğretmenler günü için sahne alan Bülent Ersoy, “Normal yaşamımda birçok insanın adını unutur ya da hiç hatırlamam ama ilkokul hocamın ismini hala hatırlarım. Sizler bizim için önemlisiniz” dedi.

Ardından sahneye çıkarak öğretmenlere hitaben konuşan Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi, öğretmenlerin yetersiz maaşlarına ve ekonomik şartlarına dikkat çekti. Başkan İlgezdi öğretmenlere seslenerek, “Sevgili öğretmenlerim, biliyorum sizin göreviniz, görevlerin en zoru ve en mukaddesidir. Mustafa Kemal Atatürk’ün bu Cumhuriyeti miras bıraktığı gençleri; sizler eğitiyor, sizler bilgilendiriyorsunuz. Sizlerin yarınlara taşıdığınız gençler, ilerde bu Cumhuriyetin ve bizim yarınlarımız olacaktır. Bu yüzden görev ve sorumluluğunuz çok büyük. Biz bu yolda sizin için elimizden ne geliyorsa yardım etmeye çalışıyoruz, çalışacağız” dedi.

Gecenin sonrasında Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi tarafından Bülent Ersoy’a teşekkür plaketi verildi. 24 Kasım Öğretmenler günü için hep birlikte pasta kesildi. Pastayı Başkan Battal İlgezdi ve eşi Gamze Akkuş İlgezdi, Bülent Ersoy’la birlikte keserek öğretmenlere sundular.

 
 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi
 

Enerjide Çözüm Konferansı – Ataşehir

Tarih: 28 Kasım 2013 / Perşembe
 
Saat: 10.00

Yer: Ataşehir Belediyesi Nikah Salonu
 
Adres: Novada AVM 4. kat – Küçükbakkaköy Mahallesi, Şehit Şakir Elkovan Caddesi No:20 / Ataşehir

 
 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Sanat Tırı Ataşehir’de Yola Çıktı

Toplam 34 atölye gösterimin yapılacağı okullar,  okulların yer aldığı mahaller ve gösterim tarihleri ile saatleri şu şekilde;

25-26 Kasım İçerenköy  Mahallesi   Halil Atamavcı İ.Ö.O 14.30-16.30

27-28 Kasım İnönü  Mahallesi Şehit Öğretmen Mehmet Fidan İ.Ö.O 15.20-17.20

29-30 Kasım Kayışdağı Mahallesi   Celal Yardımcı İ.Ö. 29 Kasım:15.00-17.00,  30 Kasım: 18.00-20.00

01-02 Aralık Mimar Sinan Mahallesi  Piri Reis İ.Ö.O 13.00-15.00

03-04 Aralık Mevlana Mahallesi   Yunusemre İşitme Engelliler İ.Ö.O 13.00-15.00

05-06 Aralık Ferhatpaşa Mahallesi Mustafa Zeki Demir İ.Ö.O 18.20-20.20

07-08 Aralık Yeni Çamlıca Mahallesi   Çağrıbey İ.Ö.O 16.00-18.00

09-10 Aralık Yenişehir Mahallesi   Ali İhsan Hayırlıoğlu İ.Ö.O 13.00-15.00

11-12 Aralık Atatürk Mahallesi Sait Cordan İ.Ö.O 16.20-18.20

13-14 Aralık Küçükbakkalköy Mahallesi Ata İ.Ö.O 13 Aralık: 15.00-17.00 14 Aralık: 13.00-15.00

15-16 Aralık Yeni Sahra Mahallesi Selanik Cad. Ordu Cad. Kesişimi 15 Aralık: 13.00-15.00, 16 Aralık: 16.00-18.00

17-18 Aralık Esatpaşa Mahallesi   Ali Nihat Tarlan İ.Ö.O 16.00-18.00

19-20 Aralık Mustafa Kemal Mahallesi   Necatibey İ.Ö.O 16.00-18.00

21-22 Aralık Fetih Mahallesi Fetih İMKB İ.Ö.O 13.00-15.00

23-24 Aralık Örnek Mahallesi Ali Fuat Cebesoy İ.Ö.O 16.00-18.00

25-26 Aralık  Aşık Veysel MahallesOrhan Veli İ.Ö.O 15.30-17.00

27-28 Aralık Barbaros Sare Selahattin İ.Ö.O 14.30-16.30

 
 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi
 
 
 

Yazdan Kalma Benlere Dikkat

Benlerin sayısı genetik veya güneşe maruz kalmaya göre değişebilir

Benler genellikle derinin zararsız değişikliklerindendir. Tıp dilinde “melanositik nevüs” olarak bilinirler ve “melanosit” adı verilen pigment hücrelerin (derinin rengini veren hücreler) çoğalması sonucu gelişmektedir. Benler düz veya kabarık olabilir. Renkleri pembeden kahverengi ve siyaha kadar değişmektedir. Benler doğumda mevcut olabildikleri gibi genellikle çocukluk yaşında da gelişmektedir. Benler zamanla kendiliğinden kaybolabilir ya da sonradan çıkabilir. Bu durum benlerin doğal süreci olarak kabul edilmektedir. Bir benin kansere dönüşebilmesi için bir takım etkenler gerekmektedir. Bu etkenlerin en başında ise güneş gelmektedir. Bu nedenle vücudumuzdaki benlerin yazın kansere dönüşme riski çok daha fazla olmaktadır. Ani ve yüksek dozdaki güneş ışınları benler üzerinde çok etkilidir. Özellikle koyu renk melanin içeren benler daha fazla risk taşımaktadır.

Benlerin rengine ve şekline dikkat

Doğuştan olan benler bebeklerin %1’inde görülür. Boyutları birkaç milimetreden vücudun çok geniş alanlarını kaplayacak kadar olabilir. Özellikle çok geniş olanlarının melanom denen bir cilt kanserine dönüşme olasılığı vardır. Bazı benlerin etrafı beyaz bir halka ile kaplıdır. Bu tip benler çocuklukta ve ergenlik döneminde görülmektedir. Herhangi bir zararları yoktur ve zamanla ortadaki ben ve beyaz halka ortadan kalkmaktadır. Bazen renk değişikliği “melanom” denilen cilt kanserinde de görülebilir. Eğer bu durumdan şüphe duyulursa biyopsi alınması gerekmektedir.

Kenarları düzensiz ve büyük benler ihmale gelmez

Sıra dışı benler “Clark nevüs” olarak bilinmektedir. Bu benler normal olmayan görüntüdedir. Kenarları düzensiz, büyük boyutta, sıklıkla cilt kanserine işaret eder tarzdadır. Kaygı uyandıran görünümlerinden dolayı gerekli olmadığı halde cerrahi olarak çıkarılmaktadır. Sıra dışı benleri olan kişiler özellikle ailelerinde cilt kanseri öyküsü var ise risk grubundadırlar.

Düzenli doktor kontrolü önemli

Melanoma derinin pigment (boya) hücrelerinden kaynaklanan kanseridir. Eğer bir ben büyüklüğünü, şeklini veya rengini değiştirirse veya erişkin dönemde yeni bir ben çıkarsa mutlaka bir dermatoloji uzmanı tarafından incelenmesi gerekmektedir. Dermatologlar “dermatoskopi” yöntemiyle benlerin görüntüsünü büyüterek inceleyebilirler ve gerekirse biyopsi de alabilmektedirler. Kanser olasılığı var ise, bir benin yapısı düzensizse, çevreye doğru yayılıyor ve rengini değiştiriyorsa tedavi edilmesi gerekmektedir. Eğer ben kıyafetlerin, tarağın ve tıraş bıçağının zarar verebileceği bölgelerde ise alınması gerekmektedir.

Kolay ve ağrısız bir şekilde benlerden kurtulabilirsiniz

Deriden kabarık bir ben traşlama şeklinde biyopsi yöntemi ile kolaylıkla tedavi edilebilmektedir. Deri lokal anestezi ile uyuşturulduktan sonra bir cerrahi bıçak veya koter ile çıkartılmaktadır. Yara düz beyaz bir leke bırakarak iyileşmeye başlamaktadır. Benin alınmasında cerrahi yöntem kullanılmasında ben eğer düzse veya melanom dediğimiz cilt kanseri şüphesi var ise kullanılmaktadır. Derideki ben tam kalınlığı ile alınmakta, sonra da dikiş atılmaktadır. Çıkarılan ben patolojik incelemeye gönderilmektedir. Cerrahi yapılan yerde ince bir çizgi şeklinde iz kalır. Benlerin üzerinde çıkan kıllar traş edilebilmektedir. Cımbızla alınması benin altında ağrılı şişliğe neden olabilmektedir.

Benlerinizin neden olabileceği risklerden korunmak için;

•Ayda bir kişisel cilt muayenesi önemlidir. Benlerde değişiklik görüldüğünde ya da yeni bir ben fark edildiğinde dermatoloji uzmanına başvurulmalıdır.

•Kişide çok sayıda ben varsa, daha önceden olan deri kanseri öyküsü bulunuyorsa düzenli kontrole gidilmelidir.

•Çok sayıda ben ve sıra dışı ben var ise fotoğraf ile kayıt almak faydalı olabilir.

•Güneş ile ilişkiler doğru ayarlanmalı, mutlaka güneşten koruyucu ürün kullanılmalıdır. Koruma faktörü 30 ve üzerinde olan güneşten koruyucular sık olarak güneşe maruz kalan alanlara uygulanmalıdır.

Beyin Kanaması Riskinden Korunun

Baş ağrısını önemseyin

Kafa basıncının birdenbire arttığı hastada şiddetli baş ağrıları, birdenbire başlayan felç, şuur kaybı ve solunum problemleri beyin kanamasının en önemli belirtilerindendir. Travma ise beyin kanamalarının en önemli etkenlerinden biridir. “Kronik subdural hematom” adı verilen ve geç dönemde ortaya çıkan travmanın teşhisi son derece kolay, tedavisi ise son derece basittir. Travma ile olan basit kanamalar günümüzde daha çok görülmektedir. Bunların birçoğunda ameliyata gerek kalmadan takiple tedavinin yeterli olması gerekmektedir. Ayrıca anevrizma (baloncuk) geçiren yakınlarının Beyin MR Anjiyografisi yaptırarak kendilerinde de bir anevrizma olup olmadığını araştırmaları gerekmektedir. Çünkü anevrizmayı kanamadan yakalayıp tedavi etmek hayat kurtarmaktadır. Sinsice yaklaşan ve tedavisi mümkün olmayan hasarlara yol açabilecek beyin kanamalarının belirtilerini ciddiye almak gerekmektedir.

Beyin kamalarında tanı günümüzde artık çok daha kolay konulabilmaktadır. İlk etapta beyin tomografisi çekilir. Hastanın durumu elveriyorsa Beyin MR’ı da çok önemlidir. Beyin kanamalarının ek nedenlerinde açıklayıcı bilgi için beyin MR anjiyografi, beyin MR difüzyon, MR traktografi olmak üzere çeşitli tetkikler yapılmaktadır.

Zamanlama çok önemli

Beyin kanaması nedeniyle gerçekleşen hayati kayıplar,  kafa basıncının yüksek olması ile beyin sapının baskıda kalması sonucu oluşmaktadır. Beyin kanamasında doğru müdahale, zamanlama, hız, teknoloji, yoğun bakım ve ameliyathane şartlarının iyi olmasını gerektirmektedir. Kafa içi basıncının yükselerek kanama olan bölüm haricinde beyin sapı denilen bölüme zarar verdiği ve ilk kanadığı alanı tahrip ettiği durumlarda cerrahi müdahalenin kurtarıcı olamadığı bilinmektedir. Burada önemli olan ikinci kayıpları önlemek, beyin sapını baskıdan kurtarmak ve hastanın hayatını kurtarmaktır.  Bu nedenle beyni rahatlatıcı acil ameliyat teknikleri uygulanmaktadır.

Risk grubundaki kişiler dikkat

Şeker ve tansiyon hastaları, sigara içenler ve obezite problemi olanlar birinci derecede risk grubundadır. Yaşlı ve düşme riski olanlar, ailesinde anevrizma ve damar yumağı gibi hastalıklara sahip bireyler olanlar ile polikistik böbrek hastaları da ikinci derece risk grubundadır. Beyin kanamasından korunmak için ailesel özellikleri iyi bilmek, belirtileri önemsemek ve düzenli sağlık kontrollerini yaptırmak önemlidir.

Ataşehir Şehitlerini Andı

İçerenköy Mahallesi Merkez Camii önünde düzenlenen mevlit öncesi ve sonrasında vatandaşlarla sohbet eden Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi’ye vatandaşlar yoğun ilgi gösterdi. Vatandaşların sorunlarını ve önerilerini dinleyen Başkan İlgezdi, sorunların bir an önce çözülmesi için ilgili belediye birimlerini yönlendirdi.

 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Türkiye’de Hiçbir Tesis Yüzde 100 Engelsiz Turizme Uygun Değil

Okan Üniversitesi Tuzla Kampüsü’nde düzenlenen “Engelsiz Turizm İçin Engelsiz Tesisler” başlıklı seminerde çeşitli sınıflardaki engelli vatandaşlarımızın yaşadıkları sorunlar, engelsiz ve herkes için erişilebilir mimari çevre hakkında kanun ve yönetmelikler, mimari çevrenin engellilere sosyal ve psikolojik etkileri ile Türkiye’de bulunan tesislerin engelsiz hale getirilmesi için yapılacak çalışmalar tartışıldı. Okan Üniversitesi Turizm ve Otelcilik Bölüm Başkanı ve Skal International Marmara Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. M. Onur Gülbahar’ın açılışını yaptığı seminere, EHDD Başkanı Adem Kuyumcu’nun yanı sıra Türkiye Bedensel Engelliler Spor Federasyonu As Başkanı Ali Duran Karakaya, Bağcılar Engelli Sporcular Kulübü Başkanı Fatma Şahin’in de aralarında bulunduğu birçok davetli katıldı.

Belediyeler bilinçli değil

Konuşmasına görme engellilerin yaşadığı sorunları anlatarak başlayan EHDD Başkanı Adem Kuyumcu, “Görme engelliler için yollara duyumsanabilir, hissedilebilir yüzey dediğimiz karolar döşenmek zorunda. Örneğin bunların 40'a 40 olması gerekiyor. Onların 10'a 10 olanı ise tehlikeli bölgeye geldiğinizin işareti. Bakıyorsunuz, bir belediye her yerde sadece 10'a 10'ları kullanıyor. Bizden arkadaşlar gidiyor, uyarıyor, kanunu gösteriyor ama adamlar dinlemiyor. Dava açacağız diyoruz yine dinletemiyoruz” dedi. Başka bir ilçede ise görme engellilerin yürüme yolunun ortasına trafik lambası dikildiğini belirten Kuyumcu, “Arabalar park etmesin diye konan dubalar 50 cm ve bunlar yaşlılar da dahil olmak üzere pek çok insanın ayaklarını parçalıyor. Biz bir karar çıkarttık ve Büyükşehir Belediyesi ile birlikte birkaç belediye bunları 70 cm'e yükseltti ama belediyelerin birçoğu bunu yapmıyor” diye konuştu.

Mimarlar standardı uygulamıyor

İmar Kanunu’nda 1997’de yapılan düzenlemede herkes için erişilebilirlik belediye standardı ve bina standardı konulduğunu belirten Kuyumcu, mimarların bu standartları uygulamadıklarını söyledi.  2005'teki kanun çıktığı zaman da o günden bugüne yapılan otellerin birer facia olduğunu belirten Kuyumcu, “Otellerin girişleri basamaklı. Asansörlere ulaşım basamaklı. Asansörlerin içi ve kapısı minik. Odaların kapıları dar, sadece ruhsat alabilmek için yapılmış çalışmalar var. Bunlar engelsiz turizmi olumsuz etkileyen faktörler” dedi.  Avrupa'daki engellilerin yılda iki kez tatil yapmak hakkı olduğunu fakat Türkiye’de engelsiz turizme uygun tesis olmamasından dolayı Türkiye'ye gelemediklerini belirten Kuyumcu, “Venezüela, Amerika ve İspanya'ya gidiyorlar.
 Sadece Avrupa'ya baktığımızda 3 – 3.5 milyon kişiden bahsediyoruz. Bunlar Türkiye engelsiz turizme uygun olmadığı için gelemiyorlar. Türkiye'de ise devlet kayıtlarına göre (2002 yılı verileri) 8.5 milyon engelli var. Bunların 5 milyonu bedensel engelli ve sadece yüzde 20'sinin maddi durumu iyi değil. Ayrıca, Türkiye’de 70 bin lüks engelli aracı var” diye konuştu.

Hiç tatil yapamamış 5 milyon engelli var

Engelsiz turizmin faydalarından da bahseden Kuyumcu, “Peki engelsiz turizm olduğu zaman ne olacak? Bir kere engelliler açısından bakıldığında tesislerdeki konaklama süreleri uzayacak. Şu ana kadar hiç tatil yapmamış, bu imkânı bulamamış yaklaşık 5 milyon engelli tatil yapma imkanına kavuşacak” dedi. Mimari engeller yüzünden evde hapis olan engellilerin dışarı çıktıklarında kendilerine “Nereye gideceğiz?” sorusunu sorduklarını belirten Kuyumcu, sözlerine şöyle devam etti: “Öte yandan alışveriş merkezleri ya da oteller engelli otoparkı yapıyor, otoparka bir levha koyuyor. Tekerlekli sandalye kullanıcısının rahatça inebilmesi için bunu yapıyor ama yanına iki otomobil geldiğinde kapılar açılmadığı için tekerlekli sandalye kullanıcısı inemiyor.”

Yeni Nesil Opel Yetkili Servisleri

Opel’in sağladığı fırsatlar bunlarla da sınırlı değil. 1 Kasım 2013 – 1 Şubat 2014 tarihleri arasında MyOpel’e kaydolup çekilişe katılan; 1 kişi bir Opel ADAM, 5 kişi iPhone 5, 10 kişiye iPad mini,1000 kişi Opel ajandası ve 3000 kişi 1 yıllık Opel Yol Yardım Paketi kazanma şansını yakalıyor.

Novada Ataşehir AVM Öğretmenlere Özel Alışveriş Fırsatı Sunuyor

Yeni sezon ürünleriyle mevsimin ayakkabı modasını cazip fiyatlarla sunan FLO ve Polaris’in sonbahar/kış ürünlerinde geçerli olan kampanya ile ayakkabı, babet, bot, çizme ve çantalarda alınan 2 üründen fiyatı düşük olan ürün, etiketin yarısı olarak fiyatlandırılıyor.

Türk hazır giyim ve dekorasyon perakendeciliği sektörüne hizmet veren köklü markalardan Mudo, Novada Ataşehir AVM mağazasında ikinci ürüne yüzde 40, Turkcell’lilere ise ikinci ürüne yüzde 50 indirim fırsatı sunuyor.

Kadın ve erkekler için yarattığı giysiler ve aksesuarlarda tasarımın ötesine geçen Mango’dan kazak 49,99 TL, palto 129, 99 TL, mont ise 99,99 TL’ye alınabilir.

Dünya kadınlarının ayaklarını güzelleştiren ayakkabı, çanta markası İnci’de bayan babet 44,95 TL’den, bayan bot 164,95 TL’den, bayan çizme 199,95 TL’den, erkek ayakkabı 138,45 TL’den, erkek bot ise 182,45 TL’den başlayan fiyatlarla satılıyor.

Novada Ataşehir AVM, indirimli alışveriş fırsatları ile 24 Kasım Öğretmenler Günü’nde tüm öğretmenleri bekliyor… 

22-27 Kasım 2013 Ağız ve Diş Sağlığı Haftası ve 22 Kasım Diş Hekimleri Günü Ataşehir Kutlamaları

Uluslararası bir halk sağlığı örgütü olan Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) 2003 yılında yayımladığı raporunda, ağız diş hastalıklarının bazı genel sağlık sorunlarına yakalanma riskini yaklaşık 2 kat arttırdığını bildirmektedir.Yine bu rapora göre;
 
“Yapılan araştırmalar kötü ağız hijyeninin, bireylerde kardiyovasküler sorunlar, osteoporoz, üst solunum yolları enfeksiyonları, diyabet ve endokardit riskini arttırdığını,  gebelerde ise düşük doğum ağırlığı ve erken doğum riskini arttırdığını göstermiştir.”
 
Oysaki çok temel bir gerçeği ifade etmek gerekirse “Diş ve diş eti hastalıkları ‘Önlenebilir’, ‘Kontrol Edilebilir’ ve ‘Davranışla İyileştirilebilir’ hastalıklar grubuna girmektedir ve alınacak koruyucu tedbirlerle hastalık oluşmadan önlenebilmektedir.”
 
Koruyucu diş hekimliği alanında uygulanabilir ulusal ağız diş sağlığı politikaları hayata geçirilmeli, ancak bu süreçte her kurum üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmelidir.
 
İşte tam da yukarıda sayılan nedenlerle; sağlık bilinci yanında ağız diş sağlığı bilincinin de geliştirilmesi gereğine inanarak sizlere hizmet sunan TÜRKAN SAYLAN TIP MERKEZİ’nde çalışan diş hekimleri olarak  halkımıza yönelik tavsiyelerimizi sıralamak istiyoruz:
 
1) Diş çürükleri ve dişeti hastalıklarının temel nedeni olan kötü ağız hijyeni doğru ağız bakım alışkanlıkları ile düzeltilebilir. Bu, doğru ve düzenli diş fırçalama, diş ipi kullanımı ve sağlıklı beslenmenin düzenlenmesi ile mümkündür. Düzenli diş hekimi kontrolleri aksatılmamalı, diş hekiminin yapabileceği koruyucu uygulamalar desteklenmelidir. Böylece hastalıkların yaygınlık ve şiddetinin azaltılması ve sonuç olarak yaşam kalitesinin artırılması sağlanabilir.

2) Ağız-diş sağlığının korunması ve geliştirilmesi sürecinde çocuklarımızın eğitimi, onlara diş fırçalama alışkanlığının kazandırılması büyük önem taşımaktadır. Burada ebeveyn ve öğretmenlerin konuya duyarlılığı, rol model olarak eğitimdeki güçlerinin farkına varmaları çocukların ağız ve diş sağlığı açısından doğru tutum ve davranış edinmelerini sağlayacak ve bu gelecek için bir kazanım olacaktır.

3) 6 ay-2.5 yaş arasında tamamlanan süt dişleri gelecekteki diş dizisinin garantisidir. Süt dişleri ağızda göründükleri andan itibaren beslenme sonrasında temizlenmeli, 1 yaşından itibaren diş hekimi kontrolüne başlanmalı; çürükler, “süt dişi nasıl olsa geçici” diye düşünülmemeli, mutlaka zamanında tedavi edilmelidir. 6 yaşında süt dişleri dizisinin arkasında sessizce süren ve ilk daimi diş olan 6 yaş dişi sürdükten sonra çürüğe duyarlı girintili çiğneyici yüzeyleri diş hekimi tarafından “fissür örtücü” denilen koruyucu bir uygulama ile kaplanmalıdır.
 
4) Sağlıklı bir hamilelik süreci ile doğacak bebeğin genel sağlığı ve ağız diş sağlığı için hamileliğin başlangıcından itibaren, hatta hamileliğin planlanması sürecinde anne adaylarında ağız diş sağlığı önemsenmeli, sağlıklı beslenme programı oluşturulmalı, her zamankinden daha özenle ağız diş bakımı sağlanmalı, koruyucu uygulamalar hakkında diş hekimi desteği alınmalıdır. Her hamileliğin bir diş kaybına neden olduğu şeklindeki yanlış inanıştan vazgeçilmelidir.
 
Kısaca;
 
– Bebeğimizin yolunu gözlerken, doğum sancıları ile diş ağrıları yarışmasın diye,
 
– Çocuklarımızın diş ağrısında çaresizlikle değil, dişleri sürdüğünde heyecan duyarak dişhekimine gitmek için,
 
– Daha sağlıklı dişler, daha sağlıklı bir yaşam için,
 
– Gelecekte 32 dişiyle doyasıya gülebilen bir toplum için,
 
Ağrı olmadan dişhekimi kontrolüne gidelim

Kaynak: Türkan Saylan Tıp Merkezi
 
www.turkansaylantipmerkezi.com
 

 
İLETİŞİM BİLGİLERİ

Adres : Küçükbakkalköy Mah. Vedat Günyol Cad. No : 4 Ataşehir / İstanbul
 
Tel : 0216 577 71 40 (Pbx 6 Hat)

 
 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Çocuk Hakları

Taraf devletlerin bu sözleşmeyle üstlendikleri yükümlülükleri yerine getirme konusunda kaydettikleri ilerlemeleri incelemek amacıyla Çocuk Hakları Komitesi (ÇHK) kuruldu.
 
Çocuk Hakları Sözleşmesi, üzerinde uluslararası planda mutabakata varılmış, üzerinde pazarlık yapılması mümkün olmayan standartlar ve yükümlülükleri içeriyor. Belge, nerede doğduklarına, kim olduklarına; cinsiyetlerine, dinlerine ya da sosyal kökenlerine bakılmaksızın bütün çocukların haklarını koruyor.


Özetlemek gerekirse bu haklar;

 
yaşama hakkı;

 
eksiksiz biçimde gelişme hakkı;
 
zararlı etkilerden, istismar ve sömürüden korunma hakkı;
 
aile, kültür ve sosyal yaşama eksiksiz katılma haklarıdır.

Çocuk Hakları Sözleşmesi, medeni, siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel alanlardaki insan haklarını en geniş biçimde tanımlıyor.
 
Sözleşmeye yön veren temel değerler şunlardır:

 
ayrım gözetmeme;
 
çocuğun yararının gözetilmesi;
 
yaşama ve gelişme;
 
katılım;
 
Çocuk Hakları Sözleşmesi, onsekiz yaşın altında olanları çocuk olarak tanımlıyor. Sözleşmede özetlenen haklar, nerede olurlarsa olsunlar bütün çocukları kapsıyor. Çocukların yüksek yararları gözetiliyor.. Devletler, çocukların haklarına eksiksiz biçimde saygı gösterilmesini sağlayacak önlemleri almakla yükümlüdürler.

 
Bu çerçevede ele alınan başlıca konular şöyle:
 
ana–babanın rolü ve sorumluluğu; bunun ihmal edildiği durumlarda ise devletin rolü ve sorumluluğu;
 
bir isme ve vatandaşlığa sahip olma ve bunu koruma hakkı;

 
yaşama ve gelişme hakkı;
 
sağlık hizmetlerine erişim hakkı;
 
eğitime erişim hakkı;
 
sosyal güvenlik hizmetlerine erişim hakkı;
 
insana yakışır bir yaşam standardına erişim hakkı;
 
eğlence, dinlenme ve kültürel etkinlikler için zamana sahip olma hakkı;
 
istismar ve ihmalden korunma hakkı;
 
uyuşturucu bağımlılığından korunma hakkı;
 
cinsel sömürüden korunma hakkı;
 
ekonomik sömürüden korunma hakkı;
 
satış, kaçırılma ve zorla alıkoyma’dan korunma hakkı;
 
diğer suistimal biçimlerinden korunma hakkı; işkence’den korunma hakkı;
 
özgürlükten yoksun bırakıcı uygulamalardan korunma hakkı;
 
siyahlı çatışmalardan dolaylı yada dolaysız korunma hakkı;
 
ifade özgürlüğü hakkı;
 
düşünce özgürlüğü hakkı;
 
din ve vicdan özgürlüğü hakkı;
 
dernek kurma özgürlükleri hakkı;
 
çocukların kendileriyle ilgili konularda görüşlerini dile getirme hakkı;
 
gerekli bilgilere ulaşma hakkı;
 
özel yaşamı saklı tutma hakkı.
 
 
Özel gereksinimleri olan çocukların hakları:
 
çocuk mülteciler;
 
özürlü çocuklar;
 
azınlık ve yerli gruplara mensup olan çocuklar gibi;
 
evlat edinme işlemlerinin belirli bir düzene bağlanmasını da kapsamak üzere aileleri olmayan çocukların hakları.
 
Rehabilitasyona özel bir önem verilmesi dahil adil bir çocuk ceza adaleti sistemi uygulanması.
 
Halen mevcut standartların Sözleşmedeki standartların daha ilerisinde olduğu ülkelerde ise daha ileri düzeyde olan standartlar esas alınıp korunacaktır.
Çocuk Hakları Sözleşmesi 54 maddeden oluşur. Sözleşmenin bundan sonra 54'e kadar devam eden maddeleri, sözleşmenin devletler tarafından nasıl imzalanacağı, onaylanacağı ve yürütüleceği ile ilgilidir.

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Orhan Veli Ataşehir’de Anıldı

Düzenlenen gecede Ataşehir Belediyesi adına Ataşehir Belediye Başkan Yardımcısı Hüseyin Hışman tarafından Türk Sanat Müziği Sanatçısı Erdem Özgen’e teşekkür plaketi sunuldu.

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Tehlikeli Oto Sanayi Atıkları Ataşehir’de Isıya ve Elektriğe Dönüşüyor

“Bir gram atık motor yağını dahi dökmeyelim” sloganıyla başlatılan kampanyada bir litre atık motor yağının bir milyon litre içme suyunu içilemez hale getirdiği vurgulanıyor. Atık yağların depolanarak geri dönüştürülmesiyle bir litre atık yağdan 3.56 kwh elektrik, 0,625 litre baz yağ üretilebiliyor. Bir litre atık yağın enerji karşılığı ise 9.500 – 10.000 kilokalori. Ataşehir Belediyesi, PETDER ve LASDER işbirliği sayesinde dört yıldan bu yana Bostancı Oto Sanayi Sitesi’nden toplanan atık miktarı giderek artıyor. Ocak- Ekim 2013 tarihleri arasında Bostancı Oto Sanayi Sitesi’nden 29.974 kg atık motor yağı toplandı. Toplanan atık motor yağları enerji amaçlı geri kazanımda değerlendirildi.

Kampanyanın İstanbul ölçeğinde yaygınlaştırılması amacıyla düzenlenen bilgilendirme toplantısı, 19 Kasım Salı günü 172 iş yerinin faaliyette bulunduğu Bostancı Oto Sanayi Sitesi’nin Yönetim Binası’nda gerçekleşti. Oto Sanayi Sitesi esnafının yoğun ilgi gösterdiği toplantıya, Ataşehir Belediyesi Başkan Yardımcısı Hüseyin Hışman, Ataşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Müdürü Ayten Kartal, Ataşehir Belediyesi Zabıta Müdürü Battal Sarıkaya, Bostancı Oto Sanayi Kooperatif Başkanı İrfan Özelçi, Petrol Sanayicileri Derneği (PETDER) Projeler ve Dış İlişkiler Koordinatörü Aydın Özbey ile Lastik Sanayicileri Derneği (LASDER Lojistik Müdürü Erdoğan Şahin katıldı.

Katılımcılardan Çevre Koruma ve Kontrol Müdürü Ayten Kartal, “Oto Tamirhanelerinde Tehlikeli Atıklar”, (PETDER) Projeler ve Dış İlişkiler Koordinatörü Aydın Özbey, “Atık Motor Yağları”, (LASDER Lojistik Müdürü Erdoğan Şahin, “Ömrünü Tamamlamış Lastikler”, Zabıta Müdürü Battal Sarıkaya da “Oto Sanayi Sitesinde Zabıta Uygulamaları” konusunda ayrıntılı bilgi verdi.

Oto tamirhanelerinden kaynaklı tehlikeli atıklara dikkat çekilen toplantıda, tehlikeli atıkların neler olduğuna, bu atıkların toplanması, korunması ve ilgili kuruluşlara nasıl ulaştırılması hakkında ayrıntılı bilgiler verildi. Daha güvenli ve yaşanabilir bir çevre için tehlikeli atıklar konusunda her işletmenin üstüne önemli görevler düştüğüne de değinildi. En çok atık motor yağı toplayan işletmelere teşekkür plaketi sunuldu. Toplantı, soru ve cevap kısmının ardından son buldu.

 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Batu Bebek 890 Gramla Başladığı Hayat Mücadelesini Kazandı

Zor geçen bir gebelik ve sonunda erken doğum
 
Zeynep Baskın’ın gebeliği başından beri riskliydi. Gebeliğinin ilk üç ayını düşük tehlikesi nedeniyle hareket etmeden yatarak geçiren Baskın, 4’üncü ayında ayağa kalkabilse de sık sık doğum sancıları yaşıyordu. Doğumu erteleyebilmek için ne gerekiyorsa yapılıyordu. Ancak henüz anne karnında 27’inci haftasında bir bebek olan Batu’nun erken doğumu engellenemedi.

Yoğun bakımda güvenli ellerde uzman bakım

 
Baskın çiftinin en büyük şansı Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi olan bir hastanede doğum yapmalarıydı. Çünkü doğum sonrası hiç vakit kaybetmeden Batu Bebek yoğun bakım ünitesindeki emin ellere teslim edildi. Anne Zeynep Baskın, “Erken doğan bebeğimizi, Memorial Antalya Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi doktor ve hemşirelerine emanet ettik. Büyük bir korku yaşadık ama bebeğimizin onların elinde olması bizim için güven vericiydi” dedi.

Yoğun bakımda anne baba sıcaklığından uzak kalmadı

 
Memorial Antalya Hastanesi yenidoğan yoğun bakım ünitesi sorumlusu yenidoğan uzmanı Dr. Aşkın Güra Nemlioğlu, prematüre bebeklerin tecrübeli hekim ve hemşire kadrosu bulunan yenidoğan yoğun bakım ünitelerine sahip hastanelerde izlenmesinin önemine dikkat çekti.
 
Batu Bebek’in yoğun bakımda kaldığı süre boyunca uygulanan işlemler hakkında da bilgi veren Dr. Aşkın Güra Nemlioğlu, “Batu Bebek’in solunum sistemi titizlikle takip edilerek, bağırsak, beyin, kalp, göz ve kulak fonksiyonları, bağışıklık sistemi yenidoğan yoğun bakımda kaldığı süre boyunca korundu ve desteklendi” diye konuştu. Yoğun bakım tedavisi süresince Batu Bebek’in anne baba sıcaklığından da uzak kalmadığının altını çizen Dr. Nemlioğlu, “Batu anne ve babasının ten temasını mümkün olan en erken zamandan itibaren hissetti. Yeterli kiloya geldiğinde ise anne ve babası onu kucaklayabildi. Annesi onu emzirdi.  Anne ve babasıyla oluşan bu sevgi ve yakın bağ, Batu’nun hayatta kalmasını sağlayan en önemli unsurlardan biriydi. Kanguru bakımı adı verilen bu yöntem ile Batu’nun solunum ve kalp ritimleri gelişti. Annesinin sesi, onun mırıldanmaları, onun nörolojik ve zihinsel gelişimini tetiklediği gibi vücut ısısını da korudu. Batu böylelikle hastaneden daha kısa süre içinde taburcu edilebildi” ifadelerini kullandı. Adı gibi güçlü ve kuvvetli
 
Anne Zeynep Baskın, Batu’yu evde sadece enfeksiyon riskine karşı koruduklarını, bunun haricinde Batu’nun normal haftasında doğan bebekler gibi sağlıklı olduğu söyledi ve ekledi: “Batu ismi gibi güçlü, kuvvetli bir çocuk olduğunu hayatının ilk günlerinde ortaya koyduğu yaşama tutunma azmiyle hepimize gösterdi. Onunla gurur duyuyorum.”

Türkiye’de Her Yıl 150 Bin Prematüre Bebek Doğuyor

17 Kasım Dünya Prematüre Günü. Yani 37 haftadan önce doğan bebeklerin günü. Hatta kimi minikler çok daha aceleci olup 24 haftalıkken bile doğabiliyorlar. Onlara da “ileri prematüre” deniyor. Türkiye’de her yıl, 150 bin prematüre bebek dünyaya merhaba diyor. Peki, prematüre bebekleri hangi sağlık sorunları bekliyor? Anne-babaların nelere dikkat etmesi gerekiyor? Anne sütü prematüre bebeğe neler katıyor? İşte, erken doğmuş miniklerin sağlıklı gelişimleri için A’dan Z’ye dikkat edilmesi gerekenleri Acıbadem Fulya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı aynı zamanda Yenidoğan Yoğun Bakım Sorumlusu Dr. Ülkü Tıraş ile konuştuk…

PREMATÜRE DOĞUM ORANI ARTIYOR

24 haftalıkken bile “özgürlüğünü” ilan eden bebekler var. Hal böyle olunca da, özellikle de “ileri prematüre” bebek ebeveynlerinin eli ayağına dolaşıyor, endişeleri kaçınılmaz oluyor. Prematüre doğuma birçok faktör yol açabiliyor. Bunlar arasında, gebelikte takipsizlik, çok aşırı hareket, obezite, annenin rahminin erken açılması sayılabiliyor. Bazen de, hiçbir neden olmaksızın da erken doğum yaşanabiliyor. Dünyada ve Türkiye’de prematüre bebek doğumların hızla arttığı biliniyor. Bebek ölüm nedenleri arasında ise prematüreler, önemli bir yer işgal ediyor. Yine hem Türkiye hem dünyada, son yıllarda yenidoğan ve prematüre bakımında ciddi gelişmeler sağlanmış olmasına karşın, prematüre doğum oranlarının azaltılması konusunda belirgin bir ilerleme kaydedilemediği görülüyor.

“ANNE SÜTÜ” PREMATÜRE BEBEKLER İÇİN EŞSİZ BİR BESİN

Anne süt bebekler için eşsiz besin kaynağı şüphesiz… Prematüre bebeklerdeyse, anne sütü ile beslenme çok daha önemli! Yapılan çalışmalar gösteriyor ki; anne sütü ile beslenen prematüre bebekler, anne sütünden yoksun olanlara göre çok daha hızlı gelişiyor… Prematüre bebek sahibi annelerin sütü, içerdiği besin değeri açısından; zamanında doğum yapmış bir annenin sütünden çok farklı. Minik yavrusunun ihtiyacını karşılayacak tüm unsurları barındırıyor. Kısacası, anne sütü prematüre bebek için fiziksel ve ruhsal gelişiminden enfeksiyonlara dek eşsiz şifa kaynağı!

 
Dr. Ülkü Tıraş anne sütünün önemini şöyle vurguluyor: “Prematüre bebeğin annesi, kendi bebeğine özel, onun bağışıklık sistemini daha güçlendirici,  proteinden daha yüksek beslenmesini sağlayacak süt üretiyor. Anne sütü gelmeye başlar başlamaz, bebek alamasa bile bizim kontrolümüzde bebeğin anne sütü almasını sağlıyoruz. Tabii küçük oldukları için bazen direkt ememiyorlar. Ama hastaneden çıkmadan önce anneyi emebilir hale gelmesi gerekiyor. Ve mutlaka evde de anne sütüyle beslenmeye devam etmeleri gerekiyor.” Anne sütüyle beslenen prematüre bebeklerin fiziksel ve ruhsal gelişimleri, anne sütünden yoksun olanlara göre çok daha hızlı ve sağlıklı oluyor. Özellikle de enfeksiyonlara yatkınlığı azalıyor ki, en korkulan da enfeksiyonlar! Bağırsak problemleri de, anne sütü alan bebeklerde, formül mama alan bebeklere göre daha az görülüyor. Üstelik anne-bebek arasındaki bağın güçlenmesi ve annenin, bebeğini daha çabuk sahiplenmesi açısından da “emzirme” çok büyük önem taşıyor.

EN ÇOK ENFEKSİYON KORKUTUYOR ÖZELLİKLE DE KIŞ AYLARINDA

Prematüre bebekler ne kadar erken doğarsa, o kadar fazla sağlık problemi ile karşı karşıya kalıyor. Akciğerlerin gelişmemiş olması nedeniyle, ilk zamanlarda özellikle solunum sistemi sorunları kaçınılmaz. Yine bu bebeklerde enfeksiyon riskleri çok daha yüksek. Beyin kanaması riskinden ciddi bağırsak enfeksiyonlarına, göz sorunlarından kalp ve akciğer yetmezliğine birçok sorun yaşanabiliyor. Bu nedenle iyi bir takip hayati önem taşıyor. Prematüre bebeklerin ileriki dönemlerde de sıkı takip altında tutulması şart! Zira, ileri derecede erken doğmak, okul çağlarında; öğrenme bozuklukları, dikkat dağınıklığı ve hiperaktivite bozuklukları gibi sorunlara yol açabiliyor.

GRİP AŞISI OLUN

Dr. Ükü Tıraş, özellikle kış aylarının prematüre bebekler için büyük risk oluşturduğunu vurguluyor. Zira, üst ve alt solunum yolları enfeksiyonları en fazla kışın görülüyor. Eve gelen ziyaretçilerin enfeksiyon etkeni taşıma riski nedeniyle eve çok ziyaretçi alınmaması önemli. El temizliğine çok dikkat etmek gerekiyor. Çünkü prematüre bebek, cilt yoluyla bile çok kolay enfeksiyon alabiliyor. Ve aşılar… 32 haftadan önce doğan çok riskli bebeklerde kış mevsiminde aşılarına ilave RSV denilen bir virüse karşı koruyucu olarak aşı yapılması gerekiyor. Bu bebeklerin aşılarının kesinlikle ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Dr. Ülkü Tıraş, prematüre bebeği olan aile bireylerinin de , grip aşısı olmalarını öneriyor: “Çünkü 6 aydan küçük bebeklere grip aşısı yapamıyoruz. Bu bebekleri griple başlayıp, devamında daha ağır hastalıklara gidebilen durumlardan koruyabilmenin en iyi yolu, ailenin tüm bireylerinin anne dahil grip aşısı yaptırmalarıdır!”
 

PREMATÜRE BEBEĞİN EVDE BAKIMI NASIL OLMALI?

Prematüre bebeklerin bakımının çok daha hassas olması gerekiyor. Emzirmeden el temizliği ve hijyene, odanın ısısından yatış şekline dikkat edilmesi gereken pek çok unsur var. Örneğin, prematüre bebeklerin cilt altı yağ dokusu yetersiz olduğu için vücut ısılarının koruyamaması çok sık karşılaşılan bir problem. Zamanında doğmuş bebeklere göre daha çabuk üşüyorlar. Bu nedenle vücut ısılarının korunması için uygun boyutta, pamuklu kıyafetler giydirilmeli. Oda sıcaklığı 24-26 derece arasında olmalı. Ancak bebeğin –vücut sıcaklığı, ortam sıcaklığı ile değişeceği için gün içinde birkaç kere takip edilmeli. Bebek yatağı yanında yumuşak koruyucular, yastıklardan kaçınılmalı. Tüm bebekler için tavsiye edilen uyuma pozisyonu, sırtüstü yatış. Ancak prematüre bebeklerde “Ani Beşik Ölümü Sendromu” daha sık görüldüğünden yatırılma pozisyonuna çok dikkat edilmesi gerekiyor. Ayrıca başlarında kalıcı şekil bozukluklarına neden olmamak için bebeğin yatış pozisyonu 3-4 saatte bir değiştirilmeli. Dr. Ülkü Tıraş, prematüre bebeklerin haftada en az 2 kez yıkanabileceğini söylüyor. Bebeğin alt bakımınınsa sadece su ve pamuk ile yapılması, pişik olmadıkça krem kullanmaktan kaçınılması gerekiyor.

Sağlıklı Dişler İçin 10 Altın Kural

1.Kalsiyum ve C vitamini açısından zengin içerikli yiyecekleri tüketmek, sağlıklı diş gelişimi açısından faydalıdır. Süt, yoğurt ve peynir kalsiyum açısından zengindir. Portakal, kavun gibi pek çok meyve ile brokoli ve ıspanak yeşil sebzeler önemli C vitamini kaynaklarıdır.

2.6 ayda bir yapılan diş muayeneleri, olası problemlerin erken tespit edilmesini sağlar. Sağlıklı bir ağız ve diş yapısına sahip olmak için günde en az 2 defa 2 dakikadan az olmayacak şekilde diş fırçalanmalıdır. Sabah kahvaltı yapılmıyorsa bile mutlaka dişler fırçalanmalıdır.

3.Ağız bakımında diş fırçası ve diş macunu tek başına yeterli değildir. Ağız ve diş temizliğini tamamlayıcı olarak diş ipleri ve gargara da kullanılmalıdır. Sağlıklı bir temizleme için en az günde 1 defa diş ipi kullanılması gerekir.

4.Diş fırçası seçimi önemlidir. Fırça kılları aynı sırada tercihen düz yuvarlatılmış uçlu 3-4 demet, orta sertlikte olmalıdır. Fırçanın kıl paralelliği 3 ay içerisinde bozulduğu için değiştirilmelidir. Bu paralellik 1 ay gibi kısa bir sürede bozuluyorsa kişi dişlerini gereğinden fazla bastırarak fırçalıyor demektir. Dişler fırçalandığı halde problemliyse yapılan işlem eksik ve yanlış olabilir. Diş hekimi ile görüşülerek ağız bakım ürünlerinin nasıl kullanıldığının tekrar gözden geçirilmesi doğru olacaktır.

5.Diş sağlığında günlük fırçalama sayısı değil, fırçalamanın süresi ve etkinliği önemlidir. Fırçanın kılları diş eti çizgisi boyunca 45 derecelik bir açı ile yerleştirilmeli, yumuşak bir basınç ile yuvarlaklar çizilerek dişler temizlenmelidir.

6.Yaşın ilerlemesi ağız ve dişlerin de yaşlanacağı anlamına gelmemektedir. Sararmış, çürüyen dişler yaşın değil yetersiz bakımın sonucudur. Yaşlılık işleyen bir süreçse iyi ağız bakımı ile buna avantaja dönüştürüp, sağlıklı ve genç görünümlü dişlerle yaşlanmak mümkündür.

7.Fazla diş macunu kullanmak dişlerde aşınmalara sebep olabilmektedir. Her bir fırçalama için bir kere diş fırçasının ortasına sürülen bir miktar diş macunu yeterli olacaktır. Uzun korumalı floridli diş macunları kullanılmalı ve aşındırıcı özellikleri farklı olarak uygulanması amacı ile diş macunu arada sırada değiştirilmelidir.

8.Özellikle ortodontik tedavi yaptırmış hastalar, 20 yaş dişleri konusunda titiz davranmalıdır. 20 yaş dişlerinin ağız yapısında ne gibi sıkıntı oluşturabileceğini öğrenmek için diş hekimi kontrolü mutlaka yapılmalıdır.

9.Çocuklarda ilk ortodontik muayene 7 yaşında, alt üst keser dişler değişince yapılmalıdır. Çocuklarda erken yapılan ortodontik muayene, problemin önceden tespitini ve daha kısa süreli tedaviyi sağlamaktadır.

10.Ağız ve diş sağlığı çocukluk yaşta başlamaktadır. Çocuklarda bademcik ve ağız solunumu, anormal çene gelişimine neden olabilmektedir. Bunun için tedavi edilmelidir. Çocuklarda erken diş kaybı, ısırma ve çiğnemede güçlük, ağızdan solunum, parmak emme, çarpıklık, çenede kayma, ses çıkarmada güçlük, çenelerin ileri geri konumlanması, diş sıkma ve gıcırdatma gibi problemlerden biri varsa en kısa sürede diş hekimine başvurulmalıdır.

3,8 Milyon Kişi Diyabetinden Habersiz

Korkuya gerek yok ama temkinli olmak şart.
 
Diyabet hastalarının herhangi bir şikayetleri olmasa bile mutlaka düzenli olarak doktora gitmeleri gerekiyor. Hayat boyu süren bir hastalık olan diyabette, tedbirli olunduğunda ve 3-6 ayda bir düzenli kontroller yapıldığında korkuya gerek yok.  Dr. Çıkım, diyabetli hastaların yakınlarının ve çocuklarının da diyabet açısından takip edilmesinin önemli olduğunu vurguluyor. Türkiye’de bilinen diyabetli hasta sayısının yaklaşık 12 milyon olduğunu, bunların yüzde 68’inin tanı konulmuş hastalardan oluştuğunu belirten Dr. Kerim Çıkım, yüzde 32’sine ise tanı konulmadığını söylüyor.  Dolayısıyla binlerce diyabet hastası, bu hastalıklarının farkında bile olmadan yaşıyor.

Şekeri kesin, egzersiz yapın

Sağlıklı bir kişi için bile zararlı olan şeker, diyabet hastası için tam bir zehir! Diyabetli kişinin yediklerine ve içtiklerine çok dikkat etmesi gerekiyor. Şeker ve şeker içeren gıdalardan uzak durmalı, günlük hayatta diyet programına uygun hareket edilmeli. Örneğin kahvaltı, sonrasında ara öğün, öğle yemeği ve yemeklerden sonra yapılacak yürüyüşler ve egzersizlerin hep önceden belirlenmiş program dahilinde olması önemli. Kimi diyabet hastaları ilaç kullanırken, kimileri de insülin kullanmak zorunda. İnsülin kullanan kişinin, insülin yaptıktan sonra da yediklerine dikkat etmesi gerekiyor. İlaç kullanan diyabet hastaları ise, ilaçlarını her gün düzenli almalı üstelik aynı saatte almaya özen göstermeli.  Başka ilaçlar kullanıyorsa doktoruna danışarak gün içinde bu ilaçları nasıl kullanacağını ayarlamalı. İlaç alan hastaların ayrıca, bazen günde bir kez, bazen de iki kez olacak şekilde kan şekerlerinin ölçülmesi de son derece önem taşıyor. İnsülin kullanan hastaların ise daha sık aralıklarla şeker ölçümü yaptırmaları şart.

Yaban mersini ancak takviye olabilir

Diyabete yatkınlığı olan bir kişi kötü beslendiği zaman, ailesinde olmasa bile beslenme düzensizliğinden dolayı diyabetli olabilir. Dolayısıyla sağlıklı beslenmek ve kilo almamak diyabet riskine karşı son derece önem taşıyor. Fazla şeker tüketmemek ve şeker içeren gıdalar yememek, rafine gıdalardan (şekerin işlenerek yapılmış olduğu tatlılar, pastalar, renklendirilmiş boyalı gıdalar gibi) uzak durmak da kişiyi diyabete karşı koruyor. Bu arada halk arasında yaban mersini gibi bazı bitkilerin kişiyi diyabet riskine karşı önlediği konuşuluyor.  İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Kerim Çıkım “Kanıtlanmış böyle bir etki yoktur. Bazı gıdaların kan şekerini düşürücü etkisinden bahsedilir ama bunlar tıbben kanıtlanmadığı gibi tedavi değildir ancak destekleyici olabilir. Fakat diyabeti en iyi tedavi eden ilaç dışı doğal etkilerin başında su gelir. Su içtikçe kan şekerimiz de düzelir, şeker vücuttan atılır. Günde 2 litre su içilmesi, yazın ise bu miktarın 3 litreye çıkması gereklidir” diyor.

Sağlıklı kişinin açlık ve tokluk şekerleri

 
Sağlıklı bir kişinin açlık kan şekeri değerinin 100’ün altında olması öneriliyor.  Eğer kişinin açlık kan şekeri değerleri 100- 125 miligram arasında çıktıysa, ailesinde diyabetli varsa, kilo aldıysa, şeker yükleme testi isteniyor. Açlık ve tokluk kan şekeri değerlerine düzenli olarak bakılıyor; son üç aylık şeker değerlerinin ortalaması takip ediliyor. Eğer açlık kan şekeri değeri 125 miligramın üzerindeyse, kişi şeker hastası kabul ediliyor ve tedaviye başlanıyor. Sağlıklı ve şeker sorunu olmayan bir kişinin yemek yedikten iki saat sonra, kan şekeri normal seviyede oluyor. Yani 60 miligramın üzerinde 140 miligramın altında bir düzeye geliyor. Eğer yemek yedikten iki saat sonra bakılan kan şekeri 60 miligramın altındaysa buna “hipoglisemi” deniyor ki bir diyabet belirtisi! 140 miligramın üzerindeyse de adı “hiperglisemi ”. Bu da  şekerin yükseldiği anlamına geliyor ve diyabet belirtisi riskine işaret ediyor.  Diyabet hastalarının açlık kan şekeri değerlerini hiçbir zaman 60’ın altına düşürmemeleri, mümkünse 100’ün üzerine çıkarmamaları gerekiyor. Tokluk kan şekeri değerleri  de 140 miligramın üzerinde olmamalı. Ama diyabetli hastalarda bir özel durum daha var, bu da son 3 aylık kan şekeri değerlerinin izlenmesi amacıyla test yapılması. 

Çocuklara dikkat

 
Özellikle de yeni okula başlayan çocuklar için diyabet açısından tehlike çanları çalıyor. Evde sağlıklı beslenen bir çocuk, okula başlayınca hızla obeziteye doğru ilerliyor. Bu konuda şüphesiz anne-babalara düşen önemli görevler var. Dr. Çıkım, çocuğunuzu diyabetten korumaya yönelik önemli uyarılar yapıyor:

•Yağ hücreleri çocukluktan itibaren vücuda yerleşiyor. Hatta yapılan çalışmalarda, yenidoğanda damar içerisinde yağ plaklarının oluşumu dikkat çekiyor. Bu nedenle siz siz olun, çocuğunuzu sağlıklı ve dengeli beslemeye özen gösterin. Çocukların şeker ve tuza alıştırılmaması da son derece önemli. Sebze ve meyve tüketmelerinin sağlanması gerekiyor.

•Okullarda beslenme saatleri var ya da bu beslenme saatlerinde okul da çocuklara gıda dağıtıyor. Bu dağıtılan gıdaların muhakkak denetiminin yapılması gerekiyor. Rafine gıdalar tüketilmesi son derece sakıncalı! İçine yapay şeker katılmış gıdalardan uzak durulması şart. Örneğin hazır meyve suyu yerine taze sıkılmış meyve suyu içirilmesi gerekiyor.

•Anne-babaların, çocuklarının yiyip içtikleriyle yakından ilgilenmesi şart! Düzenli besleniyor mu, ne yiyip ne içiyor takipte olmalılar. Zira çocuk, okulda kazandığı alışkanlığı ömür boyu devam ettiriyor. Meyve ve sebzenin hayata girmesi de, temel olarak okulda başlıyor.

Tip 1 diyabet

 
Diyabet hastalığı Tip 1 diyabet ve Tip 2 diyabet olarak ikiye ayrılıyor. Tip 1 diyabet insanların doğuştan getirdiği, çocuklukta ortaya çıkan ve pankreasından insülin salgılanamadığı için ömür boyu dışarıdan insülin desteği verilmesi gereken hastaları kapsıyor.

Tip 2 diyabet

 
Tip 2 diyabet ise, genellikle ileri yaşlarda ortaya çıkan, kilonun eşlik ettiği ve ailesinde de şeker hastalığının bulunduğu insanlarda görülüyor. Bu kişiler genellikle beslenmelerine dikkat ederek, hastalıklarına uygun bir beslenme programını uygulayarak kan şekerlerini dengede tutmayı başarabiliyor. Bu tür hastalara düzenli ilaç tedavisi veriliyor ve ayrıca düzenli egzersiz yapmaları isteniyor.  Eğer ilaçla kan şekerleri düzenlenemiyorsa, doktorları tarafından bu durumda insülin kullanmaları öneriliyor.

Atık Pilleri Toplama Kampanyası Yeniden Başlıyor

Çevre bilincinin yaygınlaştırılması ve kamu sağlığının korunması anlayışıyla kullanılmış pilleri toplayanların ödüllendirildiği uygulama sayesinde 25 Mart- 30 Nisan 2013 tarihleri arasında ilçede 639,62 kg, 1 Haziran- 30 Eylül 2013 tarihleri arasında AVM’lere atık pil makineleri yerleştirilerek yapılan kampanyanın ikinci ayağında ise 585 kg atık pil toplandı.

Kazanılacak hediyelere karşılık gelen atık pil sayıları şu şekilde;

Tablet :                    2.000
Fotoğraf makinesi :   1.000
Mp3 Çalar :                300
Kulaklık :                   200
Flash Bellek(8gb) :     100

Ödüllere talip olanların 30 Nisan 2014 tarihine kadar atık pil toplama makinelerinin yer aldığı 18 ilköğretim okulunun yanısıra Ataşehir Belediyesi, Ataşehir Migros, Palladium, Optimum, Brandium, Carrefour ve Novada alışveriş merkezlerine gitmeleri gerekiyor. Bu merkezlere yerleştirilen makinelere pillerini atıp karşılığında kuponlarını alanlar, daha sonra bu kuponları Ataşehir Belediyesi’ne getirecekler. Hediyeler vatandaştan kuponlar alındıktan sonra tutanak karşılığında teslim edilecek.

OKUL         
                                
ALİ İHSAN HAYIRLIOĞLU                           

 
CELAL YARDIMCI İÖ.O.                              
 
KADRİYE FAİK KOPARAN İ.Ö.O.               
 
SAKARYA İ.Ö.O.                                        
 
ORHAN VELİ İ.Ö.O.                                  
 
ÇAĞRIBEY İ.Ö.O.                                      
 
ŞEHİT ÖĞRT. MEHMET FİDAN İ.Ö.O.         
 
MUSTAFA ZEKİ DEMİR İ.Ö.O.                    
 
SARE SELAHATTİN İ.Ö.O.                           
 
İHSAN KURŞUNOĞLU İ.Ö.O.                      
 
HASAN LEYLİ İ.Ö.O.                                  
 
AKŞEMSETTİN İ.O                                      
 
AYDIN DOĞAN İ.Ö.O.                                
 
CEMİLE BESLER İ.Ö.O.                              
 
ŞEHİT ÖĞRETMEN HASAN AKAN İ.O       
 
PİRİ REİS İ.Ö.O.                                        
 
YENİ ÇAMLICA LEMAN ANA                      
 
İŞİTME ENGELLİLER İ.Ö.O.                        

Diğer Başvuru Noktaları:

OPTİMUM AVM

 
CARREFOUR AVM
 
NOVADA AVM
 
PALLADIUM
 
MİGROS
 
BRANDİUM AVM
 
ATAŞEHİR BELEDİYESİ

 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Ataşehir Belediyesi Aşure Dağıttı

Aşure dağıtımı yapılacak camiler şu şekilde;

Esatpaşa Mahallesi Merkez Cami

Yenisahra Mahallesi Merkez Cami

Mevlana Mahallesi Hacı Mehmet Uslu Cami

Küçükbakkalköy Mahallesi Mehmet Rüştü Aşık Cami

Küçükbakkalköy Mahallesi Merkez Cami

Kayışdağı Mahallesi Hüseyniye(İmam Hüseyin) Cami

Kayışdağı Mahallesi Kayışdağı Merkez Cami

İnönü Mahallesi Uhud Cami

İçerenköy Mahallesi Merkez Cami

İçerenköy Mahallesi Bostancı Oto Sanayi Cami

Fetih Mahallesi Fetih Cami

Ferhatpaşa Mahallesi Merkez Cami

Barbaros Mahallesi Yunus Emre Cami

Barbaros Mahallesi Öztürkler Cami

Örnek Mahallesi Merkez Cami

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Ataşehir’de Kaç Tane Cami Var?

Ataşehir Belediyesi ve AKUT’tan Örnek Preje: AKUT Enstitüsü

*Ataşehir’deki deprem ve diğer afetlere yönelik çalışmalarınıza ne zaman başladınız ve çalışmalarınızın içeriğinde neler bulunuyor? (Cevap: Dündar Şahin)

1999 yılının sonundan, 2000 yılının başından itibaren Ataşehir’de bulunuyoruz. 1999’deki depremden hemen sonra, AKUT olarak bizim bir eğitim alanı ve aynı zamanda kritik noktalarda lojistiğimizi barındırabileceğimiz bir yere ihtiyacımız oldu.

O zamanlar şu anki yerleşkemiz Kadıköy Belediyesi’ne bağlıydı. Kadıköy Belediyesi’nin bize tahsis ettiği alan üzerinde küçük tek katlı prefabrik bir binamız vardı. Zaman içinde bu prefabrik binanın yanına acil durumlarda lojistiğimizi bir an önce yapabileceğimiz küçük bir depo binamız daha yapıldı. O yıllarda Kadıköy Belediyesi ile yaptığımız çalışmaları, Kadıköy Belediyesi’nin sunduğu hizmet binalarında yapıyorduk. Yani Ataşehir’de değil de, Ataşehir’in dış cephelerinde yapıyorduk. O zaman Ataşehir henüz gelişmekteydi.

Bu esnada halkımızı bilinçlendirmek için çok fazla çalışma yaptık. O zaman Ataşehir böyle değildi. İnsanlar birbirilerini daha çok tanıyordu. O zaman burada olmamız çok önemliydi. Biz burada olunca insanların gündemine daha rahat oturuyorduk. Deprem ve diğer afetlerden sonra Ataşehirliler bize sohbet etmeye geliyordu. Ataşehir büyüyünce, insanlar daha kopuk olmaya başlayınca biz onları bir yere toplayarak eğitim sunmayı düşündük. Ataşehir Belediyesi kurulunca onlarla bir işbirliği protokolü imzaladık. Zaten ilişkilerimiz ve işbirliğimiz hep iyi bir noktadaydı. Bu protokolle işbirliğimizi daha kurumsal bir hale getirdik. Ataşehir Belediyesi organizasyon konusunda elini taşın altına koydu. Böylelikle insanlara afet ve acil durum hakkında genel farkındalık, yani bir deprem, yangın veya sel anı devam ederken ve sonrasında ne yapılması gerekir, ve daha önemlisi ne yapılmaması gerekir konularında bilgilendirme yaptık. AKUT TIR’ımızı da getirdik ve insanların interaktif bir şekilde ulaşmalarını sağladık.

* Ataşehir Belediyesi Afet Koordinasyon Merkezi (AKOM) hakkında biraz bilgi alabilir miyiz?

Bu çalışmaları kurumsal bir hale getirmeye karar verdikten sonra, komuta, kontrol ve koordinasyon erklerinin bir bütün olarak bir arada olabilmeleri için bir afet koordinasyon merkezi kuruldu.

Ataşehir Belediyesi, henüz yeni kurulmuş bir belediye olmasına rağmen farkını ortaya koydu ve AKOM kuruldu. AKUT olarak, bizde 1996 yılından beri biriken çok ciddi bir know-how (bilgi – tecrübe) bulunuyor. Sadece Türkiye’nin değil Birleşmiş Milletler’in bir ekibiyiz. Bu birikmiş bilgi ve tecrübe bu çalışmayla Ataşehir Belediyesi’nin hizmetine sunuldu. Bu Ataşehir ve Ataşehir Belediyesi için çok önemli. Bunun tamamını AKOM’un içine aktarmayı düşünüyoruz. Böylelikle Ataşehir sınırları içerisinde olacak herhangi bir afet veya acil durumda AKOM devreye girecek. Bu merkezde ilk öncelik insanların sağlığını ve güvenliğini sağlamak, ikinci olarak ta kamu hizmetlerinin aksamadan devamını sağlayabilecek altyapıyı kurmak. Şu anda teknolojik altyapısı sağlandı. Ulusal Afet Koordinasyon Merkezi ve İstanbul Afet Koordinasyon Merkezi ile ilişkilendirildi. Şimdi daha da genişleyerek; hem insanların eğitilmesini hem de belediyenin kendi afet kurtarma ekiplerinin kurulmasına katkı sağlıyor.

*Ataşehir’deki AKUT Enstitüsü’nün önemi ve yapılan çalışmalar hakkında bilgi verebilir misiniz?

AKUT Enstitüsü AKUT’un 10 yıllık bir hayaliydi. Türkiye’nin ilk ve tek özel eğitim ve araştırma enstitüsüdür. 10 yıllık bu hayali gerçekleştirmek için uygun partnerler arıyorduk. Birkaç üniversite ve belediye ile görüştük ve istediğimiz cevapları alamadık. Bir gün Ataşehir Belediyesi’nin bir meclis toplantısına davet edildik. Ali Nasuh Mahruki ile beraber katılarak güzel bir sunum yaptık. AKUT olarak neden Ataşehirdeyiz ve ne yapıyoruzu anlattık. Nasıl destek olabiliriz dediler ve bu projelerimizden bahsettik. Ataşehir Belediyesi tahminimizden çok daha sıcak ve ilgiyle baktı. Mevcut yerimizi genişleterek, eğitim ve araştırma yapmak istediğimizi söyledik. Hemen bir ay sonra bir protokolle Ataşehir Belediyesi AKUT Eğitim ve Araştırma Enstitüsü kuruldu. Adının başına Ataşehir Belediyesi’ni AKUT olarak biz ekledik ve işbirliği yaptığımız bir kurum olarak bu bizi rahatsız etmiyor.

Eğitim ve araştırma enstitümüzün en önemli görevlerinden biri; kurumlara ve vatandaşlara afet ve acil durum yönetimi konusunda doğru ve bilimsel bilgiyi ulaştırmak. Bir diğeri risk kavramına dikkat çekmek. Bize hep sorulan bir soru var. Deprem olunca AKUT bize yardım edecek mi diye. Bilmiyoruz ki, ben sağ kalacak mıyım bilmiyorum. Eviniz, iş yeriniz çok sağlam olabilir, ama yol sağlam mı, üste geçitler, viyadükler sağlam mı? Gittiğiniz berber, esnaf, alışveriş merkezleri sağlam mı? Burada güvenlik kültürü herkese lazım.

*Ataşehir’de başlatılan “temel afet bilinci” eğitim çalışmalarına ilginin az olduğunu gözlemliyoruz. Bunun sebebi hakkında ne düşünüyorsunuz, nasıl artırılabilir?

Ataşehir Belediyesi ve AKUT ilgisizlikten üzgün. Aslında bu durumla da ilk defa karşılaşmıyoruz. Bu durum toplumların kaygı düzeyi ile ilgili bir durum. Yasa koyucular ve yürütücülerden vatandaşlara kadar, afet ve acil durumu Türkiye’de günlük kaygılara indirgeyemedik. 99 depreminden sonra eksikliği, malzeme eksikliği olarak algıladık. Ve kamu otoritesi hala öyle anlıyor. Türkiye’de milyonlarca dolarlık malzeme yatırımı yaptık. Fakat bütün bu malzemeyi kullanan insandır. Asıl olan teknokrat seviyesinde yatırım yapmaktı ve insanı geliştirmekti. Biz bunu hala yapamadığımız için Türkiye’de afet yönetim uzmanı gibi uydurduğumuz yönetim kadrolarımız var. Ne işe yaradığını bizim bile bu kadar altyapımıza rağmen anlayamadığımız kadrolar var. Hem sel hem deprem hem atmosferik olaylarda hem kimyasal tehlike konusunda aynı anda uzman olunamaz. Bunu bir kişiye indirgeyemezsiniz. Bu ancak bir kurul olabilir, bir afet koordinasyon merkezi olabilir.

Günlük kaygıya indirgeyemediğimiz için, biz eğitim salonlarında bu tip sorunlar yaşıyoruz. Biz ilk uluslararası afet konferansını yaptığımızda da sadece 16 kişi vardı ve bunun 11’i zaten konuşmacılardı. Bunu da yaşamıştık. Ancak yine de biz bu konuda Don Kişotluktan vazgeçmiyoruz. 100 kişiden birini bile kazanırsak o da gider başkasına anlatır derdindeyiz. Biz maraton koşuyoruz.

Eğitimler için ilk başlarda, sitelere gelsinler eğitimler buralarda verirsin diye talepler geldi. Biz hiçbir bedel ödetmeden, ücretsiz olarak size zamanımızı veriyoruz. Ataşehir Belediyesi salonu ayarlıyor, servisler sunuyor, yiyecek ve içecek ikramında bulunuyor. Broşürler ve kitaplar veriliyor. Bu aşamadan sonra vatandaşların da ellerini taşın altına sokmaları gerekiyor. Buradan sonra da artık, buraya evimize gelsin anlatsın demek doğru bir tutum değil. Bilinçli bir yurttaş şunu düşünür: bu konuda Türkiye’nin en uzman kurumu AKUT bize bu eğitimi veriyor, Ataşehir Belediyesi servisimi gönderiyor, salonu veriyor, çayımı kahvemi veriyor, benim ayırmam gereken sadece 1 buçuk saat. Bir sene içerisinde 1.5 saat ayırmak çok bir zaman değil. Belki o afet anı, o zor zaman başınıza geldiğinde; buradan alınan bilgilerle eşinizin, çocuğunuzun, ailenizin zarar görmemesini sağlayacaksınız.

“Asıl umudumuz çocuklar”

*Eğitimler şu an ne aşamada, çocuklara verilen eğitimler nasıl?

Bu çalışmalarda en iyi sonucu çocuklardan alıyoruz. Çocuklar yetişkinlerle aynı umarsızlığa sahip değil. Çocuklar her şeye ilgiyle bakıyor. Çocuklar bu tarz bilgileri alınca yetişkinliklerinde de ilgilerini devam ettiriyorlar. Yetişkinlerin eğitimleri de çok önemli ancak asıl umudumuz çocuklar. 99 sonrası doğan çocuklarda bu konuda ilgi çok daha fazla. Bizi veliler arıyor ve siz bu çocuklara ne anlatıyorsunuz diye soruyorlar. Çünkü çocuklar babasına arabada emniyet kemeri taktırmak için kafasının etini yiyormuş. Çünkü biz onlara anlatırken ailenizi siz uyaracak siz koruyacaksınız bilincini de veriyoruz. Çocukların gözünde AKUTçu abilerinin bir kahraman imajı var. Bu imajla bu çocuklara doğru bilgiler verilince çocuklar çok güzel sahipleniyor. Çocuk eve gidince tehlike analizi yapıyor. Tehlike avı çalışmamızda çocuklar evdeki tehlikeleri yazıyor, ailesine imzalatıp okula getiriyor. Evdeki tehlikeleri gördük biz bunları değiştireceğiz diye. 6 ay 1 yıl içerisinde tehlikeleri çözerek tekrar raporlarını sunuyorlar. Biz bunları site yöneticileriyle anlaşarak yapamayız masraf çıkabilir diye pek istenmiyor. Ama bunu çocuklar çok güzel sağlıyor. Şu anda yetişkinlere yönelik eğitime ara verildi ve liselerde eğitim vermeye başlıyoruz. Geçen sene özel ve kamu olmak üzere Ataşehir’deki tüm 42 ilköğretim okulunda yaklaşık 10 bine yakın öğrenciye ulaştık. Ama sadece afet ve deprem eğitimi değil aynı zamanda çevre bilinci eğitimi de verdik. Bu sene eğitimlere liselerden başlıyoruz. Ama bu verdiğimiz eğitimler hiç bitmeyecek. Türkiye’deki özel ve kamu kurumlarında, Birleşmiş Milletler’de, Pakistan, Bangladeş, Hindistan, Vietnam, Kamboçya, Çin, Rusya’da biz operasyonlar yapıp eğitimler veriyoruz. Bütün bu sorumluluklarımıza ek olarak yaşadığımız coğrafyanın da hakkını veriyoruz. Türkiye’de 32 ilde eğitimlere devam ediyoruz.

*Ani bir deprem veya diğer afet durumlarında Ataşehir özelinde kurumların koordinasyon ağı şu anda yeterli mi?

Türkiye’deki en büyük problem koordinasyon yani kurumları bir arada çalıştırabilmektir. En son Van depreminde de gördük. İlk birkaç gün koordinasyonsuzluk oldu. Nerenin ne yardımına ihtiyacı var, yardıma ihtiyaç var mı emin olunamadı.

Ataşehir özelinde bakarsak; Ataşehir’den ana arterler geçiyor ve Ataşehir’de konut sayısı artıyor yeni nüfus geliyor. Finans merkezi, banka genel müdürlükleri, AVM’ler yapılıyor. Bu aşamada Ataşehir’de nasıl hareket edeceksiniz. Ataşehir Afet Bilgi Sistemi (ABİS) sistemi çok iyi bir sistem fakat dünyanın en iyi koordinasyon sistemini kursanız dahi oluşacak bu trafikte nasıl hareket edeceksiniz.

Kentlere insanların böyle durumlarda kalabilecekleri boş alanlar, parklar gerekiyor. Yoksa deprem sonrasında binadan sağ salim çıktınız ancak altında durup oturmanız güvenli değil. Bina yüksekliğinin 1.5 katı uzaklıkta olmanız gerekiyor. Binanın boyu 10 metre ise sizin minimum uzak durmanız gereken mesafe 15 metredir.

Bilgi toplama kapasitesi gelişiyor, müdahale kapasitesi de iyi derecede arttı. Ancak bunlar bir arada yapılabilecek mi bu sorun. İstanbul’un afet kapasitesi nedir? Bunu İstanbul’un kaynaklarıyla planlarsanız doğru olmaz. Bunu Dünya Bankası’na da eleştiri olarak söyledik. Şu kadar kaynak verdik, bunu alın İstanbul’da afet ekipleri oluşturun dendi. İstanbul’u kurtaracak Bursa, İzmit, Çanakkale, Ankara’dır. Bunu söylediğimizde şaşırdılar. Eşit kaplar hesabı yapılmalı. Türkiye’nin %90’ı deprem bölgesi. 99 yılına göre karşılaştırdığımızda çok iyi durumdayız. Şimdi çok iyi modern cihazlar, araçlar var. Ancak kurtarma başlığı bütün afet yönetimi çatısı içerisinde ancak %5 e takabül ediyor ve son çaredir. Yapı stoku gerçekten elden geçirilmeli ve eski güvensiz yapılar yıkılıp yenisi yapılmalı.

Afetlere karşı risk algısı üzerine toplumumuzun bakış açısı nedir? (Cevap: Dr. Çağlar Akgüngör)

13 yıldır risk ve afet üzerine çalışıyorum. Bu konularda master ve doktoramı yurt dışında tamamlayarak geldiğimde, Türkiye’de yüksek öğrenim kurumları düzeyinde çok büyük bir ilgi olmadığını gördüm. Bu alanda çalışan bir laboratuvar veya bilimsel bir merkez kurmayı üniversiteler pek düşünmüyorlardı.

Bir şansım AKUT üyesi olmaktı. Bu araştırmaları, AKUT çatısı altında yapabileceğimizi düşündük. Temel kaygımız; toplumu doğru şekilde bilgilendirmek ve yurttaşların davranış değişikliğini sağlayabilmek. Afet konusunda bir yanılsıma var. Afet, dünyanın en büyük devletlerinin dahi gücünü aşabilen veya çok zorlayabilen bir olaydır. ABD’de bile olabiliyor. Bunun altında yatan temel; sadece ekonomik güç değil, o toplumun afetle ilgili ne kadar alakalı olduğu ve o afete karşı önlem almayı ne ölçüde benimsediği, ne ölçüde gündelik yaşamına soktuğuyla alakalıdır. Afetle mücadele konusu, gelişmiş ülkelerde bize göre daha eskiden beri ele alınan bir konu, biraz daha akılcı bakılıyor. Onlar biraz daha ileride, biz biraz daha yolun başındayız.

Biz burada özellikle Sosyal Bilimler perspektifinden risk ve afet üzerine çalışmalar yapmayı hedefliyoruz. Toplumlarda afeti bir mühendislik sorunu gibi algılama alışkanlığı var. Mesela depreme çözüm olarak sadece iyi kalite beton kullanmak çözümdür algısı var. Bu sadece bir aşamasıdır. Madem böyle yaparak depremden korunabilecektik neden yapmadık sorusunun cevabı, mühendislik çalışmalarıyla bulunamaz. Ancak sosyoloji, psikoloji, siyaset, hukuk ve ekonomi çerçevesinden bakılarak anlaşılabilir.

Mesela insanlar hangi koşulların sonucu olarak yapı kanununa uymuyorlar, neden elverişli olmayan yerlerde yerleşime gidiyorlar? Bilgilendirdiğiniz halde neden insanlarda davranış değişikliği olmuyor gibi sorular var. Bu sorulara Türkiye’de henüz sistemli şekilde cevap aranmadı. Bizim de hedefimiz üniversitelerde çalışan meslektaşlarımızla birlikte bu araştırmaları gerçekleştirmek.

Röportaj ve Fotoğraflar: Murat ŞİMŞEK

Nasuh Mahruki: “Afet ve Acil Durum öncesine yatırım yapan toplumlar afetleri en az zararla atlatan toplumlardır.”

Afetlere karşı bilinçlenme bireyde başlar, aileye ve topluma yayılır, yayılma ve bilinçlenme süreci süreklilik arz etmelidir.

Türkiye’de Afet ve Acil Durum Yönetimi konularında sıkça rastladığımız sorunların başında bireylerin konuya olan duyarsızlıkları ve kurumların eşgüdüm içerisinde çalışamamaları gelmektedir. Kurumlar arasında ortak kapasite oluşturma sıkıntılarını da eklediğimizde kurumlar arasındaki koordinasyon maalesef tam olarak sağlanamamaktadır.

Ülkemizdeki bir başka sorun ise afet ve acil durumlara karşı önlem almak yerine, afetler sonrasında neler yapılacağı konularına ağırlık verilmesidir. Bu reaktif bir yaklaşımdır. Mühim olan proaktif olup, öncesinde bireyi ve toplumu hazırlamaktır. Afet ve Acil Durum öncesine yatırım yapan toplumlar afetleri en az zararla atlatan toplumlardır.

Akut Ataşehir Belediyesi Eğitim ve Araştırma Enstitüsü, bu kaygıdan hareketle Ataşehir’e yakışır bir şekilde hazırlandı. Bu model İstanbul’un diğer ilçelerine ve diğer şehirlere örnek olacak bir modeldir. Hepimizin gurur duyması gereken, farklılık yaratan bir proje bu. Kamu, özel sektör ve Sivil Toplum Kuruluşları’nın işbirliğinin başarılı bir örneğidir.

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Allison’ın Torqmatic® ve 3000 Serisi™ Şanzımanları ile Geliştirilmiş 5. Nesi Kontrolleri Comvex 2013

Allison standını ziyaret edenler, motor kapasiteleri 336 kW/450 bg’e kadar olan kamyon uygulamalarında kullanılan Retarder’lı 3000 Serisi şanzıman ve motorları 194 kW/260 bg’e kadar olan otobüsler için ideal olarak üretilen T280R şanzıman modellerini inceleyecekler. Allison Transmission, Salon 12’de 1220A standında yerini alacak.

Allison’ın yeni 5. NESİL elektronik kontrol sistemleri ve bileşenleri de fuarda sergilenecek. Euro 6 motorlara ve yeni nesil araçların elektronik yapılarına uygun olarak tasarlanan bu yenilikçi kontroller, önemli yazılım ve donanım iyileştirmeleri ile Allison’ın mevcut vites stratejilerine uyumluluğu da arttırıyor. Ayrıca 5. NESİL kontrol modülüne eklenen yeni bir eğim ölçer, hassasiyeti ve tepki-verme duyarlılığı ile görevin gerekliliklerine göre performansı en ideal hale getiriyor. Yüke ve yol koşullarına bağlı olarak daha hızlı ve daha doğru vites geçişleriyle yakıt ekonomisinin artırılmasını sağlıyor.

Manchester United Ve Chevrolet El Ele

Tamamı Manchester United’ın Resmi Otomotiv Ortağı olan Chevrolet tarafından bağışlanan ve içinde Wayne Rooney’nin 2012 yılında hat-trick yaptığı Hannover maçında giydiği forma ile Manchester United’ın kaptanı Nemanja Vidic’in lig şampiyonu ile kupa sahibini karşı karşıya getiren Community Shield’ın bu yılki eşleşmesinde Wigan’a karşı giydiği imzalı formanın da bulunduğu eşyalar; tüm dünyadaki Manchester United taraftarının ilgisi sayesinde toplam 17.564,28 sterlin (21.071 euro) gelir elde edildi.

Chevrolet UK Pazarlama Başkanı Rebecca Lawman yaptığı değerlendirmede: “Manchester United Temalı Trax Açık Artırması, müthiş bir başarı elde etti. Manchester United taraftarları, açık artırmaya büyük ilgi gösterdi ve elde edilen gelir de olağanüstü bir amaca hizmet edecek. Manchester United Vakfı, Ability Counts programı ile engellilere Manchester United’ı çalıştırma ve onlarla oynama fırsatı sunarak olağanüstü bir işe imza atıyor ve bu bağışın, bu olağanüstü işlerine devam etmelerine yardımcı olacağını umuyoruz. Manchester United taraftarlarının tutkusu ve cömertliğine açık artırma boyunca tanık olduk ve kazandıkları ürünlerin şanslı teklif sahiplerine şans getirmesini umuyoruz” derken, Manchester United Vakfı Üst Yöneticisi John Shiels, “Chevrolet’nin bu benzersiz açık artırma ile vakfı destekleme kararından büyük memnuniyet duyuyoruz. Chevrolet gibi kuruluşların desteği, toplumsal görevlilerimize devam edebilmemiz açısından büyük önem taşıyor. Bu bağış, daha geniş bir Manchester bölgesinde engellilere yönelik hizmetlerimizi iyileştirmemize olanak tanıyacak” dedi.

Manchester United’ın eski oyuncuları Gary Pallister, David May ve Quinton Fortune da Old Trafford’da başlayan ve tüm İngiltere’deki Chevrolet satış noktalarını gezen Chevrolet Trax UK turuna katılarak, kampanyaya destek verdiler. Elde edilen tüm gelir, Ability Counts futbol programını desteklemek amacıyla Manchester United Vakfı’na bağışlanacak. Bu program, engellilere Manchester United ile birlikte oynama veya takım yönetme fırsatı tanıyor ve yaşları 8 ile 40 arasında olan 150-160 kişiyi kapsıyor.

Manchester United Vakfı, Geniş Manchester bölgesinin en yoksul yerlerinin bazılarında çalışmalar yürütüyor ve Manchester United’a duyulan tutkuyu, gençleri eğitmek, motive etmek ve onlara ilham vermek için kullanıyor. Vakıf, futbol teknik direktörlüğü, yetenek eğitimi, kişisel gelişim ve hayat değiştiren deneyimlere sunarak, gençlerin hayatlarını daha iyi yönde değiştirmelerine olanak tanıyacak fırsatlar sağlıyor.

Açık artırma ile satılan eşyaların tam listesi:

Manchester United kaptanı Nemanja Vidic’in lig şampiyonu ile kupa sahibini karşı karşıya getiren Community Shield’ın 2013 eşleşmesinde Wigan’ı 2-0 yendikleri maçta giydiği imzalı forma

 
2012 yılında Wayne Rooney’nin hat-trick yaptığı Hannover maçında giydiği formanın imzalı ve çerçeveli hali
 
David Moyes imzalı Manchester United Resimli Tarihi kitabı Illustrated History of Manchester United
 
Sir Bobby Charlton’ın imzalı otobiyografisi
 
Ryan Giggs’in imzaladığı, arkasında TRAX yazan özel yapım Manchester United forması
 
26 Nisan 2014’te Hull City ile oynanacak maçta takım maskotu olma fırsatı (tarih değişikliği olabilir)
 
Manchester United as takım oyuncuları Patrice Evra, Michael Carrick, Ashley Young, Jonny Evans, Anders Lindegaard ve Danny
 
Welbeck imzalı One World Futbol topu

Ataşehir’de Elektrik Kesintisi

Gebeliğin Son 3 Ayında Çatlak Oluşumu Yüzde 90’a Çıkıyor

“Özellikle de çatlakların tedavisinde etkinliği henüz tam olarak kanıtlanmamış olsa da kullanılan bazı maddeler mevcut. Bunlar arasında “Regestril Sederma, Centella Asiatica” adı verilen bitki ekstresi, vitamin E, aloevera, kakao yağı, badem yağı, çuha çiçeği yağı, zeytinyağı, esansiyel yağ asitleri, kolajen, elastin, C ve E vitamini,  hyaluronik asit ve pantenol yer alıyor” diyor. 
 
Gebelik döneminde çatlak oluşum sıklığının son üç aylık dönemde yüzde 90 olduğunu belirten Dr. Ayşe Ferzan Aytuğ, bu çatlakların özellikle de karın, göğüs, kalçalar, kol ve bacaklarda yoğunlaştığını, renklerinin pembe ve mor, görüntülerinin ise hafif çökük çizgiler şeklinde olduğunu ifade ediyor. Çatlakların özellikle de genç kadınlarda, iri bebekli gebelikte, kilolu kadınlarda, ailesel yatkınlıkta, gebelik döneminden önce de çatlakları olan kadınlarda daha sık görüldüğünü söyleyen Dr. Ayşe Ferzan Aytuğ, gebelikte oluşan cilt sorunları ve ilaç kullanımı hakkında merak edilen soruları şöyle yanıtlıyor:
 
Gebelikten sonra çatlaklar kayboluyor mu?

Çoğunlukla gebelik sonrası çatlakların renkleri soluyor, beyazlaşıyor ama tamamen kaybolmuyor. Gebelik döneminde vücutta oluşan çatlakların tedavisinde, doğum sonrası tedavi amaçlı olarak vitamin A içerikli kremler ve lazer (fraksiyonel lazer) kullanılıyor. Tedavilerin başarı oranının yaklaşık yüzde 50 olduğunu söyleyebiliriz.

Gebelikte pigmentasyon artışı (ciltte koyulaşma) sık görülüyor mu, nedeni nedir?

Gebelik döneminde cilt dokusunda pigmentasyon artışı olarak ifade ettiğimiz ciltte koyulaşma ortaya çıkması sorunu neredeyse her gebede görülebiliyor. Bu sorun özellikle de koyu tenli kişilerde daha sık karşılaşılan bir sorun. Ciltte koyulaşmayı sağlayan MSH (melanositleri uyaran hormon) hormonunun artışı sonucunda melanozis ortaya çıkıyor. Meme başı, genital bölge, koltuk altları, benler ve izlerde renk koyulaşması görülüyor. Ayrıca karın orta hatta oluşan koyu renkteki çizgilenmeyi de bu sorunun tipik belirtisi olarak değerlendiriyoruz.

Gebelik maskesi nedir? Önlemek için ne yapılmalıdır?

Gebelik maskesi veya gebelik lekesi olarak adlandırılan (Melazma), yüzde kelebeğe benzeyen kahverengi bir lekeyle ortaya çıkıyor. Bu durum da gebelerin yüzde 70’inde rastlanılan ve kozmetik açıdan oldukça sıkıntılı olabilen bir görünümdür. Kronik olarak tekrarlayabiliyor. Bu nedenle melazma oluşumunu önlemek için yüksek korumalı güneşten koruyucu (mineral filtreli) kullanmak gerekiyor.
Doğum sonrası yavaş yavaş solabiliyor, hatta bazı vakalarda zaman içinde kaybolabiliyor. Dirençli olanların tedavisinde özel krem karışımları, meyve asitli kimyasal soyma işlemleri ve lazer tedavisi uygulanıyor.

Gebelikte damarlarda bir değişim oluyor mu, bu damarsal değişimler kalıcı mı?

Vücutta östrojen hormonunun artışına bağlı olarak damarlarda genişleme, düzensizlik, büyüme ve göllenme olabiliyor. Bu değişikliklerin çoğu doğum sonrası kayboluyor. Gebelik döneminde vücutta damarsal yapılarla ilgili olarak başlıca şu değişiklikler meydana geliyor: 

-Örümcek damar genişlemesi: Gebelerin yüzde 70’inde ilk 6 aylık dönemde görülüyor. Açık renkli kişilerde koyu renklilere göre üç daha sık ortaya çıkıyor. Yüz, boyun ve kolda yerleşebiliyor.

-Avuç içi kızarıklığı: Gebelerin yüzde 70’inde bu sorun ortaya çıkıyor. Açık renkli kişilerde; koyu renklilere göre üç kat daha sık görülüyor.

-Varis oluşumu: Özellikle de bacaklar, genital bölge ve makatta ortaya çıkıyor. Gebelerin yaklaşık yüzde 40’nda varis sorunu ortaya çıkıyor.

-Şişkinlik (ödem): Gebelerin yaklaşık yüzde 50’sinde yüzde, el ve ayaklarda görülüyor.

Bunların dışında vücutta damar akışının artmasından dolayı vajen bölgesinde kırmızılık ve rahim ağzında mavimsi renk değişikli göze çarpıyor. Yüz bölgesinde kızarıp bozarma atakları ve vücutta kurdeşen benzeri kabarmalar oluşuyor. Ayrıca vücutta sıcaklama veya üşüme atakları olabiliyor.
 
Gebelik döneminde hangi ilaçlar kullanılırsa anne ve bebeği etkileniyor?

Gebelikte kullanılan ilaçlar fetusu direkt veya indirekt olarak etkileyebiliyor. Bu etkilenme şiddeti gebelik dönemine ve ilaçların plasentadan geçişine göre değişebiliyor. İlk iki aylık dönemde organ oluşumu başladığından ilaçların, fetusa zarar verme riski de artıyor. Bir başka deyişle bu dönemde kullanılan ilaçlar, bebeğin organları oluştuğundan dolayı en yüksek riski yaratıyor. Sadece ilk iki aylık dönemde değil, gebeliğin diğer dönemlerinde de fetusun organ gelişimi, fonksiyonlarının yanı sıra, gebeliğin seyri de olumsuz yönde etkileniyor. Bu dönemde ilaç kullanımına dikkat edilmesi ve hekim kontrolü olmadan kullanılmaması gerekiyor.

Obezlerin Metobolizması Normal Kişilerden Daha Hızlı

International Hospital Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ender Arıkan, obezite sorunu bulunan kişilerin sanıldığının aksine metabolizma hızlarının normal kişilerinkine eşit hatta daha fazla olduğunu belirterek, “Ancak kilo vermeye çalıştıklarında harcanan bu enerji ve dolayısıyla metabolizma hızları azalıyor” diye konuştu. 
 
Metabolizmanın işleyişi hakkında bilgiler veren Doç. Dr. Ender Arıkan, metabolizmanın vücutta meydana gelen hücresel faaliyetlerin bir bütünü olduğunu belirterek şu bilgileri verdi:

“Bu faaliyetler, yıkım süreçlerinin yer aldığı katabolizma ve yapım süreçlerinin yer aldığı anabolizma olmak üzere birbirinin zıttı olan hücresel fonksiyonlardan oluşuyor.  En küçük besin ögelerinin vücudun yapı taşlarına dönüşmesi anabolizma olarak isimlendirilirken, vücudun yapı taşlarının yıkılmasına, parçalanmasına ise katabolizma deniliyor. Metabolizma ise bu iki zıt sürecin cebirsel toplamıdır. Her iki faaliyet için de enerjiye ihtiyaç vardır. Günlük metabolizma faaliyetleri için harcanan enerji miktarı üç ana kategoride ortaya çıkıyor. Günlük enerji tüketiminin yüzde 80’i bazal metabolizma esnasında, yani tam istirahat halindeyken gerçekleşiyor. Yüzde 15’lik kısmı fiziksel aktiviteyle, yüzde 5’i ise sindirim faaliyetleri esnasında harcanıyor.” 

SAĞLIKLI METABOLİZMA DENGEYLE MÜMKÜN

Sağlıklı bir metabolizmanın, anabolik ve katabolik reaksiyonların tam bir dengede olmasıyla mümkün olabildiğini ifade eden Doç. Dr. Ender Arıkan, şunları söylüyor:

 
“Kilo değişiklikleri ise alınan enerji ile harcanan enerji arasındaki dengeye bağlıdır. Kilolu ve obez kişilerinin metabolizma faaliyetleri esnasında harcanan enerji sanılanın aksine normal kişilerin enerji harcamalarından daha az değil, eşit veya hatta daha fazladır. Kilo verme çabaları halinde ise harcanan bu enerjide azalma meydana gelir. Kilolu ve obez kişilerde metabolizma faaliyetleri esnasında harcanan enerjinin düşük olduğu inancı nedeniyle, bu kişilerin günlük enerji tüketiminin artırılması yönünde ilaç tedavileri ya da diğer tedaviler uygulanıyor. Bazal metabolizma hızının kaçınılmaz olarak yavaşladığı durumlarda, bazal metabolizmayı artırmak yerine fiziksel aktiviteyi artıran sportif faaliyetlerinin düzenlenmesi daha doğrudur”.  Etkin bir fiziksel aktivitenin kişinin yaşına ve kilosuna göre değiştiğini söyleyen Doç. Dr. Arıkan sözlerine şöyle devam ediyor: “Obez kişilerde ulaşılması gereken maksimal kalp hızı (220-yaş) x 60/100 formülü ile hesaplanıyor. Normal kilolu kişilerde ise bu rakamın yüzde 80’i maksimal ulaşılması gereken kalp hızıdır. Fiziksel aktivitenin yanı sıra diyetisyenler tarafından mutlaka beslenme eğitimi almaları gerekiyor”

TİROİD İLAÇLARI HEKİM KONTROLÜNDE ALINMALI

Tiroid hormonlarının enerji süreçlerinde düzenleyici rolünün uzun yıllardır bilindiğini ve 1880’li yıllarda hekimler tarafından obez kişilerin tedavisinde tiroid hormonlarının kullanıldığını belirten Doç. Dr. Ender Arıkan, “Ancak ciddi yan etkilerinin ortaya çıkması, ölümlere yol açması nedeni ile bu tarihlerden itibaren tiroid hormonlarının kullanılması tıbbi olarak yasaklanmıştır” diyor. Tiroid bezi yetersiz çalışan hastaların tedavisiyle ilgili bilgiler veren Doç. Dr. Ender Arıkan, bazı önemli noktaların altını şöyle çiziyor:

•Hipotiroidi (tiroid bezinin yetersiz çalışması) hastalarının kilolu olması gerektiğine dair inanç, kilolu kişilerde gerekli gereksiz tiroid testlerinin yapılmasına yol açmaktadır. Halbuki hipotiroidisi olan bir çok hastanın normal kiloda olduğu görülür. 

•Aslında kilolu kişilerde gerekli beslenme düzeninin sağlanması ve fiziksel aktivitenin artırılmasına rağmen kilo kaybı sağlanamıyorsa hipotiroidinin araştırılması gerekiyor. Eğer kişide hipotiroidi sorunu saptandıysa, tiroid hormonlarının tedavide kullanılması tartışılmaz olarak doğrudur.

•Son zamanlarda obez kişilerde insülün direncini kırmaya yönelik ilaç kullanımı yaygınlaşmaktadır. Ancak bu ilaçların kullanımından önce mutlaka insülin direncinin varlığı araştırılmalıdır. Eğer insülin direnci yoksa bu ilaçların kullanımının pek anlamı yoktur.

•Yaşlanmak, menapoza girmek, alınan besin miktarlarının azaltılması gibi nedenlerle metabolizma hızı da azalıyor. Doğal olarak enerji tüketiminin azaldığı durumlarda fiziksel aktivitenin artırılması, hipotiroidi ve anemi gibi hastalık hallerinde ise mevcut hastalığın tedavisinin yapılması gereklidir.

Evde Mısırlar PATPAT’la Patlar, Film Keyfinizi İkiye Katlar

Patlamış mısırı evde yaparak hem tadını istediğiniz gibi ayarlayabiliyorsunuz hem de daha sağlıklı oluyor. Kırmızı rengiyle şık ve modern tasarıma sahip mısır patlatma makinesi ısıya dayanıklı ana gövdeye sahip. Ayrıca servis kasesi olarak da kullanılabilen hazne kapağı bulunuyor. Hazne üst kapağı ile patlatılacak mısırın miktarını ölçebiliyorsunuz. Temizlik konusunda da oldukça pratik olan PatPat, yapışmaz kaplamalı mısır patlatma yüzeyi sayesinde kolayca temizlenebiliyor.

Lafuma Kış Koleksiyonu

Yürüyüş esnasında ayağın son derece rahat etmesi için tasarlanan ayakkabı EVA topuk yuvası ile topuğu en iyi şekilde destekliyor ve fazladan yastıklama sağlıyor. Nefes alabilen ve  su geçirmez  yüzeyi ile ayaklarda kuruluk sağlarken, Ortholite(R) iç taban antibakteriyel özelliğiyle de konforu arttırıyor. Konforlu EVA taban ile zeminden kaynaklı darbeleri emerek rahat bir yürüyüş yapmanızı sağlıyor.  Burun kısmındaki kauçuk takviyeli ayak ucu koruyucuları Lafuma Light Way 2 WP erkek ayakkabısının darbelere karşı dayanıklılığını artırıyor. Climactive teknolojisinin kullanıldığı yürüyüş ayakkabısı su geçirmiyor ve nefes alabilir astarı ile  ıslak koşullarda ayağı kuru ve konforlu tutuyor
Çantanızı da koruyan  panço tipi polyester kumaştan yapılmış Lafuma yağmurluk su geçirmiyor. Yırtılmaya dayanıklı olarak üretilen Lafuma yağmurluk kumaş yapısı sayesinde maksimum konfor sağlıyor. Reflöktör şeritleri ve aliminyum iç kaplamasıda dikkat çeken diğer özellikleri.

Dört mevsim ceket ihtiyacını  karşılayan Lafuma Goretex ceketler, çıkarılabilir polar ceketi ile yağmurluk olarakta kullanılabiliyor. Modern ve yalın stili bir arada sunan ceketler, %100 su geçirmiyor, rüzgar geçirmiyor ve nefes alabiliyor. Ceket içine fermuarla birleştirilen polar ceket ise  kış  günlerinde  soğuğa  karşı  koruma  görevi görüyor.

Türkiye’yi  su  geçirmeyen, nefes alabilen ayakkabılar ile  tanıştıran Lafuma, soğuk kış günlerinde ve yağışlı havalarda ayağınızı  hem  kuru  hem  sıcak tutuyor. %100 su geçirmemesi ve nefes alabilen vibram taban özelliği ile Lafuma botlar kullanıcının öncelikli tercihi oluyor. Vibram taban, ayakkabı tabanının dayanıklılığını arttırırken toprak zemininde maksimum tutunmayı sağlıyor ve kolay aşınmıyor. Doğa ve şehir yaşantısında dayanıklılığı temsil eden Lafuma botlar, süet derisi ile dışardan gelebilecek darbelere karşı ayakkabının gücünü artırıyor.

Lafuma’ nın indirimli tekstilleri, çantaları, ayakkabıları, çadırları ve tüm sezon ürünleri Adventure Republic Levent Outlet mağazasında bulunuyor.

Lafuma tekstil ve botlarının seçkin modellerini, Adventure Republic Mağazaları; İstanbul:  Kızıltoprak, Nişantaşı, Levent, Cihangir, Muğla: Bodrum, Ankara: Armada AVM., Adrenalin Mağazaları, İstanbul: Beşiktaş, Karaköy, Bakırköy, Kadıköy, Ankara, Adana, Boyner ve YKM Mağazalarında bulabilirsiniz. www.adventurerepublic.com

Diyabete Dur Demek Elinizde

Ülkemizde 6.5 milyon kişi diyabetle mücadele ediyor
 
“Diabetes Mellitus” yani diyabet sıklığı ülkemizde bu yıl itibariyle %16.5’a ulaşmış bulunmaktadır. Bu oranın %7.5’u yeni tanı konulmuş diyabetik hastalardan oluşmaktadır. Buna göre ülkemizdeki muhtemel diyabetik hasta sayısı da 6.5 milyon civarındadır. Diyabet görülme sıklığı 2010’lu yıllarda 10 sene öncesine göre %90 oranında artmıştır.

Bu 4 kritere dikkat

Diyabet hastalığı pankreastan salgılanan insülin hormonunun azlığı, yetersizliği ya da etkinliğinin azalması sonucu ortaya çıkan ve kan şekerinin yüksekliği ile seyreden bir hastalıktır. Tanı için açlık kan şekeri önemli bir kriterdir; ama yeterli değildir. Doğru tanının konulması için şu 4 kritere dikkat edilmelidir.

•Çok su içme, çok idrara çıkma gibi yakınmalar ile birlikte günün herhangi bir zamanında kan şekerinin 200 mg/dl ve üzerinde olması

•Açlık kan şekerinin (en az 8 saat açlığı takiben) 126 mg/dl üzerinde olması

•75 gr. glukoz yükleme testinde 2. saat kan şekerinin 200 mg/dl ve üzerinde olması

•A1c değerinin %6.5 üzerinde olması

Hiçbir belirti vermeyebilir

 
Diyabetik hastalarda en çok rastlanan belirtiler çok su içme, sık idrara çıkma, çok yemek yeme veya iştahsızlık, halsizlik, çabuk yorulma, ağız kuruluğu, gece idrara çıkmadır. Ayrıca bulanık görme, açıklanamayan kilo kaybı, inatçı enfeksiyonlar, tekrarlayan mantar enfeksiyonları, kaşıntı hastayı ve hekimi uyarması gereken yakınmalar da olabilmektedir. Son yıllarda hiçbir yakınması olmadan ve taramalar sırasında yakalanan olguların sayısı da giderek artmaktadır.

Hangi tür diyabetsiniz?

•Tip 1 Diyabet öncelikle kan şekerimizi kontrol eden hormonlardan insülin isimli hormonun yetersizliği veya etkisizliği temelinde gelişmektedir. Bu hastalar ani başlangıçlı ve genellikle acil kliniklerine başvurulduğunda tanınırlar. Çok su içme, çok idrara çıkma ve istemediği halde hızlı kilo verme yakınmaları olan ve bu yakınmaları kısa bir süredir olan kişilerdir.

•Tip 2 Diyabet dediğimiz olgular ise; insülin hormonuna duyarsızlığın olduğu ve insülin yetmezliğinden önceki dönemlerde uzun bir süre insülin fazlalığı olan olgulardır. Ayrıca kan şekerinin kontrolünde etkili olan diğer hormonların düzensiz salınımları ile ortaya çıkan diyabet tabloları da vardır. Bu tabloları iyi tanımak tedaviyi daha iyi yönlendirmemize yardımcı olmaktadır.

Risk faktörlerini bilin ve korunun

Obez veya kilolu olan kişilerde, 45 yaşından itibaren 3 yılda bir tercihen diyabet taraması yapılmalıdır.

•Yakın akrabalarında diyabet olanlar

•Gebelikte diyabet gelişen veya iri bebek doğuran kadınlar

•Hareketsiz ve yüksek kalorili dengesiz beslenenler,

•Polikistik Over Sendromu olanlar,

•İnsülin direnci ile ilgili klinik hastalığı veya bulguları bulunan kişiler,

•Kalp ve damar hastalıkları bulunanlar,

•Düşük doğum tartılı doğan kişiler,

•Şizofreni hastaları ve bazı ilaçları kullanan kişiler

•Kan yağlarında bozukluk olanlar,

•Hipertansiyonu olanlar.

Yaşam şeklinizi değiştirin

Diyabet için söylenecek en doğru söz “ilerleyici ve henüz tam şifası olmadığıdır”.Doğru beslenme ve egzersizi kapsayan bir yaşam değişikliği ise tedavinin ilk ve en öncelikli basamağıdır.Bunun yanı sıra hekimin, hastayı iyi tanıması ve ona göre en uygun yöntem ne ise o tedaviyi uygulaması önemlidir. Tip1 Diyabet tedavisi içinse olmazsa olmaz ilaç insulindir. Tip 2 Diyabet tedavisinde ise tedavinin ilk basamağından itibaren olmazsa olmazmetforminisimli ilaçtır. Beslenmenin düzenlenmesi tedavi süreciyle birlikte yürütülmelidir. Hastaların “beslenmeme dikkat ediyorum bu bana yeter” şeklinde yanlış bir inanışa da saplanmamaları gerekir.

ERA Franchise Yatırımcılara Az Sermaye İle Yüksek Kazanç Ortamı Sunuyor

Mütekabiliyet yasasının çıkması ile birlikte yabancılara yapılan satış senelik 3 milyar dolar seviyelerine geldi. Bu dönüşüm sayesinde özellikle şehrin içinde yer alacak nitelikli yapıların pazarlanacak olması sektörün karlılık oranlarını ve işlem hacmini yükselteceğinin en önemli göstergesidir. Bu potansiyel içinde gayrimenkul danışmanlığı önümüzdeki süreçte az yatırımla çok kazandıran en önemli franchise fırsatlarından olacaktır.” şeklinde belirtti. Türkiye’nin de içerisinde bulunduğu Avrupa ve Ortadoğu aksının en başarılı markası ERA, az sermaye ile karlı bir iş kurmak isteyenler için gayrimenkul danışmanlığı sektöründe avantajlı franchising olanakları sunuyor. İşinizi ERA Kursun, Siz Geleceğinize Yatırım Yapın.
 
Uluslararası deneyimlerinden oluşan başarı modellerini ERA’nın franchise ağına katılan tüm yatırımcılara aktardıklarını belirten Can Ekşioğlu, “Ofislerimize verdiğimiz destek sayesinde, az sermaye ile yüksek kazanç söylemini gerçek kılan bir yol haritası sunuyor, işlerinde kalıcı ve istikrarlı bir büyüme vaat ediyoruz. ERA ailesine katılan franchise ofislerimizi mesleki eğitimler, geniş portföy ağı olanağı, ulusal ve uluslararası bilgi ağından yararlanma imkânı, entegre pazarlama, finansal, hukuki ve teknolojik altyapı desteği gibi özel ayrıcalıklarla destekliyoruz’’ dedi. *ERA, Franchise ofislerinin sürekli kazanan ve kazandıran merkezler haline gelmesi için her biri alanında uzman olan kadrosuyla onları sürekli destekliyor…
 
*ERA Real Estate, 1971 yılında ABD’de kurulmuş ve dünya çapında yatırımcıların kazancını artıran gayrimenkul ürünlerinin ve hizmetlerinin gelişmesine öncülük etmiş, pazarın kurallarını koymuştur. ERA bugün dünyada 3.000’i aşkın ofisi, 38.000’den fazla ofis sahibi ve gayrimenkul danışmanı ile 35 ülkede hizmet veren global bir gayrimenkul markasıdır.
 
Yatırım şartları hakkında bilgi almak için,
 
Pınar ARSLANBAŞ / pinar.arslanbas@eraturkiye.com – ERA GAYRİMENKUL Pazarlama Direktörü

Ekosenin En Güzel Hali

Karaca Home ranforce ekose nevresim takımları kumaş özellikleri ile de dikkat çekiyor. Ranforce nevresimler, kumaş yüzeyindeki ipliklerin oluşturduğu doku ile hava geçirgenliği yüksek, tamamen doğal bir hammadde olan %100 pamuktan yapılmış, çevreye dost ürün özelliği taşıyor. Ekonomikliği ve kaliteyi bir arada bulabileceğiniz, sezonun en moda ve yılların vazgeçilmez deseni ekose nevresimlere sahip olmak için en yakın Karaca Home mağazasını veya online satış sitemizi ziyaret edebilirsiniz. www.karaca-home.com – www.twitter.com/KaracaHome – www.facebook.com/KaracaHomeTR

Devlet Tiyatrosu Sanatçılarından Sahneden Fırçaya Yolculuk

Yıllardır oyuncu, yönetmen ya da dekoratör olarak belleklerimizde yer etmiş olan sanatçıların “Sahneden Fırçaya” adlı sergisinde Sumru Yavrucuk, Ayşe Tunaboylu, Sermin Hürmeriç ve Banu Noyan da sanatçı dostlarını yalnız bırakmadı. Serginin açılışında, Adıgüzel Eğitim Kurumları Kurucusu Mevlüt Adıgüzel’de hazır bulundu.
Sergi, 20 Kasım tarihine kadar Adıgüzel Sanat Galerisi’nde ziyaret edilebilecek.
     
SERGİYE KATILAN DEVLET TİYATROSU SANATÇILARI HAKKINDA

FAİK ERTENER

1952 yılında VAN  da doğdu. 1976 yılında ANKARA DEVLET Konservatuvarını bitirdikten sonra  Reji eğitimi için Darmstad’a gitti. 1980 yılında İstanbul Devlet Tiyatrosu’na girdi. Günümüze kadar 50’yi aşkın oyun yöneten (Devlet Tiyatrolarında 23 oyun)  Faik Ertener,  yurtdışında da yönettiği oyunlarla ödüller kazandı. 1994 yılında yazdığı oyun Rusçaya çevrildi. Kendi yönettiği bu oyunla Rusya’da yılın yönetmeni ödülünü aldı.

Devlet Tiyatrolarının dışında Kültür ve Sanat danışmanlığı ve  Koordinatörlük çalışmaları ile tanınan Ertener, 1985 yılında Yapı Kredi Bankası Kültür ve Sanat Danışmanlığı’na başladı. 10 yıl boyunca YKB  festivallerinin genel koordinatörlüğünü  ve tüm kültürel çalışmaların projesini yürüttü. Aynı yıllarda İSTEK Vakfı Kültür ve Sanat Koordinatörlüğünü yapan Faik Ertener vakıf okullarının tanıtımı ve kültürel yaygınlığını üstlendi. Bu görevi 5 yıl boyunca sürdürdü. Devlet Tiyatrolarının Adana Tiyatro Festivali, Trabzon Tiyatro Festivali, Ankara Çocuk Tiyatroları Festivali koordinatörlüğünü yürüttü. Bazı büyük kuruluşların ‘Marka yönetimi’ni üstlendi.
 
Fuar koordinatörlüğü ve uluslararası festival organizasyonları yaptı.
 
MEB İLTÖ  yarışmalarının kurucusu olarak  jüri başkanlığını yürüttü. Daha sonraları AVNİ DİLLİGİL  tiyatro ödülleri jürisinde yer aldı. 2000 yılında İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdürlüğü ve Sanat Yönetmeni  görevine atandı. 2004 yılında Devlet Tiyatrolarının Sanat Yönetmeni olarak BAŞREJİSÖRLÜK  görevine  getirildi. Aynı zamanda Kültür Bakanlığı Edebi Kurul  üyeliği yaptı. İkameti ve ailesi istanbul’da olan Faik Ertener, 2007 yılında BAŞREJİSÖRLÜK  görevinden  istifa ederek Ankara’dan ayrıldı. Halen Devlet Tiyatroları’nda Yönetmenlik görevini sürmektedir. 2007 -2008 yılında  6 ay süresince Avrupanın çeşitli kentlerinde workshop çalışmaları yaptıktan sonra Mevlana'nın 800. doğum yılı nedeni ile Nurnberg‘te MEVLANA oyununu yönetti. Aynı zamanda Nurnberg Kültür ve Sanat Konseyi üyesi ve SSD yönetim kurulu üyesi olan Faik Ertener evli ve 1 çocuk babasıdır.
 
Halen Adıgüzel Eğitim Kurumları Kültür Sanat Koordinatörüdür. Berlin Film Festivali'nin Türkiye Koordinatörlüğü'nü yürütmektedir. Maltepe Üniversitesi'nde Tiyatro Bölümü'nde sahne eğitimi vermektedir.

KAZIM AKŞAR

1953 yılında Burhaniye’de doğdu. 1970 yılında radyo çocuk saatine girdi. Radyoda, “Arkası Yarın” , “Mikrofonda Tiyatro” da, oyuncu ve yönetmen olarak görev aldı. 1978 yılında Ankara Devlet Konservatuarı Tiyatro Yüksek Bölümü’nden mezun olan Akşar, 1979 yılında Devlet Tiyatrolarında oyuncu olarak, çalışmalarına başladı. 1986-1987’de İngiltere’ye Devlet tarafından gönderildi. National Theatre’da Peter Hall ile beraber Entertaining  Strangers (David Edgar), The Winter’s Tale (Shakespeare)oyunlarında yardımcı olarak çalıştı. 1988 yılında Dil ve Tarih- Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümünde, 4 yıllık eğitmenlik yaptı. ODTÜ ve Kadir Has Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı.

 
Kazım Akşar halen, Devlet Tiyatroları Rejisör kadrosunda görev yapmaktadır.

BİROL UZUNYAYLA

1963 yılında Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’nden mezun oldu ve otuz yıl Ankara Devlet Tiyatroları’nda sanatçı olarak görev yaptı. Vişne Bahçesi, Finten, Foto Finish, Ayakta Durmak İstiyorum, Philip Hortz’un Büyük Öfkesi, Dünkü Çocuk, İsyancılar, Kral Lear, Kırık Testi, Şatoda Kalabalık Var ve Dünyanın Yaşlı Çocukları oynadığı oyunlardan bazılarıdır.
Birol Uzunyayla’nın resim sevdası ise tiyatrodan önce Dr. Süheyl Ünver dersliğinde minyatür ile başladı. Yurt içi ve yurt dışında pek çok hocadan ders alarak, sulu boya ve yağlı boya tekniklerini öğrenmiştir. Bugüne kadar Ankara, Mersin, İstanbul ve Hollanda’da dokuz kişisel sergi açmış ve iki tiyatro sanatçısı Ege Aydan ve Zerrin Tekindor ile Ankara Resim Heykel Müzesi Sergi Salonu’nda resimleri sergilenmiştir. Yurt içi ve yurt dışında Kültür Bakanlığı koleksiyonunda resimleri bulunmaktadır.

EGE AYDAN

Ege Aydan, 28 Ekim 1958 tarihinde Ankara’da doğmuştur. Annesi opera sanatçısı ve oyuncu Emine Sevda Aydan’dır.  Milli basketbolcu Efe Aydan'ın küçük kardeşidir. İlk ve orta okulu Ankara’da lise’yi İstanbul’da okudu. Daha sonra sanat eğitimine Bale ile başladı ama hocalarının “boyun çok uzun” demeleri ile baleden vazgeçti.

 
Ankara Devlet Konservatuarı Tiyatro Yüksek Bölümü’nden 1977 yılında mezun oldu. Ankara Devlet Tiyatrosu’nda görev aldı. 1977'de profesyonel olarak Büyük Tiyatro'da hocalarıyla birlikte başrol oynadı. Devlet Tiyatroları bünyesinde bölgede ve merkezlerde çeşitli oyunlar sahneledi ve oynadı. Halen Devlet Tiyatroları yönetmen kadrosunda görev yapmaktadır.
 
Bir tane Honda Silver Wing marka gerçek motosikleti ve oyuncak motosiklet koleksiyonu vardır.
 
Ayrıca çocukluğundan bu yana suluboya resim sanatı ile de ilgilenen Ege Aydan, yıllar içinde bu ilgisini geliştirmiş ve profesyonelliğe dönüşmüştür. İlk suluboya resim sergisini 1982 yılında Ankara'da açan Aydan, bugüne kadar30’a yakın resim sergisi açmıştır. Dikmen, Kavak, Rosato, Primer şaraplarının üzerindeki suluboya resimler de Ege Aydan’a aittir.
 
Ege Aydan TV dizileri arasında ses getiren, Behzat Ç. adlı dizide, Behzat'ın abisi Şevket Ç. olarak oynadı. Asmalı Konak dizisinde de rol almıştır.
 
Ege Aydan, İpek hanımla evlidir ve bir oğlu vardır.

BUKET AKKAYA

Dokuz Eylül Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Tiyatro Anasanat Dalı Sahne Tasarımı bölümünden 1983 yılında mezun oldu. Aynı yıl İzmir Devlet Tiyatrosu’nda çalışmaya başladı.

Süleyman Demirel Üniversitesi Tiyatro Tasarım bölümünde Uygulamalı dekor / maket yapımı dersleri verdi. (1997/2012) Halen İzmir Devlet Tiyatro’sunda Dekoratör olarak çalışmalarına devam etmektedir.

Organ Bağışlayan Yaşlı Vericiler de Hayat Kurtarıyor

Sağlıklı kişilerin verici olabildiğini belirten Prof. Dr. Alihan Gürkan, bağış için yaşın değil organ fonksiyonlarının önemli olduğuna bu nedenle 70 yaş üstü sağlıklı kişilerin de bağış yapabileceklerine dikkat çekiyor. Türkiye’de 30 Ekim 2013 itibarıyla kronik böbrek yetmezliği hasta sayısı 60 bine ulaştı. Hasta sayısında her yıl yüzde 10 oranında bir artış olduğunu belirten Acıbadem Üniversitesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı ve International Hospital Organ Nakli Bölüm Başkanı Prof. Dr. Alihan Gürkan, şu bilgileri veriyor:
 
“Beyin ölümü gerçekleşmiş kişilerin aileleri tarafından yeterli bağış yapılmaması, canlı vericilerden nakil yapılmasını zorunlu kılıyor. 2012 yılı rakamlarına göre, toplam 2905 kişiye böbrek nakli yapılmış. Bunların sadece 525’i, beyin ölümü gerçekleşmiş kişilerden böbrek alınmasıyla gerçekleştirilebilmiş. 2013 yılı Ekim ayı sonuna kadarki rakamlara göre ise 2407 kişiye böbrek nakli yapılmış. Bunların ise sadece 483’ü beyin ölümü gerçekleşmiş kişilerden böbrek alınmasıyla mümkün olabilmiştir” diyor. Kronik böbrek yetmezliği her geçen yıl artan sayısıyla daha fazla kişinin böbreklerinin işlev görememesini dolayısıyla da organ nakline olan ihtiyacı artırdığını söyleyen Prof. Dr. Alihan Gürkan, ülkemizde kadavradan bağış oranının çok düşük olması nedeniyle canlı vericilerden alınan böbreklerle nakil oranının çok yüksek olduğunu belirtiyor.
 
Sağlıklı kişilerin verici olabildiğini belirten Prof. Dr. Alihan Gürkan, bağış için yaşın değil organ fonksiyonlarının önemli olduğuna bu nedenle 70 yaş üstü sağlıklı kişilerin de bağış yapabileceklerine dikkat çekiyor. YAŞLI VERİCİLER HAYAT KURTARABİLİYOR Son günlerde 70-85 yaş arasındaki kişilerden organ alınıp nakil haberlerine daha sık rastlar olduk. Yaşları ileri olmasına karşın sağlıklı oldukları için organlarını sevdikleri için bağışlayıp fedakarlıkta bulunan birçok insan bulunuyor. Burada kriterin kişinin yaşı değil, organın fonksiyonu olduğuna değinen Prof. Dr. Alihan Gürkan, yaşlı kişilerin organlarının; gerekli testler yapılıp sağlıklı ve işlev görebilir halde olduğu tespit edilirse böbreği kronik böbrek yetmezliği çeken, yaşamı buna bağlı bir hastaya nakledilebileceğini vurgulayarak sözlerine şöyle devam ediyor: “Benim 40’lı yaşlarının başında genç bir hastam vardı, karaciğer tümörü nedeniyle altı ay yaşayabilecekti. Kendisine 87 yaşında birinin karaciğerini taktık, hayatı kurtuldu. Bazı insanların yaşlı organlardan başka şansı olmayabilir. Yaşlı diye reddetmek tıbbi olarak doğru bir yaklaşım değil, en önemlisi alınacak organın sağlıklı olup olmadığıdır. Eğer sorun yoksa alınabilir. Böylece 40 yaşlarındaki genç bir hastaya 30-40 yıl daha yaşama şansı tanınabilir. Sağlığına dikkat eder, böbrek nakli sonrası uyulması gereken bazı kurallara da uyarsa bu kişinin diğer sağlıklı insanlardan farkı kalmaz.”
 
KİMLERDEN NAKİL YAPILAMAZ?
 
Diyalize giren ve nakil umuduyla bekleyen binlerce hasta var ancak her hastaya nakil ameliyatı yapılamıyor. Bunun da tıbbi gerekçeleri var. Prof. Dr. Alihan Gürkan, bu gerekçeleri şöyle sıralıyor: -Kanser hastalarına nakil yapılamaz. -Şeker hastaları, böbrek hastaları, uzun zamandır yüksek tansiyon hastası olanlar, böbrek hastası olanlar böbrek vericisi olmaya uygun değildir. -Yasalar 18 yaşın üzerindeki kişilerden organ alınabileceğini söylüyor. Ancak biz bunu doğru bulmuyoruz. Çünkü çok uzun dönemli tek böbrekli kalmak riskli olabilir, çünkü birtakım hastalıklar belli yaşlara kadar ortaya çıkar. Ekip olarak prensibimiz 30 yaşın üzerindeki kişilerden almaktır.
 
DİYALİZ KÖPRÜ AMA KEŞKE TÜM HASTALAR DİYALİZSİZ NAKİL OLABİLSE…
 
Kronik böbrek yetmezliği çeken hastaların böbrekleri işlevini kaybediyor. Her yıl 60 bin hasta diyalize giriyor, bu kişilerin hepsine organ nakli yapılması mümkün değil. tıbbi olarak nakil yapılamama durumu söz konusu olabiliyor. Dolayısıyla nakil yapılamayacak durumda olan hastaları yaşatmanın tek yolu, diyaliz. Prof. Dr. Alihan Gürkan, diyaliz ve böbrek nakli ameliyatlarının tamamlayıcı tedaviler olduğunu ve diyalizin uygun böbrek bulunana kadar hastayı yaşatan bir köprü tedavisi olduğunu ifade ederek şunları söylüyor: “Diyaliz, nakil ile kıyaslanamaz. Bağış yoluyla böbrek bulunamayan hastayı yaşatmak için belli bir süre diyalizde tedavi görmesinden başka çare yoktur. Ancak kalıcı tedavi organ nakli yapılmasıdır. Diyalizde hastanın kanında biriken üre ve benzeri toksik maddeler atılıyor, bu görevi yerine böbrek yerine diyaliz makinesi yapıyor. Ancak diyalizde de sağlık açısından bazı önemli riskler var. Bu konuda diyaliz merkezlerinin kalitesi ve duyarlılığı çok büyük önem taşıyor. Bu nedenle organ bağışçılarının sayısının artması büyük önem taşıyor. Böylece hastalar diyalize girmek zorunda kalmadan ve bu risklerle karşı karşıya kalmadan yaşama imkanına sahip olabilir.”
 
KAPALI YÖNTEM CANLI VERİCİLER İÇİN LÜKS DEĞİL, GEREKLİLİK
 
Canlı vericiler hiçbir sağlık problemleri olmayan sadece sevdiklerini kurtarmak isteyen kişiler. Bu kişilere en az zararlı ve hatta sıfır zararı olan bir operasyon yapılması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Alihan Gürkan, “Bu bakımdan kapalı (laparaskopik) yolla böbrek çıkarılması, çirkin ve görünen bir kesi izi olmaması, hastanın çabuk ayağa kalkması ve normal yaşamına dönmesi ve fıtık oluşturmaması adına kapalı yöntem tercih edilmelidir. Çünkü bu yöntem açık yöntemle böbrek çıkarmayla karşılaştırılmayacak kadar modern bir cerrahi türüdür ve organ nakli hekimleri bu olanağı canlı vericilere sunması gerekir” diyor.

Yenidoğan Sarılığı Bebeğinizde Kalıcı Hasar Bırakmasın

Sarılığın tanısı zamanında konmalıdır

Zamanında ve sağlıklı doğan bebeklerin yaklaşık %60’ı, erken doğan bebeklerin %80’i yaşamının ilk günlerinde sararabilir.  Yüz bölgesinden başlayan sarılık daha sonra karın, kol ve bacaklarda belirginleşmeye başlayabilir.  Ancak sarılık tanısı koymak için sadece vücuttaki renk yeterli değildir; kanda bakılacak “bilirubin” değeri ile bebeklerin sarılık durumu kontrol edilir. Total bilirubin değerleri 5 mg/dl’ nin üstüne çıkan her bebek sarılık tanısı alır. Bundan sonra sarılığın nedenlerini bulmak ve ona göre takip etmek önemlidir.

Yenidoğan döneminde görülen sarılıkların çoğu fizyolojiktir

Anne karnında en hızlı büyüme sürecini tamamlamış olan bebek doğduktan sonra da gelişimine devam etmektedir. Bu gelişim sürecinde karaciğerin olgunlaşmasını tamamlamamış olması nedeni ile sarılığa neden olan bilirubinin vücuttan atılımı azalma gösterebilir. Bilirubin maddesinin üretimi de bebeklerde yüksektir. Bu nedenle artan bilirubin seviyesi yenidoğan sarılığının en önemli bulgusu olan cildin sararmasına neden olmaktadır. Olağan yenidoğan sarılığı (fizyolojik sarılık) yaşamın 2. gününden sonra başlayarak 1-2 hafta sürebilmektedir. Genellikle tedavi gerektirmemektedir. Bebeğin sık aralıklar ile anne sütü alması bilirubinin vücuttan atılımını hızlandırır ve sarılığın erken düzelmesini sağlar.

Uzun süren sarılık ciddi sağlık problemlerinin habercisi olabilir

Sarılığı olan her bebeğin ayrıntılı olarak değerlendirilmesi gerekir. Bebeklerde doğumdan sonraki 2. günden erken başlayan, hızla artan ve çok yüksek seviyeye çıkan sarılık gelişmesi durumunda fizyolojik olmayan bir sarılıktan şüphelenilmeli ve ileri tetkikler planlanmalıdır. Zamanında doğan bebeklerde 2 haftadan, erken doğan bebeklerde 3 haftadan uzun süren sarılıklar uzamış sarılık olarak adlandırılır. Bu durumda kan grubu uyuşmazlığı, bazı enzim eksiklikleri, idrar yolu enfeksiyonu, tiroid bezinin yetersiz çalışması, doğuştan metabolik hastalıklar araştırılmalıdır.

Anne sütü sarılık tedavisi sırasında çok önemlidir

Yetersiz anne sütü ile beslenme, sarılığı artıran nedenlerden biridir. Aynı zamanda sarılığı olan bebekler zor uyandırılabilir ve emmeye istekli olmayabilir. Bu durum sarılık seviyesinin daha da artmasına zemin hazırlar. Sık sık anne sütü ile beslenen bebeklerde sarılık düzeyinin daha çabuk düştüğü bilinmektedir. Bu bebeklerin sık aralıklar ile tartı kontrolleri yapılmalı ve doktoru tarafından zamanında alınacak tedbirler ile yetersiz beslenmesi önlenmelidir.

Fototerapi tedavisi ile beyinde meydana gelebilecek hasarların önüne geçilebilir

Sarılık düzeyi belirli seviyenin üzerine çıktığında ve uygun tedavi edilmediğinde beyin dokusu üzerinde kalıcı hasara ve uzun dönemde nörolojik bozukluklara neden olabilir. Bunu önlemek için, bilirubin düzeyi yükseldiğinde “fototerapi” denen ışık tedavisi vakit geçirilmeden doktor gözetiminde başlanmalıdır. Bebek, bu tedavi sırasında hastanede en az 6- 8 saat belirli bir dalga boyunda ışık veren elektrikli cihazın altına yatırılır. Bu uygulama sırasında anne bebeğini doktorun önerdiği şekilde aralıklarla emzirmeye devam edebilir. Fototerapi tedavisi yenidoğan sarılığı için oldukça etkili bir yöntemdir. Nadiren de olsa; bu yöntemin kullanımının sonuç vermediği hastalarda kan değişimi işlemi yapılması gerekebilmektedir.

Bebeğiniz bu süreci doktor kontrolünde atlatmalıdır

Yenidoğan sarılığı, sık görülmesi ve birçok bebekte kendiliğinden düzelmesine rağmen bu durum her bebek için geçerli değildir. Hangi bebeğin sarılık düzeyinin tehlikeli boyutlara ulaşabileceğini önceden tahmin etmek de her zaman mümkün olmayabilir. Bu nedenle yenidoğan her bebeğin düzenli doktor takibinin yapılması çok önemlidir. Böylece, tedavi edilmediğinde kalıcı problemlere neden olabilecek yenidoğan sarılığı kolaylıkla önlenmiş olur. Anne ve babalar yenidoğan dönemindeki bebeklerinin cildindeki ve göz aklarındaki renk değişikliğine dikkat etmelidir.  Bebekte cilt renginin sarardığını fark edildiğinde, vakit geçirilmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.

Ulu Önder Atatürk Ataşehir’de de Özlemle Anıldı

Ataşehir Belediyesi