Cilt Sarkmasını Önlemenin Püf Noktaları

Cilt yaşla birlikte elastikiyetini ve gerginliğini kaybediyor
 
Cildimiz  zamanla  elastikiyetini  ve  gerginliğini  kaybediyor: Fibroblastlardan yeni  kollagen oluşumu  azalıyor, elastik doku  ile bağ  dokusunda  gevşeme, yağ  doku  hacminde azalma, hücre  alış-verişinde  ve  cilt  neminde  azalma  meydana geliyor. Bu  faktörleri dengelesek  bile  yer  çekimine  karşı  durmak mümkün olmuyor. Sarkma, 40 yaş civarında özellikle her iki yanağın alt kısımlarında belirginleşiyor. Ayrıca  alın kısımdaki  kaslarda gevşeme  ve  yer çekimine  bağlı aşağı  doğru  yer  değiştirme  sonrası  gözkapaklarında  düşme  de  görülebiliyor. Ayrıca ciltte lekeler ve kılcal damarlar da belirginleşmeye başlıyor.

Dikkat. Bu etkenler cildin sarkmasını tetikliyor!

•İlerleyen yaş  (özellikle  menopoz dönemi sonrası),

•Güneş ışınları,

•Genetik  özellikler,

•Sık kilo alıp verme,

•Sigara ve alkol tüketme,

•Stresli bir yaşam sürme,

•Uykusuzluk,

•Hatalı beslenme (aşırı karbonhidrat tüketimi, vitamin-mineralden zayıf beslenme),

•Solaryuma girme,

•Cildi nemlendirmeme,

•Çevresel toksinlere maruz kalma cilt yaşlanmasını ve sarkmayı tetikleyen faktörler arasında yer alıyor. Ancak bu etkenlerle mücadeleye erken yaşta başlayarak cildimizin sarkmasını uzun yıllar önleyebiliriz.

Cilt sarkmasını önlemek için neler yapmalı?

Dermatoloji Uzmanı Dr. Belma Bayraktar cilt sarkmasını önlemek için almamız gereken önlemleri şöyle sıraladı:

•Özellikle  açık tenli, renkli  gözlüyseniz cildinizi  ekstra  korumanız gerekiyor.3  saat  aralıklarla  güneş koruyucu ürünleri yeterli miktarda sürmeye ve 3 saatte bir tekrarlamaya özen gösterin.

•Uykunuzun  düzenli  olmasına dikkat edin.  En  az  7-8  saat  uyumayı asla ihmal etmeyin.

•Sigara ve alkol tüketmeyin.

•Sık kilo değişikliklerinden kaçının.

•Aşırı karbonhidrat ve şeker tüketmeyin, vitaminden zengin meyve ve sebze yiyin.

•Belli  yaştan  sonra   üretimi  azaldığı  için  dışarıdan da  destek olarak  Q enzim 10, Alfa lipoik  asit ile antioksidanları  doktorunuza danışarak kürler  halinde  kullananın.

•Sabah  kalktığınızda  cildinize uygun bir   nemlendiriciyi  yer çekiminin  tersi  yönünde  aşağıdan yukarı  doğru   masaj  uygulayarak lenf  dolaşımını  uyarın, ödemi  çözün.

•Sabahları kalktığınızda buzdolabında önceden soğuttuğunuz yeşil  çay ile cildinize yapacağınız pansuman  da  çok  faydalı olarak kabul ediliyor. Pansumanı  gazlı bez  ya  da  pamuğu  soğuk  yeşil  çaya  batırıp  yüzünüze tutarak ,ara  ara   işlemi tekrarlayarak yapabilirsiniz.

•Boyun çizgilerinin  artışına  engel olmak için  çok yüksek  yastıkları  tercih  etmeyin.

•Günde  en az 2  litre  su  içerek  cildinizin nemlenmesini  sağlayın.

•Aşırı  kahve  tüketerek  cildinizi kurutmayın.

HANGİ YAŞTA, HANGİ İŞLEMLER ETKİLİ OLUYOR?

Cilt sarkmasını önlemeye yönelik uygulanan yöntemler  yaşa  ve  kişiye  göre  değişiyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Belma Bayraktar, hangi yaşta hangi yöntemlerin etkili olduğunu şöyle anlatıyor:

30’lu  yaşlarda: Mezolift (vitamin enjeksiyonları), dermaroller, mimik  çizgileri  başladıysa sarkmayı  gidermek  ve  önlemek için de dolgu enjeksiyonları tercih  edilebiliyor. Ayrıca  uygulanacak  meyve  asidi  peelingleri ile cilt  oksijenleniyor, gözenekler  sıkılaşıyor, varsa lekeler  açılıyor, kollagen üretimi  tetikleniyor, ince  çizgiler  açılıyor. PRP  denilen ttrombositlerden zengin, kişinin kendi plazmasının  uygulandığı enjeksiyonla  da   fibroblastlardan  kollagen  üretimi  tetikleniyor, böylelikle  hücrelere  uyarı  verilmiş  oluyor. Bunun sonucunda cilt  toparlanıyor ve  sıkılaşıyor.

40’lı  yaşlarda: Dolgu, botox ve PRP (kök  hücre) ilk tercih edilen yöntemlerden. Ancak botox’a erken dönemde başlamak gerekiyor. Geç  başlanırsa  çizgiler  derinleşmiş  oluyor, bu  yüzden  önce  botox, ardından dolgu  işlemlerine  geçiliyor. Bu  arada  fraxionel  CO2  lazer  ile  cilt  gençleştirme  yöntemine  başlamak gerekiyor. Bu  yöntemle  yüzeysel lekeler de açılıyor, gözenekler  sıkılaşıyor, ince  çizgiler kayboluyor, derin olanlar  hafifliyor. Ayrıca cilt ışıltılı bir görünüme kavuşuyor. Bu işlemin  arkasından uygulanacak  olan PRP yöntemi de sonuçların daha da etkili olmasını sağlıyor.
Bu işlemlerin tek  başına  değil,  kombine  olarak uygulanması  her  zaman  daha iyi sonuçlar veriyor. Yüzün üst  bölgesinde uygulanan  botoks, alt bölge  ve  boyunda  da  başarılı oluyor.  Botoksun çenede  belli  noktalara  uygulanmasıyla  da  sarkmanın toparlanması  mümkün oluyor.
Bu  dönemde  botox  uygulamaları çok  faydalı oluyor; göz çevresi  kırışıkları  açılıyor, kaşlar  yukarı  kalkıyor, alın   pürüzsüzleşiyor, aydınlık  bir  görüntü  ortaya  çıkıyor. Bu  durum  yıllarca  sürdürülebiliyor.

50’li  yaşlarda:  Benzer  yöntemler  kullanılıyor. Dolgu, botoks ve PRP (kök hücre)  ilk  seçenekleri oluşturuyor. Bu  yaşlarda  yüz  mezoterapisinde  kullanılan ürünler  biraz  değişiyor, vitamine  ek olarak  hyalüronik  asit  içeren maddeler  de  ekleniyor. Böylelikle  hücresel uyarıya  ek olarak  nem dengesi  de  sağlanmış oluyor.

12. Bayim Olur Musun Franchising Fuarı

Yeni Buluşma Tarihi 18-21 Eylül 2014

MedyaFors Fuarcılık organizasyonu ile gerçekleştirilen Bayim Olur musun? Franchising ve Markalı Bayilik Fuarı bu yıl 18–21 Eylül 2014 tarihleri arasında düzenlenecek. CNR Fuar Merkezi 2 ve 4. Hall'lerde gerçekleştirilecek fuar, franchise ve markalı bayilik veren firmaları, girişimci ve yatırımcılarla 12. kez İstanbul'da buluşturacak.

Yeni çalışmalar ve sürprizlerle, fuar 2014 yılında da franchise sektörüne damgasını vuracak. Tüm sektörleri franchise sistemi çatısı altında toplayan fuar, bir yandan uluslararası markalara ev sahipliği yaparken öte yandan ulusal markaların güçlenmesine ve onların yurtdışına açılarak birer uluslararası markaya dönüşmelerine ön ayak olacak. En önemli hedefimiz; Türkiye'den daha fazla markamızın dünya pazarına açılmasını sağlayarak ülke ekonomisine katkıda bulunmak. Fuarı geçen yıl 21.200 kişi ziyaret ederken, bu yıl yerli-yabancı ziyaretçi sayımız 26.312'e ulaştı. Geçen yıl 300 olan marka sayısı bu yıl 400'e çıktı.
Bu veriler, fuarın her geçen yıl giderek büyüdüğünü ve daha çok ilgi gördüğünün göstergesidir. Yabancı yatırımcılar Türk markalarıyla birebir ilgilenerek önemli görüşmeler yaptılar ve yeni işbirliklerinin altyapısını oluşturdular. Fuar, ülkemizin uluslararası pazarlarda daha fazla markayla temsil edilebilmesi için de yeni fırsatlar sunmaktadır.
 
Markaların bayilik/ franchise bilgilerine ve ayrıca fuarla alakalı merak ettiğiniz tüm bilgilere  www.bayimolurmusun.com.tr  web sitemizden ulaşabilirsiniz.

Organ Bekleme Listelerinde Yitip Giden Hayatlara Seyirci Kalmayalım

Yılda 3 bin organ bağışı gerekiyor
 
Ülkemizde organ nakillerinin büyük bir çoğunluğu canlıdan canlıya gerçekleştirilmektedir.  Avrupa ülkelerinde, organ nakillerinin yüzde 80’i kadavra, yüzde 20’si canlı kaynaklıyken, Türkiye’de yüzde 75 oranında canlı, yüzde 25 de kadavra kaynaklı nakiller yapılmaktadır. Batılı ülkelerle aynı seviyeye ulaşmak ve hastaların organ beklerken hayatlarını kaybetmelerine seyirci kalmamak için Türkiye’de bir yılda 2–3 bin arasında kadavra donör bağışının olması gerekmektedir.

Karaciğer yetmezliği bir anda gelişerek organ ihtiyacı doğurabilir

Kişiyi karaciğer yetmezliğine götüren nedenler arasında; doğuştan gelen karaciğer hastalıkları, safra yolları olmaması, bazı genetik geçişli karaciğer hastalıkları, yetişkinlerde Hepatit B veya C’ye bağlı gelişen siroz ve ona bağlı rahatsızlıklar, karaciğer tümörleri, alkole bağlı siroz bulunmaktadır. Bilinçsiz ilaç kullanımı, yabani mantar tüketimi ve çocukların çatapat gibi maddeleri yutmalarına bağlı ani karaciğer yetmezlikleri de ölümcül sonuçlar doğurabilmektedir. Bu hastaların mutlaka canlıdan karaciğer nakli yapabilen merkezlerde takip edilmesi gerekmektedir.

2016 yılında 100 bin kişi böbrek yetmezliği ile mücadele etme noktasına gelebilir

Kronik böbrek yetmezliği aşırı tuz ve şeker tüketimi, diyabet, kilo artışı, tansiyon, tedavi edilmeyen idrar yolu enfeksiyonları gibi birçok nedenle ortaya çıkabilmektedir. Türkiye’de bugün itibariyle yaklaşık 60 bin kronik böbrek yetmezliği hastası bulunmaktadır. 2016 yılında bu sayının 100 bine ulaşması öngörülmektedir. Kronik böbrek yetmezliğinin en etkin tedavisi böbrek naklidir. Ancak kronik böbrek yetmezliğinde en iyi sonuç, hiç diyalize girmeden yapılan böbrek nakliyle gerçekleştirilmektedir. Hasta, diyalizin olumsuz etkileri nedeniyle yıpranmadan ve bu etkiler vücuda yerleşmeden böbrek nakli olduğunda başarı şansı da artmaktadır.

Organ yetmezliği olan çocuklarda erken yaşta nakil çok önemli

Küçük yaşta diyalize başlayan çocuklarda enfeksiyon, gelişme geriliği gibi problemler olabilmektedir. Karaciğer hastalığı olan çocuklarsa kaşıntı, sarılık, karında ve vücutta su toplaması görülür. Çocukların cinsel gelişim basamakları geri kalabilir ve öğrenme kapasiteleri azalabilir. Genellikle bu çocuklar hastalık nedeni ile iştah problemi yaşadıkları için dengeli beslenemeyip kilo alamayabilirler. Ayrıca içe kapanma ve depresyon da kronik organ yetmezliğine sıklıkla eşlik edebilir. Başarılı bir naklin ardından çocuklar sağlıklı bir şekilde yaşamlarına devam etmektedir. Nakil gerekliyse hastanın genel sağlık durumu daha da bozulmadan nakil yapılması şarttır. Organ yetmezliği nedeniyle gelişme geriliği görülen bir çocuk, nakilden sonra da olsa maalesef akranlarını yakalayamamaktadır.

Organ bağışı için toplumsal bir hareket şart

Organ nakli ve bağışının artırılması ile ilgili bütün bu süreç eğitimle doğrudan alakalıdır. Hayatını kaybeden her bireyin Sağlık Bakanlığı tarafından kayıt altına alınması gerekir. Yoğun bakım üniteleri de dikkatle izlenmelidir. Özel eğitim projelerinin yapılması ve bilinç düzeyinin artırılması büyük katkı sağlayacaktır. nsan hayatı kadar önemli olan organ bağışı için; eğitim seferberlikleri, sigarayla savaş kampanyaları, çevre bilinci kampanyaları gibi organizasyonlarla ülke çapında farkındalık yaratılmalıdır. Devletin koordinatörlüğüyle sağlık çalışanları başta olmak üzere tüm toplumu aydınlatacak projeler üretilmesi çok önemlidir. Organ nakli koordinatörleri ve organ nakli cerrahları birçok farklı projede ve konferansta toplulukları bilgilendirmektedir. Bunların belirli bir strateji çerçevesinde yapılması, sürekliliğinin sağlanması ve medyanın etkin kullanılması gerekmektedir. Böylelikle organ bağışının toplumda tartışılması, yanlışların ortaya çıkarılması, doğruların anlaşılması ve bir organ bağışı kültürü oluşturma süreci başlatılmış olacaktır.

Cumhuriyet’in 90. Yaşında Ataşehir’de Görkemli Kutlama

Cumhuriyet TIR’ının Özgürlük Parkı’ndan hareket etmesiyle yürüyüşe başlayan kalabalığa her yıl olduğu gibi bu yıl da Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi önderlik etti. Başkan İlgezdi, eşi Gamze Akkuş İlgezdi ve kızları Nehir Turnam İlgezdi ile birlikte katıldığı yürüyüşte Ataşehirli vatandaşların Cumhuriyet Bayramlarını kutladı. Cumhuriyet Meydanı’na doğru yürüyüşe geçen on binlerce kişi hep birlikte bayraklarını sallayıp marşlar söylemeye devam ettiler.

Özgürlük Parkı’ndan Cumhuriyet Meydanı’na kadar olan güzergah boyunca, hazırlanan maket ve canlandırmalarla Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş aşamaları anlatıldı. Fener alayı yürüyüşüne katılanları önce Bandırma Vapuru, sonra güzergah boyunca; Seymenler, bale gösterisi, Cumhuriyet’e katkı sağlayan aydınlar ve Anıtkabir karşıladı. Güzargahın sonu olan ve Nilüfer Konseri’nin yapıldığı Cumhuriyet Meydanı’nın girişi ise Türküye Büyük Millet Meclisi olarak tasarlandı.

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Ataşehir’de Cumhuriyet’in 90. Yılına Özel Sergi

Ataşehir’de Memleket Havaları’nda Kardeşlik Rüzgarı Esti

Ataşehir’de yaşayan Sivaslılar’ın yoğun ilgi gösterdiği etkinliğe, Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi, eşi Gamze Akkuş İlgezdi, Ataşehir Belediye Başkan Yardımcıları Hüseyin Hışman ile Abdullah Der ve Sivas iline ait dernek yöneticileri katıldı. Konuk sanatçılara katkılarından dolayı plaket ve çiçek takdim eden Başkan Battal İlgezdi etkinlikte yaptığı konuşmada, insanlar arasında ayrım yapılmaması gerektiğinin altını çizerek, “ Biz bu bayrağı birlikte diktik” dedi. Başkan İlgezdi, “Ataşehir’e hizmet verirken dil, din, ırk, renk ayrımı yapmayız. Herkes bizim için birdir. Bu anlayışla sizlere hizmet üretmeye devam edeceğiz” diye konuştu.

Obez Çocuklardaki Tehlikeli Risk

Aile Hastanesi Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Doç. Dr. Murat Şahin, obez çocuklarda görülen hipertansiyonun belirti vermeyebileceği uyarısında bulunarak “Bu çocukların hekim başvurularında kan basıncı ölçümü yapılması gerekiyor. Hipertansiyon saptanması durumunda ise ileri tetkiklere başvuruluyor.” diyor.
 
Kalp krizine zemin hazırlıyor
 
Obezitede görülen hipertansiyon, hiperlipidemi ve damar sertliği gibi değişiklikler ergenlik döneminden itibaren başlıyor ve yetişkin dönemde kalp krizi gibi ciddi tablolara yol açıyor. Özellikle hipertansiyonun dikkat edilmesi gereken bir sağlık sorunu olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Murat Şahin, “Çünkü çocuklarda hipertansiyon kalp, böbrek, göz ve beyin başta olmak üzere organlarda olumsuzluklara neden oluyor. Bu yüzden obez çocukların kan basınçları en az yılda birkaç kez ölçülmeli. Aslında kan basıncı ölçümü rutin muayenenin bir parçası olmalı. Böylelikle erken dönemde koruyucu önlemler alınabiliyor ve bu tür ciddi tabloların gelişmesi önlenebiliyor.”

Kardiyolojik tetkikler yapılması şart

 
Doç. Dr. Murat Şahin, öbezitenin kendisi zaten bir hastalık olduğu için doktora başvurmak için herhangi bir belirti beklemeye gerek olmadığını belirterek şu bilgileri veriyor: “Kalp sağlığı açısından erken dönemde hipertansiyon ve hiperkolesterolemi önemli belirtiler arasında yer alıyor. Dolayısıyla çocuk hangi yaşta olursa olsun, obezite fark edildiğinde doktor kontrolüne girilmesi doğru bir yaklaşım olacaktır. Bu muayenelerde ilk aşamada boy-kilo, kan basıcı ölçümü, kan-yağ oranları gibi bazı kan testleri, ekokardiyografi, kan basıncı monitörizasyonu (tansiyon holter) yapılıyor, gerekirse ek tetkikler planlanıyor. Değerlendirme sonrası da çocuğun sağlık durumuna göre bir takip planı belirleniyor.”

Çocuklarda obezite neden artıyor?

Çocuklarda obezite görülme sıklığı her yaş grubunda giderek arıyor. Aile Hastanesi Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Doç. Dr. Murat Şahin, bunun nedenlerini şöyle sıralıyor:

•Yağ ve karbonhidratları ihtiyaçlarından daha fazla tüketmeleri,

•Fiziksel aktiviteden giderek uzaklaşıp, daha hareketsiz bir yaşam sürmeleri,

•TV ve bilgisayar oyunlarıyla fazla zaman harcamaları,

•Fiziksel aktivite yapacak alanların yetersizliği.

Mevsim Geçişlerinde Gribe Yaklanmayın

Memorial Antalya Hastanesi Kulak Burun Boğaz Bölümü’nden Op. Dr. Hasan Yılmaz, gribin nasıl bulaştığı, tedavisi ve korunma yolları hakkında önemli bilgiler verdi.

Grip hastalarıyla temastan kaçının

 
Yüksek ateş, baş ağrısı, yaygın vücut ağrısı ile seyreden gribe, influenza virüsleri neden olur. Hastalığın bulaşıcılığı, belirtilerin görülmesinden 1 gün önce başlar ve 7 gün süresince devam edebilir. Enfeksiyon esasen öksürme, hapşırma, konuşma ve solunum yolu salgılarının ağız, burun mukozası ve göze teması ile yayılır. Öksürük ya da hapşırık sırasında ağız ellerle kapatıldığında virüs ellere, oradan da dokunulan çeşitli yüzeylere bulaşır. Hasta olmayan insanlar bu yüzeylere elle temas eder, ellerini ağızlarına, burunlarına ve gözlerine temas ettirir ve hastalık etkenini alırlar. Bir metrelik mesafe bulaşma için riskli alandır. Virüs 0-4 °C arasında haftalarca canlılığını sürdürebildiği için kış aylarında daha sık enfeksiyon oluşturur.

Uzman kontrolünde tedavi olun

 
Gribal enfeksiyon tedavisinde burnun açık tutulması büyük önem taşır. Burun kapalı olduğunda sinüsler boşalmadığından grip tedavisi daha zor olan sinüzit enfeksiyonuna neden olabilir. Grip ayrıca östaki borusu tıkanıklığına da yol açarak orta kulak enfeksiyonlarına da dönüşebilir. Bu nedenle grip mutlaka uzman doktor gözetiminde tedavi edilmelidir. Grip tedavisinde istirahat etmek oldukça önemlidir. İstirahat süresinin bulaşmayı önlemek için hastalık belirtilerinin geçmesinden bir gün sonrasına kadar sürmesi gerekir. Bol sıvı alınmalı, beslenmeye dikkat edilmeli ve sigara içmemelidir.

Gripten aşıyla korunun

 
Aşı olmak, gripten korunmada en etkili yollardan biridir. Aşı yapıldıktan 2-3 hafta sonra vücut influenza virüsünü tanıyarak mücadele edip hastalık oluşumunu önleyebilir. Aşı canlı virüs içermediği için gribe sebep olmaz.  Yaş ve kronik hastalıklar nedeniyle risk grubunda bulunan kişilerin, kalabalık ortamlarda çalışanların ve gribe yakalanmak istemeyen herkesin grip aşısı olması gerekir. Grip aşısıyla gripten % 100 korunma sağlandığı söylenemez. Ancak grip aşısı, binlerce grip mikrobu içerisinden sadece bir yıl önceki en sık karşılaşılan grip mikrobuna karşı koruyucudur. Aşı olunduktan sonra farklı bir virüse maruz kalınırsa gribe yakalanılması mümkündür.

Gribe yakalanmamak için şu önerilere dikkat edin;

•Mevsim geçişlerinde hava sıcaklığına aldanmayın, tedbirli giyinin.

•Gribal enfeksiyonu olan kişilerle yakın temas halinde bulunmayın

•Eğer gripseniz avuç içinize hapşırmayın. Tek kullanımlık kağıt mendil ya da peçeteyle ağzınızı kapatın.

•El hijyenine özen gösterin. Ellerinizi şüpheli yüzeylere temastan hemen sonra ve kış aylarında normal zamana göre daha sık yıkayın.

Adet Döneminde Başınız Ağrımasın

Ergenlik dönemi ile migren sıklığı artar
 
Ergenlik öncesi, kız ve erkek çocuklarda migren sıklığı benzerken regl döneminden sonra bu durum değişir ve kadın/erkek arasındaki oran 3’e çıkmaktadır. Hormonal faktörler nedeniyle baş ağrıları tetiklenen kadınlar ile tetiklenmeyenler arasında hormon seviyeleri açısından herhangi bir farklılık mevcut değildir. Sorun, kişinin sinir sisteminin hormonal dalgalanmalara verdiği cevap ile ilişkilidir.

Hormon seviyesinin düşmesi baş ağrısına neden olur

 
Regl periyodunun 2 gün öncesi ve ilk 3 günü içinde görülen bir baş ağrısı tipi “saf regl migren”dir. Kadınların yaklaşık yarısı regl döneminde migren ataklarına eğilimli hale gelmekle beraber; sadece %10 kadında saf regl migren görülür. Regl sırasında ortaya çıkan migren ataklarının sebebi, kanamadan hemen önce kandaki östrojen hormonu seviyesinin düşmesi ve östrojen hormonunun göstermiş olduğu dalgalanmadır.

Gebelikle baş ağrısı azalabilir

 
Regl ile migren atakları arasında ilişki belirten kadınların 2/3’ü gebelik sırasında ataklarının kesildiğini belirtmektedir. Bunun nedeni büyük olasılıkla gebelik sırasında östrojen hormonunun regl döngüsündeki gibi dalgalanmalar göstermemesi devamlı olarak yüksek seviyede kalmasıdır.   

Tedavisi diğer migren ataklarına göre daha zor

 
Regl dönemi migren atakları, diğer migren atakları ile karşılaştırıldığında daha şiddetli, uzun ve tekrarlayıcı ataklar olmasından dolayısıyla regl dışındaki migren ataklarına göre tedavileri daha güçtür. Bu nedenle tedavide, migren semptomlarını kontrol edecek ilaçlar kullanılabileceği gibi, regl döngüsünü engelleyecek seçenekler de düşünülmektedir.

Baş ağrısı günlüğü tedaviyi şekillendirir

 
Bu tedavinin başında hastanın yapması gereken şey baş ağrısı günlüğü tutmaktır. Bu günlüğü tutmak ile hasta regl döngüsü ile baş ağrısı arasındaki zamansal ilişkiyi daha iyi anlar. Örneğin; regl kanamanın kaçıncı günüde baş ağrısının başladığı, kaç gün sürdüğü, hangi ilaçlara cevap verdiği gibi. Tavsiye edilen, bu günlüğün en azında 3 regl döngü boyunca tutulmasıdır. Edinilen bilgiler doktorun planlayacağı tedavi açısından önem taşır. Regl siklusunun düzenli olup olmadığı ve baş ağrılı süre hangi tedavinin seçileceğini belirler.

İlaçlar atakların başında alınmalı

 
Regl dönemi migren tedavisi; atak tedavisi, kısa dönem koruyucu tedavi ve kesintisiz koruyucu tedavi olmak üzere başlıca 3 grupta incelenebilir.  Atak tedavisinde uygun görülen İlaçlar mümkün olduğunca ağrının başında alınmalıdır. Baş ağrısına mide bulantısı da eşlik ediyorsa mide bulantısı önleyen bir ilaç da tedaviye eklenmelidir. Kısa süreli koruyucu tedavi de amaç daha ağrı ortaya çıkmadan ilaç alınmasına dayanır. Kişi başı ağrısın veya ağrımasın reglden 2 gün önce ilaç kullanmaya başlar ve kanamanın ilk 3 gününde de ilaca devam eder. Bu tedavi; regl dönemi düzenli ve baş ağrısı ile regl arasında belli bir zamansal bağlantı olanlarda kullanılabilir. Kesintisiz koruyucu tedavi ise; regl dönemi düzenli olmayan, atak tedavisinden fayda görmeyen, sık ve şiddetli migren atakları olanlar için bir seçenektir. Hastanın genel sağlık durumunu da göz önüne alarak belirlenen ilaçlar ağrı olsun veya olmasın her gün kullanılır. Bu koruyucu tedavinin süresi ise 6 aydır. 

Doğum kontrol hapları ile tedavi

 
Koruyucu tedavi için diğer bir seçenek olan “hormonal tedavi” ile östrojen hormonu dalgalanmalarını engellenebilmektedir. Vücuda östrojen hormonu verilmesi ile vücut hormon yapımını durdurmakta ve bu şekilde sadece dışarıdan verilen hormonun etkisinde kalınmakta ve dalgalanma da durmaktadır. Bu tip koruyucu tedavide en sık doğum kontrol ilaçları kullanılır. Genellikle doğum kontrol ilaçları ile regl dönemi başına 21 günlük hormon tedariki sağlar. Geri kalan 7 tablette aktif ilaç yoktur. 21. günün sonunda dışarıdan alınan östrojenin de aniden kesilmesine bağlı olarak migren atakları ortaya çıkabilir. Bu nedenle, doğum kontrol ilacı kullanmaya ara verilmeden devam edilmelidir. Hormonal tedavi auralı migreni olanlarda uygulanmamaktadır. Ayrıca 35 yaş üzeri ve sigara içen kadınlarda dikkatli kullanılmalıdır. Östrojenin bazı kanser tiplerini tetikleyebileceği de unutulmamalıdır.

Ataşehir’de Çöpler Çiçek Oluyor

Evsel atıkları azaltmak ve mevcut atıkların hammadde halinde yeniden kullanımı için Ataşehir KentPlus 3352. Ada’da başlatılan “Çöpler Çiçek Olsun” kampanyasında, site sakinleri kendi çöplerinden elde ettikleri gübreler ile çiçek dikecek.

İTÜ ile yapılan ortak çalışma sonrası üretilen ve KentPlus 3352.Ada sakinlerinin hizmetine sunulan kompost makinesinden elde edilen gübreler ile 27 Ekim 2013, Pazar günü saat 14.00’de KentPlus 3352. Ada’nın bahçesinde çiçek dikimi gerçekleştirilecek.

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Acıbadem’den Yepyeni Bir Marka ve Medical Wellness Hizmeti

Sağlıkta geleceği bugünden yakalayan Acıbadem Sağlık Grubu, tıbbın ‘kişisel sağlık hizmetleri”ne evrilmesine paralel olarak Türkiye’yi yepyeni bir marka ile tanıştırdı: Acıbadem New life. 24 Ekim 2013, Perşembe günü Acıbadem Maslak Hastanesi’nde düzenlenen basın toplantısında lanse edilen bu yeni markanın ilk merkezi, 2014 yılında Bodrum’da faaliyete geçecek Medical Wellness Clinic olacak. Clinic, Türkiye’yi ilk kez integratif tıp uygulamalarıyla tanıştıracak.

Yeni bir marka için güçlü işbirliği

Acıbadem New Life’nin tanıtıldığı basın toplantısına Acıbadem Sağlık Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Aydınlar ve integratif tıbbın yaratıcısı ve “Dünyadaki Sağlık Sistemini Etkileyen 100 İnsan” listesinde “5. Önemli İnsan” olarak gösterilen Prof. Dr. Andrew Weil katıldı.
Toplantının açılışını yapan Acıbadem New Life Medical Wellness Clinic direktörleri olan Türkiye’nin tek integratif tıp uzmanı Dr. Ebru Aydın ve İntegratif beslenme Uzmanı Dr. Burcu Aydın “Bodrum’da hizmete açılacak Medical Wellness Clinic ile kişilerin sağlıklarını sürdürebilmelerine çok önemli katkılarda bulunulacak. Bu hizmeti ülkemizde uygulamaktan büyük bir memnuniyet duyuyoruz” dediler. 
Acıbadem Sağlık Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Aydınlar, kişiye özel sağlık hizmetlerinin alanını geliştirmeyi hedefledikleri için böyle bir girişimin öncüsü olduklarını belirterek, işbirliği anlaşması nedeniyle görüşlerini şöyle ifade etti: 

“Bu hedefimiz doğrultusunda, dünyada integratif tıbbın yaratıcısı olarak tanınan Prof. Dr. Andrew Weil ile deneyimlerimizi birleştirmenin doğru olacağına inandık. Kendi alanında bir marka olan Dr. Weil, 2014 yılında faaliyete geçirmeyi hedeflediğimiz Medical Wellness Clinic için deneyimlerini Acıbadem ile paylaşacak”
Acıbadem Sağlık Grubu’nun kendi alanında ilkleri gerçekleştirdiğine dikkat çeken Mehmet Ali Aydınlar, Bodrum’da açılacak Medical Wellness Clinic’in Türkiye için bir ilk olacağını, ilk kez integratif tıp uygulamalarının gerçekleşeceğini söyleyerek sözlerine şöyle devam etti: “Acıbadem olarak öncü hizmetler üretmeye büyük önem veriyoruz. Medical Wellness Clinic de bu hizmetlerimizden biri. Sağlığı koruyabilmek, sağlıklı hayatı sürdürebilmek adına, tıbbın bizlere sunduğu olanakları bu klinikle sunuyor olacağız.” dedi.

“Türkiye’de integratif tıp uygulamalarını gerçekleştireceğiz”
Acıbadem’in konuğu olarak Amerika’dan Türkiye’ye gelen Prof. Dr. Andrew Weil ise, Acıbadem Sağlık Grubu ile gerçekleştirilen işbirliği anlaşması çerçevesinde, birikimlerini modern ve gelişmiş bir ülkenin hizmetine sunacak olmaktan ötürü duyduğu mutluluğu dile getirdi. İntegratif tıbbın dünyada giderek yaygınlaşmaya başladığını belirten Prof. Dr. Andrew Weil, “İntegratif tıp, doğu tıbbının bilimsel yönlerini batı tıbbı ile birleştiriyor. Böylece kişinin sağlığını korumasında ve hastalıklarla savaşmasında çok önemli kazanımlar elde ediliyor. İntegratif tıp tüm dünyada giderek yaygınlaşıyor” diyerek sözlerine şöyle devam etti:

“İntegratif tıbbın insan sağlığına yapacağı katkıların daha iyi bilinmesi açısından, Türkiye’nin sağlık sektöründeki en önemli kurumlarının başında yer alan Acıbadem Sağlık Grubu ile gerçekleştirilen bu işbirliği anlaşmasından mutluluk ve memnuniyet duyduğumu dile getirmek istiyorum. Acıbadem New Life markasıyla Türkiye’de integratif tıp uygulamalarını gerçekleştireceğiz. Bu anlamda değerli katkıları için Acıbadem Sağlık Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Aydınlar’a teşekkür ediyorum”.

Toplantının sonunda Mehmet Ali Aydınlar ile Dr. Andrew Weil, işbirliği sözleşmesine imza attılar.

PROF DR. ANDREW WEIL KİMDİR?

•Harward Tıp Fakültesi’nden mezun olan Prof. Dr. Weil, Amerika’nın önde gelen ünlü doktorlarından biridir.

•Arizona Üniversitesi İntegratif Tıp (Bütüncül Tıp) bölümünün kurucusu, direktörüdür. 

•Dr. Weil, integratif tıbbı, Batı Tıbbi ile Tamamlayıcı Tıp tekniklerinin bilimsel kanıta dayalı olanlarıyla bütünleştiren ‘geleceğin tıbbı’ olarak görmektedir.

•Amerika’da New York Times’ın En Çok Satanlar listesinde pek çok kitabı bulunmaktadır. Kitapları 6 milyondan fazla satmıştır.

•Time dergisine 2 kez “Wellness Gurusu ve Sağlıklı Uzun Yaşam Gurusu” olarak kapak olmuştur.

•Amerika’da 2012 yılında yapılan “Dünyadaki Sağlık Sistemini Etkileyen 100 İnsan” listesinde “5. Önemli insan” olarak gösterilmiştir.

Ataşehir’i Cumhuriyet Coşkusu Saracak

Cumhuriyet Bayramı kutlamaları, 29 Ekim Salı günü saat:18.30’da Özgürlük Parkı’ndan (Ataşehir Migros yanı) Fener Alayı Yürüyüşü ile başlayacak. Cumhuriyet’in “kilometre taşları” olarak adlandırdığımız kareler, kronolojik olarak Cumhuriyet’in özüne yakışır bir şekilde yürüyüş boyunca kurulacak olan sahnelerde, farklı sanat dallarından performans sanatçıları ile canlandırılacak. Ataşehirliler, geçmişten günümüze Cumhuriyet tarihimizin önemli anlarını bir kez daha yaşayacak. Fener Alayı Yürüyüşü ile başlayacak olan Cumhuriyet coşkusu, güzergâhın son durağı olan Cumhuriyet Parkı’nda Nilüfer konseriyle doruğa ulaşacak.

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Ataşehir Belediyesi Cebit Bilişim Fuarı’nda

Yeni kurulan bir belediye olmasına karşın bilişim teknolojisine verdiği önem sayesinde kısa zamanda alanında önemli bir başarı yakalayan Ataşehir Belediyesi, katılacağı CEBIT Fuarı’nda; gücünü bilişim teknolojisinden alan yeni hizmetlerini tanıtacak. Bunların başında, ülkemizde ilk kez Ataşehir belediyesi tarafından uygulanan Bilgi Teknolojileri Merkezi (BTM) geliyor. Bu merkezde, çağrı merkezinden ve mobil uygulamalardan gelen talep ve şikayetler tek bir noktada toplanıyor, mahalle ve sokaklara göre konumlandırılıyor, adeta ilçenin röntgeni çekiliyor. Ekrandaki haritadan tüm şikayet ve çözümler takip edebiliyor.

Fuarda ayrıca Ataşehir Belediyesi’nin yakın zamanda taşındığı Akıllı Hizmet Binasının özellikleri, Kent Bilgi Sisteminden coğrafi bilgi sistemine, araç takip sisteminden e-belediye uygulamalarına, sanallaştırma teknolojisinden Ataşehir Belediyesi Afet Koordinasyon Merkezi (AKOM)’nin özelliklerine kadar Belediyenin başarıyla uyguladığı teknolojik uygulamalar tanıtılacak.

 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Ataşehir Bulvarı Felç

Medisana Ayak Masaj Cihazı ile Canlanın

Su ile kullanıldığında suyun içine katacağınız okyanus tuzu veya benzeri bir tuz sayesinde size extra rahatlatma sağlayarak canlanmanıza yardımcı oluyor.

Titreşimli masajı sayesinde ayaklarda bulunan sinir sistemlerini uyaran Medisana WBE ıslak-kuru ayak masaj cihazı kan dolaşımını hızlandırıyor. Seçilebilir 2 farklı program kombinasyonu bulanan ayak masaj cihazının ergonomik olarak yerleştirilmiş hava püskürtme uçları, değiştirilebilir 2 masaj rulosu seti ve farklı masaj tiplerinden istediğinizi seçebileceğiniz titreşim ve titreşim + Jakuzi seçenekleri bulunuyor.

 
 
 

Hamilelik Dönemine Özel 10 Yasak

1)Pastörize olmamış besinleri yemeyin

Özellikle pastörize edilmemiş sütten yapılan peynirde bulunabilen "Listeria" adlı mikroorganizma erken doğum, gebelik kaybı ya da düşük ağırlıklı bebek sahibi olmaya neden olabiliyor.

2)Çiğ et, şarküteri ürünleri ve çiğ deniz mahsullerini tercih etmeyin

Sucuk, salam, sosis gibi ürünler ile çiğ ette "Toksoplazma Gondii" adında bir parazit bulunabiliyor ve bu parazit gebe kadına bulaştığında tekrarlayan düşükler, bebeklerde sağırlık, görme bozuklukları, sinir sistemi hastalıkları, ateş, sarılık gibi hastalıklara neden olabiliyor. Bu sebeple gebelerin eti ve şarküteri ürünlerini çok iyi pişirerek tüketmeleri gerekiyor. Çiğ deniz ürünleri ve özellikle kabuklu deniz hayvanları (midye, istiridye, karides gibi) besin zehirlenmelerine neden olabildikleri için tüketimlerine çok sıcak bakılmıyor. Balık seçimi yaparken de lüfer, palamut, levrek, sardalye, uskumru ya da somon gibi taze mevsim balıklarının tercih edilmesi gerekiyor. Civa ve ağır metal içerikleri fazla olabilen dip balıkları ve konserve ürünlerinin tercih edilmemesi tavsiye ediliyor. Çünkü ağır metaller bebeklerin sinir sistemine zarar verebilen maddeler arasında yer alıyor.

3)Siyah çay, kahve, alkol, konsantre hazır meyve suları, gazlı-kolalı içecekleri içmeyin

Fazla siyah çay tüketimi annede kansızlığa ve demir eksikliğine; yoğun kahve tüketimi annede çarpıntı, düşük ve erken doğuma; hazır meyve suları ve gazlı içecekler ise fazla glikoz alımına ve mide şikayetlerine neden olabiliyor. Güvenirliliği kanıtlanmamış bitki çayları yerine de sadece ıhlamur ve rezene çayı tüketimi öneriliyor.

4)Sigara kullanmayın

Sigara hamilelikte erken doğuma, anne karnında bebek ölümüne, düşük doğum ağırlıklı bebek doğumuna neden olabilen bir toksik madde olduğu için kesinlikle içilmemesi gerekiyor.

5)Saçınızı boyamayın

Saç boyaları, amonyak ve çeşitli kimyasallar içerdiğinden, saç derisine nüfus etmeleri sonucu embriyo üzerine toksik etkilerde bulunabiliyor. Bu sebeple gebeliğin ilk 3 ayından sonra anne adaylarına saçları için organik saç boyası ya da doğal bir bileşen olan kınayı tercih etmeleri tavsiye ediliyor.

6)Cildinize akne ilacı ve anti aging krem sürmeyin

Akne ilaçlarında ve anti-aging kremlerde bulunabilen retinoidler, A vitamini türevleridir ve gebelikte teratojenik etkisi kanıtlanmış, embriyo gelişimi için toksik etkileri olan kimyasallar.Hamilelik öncesi ve sırasında yüksek doz A vitamini içeren bu ürünleri kullanan kişilerde sağlıksız bebek doğumu riski ortaya çıkıyor.

7) Doktora danışmadan ilaç kullanmayın

İlaçların mutlaka hekime danışılarak kullanılması gerekiyor. Özellikle hamileliğin ilk 3 ayında kullanılan bazı ilaçlar düşüğe ve bebekte anormalliklere neden olabiliyor. Antibiyotik ve ağrı kesici gibi sık kullanılan ilaçlar hekime danışılarak ve sadece zorunlu durumlarda kullanılması gerekiyor.

8) Dedektörler, röntgen ve tomografi cihazlarından uzak durun

Bu cihazlar, x-ray ışını ile çalıştıklarından gebelerin maruz kalmaları tehlikeli sonuçlara neden olabiliyor. Çok gerekli tıbbi durumlarda gebelere tıbbi tetkik amacıyla ultrasonografi ve manyetik rezonans(MR) görüntüleme tercih ediliyor. Zorunlu hallerde detektörden geçmek yerine görevlilerden üst aramasının talep edilmesi gerekiyor.

9) Bilgisayar, cep telefonu ve mikrodalga fırını mümkün olduğu kadar kullanmayın

Bu cihazların yaydığı radyasyon ve manyetik etki üzerine kanıtlanmış bir veri olmasa da gebelerin bu cihazlar ile minumum etkileşimde bulunmaları tavsiye ediliyor.

10)Böcek ilacı, amonyak içeren temizleyiciler ve çamaşır suyu ile temas etmeyin

Uçucu toksinler gebelerden uzakta tutulması gereken maddeler arasında yer alıyor. Bu kimyasallar ile temas etmek veya solumak anne ve bebek hayatını ciddi anlamda tehlikeye atabiliyor.

Hotiç Yaya ile Birlikte Yürü

HOTİÇ YAYA kadını; ekose detaylarda, deri ve süet tercihlerini tokalarla süslüyor. Bilekte botlarla yeni bir moda akımı yaratan YAYA kadını zımbalarla seksiliğini vurguluyor. Diz altı çizmeler, özgün bir stil yaratırken sezonunun trend renkleri, bordo, hardal ve siyah.

HOTİÇ YAYA erkeği; her zaman olduğu gibi şehirli, enerjik ve orijinal. Bağcıklarla spor bir görünüm yakalayan HOTİÇ YAYA erkeği, süet-deri kombinasyonlarında şıklığı yakalıyor. Sezonun olmazsa olmazı bilekli, fermuarlı botlarda bej-kahve tonları göze çarpıyor.

HOTİÇ YAYA çanta ve aksesuar; detaylarda kendine özgü tarzını yaratıyor. “Walk with me” baskısıyla esprili bir duruş sergileyen çanta, cüzdan ve bilekliklerin şıklığı, püskül ve parlak ayrıntılarda gizli. Geniş metal tokalı kemerler, siyah deri rock'n roll tarzı sade bileklikler sezonun trendleri. Lacivert ve siyah ise koleksiyonun gözde renkleri.

Hassas Bağırsak Kadınları Doktor Doktor Gezdiriyor

Hekim-hasta diyaloğunun iyi kurulması ve uygun tedaviyi ile hastanın şikayetlerinin azaldığına değinen Dr. Ersoy, hastalığın toplumun yüzde 10-15’inde görüldüğünü ifade ederek şunları söylüyor: “Hastalığın kadınlarda neden sık görüldüğü bilinmiyor. Ancak bu kişiler yemekten sonra karın ağrısı, şişkinlik, gaz, tuvalet alışkanlarında değişiklik gibi sorunlar yaşıyor. Sürekli kanser oldukları korkusuna kapılıp testler yaptırıyor, doktor doktor dolaşıyor” diyor.
Bir kişide hassas bağırsak sendromu tanısının konulabilmesi için şikayetlerin son 6 aydır var olması gerektiğini belirten Dr. Özdal Ersoy’dan, hastalık hakkında merak edilenleri öğrendik.

Belirtisi; yemek sonrası gaz ve ağrı

Hastada yemekten sonra gaz ve ağrı olması gerekiyor. Hasta gazı şişkinliği başladığında tuvalete gidince rahatlıyor. Hastalık ataklar şeklinde geliyor. Ataklar arasında hasta normal ve incelemeler yapıldığında elle tutulur gözle görülür bir sorun bulunmuyor.

Hastalık öyküsü tanı için çok önemli

Hastalık öyküsünün çok iyi alınması gerekiyor. Öykü tanı koymada çok önemli.

Ancak bu hastalar, doktor doktor geziyor ve neredeyse yaşadıkları sorun nedeniyle istisnasız kanser korkusu yaşıyorlar.  Kanser olup olmadıklarını netleştirmek izin doktora kolonoskopi yapılması yönünde ısrarcı davranıyorlar. Kolonoskopi yaptırıp sonucunda kanser olmadıklarını öğrenmeden de ikna olmuyorlar. Ancak kolonoskopik inceleme sadece kanserin var olup olmadığını gösteriyor. Hassas bağırsak sendromunun tanısı ise kolonoskopi ile konulmuyor.

En az kansere yakalan hasta grubu

Hassas bağırsak sendromu hastaları, en az kansere yakalanan hastalar arasında sayılıyor. Kansere yakalansalar bile çok erken teşhis ediliyor. Çünkü çok sık doktora gitmeleri ve çok sayıda tetkik yapılması erken teşhis edilmesini sağlıyor.
Kanserin yaşı olmasa da en sık 15-65 yaş arasında görülüyor. Hassas bağırsak sendromu sorunu olan bu yaş grubundaki hastaların pek çoğu kanser korkusunu yoğun bir şekilde yaşıyor. Hastanın şikayetleri  40 yaş üstünde birdenbire şişkinlik, karın ağrısı, bağırsak düzeninde bozulma şeklinde ortaya çıktıysa, dikkatle incelenmesi gerekiyor. Ayrıca “alarm şikayetler” denilen kilo kaybı, spor yapma ya da diyet yapmadan zayıflama, iştahsızlık, makattan kan gelme, dışkıda kan bulguları oluştuğunda ve hastanın ailesinde 65 yaş öncesinde bağırsak kanseri varsa, kan sayımında kansızlık bulunduysa inceleme daha ayrıntılı olarak yapılıyor. 

Hangi testler yapılıyor?

Bu hastalıkla ilgili olarak kişiye kan sayımı, tiroid testleri yapılıyor. Çünkü tiroid bezi az çalışınca kabızlık, çok çalışınca ishal görülüyor. Karaciğer testleri gerekli olabiliyor, hassas bağırsak sendromu safra şikayetleriyle de karıştığından ayırıcı tanı için safra kesesinin incelenmesi gerekiyor, ultrason tetkiki de istenebiliyor.

Tedavide neler yapılıyor?

Gaz giderici, spazm giderici, ağrıyı azaltıcı ilaçlar veriliyor. Ancak hasta ilaçları almasına rağmen atak yaşayabiliyor. Hasta açısından en rahatlatıcı şey; atağın ona zarar vermeyeceğini bilmesi oluyor. Kişi strese girince, günlük düzeni bozulunca, seyahate çıkınca hassas bağırsak sendromuna ilişkin sorunlar başlayabiliyor. Bu nedenle bazı antidepresan ilaçlar da tedaviye fayda sağlıyor.

Aşırı Kilolarınız Yaşamınızı Kısıtlamasın

Obeziteden kurtulmanın en etkili yöntemi cerrahi müdahale

Diyet ile verilen kiloların yüzde 90’dan fazlasının bir süre sonra geri alındığı bilinmektedir. Diyetle sonuç alınamayan durumlarda ise endokronoloji uzmanından destek alınmaktadır. Kilo vermeye engel bir durum olup olmadığı araştırılıp tedavi yöntemi buna göre belirlenir. Genellikle ilaç tedavisi söz konusudur. Kişinin diyet, yaşam tarzı değişikliği ve ilaç tedavisinden fayda görmediği aşamada ise cerrahi tedavi uygulanmaktadır. Vücut kitle endeksi 40 ve üzerinde bulunan, yani morbid obez olarak kabul edilen grup veya vücut kitle endeksi 35-40 arasında olup diyabet, hipertansiyon, karaciğerde yağlanma, eklem problemleri, uyku apnesi gibi yan hastalıkları bulunan hastalar için cerrahi yöntemler tercih edilmektedir. Ayrıca kişinin en az üç yıldır obezite problemi olması, daha önce egzersiz, spor gibi kilo kaybettirici yöntemleri uygulamış ama başarısız olmuş olması, kronik alkol ve ilaç bağımlılığı veya psikiyatrik rahatsızlığının olmaması obezite cerrahisi yapılabilmesi için önemli kriterlerdir.

Tüp mide ameliyatı ile başarılı sonuçlar alınıyor

Son yıllarda hızla gelişen obezite cerrahisi yöntemleri sayesinde yüz güldürücü sonuçlar elde edilmektedir. Bunlardan en sık tercih edilen yöntem laparoskopik tüp mide ameliyatıdır. Midenin yaklaşık yüzde 80-85’lik kısmının çıkarılması esasına dayanan yöntem sayesinde mide hacmi ciddi oranda küçülmekte ve aynı zamanda büyük kısmı mideden salgılanan Ghrelin (açlık) hormunu azalarak tokluk hissi sağlanmaktadır.

Diyabet hastaları gastrik bypasstan büyük fayda görüyor

Gastrik bypass ameliyatında da midenin küçültülüp, ince bağırsak ile bu küçük mide arasında bağlantı yapılmaktadır. Burada iki şekilde kilo kaybının söz konusu olduğu bilinmektedir. Bu durumda kişi hem az yemek yemektedir hem de yenilen gıdalar onikiparmak bağırsağına uğramadığı için büyük bir kısmı emilmeden dışarı atılmaktadır. Gastrik bypass, Tip 2 diyabeti bulunan obezite olgularından daha fazla tercih edilmektedir; çünkü bu ameliyat, kilo vermeden bağımsız olarak Tip 2 diyabeti %90 oranında düzeltmektedir.

Mide balonu genellikle 200 kilonun üzerindeki hastalarda uygulanıyor

Bir diğer yöntem olan endoskopik mide balonu uygulaması ise mide içine özel bir silikon balon yerleştirilmesi ve mide hacmi küçüldüğü için de kişinin kilo kaybetmesi esasına dayanmaktadır. Ancak balon midede 6 ay kalıp çıkarıldıktan sonra hastaların büyük çoğunluğunda kiloların geri alımı söz konusu olabilmektedir. Mide balonunu çok yüksek kilolu, 200 kilo üzeri hastalarda kişiyi obezite cerrahisine hazırlamak için kullanılmaktadır. Böylelikle ameliyat riski azaltılarak daha güvenli ameliyatlar yapılması sağlanmaktadır.

Obezite cerrahisi 18-65 yaş aralığındaki kişilere yapılabiliyor

Obezite cerrahisinde tüm bu yöntemler genellikle 18-65 yaş aralığında tercih edilmektedir. Ancak uygun görülen kişilerde 65 yaşın üzerinde ve 18 yaş altındaki adölesanlarda da başarılı şekilde uygulanabilir. Obezite cerrahisi, kilo kaybettirici cerrahinin ötesinde kiloya bağlı olan hastalıkları tamamen iyileştirici bir yöntemdir. Bu yüzden ismi sadece obezite cerrahisi değil “obezite ve metabolizma cerrahisi” olarak geçmektedir. Kilo kaybı Tip 2 diyabet, hipertansiyon, karaciğerde yağlanma, kolesterol ve trigliserid yüksekliği gibi birçok metabolik hastalığın düzelmesini sağlamaktadır.

Her Bebek En Geç 1 Yaşında Göz Muayenesi Olmalı

Bebeğin gözlerindeki damar sistemi doğumdan bir ay sonrasına kadar gelişimine devam ediyor. Yenidoğanlar ilk bir ay boyunca dünyayı flu görüyor. Beklenen tarihte doğan bebekler doğumdan bir ay sonra gözleri ile takibe başlarken, prematüre, yani erken doğan bebeklerde ise bu süre biraz daha uzun olabiliyor. Birçok hastalıkta olduğu gibi göz hastalıklarında da erken teşhisin önemi büyük. İlk bir ayda tedavi edilen sorunlar bebeğin yaşamı boyunca sağlıklı bir görüşe sahip olmasını sağlıyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Solmaz Balcı Akar anne-babaların doğumdan sonraki günlerde bebeklerde hangi göz problemlerinin gelişebileceğini ve ailelerin hangi belirtilere dikkat etmeleri gerektiğini anlattı.  
 
PREMATÜRİTE RETİNOPATİSİ
 
Erken doğan bebeklerde, retina damarlarının doğuma kadar gelişmemesinin sonucu olarak ortaya çıkan prematürite retinopatisinin tedavi edilmediği takdirde görme kaybı ile sonuçlanabileceğini belirten Prof. Dr. Solmaz Balcı Akar, “Prematürite retinopatisinin aile tarafından başlangıç döneminde tespit edilmesi mümkün olmuyor. Durum ancak prematüre doğan bebeklerde mutlaka yapılması gereken rutin göz muayeneleri esnasında saptanıp tedavi edilebiliyor. Aileler, gözbebeğinin beyaz olduğunu fark edip doktora başvurduklarında ise tedavi şansı çok düşüyor” diyor.  
 
GÖZYAŞI KANALI TIKANIKLIĞI
 
Yenidoğanlarda sıklıkla görülen tablolardan biri de, gözyaşı kanalının doğum esnasında tam açılamamasına bağlı gelişen gözyaşı kanal tıkanıklığı oluyor. Bebeklerin yüzde 20’sinde görülen bu durum kendini gün boyu gözün yaşarması ile belli ediyor. Doktor tarafından önerilen damlanın kullanılması ve tarif edilen masajın yapılması ile kanal birkaç ay içinde açılıyor. Eğer altı aya kadar düzelme olmazsa kanal, anestezi altında sonda yapılarak açılabiliyor. 
 
GLOKOM VE KATARAKT
 
Erişkinlerde görülen birçok göz hastalığının seyrek olsa da bebeklerde görülebildiğini söyleyen Prof. Dr. Akar şu bilgileri veriyor: “Doğuştan katarakt, doğuştan glokom (göz tansiyonu) ve tümör gibi durumlar nadiren görülüyor. Gözbebeğinin beyaz görülmesi kataraktı düşündürürken, glokomda ise bebeğin gözleri gittikçe büyüyor. Bu durumda aileler bebeklerinin büyük gözlü olduğunu zannetseler de ilerleyen dönemde durumun normal olmadığını fark edip doktora başvuruyor.” Gelişimsel bozukluğa bağlı olarak doğuştan ortaya çıkan glokom hastalığı ilaca cevap vermiyor ve ancak cerrahi tedavi gerektiriyor. Kataraktı olan bebeklerde de göz tembelliği riskine karşı acil ameliyat gerekiyor. 
 
NORMAL DOĞUM VE ENFEKSİYON 
 
Normal doğum ile dünyaya gelen yenidoğanların gözlerinde enfeksiyon riski yüksek oranda seyrediyor ve genellikle antibiyotik tedavisi uygulanıyor.  
 
GÖZ KAPAĞINDA LEKELER
 
Yenidoğanların göz kapaklarında sıklıkla kırmızı lekeler görülebiliyor. Hemanjiyom denilen bu damar yumaklarının gelişimi iki yaş civarında duruyor. Çocuk yedi yaşına geldiğinde ise yüzde 70’i geriliyor.  
 
AZ GÖRÜLSE DE İHMAL EDİLMEMELİ
 
Yenidoğanlarda ilk bir ayda görülebilen bu hastalıklara aslında oldukça seyrek rastlanıyor. Glokom, 10 bin bebekten 1 ila 6’sında, katarakt 10-15 bin bebekten birinde, tümör ise 15 bin bebekte bir ortaya çıkıyor. Yenidoğanlarda organ anomalisi yani gözlerin gelişmemesi ya da az gelişmesine de çok seyrek rastlanıyor. 2012 yılında doğan 130 bin prematüre bebekten sadece yüzde 10’unda tedavi gerektiren bir hastalık bulunduğunu belirten Prof. Dr. Solmaz Balcı Akar, “Seyrek görülse de görmeyi etkileyebilecek bu hastalıkların yaratabileceği komplikasyonları ortadan kaldırabilmek için erken tanı ve tedavi şart” diyor.

BEBEKLER NE ZAMAN GÖZ MUAYENESİ OLMALI?

 
•Anne-babaların ilk bir aydan sonra bebeğin göz fonksiyonlarını takip etmeleri, bebeğin kendileri ile göz kontağı kurup kurmadığına dikkat etmeleri gerekiyor. Bebek bu ilişkiyi kuramıyorsa veya gözünde dıştan fark edilecek bir renk ve şekil farklılığı varsa doktora başvurulmalı.
 
•Prematüre bebeklerin doğumdan bir ay sonra rutin göz doktoru muayenelerinin başlaması önem taşıyor. 
 
•Normal doğumla dünyaya gelen bebeklerin ilk aydan sonra yapılan muayenesinde göz sağlığı normal bulunursa 1 yıl sonra ayrıntılı muayene yapılması öneriliyor.
 
•Bebeklerin gözlerindeki şaşılık ve görme kusurları ilk aydan sonra bebek büyüdükçe ortaya çıkıyor. Bu nedenle kayma şüphesi durumunda hemen bir doktora başvurmak gerekiyor.
 
NASIL MUAYENE EDİLİYOR? 
 
Bebeklerde göz muayenesi, gözbebeği genişletilerek cihazlar yardımı ile ön ve arka göz bölümlerinin incelenmesi şeklinde yapılıyor.  
 
TEDAVİ SEÇENEKLERİ NELER?
 
Bebeğe konulan tanıya göre; ilaç, laser ya da cerrahi tedavi uygulanıyor. Tümörlerin tedavisi ise daha değişken oluyor. Tedavi yöntemleri arasında radyoterapi veya radyoaktif plaklar da yer alıyor.

Bayram İkramları Sağlınızdan Etmesin

Proteinin fazlası vücuda zarar veriyor
 
Kurban Bayramı’nda günlük beslenmede en çok tüketilen besin grubu ettir.  Kırmızı et tüketimi sağlıklı beslenmede olmazsa olmazlar arasında olsa da, fazla miktarda alımının sağlığı bozucu etkilerinden dolayı miktarı kişinin sağlık durumuna ve yaşına göre sınırlandırılmalıdır. Doymuş yağ ve kolesterol içeriğinin yüksek olması nedeniyle kronik hastalığı olanların 2 öğünde de yüksek miktarda kırmızı et alması sakıncalıdır. Kırmızı etin dışında peynir çeşitleri, yumurta, sakatatlar, şarküteri ürünleri ile tahıl ve kuru baklagillerde de protein vardır. Bayram günlerinde protein alımı sadece kırmızı et ile sınırlı kalmamaktadır. Kahvaltılık olarak tüketilen besinlerde de yüksek oranda protein vardır. Sonraki öğünlerde tüketilen yoğurt, ayran, çeşitli çorbalar ve tatlıların birçoğunda protein bulunmaktadır. Dolayısı ile protein fazla tüketildiğinde sağlığı bozabilmektedir. Bu nedenle günlük tüketiminde dikkatli olunması gerekmektedir.

Tatlı ve hamur işi tüketimini sınırlı tutun

 
El açması börekler, baklavalar, mantı ve şekerlemeler bayramın vazgeçilmezleri arasındadır. Ancak ölçüye dikkat edilmelidir. Kilo sorunu ve herhangi bir kronik hastalığı olmayan kişiler günde 1 porsiyon tatlı tüketebilir. Bu tatlı sütlü tatlı veya 2 baklava ölçüsünü aşmamalıdır. Bayram tatlıları yemeğin üstüne değil yemeklerden en az 3 saat sonra tüketilmelidir. Günde 8-10 su bardak su içilmelidir. Davetlerde kafeinli ve asitli içeceklere limit koymakta fayda vardır. Kahve günde 1-2 fincanı aşmamalıdır. Mümkün ise asitli içecek yerine su içilmelidir.

Kronik hastalığı olanlar diyetisyene danışmalı

 
Gastrit, reflü gibi mide sindirim problemi olanların yağlı ve baharatlı yemeklerden uzak durması önerilmektedir. Kronik hastalığı olanlar da bayramda normal beslenme düzenlerinin dışına çıkmamalıdır. Bu gruptaki hastaların özellikle sakatatlardan uzak durması gerekir. Diyabetik diyeti olanların tatlı tercihleri, sütlü tatlılar ve tatlandırıcı ile hazırlanmış alternatifler olabilir. Kalp, diyabet, böbrek ve tansiyon hastalarının diyetleri tedavilerinin en önemli kısmını oluşturur. Bu nedenle bayram beslenmelerinde gerekirse diyetisyenlerinden öneri almaları gerekmektedir.

Et tüketiminde dikkat edilmesi gereken noktalar

•    Özel bir kronik hastalık olunmadığı durumlarda günlük önerilen kırmızı et tüketimi ortalama 70kg olan bir kadında 150g, 80 kg olan bir erkek için ise 180g olmalıdır. Bu nedenler 5-6 köfte kadar kırmızı et ölçüsü dışına çıkmamak gerekmektedir.

•    Kırmızı etin tüketilen miktar ölçüsü kadar nasıl pişirildiği de çok önemlidir. Etleri mümkün olduğunca sebze ile birlikte pişirmekte veya salata ile tüketmeye dikkat etmek gerekir.

•    Sakatat tüketimine dikkat edilmelidir. Özellikle çocuklar ve gebeler için sakıncalıdır.

•    Et hazırlanırken et ve sebze için ayrı doğrama tahtaları kullanılmalıdır.

•    Kırmızı et içerisinde C ve E vitamini yoktur. Bu açıdan biber, domates, kabak, soğan, sarımsak ve maydanoz gibi çeşitli sebzeler ile pişince vitamini ve proteini bol bir yemek haline gelir. Ayrıca ette bulunan demirin emilimi artacaktır.

•    Etin kısık ateşte ve kapağı çok açılmadan çok karıştırılmadan pişirilmesi vitamin kaybını en aza indirecektir.

•    Et pişerken ekstra yağ ve su ilave edilmemelidir. Kavurmaya, ekstra iç yağ ve kuyruk yağ eklenmemelidir.

•    Baharatlar ve sebzeler ile et marine edilerek en az 6-8 saat dinlendirilerek pişirilirse daha iyi pişecektir.

•    Kırmızı eti yoğurt ile değil salata ile tüketmek önemlidir. Bu sayede biyoyararlılığı artacaktır.

•    Etler birer yemeklik olacak şekilde küçük parçalara ayrılarak, buzdolabı poşetine veya yağlı kağıda sarılarak buzdolabının buzluk kısmında (-2 derecede 3-5 gün) veya derin dondurucuda (-18 derecede 3 ay) saklanmalıdır.

•    Et mangalda pişirilecekse kömür ile ızgara arası en az 15 cm olmalıdır. Eti hızlıca dış yüzeyinin pişirilmesi iç kısmın çiğ kalmasına neden olur ve bu zehirlenmeye sebep olabilir. Ayrıca mangalda çok pişen dış yüzeyde kanserojen maddelerin çıkmasına neden olacaktır.

•    Et kesildikten sonra muhakkak 24 saat dinlendirilmelidir. Etin ölüm sertliği denilen aşamanın geçmesi için dinlendirilmesi şarttır.

•    Et mangala çok yakın pişerse etteki B vitaminleri suyu ile akacağı unutulmamalıdır.

Sadece Su ve Sabuna Dokunarak Birçok Hastalığı Engelleyebilirsiniz

Tokalaşmayla hastalıklar yayılıyor Grip ve soğuk algınlığına neden olan solunum yolu enfeksiyonu oluşturan virüsler ellerde bulunuyor ve tokalaşma sırasında insanlar arasında yayılıyor. Bu nedenle grip gibi solunum yolu enfeksiyonlarının yayılımı sık el yıkama ile azaltılabiliyor. Ayrıca ishal ya da bağırsak parazitlerinin neden olduğu hastalıklarla sarılık denilen viral hepatit A enfeksiyonunun da el yıkama ile yayılımı önlenebiliyor. Santimetrekareye 5 bin bakteri düşüyor Ellerin her santimetre karesinde yaklaşık 4000-6000 bakteri bulunuyor. Bazı bakteriler sağlıklı ciltte normal olarak olması gerekirken, hastalık yapıcı özellikteki bakterilerin varlığı enfeksiyonlara zemin hazırlıyor. Bakteriler sıklıkla parmak uçlarında, tırnak altlarında ve avuç içlerinde daha fazla bulunuyor.

 

El yıkamada teknik önemli El yıkarken özenle ellerin her bölgesine su ve sabunun ulaşması sağlanmalı ve eller ovalanarak en az 20-30 saniye yıkanmalı. El yıkama rastgele değil hijyenik olacak şekilde doğru teknikle yapılmalı. Parmak uçları, başparmak, tırnak altları ve parmak araları sıkça unutulan alanlar olduğundan bu yerlere de ovalanarak yıkama sağlandığından emin olunmalı. El yıkama sonrası temiz havlu, toplu ortamlarda temiz tek kullanımlık kağıt havlu ile kurulamak da önemli, zira bakteriler nemli ortamda kolayca çoğalabiliyor. Kalabalık yerlerde sıvı sabunları tercih edin Sabunlar içinde mümkün olduğunca az kimyasal madde içeren ciltte alerjik tepki oluşturmayan doğal sabunlar tercih edilmeli. Toplu yaşam alanlarında sıvı sabunlar tercih edilmeli. Çünkü kullanım sonrası yıkanmayan katı sabunlar üzerinde yaşayan bakteriler de sonraki kullanıcıya geçebiliyor.

 

Toplu yaşam alanlarında antibakteriyel özellikteki sabunlar da tercih edilebilir. Erken yaşta el yıkama alışkanlığı kazandırmak çocukları enfeksiyonlardan koruyor Çocuklara el yıkama alışkanlığı her alışkanlık gibi çocukluk döneminde erken yaşlarda öğretilmeli. Ev içinde anne ve babalar iyi modeller olmalıdır ki çocuklar da onları örnek alarak el yıkama alışkanlığını edinebilsin. Ebeveynler, çocuklar ile birlikte el yıkayarak doğru el yıkama tekniğini onlara öğretmeli. Doğru teknikle el yıkayan çocuklar pek çok enfeksiyondan korunacaktır. Oyunlar ve oyuncaklarla çocuklar için el yıkamayı eğlendirici hale getirin Çocuklar eğlenerek öğrenmeyi sevdiklerinden el yıkamaya özendirilmeleri gerekiyor. Musluk çevresine çocuğun sevdiği resimler objeler konulabilir, el yıkama sırasında küçük oyunlar yapılabilir. Bir taraftan eğlenirken diğer taraftan ellerini doğru teknikle yıkayarak basit bir dil ile sağlıklı olacağı aklına yerleştirilebilir. Bu şekilde küçük yaşta kazanacağı alışkanlık ile hayatı boyunca hem kendisi hem toplum için enfeksiyonlardan korunmanın temel yöntemini sürekli uygulayacaktır.

Sizin İçin Denedim.com Açıldı

Sizin İçin Denedim.com ekibi denemeyi planladığınız ve/veya cesaret edemediğiniz her türlü aktivitenin artısı, eksisi, nerede yapılabileceği, ücreti, dikkat edilmesi gereken hususları, tehlikeleri vb. bilgileri akıcı ve eğlenceli bir şekilde ele alıyor.

Tavsiye ederiz.

Büyük Gögsün Faturası: Bel, Boyun Fıtığı, Sırt Ağrısı

Büyük göğüse sahip kadınların yaşadıkları sorunlar, uygulanan estetik cerrahi yöntemleri hakkında bilgiler veren Dr. Mithat Ulay, bu konuda merak edilen soruları yanıtlıyor:

İri meme nedeniyle kadınlar en çok hangi sorunları yaşıyor?

-Uygun kıyafet bulamama.

-Olduğundan yaşlı gösterme.

-Özgüven azlığı.

-Kilolu gözükme.

-Günlük harekette zorlanma, hızlı hareket edememe.

-Rahat spor yapamama.

-Özellikle de yazın göğüs altlarında terleme nedeniyle koku ve pişik oluşması.

Hekimlerin büyük meme ölçüsü nedir?

Kitaplara bakarsanız göğüsler 2. ve 6. kaburga arasında yer alır, meme başı ise sternum dediğimiz, kaburgaları göğsümüzün ortasında birleştiren kemiğin üst ucundan itibaren 19-21 cm arasında yer alır. Bu kitabi bilgidir ancak iri göğüs kişinin boyuna, göğüs kafesi genişliğine ve memenin kendi hacmine göre değişir, hepsini göz önünde değerlendirmemiz gerekmektedir.

Ne zaman ameliyat olmak gerekiyor?

Genç bir kadın 18 yaşını doldurduktan sonra ameliyat olabilir. Ancak bazen istisnai olarak çok büyük göğüsler olabilir ve bu da kişinin psikolojisini bozabilir, o durumlarda kemik yaşına bakarak büyüme tamamlanmış ise 16-17 yaşlarda ameliyat uygundur. Hamilelik sonrası kilo almaktan dolayı göğüsler daha da iri olabilir, ancak eğer anne emziriyor ise emzirme bittikten en az 6 ay sonra küçültme ameliyatı yapılabilir. Ancak 1-2 yıl içerisinde çocuk sahibi olmayı planlayan kadınların doğum ve emzirme sonrasını beklemelerini öneriyorum.

Meme estetiği olanlar emzirebilir mi, meme hassasiyeti kaybolur mu?

Meme başı mesafesinin 35 -37 cm’nin üzerinde olduğu kadınlara uygulanacak teknikten dolayı his kaybı ve emzirme sorunu olur, zaten bunlar, çok büyük göğüslerdir ve bu hastalar genellikle bize “Bunları kesip alın beni bu hamallıktan kurtarın” diye gelirler. Her bir göğüsten 5 kilo meme dokusu çıkardığım hastalar vardır, düşünün bir anda 10 kilo yok oluyor. Bu mesafenin 35 cm’nin altında olduğu kadınlarda uygulanacak tekniklerden dolayı his kaybı ve emzirememe görülme olasılığı azdır, ancak yine de görülebilir. Kişiye ameliyat öncesi mutlaka genel bir değerlendirme yapılır, çok yağlı, kilolu, şeker hastalığı olanlarda yara iyileşme problemleri görülebilir.

Büyük göğüsler hangi tekniklerle ameliyat ediliyor? Günümüzde en çok tercih edilen teknikler hangileridir? Bu tekniklerde iz oranı nedir?
Küçültme teknikleri meme başının uzaklığına ve memenin hacimsel kitlesine bağlıdır, en çok kullanılan teknikler “Vertikal Mamoplasty” ve “Supero Medial” küçültme teknikleridir.

Vertikal Teknik: Meme başı çevresinden dik olarak aşağıya uzanan bir çizgi olabilir. Bazen de göğüs büyüklüğüne bağlı olarak göğüs altına kadar uzanan J veya L şeklinde izler ortaya çıkabilir.

Supero Medial Teknik: Bunda memede ters T şeklinde iz kalır. Dikişlerin hepsi cilt altı dikişlerdir. Bu nedenle dikiş almaya gerek yoktur. Ameliyat öncesi mutlaka kan, akciğer ve kalp kontrolleri yapılır. Çok sigara içenlere yapılmaz, 2-3 hafta öncesinden sigarayı içmemeleri önerilir. Aspirin kullanılmaz, ameliyat süresi yaklaşık 3-4 saat arası değişir, ameliyattan sonra koltuk altlarından çıkan drenler olur. Bu içerde toplanabilecek kanı yok etmek amacıyladır. Yaklaşık 2-3 gün sonra bu drenler çekilir. Meme üzerlerinde ise elastik bantlar olur bir hafta sonra bantlar çıkarılıp sporcu sutyeni kullanılması istenir. Bir akşam hastanede kalınır, 3 hafta süreyle ağırlık kaldırılmaması, 2 hafta süreyle araba kullanılmaması önerilir.

Büyük göğüslerde kitlelerin tespiti açısından zorluk oluyor mu?

Büyük göğüslere sahip kadınlarda küçük kitleleri tespit doğal olarak çok daha zordur ve daha sık yapmalarını ve ultrason ile muayene ettirmelerini öneriyorum. Meme kanseri bilindiği gibi erken teşhisle hiçbir zaman öldürücü değildir, küçültme ameliyatı olacak olan kadınların sık sordukları soruların başında “Meme ameliyatı olursam kanser olur muyum?” sorusu gelmektedir. Tam tersi, iri göğsü muayene etmek daha zordur. Henüz başlangıç aşamasındaki ufak başlangıç kitleleri bulmak daha zor, meme dokusu kitlesi arttıkça kanser riski artabilir. Ailesinde kanser riski olanlar küçültme ameliyatını bu nedenlerden dolayı daha çok düşünmek zorundalar.

Rafinera’dan İlham Verici Diyet Rehberi

Rafinera, başarılı bir diyetin yol ayrımlarında sizi hedefinize ulaştıracak küçük bir diyet rehberi hazırladı. İlham veren bu bilgileri kullanarak, diyetinizde başarıya ulaşabilirsiniz.

Kahvaltıyı es geçmeyin, pratik ve besleyici malzemelerle güne tok başlayın

Günün en önemli öğünü olan kahvaltı gereğinden fazla azaltıldığı veya atlandığı takdirde diğer öğün ve atıştırmalar günlük besin ihtiyacımızı karşılamaya yetmez. Kahvaltıda karbonhidrat, protein, lif, mineral ve vitamin bakımından zengin ve az yağlı besinlerin tercih edilmesi gerekir. Tam tahıllı kahvaltılık gevrekler içerdikleri posa sayesinde enerjiyi vücuda yavaşça aktardıkları için kan şekeri regülasyonunu sağlayarak tokluk oluştururlar.

Reçete:1 bardak az yağlı süt ile tam tahıl gevreklerinden oluşan kahvaltı gün içerisindeki tokluğunuzu da sağlayacaktır. Bunun dışında 1 adet yumurta ile yapılmış bol sebzeli bir omlet ile kepeği ayrılmamış tahıllardan hazırlanmış ekmek dilimleri de doyurucu bir kahvaltı olacaktır. Yeşillikler, domates, salatalık, biber gibi çiğ olarak tüketilebilen sebzelerin enerji içerikleri çok düşük olduğu için öğünlerinize istediğiniz miktarda tüketebilirsiniz. Çiğ sebzeler hem posa içerikleri sayesinde sizi tok tutacaktır, hem de barsak hareketlerinize yardımcı olacaktır.
 
Masum kaçamaklara “evet”: Kuruyemişler

Kuruyemiş tüketmek sizi sağlıksız atıştırmalıklardan uzaklaştırır ve kuruyemişler bir diyete heyecan katacak en önemli kaçamaklardır. Kavrulmamış ve tuzlanmamış kuruyemiş tabağında yer alan yağlı tohumların içine kuru meyve ve leblebi katarak bir kâse kuruyemişin kalorisini yarı yarıya indirebilirsiniz.

Reçete:10-15 adet badem/fındık veya 3 tam ceviz ile beraber 2 yemek kaşığı yaban mersini veya 4-5 adet hurma, ikindi ara öğünü için hem doyurucu hem de besin içeriği yönünden zengin bir alternatif olabilir. “O tabak bitecek” kültürü bizde yaygın olduğu için miktarlarına dikkat etmek gerekir. Fark etmeden bir saatte bir kase kuruyemişten ortalama 500-600 kalori almamız da ihtimaller arasında.

Yoldan mı çıktınız? Köprüden önceki son çıkışı kullanın

Motivasyon başarılı bir diyetin en güçlü desteğidir. “Nasıl olsa diyeti bozdum” diyen siz değilsiniz, eski alışkanlıklarına geri dönmek için sabırsızlanan iştahınız! Hedefinize odaklanın.

Reçete: Kaçamak yaptığımız öğünün ardından gelecek öğünlerde düşük enerji değeri içeren sebze ağırlıklı gıdalar tercih edebiliriz. Yüksek enerjili tükettiğimiz besinlerin ardından yapacağımız spor da aldığımız fazla enerjinin yakılmasına yardımcı olacaktır. Aslında bu kaçamakların temelinde uzun süreli tek yönlü ve kısıtlı beslenme programları uygulamaya çalışmak vardır. Rafinera beslenme programındaki en büyük avantaj olan besin çeşitliliği yoldan çıkma ihtimaliniz neredeyse imkansız. Çeşitlilik ve düzenli öğün alımı diyet dışı tüketimleri azaltacaktır.

 
Ara öğün, kısa vadeli hedefinizdir. Beklediğinize değecek alternatifler üretin!

Rafinera paketlerinde Dünya Sağlık Örgütü’nün de önerdiği gibi günlük almamız gereken enerji değerinin %10'ununu ara öğünler oluşturur. Ancak ara öğünsüz Rafinera paketleri tercih edildiğinde, en doğru yiyecekleri siz de yanınızda taşıyabilirsiniz.

Reçete: 2 adet kepekli galeta, 50 gr light labne. 1 su bardağı light süt, 1 porsiyon meyve gibi besinler ara öğünler için çok uygundur. Bunun dışında http://www.rafinera.com/tr/kalori-farki adresiyle sitemde yer alan light alternatifi çeşitlendirerek diyet menünüze ekleyebilirsiniz. 

Light süt ürünleri kullanın; bu ürünlerin besin değerleri korunmuş ve sadece yağları azaltılmıştır.

Kalsiyum, fosfor, protein besin öğelerinden zengin olan süt ve süt ürünleri zayıflama diyetlerinde yağı azaltılmış veya tamamen alınmış ürünlerden seçilmelidir. Çünkü tam yağlı süt ve süt ürünleri doymuş yağdan zengindir. Süt, yoğurt, peynir gibi ürünlerin yağının azaltılması veya tamamen alınması sütün besin değerini azaltmaz sadece verdiği enerji değerinin azalmasına neden olmaktadır. Şunu da unutmamak gerekir, light ürün demek enerjisi yok demek değildir, Light süt ürünlerinin de belirli enerji değeri vardır ve diyetinize eklerken miktarlarına dikkat etmek gerekir.
 
Günde 3 tam 2 ara öğün olarak beslenin.

Yapılan araştırmalar öğün atlayarak yaşanan uzun süreli açlıkların metabolizma hızımızda %60'lara kadar yavaşlamaya neden olduğunu göstermektedir. Sistemimizden faydalanan danışanların gün içerisindeki öğünlerini açlık durumlarına göre 2-3 saat aralıklarla tüketmelerini sağlayıp kan şekeri regülasyonunu oluşturarak açlık yaşamadan kilo vermelerini amaçlıyoruz.
 
Günlük Besinlerinizin Tek Adresi: Olduğunuz Yer!

Başarılı bir diyetin önündeki en büyük engel, diyete uygun gıdalara ulaşma problemi elbette. Bu açıdan Rafinera, diyetinize sadık kalabilmeniz açısından çok önemli bir hizmet sağlıyor. Sağlıklı beslenmeyi baz alarak günlük almanız gereken enerjiyi içeren, uygun protein, yağ ve karbonhidrat dengesinin sağlandığı, vitamin ve minerallerden zengin menüler paketler halinde hazırlanarak, bulunduğunuz yere ulaştırılıyor. Paketlenmiş menüler, sıkıcılığı ortadan kaldırmak için her gün çeşitlendirilerek hazırlanıyor.

30 güne 30 Farklı Yemek

Diyet yaparken yemeklerle ilgili girdiğimiz kısır döngü, irademizin ve azmimizin önündeki en büyük engel. Mümkün olduğunca farklı yemekler yiyerek, kendimizi kaçamaklardan koruyabiliriz. Bu gerçeğin farkında olan Rafinera, aylık menülerini her yemek menüde sadece 1 kez yer alacak şekilde hazırlıyor ve 30 gün boyunca birbirinden farklı yemekler servis ediliyor.  Siz de kendi diyetinizi, değişik yemeklerden oluşan otuz günlük bir listeyle garantiye alabilirsiniz.


ÖZEL RAFİNERA TARİFLERİ
 
Rafinera’nın heyecan verici tarifleriyle diyetinize neşe ve lezzet katın!

Peynirli domates sepeti

Malzemeler:
12 adet domates
150 gr lor peyniri
2 adet taze soğan
4 dal maydanoz
10 adet siyah zeytin
2 çorba kaşığı zeytinyağı
Yeteri kadar tuz
Yeteri kadar beyaz biber
 
Yapılışı:

1. Domateslerin tepesi kapak şeklinde kesilerek içi kaşıkla çıkarılır.
2. Servis tabağında düz durması için alt kısımlarından da biraz kesilir.
3. İçlerine tuz serpilerek süzülmesi için ters çevrilir ve 5 dakika kadar bekletilir.
4. Taze soğanlar temizlenir, kıyılır. Maydanozun birkaç dalı süsleme için ayrılarak kalanı kıyılır.
5. Zeytinlerin çekirdekleri çıkarılarak dilimlenir.
6. Lor peyniri bir kaseye alınarak çatalla iyice ezilir.
7. Soğan, maydanoz, zeytin, zeytinyağı ve beyaz biber ilave edilerek karıştırılır.
8. Hazırlanan karışım domateslerin içine paylaştırılarak, ayrılan maydanoz yapraklarıyla süslenir ve servis yapılır.

Patatesli Balık Graten

Malzemeler: (4 Kişilik)
400gr mezgit fileto
3 çorba kaşığı zeytinyağı
1 adet orta boy kuru soğan
1 diş sarımsak
5 adet orta boy domates
4 adet orta boy patates
1 tatlı kaşığı taze kekik
1 çorba kaşığı kapari
½ adet limon
4 çorba kaşığı galeta unu
Tuz
Tane
Karabiber

Yapılışı:

1. Soğan, sarımsak ve domatesi soyup küçük küpler halinde doğrayın.
2. Isınan 2 çorba kaşığı zeytinyağında önce soğan ve sarımsağı, ardından domatesi ilave edip soteleyin, kekik ve kapariyi ekleyip pişirin.
3. Patateslerin kabuklarını soyup ince yuvarlak dilimler halinde doğrayın.
4. Yağlanmış tepsiye patatesleri dizip, tuz ve çekilmiş karabiber serpin.
5. Balık filetolarını patateslerin üzerini dizip limon suyunu sıkın, tekrar biraz tuz-karabiber serpip pişirmiş olduğunuz domates sosu balıkların üzerine dökün; galeta ununu da domates sossun üzerine serpip 180° C ısınmış fırında 35-40 dakika pişirin.
6. Sıcak olarak servis edin.

Elmalı toplar

40 Top için Malzemeler:
480 gr. golden elma
170 gr havuç
200 gr petit beurre bisküvi
100 gr kuru üzüm
80 gr ceviz içi
7 gr toz tarçın
130 gr çikolatalı puding
500 gr light süt
 
Yapılışı:
 
1. Elma ve havuç rendelenir.
2. Petite beurre bisküvi toz haline gelmeden ufak hale gelecek şekilde robotta çekilir.
3. Ceviz içi dövülür.
4. Elma, havuç rendesi, bisküvi, ceviz içi, üzüm, tarçın elle yoğurulur ve 40 yuvarlak top yapılır.
5. Süt ve puding karıştırlıp kaynatılarak hazırlanır.
6. Puding soğuduktan sonra elma toplarının üzerine sos olarak dökülür ve servis edilir.

Kurban Bayramı’nı Sağlıklı Geçirmek İçin 11 Öneri

BAYRAMI SAĞLIKLI GEÇİRMEK İÇİN 11 ÖNERİ

1-Herhangi bir hastalığı veya uyması gereken beslenme kuralları olan kişiler aynı şekilde davranmaya devam etmelidir. Sağlıklı kişiler için bile kırmızı et tüketimi haftada 3-4 porsiyon olacak şekilde ayarlanmalıdır.

2-Günlük yenilen etin porsiyonu sağlıklı erkekler için 300 gram, kadınlar için 200 gram, çocuklar için 100-150 gram, büyüme çağındaki ergenler için de 250-300 gram olmalıdır.

3-Etler pişirilmeden önce yağları iyice ayrılmalı ve pişirilirken kalan yağları ile pişirilip ilave yağ konulmamalıdır.

4-Etin sebzeyle pişirilmesi, hem vitaminler açısından desteklenmesini hem de daha düşük kalorili olmasını sağlar. 

5-Etler daha düşük kalorili olmaları için haşlanarak, fırında veya ızgara pişirilmeli, mangalda yapılacaksa alevden uzak kömürleşmeden pişirilmelidir.

6-Etlerle beraber bol salata tüketilmesi etteki demir emilimini artırır ve tokluğu sağlar.

7-Etle yemekleriyle az miktarda tam buğday ekmeği yenilmeli veya önden çorba içilerek yenecek yemek miktarı azaltılmalıdır.

8-Gidilecek misafirliklerde yenilecek yemek porsiyonlarının küçük tutulması, fazla pilav makarna tüketilmemesi gerekir. Özellikle yemekten sonra tatlı tüketilecekse yemekte hiç karbonhidrat almadan az miktarda tatlıya yer bırakılması kilo kontrolünde fayda sağlayacaktır.

9-Özellikle kalp ve tansiyon hastası olanlar et tüketimini minimum seviyede tutmalı (günde 100 gramın altında), genellikle eti sebze yemeği içinde tüketmeye gayret etmelidirler. Kızatmalardan, ağır et yemeklerinden uzak durmalıdırlar.

10-Günlük su tüketimi 1,5 litrenin altına düşmemeli, yeşil çay, zencefil çayı gibi sindirimi rahatlatıcı çaylar tercih edilmelidir.

11-Bayram süresince günlük 30-45 dakika yürüyüş yapmak hem şekerinizin düzenlenmesine, hem sindiriminizin rahatlamasına hem de kilo almamanıza yardımcı olacaktır.

Acıbadem Maslak Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı Vardarer, etlerin kolaylıkla bozulabilen yüksek riskli besinler olduklarını belirterek, sağlıklı et tüketmenin 5 kuralını şöyle sıralıyor:

1.Hijyenik kurallara uygun şekilde temiz bir ortamda kesim yapılması gerekiyor.

2.Yeni kesilmiş etlerin hemen kullanılacaksa sertliğinin azalması için bir gün buzdolabında dinlendirildikten sonra pişirilmesi önem taşıyor.

3.Etlerin tüketim amaçlarına uygun olarak saklanması sağlık açısından vazgeçilmez ve gözardı edilmemesi gereken bir önceliktir. Bu etlerin tek kullanımlık şekilde paketlenerek saklanması lazım. Eğer uzun süre saklanacaksa eksi 18 derecede derin dondurucuda, daha kısa sürede tüketilecekse eksi iki derecede buzlukta hemen dondurularak saklanmasında yarar var.

4.Dondurulmuş etlerin çözülmesi için buzluk veya dondurucudan buzdolabının iç kısımdaki rafına alınarak bekletilmesi, ondan sonra kullanılması gerekiyor. Sıcak ortamda bekletilerek çözülen etlerde mikroorganizma üreyebiliyor bu da sağlık açısından tehlike oluşturabiliyor.

5.Çözülmüş etlerin çözdürüldükten sonra hemen kullanılması ve tekrar dondurulmaması önem taşıyor.

KAHVALTIYA ET YİYEREK BAŞLAMAYIN

Kurban Bayramı hepimiz için uzun tatil yapabilme fırsatını yaratıyor. Bayram sabahı kurbanlıklar kesilip eve geldikten sonra hemen kavurmalar hazırlanıp kahvaltıya etle başlanıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı Vardarer, yeni kesilmiş etin çok sert ve sindirimi güç bir besin olmasının yanı sıra, kolesterol ve yağ içeriklerinin de yüksek olduğunu hatırlatıyor. Bu sebeple özellikle yaşlı kişiler, kalp, şeker, tansiyon ve böbrek hastası olanların, ürik asiti yüksek gut hastalarının bu etleri kahvaltıda yemeleriyle birlikte sorunlar yaşadıklarına değinen Vardarer, “Bayramda tansiyon yüksekliği, sindirim zorluğu, baş ağrısı, şeker yükseliği ve kilo alma şikayetleri ile sık karşılaşılıyor” diyor.

Kurban Bayramında Beslenmeye Dikkat

Etin Yumuşamasini Bekleyin
 
Etlerin sindirimi zor olan besinler olduğunu vurgulayan Dyt. Özkan, “ Yeni kesilmiş hayvanların etlerindeki sertlik, hem pişirmede hem de sindirimde zorluğa yol açar. Bu nedenle özellikle mide-bağırsak hastalığı olan kişiler kurban etlerini hemen tüketmemeli, buzdolabında birkaç gün beklettikten sonra  tüketmelidirler. Diye konuştu.

Yağsiz Et Tüketimi Daha Sağlıklı

 
Etler her ne kadar besin içeriği açısından zengin olsalar da, doymuş yağ ve kolesterol içeriği  yüksek olduğu için; özellikle kalp-damar hastalığı, diyabet  ve yüksek tansiyonu olan kişiler,  yağsız veya az yağlı etleri tercih etmeli, diyetlerine uygun miktarlarda tüketmelidirler.

Pişirirken Nelere Dikkat Edilmeli

 
Etin pişirme yöntemi etin kalitesini doğrudan etkilemektedir.  Etlerin çok uzun süre yüksek ısıyla temas etmesi (kızartma, kavurma veya mangal ) kanserojen öğelerin oluşumuna ve vitamin-mineral kaybına neden olacağından, pişirme yöntemi olarak ızgara, haşlama, fırında veya sebzelerle birlikte tencerede pişirme şekli tercih edilmelidir. Etler ızgarada pişirilecekse besin kaybını ve kanserojen madde oluşumunu önlemek için  ateşten 15 cm uzakta olmalıdır. Kırmızı et doymuş yağ içeriği yüksek bir besin olması nedeniyle pişirirken yağ eklenmesi  diyetle alınan yağ miktarının artmasına neden olacağından ayrıca yağ ilave edilmemelidir. Özellikle kuyruk yağı, iç yağı, tereyağı gibi yağların kullanımından kaçınılmalıdır.

Etlerimizi Nasil Saklamaliyiz

 
Kurban Bayramı'nda etin tüketim miktarı ve pişirme yöntemi kadar, kesilen etlerin korunması ve saklanması da insan sağlığı açısından çok önemlidir. Etler kolaylıkla bozulabilen besinlerdir. Bu yüzden kesildikten sonra, büyük parçalar şeklinde değil, birer pişirimlik olacak şekilde küçük parçalara ayrılarak buzdolabı poşetine  sarılmalı ve buzdolabının buzluk kısmında veya derin dondurucuda saklanmalıdır. Bu şekilde hazırlanan etler, buzlukta -2 derecede birkaç hafta, -18 derece derin dondurucuda ise daha uzun süreyle saklanabilir. Etler, oda ısısında açıkta bırakılacak şekilde değil, buzdolabının alt bölmesinde çözündürülmelidir. Çabuk çözünmesi için kalorifer, soba üzerinde veya oda sıcaklığında bekletilmemelidir. Ayrıca çözünen et hemen pişirilmeli ve tekrar dondurulmamalıdır.

Zeki Dursun

Ataşehir’de Örnek Paylaşım Projesi

Proje bir yandan yetişkinlere sosyal dayanışmanın önemini hatırlatırken, öte yandan çocuklara paylaşmanın mutluluğunu yaşatmayı amaçlıyor. Proje kapsamında ilk olarak İçerenköy CarrefourSA içerisinde oyuncak ve kitap-kırtasiye olarak iki farklı noktaya kumbara yerleştirildi.

İlçede yaşayan gelir düzeyi yüksek kişilerin ikamet ettiği sitelerin yanı sıra alışveriş merkezleri, okullar, camiler, muhtarlıklar ve belediye hizmet binaları gibi belli lokasyonlarda yer alacak kumbaralarda biriken bağışlar haftanın belli günlerinde belediye görevlilerince toplanarak depolama alanına götürülecek. Bağışlanan eşyalar belediye tarafından onarılıp yenilenerek ihtiyaç duyan vatandaşlara ulaştırılacak. İsteyen vatandaşlar yeni giysi, oyuncak, kitap ve kırtasiye malzemelerini de bağışlayabilecek. Üç ay boyunca iki pilot mahallede uygulanacak olan Sosyal Kumbara projesi bu süre sonunda ilçe genelinde uygulanmaya başlayacak.

Ataşehir Belediyesi, ilçede toplumsal dayanışmayı geliştirecek ve yaygınlaştıracak projeler üretmeye devam edecek.

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Başkan İlgezdi Ataşehir’i Dinliyor

Saha çalışmalarını gerek belediye hizmetleri, gerekse iletişim konularında eğitim almış 30 kişiden oluşan uzman bir ekip yürütüyor. Ekibe proje konseptine uygun olarak giydirilmiş beş araç tahsis edildi. Belediye’nin ismini – logosunu taşıyan tek tip kıyafet giymiş personel haneleri tek tek ziyaret ederek vatandaşın belediye hizmetleriyle ilgili memnuniyet, beklenti ve şikayetlerini detaylı olarak tespit ediyor. Ekibe arka planda tüm Halkla İlişkiler Birimi destek veriyor. Gelen şikayet ve talepler ilgili müdürlüklere ulaştırılıyor, sonuçlandırılıyor ve durum vatandaşa telefonla bildiriliyor. Vatandaşlara belediye hizmetlerini tanıtan Hizmet Rehberi dağıtılıyor ve bir anket yapılıyor. Bu ankette, hem demografik sorular (memleket, eğitim, yaş, cinsiyet, engel durumu, okur yazarlık durumu vb.) hem de belediye hizmetlerinden memnuniyeti ölçebilecek sorular bulunuyor.

Vatandaşlar var olan hizmetleri değerlendiriyor, talep ve şikayetlerini iletiyor. Anketler tabletler aracılığıyla yapıldığı için sonuçlar belediye yetkilileri tarafından anında değerlendirilebiliyor. Eğer bir cadde ya da sokakta belediye hizmetlerine ilişkin şikayet varsa, buna anında müdahale ediliyor. Ayrıca “Hanede engelli var mı, varsa engel türü nedir?”, “hanede bakıma muhtaç yaşlı var mı?” gibi sorularla sosyal belediyecilik alanında kullanılabilecek pek çok demografik veri de toplanarak belediyenin hizmetlerini bu veriler doğrultusunda geliştirilmesi için de imkan sağlanıyor. Yardıma muhtaç ve engelli vatandaşlar ya belediye yardımlarından yararlandırılıyor ya da kaymakamlık vb. kuruluşlara yönlendiriliyor.

 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Proton’dan İnovasyon Atağı

Proton'un ekonomi, rahatlık ve performansı bir arada sunan yeni nesil şanzımanı Preve, Suprima ve Exora Prime modellerinde kullanılıyor.
 
PROTON HAKKINDA

1983 yılında motorlu araçlar yedek parça ve bileşenleri satmak amacıyla Malezya Başbakanı Tun Mahathir Bin Mohamad’in teşvik ve katkıları ile kurulan PROTON ekonomideki yükselişini büyük oranda arttırarak ülkeyi bugün dünyanın en fazla ihracat yapan ülkelerinden biri haline getirmiş ve 238 milyar dolarlık milli hasıla ile Malezya’nın dünyanın 37. büyük ekonomisi haline gelmesine neden olan tasarruflardan biri olmuştur.

İlk fabrikasını 923.900 m2’lik bir alana sahip olan Shah Alam’da kuran PROTON ilk yıl 80.000 adet araç kapasitesi ile tasarlanırken 1997 yılında üretim kapasitesi yılda 230.000 adet otomobile çıkarılmıştır.

1996 yılında bir milyonuncu aracını üreten PROTON yine aynı yılın Ekim ayında İngiliz otomotiv mühendislik firması LOTUS Group International’ı satın alarak Lotus üretim kalitesini ve dizayn zerafetini kendi ürünlerine de katmış oldu.

Günümüzde Avrupa piyasaları dahil olmak üzere 50 farklı ülkeye ihracat yapan PROTON; müşterileri, iş ortakları, hissedarları, devlet kurumları ve çalışanlarının uyumlu-şaşmaz bağlılıkları ile en başarılı uluslararası otomotiv üreticisi olan ülkelerin arasına girmeyi başarmıştır.

 
ULUBAŞLAR HOLDİNG'E BAĞLI ULUMOTOR HAKKINDA

1971 yılında kurulan Ulubaşlar Holding günümüzde PROTON marka otomobil ve AVIA marka kamyonların Türkiye Distribütörü olarak faaliyetlerini sürdürmekte ayrıca Ulusigorta, Ulukasa, vasitam.com, Ulubilişim, Ulumod, Ulu Oto Kiralama’ nın yanı sıra  Ulumotor ve Ulucar şirketlerine bağlı olarak toplam 38 bayi ve yetkili servis ile birlikte çalışmakta ve 1992 yılından bu yana da KIA marka araçların yetkili bayiliğini bünyesinde bulundurmaktadır.

Aşırı Kilo Alıp Vermenizin Nedeni Tiroid Olabilir

Ruh sağlığınız ve günlük enerjiniz de tiroid hormonlarından etkilenir

Tiroid bezi,  vücutta hayati fonksiyonları olan organların çalışma hızlarını düzenleyen, bu faaliyetlerin yerine getirilmesinde yardımcı olan bir organımızdır. İnsan vücudundaki tüm sistemleri ve tüm dokuları etkileyebilmektedir. Saçlardan kalbe, beyne kadar hemen her doku, tiroid tarafından salgılanan T3 (triiodotironin) ve T4 (tiroksin) adı verilen hormonlar tarafından etkili bir şekilde kontrol edilmektedir. Buna genel olarak “metabolizma” adı verilmektedir.  Tiroid bezinin çalışma durumu ruh sağlığını da yakından ilgilendirir. Günlük enerjiyi,  ruh halini ve uyku düzenini etkilemektedir. Tiroid boyun bölgesinde   “adem elması” olarak tanımlanan bölgenin altında bulunur. Normal boyutunda iken ne gözle görülebilir ne de elle hissedilebilir.
Halsizlik, kilo artışı, diyabet, kolesterol gibi rahatsızlıkların tedavisini de güçleştirir
Çok fazla sayıda tiroid hastalığı mevcuttur. Buna ek olarak çoğu tiroid hastası var olan hastalığının farkında değildir. Çoğu kişi var olan şikayetlerinin tiroid kaynaklı olduğundan habersizdir. Halsizlik, yorgunluk, saç dökülmesi,  çarpıntı,  kilo alma, kabızlık,  adet düzensizlikleri,  uyku problemleri, mide ve bağırsak şikayetleri,  hafıza zayıflığı, hatta tansiyon, şeker, kolesterol gibi hastalıkların yeterli derecede kontrol altına alınamaması ilaçların yetersiz kalması veya zehirli etki göstermesi bile tiroid rahatsızlıklarından kaynaklanabilmektedir.

Belirtiler tiroidin tipine göre değişiyor

Tiroid bezinin sağlıklı olup olmadığı, laboratuvar incelemeleri ve boyun ultrasonografik görüntüleme yöntemleri ile kolayca anlaşılabilmektedir. Tiroidlere bağlı birçok hastalık bulunmaktadır. Tiroid bezinin hastalıklarına halk arasında genel olarak “guatr” denilmektedir. En yaygınları; Hipotiroidi(Yeterli tiroid hormonu üretimi olmaz), Hipertiroidi( Tiroid çok fazla tiroid hormonu üretir), Noduler guatr (Normal tiroid fonksiyonu olmasına rağmen tiroidin şekli bozulmuş, şişlikler veya nodüller oluşmuştur)olarak sıralanmaktadır. Bu üç yaygın bozukluk kişide birçok rahatsızlığa neden olmaktadır.
Ciddi rahatsızlıkların pek çoğu tiroid fonksiyon bozukluğundankaynaklanabilmektedir. Bununla birlikte bazı hastalıkların ilaçla tedaviye yanıt vermemesindeki neden, tiroid fonksiyon bozukluğu olabilmektedir. Eğer tiroid bezi yeterli hormon üretmiyorsa ( hipotiroidi); hareketlerde yavaşlama, depresyon, yorgunluk,  kuru cilt ve saç, kabızlık, kas krampları veya kilo alımı olabilir. Hipertiroidi belirtileri ise; kilo kaybı, sinirlilik, huzursuzluk, artan terleme, çarpıntı, ellerde titreme, anksiyete, uyuma güçlüğü, artan bağırsak hareketleri, ince kırılgan saç ve kas zayıflığı içerebilir. Boyunda şişlik, yutma güçlüğü veya yutkunurken takılma, boğazda gıcık hissi gibi belirtiler ise “nodül” denilen tiroid bezi şişliklerinden kaynaklanabilmektedir. 

Kadınlarda daha sık görülüyor

Tiroid bezi hastalıkları özellikle kadınlarda daha sık görülmektedir. Ayrıca iyot eksikliği olan bölgelerde fazla görüldüğü bilinmektedir. Türkiye bu açıdan riskli bölgeler arasındadır. Bunun yanında erkek hastalarda tiroid hastalığı hayati riski artırabilir. Sigara içenler, radyasyona maruz kalanlar, ailede guatr öyküsü olanlar, yetersiz beslenenler ve yaşlılar da tiroide yatkınlığı bulunan gruptadır. 

Erken tanı hayat kurtarıyor

Geçmiş yıllarda çoğu tiroid hastalığına teknolojik yetersizlik nedeniyle tanı konulamıyordu. Günümüzde ilerleyen tıp sayesinde tiroid hastalıklarının teşhisiçoğu zaman bir kaç kan testi ile konabilir, hatta erken tedavi ile tiroid hastalıkları düzelebilir hale geldi. Ayrıca tanı ve tedavi yöntemlerinin gelişmesi nedeniyle tiroid bezi kanserleri de daha sık teşhis edilir ve erken tedavi ile başarılı sonuçlar elde edilir oldu.

Ataşehir Belediyespor Yeni Sezona Hazır

Kulüp Başkanı Sadık Kayhan yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Ataşehir Belediyesi’nin 2009 yılında kurulması ile Ataşehir Belediyespor da doğmuş oldu. Sonrasında Kadın Futbolunda mücadele eden takımımız ilk yılında lig üçüncüsü, ikinci ve üçüncü yılında şampiyon, dördüncü yılında da lig ikincisi olarak sezonları bitirdi. Voleybol Takımımız ise ilk kurulduğu yıl namağlup, set vermeden şampiyonluk yaşadı. İkinci yıl grubunda namağlup olarak şampiyon olan takımımız playofflarda şanssız bir mağlubiyet aldı. Bu yıl ikinci ligde mücadele edecek. Kulüp yönetimi olarak takımlarımıza güvenimiz tam. Sizlere sağlıklı bir sezon diliyorum ve şampiyonluk bekliyorum” dedi.

Futbol ve Voleybol takımlarının oyuncuları da yeni sezonda hedeflerinin şampiyonluk olduğunu belirtti ve takımları birbirlerinin maçlarına davet ettiler.

Ataşehir Belediyespor Kadın Futbol Takımı, kadın futbol liginin en üst ligi olan Türkiye Kadın Futbol 1. Ligi yeni sezonunda ilk maçını Karadeniz Ereğlispor ile 03 Kasım tarihinde oynayacak.

Ataşehir Belediyespor Kadın Voleybol Takımı ise ilk maçını 19 Ekim’de Trabzon İdmanocağı ile oynayacak.

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Yorgunluk Terleme ve Ateş Lenfoma Belirtisi Olabilir

Lenfomalar “Hodgkin” ve “Hodgkin Dışı Lenfomalar” olmak üzere iki büyük gruba ayrılmaktadır. Lenfomalar habis yani kötü huylu hastalıklardır ve genellikle kendilerini lenf düğümlerinin büyümesiyle belirtirler. Büyüyen lenf düğümleri vücudun boyun gibi görülebilir veya ele gelir bir yerinde ise, hasta ve hasta yakınlarının bunu kısa bir zamanda fark etmeleri mümkün olur. Bunun yanında, büyümüş olan lenf düğümleri kendilerini dolaylı olarak, karın ağrısı ve nefes darlığı ile belli edebilir. Bazı hastalarda yorgunluk, terleme ve ateş görülebilir. Lenfoma eğer kemik iliğindeyse kan hücreleri sayısında azalma, karında ise karın ağrısı, idrar yollarına baskı yapıyorsa böbrek sorunları, safra yollarına baskı yapıyorsa sarılık veya akciğere baskı yapıyorsa nefes darlığı gibi belirtilerle de ortaya çıkabilmektedir. Bu durumun ciddi bir kan hastalığı olabileceği akla getirilmeli ve doktora başvurulmalıdır.

Hepatit B ve C lenfoma riskini artırıyor

Lenfoma hastalığında son yıllarda görülen önemli artışın pek çok nedeni bulunmaktadır. Bazı sebepler kimyasal maddelerle veya radyasyonla, bazıları ise bağışıklık sisteminin bozuklukları ile ilgilidir. Bu bozuklukların bir kaynağı da Türkiye’de de çok yaygın olan hepatitlerdir. Bu tip karaciğer hastalıklarında lenfomalar meydana gelebilir. B ve özellikle C tipi virüs hepatiti olan hastalar risk grubunda yer almaktadır. Bunun dışında bağışıklık sisteminin çeşitli bozukluklarından ortaya çıkan bazı bağırsak, tiroid, tükürük bezi veya göz hastalıkları da lenfomaların oluşma riskini artırmaktadır.

Tanı ve tedavi yöntemlerinde önemli gelişmeler yaşanıyor

Lenfoma tanısında en önemli yöntem, bir lenf bezinin ufak bir cerrahi müdahale ile çıkartılıp mikroskop altında incelenmesidir. Lenfoma, göğüs kafesinin içi gibi erişilmesi zor bir yerde olduğu taktirde ise, bilgisayarlı tomografi (BT) aracılığı ile ince bir iğne yardımı ile biyopsi alınması önemlidir. Bunun dışında bazı özel laboratuvar tetkikleri de uygulanmaktadır. Hastalığın metabolik aktivitesi ve tüm vücuttaki yayılımının görülmesi için PET adı verilen teknik kullanılmaktadır. 

Çoğu lenfoma vakasında hastalık tamamen yok edilebiliyor

Hodgkin lenfoma hastalarında hastalık çok erken evrede teşhis edilebilirse, hastalığı yok edebilme imkanı yüzde yüze yakındır. Hastanın risk faktörleri de yoksa, “ABVD” denilen bir tedavi ve ışın tedavisi ile başarılı bir tedavi yapılabilmektedir. Fakat hastalık iyice ilerlemiş ise, bu tedavi yeterli olmayabilir ve bu durumda daha yoğun ve etkili tedaviler (escalated BEACOPP gibi) yapılması gerekebilmektedir. Hodgkin lenfoma nüks etmişse, otolog kök hücre transplantasyonu, genellikle en iyi tedavi seçeneğini oluşturmaktadır. Hodgkin dışı lenfomaların nüks etme durumunda da kök hücre transplantasyonu genellikle etkili bir tedavi yöntemidir.

Hastalığın alt gruplarının özelliklerine göre tedavi uygulanıyor

Günümüzde lenfoma tedavisinde çok özel ilaçlar kullanılmaktadır. 5-10 yıl önce lenfomaların tedavisinde seçenekler sayılı olmasına rağmen şimdi her lenfomanın alt grubuna yönelik çok farklı tedavi yöntemleri bulunmaktadır. Hodgkin lenfomalarda, ilk tedavi ile hastalık yok edilmeye çalışılmaktadır. Hodgkin dışı lenfomalar yavaş ilerleyen (indolent), hızlı ilerleyen (agresif) ve çok hızlı ilerleyen (çok agresif) lenfomalar olarak üç büyük grubu bulunmaktadır. Indolent lenfomaların tedavisinde yeni ilaçlar kullanılmaktadır. Almanya’da yapılan bilimsel bir çalışmada; yeni kullanılan tek bir ilacın eskiden kullanılan dört ilaçlı kombinasyondan hem daha etkili olduğunu, hem de daha az yan etkisi görüldüğü ortaya çıkmıştır. Bu yöntemlerde  enfeksiyon görülme oranı ile saç dökülmesi daha azken, tedavinin etkisi daha fazladır. Kemoterapi de antikor ilaçları ile kombine edilmektedir. Antikorlar da tümör hücrelerindeki bazı proteinleri algılayıp, direkt olarak tümör hücrelerinin üstüne yapışmakta ve kemoterapinin etkisini artırmaktadır. İkinci gruptaki agresif lenfomalarda tanı konur konmaz tedavi başlatılmalıdır. Aksi takdirde hastalık hızla ilerlemekte, vücutta büyük hasara ve ölüme yol açabilmektedir. Bu hastalıklarda temel amaç, hastalığı tamamen yok etmek ve nüksetmemesini sağlamaktır. T hücreli lenfomaların tedavi imkanları B hücrelilerden genellikle daha kötüdür. Bu lenfomalarda Alman ve İskandinav ülkelerinde yapılan çalışmalara göre, verilen kemoterapiye özel bir ilaç grubu eklendiğinde tedavinin başarı şansı artmaktadır. Üçüncü gruptaki Burkitt ve lenfoblastik lenfomalarda tedavi imkanları çok ilerlemiş durumdadır. Bu lenfomalar basit tedavilerle genellikle yok edilememekte fakat çeşitli kemoretapi yöntemleriyle başarılı sonuçlar alınabilmektedir.

Kurban Bayramında Doğru Beslenerek Bel Çevrenizi Genişletmeyin

Memorial Antalya Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Gökhan Yazıcıoğlu, Metabolik Sendrom hakkında bilgi verdi ve özellikle Kurban Bayramı’nda doğru beslenmenin kurallarını anlattı.

Metabolik Sendrom belirtileri

Bir kişide insülin direncinin olması, şeker yükleme testi ile tespit edilebilen bozulmuş glukoz (karbonhidrat) toleransı, şeker hastalığından en az birinin bulunması ya da hipertansiyon, kan yağlarında bozulma (trigliserid yüksekliği veya iyi kolesterol düşüklüğü), karın bölgesinde obezite (vücut kitle indexi’nin 30’dan büyük olması ya da bel çevresinin erkeklerde 94cm, kadınlarda 80 cm den fazla olması) durumlarından da en az ikisinin bulunması metobolik sendrom tanısının konulmasında önemli kriterlerdir.

Tedavide öncelikle kilo kaybı sağlanmalı

Metabolik sendromda en uygun tedavi yöntemi, kilo kaybı ve düzenli egzersiz için yaşam tarzının değiştirilmesi, sağlıklı beslenme ve gerekli koşullarda klinik hedeflere ulaşmak amacıyla ilaç tedavisinin başlanmasıdır. % 5-10’luk kilo kaybı bile metabolik sendromun tüm bileşenlerini kontrol altına alabilir. % 7’lik kilo kaybı ile birlikte düzenli fiziksel aktivite 4 yıl içinde şeker hastalığı gelişme riskini % 50 azaltmaktadır.

Beslenmede doğru yağ kullanımı önemli

Metabolik sendromda beslenme tedavisinin amacı; insülin direncini düzeltmek ve insülin direncine bağlı bozuklukları önlemektir. Total yağ kalorinin %25-35 oranında tutulmalı, bunun da büyük kısmı zeytinyağı, fındık yağı ve kanola yağı olmalıdır. Soya, ayçiçeği ve mısırözü yağı daha az oranda tüketilmelidir. Omega-3 yağ asitlerinden zengin beslenmeli, yani deniz ürünleri, fındık, ceviz, badem, keten tohumu yağı tercihen tüketilmelidir. Karbonhidrat tüketimi toplam kalorinin %45-55’i olmalı ve daha çok tam tahıllar, meyve ve sebzeler, kuru baklagiller, tahıllı ve yulaf içeren kahvaltılıklar tercih edilmelidir. Kalorinin kalan kısmı proteinden alınmalıdır ve tercihen derisiz tavuk veya hindi, yağsız et ve yağsız veya düşük yağlı süt ürünleri daha sağlıklı seçeneklerdir.

Bayramda doğru beslenmek için

Metabolik sendrom nedeniyle Kurban Bayramı’nı kırmızı et tüketiminden mahrum kalmadan geçirmek isteyen kişilerin ise beslenme alışkanlıklarında şunlara dikkat etmesi gerekir:

•Kırmızı ette bulunan yüksek miktardaki doymuş yağ zararlı olduğundan bayram süresince et tüketim miktarında ve sıklığında çok dikkatli olunmalıdır. Öğünlerde 2-3 köfte kadar (60-90 gram) et tüketimi günlük et gereksinmesini karşılayacaktır.

•Etler kanserojen öğelerin oluşumuna meydan vermemek, vitaminlerin kaybını ve besin zehirlenmelerini önlemek için ızgara, fırın ve haşlama yöntemleriyle pişirilmelidir. Kızartmalardan ve kavurma yönteminden kaçınılmalıdır.

•Katı yağlar et yemeklerinde kullanılmamalıdır, etin kendi yağı ile pişmesi sağlanmalıdır. Et kullanılarak yapılan sebze yemekleri yağ eklenmeden pişirilmelidir.

•Etlerin çok yağlı kısımları yenmemelidir, hayvanın iç yağları yemeklere lezzet vermek amacıyla kullanmamalıdır.

•C ve E vitamini içermeyen etin yanında, bu vitaminlerin bulunduğu sebze, salata, taze sıkılmış meyve sularını tüketilmelidir.

•Hamurlu tatlı ve çikolata yerine, sütlü ve meyveli tatlılar az porsiyonlarda tüketilmelidir.

•Günlük tempolu yürüyüşlere bayramda da devam edilmelidir.

100 Yıllık Osmanlı Pulları Novada Ataşehir AVM’de

9 Ekim Dünya Posta günü ve 1863 yılında basılan ilk Türk pulunun da 150. yılı olması nedeniyle 7 Ekim Pazartesi günü Novada Ataşehir AVM’de açılacak sergide Türkiye'nin en değerli pulları sergilenecek.
 
“Geçmişten Günümüze Pul ve Posta Sergisi”nde daha önce hiçbir yerde sergilenmemiş   ''Osmanlı Pul Koleksiyonu'', ''Cumhuriyet Pul Koleksiyonu'', ''Atatürk Pul Koleksiyonu'' gibi nadide eserlerin yanı sıra havacılık, çizgi roman kahramanları ve spor konularını içeren tematik pullar ile 1840 yılından itibaren gönderilen mektup, mektup zarfları ve tebrik kartları da yer alacak.

“Geçmişten Günümüze Pul ve Posta Sergisi” 7-20 Ekim tarihi arasında ücretsiz görülebilir.

 
 

Ne Yediğiniz Kadar Nasıl Pişirdiğiniz de Önemli

Tencerelere Dikkat

Çelik tencereler en sağlıklı pişirme gereçlerinden biridir, tabanı kalın olanlardan tercih edin ve çelik tencerede kısık ateşte ve uzun sürede yemek pişirin. Dibi tutan çelik tencerenizi, yüzeyi tahriş edebilecek ovma teli gibi malzemelerle ovmayın. Bu kazıma işlemi, tencerenin bileşenindeki nikel ve kromu açığa çıkararak besinlere karışmalarına sebep olabilir. Dibi tutan tencerelerinizi suda bekletin ve nazikçe temizleyin.

Zamandan tasarruf etmeniz için büyük fayda sağlayan Düdüklü Tencerenizi sadece acil durumlarda kullanın. İçindeki ısı 110 derece kadar ulaşabilen düdüklü tencereler, besinlerin içindeki birçok değerin yok olmasına sebep olabilir. Örneğin Diastaslar 45-75, C vitamini 60, A vitamini 90, B ve D vitaminleri 110 derecede yansızlaşır.

Hepimizin çok sevdiği, sunumda ve tatta büyük fark yaratan, sebze ve meyvelerin vitaminlerini kaybetmeden pişirmek için çok ideal olan toprak kapları seçerken, tabanının kurşun kanminyum kaplı olmadığına ve bileşenlerinde hiçbir zehirli madde bulunmamasına dikkat edin. Kaliteli toprak kaplar satın alarak ve ilk kullanımından önce içinde, 24 saat boyunca su bekleterek bu riskleri yok edebilirsiniz.
Rafinera “Lezzeti kaybetmeden Kaloriyi düşürmek mümkün” diyor

-Düşük yağlı ve az kalorili keklerinizde, yağ ölçülerini meyvelerle değiştirin. 50 gr tereyağını 3 orta boy olgun, yumuşak muz ya da bir su bardağı kadar pişmiş elma püresi ile değiştirerek lezzet ve doku kaybının önüne geçebilirsiniz.

-Yağ ve yüksek kalorili soslar yerine, farklı tatlar ve baharatlar kullanın. Baharatları taze otlar ve kurutulmuş baharatlarla çeşitlendirebilirsiniz.

-Krema yerine, az yağlı süt kullanın.

-Katı meyve sıkacağından çıkan posayı keklerin içine koyarak posa tüketiminizi arttırın.

-Yemekleri ekstra yağ ilave etmeden tadında ve lezzetinde pişirmek için fırınlama yöntemini kullanabilirsiniz. Fırında pişen yemekleriçlerindeki yağ veya suyla piştiğindenlezzetlerinden hiçbir şey kaybetmemektedirler…

-Etleri ızgarada pişirin. Bu sayede içerdikleri yağın büyük bölümü dışarı akacaktır.

-Yapışmaz tabanlı gereçlerle yemek pişirirken yağ kullanmayın. Malzemeleri küçük küçük doğrayın ve sürekli karıştırarak hızlıca soteleyin.

-Börek yerine bol peynirli ve maydanozlu gözleme pişirin.

-Sebzeleri önce yıkayın, sonra doğrayın ve bekletmeden pişirin. Böylece vitamin ve lezzet kaybını engellemiş olursunuz.

Rafinera Hakkında: 2012 Ekim ayında Ali Koç’un da mentorluğuyla sağlıklı ve diyet dostu yiyeceklerle özel menüler hazırlayarak, bu menüleri sahiplerine ulaştıran Rafinera, 2007 yılından bu yana faaliyet göstermektedir. Didem Altınbaşak Tulgan tarafından kurulan firma, müşterilerine taze, katkısız ve lezzetli menüler sunarak, adrese teslim hizmet veriyor. Sağlıklı ve dengeli beslenme konusunda servis özellikleri ve çalışma prensipleriyle öne çıkan Rafinera bu alanda faaliyet gösteren ilk Türk markasıdır.

Tanıtım Videosu: http://youtu.be/SG7eF-jIUco

“İki İnsan Birbirinin Farkına Varınca İletişim Başlar”

Doğan Cüceloğlu, çocuğun eğitiminde nelere dikkat edilmesi gerektiğini de katılımcılara ayrıntılı bir şekilde anlattı. Katılımcıların da görüşlerini dile getirdiği seminerde Cüceloğlu, ayrıca karşılıklı iletişimin ne zaman başladığının ve iletişim bilincinin de üzerinde durdu.

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Ataşehirli Çocuklar, “4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü” Nedeniyle Hayvan Barınağını Ziyaret Etti

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Ataşehir Zabıta Müdürlüğü Personeline “İletişim ve Öfke Kontrolü” Eğitimi Verildi

Gruplar halinde verilen eğitimlere Zabıta Müdürlüğü’nün 210 kişilik tüm personeli katılırken; verilen bu eğitimler, personelin iş hayatlarına olduğu gibi özel hayatlarına da fayda sağlayacak.

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Ataşehir’de Ödüllü Atık Pil Toplama Yarışması

Yarışmanın koşulları şu şekilde;

•Yarışma Ataşehir’deki tüm okulların katılımına açık.

 
•Piller her okula Ataşehir Belediyesi tarafından yerleştirilen pil kutularında biriktirilecek.
 
•Yarışma sonunda en fazla pil toplayan ilk üç okul Ataşehir Belediyesi ve TAP (Taşınabilir Pil Üreticileri ve İthalatçılar Derneği) tarafından çeşitli hediyelerleödüllendirilecek.
 
•Yarışmaya her türlü atık pille katılmak mümkün. (Kalem pil, düğmeli pil, telefon pili, diz üstü bilgisayar pili, kablosuz ev aletleri pili)

Kaynak: Ataşehir Belediyesi