Vera Yazarkasa Ataşehir Bayisi

İçerenköy Mah. Karslı Ahmet Cad. Eryuva Sit. F Blok No:53/C Ataşehir

atasehir@mtservis.com.tr

0216 469 03 85

0216 469 03 86

Kataş Elektronik – Vera yazarkasa ve ödeme sistemleri bayi

Tenisçi Dirseği Mouse Tutan Elleri Vuruyor

Acıbadem Bakırköy Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Özgür Çetik, bu hastalığın ortaya çıkışındaki en önemli nedenin hatalı mouse kullanımı olduğuna dikkat çekerek, ” Uzun süreli mouse kullanılması ve mouse’un çok sıkı kavranarak tutulması günümüzde tenisçi dirseğinin en önemli sebeplerinden biri oldu. Diş ağrısına benzeyen sabit ve sürekli hal alan ağrı hayat kalitesini düşürüp kişiyi mutsuzluğa ve iş hayatında verimsizliğe sürükleyebiliyor. Bu nedenle mouse kullanan kişilerin tenisçi dirseğinden korunmaları için mouse kullanımında sık yapılan hatalardan kaçınmaları çok önemli.” diyor. 

Ağrı sıklıkla aktivite sonrasında başlıyor

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Özgür Çetik, tenisçi dirseğinin çoğunlukla aktivite sonrasında dirseğin dış kısmından başlayıp ön kola yayılan künt ağrı ile ortaya çıktığını belirterek şunları söylüyor: “Bu hastalığın lateral epikondil adı verilen dirsek dış kenarındaki kemiğe yapışan tendonlar üzerinde mikro yırtıklar ile başladığı biliniyor. Mikro yırtıklar zaman içerisinde düşük şiddetteki travmaların sık tekrarlanması sonucunda gelişiyor.”
Mouse kullanırken bu hataları asla yapmayın!

Tenisçi dirseği özellikle parmakların  aşırı sıkıldığı hareketler ile ortaya çıkıyor. Doç. Dr. Özgür Çetik, mouse kullanırken dikkat etmeniz gereken noktaları şöyle sıralıyor:

1.Sık tekrarlanan hareketlerden kaçının,

2.Mouse’u çok sıkı tutmayın,

3.Küçük mouse kullanmayın. Avuç içini dolduracak büyüklükte mouse tercih edin.

4.Yaptığınız işe belirli periyotlar halinde, örneğin her saat başı 15 dakika  ara verin.

5.İşimizin stresli olması farkında olmadan mouse’u daha sıkı tutmamıza neden oluyor. Bu yüzden işyerindeki stresin azaltılması önemli.

Detaylı muayene tanı koymak için yeterli geliyor

Doç. Dr. Özgür Çetik, tenisçi dirseği tanısının genellikle muayene ile konabildiğini belirterek sözlerine şöyle devam ediyor: “Dirsek dış çıkıntı kemiğinin 5 mm kadar alt kısmına baskı uygulandığında ağrı ortaya çıkması bu hastalığın tipik belirtisi. El bileğinin yukarı doğru kaldırılmasına karşı güç uygulandığında dirsek dış kemiği civarında ağrı ortaya çıkıyor. Ayrıca ön kolu dirence karşı dışa çevirmek de ağrıyı artırıyor. Bazen dirsek eklemini ilgilendiren başka hastalıklardan ayırmak için röntgen- MR gibi radyolojik görüntüleme yöntemlerine başvuruluyor. Özellikle dirsek eklemine yakın bulunan ve Posterior interosöz siniri olarak isimlendirilen sinir sıkışması tenisçi dirseği ile karışabiliyor. Detaylı muayene ile ayırıcı tanı yapılabiliyor.

Ameliyat dışı yöntemler genellikle çözüm sunuyor!

Doç. Dr. Özgür Çetik, tenisçi dirseğinin yüzde 95 oranında ameliyat dışı yöntemlerle tedavi edilebildiğini belirterek şu bilgileri verdi:

•Ağrılar yeni başlamışsa, ilaç-buz ve istirahat tedavisi oldukça yarar sağlıyor.

•Eğer bu yöntemlerle tedavi sağlanamamışsa özel dirseklik kullanımı- atelleme yöntemleri- fizik tedavi uygulamalar (ESWT, masaj, ultrason vb.) veya enjeksiyon yöntemlerinden biri ya da birkaçı birlikte kullanılabiliyor.

•Enjeksiyon tedavisinde 2 yöntem ön plana çıkıyor; birincisi steroid enjeksiyonu yapmak. Bu yöntem çok uzun yıllardır kullanılıyor. Aynı dirseğe 1-3 kez deneniyor. Yöntemin başarı oranı yüzde 40-60 aralığında oluyor. İkinci enjeksiyon yöntemi ise PRP enjeksiyonu.

•En az 6-8 ay süren tedavi sonrasında hastaların yüzde 5-10’u bu tedavi yöntemlerinden fayda görmediği için ameliyat ediliyor.

•Tenisçi dirseği tedavisinde hiçbir yöntemin yüzde 100 başarı şansı olmuyor. Cerrahi tedavi uygulanan hastalarda bile yüzde 2-5 arasında değişen oranlarda ağrının geçmeme ihtimali bulunuyor.

PRP yöntemi ile başarı şansı artıyor

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Özgür Çetik, PRP (Platelet Rich Plazma) yöntemiyle tenisçi dirseğinin tedavisinde başarı şansının arttığına dikkat çekerek bu yöntemin nasıl uygulandığını şöyle anlatıyor: “PRP; kişinin kendisinden alınan kandan elde edilen iyileştirici faktörlerin yoğun olarak bulunduğu bir sıvının dejenere olan tendon bölgesine enjekte edilmesi yöntemidir. Yöntem poliklinik şartlarında, kullanılan cihaza göre hastadan 8 cc ile 30 cc arasında kan alınmasıyla başlıyor. Bu kan steril kaplara konularak, özel cihazlarda santirfüj ediliyor. Bu aşamada kanın içine hiçbir katkı maddesi veya ilaç konulmuyor. Cihaz tarafından kan ayrıştırılarak iyileştirici faktörlerin yoğun olarak bulunduğu kısım ayrıştırılıyor. Ardından sıvı problemli alana enjekte ediliyor. Yöntem 2 veya 3 kez aynı şekilde tekrarlandıktan sonra maksimum başarı elde ediliyor. PRP’nin en önemli avantajı; kişinin kendi kanı olması, herhangi bir yabancı kimyasal içermemesi ve diğer yöntemlere göre başarı oranının daha yüksek olması.”

Her 2 tenisçiden 1’i bu dertten muzdarip

Tenis sporuna olan ilginin her geçen gün artması sonucu amatör sporcuların uzun sure uygun olmayan raket ile vuruş yapmaları, tenisçi dirseğinin diğer önemli nedenler arasında yer alıyor. Öyle ki 35 yaş üstü tenisçilerin yüzde 50' si, 50 yaş üstü tenisçilerin ise yüzde 60'ı spor yaşantılarının bir döneminde bu sorunla karşılaşıyor.”

Kuvöz Fobisini Yenip Anne Baba Olmanın Tadını Çıkarın

Aileler endişe duymamalı
 
Birçok ebeveyn bebeğin yenidoğan yoğun bakım sürecinde, “Ona nasıl bakılacak, canı acıyacak mı, ne şekilde beslenecek, anne ve baba şefkatinden mahrum kalacak mı, gelecekte sorun yaşayacak mı?” gibi endişelere kapılır. Bu ailelerde bir bakıma “küvöz fobisi” geliştiğinden söz edilebilir. Oysaki, yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatmakta olan bebeklerin çoğuna yakın gözlem ve iyi bakım desteği verilmektedir.

Yenidoğan yoğun bakım ünitesi bebeğinizi sağlıkla hayata bağlar

Tıptaki yeni gelişmeler ile çocuk sağlığı ve hastalıkları eğitimi kalitesinin de iyileşmesi sayesinde, sağlık sorunları ile dünyaya gelen ya da erken doğan bebekler hayata tutunabilmekte ve yaşamlarını sağlıklı bir şekilde sürdürebilmektedir. Bebeklerin ayrıcalıklı durumları nedeniyle kendiliğinden iyileşme olasılıkları, erişkin hastalara göre çok daha yüksektir. Küçük müdahaleler, solunum desteği, beslenmesinin damardan sağlanması gibi işlemler onların hızlı toparlamalarını ve bir an önce anne kucağına kavuşmasını sağlamada önemli rol oynar. Toplumda yaygın olan bir diğer yanılgı da yenidoğan yoğun bakım ünitesinin, kötü ve ciddi sağlık sorunları olan bebeklerin bakıldığı yer olarak adlandırılmasıdır. Bu algı çoğu zaman gerçeği yansıtmadığı gibi; bazen de ebeveynlerin psikolojisini toparlanması zor olan bir sürece soktuğu için çok sakıncalıdır.

Aileler önceden bilinçlendirilmeli

Bebek daha doğmadan aile ile görüşülmesi, gebelik süreci, doğum ve olası komplikasyonlar hakkında bilgi verilmesi, riskli gebeliklerde yoğun bakım ekibiyle doğum öncesi tanışma sağlanması, bebek doğduktan sonra en erken zamanda anne ve babanın bilgilendirilmesi, hangi cihazın ne işe yaradığı ve niçin bebeğe bağlı olduğunun anlatılması gibi konular önem kazanmaktadır.

Bebekler yoğun bakım yatışı sürecinde çoğu zaman birkaç gün içinde toparlanıp taburcu olmaktadır. Ancak annenin psikolojisi küvöz fobisi nedeniyle bozulduğu için anne sütü azalıp, kesilebilir. Bu durum bebeğin ona en çok gerekli olan besini alamamasına sebep olmaktadır. Yenidoğan yoğun bakım hizmeti sunan doktorların ve kurumların görevi sadece bebeğe iyi bakıp, onu tedavi etmek değil, aynı zamanda yoğun bakım dışında bekleyen ailenin ve yakınların durumunu anlamak, empati kurmak ve bilgi eksikliklerini gidermeye yardımcı olmaktır.

Uzman Psikolog Mehtap Hisar

İdea Psikoloji ATA 4-2B Dr:8 Ataşehir

41. Ada

mehtaphisar@gmail.com

http://www.ideapsikoloji.com

Mehtap Hisar

0 530 694 14 04

Hakan Akkaya ile Dolabınızı Baştan Aşağıya Yenileyin

HAKAN AKKAYA markasıyla kadın ve erkek kategorisinde kişiye özel koleksiyonlar tasarlayan Akkaya, aynı zamanda hazır giyim dünyasına sunduğu farklı dokunuşlarla sizi baştan yaratıyor.

Akkaya sihirli dokunuşlarıyla haftasonu giyeceğiniz spor ceketten smokine, iş kıyafetlerinden gece elbisesine kadar uzanan geniş ürün yelpazesiyle büyülüyor.

Pek çok ünlüyü giydiren Hakan Akkaya, 2012 yıılında Who's Next Paris ve Bread&Butter Berlin Fuarı'na erkek koleksiyonuna katılan ilk Türk tasarımcı oldu. Aynı zamanda 15 Mart 2013 tarihinde Mercedes Benz Fashion Week'te Men in Black koleksiyonunda büyük ilgi gördü. Hakan Akkaya bugünlerde 7 Ekim'de başlayacak İstanbul Fashion Week için hazırlıklarını sürdürüyor.

Kalp Krizi Öncesi Ağrı Şanstır

Göğüs ağrısı vücut için bir alarmdır

Göğüste, sol kolda, sırtta, mide bölgesinden çeneye doğru yayılan ağrılar şeklinde ortaya çıkar belirtiler kalp krizinin habercisidir. Yaşanan ağrı ve şikayetler sayesinde ileride yaşanabilecek kalp krizinin önüne geçilebilmektedir. Fakat “sessiz iskemi” belirti vermeyen ve ağrı yaratmadan ilerler. Hasta için en kötü senaryo, kriz sırasında da hiçbir şikayet oluşmamasıdır. Kalp hastalarının yüzde 20- 40’ı “sessiz kalp hastalığı” ile karşı karşıyadır. Bu sorun genellikle şeker hastalarında ortaya çıkmaktadır. Aşırı şişman bireylerde, kronik akciğer hastalığı olanlarda ve ağrıya tahammülleri fazla olduğu için kadınlarda daha sık görülmektedir.

Sessiz iskemi hiçbir belirti göstermez

Kalp damarlarında darlık varsa kalp fazla çalışması gerektiğinde yani efor yapıldığında, strese girildiğinde zorlanır fakat kişi bunun belirtisini fark etmez.  Kişi eğer ağrı olduğunda eforu sonlandırır ve kalbini dinlendirir. Böylece kalp zora girmeden kriz oluşmadan önlenmiş olur. Belirti vermeyen sessiz iskemide kişi istirahate geçmediği için spor yapmaya ve kalbi zorlamaya devam eder bunun sonucunda kalp krizi riskinin oluşmasına zemin hazırlar. Sessiz iskemide durum çok daha önemlidir ve kişinin kalp krizi geçirme, hayatını kaybetme ihtimali daha fazladır.

Özellikle şeker hastaları risk altında

Sessiz iskemiyi teşhis etmek için risk altında olan kişilere, şikayetleri olmasa dahi bazı tetkikler yapılarak kontrol edilmesi gereklidir. Özellikle şeker hastaları büyük risk altındadır. Diyabeti olan bir kişide özellikle ailesinde kalp hastalığı olan varsa, sigara kullanıyorsa, kontrolsüz ve dikkatsiz bir yaşam sürdürüyorsa mutlaka stres testleri ile efor testleri yaptırmalıdır. Ayrıca talyum testi ve bilgisayarlı anjiyo ile kalp damarlarının kontrol edilmesi gerekmektedir.

Ağrı yerine tansiyon da kalp krizi hakkında ipucu verebilir

Bazen tipik göğüs ağrısı olmamakla birlikte başka belirtilerle de teşhis konulabilmektedir. Örneğin daha önce olamayan bir tansiyon yükselmesi başka bir deyişle kalbin zora girdiği anda tansiyonu yükselterek cevap vermesi krizin en önemli gösterebilir. Çabuk yorulma ya da spor yapan bir kişinin daha önce yaptığı kadar efor harcayamaması belirti olabilmektedir. Dolayısı ile ağrı belirtisi olmadan bazı yan belirtilerle de şüphe edilerek sessiz iskemi tanısı konulabilir.

Check up alınabilecek en etkili önlemdir

Bunun için belirli yaşlarda hiç şikayeti olmadan check up ve efor testlerinin yaptırılması büyük önem taşımaktadır. Kalp kapağında doğuştan gelen bir darlık, kalp adalesinde kalınlaşma da gizli kalp olarak adlandırılmaktadır. Şikayet üzerine hastane gidip kontrolden geçmek check up değil sadece geç kalınmış bir önlemdir.

Krizden korunmak için yaşam şekli değişikliği şart

•Doymuş yağ ve kolesterolden fakir; sebze, meyve ve lifli gıdalardan zengin beslenme tipini benimsenmelidir.

•Tansiyonun yükselmesine yol açan tuz günde sadece 5-6 gr’la sınırlandırılmalıdır.

•Yüksek tansiyon, kolesterol ve kan glukoz değerlerinin kalp sağlığı üzerinde çok önemli rolü vardır. Birinci derece akrabalarında bu tür hastalıklar olanların, check up kontrollerinden geçmesi (mümkünse 30 yaşından itibaren) ve alınması gereken önlemlere maksimum özen göstermeleri gerekir.

•Stres nedeniyle ortaya çıkan adrenalin tansiyonun yükselmesine ve nabız hızının artmasına neden olarak, kalp krizine davetiye çıkarmaktadır. Stresten arınmaya özen gösterin.

•Sigarayı mutlaka bırakılmalıdır.

•Aşırı kilo kalbin iş yükünü artırdığı için ideal kilo korunmalıdır.

•Sağlıklı bir kalp için haftada en az üç gün temiz havada yürüyüş yapılmalıdır.

Ataşehir’de Gerçekleşen Türkiye Kent Konseyleri Platformu Yürütme Kurulu

24 Ağustos sabahı gerçekleşen Tanışma Toplantısı’na Ataşehir Belediye Başkan Yardımcısı Sadık Kayhan, Ataşehir Belediye Meclisi 1. Başkanvekili Semih Selimoğlu ve Türkiye Kent Konseyleri Platformu’nun 30 temsilcisinin yanı sıra CHP Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt, CHP İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt ve Dikili Belediye Başkanı Osman Özgüven de katıldı. Türkiye Kent Konseyleri Platformu Yürütme Kurulu üyesi 15 Kent Konseyi’nden Çankaya, Konak, Dikili, Lüleburgaz, Kızıltepe, Diyarbakır, Akçakoca, Silivri, Aliağa, Söke, Artvin, Nilüfer ve Ataşehir olmak üzere 13 Kent Konseyi’nin katıldığı “12. Buluşma”da mevcut sorunların yanı sıra geleceğe ilişkin beklentiler de ele alındı.

Toplantıya damgasını vuran konu, Kent Konseyleri’nden bazı temsilcilerin “Belediyeler ve belediye başkanlarından bağımsız hareket etmek ve sivil halkın geniş katılımıyla seçilmek ve faaliyetlerimizde bağımsız olmak istiyoruz” talebi oldu. 28-29 Eylül 2013 tarihleri arasında Diyarbakır’da yapılması planlanan Kent Konseyleri Platform toplantısı da gündeme damgasını vurdu.

“Kent Konseyleri katılımcı ve toplumsalcı olmalı”

Ataşehir Belediye Başkan Yardımcısı Sadık Kayhan konuşmasında, Kent Konseyleri’nin yaşadıkları sorunların çözülmesi gerektiğine değinerek, şunları söyledi: “Kent Konseyleri katılımcı ve toplumsalcı olmalı. Belediye başkanlarının belirlemesiyle oluşursa o zaman sivil toplumdan bahsedilemez. Kent Konseyleri meslek odalarıyla dayanışma içinde hareket ederek, çağdaş kentleşme adına projeler üretmeli, yerel yönetimi yönlendirmeli, gerektiğinde insiyatif koymalıdır. Her ne kadar yasalar buna engel olsa da Kent Konseyleri güçlü bir şekilde kardeş kentlerle birlikte sokaktan başlamalı mücadelesine. Kent konseylerini halk seçmeli.” Tanışma Toplantısı sonunda Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi’ye Türkiye Kent Konseyleri’ne katkılarından dolayı teşekkür plaketi verildi. Konak Kent Konseyi Onursal Başkanı ve İzmir Büyükşehir Meclisi Üyesi Prof. Dr. Adnan Akyarlı tarafından takdim edilen plaketi Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi adına Başkan Yardımcısı Sadık Kayhan aldı. Katılımcı konseylerin aynı gün öğleden sonra basına kapalı yapılan oturumda ele alınan konular ve yapılması öngörülen çalışmalar ve alınan kararlar, bir bildirgeyle diğer kent konseyleriyle paylaşılacak.

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Beyazsa Halı Yıkama

Evren Cad. Şen Sok. No.27

evrimkar@hotmail.com

Ahmet Kar

0216 317 45 35

0507 695 66 64

BÜTÜN HALI CİNSLERİNİ ÜCRETSİZ SERVİS  OLARAK YIKAMA HİZMETİ VERMEKTEYİZ 5 YILLIK TECRÜBEMİZLE EN SON SİSTEM MAKİNALARLA HİZMET VERMEKTEYİZ.

Vaktinin Çoğunu Ayna Karşısında Geçirenlere Dikkat

Hasta zamanının büyük bir bölümünü ayna karşısında geçirir

Dismorfofobi bozukluğu, kişinin bedensel görünümünün bir ayrıntısını aşırı önemsemesi ve bununla ilgili çeşitli biçimlerde uğraşarak zamanının pek çoğunu bu ayrıntıyla ya da dolaylı biçimde onunla bağlantılı şeylerle geçirmesi halidir.  Bu durum kişinin yaşam kalitesini olumsuz etkileyerek, sosyal ve mesleki hayatında bir takım olumsuzluklara neden olmaktadır. Kişi için rahatsızlık veren bedensel ayrıntı gerçekte fark edilmeyebilir ya da hafif düzeyde dikkati çekici bir özellik olabilir. Bu bozuklukla kastedilen nokta belirgin bir bedensel kusurun yarattığı ruh hali değildir. Bu özellikleriyle bu bozukluk, var olduğuna inandığı bir hastalık nedeniyle aşırı zaman harcanmasıyla belirgin olan somatoform bozukluklar içinde yer alır ve davranış özellikleri olarak da benzemektedir. Hasta vaktinin çoğunu ya ayna karşısında ya da var olduğuna inandığı sorunu ispatlamakla uğraşarak geçirir.

 

Estetik cerrahi sorunu çözmeye yetmez

Somatoform bozuklukta kişi, bir hastalığı olduğuna inanmakta, hekimlerin bunu fark edemediğini, tanı koyamadığını düşünerek sürekli doktor değiştirmekte ve etrafındakileri de bu hastalığın varlığına inandırmaya çalışmaktadır. Beden dismorfik bozukluğunda da aynı davranış biçimi, hayali ya da belirsiz bir beden kusuru üzerine odaklanır. Bu kusurun muhatapları genelde estetik cerrahlar olur; ancak var olduğuna inanılan kusurun özelliği, farklı alanlardaki uzmanların da süreç içine katılmalarına yol açabilir. Bu arada hastanın çevresindeki insanlar da sürekli bu kusurun varlığı üzerine inandırıcı olmaya çalışan açıklamalar dinlemek zorunda kalırlar.

 

Dismorfofobi yeme bozukluğu ile karıştırılmamalıdır

Beden dismorfik bozukluğuna sıklıkla başka psikiyatrik tanılar da eşlik eder. Öncelikle takıntı hastalığı (obsesif kompulsif bozukluk), kaygı bozuklukları (anksiyete bozuklukları) ve depresyon sıklıkla beden dismorfik bozukluğuyla birlikte görülebilir. Bununla beraber beden dismorfik bozukluğu, yeme bozukluklarının bir parçası olan kendini şişman görme durumuyla karıştırılmamalıdır.

 

Hastalık hastası olmayın

Tipik davranış özellikleri tarif edilirken, pek çok insan kendisinde de zaman zaman benzeri davranış özelliklerinin hafif biçimlerde bulunduğunu düşünebilir. Bu durum insanların kendi psikiyatrik sağlıkları konusunda endişeye düşmelerine, okudukları çeşitli yazılardan sonra psikiyatrik hastalıkları olduğuna inanmalarına yol açar. Oysa bu doğru değildir. Çağdaş psikiyatrik tanı sistemleri bir semptomun varlığı kadar onun günlük hayat içinde ne kadar fonksiyon bozulması yarattığını da önemser.

 

Mutlaka psikiyatri uzmanına danışılmalıdır

Belirgin olmayan kusurların giderilmesi ya da giderilmiş gibi yapılmasının bu durumu düzelteceği düşünüldüğünden hasta zaman zaman bu tür cerrahi ve tıbbi uygulamalara maruz kalmış olabilir. Oysa düzeltiyormuş gibi yapma girişimleri hemen hemen hiç işe yaramaz. Beden dismorfik bozukluğu da diğer nörotik rahatsızlıklar gibi kaygı temelli bir rahatsızlık olduğu için tedavisi de kaygıyı kontrol altına almak temel prensibine göre şekillenir. Nadiren olguların hezeyan düzeylerinde olduğu durumlarda, yaklaşım psikotik hastalıkların tedavisine benzerlik gösterebilir. Bu tür bozukluklar olduğunda mutlaka bir psikiyatri uzmanın başvurulmalıdır. 

Gırtlak Kanserinin En Önemli Nedeni Sigara

Sigara kullananlarda risk 4-5 kat artıyor

 

Prof. Dr. Ahmet Köybaşıoğlu gırtlak kanserinin daha çok sigara içen orta-ileri yaş erkek hastalığı olduğunu belirterekşu bilgileri veriyor: “Sigara kullananlarda kansere yakalanma riski içmeyenlere göre 4-5 kata kadar çıkıyor. Ayrıca tedavi sonrası sağ kalım oranları sigara ve alkol kullanan kişilerde kullanmayanlara oranla daha düşük. Dünyada erkek kadın oranı 5/1 iken T.C. Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre Türkiye’de 20/1 oranında, yani Türkiye’de kadınlarda gırtlak kanseri dünyadaki kadınlara oranla daha az görülüyor. Kadınlar açısından sevindirici bir durum olmasına rağmen Türkiye'de erkeklerde gırtlak kanseri dünyadaki erkeklere oranla 1.5 kat daha fazla görülüyor.”

 

Sigara ile alkolün beraber alınması riski daha da artırıyor

 

Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Köybaşıoğlu,sigara ile alkolün beraber alınmasının da riski artırdığı uyarısında bulunarak sözlerine şöyle devam ediyor: “Bunun nedeni gırtlağın üst kısmının yemek yoluyla yakından ilişki halinde olması. Yani alkolün gırtlağın üst kısmına ve yutak yolunun başlangıç kısmına temas etmesi. Sigara kullanımına alkol kullanımı da eklendiğinde kansere yakalanma riski tek başına sigara içenlere göre 2 kata kadar artıyor. Ayrıca papilloma virüs enfeksiyonları ve bazı kromozom bozuklukları da gırtlak kanserine yakalanma riskini artıran faktörler arasında yer alıyor.”

 

Ses kısıklığı, yutma güçlüğü, nefes darlığına dikkat

 

Prof. Dr. Ahmet Köybaşıoğlu, gırtlak kanserinin tümörün gırtlaktaki yerleşim yerine göre farklı bulgular verdiğine dikkat çekerek şunları söylüyor: “Tümör ses tellerinde ise ses kısıklığı, gırtlağın üst kısmında ise boğazda kitle hissi, kulağa vuran ağrı, yutma zorluğu; gırtlağın alt kısmında ise nefes darlığı ilk belirtileri oluşturuyor. Tümör büyüyünce hangi bölge olursa olsun tüm bu belirtileri verebiliyor. Gırtlak kanserinin en önemli belirtileri ise ses kısıklığı, yutmada güçlük ve nefes darlığı. Bu yakınmalardan biri tek başına ortaya çıkabildiği gibi diğer belirtiler de eşlik edebiliyor. Dolayısıyla erken tanı için hastanın bu yakınmalardan biri ortaya çıktığında zaman kaybetmeden bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurmalı.”

 

Erken tanı ile tedavi şansı yüzde 90’a yükseliyor

 

Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Köybaşıoğlu erken tanının her kanser türünde olduğu gibi gırtlak kanserinde de tedavi başarısını etkileyen en önemli faktör olduğunu belirterek sözlerine şöyle devam ediyor: “Erken evrede özellikle ses tellerinde yerleşen tümörler gırtlak içinde sınırlı kalıyor; boyun lenf bezlerine yayılmıyor. Bu nedenle de tedavideki başarı şansı yüzde 90 gibi oldukça yüksek bir rakama ulaşıyor. Tedavi tümörün yerleşim yeri ve evresine göre farklılık gösteriyor. Erken evre tümörlerde cerrahi ve radyoterapinin başarı şansları yakın oluyor.”

 

Hasta sesini kaybetmiyor, boğazında delikle yaşamak zorunda kalmıyor

 

Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Köybaşıoğlu ileri evre tümörlerde kısmi cerrahiler yapılamazsa “total larenjektomi” denilen gırtlağın tümünün çıkarıldığı ameliyatların uygulandığını ve boyundaki lenf bezlerinin çıkarıldığını ifade ederek şunları söylüyor: “Hasta sesini kaybettiği gibi hayatı boyunca boğazında bir delikle yaşamak zorunda kalıyor. Bunun aksine kanser erken evrede yakalandığında ise gırtlak sadece kısmen alınıyor; hasta bu sayede sesini kaybetmiyor, boğazında bir delikle yaşamak zorunda kalmıyor ve yemeğini rahatlıkla yiyebiliyor. Son zamanlarda ileri evre tümörlerde de ameliyat yapılmadan radyoterapi ve kemoterapi ile de başarılı sonuçlar alınıyor.”

 

Karbondioksit lazer ertesi gün taburcu olma imkanı sunuyor

 

Prof. Dr. Ahmet Köybaşıoğlu, pek çok hastalığın tedavisinde başvurulan karbondioksit lazerin gırtlak kanseri tedavisinde de büyük bir başarı sağladığını söyleyerek bu yöntemin avantajlarını şöyle sıralıyor:

 

•“Karbondioksit lazer erken evre gırtlak kanserlerinde kanama olmadan, çevre dokulara hasar vermeden, hastanın boğazında delik açmadan ameliyat yapma imkanı veriyor.

 

•Erken evre tümörlerde tek başına yeterli geliyor; ileri evre tümörlerde ise her zaman radyoterapi, kemoterapi gibi ek tedavi yöntemleriyle beraber kullanılıyor.

 

•İşlemin süresi tümörün büyüklüğüne göre yarım saat ile 2-3 saat arasında değişiyor. Hastaların yemek yemeye başlamaları, hastaneden çıkış süreleri daha kısa sürede gerçekleşiyor. Öyle ki ileri evrede bu süre 6 aya kadar uzayabilirken, erken evre ise hasta ertesi gün taburcu olup, 3 gün sonra işine gidebiliyor.”

Proton’un Yeni Hatchback’ı Suprıma Lansmanı

Yeni Proton Suprima global pazarlarda önce Asya pazarlarından başlayarak Orta Doğu, Avrupa ve Türkiye pazarlarında lanse edilecek. Avrupa ve Türkiye pazarları için şuan kesin olmamakla beraber 2014 yılı ilk çeyreği içerisinde ön görülüyor.

 

PROTON HAKKINDA

 

1983 yılında motorlu araçlar yedek parça ve bileşenleri satmak amacıyla Malezya Başbakanı Tun Mahathir Bin Mohamad’in teşvik ve katkıları ile kurulan PROTON ekonomideki yükselişini büyük oranda arttırarak ülkeyi bugün dünyanın en fazla ihracat yapan ülkelerinden biri haline getirmiş ve 238 milyar dolarlık milli hasıla ile Malezya’nın dünyanın 37. büyük ekonomisi haline gelmesine neden olan tasarruflardan biri olmuştur.

 

İlk fabrikasını 923.900 m2’lik bir alana sahip olan Shah Alam’da kuran PROTON ilk yıl 80.000 adet araç kapasitesi ile tasarlanırken 1997 yılında üretim kapasitesi yılda 230.000 adet otomobile çıkarılmıştır.

 

1996 yılında bir milyonuncu aracını üreten PROTON yine aynı yılın Ekim ayında İngiliz otomotiv mühendislik firması LOTUS Group International’ı satın alarak Lotus üretim kalitesini ve dizayn zerafetini kendi ürünlerine de katmış oldu.

 

Günümüzde Avrupa piyasaları dahil olmak üzere 50 farklı ülkeye ihracat yapan PROTON; müşterileri, iş ortakları, hissedarları, devlet kurumları ve çalışanlarının uyumlu-şaşmaz bağlılıkları ile en başarılı uluslararası otomotiv üreticisi olan ülkelerin arasına girmeyi başarmıştır. 

 

ULUBAŞLAR HOLDİNG'E BAĞLI ULUMOTOR HAKKINDA

 

1971 yılında kurulan Ulubaşlar Holding günümüzde PROTON marka otomobil ve AVIA marka kamyonların Türkiye Distribütörü olarak faaliyetlerini sürdürmekte ayrıca Ulusigorta, Ulukasa, vasitam.com, Ulubilişim, Ulumod, Ulu Oto Kiralama’ nın yanı sıra  Ulumotor ve Ulucar şirketlerine bağlı olarak toplam 38 bayi ve yetkili servis ile birlikte çalışmakta ve 1992 yılından bu yana da KIA marka araçların yetkili bayiliğini bünyesinde bulundurmaktadır.  

Acıbadem Fulya Sporcu Sağlığı Merkezinden Sörfçülere Özel Etkinlikler

Dünyanın en hızlı rüzgar sörfçülerini bir araya getiren 7. Surf & Sound Spor ve Müzik Festivali’nin sağlık sponsoru Acıbadem Fulya Sporcu Sağlığı Merkezi, festivale katılan sporcuları sağlıklı spor konusunda bilinçlendirdi. Sporcu sağlığında uzman kadrosu ve ileri teknoloji cihazlar ile FIFA tarafından akredite edilen Türkiye’nin ilk ve tek sporcu sağlığı merkezi Acıbadem Fulya Sporcu Sağlığı Merkezi, Alaçatı Beach Resort’ta gerçekleştirilen festivalde düzenlediği renkli etkinliklerle, bilgilendirmenin yanı sıra katılımcılara keyifli anlar da yaşattı.

Koruyucu hekimlik ve performans artırma konularında sporcuları desteklemeyi amaçlayan Acıbadem Fulya Sporcu Sağlığı Merkezi, fizyoterapistlerinden Muhammed Üker’i festivaldeki standında sporcularla bir araya getirdi. Dünyaca ünlü sörfçülerin katıldığı Surf & Sound Spor ve Müzik Festivali’nde 86 sörfçüye 5 gün boyunca sağlık desteği veren Acıbadem Fulya Sporcu Sağlığı Merkezi, fizyoterapist Muhammed Üker’in gözetiminde sörfçülere denge testi yaptırdı. Uygulanan testte sörfçüler için öncelikle gerekli olan kuvvet, denge, dayanıklılık ve postur komponentleri (indo board ekipmanı ile) incelendi. Testler sonucunda elde edilen sonuçlara göre sporculara gerekli uyarılar yapıldı.

Acıbadem Fulya Sporcu Sağlığı Merkezi, hem spor yapmak hem de eğlenmek isteyen katılımcıları festival kapsamında Fitness Eğitmeni Noyan Dülek ile buluşturdu. Dülek, iki gün boyunca Zumba Fitness ile dinamik egzersiz hareketleri eşliğinde tüm katılımcılara sağlıklı sporun keyifli bir şekilde nasıl yapılabileceğini gösterdi. Sporcular tarafından yoğun ilgi gören etkinlik, festival alanında gerçekleştirildi.

 

www.sporcusagligimerkezi.com

Problemsiz Bir Menopoz İçin

Yoğun stres bedeni yoruyor

İnsan bedeni, anlık stresli durumlara uyum göstermek üzere donatılmıştır. Oysaki günümüzde kişiler sürekli ve kesintisiz hale gelen gündelik hayatın baskı ve taleplerinin oluşturduğu strese maruz kalmaktadır. Örneğin yeni alınan bir otomobilin kullanma kılavuzunda “kısa mesafelerde ve sık dur-kalklar şeklinde kullanılıyorsa motor yağının daha sık değiştirilmesi önerilir. Bedeni bu kadar zorlama da tıpkı bu örnekteki gibi otomobil motorunun zorlanmasına benzemektedir.
 
İş hayatındaki problemler, işsizlik, geçim kaygısı, başarısız olma korkusu, aşırı egzersiz, yetersiz uyku, yanlış beslenme, kahve-çay gibi uyarıcıların fazla tüketilmesi, sigara-alkol-gereksiz ilaç kullanımı, ihmal edilen enfeksiyonlar, alerjiler, gıda intoleransı, çevre kirliliği, duygusal travmalar, sevgisizlik gibi durumlar kişide oldukça stres oluşturabilmektedir. Hatta evlilik, bebek sahibi olma,  mezuniyet gibi olumlu durumlar bile insan beyni tarafından stres olarak algılanabilmektedir. Buna karşılık beynin kontrolünde vücut tarafından da bir “stres cevabı” oluşturulmaktadır. Bu tek atışlık tüfek barutuna benzeyen bir savunma mekanizmasıdır. Ve bu mekanizmanın uygun aralıklarla yenilenmesi, hatta yeniden doldurulması gerekmektedir. Aksi takdirde bu cevabı oluşturmanın asıl yükünü taşıyan böbrek üstü bezlerinin iflas etmesine neden olabilmektedir.

 

Kadın bedeni alarm verir

Beyin ve böbrek üstü bezleri, artan ve kronik olan strese cevap olarak öncelikle ürettiği kortizol hormonu miktarını artırmaktadır. Bir sonraki aşamada “pregnenolon çalması” olarak bilinen ve böbrek üstü bezinin ürettiği diğer tüm hormonları bir kenara bırakıp var gücü ile sadece “kortizol” üretmeye odaklanması olarak tarif edilen bir mekanizma devreye girmektedir. Menopoza girmek üzere olan bir kadın bedeni için alarm bundan sonra verilmektedir.

 

Menopozda sıkıntıların artmasını engellemek mümkün

Doğanın istediği, ürettiği dişilik hormonları menopozdan çok önce azalmaya başlayan yumurtalıkların bu görevini, kısmen de olsa böbrek üstü bezlerinin devralması ve bu geçiş döneminin kadın için olabildiğince yumuşak ve problemsiz geçmesidir. Bunun olabilmesi için de böbrek üstü bezlerinin üreteceği östrojen, progesteron, DHEA ve testosteron hormonlarına ihtiyaç vardır. Artık yorulmuş ve elindeki kaynakları sadece kortizol üretmeye ayırmış böbreküstü bezleri ise bu hormonları yapmakta zorlanınca çoğu kadının bizzat yaşayarak öğrendiği menopoz sıkıntıları öngörülenden daha şiddetli olarak baş göstermektedir.

 

Problemsiz menopoz için şimdiden bunları uygulayın

 

•Belirli aralıklarla vücut toksinlerden arındırılmalıdır

 

•Kaliteli uykuya önem verilmelidir.

 

•Doğru nefes alma teknikleri uygulanmalıdır.

 

•Beden/ zihin/ ruh bütünlüğünü sağlamak ve dinginliğe ulaşmak için yoga uygulanabilir.

 

•Güneşten optimum faydalanmalıdır.

 

•Kaplıca ve içmelerden faydalanmak için hastalanmak ya da yaşlanmak beklenmemelidir.

 

•Sağlıklı beslenmek çok önemlidir.

 

•Vücudun kendi kendini iyileştirme potansiyeli olduğunu unutulmamalıdır.

Hamile Kalmayı Planlıyorsanız

Psikolojik durum çok önemli

 

Anne ve baba adaylarının psikolojik açıdan tam anlamı ile çocuk sahibi olmaya hazır olmaları, herhangi bir psikolojik rahatsızlık nedeni ile tedavi görüyor olmamaları gerekmektedir. Depresyon çağımızın oldukça sık rastlanan bir sorunudur. Antidepresan ilaç kullananlar gebelikten korunmaya özellikle çok dikkat etmelidir. Depresyon tedavisinin tamamlanmasından yaklaşık 3-6 ay sonra korunmanın bırakılması tavsiye edilir.

 

Sigarayı bırakın

 

Gebelik öncesi düzenli  çalışma ve dinlenme saatleri, uyku saatlerinin yeterli ve uygun koşullarda olması, sigara ve alkol tüketiminin olmaması ve yoğun sigara dumanı olan yerlerde zaman geçirilmemesi önemlidir. Sigara  bilindiği gibi tüm olumsuz etkilerini damar sistemi üzerinden göstermektedir. Bebeği anne ile ilişkilendiren, onun beslenmesini, oksijenlenmesini sağlayan ve atıklarını boşaltan sistem olan placentanın tamamen bir damar sistemi olduğu düşünüldüğünde sigaranın gebelik üzerindeki zararları açıkça görülmektedir. Doğurganlık çağında bir kadının hiç sigara içmemesi ideal olmakla birlikte en azından gebeliğin fark edilmesi ile birlikte hemen sigara kullanımı bırakılmalıdır.

 

Kapsamlı bir sağlık kontrolünden geçin

 

Toplumumuzda sıklıkla gebeliği komplike edebilecek hastalıklar arasında anemi( kansızlık) ,diyabet(şeker hastalığı), guatr, kalp romatizması ve doğuştan kalp kapak sorunları gelmektedir. Ayrıcakızamıkçık, suçiçeği, kabakulak, herpes, toksoplazma ve brusella gibienfeksiyon hastalıklarının bazıları da oluşacak gebelik için çok ciddi riskler oluşturur. Bu enfeksiyonlar erken gebelik döneminde geçirildiğinde bebeğin sakat kalmasına yada gebeliğin düşükle sonlanmasına neden olabilecek enfeksiyonlardır.Gebe kalmaya karar veren bir kadının ise gebeliğin planlandığı tarihten yaklaşık 3 ay önce kapsamlı bir muayene olması ve bazı tetkiklerin yapılması gereklidir. Hamilelik planlayan bir kadın2 ay  öncesinden  folik asit almaya başlamalıdır. Bu durumun bebeğin beyin-omurilik sakatlıkları riskini azalttığı bilinmektedir. Gebeliğin ilerleyen aylarında diş ve dişeti üzerindeki olumsuz etkileri iyi bilinmektedir. Bu nedenle gebelik planlayan bir kadın diş kontrolünü ihmal etmemeli, var olan diş sorunları gebelik öncesinde giderilmelidir. Gebelik sırasında da düzenli diş kontrolleri yapılmalıdır.

 

Hemoroide dikkat!

 

Yine gebeliğin ilerleyen aylarında anne adayını en çok rahatsız edebilecek sorunlar arasında hemoroid (basur) ve anal fiisür (makat yırtığı) vardır. Gebelik öncesinde bu tür sorunlar yaşayan anne adaylarının gebe kalmadan önce bu hastalıklarının tedavisini tamamlamış olmaları önerilmektedir.Gebelik planlayan bir kadın korunmayı bıraktığı adet döneminden itibaren ilaç kullanımı ve röntgen filmi çekimi konusunda azami dikkat göstermelidir. Erken gebelik döneminde bazı ilaçlar ve röntgen ışınlarına maruz kalmak düşük, özürlü bebek, düşük doğum ağırlıklı bebek gibi pek çok soruna yol açmaktadır. Korunmayan bir kadın çok zorunlu durumlarda karın bölgesinin özel bir örtü ile örtülmesinden sonra diş, kol, bacak, kafa ve akciğer filmi çektirebilir. Günümüzde giderek yaygınlaşan MR ( Manyetik Rezonans) tekniği ile fetus üzerinde bilinen herhangi bir risk oluşturmaksızın radyolojik inceleme yapmak mümkün olmaktadır.

 

İdeal kilonuzla hamile kalın

 

Kadınlarda ortalama ideal vücut kitle indeksi (BMI) 20-25 arasındadır. Gebelik öncesi bu sınırlar içerisinde olan yada en azından buna yakın değerlerde olan kadınların gebelikte kilo kontrolü ve kilo sorunlarına bağlı komplikasyon oranları daha az olmaktadır.

Uyku Davranış Bozukluklarında Yakınların Desteği Şart

Ayrıca kişinin birlikte yaşadığı insanlar bu hareketlerden büyük zarar görebiliyor. Acıbadem Kadıköy Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Nebahat Bilici, uykuda yaşanan ve ciddi sorunlara neden olabilen davranış bozuklukları hakkında bilgi verdi.

 

Yüz çocuktan 3’ünde uyku terörü yaşanıyor

 

Sinir sisteminin çocukluk döneminde tam olarak gelişmemesi bu yıllarda uyku terörü denilen davranış bozukluğunun yaşanmasına neden oluyor. Özellikle 5- 7 yaş arası çocuklar derin uykularından çığlık atarak ve korku dolu bir ifadeyle uyanıyor. Yatakta oturan veya ayağa fırlayarak anlamsızca etrafına bakan bu çocukların göz bebeklerinde büyüme, terleme, çarpıntı, hızlı nefes alıp verme gibi hareketler yaşanabiliyor.  Çocukların yüzde 3’ünde gözlenen uyku teröründe herhangi bir tedaviye gerek duyulmuyor ve hastalık 4 yıl içinde kendiliğinden düzeliyor. Uyku terörünün erişkinlerde görülme oranı ise yüzde 1.

 

Uykusunda bilinçsizce yemek yiyip obezite sınırına gelenler var

 

Uyku davranış bozukluklarının bir diğeri de gece boyunca gözlemlenen anormal yeme düzeni. Bu hastalar gün içinde yenmeyecek çeşitte yemekleri (donmuş et, soğuk çorba, katı yağ vb.) yeme, tehlikeli yemek hazırlama davranışı ve sigara içme gibi kendine ve etrafa zarar verme eğiliminde oluyor. Atak sayısı ise gecede 1 ile 7 arasında değişiyor. Bilinci tam ya da kısmen açık olsa da genellikle hastalar sabah uyandıklarında olayları hatırlamıyor. Engellenmeye çalışıldıklarında ise agresif ve saldırgan olabiliyorlar.  Gece uyanma atakları nedeniyle sabah yorgunluğu ve gün içinde uykululuk hali ortaya çıkıyor. Uykuya bağlı yemek bozukluğunun sık olması kilo alımına ve hatta Tip 2 diyabet riskinin artmasına bile neden olabiliyor.  Bu durum genelde 30 yaşlarındaki kadınlarda yaşanıyor. Hastaların yüzde 40’ında ise kilo sorunu ortaya çıkıyor. Uyku yoksunluğu ve kilo problemi olan hastalarda ilaç ve diyetisyen tedavisi şarttır.

 

Stres altında çalışanların hastalığı, uyurgezerlik

 

Uyurgezerlik en sık rastlanan uyku davranış bozukluklarından biridir. Hemen herkesin bildiği gibi derin uykudan uyanan hasta oturuyor, yürüyor, konuşuyor ve hatta araba bile kullanabiliyor. Genetik geçişli olan bu hastalık 6-12 yaş arası çocukların yüzde 17’sinde yaşanıyor. Yaşla beraber düzelen bu sorunda koruyucu tedbirler almak çok önemli. Uyurgezer çocuk uykudan uyandığında etrafında çarpıp düşürdüğünde zarar verecek cisimler odada bulundurulmamalı, evin dış kapısı ve balkon kapıları kilitlenmeli ve hatta kilidi de açabileceği göz önüne alınarak kapının üstünde bırakılmamalı. Ayrıca uyurgezer çocuk birden uyandırılmamalı, sakin bir ses tonu ile çocuk yatağına gitme ve tekrar uyuma yolunda telkin edilmeli. Yetişkinlerde uyurgezerliğin en sık nedeni stres ve uyku düzeni bozukluğudur. Vardiyalı çalışanlar, üniversite öğrencileri risk altındadır.

 

Uyku sırasında eşini öldürebiliyor

 

REM uyku döneminde rüya görürken el-kol hareketleri yapmamıza engel bir mekanizma bulunuyor. Bu mekanizma çalışmadığında rüya içeriğine bağlı olarak ve genellikle şiddet içeren hareketler görülebiliyor. Bağırma, küfretme, saldırma ve eşe yumruk atma da sık görülen davranışlar arasında yer alıyor. Kişi uyuyan eşini yumruklayabiliyor veya boğazını sıkabiliyor. Daha çok 50 yaş civarındaki erkeklerde görülen bu durumun ilerleyen vakalarında yumuşak doku yaralanmaları ve kırıklar yaşanabiliyor. Hatta eşini öldürmeye kadar giden sonuçları nedeniyle hastalığın tedavisi zorunlu hale geliyor.REM davranış bozukluğu bulanan hastalarda zeminde nörolojik bir hastalık bulunma olasılığı çok yüksek. Yapılan çalışmalar, bu hastaların %35-50’sinde zaman içinde Parkinson hastalığı geliştiğini gösteriyor. Bu nedenle bu hastaların dikkatli izlenmesi gerekiyor. Parkinson hastalarının ise en az yarısında REM Uykusu Davranış Bozukluğu bulunuyor.

 

Kabus Bozukluğu yaşayanların psikiyatri açısından incelenmeleri şart

 

Sadece korku ya da endişe değil aynı zamanda öfke, üzüntü, nefret içeren, rüyaların yoğun bir şekilde hatırlanması ve  uykudan yineleyici uyanma ataklarının yaşanması da uykuda davranış bozukluğunun bir türüdür. Kabus bozukluğu olarak adlandırılan bu durumda tam bir uyanıklık, sersemlik hali, nerede olduğunu bilememe durumu var. Uykudan sonra ise kabuslar oldukça net hatırlanıyor. Yaşanılan şokun etkisiyle tekrar uykuya dalmakta güçlük çekiliyor. En sık 3 ile 6 yaş arasında görülen bu bozukluğun en önemli etkenleri ise çevre ve televizyon. Çok sık olmadığı sürece tedavi gerektirmeyen kabus bozukluğunu yaşayan çocukların mutlaka psikiyatri açısından incelenmeleri gerekiyor.

Nefes Darlığı Ciddi Hastalıkların Habercisi Olabilir

SOLUNUM SİSTEMİ HASTALIKLARI

 

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Sadık Ardıç nefes darlığının en sık akciğerlerde oluşan problem nedeniyle ortaya çıktığını belirterek şu bilgileri veriyor:

ASTIM: Nefes darlığı ve öksürük astımın en önemli belirtileri. Astım kendi kendine de iyileşebiliyor. Ancak hastalığın kronik olması nedeniyle mutlaka hekim tarafından görülüp, tedavi edilmesi gerekiyor. Astımın en tipik özelliği ise hastanın nöbetler arası dönemlerde tamamen sağlıklı bir yaşam sürmesi. Astım tedavi edilmeyip kronikleşirse, krizler çok ağırlaşacağı için müdahaleye karşın hastanın yaşamına mal olabiliyor. Bu nedenle nefes darlığı ve öksürük krizi 30 dakika içinde düzelmiyorsa, mutlaka en yakın sağlık kuruluşuna başvurmak gerekiyor.

Nefes darlığının tipik özelliği: Nefes darlığı ve öksürük nöbetler halinde gelir. Hasta nefes alıp veremiyor, yoğun solunum sıkıntısı yaşıyor. Hırıltılı nefes hakim oluyor. Islık çalar gibi veya hırıltılı sesler çıkartıyor. Soluk alıp veremediği için ileri derecede terliyor. Hasta yorgunluktan şikayetlerini bile anlatacak gücü kendinde bulamıyor.

Nasıl tedavi ediliyor? Hasta ilaçları düzenli kullandığı takdirde krize hiç yakalanmadan hayatını sürdürebiliyor.

KOAH: KOAH dünyada tüm ölüm nedenleri arasında 4., ülkemizde de 3. sırada yer alıyor. KOAH’ın en önemli nedeni ise sigara. Nefes darlığı ve öksürük hastalığın en temel belirtilerinden. Ayrıca balgam da eşlik ediyor. Nefes darlığının şiddeti ise hastalığın hangi aşamada olduğuna göre değişiyor. Hasta hafif KOAH’ta hasta sadece güç gerektiren işlerde nefes darlığı çekerken, hastalığın ilerlediği durumda ise herhangi bir işi yapma düşüncesinde bile nefes darlığı yaşayabiliyor.

Nefes darlığının tipik özelliği: Hasta nefesini dışarı verebilmek için dudağını büzerek, sanki bir şey üflüyormuş gibi nefes vermeye çalışıyor. Akut dönemlerde soruna iltihap da eşlik ettiği için zor nefes alır ve terlemeye başlıyor. Nefes darlığı genel olarak istirahat sırasında oluşmuyor, hastanın efor gerektiren bir işi yapmaya çalışmasıyla ortaya çıkıyor.

 

Nasıl tedavi ediliyor? KOAH önlenebilir ve geç kalınmadığında tedavi edilebilir bir hastalık. Tedavide  en önemli basamak, sigaranın bırakılması. Erken dönemde hastalığa ilişkin tüm bulgu ve belirtiler ortadan kalkıyor, ağır dönemde ise hastalığın kötüleşmesi önleniyor. İlaç tedavisi hastalığın evresine göre düzenleniyor, kronik bir tedavi uygulanıyor. Ağır formları solunum yetmezliğine gideceği için devamlı oksijen tedavisi ve solunum destek cihazlarıyla tedaviye ihtiyaç duyulabiliyor.

 

Her hastalıkta farklı tedavi yaklaşımı uygulanıyor

 

Solunum sistemini tutan tüm hastalıklar, hastalığın doğasına göre çeşitli formlarda nefes darlığına neden oluyor. Bu nedenle her hastalıkta tedavi yaklaşımı farklı özellikler taşıyor.
 
KALP HASTALIKLARI

Doç. Dr. Sadık Ardıç, nefes darlıklarının altında akciğer problemlerinden sonra genellikle kalbe bağlı hastalıklar yattığına dikkat çekerek bu sorunları şöyle sıralıyor.

 

KALP YETMEZLİĞİ

Kalpteki soruna bağlı oluşan nefes darlığı en sık kalp yetmezliği nedeniyle ortaya çıkıyor. Nefes darlığı ile başlayan göğüs ağrısı ve günlük aktivitelerde güçlük çekmek, kalp yetmezliğinin ilk belirtilerinden. Kalp yetmezliğine yol açan faktörlerin başında da koroner arter hastalığı denilen damar tıkanıklığı yer alıyor. Tıkanan damarın fonksiyonunu yitirmesi sonucu kalp kasının iyi çalışamaması nedeniyle kalp yetmezliği gelişiyor. Ayrıca kalp kapak hastalıkları, hipertansiyon ve kalp kası hastalıkları da kalp yetmezliği oluşturabiliyor.

Nefes darlığının tipik özelliği: Hasta az efor sarf etmesine rağmen eskisine nazaran daha çabuk yoruluyor ve nefes nefese kalıyor. Hastalığın durumuna bağlı olarak öksürük de eşlik edebiliyor.

Nasıl tedavi edilir?

Kalp yetmezliğinin tedavisinde altta yatan klinik durumun tedavisi esas olmakla birlikte, kalbin yükünü artıran tuzlu, salamuralı gıdalardan uzak durmalı. Diyetisyen önerisi önem taşıyor. Sigara içiliyorsa, sigaranın bırakılması gerekiyor. İlaç tedavisi ve diğer girişimsel tedaviler kardiyologlar tarafından düzenleniyor. Cerrahi gerektiren hastalıklarda göğüs kalp damar cerrahları devreye giriyor. Bazı hastalarda ilaç tedavisine karşın klinik düzelmeyebiliyor. Bu hastalarda gece santral uyku apne sendromu ve Cheyn Stokes solunumu gelişiyor, ilaçla tedavisi olanaksız bir tablo oluşuyor. Bu durumda solunum destek cihazlarıyla tedaviye ihtiyaç duyuluyor.

 

KAN HASTALIKLARI

Oksijen akciğerlerden alındıktan sonra dokulara kanla (hemoglobine bağlanarak ve kan içinde eriyik olarak) taşınıyor. Oksijenin alınmasına engel olan hastalıkların yanı sıra vücuda taşınmasına engel olan hastalıklarda da ortak belirti nefes darlığıdır. Bu hastalıklarda öksürük tabloya eşlik etmiyor, hasta hareket ettiğinde ve bir iş yapmaya başladığında ciddi nefes darlığı, aşırı yorgunluk hissediyor. İstirahata geçtiğinde yakınmaları azalıyor. Kan hastalıklarından anemiler (tüm kansızlık nedenleri), kanın üretim anormallikleri ve kanserleri hastalarda ilk belirti olarak nefes darlığı ve aşırı yorgunluğa neden oluyor.
Nefes darlığının tipik özelliği: Hasta bir işi yapmak istediğinde, hareket ettiğinde nefes darlığı hisseder. Her zaman yorgundur ve isteksizdir.

Nasıl tedavi ediliyor?

Hastalığın türüne göre ilaçla tedavi ya da kan ürünlerinin hastaya verilmesi şeklinde planlanıyor. Hastalığın iyileşmesiyle yakınmalar ortadan kalkıyor.
 
Diğer hangi hastalıkların belirtisi olabiliyor?

 

•Alt solunum yolu enfeksiyonları,

 

•Akciğerlere ilişkin tüm hastalıklar,

 

•Uyku apne sendromu

 

•Tiroit Hastalıkları (Hipotroidi, Hipertroidi,Troidit vb.),

 

•Karaciğer yetmezliği

 

•Böbrek yetmezliği

 

•Tüm organ sistemi kanserleri,

 

•Kafa içi basınç artışıyla giden hastalıklar,

 

•Psikolojik sorunlar.

Ağlayan Bebeğinizi Sakinleştirmenin Yolları

Bebeğin hiç ağlamaması hastalık göstergesi olabilir

Bebekler için ağlamak gülmekten önce gelir. Yenidoğan bir bebek her isteğini ağlayarak ifade edebilir. Bebeğin her ağlaması, mutlaka bir sorun olduğu anlamına gelmez.  Bu durum aileyi tedirgin etmekle birlikte; tıbbi açıdan bakıldığında ağlamayan bir bebek iletişim de kurmayan bir bebek anlamına gelir. Örneğin bazı hastalıklarda bebeğin ağlamaya bile gücü olmayabilir. Ciddi bir yenidoğan sarılığı geçiren bebekler görüntüde çok uslu durur vedevamlı uyurlar. Aileler de farkına varmadıkları için bu durum tanı konmasını geciktirebilir.

 

Anne sütü bebeği sakinleştirir

0-6 ay arası bebeklerin sadece anne sütü ile beslenmesi uygundur. Bu dönemde özellikle ilk 3 ayda her ağladığında bebeğin emzirilmesi hem bebeği sakinleştirir hem de anne sütü üretimini artırır. Anne sütü alan bebeklerde beslenmeye saat düzenlemesi yapılması, ilk 3 ay için uygun değildir. Bebekler 0-3 ay zaten annesi ile kendisini aynı canlı olarak görür, yani farklı bir birey olduğunun farkında değildir. Beslenme ihtiyacı olduğunda da bunu geciktirmek yani her istediğinde bebeği emzirmemek bebekte güven sarsıcı bir etki yapar.

 

Bebeğinizlesert bir ton ve yüksek sesle konuşmayın

Doğum öncesinde işitme hissi olan bebekler dünyaya geldikten sonra da her şeyi çok net duyabilirler. Ağlayan bir bebekle mutlaka yumuşak bir tonda konuşulmalıdır. Daha önceden alışık olduğu için anne veya babasının sesi, bebek için sakinleştirici etki yapacaktır. Doğum öncesi dinletilen müzikler de doğum sonrası bebekleri rahatlatır, kendilerini güvende hissetmelerine yardımcı olur. Televizyon ve bilgisayar ekranlar ise bebekler üzerine negatif etki yapar. Konuşma ve davranış üzerine de olumsuz etkileri olduğu için 2 yaş sonuna kadar çocukları televizyondan uzak tutmak gerekmektedir.

 

Yatış pozisyonu önemli

Koku duyusu da yenidoğan bebeklerde belirgindir. Ağladığında anne kucağına alındığında anne sütü kokusu duyacak ve aç olmasa bile rahatlama hissedecektir.Bebekler kol ve bacakları ile bir yere temas ettiklerinde de sakinleşir. Anne karnındakine benzer bir konumda yatırılmaları; yani yüz üstü, başı yan duracak konumda kol ve bacaklar gövdeye çekilmiş halde yatmaları onları sakinleştirir. Ama bu yatış şekli kesinlikle gece önerilmez, “ani beşik ölümü sendromu”  yüz üstü yatan bebeklerde daha sık olduğu için, sadece gündüz anne uyumuyor ve bebeği gözleyebilecek ortamda bulunuyorsa bebeğini bu şekilde yatırabilir.

 

“Kucağa alıştırma” mantığı yanlış

0-6 ay arası bebekleri ağladıklarında kucağa almaya çekinmek doğru değildir. Bebek ağlayarak iletişim kurmak istemektedir ve kucağa almak ona güvende olduğunu hissettiren en faydalı yoldur. Huzursuz olduğunda kucağa alınan bebeklerle ilgili yapılan çalışmalarda, bu bebeklerin bağışıklık sistemlerinin bile daha iyi çalıştığı gözlenmiştir.

Temiz hava bebeğe iyi gelir

Açık havada zaman geçirmek, her yaştaki çocuk için rahatlatıcıdır. Bebek küçük bile olsa, prematüre doğmuş değilse ilk günden itibaren sokağa çıkarılabilir. Büyükannelerin daha çok benimsediği “bebek 40 gün sokağa çıkarılmaz” yorumunun tıbbi dayanağı yoktur. Kuzey Avrupa ülkelerinde yapılan pek çok bilimsel çalışmada, doğumdan itibaren açık havaya daha çok çıkartılan bebeklerde hastalık görülme riski evden çıkmayanlara göre daha az bulunmuştur. Özellikle uyku sorunu olan çocuklar, açık havada kaldıkları süre ile doğru orantılı olarak daha iyi uyurlar. Güneşli günlerde güneş banyosu yaptırılan çocuklarda da D vitamini sentezi daha iyi olur ve bu da çocuğun hem bağışıklık sistemini düzenler hem de uykuya geçişi kolaylaştırır.

Ultra Color

Eski Üsküdar Yolu Cad. İçerenköy

ultrafoto2@hotmail.com

http://www.ultrafotogracilik.com

0 216 574 34 77 – 78

Yağmur Çeyiz

6616725

0535 734 64 08

Selvi KOÇYİĞİT

http://www.yagmurceyiz.net

selvi@yagmurceyiz.net

Mevlana mah. Namık Kemal Cad. No-35 Ataşehir

Yatak Örtüsü, Pike Takımı, Nevresim Takımı kısaca Çeyiz Ürünüleri Ve Perde

Vaktinin Çoğunu Ayna Karşısında Geçirenler Dikkat

Hasta zamanının büyük bir bölümünü ayna karşısında geçirir

Dismorfofobi bozukluğu, kişinin bedensel görünümünün bir ayrıntısını aşırı önemsemesi ve bununla ilgili çeşitli biçimlerde uğraşarak zamanının pek çoğunu bu ayrıntıyla ya da dolaylı biçimde onunla bağlantılı şeylerle geçirmesi halidir.  Bu durum kişinin yaşam kalitesini olumsuz etkileyerek, sosyal ve mesleki hayatında bir takım olumsuzluklara neden olmaktadır. Kişi için rahatsızlık veren bedensel ayrıntı gerçekte fark edilmeyebilir ya da hafif düzeyde dikkati çekici bir özellik olabilir. Bu bozuklukla kastedilen nokta belirgin bir bedensel kusurun yarattığı ruh hali değildir. Bu özellikleriyle bu bozukluk, var olduğuna inandığı bir hastalık nedeniyle aşırı zaman harcanmasıyla belirgin olan somatoform bozukluklar içinde yer alır ve davranış özellikleri olarak da benzemektedir. Hasta vaktinin çoğunu ya ayna karşısında ya da var olduğuna inandığı sorunu ispatlamakla uğraşarak geçirir.

 

Estetik cerrahi sorunu çözmeye yetmez

Somatoform bozuklukta kişi, bir hastalığı olduğuna inanmakta, hekimlerin bunu fark edemediğini, tanı koyamadığını düşünerek sürekli doktor değiştirmekte ve etrafındakileri de bu hastalığın varlığına inandırmaya çalışmaktadır. Beden dismorfik bozukluğunda da aynı davranış biçimi, hayali ya da belirsiz bir beden kusuru üzerine odaklanır. Bu kusurun muhatapları genelde estetik cerrahlar olur; ancak var olduğuna inanılan kusurun özelliği, farklı alanlardaki uzmanların da süreç içine katılmalarına yol açabilir. Bu arada hastanın çevresindeki insanlar da sürekli bu kusurun varlığı üzerine inandırıcı olmaya çalışan açıklamalar dinlemek zorunda kalırlar.

 

Dismorfofobi yeme bozukluğu ile karıştırılmamalıdır

Beden dismorfik bozukluğuna sıklıkla başka psikiyatrik tanılar da eşlik eder. Öncelikle takıntı hastalığı (obsesif kompulsif bozukluk), kaygı bozuklukları (anksiyete bozuklukları) ve depresyon sıklıkla beden dismorfik bozukluğuyla birlikte görülebilir. Bununla beraber beden dismorfik bozukluğu, yeme bozukluklarının bir parçası olan kendini şişman görme durumuyla karıştırılmamalıdır.

 

Hastalık hastası olmayın

Tipik davranış özellikleri tarif edilirken, pek çok insan kendisinde de zaman zaman benzeri davranış özelliklerinin hafif biçimlerde bulunduğunu düşünebilir. Bu durum insanların kendi psikiyatrik sağlıkları konusunda endişeye düşmelerine, okudukları çeşitli yazılardan sonra psikiyatrik hastalıkları olduğuna inanmalarına yol açar. Oysa bu doğru değildir. Çağdaş psikiyatrik tanı sistemleri bir semptomun varlığı kadar onun günlük hayat içinde ne kadar fonksiyon bozulması yarattığını da önemser.

 

Mutlaka psikiyatri uzmanına danışılmalıdır

Belirgin olmayan kusurların giderilmesi ya da giderilmiş gibi yapılmasının bu durumu düzelteceği düşünüldüğünden hasta zaman zaman bu tür cerrahi ve tıbbi uygulamalara maruz kalmış olabilir. Oysa düzeltiyormuş gibi yapma girişimleri hemen hemen hiç işe yaramaz. Beden dismorfik bozukluğu da diğer nörotik rahatsızlıklar gibi kaygı temelli bir rahatsızlık olduğu için tedavisi de kaygıyı kontrol altına almak temel prensibine göre şekillenir. Nadiren olguların hezeyan düzeylerinde olduğu durumlarda, yaklaşım psikotik hastalıkların tedavisine benzerlik gösterebilir. Bu tür bozukluklar olduğunda mutlaka bir psikiyatri uzmanın başvurulmalıdır. 

Kalp Ritminiz Hayatınızın Ritmini Bozmasın

Kalp erişkin bir kişide dakikada 60- 100 defa atar

 

Kalp hızı, kalbin dakikadaki atım sayısıdır. Bu hızın 60′ın altına düşmesi “bradikardi” 100′ün üzerine çıkması ise “taşikardi” olarak tanımlanır. Aritmideki nabzın kendi içinde bir düzeni olabileceği gibi tamamen düzensiz de olabilir.

Kalp normal elektriksel aktivitesini kendisi üretir ve işbölümüne uygun olarak kalp dokusu içinde yayılmasına sağlar.Elektriksel aktivitenin üretilmesi ve yayılması kalp kasının kapakların ve kan akımının düzenli bir şekilde bir bütün olarak çalışması için gereklidir. Kalbin atımlarının düzenliliğinin bozulmasına aritmi denir. Aritmiler kalbin uyarılması ya da uyarıların ileti sisteminde meydana gelen bozukluklar sonucu ortaya çıkar.

 

Sağlıklı kalbe de dikkat

 

Aritmi, kalp kası hastalıkları, kanlanma bozukluğu, kalp kapak hastalıkları, kalbi saran zar (perikard) hastalıkları, arteryel veya pulmoner hipertansiyon gibi nedenler, doğuştan kalp hastalıkları, ilaçlar, elektrolit dengesizlikleri, oksijen azlığı, psikolojik faktörler, nörolojik olaylar ve hastalıklar, tiroid bezinin fazla çalışması, alkol ve kahve gibi içeceklere bağlı ortaya çıkabildiği gibi, normal ve sağlıklı kalplerde de görülebilir.

 

Nefes darlığı, baş dönmesi ve güçsüzlük hissiolabilir

 

Aritmiler herhangi bir şikayete neden olmadan seyredebilir, bazen de değişen derecelerde şikayetler olabilmektedir. Bu şikayetler;  kuş kanat çırpıyormuş gibi ya da kalbin durup devam ediyormuş gibi tanımlanabilir. Göğüste veya boyunda vuruntu hissi, baş dönmesi, nefes darlığı, güçsüzlük veya yorgunluk hissi, göğüste rahatsızlık duyulmaktadır. Aritmiler bazen de şok, bayılma, sara nöbetleri, geçici görme-konuşma bozuklukları, arteryelemboli (pıhtı) ve inme, kalp yetmezliği ve göğüs ağrısı atakları gibi çok önemli tablolara neden olabilmektedirler.

 

Aritmilerin tanısında hastanın öyküsü oldukça önemlidir

 

Aritminin ve aritmiye sebep olabilecek durumların belgelenmesi tedavinin belirlenmesi için çok önemlidir.Öncelikle hastalıktan şüpheleniyorsa kardiyoloji uzmanına başvurmak gerekir. Hastanın şikayetleri ve yapılacak fizik muayene sonrasında bazı tetkikler istenir. Elektrokardiyografi (EKG) bunların başında gelir. Bunun dışında 24 saat boyunca kalp ritmini ölçen holter cihazıyla gerekli inceleme yapılır. Daha uzun sürmesi istenen kalp ritim kayıtları için eventrecorder cihazı kullanılır. Ayrıca yapılacak kan testleri ile kandaki mineraller, tiroid hormonları, kan sayımları incelenir. Gerekirse hastanın efor durumu incelenir ve efor testleri yapılır.

 

İlaç tedavisinin dozu önemlidir

 

Tedavi sırasında verilen ilaçlar dikkatli seçilmelidir. Aksi takdirde yan etkileri fazla olan bu ilaçlar aritmiyi artırabilir. Dozun tespitinde sürekli doktor kontrolü ve EKG testleri kullanılmalıdır. İlaç tedavisi dışında gerekli görüldüğünde kalbi normal ritmine döndürmek için acil durumlarda doktorlar tarafından göğüs duvarına uygulanan  “kardiyoversion” denilenelektirik şoku uygulanabilmektedir. Ayrıca kalp pili takılması, kalp içi defibrilatör, girişimsel yöntemle kasıktan girilerek kalbin elektrik sistemini kontrol edilmesi sağlayan elektrofizyolojik çalışma ve ablasyon diğer tedavi yöntemleridir.

Ataşehir Belediyesi 17 Ağustos’u Unutmadı

Ataşehir’de afetle mücadele iki koldan yürütülecek: Ataşehir Belediyesi, geçen yıl ilçede Akut Eğitim ve Araştırma Enstitüsü’nün yanı sıra Afet Koordinasyon Merkezi (AKOM) gibi önemli bir merkezin kurulması için karar aldı. Bu karar doğrultusunda oluşturulan AKOM ekibi, faaliyetlerini uzun süre Ataşehir Belediyesi bünyesinde sürdürdü, öncelikli olarak Ataşehir’in makro ve yerel afet-acil durum planları hazırlandı. AKOM, Eylül’den itibaren Doğu Ataşehir’deki binasında hizmet vermeye başlayacak.

 

Ataşehir’de doğal afetlere karşı çok kapsamlı bir mücadele yürütülecek. Ataşehir Belediyesi Afet Koordinasyon Merkezi (AKOM) ve Ataşehir Belediyesi Akut Eğitim ve Araştırma Enstitüsü işbirliğiyle, ilçedeki tüm okullarda ve kamu kurum ve kuruluşlarında da temel afet bilinci eğitimi verilecek ve ilçede profesyonel arama-kurtarma ekipleri oluşturulacak.

 

Afet Yönetimi ve Afete Hazırlık çalışmalarının en üst düzeyde yürütüleceği Ataşehir AKOM binası son teknolojiyle donatıldı. AKOM’un ilk çalışmalarından biri, GIS (Geographic Information System) tabanlı Ataşehir Afet Bilgi Sistemi (ABİS) oldu. Bu sistem www.atasehir.bel.tr üzerinden paylaşıldı. ABİS ile ilçeye ait afet planları ve jeoloji haritaları görüntülenebiliyor ve en kısa yol analizleri yapılabiliyor. GSM operatörleriyle yapılacak protokollerle kesintisiz iletişim için olası afette toplanma ve çadır kurulacak yerlerin haberleşme altyapıları güçlendirilecek, afet riskinin azaltılması için AR-GE faaliyetleri uygulanacak, deprem dışında da tüm acil durum hazırlık ve müdahale çalışmaları merkezde yürütülecek.

 

Ataşehir AKOM ile birlikte Ataşehir Belediyesi Akut Eğitim ve Araştırma Enstitüsü’nün “Temel Afet Bilinci Eğitimleri” 24 Eylül’den itibaren her salı ve perşembe saat 19:00’da Ataşehir Belediyesi Nikah Salonu’nda verilecek. Kayıtlar için Ataşehir Belediyesi’nin 570 50 00 nolu Çağrı Merkezi’ne ya da akom@atasehir.bel.tr adresine başvurabilirsiniz.

 

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Ataşehir Belediyesi’nden Çocuklara Yaz Sanat Eğitimleri

 Çocukları yaz aylarında temel sanat eğitimleriyle buluşturmayı amaçlayan Sanat Eğitimleri’nde; müzik, ritim, resim, heykel, belgesel film, dans ve drama atölyeleri yer alacak. ATAMEM, Kayışdağı Lions Ataevi ile Cemal Süreya Sergi ve Etkinlik Salonu’nda düzenlenecek atölyeler katılımcıların seçimlerine ve yaş gruplarına göre oluşturulacak. Sanat Eğitimleri için kayıtlar Ataşehir Belediyesi Halkla İlişkiler Birimi, ATAMEM ve Kayışdağı Lions Ataevi’nden gerçekleştirilecek.

 

Resim Atölyesi:

Pazartesi ve Cuma günleri:
1.Grup: 10.30 ile 12.00 saatleri arası
2.Grup: 13.00 ile 14.30 saatleri arası
3.Grup: 15.00 ile 16.30 saatleri arası
Yer: Cemal Süreya Sergi Salonu (Novada Ataşehir)
Kontenjan: 15 kişi
Dönemler: 01 – 31 Temmuz arası ve 05 – 30 Ağustos arası

 

Müzik Atölyesi:

Pazartesi: Temel Müzik Eğitimi
Çarşamba: Koro- Ritim
Cuma: Ritim – Koro
1.Grup: 10.00 ile 11.30 saatleri arası
2.Grup: 12.00 ile 13.30 saatleri arası
3.Grup: 14.00 ile 15.30 saatleri arası
Yer: ATAMEM (Ataşehir Meslek Edindirme Merkezi) ve Kayışdağı Lions Ataevi
Kontenjan: 20 kişi
Dönemler: 01 – 31 Temmuz arası ve 05 – 30 Ağustos arası

 

Dans Atölyesi: 
Salı ve Perşembe günleri:
1.Grup: 10.00 ile 11.30 saatleri arası
2.Grup: 12.00 ile 13.30 saatleri arası
3.Grup: 14.00 ile 15.30 saatleri arası
Yer: ATAMEM (Ataşehir Meslek Edindirme Merkezi) ve Kayışdağı Lions Ataevi
Kontenjan: 20 kişi
Dönemler: 01 – 31 Temmuz arası ve 05 – 30 Ağustos arası

 

Drama Atölyesi:

Pazartesi: Drama
Çarşamba: Belgesel
Cuma: Drama
1.Grup: 10.00 ile 11.30 saatleri arası
2.Grup: 12.00 ile 13.30 saatleri arası
3.Grup: 14.00 ile 15.30 saatleri arası
Yer: ATAMEM (Ataşehir Meslek Edindirme Merkezi)
Kontenjan: 20 kişi
Dönemler: 01 – 31 Temmuz arası ve 05 – 30 Ağustos arası

 

Heykel Atölyesi: 

Çarşamba
1.Grup: 10.30 ile 12.00 saatleri arası
2.Grup: 13.00 ile 14.30 saatleri arası
3.Grup: 15.00 ile 16.30 saatleri arası
Yer: Cemal Süreya Sergi Salonu (Novada Ataşehir)
Kontenjan: 15 kişi
Dönemler: 01Temmuz – 30 Ağustos arası

 

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Yaz mevsiminde Beyin Kanaması Riskini Azaltacak Öneriler

Aşırı sıcaklar bilinç kaybına ve hatta organ yetmezliklerine bile neden olabiliyor

 

İnsan vücudu çevre ortamdaki değişikliklere uyum sağlamak konusunda çok yetenekli. Yüksek sıcaklık ortamında vücudumuz bu fazla ısıdan kurtulmak ve kendini en uygun sıcaklık aralığında tutabilmek için tepki veriyor, yani terliyor. Kronik bir hastalığı olanlar ya da güneş altında çalışanlar zaman zaman bu koruma sistemlerinin iflas ettikleri noktalarla karşılaşabiliyor. Sıcak havanın yarattığı bu en ileri vücut hasarı sıcak çarpması olarak bilinen, bilinç kaybı ve organ sistem yetmezlikleri ile ilerleyen ve hayatı tehdit eden son derece ciddi bir sağlık problemi. Sıcak çarpması yaşayanlarda terleme, kuvvetsizlik, soğuk ve soluk ten, düşük ve silik nabız, bulantı kusma atakları ve bayılma gibi belirtiler yaşanıyor.

 

Aşırı terleme ve tuz kaybı beynin kanlanmasını hızlandırıyor

 

İleri yaştakiler, kilolular, ateşli hastalık geçirenler, kalp ve dolaşım sistemi hastaları, akıl hastaları ve küçük çocuklar hava sıcaklığından en çok etkilenenler arasında yer alıyor. Sıcak hava bu kişilerde diğer tüm sistemleri etkilediği gibi beyin ve sinir sistemi hastalıklarını tetikleyebiliyor. Sonrasında ise beyin kanaması tablosuyla karşı karşıya kalınabiliyor. Çünkü aşırı terleme ve tuz kaybı beynin kanlanmasını hızlandırıyor.

 

Sorunları ortaya çıkmadan engelleyin

 

Tüm sağlık problemlerinin en etkin tedavisi ortaya çıkmalarının engellenmesinden geçiyor. Sıcaktan en kolay hasar görebilen beynin bu durumdan etkilenmemesi içinse bir takım kurallara dikkat etmek gerekiyor.

 

Yaz aylarında beyin sağlığını koruyan öneriler;

 

-Günlük işlerinizi hava durumuna göre planlayın. Dışarıda yapılması gereken işleri günün erken saatleri ya da akşam saatlerine kaydırmaya çalışın.

 

-Gereksiz derecede yorulacağınız aktivitelerden kaçının.

 

-Yüksek sıcaklık ve yüksek nem vücudun ısı kaybını azaltıyor. Eviniz çok sıcaksa ve klimanız yoksa iklimlendirilmiş toplu alanlarda vakit geçirin.

 

-Susamasanız bile bol sıvı alın. Kahve ve alkolden uzak durun.

 

-İnce, açık renkte ve hafif giysiler seçin ve şapka takın.

 

-Güneş altında kalacaksanız güneş kremleri kullanın; SPF 20 ve üzerini seçin.

 

-Sık sık ılık duş alın. Yalnız unutmayın ki çok soğuk ya da buzlu su, derinin kanlanmasını azaltacağından vücut ısısının düşürülmesini engelliyor. Bu nedenle aşırı soğuk sudan uzak durun.

 

 -Çocukların güneş altında kapalı otomobillerde, çok kısa süreli bile olsa, asla bırakmayın.

 

Kronik hastalığı olanların ekstra dikkat etmeleri şart

 

Beyin ve sinir sistemi hastalıkları olanlarla yüksek tansiyon ya da diyabet hastalarının sıcak havalarda sağlıklı insanlara göre çok daha fazla dikkatli olmaları gerekiyor. Bilinen bir hastalığı olanların vücudunda su ve tuz dengesi çok daha hızlı bozulabiliyor. Dolayısıyla kronik hastalığı olanların yaz aylarında yukarıda bahsedilen kurallara daha çok özen göstermeleri gerekiyor.  

ERA RDG Gayrimenkul

Ata 3-4 Ataşehir

rdg@eraturkiye.com

http://www.rdggayrimenkul.com

DEVRİM ÜNAL SAYGIN

0216 548 21 11 – 12

3S Grup Bilgisayar Ltd.Şti..

http://www.3sgrup.com/

HAKAN@3SGRUP.COM

Yedpa Ticaret Merkezi E Cad. No:138/1

Hakan Sarıçayır

5322632429

5322042497

CC Bilgisayar

bilgisayar teknik servisi ve ofis malzemeleri

0216 6290141 — 0537 2137747

38 ada

cine-center@hotmail.com

Erol Güven

Sedef Caddesi Ata Blokları

Magandalar Ataşehir’de

A Balık

Ataşehirde muhteşem balık ve meze çeşitleri ile A BALIK RESTAURANT .

Canlı müzik eşliğinde keyifli bir ortam sizleri bekliyor. 

0216 456 95 95

info@abalik.com

http://www.abalik.com

Atilla Peksoy

Ataşehir Bulvarı Ata 2-4 No:35

Doğru Beslenerek Yazı Formda Geçirin

Her mevsim olduğu gibi sağlıklı ve dengeli beslenme ile yaz aylarında da sıklıkla görülen bu tür sağlık problemlerinin azaltılması mümkündür.

 

Memorial Antalya Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Diyetisyen Berna Ertuğ, yaz aylarında sağlıklı ve dinç kalabilmenin yolları hakkında bilgi verdi.

 

Susuz kalmayın

 

Yazın serinlemek için sıvı tüketimine önem verilmelidir. Günde 2-2.5 lt su tüketiminin yanı sıra su içeriği yüksekliği nedeniyle taze sebze ve meyve tüketimine önem verilmelidir. Spor yapan ve ağır işlerde çalışanların sıvı ihtiyaçları daha fazladır. Sıvı alımının karşılanmasında su haricinde süt, ayran, cacık, soda, limonata, bitki çayları, şekersiz kompostolar ve taze sıkılmış meyve suyu gibi içecekler doğru tercihlerdir.

 

Taze sebze ve meyve tüketin

 

Yazın dinç kalmak için C vitaminden zengin yeşilbiber, maydanoz gibi yeşil yapraklı sebzeler, kivi, çilek, erik gibi meyveler; A vitaminden zengin yumurta, havuç, kayısı, yeşil yapraklı sebzeler; E vitaminden zengin kuru baklagiller, ceviz, fındık, badem gibi yağlı tohumları tercih edilmelidir. Et seçiminde de bağışıklık sistemi için çok önemli olan omega-3 yağ asitlerinin en zengin olduğu besinlerden balık, haftada 2-3 kez tüketilmelidir.

 

Plajda su tüketimine dikkat edilmeli

 

Yazın deniz keyfi öncesi bazı beslenme alışkanlıklarına dikkat edilmelidir. Yemek yendikten sonra en az 30-45 dk denize girmek uygun değildir. Yine deniz öncesi 1-2 porsiyon meyveden oluşan küçük bir ara öğün tüketilebilir. Plajdayken mutlaka su tüketiminize özen gösterilmelidir. Plaj çantasında kuru veya taze meyve, grisini, fındık, ceviz bulundurularak;  gün içerisinde de peynirli sandviç ve ayran, ızgara ve salata, tost ve ayran şeklinde seçimler yapılabilir.

 

Yemeklerde bitkisel yağ kullanılmalı 

 

Katı yağların kalp krizi riskini artırıcı etkisi vardır. Kalp krizleri yaz aylarında daha çok görülmektedir. Bu nedenle özellikle yemeklerde bitkisel sıvı yağ kullanımına dikkat edilmelidir. Yağlı tohumlar (bitkisel yağlar, ceviz, fıstık vb.) da yağ içerdiğinden aşırı miktarda tüketilmemelidir. Özellikle kahvaltılarda ekmeğe sürülen yağlarla, sebze yemeklerinde aşırı yağ kullanmamaya özen gösterilmelidir. Krema, mayonez gibi yağlı besinlerin sıcakta bozulma riski çok yüksek ve sindirimi zordur. Ayrıca pişirme yöntemleri de çok çok önemlidir. Yemekleri pişirirken kızartma ve kavurma yerine; haşlama, ızgara ve fırın gibi sağlıklı pişirme yöntemleri uygulanmalıdır.

 

Bu yiyecekler yazın yasaklar listesinde olmalı

 

•Yağda kızartmalar, kavurmalar (et, sebze, hamur işi), yağlı sos eklenmiş besinler.

 

•Aşırı tuz ve tuzlu besinler.

 

•Sucuk, salam, sosis, pastırma vb. işlenmiş besinler.

 

•Sakatatlar (karaciğer, böbrek, dalak, beyin vb…)

 

•Bütün yağlı yiyecekler (yağlı etler, kaymak, krema, mayonez, tahin, yağlı soslar)

 

•Kuyruk yağı, iç yağı, tereyağı, margarin.

 

•Şekerli meyve suları, şekerli-asitli içecekler.

 

•İçeriği bilinmeyen hazır gıdalar.

 

•Alkollü içki tüketimine de dikkat edilmelidir. Tüketimde tercih hafif alkollü içkilerden yana kullanılmalı özellikle aç karnına alkol alınmamalıdır.

Yaz Serinliğinde İçinizi Isıtacak Triko Örtüler Karaca Homeda

Karaca Home’un triko örtü ve yastıkları, kullanıldıkları her odaya ayrı bir şıklık ve hareket kazandırıyor. En moda renkleri, seçkin bir zevki yansıtan tasarımları, dokunma duygusunu harekete geçiren dokusu ve bütün vücudu sarıp sarmalayacak ebatlarıyla triko örtüler yazın serinliğinde kullanabileceğiniz en şık alternatifler arasında yer alıyor.

 

www.karaca-home.comwww.twitter.com/KaracaHomewww.facebook.com/KaracaHomeTR

 

Karaca Home Hakkında

 

1973 yılından bu yana porselen, çatal, kaşık, bıçak ve tencere gruplarını tüketicilere sunan Karaca, 2012 yılında Karaca Home markasıyla ev tekstili sektörüne girdi.Karaca Home’un ev tekstili tasarımları dokuz farklı konseptte tüketicileriyle buluşuyor. Handmade, Ranforce, City, Saten, Teenage, Bebek ve Genç, Banyo, Solid ve Örgü Batteniye ve Yatak Örtüsü konseptlerinde 2000’e yakın artikel bulunuyor. Yüzde 100 pamuk, bambu pamuk, bambu penye ve yüzde 100 penye kullanılan ürünler, kalite ve estetik tasarımı bir araya getiriyor.

 

Karaca Home koleksiyonunu İtalya, İspanya, Hollanda ve İngiltere stüdyolarından seçilmiş özel tasarımcılar hazırlıyor, bu dizaynlar Karaca Home tarafından yorumlanarak renklendiriliyor. Karaca Home’un ürünleri, şu anda Türkiye genelindeki yaklaşık 20 AVM’de satışa sunuluyor. Karaca Home, bir yıl içerisinde AVM içinde 20 mağaza açmayı, bu süre zarfında zincir mağazalar ve çeyiz mağazaları olmak üzere Türkiye genelinde 800 satış noktasına ulaşmayı hedefliyor.

 

Fazla Yağ, Tuz, Şeker Çocuğun Zeka Puanını Düşürüyor

Bebek beslenmesindeki en önemli faktörler nelerdir?

 

0 – 1 yaş arasındaki sağlıklı bebekler için beslenme iki önemli döneme ayrılır: 0 – 6 ay ve 6 – 12 ay. Bebek ilk 6 ay sadece ‘mucizevi besin’ anne sütü ile beslenmelidir. Yenidoğan bebek için en ideal, en doğal ve en taze besin anne sütüdür. Anne sütü bebeği hastalıklara karşı korur ve bebeğin ruhsal, zihinsel ve bedensel gelişimine yardımcı olur. İlk 6 ay anne sütü bebeğin enerji ve besin ögesi (protein, karbonhidrat, vitamin, mineral ve su) ihtiyacını  yüzde 100 karşılayarak istenilen büyüme ve gelişmeyi sağlıyor. 

 

Anneler emzirmekten neden kaçınıyor?

 

Annelerde ‘sütüm yeterli değil, sütümle doymuyor’ gibi endişeler olabilir. Anne sütünü arttırmanın tek yolu bebekle temas halinde olmaktır. Emzirme, anne sütünün salınımını artırır. Bebeğiniz ilk 20 günde 500 gram, 6 aya kadar ortalama her ay 800 gram ve 6 aydan sonra her ay 600 gram ağırlık kazanıyorsa sütünüz yeterlidir. Başka hiçbir ek besin vermenize gerek yoktur. 6–12 ay arası bebeğin farklı besinlerle tanıştığı bir dönemdir. Bebeğin ağız ve sinir sistemi gelişimi için ekbesinlere 6’ncı aydan itibaren başlanmalıdır. İlk 6 ay bebeğin enerji ihtiyacının tamamı anne sütünden karşılanırken 6’ncı aydan itibaren bu oran yüzde 70 ve sonraki aylarda yüzde 40’lara kadar düşer. Bu nedenle zamanında anne sütüne ek olarak tamamlayıcı besinlere başlamak bebeğin büyüme ve gelişmesi için önemlidir. Gluten ( buğday proteini) içeren besinler 6 aydan önce verilmemelidir. Altı aydan sonra verilmesi uygundur. İnek sütü bir  yaşına kadar verilmemelidir. Bebeğin ayına uygun olarak devam maması veya devam sütü tercih edilebilir. Anne sütünün yetersiz olduğu durumlarda tercih edilecek mamaların prebiyotik içermesi bebeğin bağışıklık sisteminin korunması ve gelişmesi için önemlidir.

 

Bebek hangi ayda hangi gıdaları yiyebilir?

 

6 – 7 ay: Bebeğin kaşığa alıştırılma zamanıdır. Dudak ve dilini kullanmayı, yutmayı öğrenir. Yumuşak, ezme kıvamındaki sıvı besinleri tüketebilir. Meyve suyu, yoğurt, devam maması / sütü, meyve veya sebze püreleri, pirinç, tahıl içeren çorbalar, sebze çorbası ve ¼ oranında yumurta sarısı, pekmez gibi. 7. aydan itibaren kıyma eklenebilir. Şeker, bal, reçel basit karbonhidrat içerir, boş enerji kaynağıdır. Pekmez ise; demir, potasyum ve kalsiyum içerir.

7 – 8 ay: Bu dönemde bebek kaşığa alışmıştır. Çiğneme hareketleri başlar, bardaktan içebilir. Yeni lezzet ve yapıda besinler beslenmeye eklenebilir. Pütürlü kıvamdaki besinler, ezilmiş tavuk, balık eti, tahıl – kurubaklagil ezmeleri, bisküvi, bitkisel yağlar, gibi.

8 – 12 ay: Bebek çiğnemeyi öğrenmiştir. Dilini hareket ettirerek lokmayı ağzında döndürebilir. Ufak besin parçalarını eline alabilir, ağzına götürebilir. İyi ezilmiş kıymalı ve sebzeli ev yemekleri, tam yumurta, pastörize peynir, makarna, ekmek gibi besinleri rahatlıkla tüketebilir.

12 – 18 ay: Bu dönemde bebek artık kendi kendine bakabilir, beslenebilir. Kolay çiğnenebilen her türlü yiyeceği tüketebilir. Süt içebilir. 1 yaşından itibaren çocuğun kendi kendine yemek yemesi kendine olan güveninin gelişmesi bakımından da büyük önem taşır.

 

Sağlıklı çocuklar için annelere ne gibi öneriler verilebilir?

 

•Doğru zamanda doğru besinleri bebeğin beslenmesine eklemek ileriki dönemde yaşanacak beslenme problemlerini ve beslenme yetersizliklerini ortadan kaldırır.

 

•1 yaşından itibaren bebeğiniz her şeyi yiyebilir. Bu dönemde bebeğinizin yeterli ve dengeli beslenmesi için dört temel besin gurubundan ( et-yumurta-kurubaklagil gurubu, süt ve süt ürünleri grubu, sebze-meyve gurubu, ekmek ve tahıl grubu) ihtiyacı olan miktarlarda tüketmesini sağlayın.

 

•Anne sütünden sonra en iyi protein kaynağı yumurtadır. Kahvaltıda haşlama, omlet ve domates, biber gibi sebzelerle pişirerek menemen şeklinde tüketilebilir. Çocuğunuzun her gün mutlaka 1 tam yumurta tüketmesine dikkat edin.

 

•Süt, kalsiyumun en iyi kaynaklarından biridir. Çocuğunuzun kemik ve diş yapımı, gelişimi ve sağlığın korunması için için günde 1 – 2 bardak süt içmelidir.

 

•Sütteki kalsiyumun kemiklere yerleşmesi için D vitaminine ihtiyaç vardır. D vitaminini besinlerden almak mümkün değil. Sadece güneşle sentezlenir. Bu nedenle, bol güneşi bulduğumuz bu aylarda çocuğunuzu uygun saatlerde mutlaka güneşten yararlandırın.

 

•Bu yaşlarda kanın miktarı hızla artar. İlk bir yaşta bebeğin temel besini süt olduğu için sütteki demir kan yapımı için yeterli değildir. Bu nedenle çocuğa demirden zengin kırmızı et, yumurta, koyu yeşil yapraklı sebzeler, pekmez gibi besinler verilmelidir.

 

•Besinlerdeki demirin vücuttaki yararlılığını arttırmak için C vitamininden zengin besinlerle beraber tüketilmelidir.

 

•C vitamini turunçgiller ve diğer meyveler, yeşil yapraklı sebzeler (brokoli, semizotu gibi), yeşil biber, domates ve kuşburnunda bulunur.

 

•Günde 2-3 porsiyon meyve ve 4-6 kaşık pişmiş sebze yemeği tüketilmesi günlük C vitamini ihtiyacını ve yeterli posa alımını sağlar. Bu sayede kabızlığı önler ve bağışıklık sisteminin güçlenmesine etki eder.

 

•Çocuğunuzun beslenmesinde besin çeşitliliğini arttırın. Farklı türdeki yiyecek ve sebze-meyvelerin tüketimi değişik vitamin ve minerallerin alınmasına yardımcı olur.

 

•Vitamin ve mineraller meyve ve sebzelerin kabuğa yakın iç kısımlarında bulunur. Bu nedenle 1 yaşından sonra meyve suyu yerine yiyebiliyorsa meyvenin kendisini, kabuğunu çok ince soyup yedirmeye alıştırın.

 

•Su, besinlerin sindirimi, hücrelere taşınması, emilimi ve zararlı maddelerin vücuttan uzaklaştırılması için gereklidir. Çocuk aldığı her bir kalori için 1.5-2.0mililitre sıvı almalıdır.

 

•1 – 3 yaş arasındaki çocukların günlük alması gereken enerji miktarı kilo başına 100 kcal’dir. Günde ortalama 1000 – 1300 kalorili enerji ihtiyacını karşılar. Bu da günlük 1 – 1.2 lt sıvı demektir. Sıvı ihtiyacının bir kısmı süt, meyve suyu, ayran gibi içeceklerden de karşılanabilir.

 

•Normal şartlarda dışarıdan tuz almaya gerek yoktur. Besinlerde zaten tuz bulunmaktadır. Bir yaşına kadar bebeğinizin yemeklerine tuz koymayın. Sonraki yaşlarda çok az tuzla yemeklerinizi hazırlayabilirsiniz.

 

•Çocuğunuzun sağlıklı gelişimi için bir yaşından sonra kullanacaksanız mutlaka iyotlu tuz kullanın.

 

•Omega – 3 yağ asitleri çocukların beyin ve zihinsel gelişimi, göz sağlığı ve görme fonksiyonları için oldukça önemlidir. Çocuğunuza Omega – 3’ten zengin balık, ceviz, semizotu gibi besinler vermeyi ihmal etmeyin.

 

•Son bilimsel yayınlarda yeterli Omega- 3 alımının duygusal dengesizlik, düzenli çalışma bozukluğu, dikkat eksikliği, konsantrasyon zayıflığı ve öğrenme güçlüğü gibi durumlarda olumlu etkileri görüldüğü belirtilmektedir.

 

•Bebeğinize yemek pişirirken buharda, haşlama ve fırında pişirme yöntemini tercih edin. Sebze ve meyvelerdeki birçok vitamin ve mineral suda eriyen türdedir. Bu nedenle yemeklerinize 1 çay bardağından fazla su eklemeyin.

 

•Bebeğe yemek pişirirken düdüklü tencere kullanmak en sağlıklı yöntemlerden biridir.

 

•Bebeğiniz için günlük yemek pişirin. Pişirdiğiniz yemeği bir kereden fazla ısıtmayın.

 

•Salam, sosis, sucuk gibi şarküteri ürünleri bebeğinizin beslenmesinde kullanmayın.

 

•Konserve yerine mevsimindeki sebze ve meyveleri tüketmeyi tercih edin.

 

•Çocuklarınıza hamburger, patates cipsi gibi besleyici değeri olmayan, yağlı gıdalar vermeyin.

Bayramda Mide Sağlığını Korumanın 12 Yolu

BU ÖNERİLER MİDE YAKINMALARINI ÖNLÜYOR

 

1.Ara öğünlerinizi ikram tatlılarıyla geçiştirmeyin

Bayramda sindirim sistemi sorunları yaşamamak için öncelikle yediğiniz besinlerin miktarına dikkat edin ve öğünlerinizin düzenli olmasına özen gösterin. Ara öğünlerdeki tatlılar kan şekerinizi hızla yükselteceği için hızlı insülin salınımına sebep oluyor. Bunun sonucunda kan şekeriniz kısa sürede düşüyor ve bir sonraki ana öğününüzde çok daha acıkmış olmanıza yol açıyor.

 

2.Bol su tüketin

Sindirimi kolaylaştırmak ve bağırsak problemleri yaşamamak için aralarda bol su tüketin. Günde 2-3 litre su içmeyi asla ihmal etmeyin.

 

3.Gazlı içecekler, özellikle de sodayı fazla içmeyin

“Sindirimi kolaylaştırıyor” düşüncesiyle gazlı içecekler, özelikle de sodayı fazla içmeyin. Gazlı içecekler, içinde fazla miktarda bulunan karbonat tuzu, mide asidi ile birleştiğinde aşırı gaz oluşumuna sebep olarak reflü yakınmalarını, özellikle de geğirmeyi artırıyor.

 

4.Ayran, az şekerli şerbet ya da komposto için

Bayramda çay ve kahveden mümkün olduğunca kaçının. Çünkü çay ile kahve midenizin çabuk boşalmasına ve erken acıkmanıza neden oluyor. Ayrıca mide asidini artırdığı veyemek borunuzun mide ile birleştiği yerdeki kaslarda gevşemeye yol açtığı için midede yanma ile ekşimeye vereflüye yol açabiliyor.

 

5.Aşırı baharatlı ve kızartma tipi gıdalar ile ekşili soslardan uzak durun

Bu tip gıdalar mide asidinin artmasına, bunun sonucunda midede yanma, ekşime ve ağrıya yol açabiliyor. Ayrıca hemoroid

problemi olanlarda makatta yanma, ağrı ve kaşıntı oluşturabiliyor. 

 

6.Kakaolu tatlılar ile çikolataların cazibesine kapılmayın

Kakaolu tatlılar ve çikolatalar ile şekerlemelerden mümkün olduğunca uzak durun. Glisemik indeksi yüksek olan bu tip gıdalar yenildikleri andan itibaren pankreastan insülin salınımına yol açıyor ve bu hormon nedeniyle sık acıkma ile zor doyma problemi gelişiyor. Bayram süresince bu tip tatlıları fazla tüketirseniz, kilo artışı da kaçınılmaz oluyor. Dolayısıyla ikramlarda şerbetli tatlılar yerine makul ölçülerde yenilmek kaydıylaglisemik indeksi daha düşük olan sütlü tatlılar veya meyveler tercih edin.

 

7.Gün boyunca yediğiniz tatlı 1 porsiyonu geçmesin

İkram edilen gıdaları, özellikle da tatlıları gerekirse nazikçe reddedip, her ziyarette yememeye çalışın. Aksi takdirde midede artmış mide asidine bağlı olarak yanma, ekşime, hazımsızlık ve reflü sorunlarıyla karşılaşabilirsiniz. Ayrıcakan şekerinizde de kontrolsüz yükselme riskini taşırsınız.

 

8.Yemeğinizi otuz dakikadan önce bitirmeyin

Midede aşırı şişkinlik yaşamamak için ziyarette ikram edilen gıdaları belli ölçülerde tüketip, aşırıya kaçmayın. Ayrıca yemekleri yavaş yemeye de özen gösterin. Çünkü doyma sinyalleri beyne ancak 15-20 dakika arasında ulaşıyor. Hızlı yediğinizde doyacağınızdan çok daha fazla besin tüketir, bunun sonucunda da kilo alırsınız. Hızlı yemek yemekreflü, midede hazımsızlık ve şişkinlik gibi sorunlara da neden oluyor.

 

9.Sık ve az miktarlarda yemeğe özen gösterin

Sık ve fazla miktarda yemek yenildiğinde mide geriliyor ve bu gerilim kan basıncını yükseltebiliyor, kalbin yükünü artırabiliyor ve yemek sonrasında ortaya çıkan kalp krizi riskini artırıyor.

 

10.Börek ve makarna gibi hamur işlerini ölçülü tüketin

Glisemik indeksi yüksek gıdalardan olan, pasta, börek ve makarna gibi hamur işleri de pankreastan aşırı insülin salınımına sebep oluyor. Bunun sonucunda ani hipoglisemik(kan şekeri düşmeleri ataklar ortaya çıkabiliyor.

 

11.Sebze yemeklerini unutmayın

Dengeli beslenmeye özen gösterin ve sebze yemeklerini ihmal etmeyin. Bayramda yenilen şekerli tatlıların çokluğu ve lezzetlerinden dolayı hamur işlerinin daha çok tüketilmesi bağırsak hareketlerinin ve alışkanlıklarının değişmesine sebep olabiliyor. Bu nedenle mümkün olduğunca lif açısından zengin olan sebzeleri de tüketmeye önem verin. Kızartma yerine sindirimi daha kolay olan haşlama veya ızgara şeklinde pişen sebzeli ve/ veya etli yemekler tüketin.

 

12.Hazımsızlığı yürüyerek giderin

Eğer hazımsızlık sorunu yaşıyorsanız ilk yapmanız gereken şey orta tempolu bir yürüyüş. Ihlamur, rezene veya papatya çayı da hazımsızlığa karşı iyi geliyor. Öğünler arasında kısa yürüyüşler yapmanız, mide boşalmasını hızlandırıp sindirime katkıda bulunuyor.

 

Yemekten sonra uykunuz varsa televizyon koltuğunda kestirin

 

Reflüden korunabilmek için yemek yeme ile yatma arasında (tüm öğünler için geçerli) en az 2-2.5 saat olmasına dikkat edin. Mutlaka uyumak istiyorsanız çok yüksek bir yastıkta vücudunuz 45 derece olacak şekilde veya televizyon koltuğunda uyuyun.

Ataşehir Kız Öğrenci Konuk Evi Öğrencilern Gözdesi Oldu

Yüzde 33’lük bir oranla Marmara Bölgesi’nden ön lisans – lisans ve lisans üstü eğitim gören kız öğrencilerin tercih ettiği Konuk Evi’ne ayrıca, Karadeniz, İç Anadolu, Ege ve Doğu Anadolu Bölgesi’nden de talep var.

Kurulduğu tarihten itibaren başvuru sayısını artırarak devam ettiren Kız Öğrenci Konuk Evi’nin 2013-2014 dönemine ait fiyatları şu şekilde;

Ataşehir kız yurdu fiyatları kaç lira?
 
3 kişilik oda: 450 TL

4 kişilik oda: 400 TL

6 kişilik oda: 350 TL

7 kişilik oda: 325 TL

8 kişilik oda: 300 TL

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Ataşehir iPhone’da

Uygulamanın “Çek Gönder Bölümü” şu şekilde çalışıyor: Vatandaş şikayetiyle ilgili fotoğrafı çektikten ve açıklamasını yazdıktan sonra gönderiyor. Sistem, kişinin konum bilgisini alarak otomatik olarak sorunu Ataşehir Belediyesi’ne iletiyor. Belediye, ilgili birimlerini görevlendiriyor, bu işlem sonuçlandırıldığında vatandaş bilgilendiriliyor. Vatandaşlar mobil uygulama sayesinde belediyenin etkinliklerine, haber ve duyurularına da kolayca erişebiliyorlar. Vatandaşlar ayrıca uygulama içerisine konulmuş olan kent rehberi ile belediyenin hizmet alanına giren kurumların iletişim ve adres bilgilerine de ulaşabiliyorlar. Uygulamanın iPhone ve iPad için iki versiyonu mevcut. Çok yakında android uyumlu tüm cihazlarda da yayına alınacak. Appstore’dan herkes ücretsiz indirerek hemen kullanmaya başlayabilir. Appstore Link : https://itunes.apple.com/us/app/atasehir-mobil/id671842094?mt=8

 

Ataşehir Belediyesi’nde bulut teknolojisi

 

Ataşehir Belediyesi, 30 Mart 2013'te taşındığı yeni binasında Microsoft'un sağladığı en son teknoloji yazılımlarını kullanarak bulut teknolojisinden de faydalanıyor. Çok sayıda farklı konumdan vatandaşa kesintisiz hizmet vermek üzere kurgulanan bu yeni altyapının en önemli ayağını bulut teknolojisiyle her yerden çalışma olanağı sunan Office 365 oluşturuyor.

 

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Ataşehir, Geri Dönüşüm Kumbaralarını Çok Sevdi

Çevre bilincini artırarak, daha temiz ve daha yaşanabilir bir çevreye kavuşma hedefiyle hareket eden Ataşehir Belediyesi’nin ÇEVKO Vakfı’yla birlikte yürüttüğü ambalaj atıklarını geri kazanım çalışmaları mahallelerde ilgiyle takip ediliyor. Mahallelerden gelen yoğun talepler doğrultusunda ilçede iç mekan geri kazanım kutusu, geri kazanım konteyneri ve kumbara sayıları artırıldı. İlçeye yerleştirilen 70 adet geri dönüşüm kumbarasına ek olarak, yeni 25 adet geri dönüşüm kumbarası daha cadde ve sokaklara yerleştirilmeye başlandı.

 

Ataşehir Belediyesi tarafından ilçenin çeşitli merkezlerine geri dönüşüm kumbaralarının yerleştirildiği tarih olan 2009’da ayda yaklaşık 278 ton ambalaj atığı toplanıyordu. Ancak, çevreye olan duyarlılığın giderek artmasıyla birlikte 2013’te ayda toplanan ambalaj atığı miktarı 750 tona ulaştı. Yeni kumbaraların yerleştirildiği mahalleler ve yerleşim noktaları şöyle:

 

Örnek Mahallesi Ahmet Yesevi Caddesi park yanı; Mustafa Kemal Mahallesi Deniz Gezmiş Parkı girişi, Mevlana Mahallesi’ne Anafartalar Caddesi ve Şehit Emre Anşin Sokak; Küçükbakkalköy Mahallesi muhtarlık önü ve Nazım Hikmet Parkı girişi, Kayışdağ Mahallesi Kayışdağ Caddesi No: 193; İnönü Mahallesi Ulusu caddesi No: 17-19 arası ve Eski Kartal Caddesi Kar Sokak kesişimi.

 

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Ramazan Konserleri Büyük Coşkuyla Son Buldu

Ataşehir’de 26 Temmuz’da başlayan Ramazan konserleri kapsamında Halk Müziği sanatçıları Orhan Hakalmaz, İzzet Altınmeşe ve Yavuz Değirmenci konser verdi. Ferhatpaşa ve Esatpaşa mahallelerinde verilen Ramazan konserlerinin son durağı Küçükbakkalköy Mahallesi oldu.

 

Çocuklar için animasyon gösterileri ile başlayan gece, sema gösterisi, Kenan Işık şiir dinletisi ve Yavuz Değirmenci konseri ile devam etti. Kenan Işık’ın söylediği şiirlerle duygusal anlar yaşayan yüzlerce Ataşehirli, Yavuz Değirmenci’nin söylediği hareketli türkülere de eşlik ettiler. Gecenin sonunda Ataşehir Belediye Başkan Yardımcıları Sadık Kayhan ve Hüseyin Hışman tarafından Kenan Işık ve Yavuz Değirmenci’ye çiçek sunuldu.

 

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Bayramda Şeker Komasına Girmeyin

Çünkü tatlı tüketimine yönelen ve düzensiz beslenen diyabet hastalarında şeker komasına varan ciddi sonuçlar gelişebiliyor. Bayram sonrasında bu düzensiz beslenme alışkanlığını sürdüren hastalarda zamanla diyabetin komplikasyonları olan kalp damar hastalıkları, diyabetik ayak, böbrek yetmezliği ve gözde körlüğe varan tablolar da ortaya çıkabiliyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Günsoy, diyabet hastalarının Ramazan Bayramı’nda ‘şeker komasından’ korunmaları için beslenmelerinde dikkat etmeleri gereken noktaları anlattı.

 

Rutin beslenme programınızı aksatmayın

 

Rutin beslenme programınıza, yani günde 3 ana ve 3 ara öğün şeklinde beslenmeye devam edin. Böylece kan şekerini dengede tutabilirsiniz. Öğün atlamak ise kan şekerinizin düşmesine ve bir sonraki öğünde daha çok besin tüketmenize yol açar. Eğer kaçamak yaptıysanız bir sonraki öğünü azaltarak dengelemeye çalışın. Ancak bu kaçamakları rutin haline de getirmeyin.

 

Hamur işi ve yağlı besinlerden uzak durun

 

Misafirliğe gittiğinizde ikram edilen yiyecek ve içeceklerden beslenme programınızın içeriğine uygun besinleri seçin, kan şekerini yükseltecek hamur işi ile yağlı besinlerden uzak durun. Margarin ve tereyağ gibi katı yağlar yerine, zeytinyağı, ayçiçeği yağı gibi bitkisel özlü sıvı yağları tercih edin. Ancak yağların, günlük diyetinizin sadece küçük bir bölümünü oluşturması gerektiğini unutmayın. Salam, sucuk gibi işlenmiş et ürünlerinden de uzak durun.

 

Çay ve kahve vücudunuzu susuz bırakır

 

Kan şekeriniz yüksek olduğu için vücudunuz daha fazla sıvı kaybeder. Fazla miktarda tüketeceğiniz çay ve kahve ise özellikle sıcak havalarda vücudunuzdan atılan sıvı miktarını artırır. Bunun sonucunda da vücudunuz susuz kalır ve mineral eksiklikleri yaşanır. Bu nedenle günde 5 fincandan fazla açık çay ve iki fincandan fazla kahve tüketmeyin.

 

En sağlıklı seçim, ayran ve soda

 

Asitli ve kolalı içeceklerden, içeriğinde yüksek miktarda şeker bulundurmaları nedeniyle kesinlikle kaçının. Ayrıca taze sıkılmış meyve sularını da yine içeriğindeki şekerden dolayı içmeyin. Bir bardak meyve suyu bile kan şekerinizi hızla yükseltebilir. Ayran ise sağlıklı bir içecek seçimi olacaktır. Ancak ayranın da fazlasını içmeyin, çünkü günlük kalori ihtiyacınızı aşmış olursunuz. Hipertansiyon probleminiz yoksa günde 1-2 şişe “sade” maden suyu tercih edebilirsiniz. Sağlıklı bir yaşam sürmek için e 2-2,5 litre su içmeyi de asla ihmal etmeyin.

 

Tatlı ihtiyacınızı sütlü ve meyveli tatlılarla giderin

 

Kan şekeriniz kontrol altındaysa ve doktorunuz aksini söylemediyse tatlı ihtiyacınızı tatlandırıcılar ile yapılan sütlü ve meyveli tatlılarla giderebilir ve bunları ara öğün olarak yiyebilirsiniz. Ancak meyve de şeker içerdiği için porsiyonlarınıza dikkat edin. Bir porsiyon meyve; bir küçük elma, dört adet kayısı, bir orta boy şeftali veya 1 taze incire eşit geliyor. Tarçının kan şekerini dengelemeye etkisi var, sütünüzün içine veya yoğurdunuza ekleyebilirsiniz. Ancak unutmamanız gereken şekerinizin dengelenmesi için tarçın tek başına kurtarıcı rol oynamaz.

 

Meyvenin yanında 1 bardak az yağlı süt veya ayran için

 

Ara öğünlerde tatlı yerine yediğiniz meyveyi tek başına tüketmeyin. Çünkü meyvenin de özünde şeker mevcut. Kan şekerinizi dengelemeye yardımcı olmak için 1 bardak az yağlı süt/1 bardak ayran/1 küçük kase kaymaksız az yağlı yoğurt veya 2 adet kepekli grisini yemelisiniz.

 

Bu besinleri ‘yasak listesine’ alın

 

Küp ve toz şeker, reçel, pekmez, bal, çikolata, dondurma, helva çeşitleri, hazır meyve suları, pasta ve tatlılar, kurutulmuş meyve gibi yiyecek ve içeceklerde yer alan şeker, vücudumuzda hızla glikoza çevrilerek kana geçiyor. Bunun sonucunda da kan şekerinde ani yükselmelere yol açabiliyor. Dolayısıyla bu tür yiyeceklerden bayram süresince de uzak durun. Bunun aksine posa içeriği yüksek olan ekmek, bulgur ile kuru baklagiller gibi nişastalı yiyecekler ise kan şekerinin daha geç ve daha yavaş yükselmesini sağlıyor. Sağlığınız için bayramda da beslenmenizde bu tip yiyeceklere daha çok yer verin.

Yaşam Çiçekleri Anaokulu

Atatürk Mah, Vatan Cad,No:24 Ataşehir

sevda@yasamcicekleri.com

http://www.yasamcicekleri.com

Sevda Özer

02164557270

02164559972

Sönmez Emlak

Ejder Sönmez

ejder_sonmez@hotmail.com

Batı Ataşehir Teknik Yapı Deluxia Suites No:3 D:140

http://sonmezemlak.sahibinden.com

2166886464

5327672298

Başta Ataşehir olmak üzere, İstanbul genelinde Emlak-Gayrimenkul Danışmanlığı