Aşırı Gebelik Kusmasına Dikkat

Migreni olan anne adaylarında bulantı daha çok görülüyor
 
Gebelerin yaklaşık % 80` inde görülen bulantı ve kusma şikayetleri, genellikle ilk adet döneminin birkaç gün sonrasında başlayıp, artarak 8. haftada dayanılması güç hale gelmektedir. Daha sonra yavaşça azalan bulantı ve kusmalar 14. gebelik haftası civarında sona ermektedir. Gebelik bulantısı oldukça inatçı, tedaviye dirençli ve sinsi bir şekilde nerede ise tüm gün boyu süren tatsız bir duygudur. Kusmalar genellikle sabah saatlerinde daha yoğun olmaktadır. Kişiden kişiye değişik günlük salınımlar gösteren bulantı ve kusma döneminin bitişi de aynı şekilde çeşitlilik göstermektedir. Ani bir şekilde biten dönemlerin yanı sıra; neredeyse tüm gebelik dönemine yayılan bulantı ve kusmalar da söz konusu olabilir. Gebelik bulantıları genellikle ilk gebelikte daha yoğun olmaktadır. Çoğul gebelikler, önceden araç tutması rahatsızlığı olanlar, anne ve kız kardeşlerinde gebelik kusması öyküsü olanlar ve migren hastalarında bulantı ve kusmalar daha yoğun olarak ortaya çıkabilir.

Psikolojik ve hormonal faktörler bulantıya yol açıyor

 
Gebelikte görülen bulantı ve kusmanın nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte; psikolojik faktörler ve hormonal değişimlerin ortak ürünü gibi görülmektedir. Kanda Beta hcg ve östrojen hormonlarının yüksek oranda bulunduğu ikiz gebeliklerde bulantı ve kusma çok daha şiddetli bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Merkezi sinir sistemindeki bulantı merkezinin hassasiyeti artmakta ve daha önceki yaşamda etkili olmayan pek çok uyaran ile bulantı ve kusma tetiklenir hale gelmektedir. Bunlar arasında kokular, besin maddelerinin tatları, ağız ve boğaza değen fırça gibi yabancı cisim uyaranları en sık rastlananlar arasında yer almaktadır.
Hamilelik döneminde mide bulantısından korunmak için anne adaylarına öneriler

•Rahatsız eden kokular (yemek, sigara, parfüm vb.), mutfak hatta kendi ev.ortamından bile uzak durulmalıdır.

•Mümkün olduğunca az ve sık öğünler tüketilmelidir

•Sabah saatlerinde kuru gıda alınmalıdır,

•Erken gebelikte sağlıklı beslenme konusunda ısrarcı olunmamalı ve bulantıyı uyaran yiyecekler bir dönem tüketilmemelidir.

•Çok gerekli olmadıkça multivitamin ve kan ilacı benzeri mide tahrişi yapacak ilaçlar kullanılmamalıdır,

•Mide yanma ve ekşimelerinin yoğun olduğu dönemlerde soda ve soğuk içecekler tüketilmelidir

•Doktorun uygun gördüğü dozda B6 vitamini, bulantı önleyici ve mide asidini azaltıcı ilaç kullanılmalıdır.

Aşırı gebelik kusması ciddi hastalıklara işaret edebilir

 
Her gebede görülmesi doğal olan bulantı ve kusmalar aşırı olduğunda, vücutta doku ve hücre içi suyunun azalmasına yol açacak bir boyuta erişebilir. Bu durum tüm sistemleri ciddi şekilde olumsuz etkileyen, hastane koşullarında tedavi gerektiren ciddi bir gebelik komplikasyonu haline dönüşmektedir. Vücuttaki tüm sistemlerin çalışmasında sıvı ve elektrolit dengeleri önemli rol oynamaktadır. Anne adayında aşırı kusma tespit edildiğinde, hemen hastaneye yatırılarak tedaviye başlanılmalıdır. Ağızdan beslenme tamamen kesilerek kan biyokimyası ve elektrolit düzeylerindeki dengesizlikler değişik serum kombinasyonları ile düzeltilmeye çalışılmaktadır. Bu arada aşırı kusmaya yol açabilecek diğer sistemleri ilgilendiren hastalıkların da incelenmesi gerekmektedir. Bunlar arasında en sık rastlananlar; peptik ülser, safra kesesi, pankreas, böbrek iltihabı ve hipertiroidi (tiroid bezinin yetersiz çalışması) rahatsızlıkları olarak sayılmaktadır. Hastanın şikayetleri tamamen ortadan kalkıp ağızdan beslenmeye başlanmadan ve kilo kaybı durmadan hastaneden taburcu olmaması gerekmektedir. Genellikle yoğun bir tedavi ile ortadan tamamen kalkan ve gebeliğin devamında bebek üzerinde herhangi bir olumsuz etkisi görülmeyen aşırı gebelik kusması, nadiren anne hayatını kurtarmak için gebeliğin sonlandırılmasını gerektirecek kadar ciddi boyutlara varabilmektedir.

Archos Arnova Chilpad Çocuklar İçin En Mükemmel Tablet

12 mm. inceliğinde ve 380 gr. ağırlağında Archos Arnova Childpad'i çocuğunuz dilediği yere götürebilir. Yeniden tasarlanmış ikonlar
, oyun, uygulama ve kitap klasörlerine direkt erişim
, çocuklar için özel olarak hazırlamış uygulama marketi "AppsLib"
, Android 4.0 Ice Cream Sandwich (ICS) işletim sistemi
, 1GHz hız ve 1GB
 
RAM kapasiteli Childpad, çok eğlenceli.
 
Arnova ChildPad 4GB* standart hafızası ile harikalar yaratıyor. Bu çocuğunuz için 5 film, 40,000 fotoğraf ve 2,000 müzik depolama alanı anlamına geliyor. Üstelik ailelerin özel bir uygulama ile güvenlik kontrolü sağlayabildiği Childpad, çocuğunuz için en renkli ve doğru seçim. Arnova ChildPad ile 6 ay sınırz ebeveyn kontrol uygulaması Editions Profil ürünü "Mobile Parental Filter" ücretsiz olarak geliyor. Çocuklar online tehlikelerden uzak tutuluyor.
Çocuğunuz için en iyi teknoloji ChildPad.
 
 

Bu Hastalık Bebeklerde Böbrek Yetmezliğine Neden Olabilir

İdrar yolları enfeksiyonunun tekrarlamaması içinse altta yatan nedenlerin gözden geçirilmesi ve ortadan  kaldırılması gerekiyor. International Hospital Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Şeyma Ceyla Cüneydi, idrar yolları enfeksiyonuna zemin hazırlayan en önemli faktörün vezikoüreteral reflü ve böbrek taşları olduğuna dikkat çekerek, “Her iki hastalık da bebeklerde böbrek yetmezliğine götürecek kadar tekrarlayan idrar yolları enfeksiyonu yapabiliyor.” diyor.
Huzursuzluk ve ağlama enfeksiyon belirtisi olabilir

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Şeyma Ceyla Cüneydi, süt çocuklarında görülen idrar yolları enfeksiyonu belirtilerinin erişkin veya büyük çocuklardan farklı olabildiği uyarısında bulunarak şu bilgileri veriyor: “Karın ağrısına bağlı huzursuzluk iştahsızlık, kusma, ateş, idrarda koku, idrar yaparken ağlama, bulanık idrar, kilo alamama ve ciltte solukluk bebeklerde görülen tipik belirtileri.  Bebeğin yaşı ne kadar küçükse idrar yolları enfeksiyonundan şüphelenmek o kadar zorlaşıyor. Çünkü bu belirtileri çok belirgin göstermeyebiliyor. Özellikle huzursuzluk yenidoğan döneminde gaz ile karıştırılabiliyor. Bu yüzden nedeni açıklanamayan huzursuzluk ve ağlama sorunundan idrar testi yaptırarak bu şüpheden kurtulmak gerekiyor.”

Kız bebekler içi köpükle dolu banyo suyunda bekletilmemeli

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Şeyma Ceyla Cüneydi, idrar yolları enfeksiyonunun oluşumundaki nedenleri şöyle sıralıyor:”Hijyen sorunu, anatomik bozukluklar, böbreklerde taş, kronik kabızlık, idrar yapma bozuklukları, cinsiyet ve sünnet rol oynuyor. Kız çocuklarında idrar yollarının son kısmı olan üretra erkek çocuklara göre daha kısa olduğu için ve bez kullanımından dolayı  idrar yolları enfeksiyonu daha sık görülüyor. Bu nedenle kız çocuklarında ön temizlik önden arkaya doğru yapılmalı ve arkaya getirilen bezle ön taraf tekrar silinmemeli. Çünkü perine denilen makat ve vajina arasındaki mikroplar bu yolla idrar yollarına ulaşabiliyor. Dikkat edilmesi gereken bir nokta da kız bebekleri içi köpükle dolu banyo suyunda fazla  bekletmemek. Aksi takdirde vajina florası bozulur ki bu da yararlı mikropların oradan uzaklaşmasına neden oluyor.”
Sünnetsiz erkek bebeklerde risk 10-20 kat artıyor
Erkek çocuklarda ilk 1 yıl içinde ateşli idrar yolları enfeksiyonu tanısı alan  çocukların yüzde 90'nın sünnetsiz olduğu ortaya konmuş. Sünnetsiz erkek çocukların sünnetli olanlara oranla 10-20 kat daha fazla idrar yolları enfeksiyonuna yakalandığı biliniyor.

Enfeksiyon bebeklerde sık tekrarlayabiliyor

 
İdrar yolları tanısı tam idrar tahlili ve idrar kültürü ile konuyor. Tedavisi de antibiyotikle yapılıyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Şeyma Ceyla Cüneydi, uygun antibiyotik tedavisiyle bebeğin hızlı ve tam olarak iyileştiğini belirterek şunları söylüyor: “Tedavi süresi ortalama 7-14 gün arasında sürüyor. Antibiyotik seçimi ve uygulama yöntemi çocuğun yaş ve klinik durumu ile kültür antibiyograma bağlı olarak değişiyor. Ancak bir yaşından küçük çocuklarda, kızlarda, idrar yapma bozukluğunda ve vezikoreteral reflü varlığında idrar yolları enfeksiyonu tekrar edebiliyor. Bu durumda hiçbir neden bulunamıyorsa günde tek ve düşük doz antibiyotikle 6 ay koruma tedavisi uygulanıyor.

Tedavide geç kalınırsa böbreklerde ciddi hasar bırakabilir

 
İdrar yolları enfeksiyonunun tedavi edilebilen bir hastalık olduğuna dikkat çeken Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Şeyma Ceyla Cüneydi, ancak tedavide geç kalındığında veya hastalık sık tekrarladığında böbreklerde yara ve doku ölümü, bunun sonucunda da fonksiyon bozuklukları ortaya çıkabildiği uyarısında bulunarak şunları söylüyor:” Dolayısıyla huzursuz, iştahsız, kilo almayan, idrarda kokusu olan, bulanık ve kanlı  idrar yapan, kusan, ateşi ve ciltte solukluğu olan bebeklerin idrar yolları enfeksiyonu açısından mutlaka irdelenmesi gerekiyor. Anne ve babaların bu yakınmadan biri bile varsa çok fazla oyalanmadan, başka nedenlere yormadan  doktora başvurmalıları çok önemli.”

Nedenleri neler?

•Anatomik bozukluklar arasında en sık vezikoüreteral reflü idrar yolları enfeksiyonuna neden oluyor. Vezikoüreteral reflü; idrar yapma sırasında mesanedeki kapakların tam kapanamamasından dolayı idrarın böbreklere gitmesi sonucu oluşuyor. Mesanedeki mikropların yukarı üriner sisteme taşınması böbrek iltihaplanmalarını arttırıyor.

•Üriner sistemde taş olması da mikropların çevresine daha kolay oturmasına yol açıyor.

•Kronik kabızlıklar idrar yolları enfeksiyonunu kolaylaştırıyor. Mesane arkasındaki bağırsaklarda biriken dışkı mesaneye baskı yapıyor ve mesanede sürekli boşalmayan idrar kalıyor. Mesaneye ulaşan mikrop bu birikimde kolaylıkla üreyebiliyor.

Chevrolet Trax, Şehir Gezginlerinin Vazgeçilmezi Olacak

Orta ve Batı Avrupa'daki tüketicilerin daha küçük ve kompakt otomobillere yönelimi esas alınarak tasarlanan Chevrolet Trax, Avrupa yolculuğuna başlıyor. Chevrolet’nin yeni Mini SUV modeli Trax, ilkbaharda Avrupa'daki Chevrolet bayilerinde satışa sunulacak. Trax 140 hp gücünde ve 200Nm tork üreten 1.4L turbo şarjlı benzinli motor, 115hp gücünde ve 155Nm tork üreten 1.6L benzinli motor seçenekleriyle Avrupa ile eşzamanlı olarak yaz ayları başında Türkiye’de de satışa sunulacak.

5 Koltuklu Chevrolet Trax’ta, koltukların sekiz farklı konfigürasyonda düzenlenebilmesiyle birlikte aracın köşelerine ve girintilerine zekice konumlandırılmış saklama bölümlerine yüksek miktarda eşya konulabiliyor. Tüm bunlara rağmen Trax yalnızca 4,25 metre uzunluğa ve 1,77 metre genişliğe sahip. Üstelik, SUV sürücülerine yine aynı yerden yüksekte olma hissini de sunuyor.

Chevrolet Avrupa’nın Başkanı Susan Docherty konuyla ilgili olarak: "Trax, Chevrolet'nin büyüyen SUV segmentine yeni bir model sunmasını sağlayacak. Ayrıca bu araç şehir gezginlerinin ihtiyaç duyduğu esnekliği, olağanüstü yakıt verimliliği ve binek otomobiline benzer yol tutuşu ile öne çıkacak. Chevrolet onlarca yıldır güvenilir ve yüksek kapasiteli SUV’lar üretmesiyle tanınıyor. Trax, geleneksel Chevrolet değerlerine yenilerini eklemeye devam edecek. Trax, Chevrolet'nin temel uzmanlıklarından biri olan olağanüstü SUV’lar üretmenin ve satmanın modern bir ifadesidir" dedi.

Chevrolet Türkiye Genel Müdürü Tolga Atmaca ise Trax’ın Türkiye yollarında yaz aylarının başında görülmeye başlanacağını belirtti. Atmaca Mini SUV segmentindeki araç satışlarının, Avrupa otomotiv pazarındaki düşüş trendini yavaşlattığını belirtti. Atmaca “Segmentte 2008'de 130 bin 214 otomobil satıldı ve bu miktar %0,7'lik bir pazar payına denk düşüyordu. Segment satışları 2012'de 264 binin biraz altına kadar çıktı ve pazar payı da yüzde ikinin biraz altına ulaştı. Tüm işaretler, bu segmentin pazar payının sürekli olarak arttığını gösteriyor. 2018 itibariyle Avrupa’da toplam satışların neredeyse iki katına çıkacağı ve pazar payının %2,8'e ulaşacağı tahmin ediliyor. Trax ile yaşamları ağırlıklı olarak modern şehirlerde geçen müşterilerimizin ihtiyaçlarını karşılamaya dönük bir aracı satışa sunmuş olacağız” şeklinde konuştu.

Küçük SUV’lar birisi turbo şarjlı, yüksek verimli iki benzinli motor ve gerektiğinde devreye giren Akıllı 4-Çeker (AWD) seçeneği ve yeni nesil bir bilgi-eğlence sistemi olan MyLink ile birlikte sunuluyor. Interaktif Bilgi ve Eğlence Sistemi Chevrolet MyLink, cep telefonu bağlantısı, adres defteri, müzik, resim ve uygulamalar gibi akıllı telefonlarda yer alan içeriği 7 inç boyunda dokunmatik ekrana entegre ediyor.

Chevrolet Hakkında

Chevrolet 130'dan fazla ülkede yaklaşık 4 milyon yıllık araç satışıyla General Motors’un en büyük küresel markasıdır. Satışları bakımından küresel çapta en büyük dördüncü otomobil markası olup aynı zamanda dünyadaki en hızlı büyüyen markalardan biridir. Chevrolet otomobilleri tutkuyu, cesur tasarımı ve kullanışlılığı birleştirir. Harcanan paranın karşılığını büyük ölçüde verir. Chevrolet markası 2005 yılında Avrupa’da yeniden piyasaya sürülmesinin ardından 2008 yılında satışlarını 500.000’in üzerine çıkararak iki kattan fazla arttırdı. Chevrolet 2010 yılında 477.194 adet otomobil satışıyla Avrupa’daki pazar payını yüzde 2,5'e yükseltti. Chevrolet Avrupa’da 2.700'den fazla bayi ve servis noktasından oluşan bir ağa sahiptir. Chevrolet ürün yelpazesi Spark şehir otomobilini, küçük Aveo’yu, kompakt dört kapılı Cruze’yi, Captiva SUV’u ve efsanevi Corvette spor otomobillerini kapsar. Chevrolet 2011 yılında piyasaya yedi yeni otomobil sürüyor: tamamen yeni Orlando aile vanı, yeni Captiva SUV, Corvette Grand Sport Coupé, tamamen yeni beş kapılı ve dört kapılı Aveo, beş kapılı Cruze, Camaro coupé ve kabriole ve ödüllü uzun menzilli Volt elektrikli otomobil. Chevrolet’nin Avrupa’daki en büyük pazarları Rusya, İtalya, Almanya, İspanya, Fransa ve Türkiye’dir. 1911 yılında İsviçre göçmeni Louis Chevrolet tarafından ABD’de kurulan Chevrolet markası 2011 yılında yüzüncü yıldönümünü kutladı. Chevrolet hakkında daha fazla bilgiye http://www.chevroleteurope.com , http://www.chevrolet.com.tr veya www.gmmediaturkey.com web adreslerinden ulaşabilirsiniz.

 
 

Tıkalı Burun Kalbi Yoruyor

Burun tıkanıklığı subjektif bir şikayet aslında. Kimi ciddi bir darlık olmasa bile psikolojik nedenlerle burun tıkanıklığı yüzünden nefes alamadığından yakınırken, kimi ise burnu tıkalı olduğu halde hayatına normal bir şekilde devam edebiliyor. Genellikle soğuk algınlığı, grip veya sinüzit gibi çeşitli enfeksiyonlar nedeniyle oluşan burun tıkanıklığı birkaç gün içinde geçiyor ve sorun oluşturmuyor. International Hospital Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Aras Şenvar, bunun aksine deviasyon gibi nedenlerle oluşan tıkanıklığın kalıcı olduğu için uzun vadede ciddi sağlık problemlerine yol açabildiği uyarısında bulunarak şunları söylüyor:  “Bu yüzden burunda eğrilik (deviasyon), burun etlerinin büyümesi gibi nedenlerle sürekli olan burun tıkanıklığı, gündüz  rahatsız edici burun tıkanıklığı, özellikle geceleri burundan nefes alamama, ağız açık uyuma, horlama, sık uyanma, sabahları yorgunluk gibi yakınmalar varsa mutlaka bir kulak burun boğaz uzmanına başvurmalı. Aksi halde vücutta oksijen azlığı nedeniyle kısa ve uzun vadede pek çok sağlık sorunu gelişebiliyor.” diyor.    

Akciğer hastalıkları ve kalp büyümesi gelişebilir

Burun tıkanıklığı akciğerlerimizde yeterince oksijen-karbondioksit değişimi olmasını önlüyor. Bunun sonucunda vücudumuzdaki kan, ihtiyacı olan oksijeni alamıyor.  Kan da dokulara oksijen ulaştırma işlevini tam olarak yerine getiremiyor, eksik oksijen götürüyor.  Vücuttaki oksijen az olduğu zaman  dokular hasar görüyor ve ardından birtakım hastalıklar ortaya çıkmaya başlıyor. Hastanın uykusu sık sık bölünebiliyor. Hasta sabahları yorgun ve uykusunu alamamış şekilde kalkabiliyor. Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Aras Şenvar, daha da önemlisi kalbin bu eksiği tamamlayabilmek için daha çok çalışmak, daha sık atmak zorunda kaldığını belirterek, “Kalbin yorulması nedeniyle de uzun vadede, ritim bozukluğu, hipoksi, solunum yollarında rezistans artışı veya kalp büyümesi gibi yaşamı tehdit eden sorunlar ortaya çıkabiliyor. Yine vücudumuzdaki yetersiz oksijene bağlı olarak akciğerlerimiz de sıkıntıya giriyor ve kronik akciğer hastalığı başlayabiliyor.” diyor. 

BURNUMUZ NEDEN TIKANIYOR?

•Deviasyon: Burnu ortadan ayıran ve septum adı verilen, kıkırdak ile kemikten oluşan yapı doğuştan veya düşme ya da burun üstüne gelen darbeler nedeniyle sağa ya da sola doğru eğik olabiliyor. Ancak deviasyonun sorun oluşturması için tıkanıklığın ciddi boyutlarda olması gerekiyor.

•Hormonal değişimler: Kadınlarda adet dönemlerinde ve hamilelikte yaşanan hormonal değişimler burun etlerinin şişmesine yol açarak tıkanıklık yapabiliyor.

•Büyük burun etleri: Halk arasında burun eti denilen konkalar yapısal olarak büyük olabiliyor veya damarsal yapılarındaki sinirsel kontrolün bilinmeyen bir nedenle bozulması sonucu büyüyebiliyor.

•Burun içindeki kitleler: Özellikle alerjik nezleli hastalarda görülen ‘polip’ gibi kitleler de burnu tamamen tıkayabiliyor. İyi huylu kitlelerin yanı sıra tümörler burun tıkanıklığı yapabiliyor.

•Alerjik nezle ve enfeksiyonlar: Alerjik nezlesi olan hastaların burun etleri normal popülasyona göre biraz daha şiş ve ödemli oluyor. Bunun yanı sıra soğuk algınlığı, girip ve sinüzit gibi enfeksiyonlar da burun tıkanıklığı nedeni olabiliyor.

AMELİYAT NE ZAMAN GEREKLİ?

Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Aras Şenvar, burun tıkanıklığında ameliyatın gerekli olduğu durumları şöyle anlatıyor:

•Nedeni deviasyon ise tek çözüm operasyon
Burun tıkanıklığının nedeni deviasyon ise yani kemikte veya kıkırdakta eğrilik ya da  kayma varsa ve hastanın şikayetleri de buna bağlıysa tek çözüm cerrahi yöntem oluyor. 

•Kronik sinüzitte öncelik medikal tedavide
Hastanın kronik sinüziti varsa öncelikle medikal tedavi uygulanıyor. Eğer sorun bu yöntemle çözülememişse veya sinüzit sık sık tekrarlıyorsa, özellikle anatomik problemi veya deviasyonu olan burunda cerrahi yönteme başvurmak gerekebiliyor. Endoskopi ile sinüslerin her noktasını tek tek görerek buruna zarar vermeden doğru yerleri temizlemek ve hastayı rahatlatmak mümkün olabiliyor.

•Alerjik nezlede veya iyi ya da kötü huylu tümörlerde
Alerjik nezleye bağlı burun tıkanıklığında hemen cerrahi tedaviye gerek duyulmuyor. Öncelikle burun spreyleri ve çeşitli ilaçlardan yararlanılıyor. Bu tedavi genellikle işe yarıyor ve burun tıkanıklığı sorunu gideriliyor. Ancak tedavinin uzun süre devam etmesi isteniyor. Eğer kalıcı çözüme ihtiyaç duyuluyorsa cerrahi yöntemden faydalanıyor. Burun içinde polip varsa medikal tedavinin yanı sıra burnun içini temizlemek için cerrahi yönteme başvurulabiliyor.

“Şok Hizmet” ten Fetih Harekatı

Uygulama kapsamında mahallede yer alan cadde ve sokaklar temizlendi. Yol kenarlarındaki ağaçların budama ve bakımları yapıldı. Okul ve cami gibi kamusal alanlar ilaçlandı ve temizlendi. Kapalı olan rögar ve yağmur suyu kanallarına müdahale edildi. Mahalledeki çöp konteynırları yıkandı ve boyandı. Yapılan çalışmaları denetleyen Ataşehir Belediye Başkan Yardımcısı İsmail Kabakçı ile birim müdürleri ise, Fetih Mahallesi sakinlerinin sorunlarını dinledi ve sorunlarına anında çözüm üretti.

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Ataşehir Sağlığına Sahip Çıkıyor

Bu ve buna benzer etkinliklerin halkın böbrek sağlığı konusunda aydınlanması için önemli olduğunun altını çizerek konuşmasına başlayan İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu konuşmasının devamında, böbreklerin yapısına, böbreklerin fonksiyonuna, kronik böbrek yetmezliğine ve evrelerine, kronik böbrek hastalığı kimlerde gelişme gösterebilir, kronik böbrek hastalığından nasıl korunmak gerektiği hakkında bilgi verdi. Doç. Dr. Neşe Karaaslan Bıyıklı ise, böbrek ve çocuk sağlığı hakkında katılımcıları aydınlattı. Konferans, soru ve cevap kısmının ardından son buldu.

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Ataşehir Tıp Bayramı’nı Kutladı

Konser öncesi konuşan Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi, sağlık emekçilerinin bayramını kutladı. Başkan İlgezdi “Yanlış sağlık politikaları sebebiyle, çok zor koşullarda görev yapmaya mecbur kalan tüm sağlık emekçileri ile yılda bir kez de olsa birlikte olmaktan mutluluk duyuyorum. Sağlık hizmetlerinin herkes için; eşit, parasız ve ulaşılabilir olması gerektiğine inanıyorum. Bunu sağlamanın öncelikli yolu; sağlığa daha fazla kaynak aktararak, genel kalitesinin artırılmasıdır. Bu çerçevede de sağlık çalışanlarının refah seviyelerini yükseltmek için gerekli düzenlemeler yapılmalıdır” dedi.

Özellikle son aylarda artış gösteren, sağlık emekçilerine karşı görevlerinin başında yapılan fiziksel saldırıları da şiddetle kınayan Başkan Battal İlgezdi şunları söyledi: “Sağlık alanında ki tüm çalışanların emeklerinin gerçek karşılığını alabildikleri, şiddete maruz kalmadıkları bir ortamda görevlerini yapabildikleri bir çalışma ortamı diliyorum. Bunun için de gerekli düzenlemelerin yapılması gerektiğine inanıyorum. Halkın çağdaş, insani koşullarda sağlık hizmeti alması için tüm iyi niyet ve özveriyle hizmet vermeye çalışan başta doktorlarımız, hemşirelerimiz olmak üzere tüm sağlık emekçilerimizin, Ataşehir Belediyesi olarak yanlarında olduğumuzu bir kez daha vurgulamak istiyorum. Bu duygularla hepinizin Tıp Bayramını tekrar kutluyorum”

Başkan Battal İlgezdi daha sonra, Ataşehir Belediyesi tarafından kurulan ve günde yüzlerce hastaya tedavi sunarak ilçedeki sağlık hizmetlerine büyük katkı sağlayan Türkan Saylan Tıp Merkezi’nin doktor ve sağlık çalışanlarına çiçek verdi. Tıp sektöründe çalışanlar için düzenlenen eğlence daha sonra, asıl mesleği doktorluk olan Sanatçı Ferhat Göçer’in konseriyle devam etti. Sevilen şarkılarını seslendiren Ferhat Göçer, sağlık çalışanlarına verdiği değerden dolayı Başkan İlgezdi’ye teşekkür ederken, Başkan İlgezdi de sanatçıya geceye katılımından dolayı plaket ve çiçek sundu. Sağlık çalışanları gece boyunca Ferhat Göçer’in şarkılarıyla eğlendi.

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Sınavda Başarı İçin Beslenme Önerileri

Bazı gıdalar konsantrasyonu azaltır

Sınav öncesi beslenme hazırlığı, tıpkı bir maraton koşucusunun ön hazırlığına benzemektedir. Vücutta kan şekerinin koşu esnasında tedarik edilmesi ve kas faaliyetleri için gerekli enerjinin kısıtlanmaması açısından karbonhidratların depolanması önemlidir. Bunlar kan şekerinin dengesini kısa sürede bozacak olanlardan değil, “kaliteli” olarak adlandırılan ve kan şekerini uzun süre dengede tutabilen karbonhidratlardan sağlanmalıdır. Bu karbonhidrat türleri beyaz ekmek, şeker ve çikolatadan değil; lifli gıdalardan, siyah ekmekten, sebze ve meyvelerden elde edilmelidir. Çok hızlı iniş çıkış gösteren kan şekeri, konsantrasyon azalmasına ve baş dönmesinde görme sorununa kadar etkisini gösterebilmektedir.

Beslenme alışkanlıklarınızın dışına çıkmayın

Sınava girecek kişiler için sınav öncesi beslenmesi ve sınav günü beslenmesi büyük önem taşımaktadır. Bu dönemde stres yüksek olduğu için yemek konusunda kişiler zorlanmamalıdır. Herkesin yemek alışkanlığı ve damak zevki farklı olduğundan yararlı diye bazı besinleri yemesi konusunda öğrencinin üzerine gidilmemeli, beslenme alışkanlıklarının dışına çıkılmamalıdır. Kişinin alışkanlığı olan, daha önce yediğinde vücutta reaksiyon vermeyen besinler alınmalıdır. Besin zehirlenmeleri riski olduğu için 1 gün öncesinde dışarıda yemek yenmemelidir. Yenilmesi zorunlu ise mayonez, tavuk gibi çabuk bozulabilecek gıdalardan sakınılmalı ve açıkta satılan gıdalar tüketilmemelidir.

Karışık yemeklerden uzak durun

Sınavdan bir gün öncesinde gaz problemi oluşturacak kurubaklagil, lahana gibi besinlerin tüketiminden kaçınılmalıdır. Başarıyı olumsuz etkileyeceği için; kızartma, birçok besinin bir araya gelmesiyle oluşan karışık yemekler, çok yağlı, ağır soslu yemekler tercih edilmemeli mümkün olduğu kadar hafif, yağsız besinler tüketilmelidir.

Kilo dengesizliği, mide bulantısı ve baş dönmeleri önlenebilir

Yoğun stres ile gelişen yeme davranış bozukluğu; kilo kayıpları veya aşırı kilo alma, mide bulantısı, kabızlık ve baş dönmeleri gibi birçok sağlık problemine sebep olabilir. Bu dönemde yeterli ve dengeli bir beslenme programı uygulanırsa; hem sağlık problemlerinden korunma hem de doğru besin seçimi ile başarıyı artırmak mümkün olabilir.

Kuşburnu ve papatya çayı tüketilebilir

Özellikle bu dönemde çok fazla çay, kahve ve kola içmek; kalp çarpıntısına, huzursuzluğa, geç saatlerde de uykusuzluğa, korku ve endişeye neden olur. Kolalı içeceklerde bol miktarda kafein içerir. Bunların yerine C vitamini içeriği yüksek kuşburnu, papatya, adaçayı gibi bitki çayları tüketmek daha doğrudur.

Stresi azaltıp mutlu olmak için…

Konsantrasyonun artması için; balık, ceviz, zeytinyağı, yeşil yapraklı sebzeler, kırmızı et, pekmez, maydanoz, yeşil biber, kivi, portakal, kuşburnuna   haftalık ve günlük beslenmede yer verilmelidir. Stresi azaltmak ve mutluluk hormonun artmasını sağlamak için de;  tam buğday ekmeği, bulgur pilavı, kepekli makarna, tam buğday unundan yapılmış kekler  (ölçülü olmak kaydı ile ), süt, yoğurt, ayran, peynir, muz   tüketilebilir.

Sınav sabahı kahvaltısı altın kural

Bilimsel çalışmalar sınav sabahı iyi bir kahvaltı ile güne  başlayan çocukların sınavda  daha başarılı olduğunu göstermektedir. Sabah stresle beraber mide bulantısı ve iştahsızlık olması çok doğaldır. Bu yüzden diğer zamanlara göre miktarlar az tutularak sağlıklı besinlerin tüketimi sağlanmalıdır. Yapılan en büyük hata beynin şeker ile çalışmasından dolayı fazla miktarda çikolata ve basit şeker içeren tatlıların tüketimidir. Bunlar kan şekerini hızla yükseltip düşürdüğü için beynin şekere olan ihtiyacını karşılamaz aksine kanda hipoglisemi olmasından dolayı tüketimi önerilmez. Bu yüzden sıvan sabahı, süt, ekmek, yulaf, meyve gibi besinler tüketilmelidir

Örnek Kahvaltı

•1 bardak meyve suyu (taze sıkılmış  tercih edilir)

•1 dilim peynir

•1 yumurta (haşlanmış veya yağsız tavada omlet)

•1 tam ceviz veya 5-6 badem

•4-5 adet zeytin

•1 tatlı kaşığı pekmez1 -2 dilim tam buğday ekmeği

•1 kivi veya 5-6 çilek veya 1 yemek kaşığı kuru üzüm domates, salatalık

Suyun Vücuda Sağladığı 10 Fayda

Su hayatın temeli. Çünkü insan vücudunun suya olan ihtiyacı, besine duyulan ihtiyacından çok daha fazla. İnsan vücudu gıda almadan ortalama sekiz haftaya kadar dayanabilirken susuz kaldığında bir hafta bile yaşayamıyor. Vücudumuzun yüzde olarak çok büyük miktarı sudan oluşuyor. Vücuda alınan suyun, terleme, solunum, idrar ve benzeri aktivitelerle günde yaklaşık 2-3 litrelik kısmı kaybediliyor. Normal koşullarda bu kayıp günde ortalama 2-2,5 litre yani 10-12 bardak su tüketerek yerine koyulabiliyor. Ayrıca normal kilonun üzerine çıkılan her 10 kilo için ekstra 1 bardak su tüketilmesi gerekiyor. 22 Mart Dünya Su Günü öncesinde Acıbadem Kadıköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Evrim Demirel, suyun hayatımızdaki yeri ve yeterli miktarda alınmadığında sebep olduğu sorunlarla ilgili bilgi veriyor.

Suyun Vücuda Sağladığı 10 Fayda 

Su, vücudun tüm sistemlerinde önemli rol oynuyor. Eklemlerden bağırsaklara, deriden böbreklere kadar her organın suya ihtiyacı var.

1-Karbonhidrat, protein ve vitamin gibi önemli besin öğelerinin vücut içerisinde gerekli bölgelere ulaşmasına yardımcı oluyor.  

2-Hücrelerde ve bağırsaklarda oluşan artık maddelerin böbreklerle taşınıp, daha sonra vücut dışına atılmasına katkıda bulunuyor.

3-Eklemlerin daha kaygan olmasına olanak sağlıyor.

4-Gözlerin, ağzın ve burnun nemli olasını sağlarken derinin nemini kontrol altında tutuyor.

5-Vücut ısısını dengelerken kanı yeterli hacimde tutuyor.

6-Kullanılan ilaçların gerekli olan yerlere ulaşmasını sağladıktan sonra oluşan artık maddelerin vücuttan atılmasına yardımcı oluyor.

7-İşlevsel yararları dışında günlük yaşamımızda doygunluk hissine çok daha çabuk ulaşmamızı sağlayarak ve iştahı keserek zayıflamayı hızlandırıyor.  Sağlıklı ve dengeli bir beslenme ile birlikte tüketilen su, iyi bir iştah kesici. Özellikle kilo kaybını sağlayan beslenme programlarında öğünlerden önce içilen ikişer bardak su iştahı azaltıyor.

8-Bağırsak hareketlerini hızlandırarak kabızlığı önlüyor.

9-Metabolizmanın da daha iyi çalışmasına yardımcı olarak kilo vermeyi sağlıyor.

10-Zayıflama sırasında yağların yanması ile oluşan artık ürünlerin atılmasına da katkıda bulunuyor.

Susuz kalmak vücudu kurutuyor, zihni bozuyor

Yetersiz su içilmesi birçok sağlık sorununu beraberinde getiriyor. Susuz kalan vücut, kendi suyunu tutmaya çalışıyor.  Sonuç olarak idrara az çıkılıyor, kan hacmi azalıyor ve tansiyon düşüklüğü görülüyor. Deri, dışkı ve akciğerler ile su kaybı devam ettiği için vücut kuruyor ve sağlığını yitiriyor. Vücuttaki suyun azalması sindirim sistemi bozuklukları, bağırsak sıkışmaları, zihinsel performansta bozulmalar, beden hareketlerinde azalma ve baş ağrılarını beraberinde getiriyor. Hatta uzun süreli susuzluk sonrasında vücuttaki sıvı miktarının yüzde 15’inin kaybedilmesi, komaya ve hatta yaşamın kaybedilmesine bile sebep olabiliyor.

Tuzlu ayran ve soda kaybedilen suyu yerine koyuyor, ama fazlasına dikkat!

 
Bazı özel durumlarda vücudun suya olan ihtiyacı daha da artıyor. Bağırsak enfeksiyonlarında, besin zehirlenmelerinde, ishal ve kusma gibi durumlarda sodyum ve potasyum kayıpları çoğalıyor. Bu kayıpları karşılamak için sıvı tüketiminin daha da artırılması gerekiyor. Bunun dışında aşırı sıcak havalar ve fiziksel aktivitenin fazla olması da ter yolu ile sıvı kaybına neden olduğu için yine su tüketimi artırılmalı. Bu özel durumlarda tuzlu ayran veya sodanın da tüketilmesi kaybedilen suyun daha hızlı yerine konulmasını sağlıyor. Fakat koşulların normal olduğu durumlarda su yerine sürekli aşırı miktarda soda tercih edilmesi gereksiz ve kötü sonuçlar doğurabiliyor. Özellikle yüksek tansiyonu olan kişilerde sodyum oranı yüksek olan soda tüketimi fazla olursa tansiyonda daha da yükselmeler görülebiliyor. Bunun dışında sodyum kısıtlaması bulunan böbrek hastalarında da gereğinden fazla soda tüketimi değerleriniz olumsuz şekilde etkilenmesine neden oluyor.

Hiçbir sıvı, yerini tutamıyor

Soda ve ayranın dışında çay, kahve ve meyve suyu gibi içecekler de gün içerisinde alınması gereken sıvı miktarının bir kısmını oluşturuyor. Fakat yine bu tarz sıvıların tüketiminin sudan fazla olmaması gerekiyor. Dünyada tek kalorisi ve kafeini olmayan içecek su. Diğer sıvıları sudan daha fazla tüketmek kalori ve kafein fazlasına neden olarak sağlığı olumsuz etkiliyor. 

Fazlası da azı kadar zararlı

Gereğinden fazla su tüketmek de az tüketmek kadar tehlikeli. Normal koşullarda fazla su içilmesi böbreklerin aşırı çalışmasına, vücuttaki sodyum, potasyum ve birçok mineral dengesinin bozulmasına neden oluyor. Bunlara bağlı olarak vücuttaki tüm işlevsel faaliyetler olumsuz bir şekilde etkileniyor. Bu nedenle günde 2-3 litreden fazla su içmemek gerekiyor. 

Benim Dünyam, Benim Resmim

Memorial Şişli Hastanesi’nden Pedagoji Uzmanı Dr. Melda Alantar, resim yapmanın çocuk gelişimine sağladığı katkılar hakkında şu bilgileri verdi:

“Resim çocuğun düşünme dilidir”

Resim, özellikle küçük yaşlarda sözcüklerden daha güçlü bir anlatım aracıdır. Çocukların kişilik özelliklerini, insanlar arası ilişkilerini ve değer yargılarını yansıtan güçlü bir araçtır. Bu nedenle, anne baba ve öğretmenlerin çocuklara çizme olanağı sağlamaları ve onu bu konuda cesaretlendirmeleri yeterli olurken, ilerleyen dönemlerde ise çocuğun çizme eğilimini hızlandıracak bir eğitim yaklaşımı izlenmelidir.

Resim yarışmasında dereceye giren eser sahiplerinin ödüllendirilmeleri, çocukların özgüvenlerini desteklemek ve yeteneklerinden haberdar olmalarını sağlaması nedeniyle çocuk gelişimini desteklemektedir. 

Yarışma Kuralları

1-Yarışma okul öncesi ve ilköğretim olmak üzere iki kategoride yapılacaktır.

2-Resimler, 35cm x 50 cm ölçülerinde resim kağıdına, pastel boya ile yapılacaktır.

3-Resimlerin sağ arka köşesine yarışmacının adı soyadı, yaşı, okulu, velisinin adı soyadı ve telefonu yazılmalıdır. Her yarışmacı sadece bir kez yarışmaya katılma hakkına sahiptir.

4-Yarışmacılar resimlerini en geç 15 Nisan 2013 tarihine kadar, Memorial Şişli Hastanesi, Memorial Ataşehir Hastanesi, Memorial Hizmet Hastanesi, Memorial Antalya Hastanesi, Memorial Diyarbakır Hastanesi, Memorial Kayseri Hastanesi, Memorial Suadiye Tıp Merkezi, Memorial Etiler Tıp Merkezi ve Memorial Lara Tıp Merkezi’ne elden veya posta yoluyla ulaştırabilirler.

5-Kazananlar, 22 Nisan 2013 Pazartesi günü, www.memorial.com.tr’den duyurulacaktır.

Ödüller:

1’incilik Ödülü: Vestel Bilgisayar

2’incilik Ödülü: Vestel DVD LCD

3’üncülük Ödülü: Es Aras Bisiklet

Mansiyon Ödülü: Bic Kids Boya Seti

Kemal Tanca İle Işıl Işıl Bir Yaz

Gladyatör sandalatler, stillettolar, günlük ayakkabılar bayan grubunda seçim yapmanızı zorlaştırırken, erkekler içinde renkli spor koleksiyonu ile gece ayakkabıları ve günlük modeller tasarımlarıyla büyüleyecek.
Kemal Tanca 2013 İlkbahar/Yaz koleksiyonunda da her zamanki gibi rahatlık ön planda. Kemal Tanca bayan koleksiyonunda turkuaz ve fuşya renkleri ile yanardönerli ve hologramlı derilerin, ayrıca özellikle stiletto ve çantalarda metal aksesuarlar çokça kullanıldı. Yine yazın modasına uygun olarak renkli taşlarla bezenmiş günlük ayakkabılar ve kısa topuklar vitrinlerimizi süsleyecek.
 
Kemal Tanca, ayakkabı ve şıklığın ayrılmaz parçası aksesuarlara sahip olmayı isteyen herkesi, mağazalarına ve http://www.kemaltancashop.com.tr adresindeki sanal mağazasına davet ediyor.

 
Kemal Tanca Hakkında

1950 yılında sektöre adım atan ve Türkiye’deki 95 mağazasının tamamı kendisine ait olan Kemal Tanca, ürünlerinin %90’ını yurt içinde üretilirken %10’luk kısmını ise İtalya, Fransa ve İspanya’dan ithal ediyor. Bayan ve erkek ayakkabı modellerinin yanı sıra ürünleri arasına deri aksesuarları da katan Kemal Tanca, yeni moda alışkanlıkları ile kurulan yenidünyada size en şık modellerle eşlik etmek için hayata geçirdiği Tanca Plus mağazalarında; Armani Jeans, Calvin Klein, Versace Jeans, Just Cavalli, Ferre Milano, Guess ve birçok dünya markasının ürünlerini de bulundurmaktadır.

 

Türk Telekom 2012 Yılının En Başarılı Amatör Sporcularını Ödüllendirdi

Türk Telekom sadece ürün, hizmet ve servisleriyle değil, spora yaptığı yatırımlarla da değer yaratmaya devam ediyor. Geleceğin başarılı sporcularını oluşturacak gençleri doğru ellerde yetiştirmek üzere birçok branşta altyapı yatırımları yapan Türk Telekom, 40 şehirde, amatör kategorilerdeki 27 branşta ve 46 spor kulübünde toplam 5 bine yakın sporcuyu destekliyor.
 
Türk Telekom adını verdiği amatör spor kulüplerinde faaliyet göstererek, Dünya, Avrupa, Balkan ve Türkiye şampiyonalarında madalya kazanan veya dereceye giren 2012 yılının en başarılı sporcularını 17 Mart 2013 Pazar günü Ankara Arena Spor Salonu’nda düzenlenen bir törenle ödüllendirdi.
 
Ödül töreni, Türk Telekom-Fenerbahçe Ülker basketbol maçı öncesinde gerçekleştirildi. 11 kulüpten 23 başarılı sporcuya toplam 400 bin TL ödülün verildiği organizasyona federasyon ve amatör spor kulübü temsilcileri de katıldı. Tören, Hadise’nin verdiği konserle sona erdi.
 
Türk Telekom İnsan Kaynakları, Destek ve Regülasyon Başkanı Şükrü Kutlu, yaptığı açıklamada, “Türkiye’nin iletişim altyapısını oluşturan ve işleyişini sağlamak üzere çalışan Türk Telekom’un amatör spor kulüplerine yönelik desteği, gençlere ve spora verdiği değerin önemli bir göstergesi olma özelliği taşıyor. Geleceğin başarılı sporcularını oluşturacak gençleri doğru ve emin ellerde yetiştirme adına birçok branşta altyapı yatırımları yapıyoruz. Her alanda desteklemiş olduğumuz Türk Telekom adını taşıyan amatör spor kulüplerinin ulusal-uluslararası arenada başarı gösteren sporcularını tanıtmayı ve ödüllendirmeyi kendimize misyon edindik. Bugün burada ödüllerine kavuşan genç sporcularımızın başarılarıyla gurur duyuyoruz” dedi.

Kanser Çocuk Sahibi Olma Hayallerinize Engel Olmasın

Kanser tedavisi en çok yumurtalık ve rahmi etkiliyor

Yumurtalıklar ve rahim kadın üreme sisteminde kanser tedavisinin olumsuz etkilediği 2 önemli organdır. Kanser tedavisinde kullanılan kemoterapi ilaçları ve radyoterapi, kanser hücresi yanında normal hücrelerin de ölümüne sebep olmaktadır. Yumurtalık dokusunda yumurtaların erken ve kitlesel ölümü kısırlık ve erken menopoza yol açabilir. Rahim üzerindeki olumsuz sonuçlar ise sadece çocukluk döneminde ergenlik öncesi kanser tedavisi için maruz kalınan radyasyonun etkisi ile oluşmaktadır. Rahim gelişimi ve kanlanması bozulduğu için bu kişiler erişkin yaşa ulaşır ve hamile kalırlarsa, düşükler, erken doğum gibi olumsuzlukları yaşayabilirler. Kemoterapinin ise ne çocukluk döneminde ne de erişkinlik döneminde rahim üzerinde olumsuz bir etkisi yoktur.

Yaş, tedavi şekli ve süresi belirleyici faktörler
Hastanın yaşı ve kanser tedavisinin şekli ve süresi kanser tedavisi ve/veya sonrasında kısır kalma riskini belirleyen faktörlerdir. Yaş ilerledikçe doğal olarak yumurtalık rezervi de azalma gösterir. Genç yaşta ve rezervi daha fazla olan bir hastanın yumurtalık dokusunda kemoterapi tedavisi sonrası yumurta kalma şansı ileri yaşta ve rezervi daha az olan bir hastaya kıyasla daha fazla olacaktır. Başka bir deyişle hasta ne kadar genç ise tedavi sonrası erken menopoz ve kısırlık riski de o oranda az olacaktır. Tedavinin şekli ve süresi kanser tedavisi sonrası kısırlık riskini belirleyici bir diğer faktördür.

Koruyucu önlemler alınmalı

Tedaviye başlamadan önce doğurganlığı koruyucu işlemlerin yapılması büyük önem taşımaktadır. Embriyo dondurma, yumurta hücresi dondurma (oosit) ) ve yumurta dokusu dondurma kanser tedavisine bağlı kısırlıktan korunmanın 3 yoludur.

•Embriyo dondurma sadece evli hastalarda uygulanabilir. İşlem bir tüp bebek tedavisidir. Kısırlıktan korunmada en başarılı yöntemdir, zira dondurulup çözülen embriyo başına gebelik oranları %30 düzeyindedir.

•Evli olmayan erişkin hastalar yumurta hücresi dondurma (oosit) işlemi düşünülmesi gereken bir seçenektir. İşlem aynı embriyo dondurmada olduğu gibidir. Tek fark yumurta toplama işleminden sonrasıdır. Embriyo dondurmada sperm ile döllenip saklanan yumurtalar burada döllenmeden dondurulmaktadır. Ne var ki işlemin başarı oranı embriyo dondurmadan daha düşük olup, dondurulup çözülen oosit başına canlı gebelik oranı %10-15'tir.

•Embriyo ve oosit dondurma için zamanı olmayan veya tıbbi olarak buna engel bir durumu olan hastalar ile çocuk çağı kanser hastalarında düşünülmesi gereken bir seçenektir. İşlem diğerlerinden farklı olarak ameliyat gerektirir. Genellikle kapalı ameliyat olarak bilinen laparoskopi ile girilerek yumurtalıklardan bir veya her ikisi alınarak küçük parçalar halinde dondurulmaktadır. Yumurtalık dokusu dondurma hala deneysel bir işlem olarak kabul edilmektedir, zira gerçek başarı oranı henüz bilinmese de diğer iki işlemden daha düşüktür.

Bahar Hastalıklarından Korunun

Sinir ve sıkıntınızın nedeni bahar yorgunluğu olabilir
 
Halsizlik, yorgunluk ve mutsuzluk hissi, tüm vücutta özellikle kaslarda ağrılar, uykuya dalamamak, uyanamamak ve sürekli sıkıntı hali bahar yorgunluğunun belirtileri arasındadır. Bu da,  iş performansının ve hayat kalitesinin düşmesine sebep olabilir. Bahar yorgunluğu zannedilen bazı belirtilerin altından kansızlık, hipotiroidi ( tiroid bezinin az çalışması) gibi başka hastalıklar da çıkabilir. Bu nedenle belirtiler uzadığında mutlaka bir doktora gidilmelidir. Bahara uyum sağlamaya çalışan vücut, daha uzun süre gün ışığına maruz kalır. Gecelerin kısalması ve günlerin uzaması, saatlerin ileriye alınması gibi faktörler vücudun hormon dengesini değiştirerek uyku düzenini olumsuz etkiler. Uyku düzenindeki bu değişiklikler; vücudun yeterince dinlenememesine, sürekli yorgunluğa, konsantrasyon bozukluklarına ve unutkanlığa yol açar. Özellikle yoğun iş temposuna sahip olanlar, stresli kişiler sadece baş ağrısı değil; sırt, boyun, omuz kaslarında ve vücudun çeşitli eklemlerinde ağrılar hisseder.

Bahar aylarında depresyon riski yüksek

Bahar mevsimi, kişinin psikolojik durumunu da etkiler. Bahar depresyonu, mevsimsellik göstermesi dışında genel olarak diğer depresyonlara benzer belirtiler taşıyan bir hastalıktır. Kişilerin yetersiz güneş ışığı alması beyinde bazı kimyasal maddelerin düzeylerini ve dağılımlarını bozar. Bu hormonlar kişinin vücut ısısı ayarlanması ve uyku-uyanıklık düzeninde önemli rol oynar. Biyolojik saatin bozulması ile kişi depresyona daha açık hale gelir. Güneşli havalarda daha neşeli, kapalı havalarda cansız ve melankolik olan kişilerde, çoğu zaman biyolojik saatte aksamalar söz konusudur. Genetik yatkınlığı olan kişilerde bu durum daha çabuk ortaya çıkar, intihara kadar gidebilir

 
Mide hastalıkları da artıyor
 
Özellikle bahar ve yaz aylarında en sık rastlanan sorunların başında; ülser, reflü ve gastrit gibi mide hastalıkları gelir.  Bu şikayetler genellikle; midede yanma, kazınma, ekşime ve gaz şeklinde kendini gösterebilmektedir. Mide ve onikiparmak bağırsağı ülserleri de bahar aylarında daha çok görülür. Nem ve güneş ışığı faktörleri, ülser şikayetlerini artırmaktadır. Hazımsızlık sorunu yaşayan bazı hastalarda ise bahar aylarında daha fazla tüketilen çiğ sebze ve meyvenin bu soruna neden olduğu düşünülmektedir. Bazen bu sorunlar mide kanamasına kadar gidebilir
 
Düzenli banyo yapmak soğuk algınlığından korur
 
Mevsim değişikliğine uyum sağlayamayan vücudun soğuk algınlığına yakalanma riski de bahar aylarında yüksektir. Özellikle risk gurubunda bulunan bebekler, 65 yaşın üzerinde olan kişiler, astım dahil kronik akciğer hastaları, kalp ve böbrek hastalıkları olanlar ve bağışıklık sistemini zayıflatan ilaç kullanan hastalar risk grubundadır. Hastalıktan korunmanın yolu bağışıklık sisteminin güçlü tutulmasıdır. Dengeli beslenmek, düzenli uyumak, stresten uzak durmak, spor yapmak, her gün düzenli banyo yapmak ve sigara içmemek en önemli korunma faktörleridir. 

Alerjik hastalıklara dikkat

Bahar aylarında polenlerin ortaya çıkmasıyla beraber alerjik astım ve “alerjik rinit” adı verilen hastalıklar sık görülmeye başlar. Burun hücrelerindeki alerjik değişimler; burun akıntısı, tıkanıklık, gözlerde yaşarma gibi belirtilere yola açar. Tedavi edilmeyen kişiler çok yüksek oranda (%20 civarında) astıma yakalanabilir. Alerjiyi oluşturan sebebin bulunması durumunda, hedefe yönelik tedavi yapılabilir. Şikayetlerin arttığı dönemlerde göz ve burun için çeşitli damlalar kullanılır. “Anti-histaminik” denilen bir grup ilaç, alerjinin yol açtığı şikayetleri büyük oranda tedavi eder. Astımda ise bronş açıcı ilaçlar hastaları oldukça rahatlatır.

İnternet ve Ev Telefonu Bir Arada Ayda 48 TL Yerine 29,90 TL

Kampanya kapsamında 6 GB kotalı NET6 internet ve konuştuğunuz kadarını ödediğiniz “TTNET Alo Konuştukça Öde” paketi 48 TL yerine 12 ay boyunca 29,90 TL’ye sunuluyor. Üstelik TTNET Alo’da “Akşam 7’den Sabah 7’ye evden eve ücretsiz kampanyası” ile aylık 3.000 dakika ücretsiz konuşma fırsatı sunuluyor. Müşteriler, hediye dakikalarını akşam 19.00 ile sabah 07.00 saatleri arasındaki şehir içi ve şehirler arası ev telefonu aramalarında kullanabiliyorlar.
 
Kampanya kapsamında telefonsuz internetten faydalanmak isteyen müşteriler de Yalın NET6 paketinden 48 TL yerine 29,90 TL’ye satın alabiliyor.
 
31 Mart’a kadar geçerli olan kampanyada aylık 15 TL yalın erişim ücreti ve aylık 15 TL’lik TTNET Alo sabit ücreti de alınmıyor. Tüm TTNET satış kanallarından başvurulabilecek kampanya hakkında detaylı bilgiler ayrıca www.ttnet.com.tr adresinde yer almaktadır.

TTNET Alo Konuştukça Öde Paketi: “TTNET Alo Konuştukça Öde” paketi, aranılan yöne ve konuşulan süreye bağlı olarak ücretlendiriliyor. Müşteriler, şehiriçi, şehirlerarası, GSM ve uluslararası 1. kademe sabit telefon görüşmelerinin dakikasına sadece 10 kuruş ödüyor.

TTNET Hakkında

2006 yılında tüm Türkiye’yi internete bağlamak ve dünyayla tanıştırmak amacıyla kurulan TTNET, bugün kurumsal ve bireysel hizmetleriyle sektörde öncü rol oynayan,  müşterilerine bugünün ve geleceğin iletişim teknolojilerini sunan, iletişim ve eğlence şirketidir. İletişim teknolojilerinin üç temel bileşeni olan internet, televizyon ve telefonu birlikte sahiplenen TTNET eğitim, eğlence, iletişim, güvenlik ve işletmelere özel ürünleriyle Türkiye’nin tüm iletişim ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Şirketin ürün portföyünde başta ADSL/VDSL 2-hızlı internet erişimi,  fiber internet erişimi, WiFi kablosuz internet erişimi ve iPass işbirliği ile TTNET WiFi yurtdışı erişim hizmeti, G.SHDSL, Metro Ethernet, ATM ve Frame Relay internet erişim hizmetleri bulunmaktadır. TTNET; Avea işbirliği ile TTNET Mobil markası altında GSM ve 3G dahil tüm cep telefonu hizmetleri, TTNET Alo markası ile de bireysel müşterileri için sabit telefon erişimi sunmaktadır. TTNET ayrıca; sinema ve televizyonu taşınabilir hale getiren Tivibu Web ve ev ortamında TV ekranından ulaşılabilen IPTV hizmeti Tivibu Ev'i de Türkiye’de uygulamaya başlayarak bir ilke imza atmıştır.

İnternet erişim hizmetlerinin yanı sıra TTNET’in katma değerli servisleri arasında milyonlarca şarkıyı ücretsiz dinleme imkanı sunan TTNET Müzik ve dijital oyun platformu Playstore bulunmaktadır. TTNET Güvenlik kapsamında güvenli internet için birçok ürün ve servisi kullanıcılarına sunmaktadır. TTNET İşyerim Paketleri ile de işletmelerin ihtiyaçlarına özel ürün ve servisler geliştirmektedir.
Tek faturada; internet, TV, sabit ve mobil ses hizmetlerini müşterilerine sunan TTNET, Türkiye’de bir “ilk”i daha gerçekleştirerek “dörtlü servis” dönemini başlatan ilk iletişim ve eğlence şirketi olma kimliği kazanmıştır.  www.ttnet.com.tr

Ataşehir’de Dünya Böbrek Günü Etkinlikleri

Tarih: 18 Mart / Pazartesi
Saat: 14:00
Yer: Ataşehir Belediyesi Nikah Salonu / Novada AVM üstü- Küçükbakkalköy Mahallesi
 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Sık Ağrı Kesici Kullanmak Migren Ağrılarını Şiddetlendiriyor

Acıbadem Ankara Hastanesi Nöroloji ve Ağrı Uzmanı Doç. Dr. Ali Kemal Erdemoğlu, aşırı ağrı kesici kullanımının migren ağrılarını daha da şiddetlendirdiğini ve atak sıklığını artırarak inatçı bir baş ağrısına dönüştürdüğünü belirterek şu uyarılarda bulunuyor: “Aşırı ağrı kesici kullanımında kastedilen ayda 15 tabletten fazla almak. Aylar boyunca haftada 2-3 kez ağrı kesici kullanılması hastaları bunlara daha duyarlı hale getirebiliyor. Bu yüzden baş ağrısının sürekli ve artan şiddetle devam etmesi durumunda mutlaka doktora başvurulması gerekiyor.“

Her 4 kadından biri migren hastası

Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Ali Kemal Erdemoğlu, migrenin kadınlarda daha sık görülen bir hastalık olduğuna dikkat çekerek nedenlerini şöyle açıklıyor: “Öyle ki her 4 kadından biri bu hastalığa yakalanıyor.  Bunun nedeni ise östrojen hormonunda yaşanan değişimler. Özellikle regl dönemlerinde hormonal etkilerin beyin duyarlılığını arttırması sonucu çoğu kadında ağrılar daha belirgin hale geliyor. Yüksek östrojen seviyeleri migrende iyileşme sağlayabilirken, daha düşük seviyeler migreni kötüleştirebiliyor. Örneğin bazı kadınlar  ilk migren ataklarını doğum kontrol ilaçlarına başladıktan sonra geçirebiliyor. Bunun aksine menopoz döneminde ve hamileliğin 3 ile 9´uncu ayları arasında migren krizleri seyrekleşiyor. “

Hastalar yaşamla başa çıkamayan kişiler olarak algılanıyor

 
Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Ali Kemal Erdemoğlu, şiddetli baş ağrılarının hastanın sosyal ve iş hayatında ciddi sorunlar oluşturduğuna dikkat çekerek  şunları söylüyor: “Hastalar ışık duyarlılığı nedeniyle iç ortamda güneş gözlüğü takabiliyor, yine ışık ve ses duyarlılığı yüzünden karanlık ve sessiz bir odada yatabiliyor, bulantı ile kusma sorunları sebebiyle sık sık tuvalete gidiyor, işe geç kalabiliyor ya da depresif tavırlar sergileyebiliyor. Bu nedenle çevrelerinde yaşamla başa çıkamayan kişiler veya ilaç bağımlısı olduklarını tanımlanabiliyor.

Tek taraflı zonklayıcı baş ağrısına dikkat

 
Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Ali Kemal Erdemoğlu migrenin en sık rastlanan belirtisinin, hafiften başlayarak çok şiddetli ve zonklayıcı karaktere dönüşen baş veya boyun ağrıları olduğunu  söyleyerek hastalığın belirtilerini şöyle sıralıyor: “Ağrı genelde başın bir tarafında oluyor ve en az birkaç saat sürüyor. Ağrıyla birlikte veya öncesinde gözlerde parlayan ışık parçacıkları, isteksizlik, huzursuzluk, hayattan zevk almama ve bulantı gibi yakınmalar da gelişiyor. Ağrı başladığında aynı zamanda ışık, ses ve kokuya karşı hassasiyet, baş dönmesi, sersemlik hissi, bulantı ve kusma gibi sorunlar da ortaya çıkabiliyor. Migren ağrısı geçtikten sonra hasta kendini genellikle yorgun ve bitkin hissediyor. Migrenlilerin yüzde 15-20’si görme alanında kararma, parlayıp sönen yıldızlar, renkli ve kesik kırık çizgilerin ortaya çıktığı aura dönemini yaşıyor. Bu durum, auralı migren olarak adlandırılıyor. Aura dönemini baş ağrısı dönemi takip ediyor.”

Tedavisi olan bir hastalık

 
Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Ali Kemal Erdemoğlu toplumdaki yanlış kanının aksine doğru tedavi edildiğinde migren ataklarının kontrol altına alınabildiğini ve bir süre sonra bazı hastalarda bu atakların tümüyle yok olabildiğini ifade ederek sözlerine şöyle devam ediyor:  
 
“Ancak birden fazla semptomu tetiklediği için tek bir ağrı kesici ilaç tüm sorunun ortadan kalkmasını sağlayamıyor. Ayrıca migren için sıklıkla ağrı kesiciler yazılıyor olsa da, bunlar en etkin tedavi yöntemi olmuyor. Bu nedenle migren için birden fazla tedavi ve önleme yöntemine başvuruluyor.  Migren tedavisi önleyici-koruyucu ve baş ağrısı ataklarına yönelik tedavi olarak ikiye ayrılıyor. Başvurulan çeşitli ilaçlar atakları önlemenin yanı sıra bulantı, kusma ve ışık ile sesten etkilenme gibi diğer semptomların tedavi edilmesini hedefliyor. “

Migren ataklarını önlemek için…

•Öğün atlamayın. Kan şekerini sabit tutmak için düzenli yemek yemeye özen gösterin.

•Uyku düzeninize dikkat edin. Her gün aynı saatte kalkın. Uykusuz kalmayın. Çünkü bazen tüm gün süren baş ağrılarının sebebi uykusuzluk olabiliyor. Gün ortasında uyumamaya da özen gösterin.

•Her gün aynı saatte egzersiz yapın. Düzenli olarak yapılan egzersiz stresten arınmanızı sağlıyor. Ayrıca migren ağrı eşiğin yükselterek ağrıların gelişmesini önlüyor.  

•Migreni tetikleyen faktörleri daha iyi tespit edebilmek için baş ağrısı günlüğü tutun.  

•Bol sıvı tüketin. Kalorisiz olan suyun hidrate kalmanın en iyi yolu olduğunu unutmayın.

•Migreni tetikleyebildiği için mümkün olduğunca stresli ortamlardan uzak kalmaya çalışın.

•Sodalı sıvılar ve şekerli meyve sularından uzak durun. Çok yüksek kalorili ve şekerli besinler bazı durumlarda migreni tetikleyebiliyor.

•Kahve tüketimini sınırlayın. Günlük tüketim 4-5 fincana yükseldiğinde kahve kafein bağımlılığını artırabiliyor ve uyarıcıdan gece boyu yoksun kalmak ertesi sabah migreni tetikleyebiliyor. Ayrıca çay da migreni tetikleyebiliyor. Dolayısıyla günde 6 bardaktan fazla çay tüketmeyin.

Ataşehir Belediyesi Sağlık Koşusunun Tarihi Değişti

500 yarışmacının katılacağı “Ataşehir Belediyesi Sağlık Koşusu” 28 Nisan Pazar günü saat 09:00’da düzenlenecek.

10 kilometre uzunluğundaki koşuyu tamamlayan tüm katılımcılara anı madalyası ve tişört verilecek.

Erkek ve Kadınlar sıralamasında; yarışmayı birinci bitirenlere 2.000’er TL, ikinci bitirenlere 1.500’er TL, üçüncü bitirenlere 1.000’er TL, dördüncü bitirenlere 600’er ve beşinci bitirenlere de 400’er TL ödül verilecek.

Batı Ataşehir’ den başlayacak koşu, Ataşehir’i 10 kilometre dolaştıktan sonra yine Batı Ataşehir’de son bulacak.

Ataşehir Belediyesi Sağlık Koşusu’na, koşuya katılmalarına engel olabilecek solunum yolları ve kalp hastalıkları gibi sağlık problemleri bulunan vatandaşlarımızın katılmaması önemle rica olunur.

3 saat sürecek koşu boyunca, bütün yollar saat 12:00'a kadar araç trafiğine kapalı olacak.

Koşu boyunca alınan önlemler dahilinde; 3 adet ambulans, her an hazır bulunan bir sağlık ekibi ve güzergah üzerinde acil vakalara karşı uyarılmış hastaneler koşucuların hizmetinde olacak.

 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Bhuthan Krallığı’ndan Ataşehir’e Ziyaret

Bhuthan Krallığı’ndan Afet ve Acil Durumlardan Sorumlu Bakan Namgay Wangchuk ile iki vali ve ilgili bürokratlardan oluşan heyetin, Başkan Battal İlgezdi ile gerçekleştirdiği toplantıda yapılacak ortak çalışmalar ve projeler ele alındı.

Başkan Battal İlgezdi sohbette yaptığı konuşmasında; “Öncelikle, Ataşehir Belediyesi ile Bhuthan Krallığı arasındaki ilişkiyi ve iletişimi sağlayan AKUT’a teşekkür ediyorum. Bhuthan Krallığı’ndaki insanların barışçıl ve maddiyata değer vermeyen yaşam tarzlarını öğrenince, onlara çok büyük saygı duydum. AKUT, sadece Türkiye’de değil dünya genelinde büyük işler yapıyor. Biz de AKUT ile birlikte bir deprem enstitüsü kuruyoruz. AKUT ekibi, ilişkilerinin ve işbirliğinin iyi olduğu Bhuthan Krallığı ve Ataşehir Belediyesi’ni bir araya getirdi” dedi.

Deprem ve etkileri üzerine yoğunlaşan görüşmede Başkan Battal İlgezdi, misafirlerin ülke yönetimi hakkında onlardan bilgi aldı, onlara Ataşehir’i ve Ataşehir Belediyesi tarafından yapılanları anlattı.

Misafir Bakan Namgay Wangchuk ise yaptığı konuşmada, İstanbul hakkındaki bilgileri okul hayatlarında aldıklarını söyledi. İstanbul’u dışarıdan gelen bir göz olarak anlatan Bakan Namgay Wangchuk, “İnsanlar gerçekten iyi niyetli. Ancak İstanbul’u bu şekilde düşünmemiştik. Biz İstanbul’u Batıya açılan tarihi bir mekan, kapı olarak düşünmüştük. Tarih içinde yürüyeceğimizi sanıyorduk, oysa burası yüksek yapılarla dolu, çağdaş bir görünüme sahip. Bizim ülkemizde en yüksek 6 kat yapılaşmaya izin veriliyor. Yeşil alanları korumak devlet adına yasalarla belirlenmiştir. Bu sebeple yüksek yapılaşmaya olumlu bir gözle bakmıyoruz” dedi.

Bakan Namgay Wangchuk, ayrıca ülkelerinin kralının 2008 yılında yönetimden geri çekildiğini, kralın artık sadece ruhani bir lider olarak bulunduğu ve ülkelerinin demokrasiye geçtiklerini belirtti.

Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi görüşme sonrası; iletişimi ve işbirliğini sağladığı için AKUT adına AKUT Eğitim ve Araştırma Enstitüsü Direktörü Dündar Şahin ile gelen misafir heyete teşekkür etti. Misafir heyet, Başkan Battal İlgezdi’ye barışçıl ejderha figürü ile ülkelerinin meşhur çayından armağan ederken, Başkan İlgezdi de misafir heyete Türk Lokumu hediye etti. Misafir heyet daha sonra Ataşehir Belediyesi yetkilileri tarafından, deprem çalışmaları üzerine hazırlanan bir sunum izlediler.

 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Hamilelikte Ortaya Çıkan Varis Problemi ve Tedavisi

Hormonal değişiklikler aynı zamanda toplardamar duvar elastikiyeti ve yapısına etki ederek, kanın geri kaçmasına engel olan kapakçıkların çalışmasının bozulmasına ve toplardamarlarda yetmezliğe  neden olabiliyor. Hamileliğin ilerleyen dönemlerinde vücudun su tutmasına bağlı olarak doku ve dolaşımdaki sıvı miktarının artması, hamileliğin  ilerleyen dönemlerinde  rahmin büyüyerek bacaktan gelen toplardamarlara bası yapması nedeniyle bacaklarda venöz tansiyonun artması varisleri ortaya çıkarır. Bütün bu nedenler sonucunda değişik görünüş ve şekillerde varisler     ( hem kılcal damarlar hem de boğum boğum damarlar) hamilelikte ortaya çıkabilir, daha önceden var olan varislerde artma olabilir.

Tıbbi olarak varislerin neden olduğu şişlik ve ağrı dışında daha ciddi sayılabilecek sorunlara gelirsek: Boğum boğum olan damarlar içinde hareketsizlik, rahmin basısı nedenleriyle  “tromboflebit” denilen yüzeyel damarlar içinde pıhtılaşma gelişebilir. Hamilelik damariçinde pıhtı oluşma  riskini arttırır. Derinin altındaki yüzeyel damar içinde pıhtı olan bölgede dokunmadan da olan ağrı, dokunmakla, hatta elbise temasıyla artan, hassas sertlik, kızarıklık görülür. Pıhtı gelişmesi halinde bazı durumlarda kan sulandırıcı diyebileceğimiz iğneleri bazen hamilelik boyunca ciltaltına yapmak gerekebilir. Bazı durumlarda ise iğne kullanılmadan hasta takibe alınır, pıhtıda ilerleme veya buna bağlı olarak derin venlerde bir sorun ortaya çıkarma ihtimali görülürse- ki çok nadirdir, o zaman kan sulandırıcı iğne uygulamasına geçilir.  Damar içi pıhtının neden olduğu ağrı ve hassasiyet hamilelikte güvenlikle kullanılabilen  ağızdan alınan ağrı kesici ilaçlarla ilaçlar (örneğin Paracetamol) ve yine hamilelikte kullanımı güvenli sayılabilecek deriye sürülebilecek kremler ile 1-2 hafta içinde kendiliğinden düzelirler ama bu dönemde sıkıntı verirler. Bu dönemde ve sonrasında doktorunuzun önereceği uygun ebat ve basınçta varis çorabı kullanmak gerekir.

Hamilelik sırasında yalnızca bacaklarda  değil genital bölge ve kasık çevresinde da varisler ortaya çıkabilir.   Kalça-leğen kemiği etrafındaki bölgedeki toplardamarlar içinde tansiyonunun artmasına bağlı bu bölgede rahatsızlık/ağrı şikayetiyle beraber “Pelvik Konjesyon Sendromu” denen durum ortaya çıkabilir. Kasık, vajende ortaya çıkan varisler hastaları korkutmalarına ve bir miktar hassasiyete neden olmalarına rağmen çok büyük bir olasılıkla ciddi sorunlara neden olmazlar. Bazen bu damarların içinde pıhtı oluşmuna bağlı ağrılar olabilir. Hamilelik sonrasında genital bölgede ve kasıklarda ortaya çıkmış bu anormal damarların büyük çoğunluğu kendiliğinden ortadan kalkar. Tıbbi kaynaklar bu şekildeki her 100 hastadan ortalama 5 ve 10 tanesinde doğum sonrası bu damarların devam ettiği belirtiyor.

Varislere bağlı dış kanama sık görülmeyen ancak görüldüğünde hastaları endişeye sevk eden bir durumdur. Artmış venöz tansiyona bağlı ciltte incelmeye yol açmış damarlardan ufak bir travmayla kanama olabilir ancak üzerine yapılabilecek basınçla bu kanamalar durur.

Hamilelik ve Bacak Derin Toplar Damarlarında pıhtı oluşumu-Derin Ven Trombozu(DVT)

Hamilelik sırasında ve lohusalık döneminde toplardamarlarda karşılaşılabilecek en ciddi tıbbi sorun, varis ile aslında direkt ilişkili olmayan, derin toplardamarlarda pıhtı gelişmesidir (Derin Ven Trombozu-DVT). Bacağın derin toplardamarlarında pıhtı oluşumu her 500 ila 2000 hamileden  1 tanesinde görülebilen, doğum sonrası erken dönemde hamileliğe göre daha fazla ortaya çıkan bir durumdur. DVT nedeniyle derin venlerdeki pıhtının Akciğere atması Pulmoner Emboli-PE olarak tanımlanır. Gelişmiş ülkelerde anne ölümlerinin en sık sebebi bacaktaki pıhtının Akciğere atması nedeniyle olan solunum sıkıntısıdır.  Bu nedenle hamilelik sırasında gebelerin yakın takibi, herhangi bir şikayet halinde doktorlarına ulaşıp  konunun uzmanına yönlendirilmeleri, bacak derin toplardamarlarında oluşan pıhtıya bağlı olabilecek riskleri azaltır. Hamile kadının yakın ailesinde veya kendisinde daha önce kendiliğinden gelişen yüzeyel damarlarda pıhtı, bacak derin toplardamarlarında pıhtı, bacaktaki pıhtının akciğerlere atması sonucu solunum sıkıntısı, tekrarlayan düşük öyküsü mevcut ise hamile kadının kendisinde de derin toplardamarlarda pıhtı gelişimine karşı bazı kan tetkiklerinin yapılması, bu tetkikler sonucunda  sorun saptanan  hamile hastaların derin venlerinde   pıhtı gelişmemesi, daha önceden pıhtı olmuş ise tekrarlamaması, pıhtı oluşmuş ise  ilerlememesi, bacaktaki pıhtının  Akciğerlere atmaması için Duplex Ultrason(damar ultasonu) inceleme sonrası hamilelik boyunca kan sulandırıcı iğneleri uygulamaları, uygun ebatta ve basınçta varis çorabını koruyucu veya tedavi amaçlı olarak kullanmaları gerekebilir.  Bacak derin toplardamarlarında pıhtı ortaya çıkması  halinde hamilelikte ağızdan alınabilen bir ilaç henüz mevcut değildir. Böyle bir öykü mevcut ise veya bacakta ani gelişen aşırı şişlik ve ağrı durumlarında Duplex Ultrason(damar ultrasonu) ile hastayı mutlaka değerlendirmek gerekir. Kendisinde veya yakınlarında böyle bir öykü olmayan hamilelerin düzenli gebelik takiplerinde doktorun şüphelenmesi halinde toplardamar kaynaklı bir sorun olasılığına karşı doktoru tarafından yönlendirilmesi uygun bir yaklaşımdır.

Hamilelikte egzersiz

Hamileliğin izin verdiği ölçüde egzersizler, en azından yürüyüş, bacak kaslarının derin toplardamarlar içindeki kanı kalbe pompalamasına , bacaklarda kanın durgunluk ve göllenmesinin  önlenmesine ve  şişliklerin de  azalmasına neden olur. Egzersiz bu nedenle bacağın derin ve yüzeyel damarlarında pıhtı ortaya çıkma olasılığını da azaltır. Hamilelik sırasında bir şekilde yatak istirahati gerekiyorsa bile pasif egzersizler örneğin bacağı sık aralıklarla çekip uzatmak, bacağa uygulanacak hafif masaj  bile venöz kan dolaşımını arttırır,  bacakta kanın göllenmesini önler, ancak egzersiz tek başına varis oluşumunu engellemez. Ayağı uzatmak şişlikleri azaltır, bacağı dinlendirir.

Tedavi seçenekleri

Varis çorabı

Altta yatan bir toplardamar yetmezliği olmadan sadece ince kılcal damarlar veya  biraz daha kalın yeşil damarların   olması halinde bunlara yönelik olarak varis çorabı kullanımına da gerek yoktur.
Kılcal damarlar ve daha kalın yeşil damarlar için bilimsel olarak kanıtlanmış bir ilaç tedavisi olmadığından hamilelik ve emzirme döneminde bu tür varisler için ilaç kullanımına  zaten gerek yoktur.
Hamilelikte  bacaklarda varis olmadan da şişlikler olabilir. Bu durumda sadece şişliği azaltmak için de bacağı sıkarak şişlikleri indirmek  amacıyla varis çorabı kullanımı önerilir. Varis varlığında ise doktorunuzun önereceği uygun ebat ve basınçta varis çorabı kullanmak gerekebilir. Varis çorapları ayaktan yukarıya doğru çorabın uyguladığı basınç azalacak şekilde tasarlanmış özel çoraplardır:  Şişliği azalttığı gibi toplardamarlar ve dokuda göllenme nedeniyle oluşan ağrıları da azaltırlar.  Normalde varis nedeniyle dizaltı varis çorabı kullanımı öneririz ancak hamilelikte dizüstü varis çorabı kullanımını genellikle tercih ederiz.  Sabah duş, tuvalet sonrası varis çorabı giyilir ve yatarken çıkartılır. Varis çorapları kullanımları çok çok konforlu olmasa da giyildiklerinde şişlikleri ortadan kaldırır, şikayetleri azaltırlar. Kullanımları belki çok rahat değildir ancak son yıllarda varis çorapları hem daha ince hem daha sağlam yapılmaktadır. Özellikle sıcak havalarda kullanımları hastalar için sıkıntılı olabilir ancak unutmamak gerekir ki varis çorabı kullanımı rahatlama sağlayacaktır,  çoraplar derin toplardamarlarda pıhtı gelişimi ve daha ciddi sorunları önleyebilirler ve üstelik geçici bir süre için kullanılacaktır. Varis çoraplarının kullanılmamaları halinde sonrasında çok daha sıkıntılı olabilecek durumların ortaya çıkabileceği hesaba katılarak bunun için katlanılabilecek bir bedel olarak düşünülmesi uygun olur. Bazı nedenlerle hayat boyu daha fazla basınçta varis çorabı kullanması gereken hastaların olduğunu da bilmek, hatırlamak gerekir.

Diğer tedavi yöntemlerinin variste yeri var mıdır?

Telenjiektazi ve retiküler varisler(Kılcal damarlar ve onlardan biraz daha kalın yeşil damarlar) için tedaviler: Dermolazer ablasyon, radyofrekans ablasyon gibi cilde enerji verilerek damarların  dışarıdan kurutulması veya ciltaltı ve cilt içindeki damarların ilaçlarla (skleroterapi) ile kurutulması yöntemleridir.

Altta yatan bir toplardamar yetmezliğinin tıbbi nedenle mutlaka, her zaman tedavi edilmesi gerekmeyebilir. Tedavi gerekip gerekmediğine hastanın şikayetleri, muayene sırasında saptanan bulgular ve duplex ultrason inceleme ile yapılan muayene sonucunda karar verilir. Girişimsel veya cerrahi işlemler yapmak gerekebilir.

Varis hastalığına ister görüntü nedeniyle ister tıbbi nedenlerle olsun hamilelik  ve emzirme döneminde zorunlu kalınmadıkça müdahale yapılmaması yaklaşımı geçerlidir. Varislerin bir çoğunun  hamilelik bitimi, emzirme sonrası 3-4 aydan 12 aya kadar varan süreler sonunda kendiliğinden kaybolabilmeleri; varislerin tamamına yakınının acil bir durum oluşturmamaları; yapılacak bir girişimle bebeğin ve annenin sağlığını  düşük de olsa riske atma olasılığı gibi nedenlerle bu dönemde varislere tedavi uygulamaktan kaçınırız. Ayrıca tıbbi nedenle yapılacak işlemler ister  damarın çıkartılmadan lazer veya Radyofrekans gibi enerji ile kurutulması olsun ister Cerrahi (stripping, pake eksizyonu) olsun deri bütünlüğünü bozan ve bir şekilde anestezi gerektiren işlemlerdir.   Kılcal ve kılcallardan daha geniş yeşil damarlara yönelik kozmetik bir tedavi uygulansa bile hamileliğin bunları tetiklemesi nedeniyle sonuçları başarılı olmayacaktır. Üstelik düşük de olsa uygulanacak tedavi yöntemlerinin anne ve bebeğe olumsuz etki yapma olasılığı vardır. Hamile olduğunu bilmeden kılcal damarlar için skleroterapi ile tedavi görenlerle ilgili olarak tıbbi yayınlarda anne ve bebeğin sağlığına olumsuz etki olduğunu gösteren bir bulgu olmamasına rağmen varis nedeniyle tedavi için hamilelik ve emzirme süresinin bitmesini beklemek en uygun yaklaşım olarak kabul görür.

Özetle hamilelikte varis

Sonuç olarak varis, normalde de sık görülen bir rahatsızlık iken hamilelik varisleri ve varise bağlı şikayetleri artabilir. Hamilelik sırasında varislerin hamileliğe bağlı artmış olması, sonrasında düzelme olasılığı bulunması, hamilelikte yapılacak tedavilerin anne ve bebeğe zarar verme olasılığının çok düşük bile olsa bulunması, varisin genellikle acil bir tıbbi sorun olmaması ve bu dönemde kılcal damarlara yönelik yapılacak tedavilerin  başarısız olacakları gibi nedenlerle tedavi için hamilelik ve emzirme döneminin bitmesi beklenir.   Hamilelerin bu dönemde varislere bağlı görüntü nedeniyle endişelenmelerine gerek yoktur.  Tıbbi olarak ise şikayetlerinin ne kadarının varislere bağlı olduğunu anlamak Duplex Ultrason inceleme ile kolaydır ancak her şekilde, tedavi gerekiyorsa bile hamilelik sonrasını beklemeleri gerekecektir. Bu arada bir süre, uygun ebat ve basınçta varis çorabı kullanabilirler.

Anayüzeyel toplardamar yetmezliği olanların hamilelik planlıyorlar ise hamilelik döneminde varise bağlı sıkıntı yaşama olasılıklarını azaltmak veya ortadan kaldırmak için önceden tedavi olmaları   önerilir.

Hamilelikte bacak derin toplardamarşlarında pıhtı oluşması ise varis ile ilgisi olmayan ayrı bir konu olmasına rağmen toplardamar hastalıklarının en ciddisi olması ve sonuçlarının anne ve bebek üzerine olumsuz etki yapması nedeniyle hamile kadınların, özellikle yukarıda sayılan riskler kendilerinde ve yakınlarında bulunanların, bu konuda bilgili ve bilinçli olmalarında fayda vardır.

Jinekoloji Alanında Açık Ameliyatlar Tarihe mi Karışıyor?

24 Şubat 2013 Pazar günü, Acıbadem Maslak Hastanesi’nde, hekimlere yönelik gerçekleştirilen kursa Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mete Güngör, Minimal İnvazif jinekoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Gürkan Uncu ile Jinekolojik Endoskopi Derneği Başkanı Prof Dr. Fatih Şendağ başkanlık etti. 
 
Ameliyatların çoğu göbek deliğinden izsiz yapılabiliyor

Çok sayıda hekimin izleyici olarak katıldığı toplantıda konuşan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör, kadın hastalıklarında kanser dahil bütün jinekolojik ameliyatların kapalı, bir başka deyişle laparoskopik olarak yapılmasının artık teknik olarak mümkün olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi: “Hatta konvansiyonel, yani birkaç delikle uyguladığımız ameliyatları bile tek delikten yapabiliyoruz. Artık sadece göbek deliği kullanarak rahim alma, kist ameliyatlarını ve küçük miyom ameliyatları gerçekleştirebiliyoruz. Ayrıca standart laparoskopi ile yapılması zor olan kanser ameliyatları ve büyük miyomlarda robotik cerrahinin sayesinde kapalı yöntemle yapılabiliyor. Her hastanın laparoskopik yöntemin sağladığı avantajlardan yararlanabilmesi için de gerek sempozyumlar düzenleyerek, gerekse eğitimler vererek meslektaşlarımızın bu konuya eğilimini artırmaya çalışıyoruz.”
Aynı etkiyi sağlayacak vakalarda mutlaka laparoskopi operasyon yapılmalı

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Gürkan Uncu, laparoskopinin sağladığı çok sayıda avantajlar nedeniyle tercih edilmesi gereken bir yöntem olduğuna belirterek, “Gelişmiş ülkelerde kadın hastalıklarından ameliyat olan her 10 kadından 6-7’sine laparoskopik yöntem uygulanıyor. Laparoskopi ile açık ameliyatın artık tartışılır bir tarafı kalmadı. Ameliyat eğer aynı etkiyi sağlayacaksa mutlaka laparoskopik olarak yapılmalı. ” dedi.

Laparoskopi geleceğin cerrahi yöntemi olacak

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Fatih Şendağ’da toplantıda laparoskopik yöntemin günümüzde giderek geliştiğini belirterek şunları söyledi: “Örneğin kapalı operasyonlar bir süredir robotla yapılabiliyor. Ayrıca operasyonlar çoklu delikler yerine, göbekten tek delikle gerçekleştirilebiliyor. Bunlar da hastaya ameliyat sonrası daha az ağrı duyma, daha erken taburcu olma ve iyileşme ile günlük aktivitelere daha erken başlama ve ciltte iz bırakmaması gibi pek çok avantaj sunuyor. Tüm bu avantajlarından dolayı laparoskopi geleceğin cerrahisi olacak.” dedi.

LAPAROSKOPİ CERRAHİNİN AVANTAJLARI NELER?

En az kesiyle en büyük operasyonların yapılmasına imkan tanıyan laporoskopik cerrahi hastalara pek çok avantaj sunuyor:

1.Karmaşık ameliyatlar kolaylaşıyor

 
Prof. Dr. Dr. Mete Güngör, laparoskopik olarak yapılması zor olan rahim sarkması, büyük miyomlar ve rahim ağzı ile rahim kanserlerinin ise robotik cerrahiyle kapalı olarak ameliyat edilebildiğini söyledi. Robotik cerrahi 3 boyutlu görüntü nedeniyle çok kaliteli görüntü ve derinlik hissi sağlaması, dikiş atma kapasitesi nedeniyle laparoskopik yapılması zor olan ve bu yüzden açık yapılması düşünülen çok sayıda hastanın da kapalı ameliyat olmasına imkan tanıyor. Özellikle genç hastalardaki miyom ameliyatlarında rahimde oluşan boşluk açık ameliyatta olduğu gibi çok sıkı kapatılabiliyor ve daha sonraki gebeliklerde rahmin yırtılma olasılığını ortadan kaldırıyor. Ayrıca robotik cerrahi tek delikten yapılması zor olan laparoskopik ameliyatları da teknolojik özellikleri nedeniyle yapılabilir hale getirdi. Böylece hastalar sadece göbek deliği kullanılarak son derece estetik bir şekilde ameliyat olabiliyor.

2.Daha az ağrı, günlük hayata daha kısa sürede dönüş…

 
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Gürkan Uncu,  operasyonun uzun bir kesi yerine, 5 milimetrelik küçük deliklerden girilerek yapılmasının sağladığı avantajları şöyle sıraladı: “Kesilerin küçük olması ve en ufak damarın anında görünüp kontrol edilmesi kan kaybını büyük ölçüde azaltıyor ve bu sayede çoğu operasyonda kan nakline ihtiyaç duyulmuyor. Kesi küçük olduğu için hasta ameliyat sonrası ağrıları en az düzeyde yaşıyor. Laparoskopik yöntemle yapılan operasyonların en önemli avantajlarından biri de hastaların hastanede kalma ve iyileşme sürelerinin açık ameliyatlara nazaran çok daha kısa olması.

3.Doğurganlık korunabiliyor

 
Hamileliğin oluşabilmesi için rahimden çıkan tuba kanalı ile yumurtalıkların bulunduğu alanın açık olması şart. Eğer bu alanda yapışıklık olursa, en basitinden kanalın uçları birbirine veya yumurtalığa yapışırsa doğurganlık ortadan kalkıyor. Prof. Dr. Gürkan Uncu, laparotomi, bir başka deyişle karın bölgesi açılarak yapılan operasyonda yumurtalık ve bağırsaklar olmak üzere pek çok organa dokunulduğu için karın içini döşeyen zarda travma oluşabildiği uyarısında bulunarak şunları söyledi: “Travma nedeniyle dokular arasında yapışıklıklar oluşabiliyor. Bunun aksine laparoskopik yöntemde karın ve çevre dokulara dokunulmadığı için yapışıklığın oluşma riski minimum seviyeye düşüyor. Laparoskopi yöntemi aynı zamanda açık ameliyat sonrası gelişen yapışıklıkların ortadan kaldırılması amacıyla da uygulanıyor. İnfertilite (kısırlık) nedeni ile dokularda oluşan yapışıklık ise bu kanal laparoskopi yöntemle açıldıktan sonra kadının hamile kalabilme şansı yüzde 80 gibi yüksek bir rakama ulaşıyor.”

4.Estetik konfor sunuyor

 
Açık ameliyatlarda kimi zaman iç çamaşırın alt bölgesinde, kimi zamansa üst bölgesinde kalan ve en az 9-10 santimden oluşan bir kesiye ihtiyaç duyuluyor. Kanser vakalarında ise karından göğüs kafesine kadar ilerleyen daha büyük bir kesi yapılabiliyor. Prof. Dr. Gürkan Uncu, kadınlarda estetik açıdan ciddi bir kaygı oluşturan bu sorunun laparoskopik cerrahi sayesinde ortadan kalktığını belirterek şunları söyledi: “Günümüzde kanser operasyonları da dahil olmak üzere laparoskopik yöntemle yapılan operasyonlar sadece 5 milimetreden oluşan 2-3 delikten, hatta sadece göbek deliğinden bile yapılıyor. Dolayısıyla operasyon sonrasında dikiş atma ihtiyacı olmuyor ve vücutta hiçbir iz kalmıyor.”

5.Kemoterapi ve radyoterapiye hızla başlanmasını sağlıyor

Tüm kanser türlerinde olduğu gibi rahim, rahim ağzı ve yumurtalık kanserlerinde de kemoterapi ve radyoterapiye erken başlanması yaşamsal öneme sahip. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör, laparoskopik yöntemle uygulanan operasyonlarda hastanın iyileşme süresinin açık ameliyata göre çok hızlı olacağı için kemoterapi veya radyoterapi gereken hastalarda iyileşme süresi beklenmeden bu tedavilere daha erken başlama şansının arttığına dikkat çekti. Açık yapılan kanser ameliyatlarında ise hastaların karnında uzun kesiler oluyor ve ameliyat sonrası bu kesilerin iyileşmesi 15-20 günü bulabiliyor. Bu nedenle hastaların tedaviye başlamaları gecikiyor. Bunun aksine kapalı teknikte tedaviye 1 hafta içinde başlanabiliyor.

Yaza Hazır mıyız?

Sportif koçunuz düzenli olarak vücut analizlerinizi, beslenme programlarınızı ve her derste farklı sistemlerin uygulandığı antrenman programlarınızı hazırlıyor. Antrenmanınız bitene kadar yanınızdan ayrılmadığı için yanlış hareket yapma olasılığınız ortadan kalkmış oluyor. Doğru yapılmış hareketlerden oluşan programlar sayesinde kısa bir sürede sıkı bir vücuda sahip oluyorsunuz.

Active Fitness Club’ ın sizler için avantajlı hale getirdiği 3 aylık yaza hazırlık programı ve Sportif Koçunuzla tanışıp detayları görüşmek için randevu alabilirsiniz.

Active Fitness Club
Turgut Özal Bulvarı Gardenya 7/2 Çarşı No:6-7-8-9 Ataşehir / İSTANBUL
0216-4554742
Sportif Koç : Can Bahattin Kofoğlu
canbahattin@gmail.com

Ataşehir Belediyesi Çevreye Sahip Çıkıyor

Eğitimcilere çevre eğitimi

Ayrıca Novada AVM’de bulunan Ataşehir Belediyesi Cemal Süreya Sergi Salonu’nda eğitimcilere “Atık Pil ve Elektronik Atıklar” konulu eğitim verildi.

Ataşehir’de bez torba dağıtılıyor

Ataşehir Belediyesi’nin daha temiz ve sağlıklı bir çevre için gerçekleştirdiği uygulamalardan bir diğerinde de Ataşehir Belediye Meclisi tarafından alınan karar gereğince 15 Mart tarihinden itibaren Ataşehir’de plastik poşet kullanılmayacak. Bu sebeple Ataşehir Belediyesi tarafından; pazarlara, alışveriş merkezlerine, esnaf dükkanlarına bez torba ve kese kâğıdı dağıtılıyor.

Aynı zamanda bez torba kullanımını teşvik etmek için tanıtım kampanyaları yapan Ataşehir Belediyesi yetkilileri tarafından esnaf ve vatandaşlara; tişört, şapka ve stiker hediye edilip, dükkanlara broşür ve tebligat bırakılıyor.

Kayna: Ataşehir Belediyesi

TTNET Geleceğin Liderlerini Yetiştirecek

Türkiye’nin iletişim ve eğlence şirketi TTNET, geleceğin liderlerini yetiştirmek için yepyeni bir kariyer programı başlatıyor. TTNET “netgelecek” kariyer programına seçilen gençler, dinamik bir çalışma ortamında iş hayatını deneyimleme, dünyanın saygın eğitim kurumlarında sertifika programlarına katılarak yurtdışı eğitim imkanlarından yararlanma ve Grup şirketlerinin yurtdışı ofislerinde 1 aylık çalışma fırsatı bulacak.
 
15 Mart–25 Nisan tarihleri arasında İstanbul ve Ankara’daki üniversitelerde “netgelecek” kariyer programı için tanıtım günleri düzenlenecek.
 
Programa 4 yıllık örgün eğitim veren üniversitelerden en fazla 2 yıl içinde mezun olmuş gençler ile 4. sınıf veya yüksek lisans öğrencileri katılabilecek. TTNET’in netgelecek kariyer programına katılmak isteyen adaylar, 15 Mart-25 Nisan tarihleri arasında, başvurularını www.ttnet.com.tr ve kariyer.net üzerinden yapabilecekler.
TTNET’in netgelecek programının detaylarını paylaşacağı tanıtım etkinlikleri 10 üniversitede gerçekleşecek:

Sabancı Üniversitesi: 15 Mart 2013
Koç Üniversitesi: 19 Mart 2013
Bilkent Üniversitesi: 21 Mart 2013
İstanbul Üniversitesi: 25 Mart 2013
İTÜ – İşletme Fakültesi: 26 Mart 2013
İTÜ – Ayazağa Kampüsü: 27 Mart 2013
ODTÜ: 8 Nisan 2013
Boğaziçi Üniversitesi: 11 Nisan 2013
Marmara Üniversitesi – Göztepe Kampüsü : 16 Nisan 2013
Marmara Üniversitesi – Bahçelievler Kampüsü : 17 Nisan 2013
Hacettepe Üniversitesi: 18 Nisan 2013
Yıldız Teknik Üniversitesi: 22 Nisan 2013
İstanbul Üniversitesi – Avcılar Kampüsü: 24 Nisan 2013

netgelecek programıyla ilgili detaylı bilgi için www.ttnet.com.tr ziyaret edilebilir

TTNET Hakkında

2006 yılında tüm Türkiye’yi internete bağlamak ve dünyayla tanıştırmak amacıyla kurulan TTNET, bugün kurumsal ve bireysel hizmetleriyle sektörde öncü rol oynayan,  müşterilerine bugünün ve geleceğin iletişim teknolojilerini sunan, iletişim ve eğlence şirketidir. İletişim teknolojilerinin üç temel bileşeni olan internet, televizyon ve telefonu birlikte sunan TTNET eğitim, eğlence, iletişim, güvenlik ve işletmelere özel ürünleriyle Türkiye’nin tüm iletişim ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Şirketin ürün portföyünde başta ADSL/VDSL 2-hızlı internet erişimi, fiber internet erişimi, WiFi kablosuz internet erişimi ve iPass işbirliği ile TTNET WiFi yurtdışı erişim hizmeti, G.SHDSL, Metro Ethernet, ATM ve Frame Relay internet erişim hizmetleri bulunmaktadır. TTNET; Avea işbirliği ile TTNET Mobil markası altında GSM ve 3G dahil tüm cep telefonu hizmetleri, TTNET Alo markası ile de bireysel müşterileri için sabit telefon erişimi sunmaktadır. TTNET ayrıca; sinema ve televizyonu taşınabilir hale getiren Tivibu Web ve ev ortamında TV ekranından ulaşılabilen IPTV hizmeti Tivibu Ev'i de Türkiye’de uygulamaya başlayarak bir ilke imza atmıştır.

İnternet erişim hizmetlerinin yanı sıra TTNET’in katma değerli servisleri arasında milyonlarca şarkıyı ücretsiz dinleme imkanı sunan TTNET Müzik ve dijital oyun platformu Playstore bulunmaktadır. TTNET Güvenlik kapsamında güvenli internet için birçok ürün ve servisi kullanıcılarına sunmaktadır. TTNET İşyerim Paketleri ile de işletmelerin ihtiyaçlarına özel ürün ve servisler geliştirmektedir.

Tek faturada; internet, TV, sabit ve mobil ses hizmetlerini müşterilerine sunan TTNET, Türkiye’de bir “ilk”i daha gerçekleştirerek “dörtlü servis” dönemini başlatan ilk iletişim ve eğlence şirketi olma kimliği kazanmıştır.  www.ttnet.com.tr

Sınav Kaygısı ile Başa Çıkmanın Yolları

Başarısızlığa odaklanmayın

Sınav kaygısında fiziksel olarak çarpıntı, terleme, yorgunluk, karın ağrısı, baş ağrısı, uykusuzluk, iştahsızlık, baş dönmesi, bulantı, kusma, kaslarda gerginlik hissi ve dişleri sıkma gibi belirtiler ortaya çıkmaktadır. Ayrıca unutkanlık, dikkat dağınıklığı, odaklanmada güçlük, algılama zorluğu ve okuduğunu anlayamama gibi şikayetler bu duruma eşlik etmektedir. Yoğun kaygının süreklilik kazanması; kişide sıkıntı, huzursuzluk, gerginlik, mutsuzluk, karamsarlık ve sinirliliğe yol açmaktadır. Zihin devamlı sınavla ve başarısızlık durumunda olabileceklerle meşguldür. Bu nedenle aşırı endişe hali gözlenmektedir. Kaygılı düşünceler sonucunda öğrencide özgüven eksikliği gelişebilir.

Yüksek beklentiler sınav kaygısına neden oluyor

Sınav kaygısına yol açan nedenler arasında; sınavın gelecek planlanmasında belirleyici olması, geçmişteki olumsuz sınav deneyimleri, başarı odaklı mükemmeliyetçi tutum, kişinin ve ailenin yüksek beklentisi, hedeflerin netleştirilmemesi ve gerçekçi olmayan hedefler, ailenin yanlış tutumları, hazırlık süresince yanlış çalışma şekli ve zamanı iyi değerlendirememe sayılmaktadır.

Çalışma ortamınızı düzenleyin

Sınav kaygısının kontrolünde en önemli aşama, hedeflerin gerçekçi bir biçimde belirlenmesi ve buna yönelik planlı bir çalışma programı oluşturulmasıdır. Geçmişteki başarısız sınav deneyimlerinin tekrarlayacağı düşüncesi, kaygıya sebep olmaktadır. Ancak bu deneyimlerden sınava hazırlık sürecinin planlanmasında, eksik ve yanlışlıkların giderilmesinde yararlanılmalıdır. Çalışma süresince hazırlanacak programa uyulmalı; ancak çok katı bir program yerine daha esnek bir program planlanmalıdır. Rahat bir çalışma ortamı oluşturulmalı, dikkati dağıtacak uyaranlar ortamdan uzaklaştırılmalıdır. Haftada birkaç saat mutlaka sosyal etkinliklere ve keyif alınan aktivitelere zaman ayrılmalıdır. Hazırlık süresince sağlıklı bir uyku düzeni sağlanmalı, yeterli ve dengeli beslenme ihmal edilmemelidir. Daha az uyumak için aşırı kahve, çay ve enerji içeceklerinden kaçınılmalı, bu amaçla herhangi bir uyarıcı ilaç kullanılmamalıdır.

Nefes ve gevşeme egzersizleri kaygıyı azaltıyor

Olumsuz düşüncelerin kaygıyı arttırdığı bilinmeli, hem sınav öncesinde hem de sınav esnasında sınav sonuçlarına ait düşünceler bir kenara bırakılarak sadece sınavın kendisine odaklanılmalıdır. Olumsuz düşünceleri uzaklaştırmak için birkaç dakikalığına çevredeki nesnelerin ayrıntılarına odaklanmaya çalışmak kaygının azalmasına yardımcı olabilir. Daha önce elde edilen başarılar ve üstesinden gelinen zorluklar göz önüne getirilmelidir. Hiç kaygı yaşamamanın mümkün olmadığı bilinmeli, belli düzeyde kaygının başarılı bir performans için gerekli olduğu ve sınava hazırlanan tüm öğrencilerin bu duyguyu yaşadığı hatırlanmalıdır.
Kaygıyı kontrol etmek için nefes ve gevşeme egzersizleri uygulanabilir. Nefes burundan yavaş ve derin bir şekilde alınıp, ağır bir şekilde ağızdan verilmelidir. Gevşeme egzersizlerinde vücudun tüm kasları gevşetilip kas gerginliği azaltılarak gevşeme sağlanır. Yapılacak kısa yürüyüşler ve egzersizler kaygıdan kaynaklanan huzursuzluk ve hareket etme isteğini azaltmada yardımcı olur.

Sınav kaygısını azaltmak için ailelere düşen görevler;

•Sınav kaygısının oluşmasında anne-baba beklentisi ve tutumlarının önemli yer tuttuğu bilinmelidir.

•Beklentilerin çocuğun akademik ve sosyal becerileriyle uyumlu olmasına dikkat edilmelidir.  Rahat ve güvenli bir aile ortamı sağlanmalı, her durumda yanında olunduğu mesajı verilmelidir.

•Çocuğun kaygılarını dillendirmesine fırsat verilmeli, ebeveynler kendi kaygılarıyla baş etmekte kullandıkları çözüm yollarını ifade etmelidirler.

•Sınavın sadece bir fırsat sağladığı belirtilmeli, çocuğun kişiliğinin ve zekasının ölçütü olmadığı bilinmelidir. Ayrıca ebeveyn tarafından gösterilecek sevgi ve ilginin de belirleyicisi olmadığı/olmayacağı anlatılmalıdır.

•Öğrenci akranları ile karşılaştırma yapılmamalıdır.

•Öğrencinin uyku ve beslenme gibi fiziksel ihtiyaçları bu dönemde dikkatle gözetilmeli, çalışma zamanları dışında arkadaş ilişkileri, spor ve sosyal etkinlikler ile desteklenmelidir.

Geçmeyen kaygı belirtileri için uzman yardımı almak şart

Anne-baba kaygısı mutlaka çocuğa geçmektedir. Bu nedenle kendi kaygılarını kontrol etmek için ebeveynler gerekli önlemleri almalı, gerekirse bir uzmana başvurmalıdırlar.
Tüm çabalara karşın kaygı ile baş edilemiyorsa, mutlaka psikiyatriste başvurulmalı, yoğun sınav kaygısının sosyal fobi, yaygın anksiyete bozukluğu, depresyon, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu gibi başka bir psikiyatrik hastalığın belirtisi olabileceği akılda tutulmalıdır.

İşyerinde Çalışanları Zorlayan 3 Hastalık: Reflü, Dispepsi ve Kabızlık

Acıbadem Fulya Hastanesi’nden İç Hastalıkları ve Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Özdal Ersoy, yapısal bir sorunun bulunmadığı fonksiyonel sindirim sistemi hastalıklarının ruhsal durumla yakından ilişkili olduğunu belirterek, “Mevsimsel depresyonlar, mevsim dışı psikolojik sıkıntılar, yoğun stres altında olmak özellikle de çalışanlarda en çok kabızlık veya barsak alışkanlıklarında değişme, dispepsi, reflü rahatsızlıklarına neden oluyor” diyor.

En sık görülen bu 3 hastalıkla ilgili bilgiler veren Dr. Özdal Ersoy, bu konuda merak edilen soruların yanıtlarını da veriyor:

Dispepsinin görülme sıklığı nedir?

Gastroenteroloji polikliniklerinde en sık karşılaştığımız hasta grubu dispeptik hastalardır. Dispepsi, gastroenteroloji polikliniğine başvuranların yüzde 40-60'nda görülen bir yakınmadır.

Belirtileri nelerdir?

Bu hastalık üst gastrointestinal (sindirim sitemi) sisteme ait olduğu düşünülen karın ağrısı, huzursuzluk, erken doyma, şişkinlik, bulantı, kusma, geğirme, artmış barsak gazı gibi yakınmaların belli aralıklarla veya sürekli olarak görülmesi şeklinde tanımlanıyor. Bu hastalığın, midenin içini saran zarda (mukozada) dispepsiyi açıklayacak yapısal bir bozukluktan çok fonksiyonel bir bozkuluğa bağlı ortya çıktığı düşünülüyor ve bu tabloya da ''fonksiyonel dispepsi'' deniliyor.

Tedavisi nasıl yapılıyor?

Öncelikle dispepsi ile birlikte hastada alarm yakınmaları adını verdiğimiz kilo kaybı, iştahsızlık, makattan veya ağızdan kan gelmesi, kansızlık gibi sorunların olup olmadığını, muayene ve basit kan tetkikleri ile araştırıyoruz. Kalp rahatsızlığı, diabet, KOAH gibi yandaş hastalıkların varlığı ve dispeptik yakınmalara sebep olabilecek ilaçların kullanılıp kullanılmadığı da sorgulanıyor. Belirgin bir bozukluk saptanmadığında hastaya mide asidini baskılayıcı, düzenleyici, probiotikler ve bazen antidepresanlar gibi ilaç tedavileri başlanıyor. Hasta yakın takibe alınıp kontrollere çağrılıyor. Yakınmalar tedavi ile 4-6 hafta içinde rahatlamıyorsa, hastadan endoskopi, gaita testleri, karın ultrasonu gibi ileri tetkikler isteniyor.

Reflünün görülme sıklığı nedir?

Reflü yakınmasıyla polikliniğe başvuran hastaların yüzde 20-30'unda gastroözofageal reflü hastalığına ait yakınmalar vardır. Bu yakınmalar arasında göğüste yanma, ağıza gıda veya mide suyunun gelmesi gibi sıkıntılar bulunuyor.

Tedavisi nasıl yapılıyor?

Tedavi reflü belirtilerinin ve yemek borusunda oluşmuş hasarın şiddetine göre değişkenlik gösterebilir. Reflü tedavisinde hasta için olmazsa olmaz olan şey yaşam tarzı değişiklikleridir. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

•Eğer hasta sigara içiyorsa bırakmalıdır.

•Reflü yakınmalarını artırıcı gıdalardan uzak durulması, yemek yer yemez yatılmaması, akşam yemeği ile yatma arasında enaz 2-3 saatin geçmesi (Öğle uykuları dahil) gerekiyor.

•Sıkı kıyafetlerin çok sık giyilmemesi, yenilen yemek porsiyonlarının küçültülmesi ve gerekiyorsa kilo verilmesi önemlidir.

•Yaşam tarzı değişikliklerine ek olarak da hastaya ilaç tedavileri ilk planda önerilir. Önerilen ilçalar mide asidini baskılayan tarzda ilaçlardır ve tedavinin ilk 4-6 haftasında yüksek dozlarda verilirler.

•Ayrıca mide boşaltımını hızlandıran ve midede köpüklü tabaka oluşturarak mide içeriğinin yemek borusuna kaçışını engelleyen ilaçlar da asit baskılayacı ilaçlarla birlikte kullanılır. Bazı hastalarda ciddi yemek borusu hasarı oluşabiliyor. Bu durumda yaşam tarzı değişikliği ve ilaçların etkisi yetersiz kalabiliyor.

•Hastalara yaşam boyu ilaç verilmesi tercih edilmediğinden dolayı, özellikle genç hastalara endoskopik veya cerrahi yolla reflüye neden olan mekanik problemlerin anatomik onarımı da önemli tedavi yöntemlerindendir.

•Cerrahi tedavi önerilen hastalara, cerrahi kararı alınmadan önce reflünün kesin ispatı için endoskopi dışında diğer ileri testler de yapılmalıdır (özofagus manometresi, 24 saat pHmetre, impedans, baryumlu grafi gibi).

Hassas Barsak Sendromu’nun belirtileri nelerdir?

Dispepsi yakınması ile ortak birçok yakınmalar içeren Hassas Barsak Sendromu (İBS) karında şişkinlik, ağrı, artmış barsak gazı, kabızlık veya ishal gibi yakınmalar topluluğudur ancak bu tanının konulması için bu yakınmaları açıklayacak ciddi bir hastalığının bulunmadığının tetkiklerle gösterilmesi gerekiyor. Başvuranların yaklaşık yüzde 10-15'ini İBS hastaları oluşturuyor ve kadın hastalarda görülme sıklığı daha fazla oluyor.

Tedavisi nasıl yapılıyor?

İBS'yi tamamen ortadan kaldırıcı bir tedavi yoktur. Ancak tedavi, belirtilerin şiddetini azaltmaya ve tekrarlamasını önlemeye yönelik olarak başarılı olmaktadır. Amaç hastaların günlük yaşamlarını sürdürmeleri ve yaşam kalitelerinin bozulmamasının sağlanmasıdır. Bu nedenle şikayetler olduğu dönemde hastalara medikal tedaviler önerilir. Ayrıca ilaç tedavisinin yanında kişilerin özellikle yedikleri besinlere dikkat etmeleri de rahatsızlığı azaltıcı bir unsurdur. IBS hastalarına genellikle diyet önerilmez, zira diyetlerin hastalarda şişkinliği artırdığı veya strese yol açarak tetikleyici olduğu yönünde bazı inanışlar mevcuttur. Ancak şikayetleri özellikle artıran bazı yiyecekler saptanmıştır. Bunlar sırasıyla buğday, mısır, süt, peynir, yulaf, kahve, çavdar, yumurta, çay ve narenciyedir. Bu yiyeceklerden uzak durulması hastalığın tedavisini kolaylaştıracaktır. Elbette en önemli tetikleyicilerden biri olan stres ile başa çıkmaya çalışmak da kişilere fayda getirecektir. Bu durum için bazen psikiyatri desteği ve psikiyatrik ileç tedavilerinden yararlanılır. Ayrıca bazı bitki çayları da İBS yakınmalarını azaltmaktadır, bu sebeple hastalara rezene, nane, papatya çayları da tedavilere ek olarak önerilir.

Kadınlara 4 Mevsim Geçerli 3 Sağlık Önerisi

Kadınların sağlıklarıyla ilgili alınması gereken önlemler olduğunu ve belli yaşlarda bu önlemlerin değişebildiğini ifade eden Dr. Sema Demirsoy, kadınlara ömürlerinin 4 mevsiminde alacakları önlemler ve neler yapabilecekleriyle ilgili olarak şu bilgileri veriyor:

ERGENLİK MEVSİMİ (13-20 YAŞ) :  HPV AŞISI OLUNMALI

Bu dönemde ergenliğe girmiş gençlerin genel muayenelerinin yapılması gerekiyor.

-Adet düzenlerinin durumuna bakılmalı.

-Ultrasonla yumurtalık, rahim değerlendirmesi yapılmalı.

-Bu yaştaki gençlere doğum kontrol yöntemleri anlatılmalı.

-Cinsel hastalıklardan korunmanın yolları öğretilmeli.

-En önemlisi de rahim ağzı kanseri aşısı yapılmalı.  (Bu aşının cinsel yaşam başlamadan yaptırılması önem taşıyor.)

-Obeziteden korunması için bilgi verilmesi gerekiyor.

AKTİF ÜREME MEVSİMİNDE (20-40 YAŞ): PAP-SMEAR İHMAL EDİLMEMELİ

Kadınların 20-40 yaş arasındaki dönemi doğurganlık yönünden aktif oldukları bir dönemdir. Bu nedenle doğurganlığın korunması anlamında da sağlık kontrollerini ihmal etmemekte yarar var.

-Kadınlar bu yaş aralığında her 1-3 yıl arasında rahim ağzı kanserine karşı pap-smear testi yaptırmalı. (Risk olması halinde testin sıklığını arttırmak gerekebiliyor.)

-Her ay, adet sonrası elle meme muayenelerini yapmalılar. Ayrıca kalıtsal bir risk varsa meme ultrasonografisi çektirmeli, 35 yaş üzerinde meme kanseri riski varsa mamografi yaptırılmalı, 40 yaşını geçince de düzenli mamografi yaptırılmalı.

-Ultrasonografi ile rahim ve yumurtalıklar değerlendirilmeli.

-Cinsel hastalıklara karşı detaylı bilgiler verilmeli.

-Bunların dışında kadınlar genel fizik muayenelerini de ihmal etmemeli. Diyabet, aşırı kilo, yüksek tansiyon, tiroid takiplerine özen göstermeli.

-Adet düzeni sorgulanmalı. Aşırı kanama, ara kanama, ağrılı adet görme, sık adet görme, az adet görme gibi anormallikler incelenmeli.

MENOPOZ MEVSİMİNDE (40-60 YAŞ) MENOPOZA DİKKAT EDİLMELİ

Birçok kadın için menopoza girmek, olumsuz, sağlığı bozan bir süreç olarak algılanıyor. Oysa önceden alınacak bazı önlemlerle bu dönemi de sağlıklı geçirebilmek mümkün olabiliyor. Kadınlar 40-60 yaş arasında da kendilerine özen göstererek sağlıklı kalabiliyor. Bu dönemde şunları ihmal etmemekte yarar var:

-Menopoz yaşı ortalama 45-50 yaş kabul ediliyor. Bu dönemde biyokimyasal değerlendirmeler, hormon testleri, ulutrasonografik değerlendirmeler, pap smear, meme muayeneleri önem kazandığından ihmal edilmemeli.

-Meme kanseri riski 40 yaş üstünde artıyor. 40-45 yaş arasında iki yılda bir, 45 yaşın üzerinde artık yılda bir mamografiler yaptırılmalı.

-Pap- smear yapılmalı.

-Mutlaka yumurtalık ve rahim ultrasonografik değerlendirmeyle takipler ihmal edilmemeli.

-45 yaş öncesinde menopoza giren hastalarla fiziksel ve ruhsal çöküntüleri önlemek için tedaviler yapılmalı. Eğer memede öncül lezyonlar, rahim ve yumurtalıkları ilgilendiren kanser öyküleri yoksa, ailede kanser öyküsü yoksa, 45 yaşından önce menopoza giren hastalarda hormon replasman tedavisi başlanabilir. Bunun kararı hastayla birlikte verilmeli.

-Kadın eğer 45-50 yaş aralığında menopoza girdiyse ve muayene bulguları normal ve  yakınmalar yok ise normal menopoz yaş aralığında kabul edip hormon replasmandan biraz daha uzak durulabilir. Ama bunlar hep hastaya göre, kişiye özel yaklaşımlar içermeli.

-Örneğin kemik erimesi başlayan bir hastada hormon desteğini keserseniz çok ciddi bir yıkım olabilir. Bu nedenle 5-10 yıl içinde sıkıntı çekmeye başlar. Bu hastalar çeşitli tedavilerle desteklenmeli.

MENOPOZDAN SONRA (60 YAŞINI GEÇİNCE) : KEMİK YIKIMLARINA DİKKAT!

60 yaş üzerindeki dönemde artık pap- smear takipleri kesilebiliyor. Ancak yine meme muayenelerinin, jinekolojik muayenelerin ve sistemik muayenelerin düzenli yapılması önem taşıyor. Bu dönemde menopoza bağlı kemik yoğunluğu değerlendirmeleri, kalp damar sistemine ilişkin takiplerin düzenli yapılması, gastrointestinal sistem değerlendirmeleri gibi sistemik muayeneler kronik hastalık teşhisi açısından önem kazanıyor. Kadınların bu dönemi rahat yaşayabilmeleri için şunlar önerilebilir:

-Aşırı kilo almayın. Çünkü şişmanlık kronik hastalıklar (diyabet, tiroid, omurga sistemi, kemik sağlığı) üzerinde de olumsuz etkiler yaratıyor. 

-Günlük aktiviteyi artırmakta, düzenli spor yapmakta fayda var. Kalsiyum ağırlıklı beslenmeyi özellikle öneriyoruz, yeşil sebzeler, posalı gıdaları ihmal etmeyin diyoruz.

-Kadınların metabolizması her 10 yılda bir yüzde 2-4 oranında yavaşlıyor. Aynı beslenme alışkanlığı sürerse kilo artışı hızlanıyor. Aynı miktarda beslenip, spor yapmayınca kilolar kaçınılmaz oluyor. 

-Alkol ve sigaradan uzak durmak gerekiyor. Her ikisi de hem tüm vücut sağlığı, hem de kemikler üzerinde olumsuz etkilere sahip.

-Bu dönemi psikolojik olarak da rahat geçirebilmek için hobiler edinilmesi çok yararlı oluyor.

Her 10 Kadından Birinde Görülüyor

Regl düzeni 21 günden az, 36 günden fazla ise…
 
Sağlıklı kadınların çoğunda iki adet dönemi arasında geçen gün sayısı hafif farklılık gösterebilir; ancak 21 günden az veya 36 günden fazla ise “düzensiz adet görme” olarak kabul edilir. Ergenliğe girişle birlikte ilk 3 yıl adet düzensizliği normal kabul edilebilir; fakat tüylenme ve aşırı kilo alma da varsa bu süreyi beklemeden mutlaka bir hekime danışılmalıdır.

Hormonal denge bozulursa…

 
Polikistik yumurtalık sendromu, üreme çağında yani 15-45 yaş arasındaki kadınların %5-10’unda görülen ve genetik kökenli olduğu düşünülen bir hastalıktır. Her hastada farklı belirtiler gösterebilir. Özellikle hafif formları kolayca gözden kaçabilir. Her ne kadar tanımında “yumurtalıklarda birçok kist” vurgusu olsa da, hastaların %30’unun ultrasonunda hiç kist görülmeyebilir. Bu polikistlerin kaynağı ise beyinden yumurtalıkların çalışmasını kontrol eden merkez ile yumurtalık hücreleri arasında hormonlar aracılığı ile kurulan iletişimin bozulması ve bu sinyal karmaşasının “folikül” adı verilen ve yumurta adayını içeren özel yapıların her ay beklenenden daha fazla sayıda ortaya çıkmasıdır. Yumurtalıklar üzerindeki hormonal kontrolün kaybolması ise aşırı erkeklik hormonu ve insülin üretimine yol açar. Bunlar da; ciltte yağlanma, sivilce, tüylenme, insülin direnci, kilo alma (bazen de kilo problemi olmadan şeker düşmesi atakları), karaciğerde yağlanma ve kolesterol yüksekliğine neden olur.

Şikayetlere yönelik tedavi seçenekleri uygulanıyor

 
Belirtilerin sayı ve şiddeti, her hastada farklı olabilmektedir. Kimi hasta sadece geçmeyen sivilceler, ense, koltukaltı, kasık cildinde koyulaşma gibi yakınmalara nedeniyle dermatoloğa gitmektedir. Hastalardan bazıları kilo verememe ve tüylenme nedeniyle endokrinoloğa, bazıları da hiç adet göremediği ya da adetleri düzensiz olduğu için jinekoloğa başvurabilmektedir.

Bebek sahibi olmayı zorlaştırabiliyor

 
Adet düzensizliği, yumurtlamanın hiç olmaması veya zamanlamasının bozulmasından kaynaklanır; dolayısıyla hamile kalmayı güçleştirebilmektedir. Polikistik yumurtalık hastalığı, kalıcı bir kısırlık nedeni değildir; ancak gebe kalmakta zorlanmanın en sık nedenidir. Çocuk sahibi olmakta hiç sıkıntı çekmeyen hastalar olabileceği gibi, hamileliğin bu hastalığın düzelmesine katkısı olacağı düşünüldüğünden gebelik planının geciktirilmemesi hekimlerce önerilmektedir.

İlaç, egzersiz ve doğru beslenme ile tedavi

 
Detaylı sorgulama ve hormon ölçümleri ile tanının bir an önce konulması, ileriki yıllarda doğabilecek metabolik bozuklukları önlemeye yardımcıdır. Tedavinin başarısındaki en önemli iki faktör, hasta ve yakınlarını doğru bilgilerle yönlendirerek doğru ilaçların kullanımının sağlanmasıdır. Doğum kontrol hapları; 35 yaşın altındaki, sigara içmeyen ve henüz gebelik beklentisi olmayan hastalar için en uygun seçenektir. Bu ilaçlar, aşırı uyarılan yumurtalıklara bir müddet dinlenme fırsatı vereceğinden çoğu hastada başarılı sonuçlar elde edilmesini sağlamaktadır. Tıbbi duruma göre uygun bir diyet ve egzersiz programı da kişiye önerilir.  Bununla birlikte insülin direncini kıran ve erkeklik hormonunun etkisini bloke eden ilaçlar da verilebilmektedir. Omega-3 yağ asitlerinden zengin beslenmek (balık, tereyağı, yumurta, ceviz gibi) veya hekim tavsiyesi ile bunları içeren besin destekleri almak da düzensiz hormon üretiminin normale dönmesine yardımcı olabilmektedir.

Ataşehir Bez Torbaya Geçiyor

Plastik poşet kullanımı ile ilgili olarak da ilçe genelinde yaptığımız anket sonucunda Ataşehirlilerin yüzde 99,5 oranında bez torba, file kese kâğıdı ve doğada yok olan biyobozunur poşet kullanımına ‘evet’ dediklerini gördük. Biz de halkımızın bu duyarlılığına cevap verebilmek için ’Bez Torba’ kampanyasının startını verdik” diye konuştu.

Uygulama ile 15 Mart 2013 tarihinden itibaren ilçe sınırları dâhilinde plastik torbaların kullanımı tamamen yasaklanacak. İşletmelerin 01 Mayıs 2013 tarihine kadar ellerindeki plastik poşetleri tüketmeleri beklenecek. Yapılacak denetimlerde, işletmeler bünyesinde plastik torba kullanımı tespit edilenler hakkında ‘2872 sayılı Çevre Kanunu ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’ gereğince yasal işlem başlatılacak. Ataşehir Belediyesi bez torba, file, kese kâğıdı, biyobozunur poşet kullanımını teşvik etmek için tanıtım kampanyaları yapacak, bez torba ve kese kâğıdı dağıtacak.

PLASTİK POŞET KULLANIMININ ZARARLARI NELER?

Plastik poşetlerin yaydığı cıva, kurşun ve kanserojen maddeler sağlığımızı tehlikeye atıyor.
Tıbbi atık, hurda lastikler, pet şişe gibi maddelerin tekrar işlenmesiyle üretilen siyah plastik poşetler kansere yol açıyor. Plastik poşetler şeffaf oldukları için ısıyı emerek orman yangınlarına neden oluyor.

Plastik poşetler çöp ve kirlilik oluşturmalarının yanında, göl ve nehirlerin akış rejimlerini bozuyor; balina, yunus, fok gibi deniz canlıların yok olmasına neden oluyorlar. Kirlenen sular, bu sularla yetişen besinler insanoğluna başta kanser olmak üzere ölümcül hastalıkların kapısını aralıyor.

Petrol kaynaklarından yapıldıkları için küresel ısınmanın en büyük nedeni olan CO2 salımının en büyük kaynağını oluşturuyor. İ.B.B verilerine göre, 2009 yılında sadece İstanbul'da oluşan günlük evsel katı atık miktarı yaklaşık 14.000 ton olup, bunun 1.395 tonu plastik poşetlerden oluşuyor.
Ortalama 15 dakika kullanılan bir plastik poşet 400 ile 1000 yıl arasında yok oluyor.

 
İşte bütün bu nedenlerden dolayı, ATAŞEHİR PLASTİK POŞETE DUR DİYOR!
 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Ataşehir’de Doyasıya 8 Mart

“Kadınların her zaman yanındayız”

Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi etkinlikte yaptığı konuşmada, öncelikle Ataşehirli kadınların 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutladı. Ataşehir Belediyesi olarak her zaman kadınların yanında olduklarının altını çizen Belediye Başkanı Battal İlgezdi, “İstanbul ile Türkiye’nin diğer bir ilinde yaşayan kadınların sorunları ortak. Bizim amacımız ise bu sorunların çözümünü bulmak. Bu sorunların en başında ise eğitim geliyor. O yüzden kız çocuklarımızın eğitimine önem vermemiz gerekiyor” dedi. Başkan Battal İlgezdi’nin konuşmasının ardından Ataşehir’e gelen üretici kadınlar, desteklerinden dolayı Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi’ye yaptıkları ürünleri takdim ettiler. Ürünleri eşi Gamze Akkuş İlgezdi ile birlikte alan Başkan İlgezdi, üretici kadınların her zaman yanında olduklarını bir kez daha dile getirdi. Ataşehirli kadınlara karanfil ve şalın hediye edildiği etkinlik, Hüseyin Turan konseri ile devam etti. Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi, kutlamaya güzel sesi ile renk kattığı için Hüseyin Turan’a plaket verdi. Program, hareketli türküler eşliğinde çekilen halaylar ile son buldu.

 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Doğru Yaşam Alışkanlıkları Romatizmanın Etkilerini En Aza İndiriyor

“Kireçlenme” iltihabi olmayan bir romatizma hastalığıdır
 
Kaslar, kemikler, eklemler ve bu yapıları birleştiren bağlarda ağrı ve hareket kısıtlılığına, bazen de şişlik ve şekil bozukluğuna neden olan hastalıklara genel olarak “Romatizma” denilmektedir. Romatizmal hastalıklar genel olarak iltihabi olanlar ve olmayanlar olarak sınıflandırılabilir. Halk arasında bilinen, kireçlenme olarak isimlendirilen artroz hastalığı iltihabi olmayan romatizmadır.

İlk belirti; Ağrı

 
Kireçlenme kalça, diz, ayak bileği, omuz gibi büyük eklemlerin yanı sıra el parmakları gibi küçük eklemlerde de olabilir. Kadınlarda erkeklere göre daha fazladır. Hastalığın asıl nedeni eklem kıkırdağının zamanla incelmesi, aşınması ve sonunda yırtılmasıdır. Kireçlenmede hastalar öncelikle ağrıdan yakınırlar. Ağrı başlangıçta uzun aktiviteler sonrası başlar, dinlenince ve basit ağrı kesicilerle geçer. Zamanla ağrı daha kısa aktivitelerle başlar ve daha uzun sürer. Daha da ilerleyince ağrı sürekli bir hal alır ve hiçbir ilaç ile kontrol edilemez. Ağrıyla birlikte eklemlerde tutukluk oluşur ve hastaların hayat standardı düşmeye başlar. Kireçlenme ilerledikçe hastalar zorunlu ihtiyaçlarını bile güçlükle giderirler.

Rehber Niteliğinde Öneriler

 
Romatizmal hastalıkların ortaya çıkardığı olumsuz etkilerle olabildiğince geç karşılaşmak için dikkat edilmesi gereken hususlar şu şekilde sıralanabilir:

•Hastaların ideal kilolarına inmesi, ekleme binen yükleri azalttığından hem hastalığın ilerlemesini azaltır hem de uygulanan tedavi yöntemlerinin etkinliğini ve süresini arttırır.

•Eklem kireçlenmesinden korunmak için eklemleri zorlayıcı egzersizlerden kaçınmak gerekir. Bu rahatsızlıkta düşük yoğunluklu egzersiz, yürüyüş, yüzme ve bisiklet gibi aktiviteler önerilirken, ağırlık kullanılarak yapılan sporlar ve uzun mesafe koşuları önerilmez. Su, eklemlere binen yükü azalttığı için yüzme ve yürüyüş en uygun sporlardandır. Egzersiz düzenli olarak yapılmalıdır.

•Ağrılı durumlarda eklemler baston, dizlik ya da korse kullanılmalı ve eklem üzerine binen yük azaltılmalıdır.

•Eklem bölgesinde ısı artışı olduğu dönemlerde sıcak uygulamalardan kaçınılarak lokal soğuk uygulamaları yapılmalıdır. Kronik dönemde ise sıcak su torbaları, sıcak havlular faydalıdır.

•Diz kireçlenmesini önlemek için, çömelme ve diz çökmeden kaçınmalı, bele binen yükü azaltmak için ağırlık kaldırmaktan kaçınılmalıdır; öne eğilen hareketler yapılmamalı, oturuş şekline dikkat edilmeli, el ve omuz kireçlenmesini engellemek için mümkün olduğu kadar titreşimli alet kullanılmamalı,  ağırlık tek elle taşınmamalı, baş üstü aktiviteler uzun süre yapılmamalıdır.

•Kireçlenmeden korunmak için hafif ve ortopedik tabanlı ayakkabılar giyilmeli, düz ve yüksek topuklu ayakkabı kullanılmamalıdır.

Dünyada 2 Milyon, Ülkemizde 70 Bin Böbrek Hastası Var

Kandan atık ürünlerin süzülüp temizlenmesinden ve sıvı fazlasının idrar şeklinde atılmasından sorumlu olan böbrekler, aynı zamanda kan basıncının düzenlenmesi, yeni kırmızı kan hücrelerinin yapılması ve kemiklerin sağlıklı olmasına da yardımcı oluyorlar. İki böbreğin birden çalışamaması durumunda böbrek yetmezliği oluşuyor. Sonrasında ise hayatı riske atan, üre, kreatinin, potasyum, kanda asit miktarının artması gibi ölümcül tablolar ortaya çıkıyor. Bu tablolar ani ve hızlı olabileceği gibi, yıllar içinde yavaş yavaş da olabiliyor. Son dönem böbrek yetmezliği hastaları, kronik böbrek hastalığı sorununun görünen kısmını oluşturuyor. Türk Nefroloji Derneği tarafından 23 ilde 10.750 erişkinin katılımı ile yapılan çalışma, Türkiye'de erişkinlerin yüzde 15.7'sinde çeşitli evrelerde kronik böbrek hastalığı varlığını ortaya koyuyor. Bu oran, basit bir hesapla ülkemizde yaklaşık 7 milyon 500 bin kronik böbrek hastası bulunduğu, yani her 6–7 erişkinden birinin böbrek hastası olduğu anlamına geliyor ve sorunun boyutunun tahmin edilenin çok üzerinde olduğuna dikkat çekiyor. International Hospital Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Ülkem Çakır, 14 Mart Dünya Böbrek Günü nedeniyle böbrek hastalıklarına neden olan etkenler ve dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi veriyor.

Böbrek Yetmezliğinden Korunmanın 5 Yolu

1-Tarama testiyle böbrek hastalığını erken evrede yakalayın

 
Kronik böbrek hastalığında yüksek risk grubundaki kişilere yapılacak olan tarama testleri ile hastalık erken evrede saptanıyor ve bu sayede ilerlemesi önlenebiliyor. Özellikle 40 yaşından itibaren yılda bir kez idrar ve kan tahlili yaptırmanın önemli faydası oluyor.

2-Suyu ne az ne de çok için

 
Her gün vücuda yeterli miktarda su girişi olmazsa böbrekler zehirli maddelerin atılımını gerçekleştiremiyor. Yeterli su tüketmeyen herkesin böbreğinde hayatının bir bölümünde mutlaka işlev bozukluğu gelişiyor. Sağlıklı bir insanda vücut ağırlığının yüzde 60’ ı sudur. Dolayısıyla vücut ağırlığına göre su tüketilmesi gerekiyor. Normal kiloda erişkin bir kadın günde 1,5-2 litre, erkekler ise günde 2-2,5 litre su içmeli. Çay, meyve suyu ve soda gibi içecekleri günlük tüketimin dışında tutulmalı. Ancak unutmayın çok su içmek de az su içmek kadar zararlı. Günde 4-5 litre su içtiğinizde böbreğinizin idrarı konsantre etme yeteneği zorlanıyor. Bu da vücutta sodyum oranını azaltıyor. Düşük sodyum oranları da beyin fonksiyonlarının bozulmasına yol açıp hayatı tehdit ediyor.

3-Yemeklere tuz eklemeyin

 
Vücudun günlük tuz ihtiyacı ortalama 5-6 gram. Bunun yaklaşık 2 gramı yemeklere hiç tuz konulmasa bile gün içerisinde yenilen sebze ve meyvelerden alınıyor.  Eğer yenilen yemeklerde kısıtlama yapılmazsa yiyeceklerdeki yüksek tuz vücuda alınıyor. Bunların yanı sıra içeriğinde fazla miktarda tuz bulunan peynir, turşu ve salça gibi yiyecekler de fazladan tuz alımına neden oluyor. Bazı durumlarda kişilerin tuz alımı 20-25 gramı bulabiliyor. Türk Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneği'nin araştırmasına göre halkımız günde yaklaşık 18 gram tuz tüketiyor. Tuz tüketiminin böbrek fonksiyonları üzerinde doğrudan etkisi var. Fazla tuz tüketildiği zaman böbrek içindeki kılcal damar dolaşım sisteminde kan basıncı yükseliyor. Bu yüksek kan basıncı devamlı hal alırsa küçük kılcal damarların yırtılarak harap olmasına neden oluyor, ayrıca idrardan protein kaçırmaya yol açıyor.

4-Düzenli egzersiz yapın

 
Düzenli egzersiz ideal kiloda ve kan basıncında olunmasına yardımcı oluyor. Bu durum da böbreklerin kanlanmasını sağlıyor. Ayrıca egzersiz esnasında bol su içilmesinin de ihmal edilmemesi gerekiyor.

5-Sigara kullanmayın

 
Sigara, kan basıncını yükseltiyor,  kandaki oksijen oranını da azaltıyor. Bu durum böbreklerin sağlıklı çalışmasını bozuyor.

Böbrek Yetmezliğine Yakalanma Riskini Artıran Etkenler

 
Böbrek yetmezliği düzeltilebilir bir aşamadaysa vücutta bir sorun yaratmadan tedavi edilebiliyor. Yakalandığı evreye göre diyaliz ve organ nakline gerek olmayabiliyor. İdareli organlar olan böbreklerin tamamen iflas etmesi için süzme kapasitesinin yüzde 15 ve altına düşmüş olması gerekiyor. Fonksiyonu yüzde 60'ın altına düşen kişiler kronik böbrek hastası olarak kabul ediliyor. Yüzde 15-60 arasındaki geniş dönemde, nefroloji takibi içinde olunursa diyaliz ve nakle gerek kalmayabiliyor. Böbrek yetmezliğine neden olan etkenler ise şu şekilde sıralanıyor;
 
1-Yapısal bozukluk ve tıkanıklık nedeni: Yüksek Tansiyon
 
Böbrekler dışarıdan fasulyeye, içeriden ise incecik bir damar yumağına benziyor. Yüksek tansiyon böbrek içindeki incecik damarlarda yapısal bozukluğa ve tıkanıklığa neden oluyor. Bunun sonucunda da böbrek yetmezliği gelişebiliyor. Böbreğin içindeki kılcal damarlarda tansiyon yükselebiliyor. Ancak koldan ölçülen tansiyon bazen normal çıkarak kişiyi yanıltabiliyor. Bunun aksine idrardaki protein kaçağı bunu gösterebiliyor.
 
2-Böbrek Yetmezliğinin En Sık Nedeni: Diyabet
 
Diyabet, böbrek içindeki incecik damarlarda yapısal bozukluğa ve tıkanıklığa yol açarak yetmezliğe neden olabiliyor. Özellikle tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de son dönem böbrek yetmezliğinin en sık nedeni olan şeker hastalığı sıklığının 2002'de yüzde 7.2 iken, günümüzde yüzde 12'nin üzerine çıkmış olması endişe verici bir durum olarak görülüyor.
 
3-Fazla kilo, idrarda protein kaçağı nedeni: Fazla Kilo
 
Fazla kilolu olmak böbreğin içindeki kılcal damarlardaki basıncı arttırarak idrarda protein kaçağına yol açıyor.
 
4-İlerleyen yaşla birlikte böbrek damarları da yaşlanıyor
 
Yaş ilerledikçe tüm vücuttaki damarlar yaşlanıyor. Doğal olarak kılcal damarlar yönünden zengin olan böbrekler de bu süreçten etkileniyor. Damar sertliği arttıkça böbreklerin süzme işlevi de yavaşlıyor.
 
5-Dikkat edilmezse, tek böbrekli doğmak sorun oluyor
 
Tek böbrekli kişiler dikkat ettikleri zaman ömürlerinin sonuna kadar sağlıklı yaşayabiliyorlar. Ama susuz kalmamaları, fazla tuz tüketmemeleri ve bilinçsiz ilaç kullanmamaları gerekiyor.
 
6-Sigara yetmezlik riskini artırıyor
 
Sigara da yüksek kan basıncına benzer şekilde damarlar üzerinde olumsuz etki yaratarak böbrek yetmezliği riskini artırıyor. Böbrek içindeki kılcal damarlardaki dolaşımı yavaşlatıyor ve oksijen miktarını azaltıyor.

7-Ailesel faktörler büyük rol oynuyor

 
Böbrek hastalıkları genetik geçişli de olabiliyor. Böbreklerde kist oluşumu, idrar kanallarında tıkanıklık, geri kaçak veya böbrek boyutlarının küçük oluşu gibi yapısal değişiklikler ailenin birçok bireyinde gözlenebiliyor.

 
“YAŞAM İÇİN BÖBREKLERİMİZ: BÖBREKLERE SALDIRIYI DURDURUN”
 
2006 yılından itibaren her yıl mart ayının 2. Perşembe gününde ‘Dünya Böbrek Günü’ kutlanıyor. Bugünün amacı tüm dünyada giderek sıklaşan böbrek hastalıkları konusunda toplumun farkındalığını artırmak. Dünya Böbrek Günü’ nün bu yılki sloganı ise ‘Yaşam için böbreklerimiz: Böbreklere saldırıyı durdurun’. Enfeksiyonlar, kanama, yanlış ilaç kullanımı gibi birçok nedenle böbreklerde ani işlev bozukluğu gelişebiliyor. Akut böbrek hasarı olarak tanımlanan bu klinik tablonun bazen tümüyle iyileştirilebilirken bazen de ne yazık ki son dönem böbrek yetmezliğine kadar ilerleyebiliyor. Bu sloganın amacı da bu durumu vurgulamak. Tabi esas hedefimizin böbrek yetmezliği gelişimini önlemek olduğunu da unutmamak gerekiyor. Böbreklerimizi neyin bozduğunu bilirsek böbrek sağlığımızı korumak da o kadar kolay olacaktır kuşkusuz.

Erkeklerin Korkulu Rüyası; Saç Dökülmesi

Yan etkisi olmayan, acısız, ağrısız saç ekim imkanı sunan ve profesyonellerin yaptığı operasyonlar, sanıldığından daha uygun fiyata gerçekleşebiliyor. Elit Polikliniği yöneticisi, Op.Dr.Beyhan KANMAZ; bu alandaki bilinmeyen soruları ve çözümleri cevaplandırıyor.

Saç ekiminden neden korkuyoruz? 

 
Saç ekiminden insanların korkmalarının en başta gelen nedeni, iğne fobisidir. İğne (enjeksiyon) yapılırken acı duyacakları ve ağrı çekebileceklerini düşünürler. Bir diğer neden; operasyon sonrası görüntülerinin, öncesine oranla kötü ya da yapay durmasından aşırı endişelenmeleridir. Saç tellerinin alındığı bölgede yara izi ve eksiklik oluşacağı kanısı da korkuyu artırmaktadır. Tüm bunlar “bilgi eksikliğinden” kaynaklanmaktadır.

Neden korkmamalıyız?

Saç ekimi yapılacak bölgeye iğneyle lokal anestezi yapılır. Çok ince iğne uçlarıyla, çok hızla kısa sürede ve hastanın hassasiyetlerine büyük özen gösterilerek yapılan bu anestezi genellikle minumum acı ve ağrı ile tamamlanır. Ardından hasta konforlu bir şekilde sohbet ederken, uzmanlar tamamen risksiz “saç ekim” safhalarını yürütür.

Ekiplerinin, saç ekiminde en etkili yöntem kabul edilen FUE TEKNİĞİNİ uyguladığını belirten Op.Dr.Beyhan KANMAZ, 4 noktayı özellikle vurguluyor:

1.FUE tekniğinde kesi yapılmadığı için herhangi bir iz söz konusu olmaz.

2.Yeni çıkan saçlar; ensedeki saç folikülleri kökenli olduğu için daha canlı ve daha kalıcıdır.

3.Saç ekimi; uygulama sonrası 2 gün dinlenmeyi, 10 gün yoğun korumayı ve 2 hafta özel bakımı gerektirir.

4.Saç ekimi yöntemiyle, kaş ekimi, sakal bıyık ekimi ve yara izleri ekimleri de başarıyla uygulanmaktadır.

Dr. Kanmaz saç ekiminde, ekim yapılacak alanın büyüklüğüne göre ortalama bir fiyat belirlendiğini, ekim alanının artıp eksilmesi durumunda fiyatlandırmada küçük farklılıklar olabileceğini belirtti.

Saç ekimine alternatif uygulamalar var mıdır?

Saç ekimi dışında alternatif olarak protez saç uygulamaları vardır. Bu işlem saç derisine peruk yapıştırılması işlemidir. Saç ekimine göre daha maliyetli olabilir. Bunun yanında deriye yapıştırıldığı için saç derisinde tahrişe, yara ve alerjik durumlara neden olabilir.

Saç ekimi sonrası dökülmeler olur mu?  Ne kadar sürede iyileşme olur?

Saç ekimi sonrası, işlem yapılan alanda dökülmelere rastlanmamakta, kendi saçının olduğu ve ekilme yapılmayan diğer alanlarda dökülmeler görülmektedir. Saç ekimi sonrası ekilen saçlar ilk bir ay içinde dökülür, 3. aydan sonra tekrar çıkmaya başlar. Ekilen saçlar maksimum gücüne ortalama 8. ayda ulaşır. Ekim yapılan yerde daha önceden bulunan saç tellerinin dökülme ihtimali olabilir, ancak ekilen saçlar dökülmez.
7'den 70'e herkes saç ekimi yaptırabilir mi? Kafa derisinde herhangi bir cilt hastalığı bulunmayan, saç alınacak bölgede (öncelikle ense kısmında) uygun kök saçı bulunanlar ve lokal anesteziye alerjisi olmayan, ergenlik dönemi sonrası “saç dökülme sorunu” olan kadın erkek herkes, saç ekimi yaptırabilir.
Ekilen saçları uzatabilir miyiz? Boyayıp, perma, maşa ya da brezilya fönü yaptırabilir miyiz? Ekilen saçlarınızı, kırılmadığı sürece belinize kadar uzatabilirsiniz. 8.aydan itibaren de boyayıp “perma, brezilya fönü v.s.” işlemler yaptırılabilir.

Ekim yapılan saçımıza şapka, toka, bandana ne zaman takabiliriz? Ekimden sonraki 3. gün şapkanızı, 15. gün bandananızı, saçınızı uzattıktan sonra da istediğiniz tokayı takabilirsiniz.

 
Denize, havuza rahatlıkla girebilir miyiz? Özellikle havuz suyu köklere zarar verir mi? Denize veya havuza 15. günden sonar kontrollü girilebilir ama her ihtimale karşın 30. günden sonra girilmesi daha güvenli olacaktır.Havuz suyu temiz ise köklere zarar verme olasılığından bahsedemeyiz.
 
Anestezi sonrası kanal açılmada kullanılan cihaz; nasıl bir teknolojidir? Saç derisine ne kadar nüfuz eder, derinlere girip beyinde bir aksilik yaratma olasılığı nedir? Kanal açmada kullanılan aletler yeni bir teknolojidir. Saç derisine yarım cm kadar girebilmektedir. Bugüne kadar yapılan milyonlarca uygulama içinde, beyine etkisi konusunda hiçbir vaka bildirilmemiştir. Fue yönteminde kullanılan mikro motorun 0, 7 – 0.8 mm’lik punçları sayesinde “ağrısız ve izsiz” saç ekim operasyonları yapılabilmektedir.

FUE tekniği ile saç ekimi 3 aşamada gerçekleştiriliyor;

1. aşama:  Ensede saç foliküllerinin alınacağı bölüm hazırlanır. Lokal anestezi uygulanır. Foliküller mikromotor ile tek tek alınır ve hazırlanan özel solüsyonlarda bekletilir. Birinci aşama ortalama 2 – 3 saat sürer. Süreyi alınacak saç miktarı belirler.

2. aşama:  Saç ekilecek bölgeye lokal anestezi uygulanır. Sonra özel cihazlarla kişiye uygun kanallar açılır. Doğal görünümün sağlanması için bu kanalların yönü sayısı ve sıklığı çok önemlidir. Bu aşamada ortalama 2 saat sürer.

3. aşama: Saç folikülleri açılan kanallara tek tek yerleştirilir. Gelecekteki görüntüyü belirleyecek bu uygulama 2 – 3 saat sürer.

Toplam 6 – 8 saatlik bir süre sonunda saç ekimi uygulaması tamamlanmış oluyor.
Saç foliküllerinin alındığı ense bölgesi pansuman yapılarak kapatılır. Saç ekilen bölge ise açık bırakılır. Operasyonun yapıldığı gün bu bölgeye Elit ekibi kontrolünde ilaç uygulaması yapılır. Daha sonra iki hafta süresince kişinin kendisi, evde her akşam özel losyonlarla pansuman yapar. Bu losyonlar o bölgedeki kabuklanmayı temizler; 45 dakika beklendikten sonra ılık duşta fazla saçları zorlamadan yıkama yapılır.
Birinci ayın sonunda ekilen saçların %80'ni dökülebilmesine karşın üçüncü ayda tekrar çıkmaya başlar ve 8 ila 12 ay arasında beklenen en ideal sonuç elde edilebilmektedir. (Üçüncü ayda saçlar tekrar çıkıncaya kadar saçsız görüntüye sabredilmeli,  panik yapılmamalıdır.)

SAÇ EKİMİ ÖNERİLERİNİ AKTARAN DR.KANMAZ’IN ÖZGEÇMİŞİ:

Op.Dr.H.Beyhan Kanmaz

Özel Elit Polikliniğinin kurucusu olan Op.Dr.H.Beyhan Kanmaz 1955 Gaziantep doğumludur.
Tıp öğrenimini İstanbul Tıp Fakültesinde yapmış olup, Plastik ve Rekonstruktif Cerrahi ihtisasını Şişli Etfal Hastanesinde 1990 yılında tamamlamıştır. 1990- 1996 yılları arasında Bakırköy Devlet Hastanesinde Plastik Cerrahi Uzmanı olarak çalışmıştır.
1996 yılında güzellik konusunda çalışmalar yapmak amacıyla Elit Polikliniğini kurmuş olup, halen çalışmalarını sürdürmektedir. Türk Tabipler Birliği, Türk Plastik ve Rekonstruktif Cerrahi Derneği, Türk Estetik Cerrahi Derneği, Avrupa Plastik Cerrahi Derneği üyesidir.

www.elitpoliklinigi.com     www.facebook.com/ozelelitpoliklinigi    www.twitter.com/elitpoliklinigi         www.elitvals.com

İdrar Kaçırma 7’den 70’e Herkesi Utandırıyor

Acıbadem Bodrum Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Aybala Akıl, idrar kaçırma hakkında merak edilen soruları yanıtlarken, bu konuda az bilinen ve yanlış bilinenler hakkında da bilgiler verdi:
 
İdrar kaçırma daha sık kimlerde görülür, nedenleri var mıdır?
 
Genç hastalarda daha sıklıkla belirli bir neden bulunabilirse de, daha ileri yaşlarda sıklıkla birçok neden birlikte bu duruma sebep oluyor. Tüm kadınlar arasında idrar kaçırma sıklığı, ilk kaçırmanın görüldüğü andan itibaren değerlendirildiğinde yüzde 25-45 arasında değişiyor ve idrar kaçırmanın sıklığı, şiddeti yaşla birlikte artıyor.
 
Ayrıca bu şikayet gebelikte de oldukça sık görülüyor, gebe kadınların yüzde 30 – 60’ını etkiliyor.
 
İdrar kaçırmanın kaç türü vardır?
 
İdrar kaçırmanın farklı türleri vardır ve bunların tanı yöntemleri de tedavileri de farklıdır. Bunlar arasında en sık görülenleri stres tipi, sıkışma tipi ve karışık tip idrar kaçırmadır. Bunları tek tek anlatacak olursak şunları söyleyebiliriz:
 
Stres tipi: Stres tipi idrar kaçırma, gülme, öksürme, hapşırma ya da karın içinde basınç artışına neden olan başka olaylar esnasında görülen idrar kaçırmaya deniliyor. Kadınlarda, özellikle de doğum yapmış kadınlarda en sık görülen idrar kaçırma türü budur.
 
Sıkışma tipi: Sıkışma tipi idrar kaçırmada, hasta aniden çok şiddetli bir idrar yapma isteği duyuyor. Sıklıkla “sıkışma” hissi o kadar güçlü oluyor ki, hasta tuvalete yetişemiyor. 
 
Karışık tip: Her iki idrar kaçırma türünün özellikleri de bir arada görülüyor.

Risk faktörleri nelerdir?

 
İdrar kaçırma için en bilinen risk faktörleri arasında doğum yapma, obezite, başka üriner sistemdeki belirtilerin varlığı ve fonksiyonel bozukluklardır. Yüksek kafein alımı, diyabet, inme, depresyon, vajinal doğum yapmış olmak, östrojen yetersizliği (menopoz) gibi başka durumların da idrar kaçırmaya katkısı bulunduğu öne sürülüyor.
 
Tanı nasıl konuluyor?
 
İdrar kaçırmanın tanısının konulması ve türünün anlaşılabilmesi için, ilk görüşmede, hastanın hikayesi, fizik muayenesi ve idrar tahlili yapılıyor. Tanıda yararlandığımız başlıca 8 yöntem var. Bunları şöyle sıralayabiliriz.

1-Mesane günlüğü tutun: Hekiminiz sizden, idrar kaçırma sıklığınızı ve türünüzü anlayabilmek için, günün hangi saatlerinde ve hangi olaylardan sonra idrar kaçırdığınızı anlayabilmek için bir günlük doldurmanızı isteyebilir. Bunun için size hazırlanmış matbu bir form verecek ve bir sonraki vizite kadar doldurmanızı isteyecektir.

2-Pelvik muayene: İdrar kaçırma ile birlikte sıklıkla pelvik organlarda da sarkma olabiliyor. Bunun anlaşılabilmesi için, hekiminiz size vajinal muayene yaparak rahim, idrar kesesi ya da rektum gibi organlarınızda sarkma olup olmadığını değerlendirebilir.

3-Stres test (öksürük stres testi – öksürük testi): Stres tipi idrar kaçırmanın tanısı, öksürerek oluştulan stres sırasında, idrar kanalının ağzından idrar kaçırmanın gözle görülmesine dayanıyor. Öksürük esnasında karın kaslarımızı kastığımız için karın için basıncımız artar, bu da idrar kaçağına yol açıyor. Bu test için hastanın idrara sıkışık olarak başvurması gerekiyor. Hekiminiz sizi jinekolojik pozisyonda muayene masasına hazırladıktan sonra, idrar kanalınızı çıkışını gözünüzle gözleyerek sizi öksürtecektir, test bundan ibarettir.

4-Kalan idrar miktarı: Taşma türü idrar kaçırma denilen, mesanenin işeme esnasında tam boşaltılamamasına bağlı olarak taşması şeklinde oluşan kaçırmalarla ayrımın yapılabilmesi için, tuvalete gidip idrarınızın tamamını yaptıktan sonra kalan idrar miktarı ultrasonla ölçülecektir.

5-İdrar kültürü: İdrar yolu enfeksiyonu da idrar kaçırmaya neden olacağından, mutlaka kültür alınarak bu dışlanmalıdır.

6-Pamuklu çubuk testi (mesane boynunun aşırı hareketliliği testi) (Q-tip testi): Muayene esnasında idrar kanalınızın çıkış kısmına yerleştirilecek bir pamuklu çubuk yardımıyla, cerrahi yöntemle düzeltilebilecek bir aşırı hareketlilik olup olmadığı değerlendirilebiliyor. Bu test eskiden en sık kullanılan yöntemken, artık eskisi kadar uygulanmıyor. 

7-Ürodinami: Ürodinaminin, diğer adıyla işeme testinin idrar kaçırmanın tanısındaki yeri tartışmalıdır. Günümüzde, stres tipi inkontinansın tanısı için başlangıç aşamasında işeme testi yapılması önerilmiyor. 

Yaşam tarzında bazı değişiklikler yapmanın idrar kaçırmada faydası olur mu?
Bazı yaşam tarzı değişiklikleri idrar kaçırma tedavisinde faydalı olabilirse de, kilo verme dışındaki yöntemlerin başarı oranları iyi kontrollü çalışmalarla araştırılmamıştır. Uygulanabilecek yöntemler arasında başlıca 8 tanesini sayabiliriz:

1-Günlük alınan sıvı miktarını azaltmak, özellikle de gece yatmadan birkaç saat önce daha az sıvı tüketmek.

2-Semptomlarınızı şiddetlendiren alkol, kafein, baharatlı ya da asitli gıdalar gibi yiyecek ya da içecekleri azaltmak.

3-Fazla kiloyu vermek.

4-Şeker hastasıysanız, kan şekerinizi mümkün olduğu kadar normale yakın tutmak.

5-Diüretikler denilen idrar söktürücü ilaçlardan kullanıyorsanız, bunların kullanımını kısıtlamak.

6-İdrar kaçırmaya sebep olacak başka hastalıklarınız varsa bunların tedavisi için ilgili hekimlere başvurmak.

7-Mesanenin yeniden eğitilmesi: Önceden belirlenmiş bir plan çerçevesinde, örneğin her saat başı, tuvalete gidip mesanenizi boşaltın. İdrar yapma isteğiniz yoksa bile mutlaka tuvalete gidin. Buna alıştıktan sonra, gittikçe aralarını açarak, gene önceden belirlediğiniz aralıklarla düzenli olarak tuvalete giderek mesanenizi alıştırın. Zamanla tuvalet saatlerinin arasını 3 ya da 4 saate çıkarın.

8-Pelvik kas egzersizleri: Kegel egzersizleri adı verilen bu egzersizler, idrar kontrolünüze yardım edebilir. 

Tedavisi nasıl yapılıyor?

İdrar kaçırmanın tedavisi, türlerine göre değişiyor. Sıkışma tipi idrar kaçırmanın asıl tedavisi mesaneyi gevşeten ilaçlar, stres tipi idrar kaçırmanın asıl tedavisi ise mesaneye anatomik destek sağlayan ya da idrar çıkışını sağlayan dokulardaki hasarların onarılması yani cerrahi yöntemlerdir. Mesane kaslarını gevşetmek üzere elektrik stimülasyonu uygulamak ülkemizde sık kullanılan bir yöntem değildir. İdrar kaçırmanın azaltılması için alınacak önlemler yerine getirildiğinde hala şikayetleriniz geçmediyse, hekiminiz sizdeki idrar kaçırma türüne göre gerekli tedaviyi uygulayacaktır.

Ataşehir’de 8 Mart Kutlamaları

Doğuş Üniversitesi öğretim üyeleri ve öğrencileri ile yazarlar, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve 8 Mart kutlamaları için Anadolu’nun dört bir yanından gelen üretici kadınların büyük ilgi gösterdiği etkinlik Keman Sanatçısı Aida Pulake ile Piyanist Jerji Aji’nin konseri ile başladı.

Ataşehir Belediyesi kadınların yanında

Doğuş Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Dekanı Prof. Nazan Erkmen Açılış konuşmasında “Bu etkinliklerin gerçekleşmesinde büyük rol oynayan Ataşehir Belediyesi’ne teşekkür ediyoruz” dedi. Prof. Erkmen daha sonra konuşmasını yapmak için Ataşehir Belediyesi Dünya Kadınlar Günü Etkinlikler Koordinatörü Gamze Akkuş İlgezdi’yi kürsüye davet etti.

“Göreve geldiği 2009 yılından bu yana Ataşehir'de kadınlar ve genç kızlarımız için önemli sosyal sorumluluk projeleri geliştiren ve her zaman onlara destek olan Belediye Başkanımız Battal İlgezdi'nin kadınlara ve değerli konuklara selam ve muhabbetlerini getirdim” diye konuşmasına başlayan Gamze Akkuş İlgezdi şunları söyledi: “8 Mart Dünya Kadınlar Günü, tüm dünyada kadınlarının; eşitliğine, kalkınmalarına, ekonomik bağımsızlığına, sosyal hayatta var olmalarına ve daha huzurlu bir yaşam özlemlerini dile getirdikleri birlik ve beraberlik günü olarak kutlanmaktadır. Bu gün emekçilerin, işsizlerin, namus, töre cinayeti gerekçeleriyle öldürülen, katledilenlerin, dünyanın yarısını oluşturmasına rağmen yaşamda hükmü olmayanların, daha doğrusu yok sayılanların günüdür. ‘Toplumun başarısızlığının asıl sebebi kadınlara karşı olan bilgisizlikten ileri gelir, bir toplumun bir organı faaliyette iken, diğer bir organı işlemez ise o toplum felç olur’ diyen Mustafa Kemal Atatürk'ün topraklarının kadınıyız. Ne mutlu bize…”

Gamze Akkuş İlgezdi, “Tarlada, fabrikada, sanatta, eğitimde kısacası hayatın her alanında var olan ve üreten kadınların 8 Mart’ını kutluyor ve onlara selam gönderiyorum” dedi. Gamze Akkuş İlgezdi, konuşmasını Jomes Oppenheım’in Ekmek ve Gül şiirini okuyarak tamamladı. Doğuş Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Dekanı Prof. Nazan Erkmen, etkinliğe katkılarından dolayı Gamze Akkuş İlgezdi’ye plaket verdi.

Cumhuriyet ve Kadın konulu panel ile devam eden etkinlikte, Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği Başkanı Avukat Nazan Moroğlu, Araştırmacı Yazar Orhan Karavelli ile Prof. Dr. Devrim Erbil görüşlerini katılımcılarla paylaştı. Etkinlikte ayrıca Türkiye’nin dört bir yanından gelen üretici kadınlara başarı belgeleri verildi.

 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

59 Ünlü Kadın Şiddete Karşı Tek Yürek Oldu

Serginin açılışına Polisan Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ertuğrul Bitlis, Genç Kız Sığınma Evi Derneği Başkanı Uğur İlhan’ın yanı sıra projeye gönüllü olarak destek veren isimlerden Ayça İnci, Ayçin İnci, Ayşenur Yazıcı, Alanur Özalp, Eda Özerman, Hande Doğandemir, Hande Kazanova, Hülya Uğur, Ivana Sert, Nalan Aksoy, Oya Aydoğan, Selin Altay ve Sibel Bilgiç katıldı.
 
Tüm Türkiye’de kadın sorunlarına karşı, çözüm odaklı toplumsal bir farkındalık kazanmayı ve bireysel çarelerden çok kolektif çabalarla çözüme ulaşılabileceği bilincini kamuoyuyla paylaşmayı hedefleyerek, Genç Kız Sığınma Evi Derneği’ne destek sağlamak amacıyla hayata geçirilen ve proje tasarımı ve sanat yönetmenliği Kenan Bahadır Derre tarafından yürütülen “Her Ses Bir Nefes 2” projesi kapsamında düzenlenen fotoğraf sergisi için 59 ünlü kadın, iki farklı konseptte Hakan Yüksel’e poz verdi.

Sağlıklı Bir Gülüş İçin Estetik Dokunuşlar

Kişiye özel gülüş tasarımı
 
Kozmetik diş hekimliğinde temel amaç, uzman bir ekip çalışmasıyla kişiye yüz ve dudak yapısına uygun yeni ve kusursuz bir gülüş tasarlamaktır. Kişiye özel estetik gülüş ifadesini belirleyen faktörler; yüz hatları, cinsiyet, yaş, gülüş simetrisi, dudaklar, diş etleri, dişlerin sıralanışı ve renkleridir. Bu aşamada hastaya, önceki tedavilerden elde edilmiş başarılı gülüş tasarımlarından ve örnek modellerden fotoğraflar gösterilmektedir. Böylece hastaların tedavi öncesi ve sonrası durumları karşılaştırılarak değerlendirilmektedir. Hastadan alınan modeller, fotoğraflar, yüz- burun- dudak, burun altı, çene ucu arasında kalan bölge, diş ve diş etlerinin estetik incelemesi yapılmaktadır. Bu değerlendirme yapılırken, modeller ve fotoğraflar üzerinde estetik açıdan sorunlu bölgeler tespit edilir. Hastaya sorunların nasıl giderileceği konusunda bilgi verildikten sonra estetik düzenlemeyle ilgili tedavinin çerçevesi belirlenir. Mevcut estetik sorunların giderilmesi için kapsamlı bir tedaviye ihtiyaç olduğu takdirde, çene cerrahı ve ortodonti uzmanlarıyla görüşülmektedir.

Diş eti şekil bozuklukları için lazer yöntemi

 
Diş boylarında farklılık, aşırı belirgin ve simetrik olmayan diş etleri sıklıkla rastlanan estetik problemlerdir. Lazer yöntemi ile tek seansta gülüş simetrisi düzenlenebilmektedir. Cerrahi ve kanamalı bir işlem olmadığı için iyileşme kısa sürede gerçekleşir.

Beyazlatma işlemi ile dişleriniz ışıldasın

 
Estetik müdahale yapılacak dişlerin rengi, sağlıklı dişlere göre düzenlenmektedir. Bu nedenle dişlerin rengi ile ilgili değişiklik yapılmak isteniyorsa, öncelikle işlem görmeyecek olan sağlıklı dişler, lazerle beyazlatılmalıdır. Beyazlatmanın zararı yoktur ve geri dönüşümlü bir uygulamadır. Tedavi sonunda hastadan ölçü alınarak şeffaf plaklar hazırlanır ve beyazlatıcı jeller verilir. Olası renk dönüşümü durumunda hasta evde bu plakları kullanarak kolayca beyazlatma yapabilir.

Diş eti morlukları giderilebiliyor

 
Bazı kişilerde melanin veya sigaraya bağlı diş eti morlukları görülmekte ve bu durum estetiği olumsuz yönde etkilemektedir. Klinikte uygulanan lazer ışığı uygulaması ya da lazerle soyma tekniği ile diş etlerindeki doğal pembe renge kavuşmak mümkündür ve sonuç çoğunlukla kalıcı olmaktadır.

Yaprak porselenlerle dişlerde doğal görünüm

 
Dişlerdeki renk ve şekil bozukluklarının düzeltilmesi için bilinen protez kaplama uygulamalarından farklı olarak dişin tümünü küçültmek yerine, yalnızca ön yüzeyinde yapılan 0.3-0.7 mm’ lik bir aşındırma ile hazırlanan estetik uygulamalardır. Hazırlanan ince porselen tabaka, dişin ön yüzeyine yapıştırılmaktadır. Çok ince oldukları ve metal içermediklerinden dolayı ışığı mükemmel yansıtmakta ve doğal bir görünüm sağlanmaktadır. Porselen uygulamaları içinde en koruyucu ve zararsız tedavi yöntemidir.

Eksik dişler için implant yöntemi

 
İmplant, eksik dişlerin giderilmesi için, ön ve arkadaki dişlerin küçültülüp kaplanması ile yapılan köprülere alternatif bir tedavi yöntemidir. Yandaki dişlere dokunmadan boş bölgeye yapay bir diş kökü  (implant) konularak belli bir süre beklenmektedir. Daha sonra üzerine porselen kaplama hazırlanır ve hasta ömür boyu kullanabileceği yeni dişine kavuşmuş olmaktadır.

Ataşehir Belediyesi’nden Görkemli 8 Mart Kutlaması

Ataşehir bu sene 8 Mart kutlamalarında Anadolu’nun dört bir yanından gelen üretici kadınlara da ev sahipliği yapacak. Burdur, Adıyaman, Edirne, İzmir, Bayburt, Sivas gibi çok çeşitli illerden gelen üretici kadınlar el emeği göz nuru ürünlerini Ataşehir’de sergileyecekler. Anadolu’nun farklı bölgelerinde kaybolmaya yüz tutmuş sanatları icra eden kadınların sayısını arttırmak ve sağlanacak desteklerle bu sanat dallarını tekrar canlandırmak için mikro kredi konusunda paneller gerçekleştirilecek. Birçok etkinliğin dışında 8 Mart etkinliklerine katılan Ataşehirli kadınları sürpriz hediyeler de bekliyor.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ile ilgili bir açıklama yapan Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi şunları söyledi: “Kadınlar ‘Ekmek de istiyorlar, gül de…’; biz de diyoruz ki ‘ekmek de hakkınız gül de…’ Biz kadınların sadece evlerinde değil; işte, okulda, alanlarda her yerde olması gerektiğine yürekten inanıyoruz. Ancak Batılı ülkelerden önce seçme ve seçilme hakkını elde etmiş olan kadınlarımız bugün ne yazık ki erkeklerle eşit koşullarda bir yaşam sürememekte ve hala şiddete maruz kalmakta. Ben Ataşehir Belediye Başkanı olarak, kadınlarımızın yaşam kalitelerini yükseltmeyi, bir meslek sahibi olup aktif iş yaşantısına dâhil olmalarını sağlamayı en önemli sorumluluklarımdan biri olarak görüyorum. Bu bağlamda şiddete maruz kalan kadınlarımıza sahip çıkıyor, kurduğumuz kadın konukevi sayesinde yeni bir hayat kurabilmeleri için destek oluyoruz. Yine Ataşehir Belediyesi Sağlık Destek Merkezi sayesinde ana-çocuk sağlığı ve kadın sağlığı merkezimizdeki hizmetlerimizi ücretsiz sunuyoruz.”

Belediyedeki birim müdürlerinin de kadın ağırlıklı olduğunu vurgulayan Başkan İlgezdi, “Kadınlarımızın üretime ve yönetime daha fazla katılma imkânına kavuştuğu bir Türkiye görmek dileğiyle 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun“ dedi.

8 MART KUTLAMA PROGRAMI

7 Mart – Perşembe

Saat: 10.00
AÇILIŞ KONSERİ: Aida Pulake- Viyolonist

Saat: 10.30
PANEL: CUMHURİYET VE KADIN
Onur Konuşmacısı: Battal İlgezdi – Ataşehir Belediye Başkanı
Moderatör: Prof. Nazan Erkmen – Doğuş Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Dekanı
Konuşmacılar:
Av. Nazan Moroğlu – Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği Başkanı
Orhan Karavelli – Araştırmacı Yazar
Prof. Dr. Devrim Erbil-Devlet Sanatçısı
Prof. Afife Batur – Gamze Akkuş İlgezdi – Ataşehir Belediyesi Sağlık İşleri Müdürü

Saat: 14.30
PANEL: SANAT VE KADIN
Moderatör: Prof. Nazan Erkmen – Doğuş Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Dekanı
Konuşmacılar:
Prof. Şerife Atlıhan – Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi
Prof. Meriç Hızal – Işık Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyesi
Ayşe Lebriz Berkem – İstanbul Devlet Tiyatrosu Oyuncusu
Elvan Koçak Öksüm – Sanatçı

Yer: Doğuş Üniversitesi K Blok – Gözaçan Kültür ve Sanat Merkezi

Saat: 16.30
ÜRETİCİ KADINLARIMIZ “EL EMEĞİ, GÖZ NURU” ve ULUSLARARASI KADIN SANATÇILAR SERGİLERİNİN AÇILIŞLARI
Katılımcılar:
İtalya L’aquila Güzel Sanatlar Akademisi Sanatçıları ve Öğretim Üyeleri: Lea Constabile, Primarosa Cesarini Sforza, Susanna Talayero

Doğuş Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Sanatçıları ve Öğretim Üyeleri: Nazan Erkmen, Ayşe Özel, Serap Murathanoğlu Eyrenci, Irmak Akçadoğan, Ezgi Karaata, Duygu Beykal İz

Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakülteleri Öğretim Üyeleri: Şerifa Atlıhan, Günay Atalayer

Diğer Katılımcı Sanatçılar: Çiğdem Erbil, Pesent Doğan, Şehanz Yalçın Wells, Vesile Aykaç, İnci Şenel, Neşegül Ekinci, Zeynep Öztürk, Öğr. Gör. Yasemin Sarı Bayer, Öğr. Gör. Çimen Bayburtlu, Öğr. Gör. Sibel Tuğal, Esra Meral Demircan

Yer: Doğuş Üniversitesi H Blok Fuaye

8 Mart – Cuma

Saat:10.00
ÜRETİCİ KADINLARIMIZ “EL EMEĞİ, GÖZ NURU” SERGİSİ AÇILIŞI (Ataşehir Gösterimi)
Yer: Ataşehir Belediyesi Nikah Salonu Fuayesi
(Sergi 8 – 10 Mart tarihlerinde 10.00 ve 22.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir.)

Saat: 10.00
SEMPOZYUM “ÜRETİCİ KADINLARIMIZ”
Moderatör: Prof. Günay ATALAYER Marmara Üniversitesi Güzel
Sanatlar Fakültesi Tekstil Bölümü Öğretim Üyesi
Üreten Kadınlarımızın Sunumları
Yer: Ataşehir Belediyesi Nikah Salonu

Saat: 13.00
ATAŞEHİR BELEDİYESİ “ANA RENKLER” PROJESİ “KADINA ŞİDDET” RESİM SERGİSİ AÇILIŞI
Yer: Ataşehir Belediyesi Cemal Süreya Sergi Salonu
(Sergi 8 – 15 Mart tarihlerinde 10.00 ve 22.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir.)

Saat:13.30
“KADIN OLMAK” FORUM TİYATRO – CAN ŞENLİĞİ OYUNCULARI
Yer: Ataşehir Belediyesi Nikâh Salonu

Saat:15.00
PANEL: “MİKRO KREDİ”
Konuşmacı: Ali Osman Taşlıca Rotary Vakfı Mikro Kredi Bölüm Başkanı
Yer: Ataşehir Belediyesi Nikâh Salonu

Saat:17.00
SÖYLEŞİ: “KADINLARIMIZ ANLATIYOR…”
Moderatör: Ayşe Emel Mesci (Yönetmen)
Yer: Ataşehir Belediyesi Nikâh Salonu

9 Mart – Cumartesi

Saat: 12.00 ve 14.00 (İki gösterim)
TİYATRO: “ANADOLU KADINLARI” – SAMSUN DÜŞEVİ OYUNCULARI
Yer: Ataşehir Belediyesi Nikâh Salonu

Saat: 16:00
Kokteyl
Yer: Ataşehir Belediyesi Nikah Salonu Fuayesi

Saat:16.30
“CUMHURİYET DÖNEMİ KADIN GİYSİLERİ” DEFİLESİ
Yer: Ataşehir Belediyesi Nikâh Salonu Fuayesi

Saat:18.00
Konser : HÜSEYİN TURAN KONSERİ
Yer: Ataşehir Belediyesi Nikah Salonu Fuayesi

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Doğru Beslenerek Vücut Direncinizi Artırın

Nelere dikkat etmeli?

•Bu aylarda hastalıklardan koruyucu besinlerin başında mandalina ve portakal gelir. C vitamini ihtiyacının karşılanabileceği meyveler, yeşil yapraklı sebzeler, özellikle maydanoz ve yeşilbiber ile soğuğun olumsuz etkileri vücuttan silinebilir.

•Muz, ceviz, badem ve ananas mutluluk hormonu salgılanmasını sağlayacak başlıca besinlerdir. Bu besinler sayesinde güneşin sıkça görülmediği günlerde sürekli yemek düşüncesini kişi aklından kolayca çıkarabilir.

•Hareketin gittikçe azaldığı bu aylarda bölgesel olarak kilo alma ve yağlanma oranı artmaktadır. Yarım saat bile olsa ev içerisinde ya da dışarda yapılacak egzersiz hareketleri ile hem psikolojik hem de fizyolojik bir rahatlama sağlanabilir.  3 ana ve 3 ara öğünden oluşan bir menü düzeni, acıkmamak ve fazladan yiyerek kilo alma problemiyle karşılaşmamak konusunda yardımcı olacaktır.

•Özellikle sebze yemekleri hem hafif hem de besleyici özelliği bakımından bu mevsimin vazgeçilmezleri arasında yer alır. Sebze yemeklerinin içerisinde kullanılacak kuru baklagiller hem demir hem de protein alımında yardımcı olurken, farklı tatlar da damak zevkine hitap edecektir.

•Su vücudun asit ve baz dengesinde, midenin rahat çalışmasında ve kişiye tokluk hissi uyandırmakta oldukça etkilidir. Fizyolojik olarak kişilerin günde en az 8 bardak suya ihtiyaçlarının olmasının başlıca nedeni budur. Her yemek öncesi içilecek olan bir bardak su, hem tokluk hissi verir hem de midenin daha rahat çalışmasına yardımcı olur.

•Vücuda yağ alımı özellikle zeytinyağı ve sıvı yağlardan karşılanmalıdır. Katı yağlar ileriki dönemlerde damar çevresinde toplanarak kalp ve damar hastalıkları başta olmak üzere obezite ve pek çok kronik hastalığa davetiye çıkartır. Katı yağ tüketimi sınırlandırılmalı; fakat diyet süresinde dahi yağ tüketimi yapılmalıdır. Vücut, enerjinin büyük kısmını yağdan sağlar ve metabolizmamızın çalışması için de enerjiye ihtiyaç vardır.

•Bu dönemlerde kalsiyum alımı da oldukça önemlidir. Her akşam yatmadan önce içilecek bir bardak süt, kadınlarda ileride yaşanabilecek kemik erimesi riskini düşürecek, gençlerin gelişiminde kemik ve diş sağlığı üzerine etki edecektir. Kalp hastalarının son ara öğünlerinde 1 kase yoğurt ve bir orta boy meyve almaları günlük diyetlerinin vazgeçilmezi olmalıdır.

•Kızartmalar ve kavurmalar yerlerini haşlanmış etlere ve fırında yemeklere bırakmalıdır. Balık tüketimi haftada 3 günden fazla olabilir. Bir orta boy balık, derisiz olarak rahatlıkla günlük öğünlerin içerisinde tüketilebilir. Balık, Omega 3 yağları göz ve beyin sağlının gelişmesi için her yaşta sürekli önerilen bir besindir.

•Sıvı tüketimi konusunda bitki çaylarından da faydalanılabilir. 1 fincan rezene ile gaz sıkıntılarından kurtulmak mümkündür. Papatya çayının rahatlatıcı, kuşburnunun soğuk algınlığı ve gripten koruyucu etkisi vardır.