Lazer Epilasyon Hakkında Doğru Bilinen Yanlışlar

1. Koltuk altlarına uygulanan lazer epilasyon meme kanseri oluşumunu tetikler mi?

Lazer epilasyonun meme kanserine yol açabileceğine ilişkin herhangi bir bilimsel çalışma bulunmuyor. Lazer epilasyonda kullanılan ışın tıpkı günlük yaşamda bizi çevreleyen ultraviyole ışınları ya da enerji hatları, cep telefonları ve pek çok elektrikli ev ürünlerinin yaydıkları gibi noniyonize ışın yayıyor. 

2. Genital bölgeye lazer uygulanması kısırlığa yol açar mı?

Lazer epilasyonda kullanılan ışınlar ancak cilt yüzeyinin yaklaşık 1 mm altında bulunan kıl köklerine kadar ulaşabiliyor, daha derine inemiyor ve iç organlara ulaşamıyor. Lazer cihazı, ışını deriye sadece kıl köklerinin etkileneceği, kılı çevreleyen diğer yapılara zarar gelmeyecek kadar kısa bir süre boyunca veriyor. Lazer epilasyonda kullanılan ışınlar radyolojik görüntüleme yöntemlerinde kullanılan X ışınlarından farklı olup, noniyonize karakterde. Tüm bu sebeplerle lazer epilasyonun kısırlık yapması mümkün değil ve kısırlık yaptığına dair bir bilimsel bir veri de bulunmuyor.

3. Lazer epilasyon seansları süresince önerilen tıraş yöntemi kılların daha kalın, siyah ve hızlı çıkmasına yol açar mı?

Lazer epilasyon uygulamasına başlayanların işlemden bir kaç hafta öncesi ağda benzeri, kılları kök kısmından uzaklaştıran yöntemlerden kaçınmaları, bunun yerine tıraşlamaları öneriliyor. Bunun sebebi lazer ışınlarının etkili bir şekilde kılın kök kısmının kıl üretemez hale getirebilmesi için büyüme evresinde kıl mevcudiyetine ihtiyaç olmasıdır. Ayrıca lazer epilasyon seansları devam ettiği sürece kılların ağda benzeri yöntemler yerine tıraşla alınması gerekir. Ancak halk arasında “tıraşın tüylerin daha kalın, daha koyu ve daha hızlı çıkmasına yol açacağı” endişesi yaygındır. Oysaki bu doğru değildir. Halk arasında bu efsanenin yayılmasına sebep olan faktör tıraşlanmadan, doğal olarak büyüyen kılın uç kısmının daha ince ve güneşe maruziyetle daha açık renkli olmasıdır. Ancak kıl tıraşlandığında daha kalın olan orta kısmı künt ve belirgin görünür, bu da sanki kıl kalınlaşmış koyulaşmış yanılgısını yaratır.

4. Lazer epilasyon tedavi amaçlı kullanılır mı?
Evet bazı durumlarda lazer epilasyon tedavi amaçlı da kullanılır. Bu durumlar:

•    Batıklarda lazer epilasyon:

 
Lazer epilasyon, özellikle erkeklerde sakal bölgesi ve boyunda, kadınlarda ise bikini bölgesi ve bacaklarda oluşan batıklarda oldukça etkilidir. Bu bölgelerde iltihaplanmaya ve ağrılı kabarıklıklara sebep olan batık kılların kök kısımlarına ulaşan lazer ışını problemi tedavi eder.

•    Pilonidal sinüs (kıl dönmesi):

 
Kuyruk sokumu bölgesinde ağrılı iltihaplanma ile kendini gösteren bu sorunun tekrarlamasının önlenmesinde de kılların lazer epilasyon ile tedavi edilebildiği bilimsel çalışmalarla kanıtlanmıştır.

5. Lazer epilasyonda dikkat edilmesi gereken ancak pek dikkat edilmeyen noktalar nelerdir?

Kalıcı makyaj ve dövmesi olanların dövme bölgelerinde lazer epilasyondan kaçınmaları gerekir. Bunun sebebi ise, dövmelerde kullanılan demir ve titanium dioksidin lazer ışınları ile reaksiyona girmesi ve dövmenin renginde bozulmaların meydana gelebilmesidir.

Ataşehir Finans Merkezi ihalesi Bugün

Ataşehirde 30 Ağustos Coşkusu

Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi, kutlamaların ardından yaptığı açıklamada, “30 Ağustos'un; bağımsızlık ve özgürlük mücadelesini Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile silah arkadaşlarının kazandığı Büyük Zafer’in taçlandığı gün olduğunu” vurguladı. Başkan Battal İlgezdi, “30 Ağustos Zafer Bayramı hem Cumhuriyete ve Demokrasiye açılan bir kapı, hem de çoğulculuğa ve çok sesliliğe giden yoldur. Başta Büyük Zaferin Başkomutanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, tüm şehitlerimizi rahmet, gazilerimizi de minnetle anıyor, sevgi ve saygılarımı sunuyorum" dedi.

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Sağlıklı Nesiller Yetiştirmek İçin 9 Temel İpucu

1.    Sağlıklı anne: Sağlıklı nesiller yetiştirmenin birinci kuralı, sağlıklı anne ve uygun bir aile ortamından geçer. Hamilelik döneminde anne düzenli sağlık kontrollerini yaptırmalı, aşılarını tamamlamalı ve dengeli beslenmeli.

2.    Anne sütü: Bebeklere mümkün ise 1-2  yaşa kadar kadar anne sütü verilmeli. Çünkü anne sütü, bebeğin ideal büyümesini ve gelişmesini sağlar. Zeka ve beyin gelişimi için en faydalı besin kaynağıdır. Bağışıklık sisteminin gelişmesi için gerekli maddeleri içerir. İleride olabilecek şeker hastalığı ve şişmanlığa karşı koruyucudur.

3.    Aşılama: Çocukların tehlikeli olabilecek mikroplara karşı bağışıklık sistemini uyarıp, onlara karşı savunma geliştirilebilmeleri için aşılarının düzenli ve eksiksiz yapılması önemli. Sağlık Bakanlığı’nca planlanan Ulusal Aşı Takvimi’ndeki aşıların mutlaka yaptırılması gerekiyor.

4.    Beslenme: Çocuğun ideal büyüme değerlerine ulaşması için düzenli ve dengeli beslenmesi şart. Her mevsimin uygun sebze ve meyvelerini içeren besinler almalı.  Çocuklar özellikle abur-cubur gıdalar ile tanıştırılmamalı, 3 beyaz yani şeker-un-tuz içeren gıdalardan olabildiğince uzak durulmalı.

5.    Diş sağlığı: Çocukların dişlerine zararlı olabilecek asitli, gazlı ve şekerli gıdalardan uzak durmaları sağlanmalı. Çocuklar, kahvaltıdan sonra ve yatmadan önce mutlaka dişlerini fırçalamalılar. Düzenli diş kontrolleri yaptırılmalı.

6.    Sağlık kontrolleri: Düzenli sağlık kontrollerinde bebeğin büyümesi (boy, kilo, baş çevresi) ve gelişmesi (zeka, mental durumu, ayına veya yaşına uygun hareketleri yapabilirliği) değerlendirilir. Bazı hastalıkların ön bulguları erken dönemlerde kendini gösterir. Düzenli sağlık kontrolü, erken tanı ve tedavide başarıyı da beraberinde getirir.

7.    Spor: Bebeğe doğduğu andan itibaren egzersiz yaptırılmalı. Emekleme ve yürümeye başladığı andan itibaren çocuğun hareketliliğini artıracak ortamlar sağlanmalı. Oyun çocukluğu döneminden itibaren de çeşitli sporsal aktivitelere katılımını sağlayın. Spor, sağlığının yanı sıra çocuğun okul dönemi başarısını da olumlu yönde etkiler.

8.    Çocuğunuzla bol bol vakit geçirin: Anne ve babası ile yeterince vakit geçirmeyen çocuklarda ileri yıllarda bazı davranışsal sorunlar, arkadaş ve okul uyumunda problemler gözlenir. Bu sorunlarla karşılaşmamak için çocuklarınızla beraber ortak aktiviteler bulun, onlarla bol bol zaman geçirin.

9.    Eğitim: Eğitim düzeyi yüksek olan toplumlarda sağlık sorunlarına daha az rastlanıyor. Bu toplumlarda ayrıca bebek ve anne ölüm hızı daha düşük oranda oluyor. Sağlıklı nesillerin olması için ebeveynlere düşen en önemli görev, çocuklarına iyi ve kaliteli eğitim olanakları sağlamak. 

Ataşehir Bulvarı Üzerinde Havayi Fişek Gösterisi

 
 

Cilt Kanserinin Erken Teşhisi İçin Benlerinizi Takip Edin

35 yaşından sonra çıkan benleri önemseyin
 
Cilt kanseri açısından benler 2 yönden önem taşımaktadır: Melanom türü deri kanserleri ilk evresinde yeni çıkan bir ben gibi algılanabilir. İkinci olarak da daha önceden varolan benlerden bazı deri kanserleri gelişebilir. Deriye renk veren hücrelerin kanseri olan “Melanom” deri kanserleri içinde en ciddi seyirli olanı ve tüm kanser türleri arasında, artış hızı en hızlı olan kanserdir. Böylesine önemli bir hastalığın erken tanı ile tam tedavisi ise mümkündür. Melonom hastalarının yarıdan daha az kısmında, hastalık eski bir ben üzerinden gelişir. Eski bir benin renk değiştirmesi,  büyüklüğünün artması, üzerinde kabarıklık, kanama olması ya da yara açılması melanom için işaret olabilir. Bunun yanında yeni ben oluşumunun hayatın ilk 30 yılında gerçekleştiği unutulmamalı; bu nedenle 35 yaşından sonra çıkan yeni benler önemsenmelidir.

50 yaş üzerinde herkes deri muayenesi olmalı

 
Tüm kanserlerde olduğu gibi cilt kanserinde de erken tanı çok önemlidir. Erken tanı için yeni ben çıkıp çıkmadığı, eski benlerde değişiklik olup olmadığına dikkat edilmelidir. Eski benlerde görülen asimetri, benlerin kenarlarında düzensizlik, renk değişikliği, ben çapının 6mm den büyük olması, kaşınma, kanama, ağrıma, üzerinde yara açılması gibi değişikliklerin görülmesi durumunda dermatoloji uzmanına başvurulmalıdır. 50 yaşın üzerinde olanlar, vücudunda 50’nin üzerinde ben olanlar, ailesinde melanom öyküsü bulunanlar, daha önce melanom geçirmiş olanlar ya da diğer türde cilt kanseri geçirenler, yılda bir kez deri muayenesi olmalıdır.

Vücudunuzda bulunan benleri tanıyın

 
Vücuttaki benlerin yerlerinin bilinmesi, yapılarının tanınması çok önemlidir. Bunun için yer ve yapılarını tanıyana kadar haftada bir kez daha sonra ise 1-2 ay aralarla kendi kendine ben muayenesi yapılmalıdır. İyi aydınlanan bir odada, bir adet boy aynası ve bir adet el aynası yardımı ile yeni çıkan benlerin olup olmadığına ve eski benlerdeki değişikliklere dikkat edilmelidir. Vücut, bölgelere ayrılarak incelenmelidir. Ağız içi, kulak içi ve arkası, koltukaltı, parmak araları gibi bölgeler unutulmamalıdır. Sırt ve bacakların arka kısmı için el aynasının yardımına başvurulmalıdır. Saç dipleri için aile bireylerinden yardım alınabilir. Daha sonraki muayenelere kılavuz olması bakımından bir şema üzerine işaretlemeler yapılabilir.

Dijital dermatoskopi cihazı ile benleriniz mercek altında

 
Muayenede dermatoloji uzmanı genel olarak tüm benleri değerlendirdikten sonra dermatoskopi adı verilen deri yüzey mikroskobisi ile şüpheli benleri detaylı olarak inceler. Dijital dermatoskopi deri yüzey mikroskobisidir. Benlerin 20-70 kat kadar büyütülerek alınan görüntüsünün yüksek çözünürlüklü bir bilgisayar ortamında değerlendirilmesini sağlar. Bu görüntüler arşivlenir ve her kontrolde eski ve yeni görüntüyü karşılaştırarak yeni oluşan bir beni veya eski bir bendeki değişikliği takip ederek melanomun erken tanısı mümkün.

Çocuğuma Yemek Yedirmek Bir Kabus Diyorsanız

Çocuğunuzla inatlaşmayın
 
Yemek yemesi konusunda çocuğunuzla inatlaşmak problemin daha da artmasına yol açabilir. Çünkü yemek yeme konusunda sizin aşırı hassasiyetinizi gören çocuğunuz, zaman içinde yemek yoluyla tüm isteklerini yaptırabileceğini öğrenmektedir. Bu durum zamanla aile ile çocuk arasında ciddi iletişim problemlerine yol açmaktadır.

Eğitim düzeyiniz çocuğunuzun beslenmesini etkiler 

 
İştahsız, yemek seçen annelerin çocuklarında da benzer davranışlar gözlenmektedir. Yine beslenmede tekdüzelik çocuğun beslenmesini olumsuz etkilerken, annenin eğitim düzeyi ve çalışıyor olması çocuğun beslenmesini olumlu yönde etkilemektedir.

“Ağaç yaş iken eğilir” sözünü unutmayın

 
Çocukluk döneminde sağlıklı beslenme davranışı geliştiremeyen kişilerde ileriki yaşlarda da çeşitli beslenme problemleri görülebilmektedir. Beslenme her canlı için doğal bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyacın bebeklikten itibaren keyifli ve mutlu bir ortamda gerçekleşmesi çocuğun tüm hayatını etkileyecek beslenme davranışının gelişmesinde rol oynamaktadır. Anne ve babanın, bakıcının masada yemek yeme biçimleri, yemek sırasındaki konuşma ve davranışları çocukların doğru yemek yeme alışkanlığı kazanmasında önemli bir rol oynamaktadır.

Çocuğunuza doğru beslenme alışkanlığı kazandırmak için bunlara dikkat edin!

•Yemek porsiyonlarını kendi ölçüşünüze göre değil; çocuğunuzun kendi gereksinimlerine ve yaşına uygun olarak hazırlayın. Çocuğunuzu gerekenden fazla yemeye zorlamayın.

 
•Çocuğunuza yemeğini yemesi için yeterli zaman verin; ancak bu süre yarım saatten fazla olmamalıdır.
 
•Çocuklar dönem dönem bir gıdaya aşırı düşkünlük gösterirken, bir diğerini reddedebilir. Bunun geçici bir süreç olduğunu bilmeli ve bir süre sonra hiç yemediği gıdayı farklı bir şekilde sunarak tekrar denemelisiniz.
 
 •Yiyecekler çocukların kolay tüketeceği şekilde hazırlayın. Küçük dilimlenmiş havuç, salatalık, küçük şekil verilmiş köfte, sigara böreği, çizgi film kahramanlarından esinlenerek hazırlanmış, kurabiye, kek gibi çocuklara yemeği eğlenceli bir hale getirebilirsiniz.
 
•Kendi yaşıtları ile grup halinde yemek yemek, özellikle yemek seçen çocukları farklı tatları denemek konusunda cesaretlendirebilir
 
•Çocuklar anlatılanı değil, gördüğünü taklit eder. Bu yüzden anne- baba ve bakıcı gibi çocuğun bakımından sorumlu kişilerin kendi beslenme davranışlarına dikkat etmeleri gerekmektedir.
 
•Çocuklar bazı besin gruplarını yemeği reddedebilir. Örneğin süt içmek istemeyen bir çocuğa süt, bir başka şekilde sunulabilir. (Yoğurt, sütlü bir tatlı, peynir, meyveli süt vb.). Yine sebze yemeyen bir çocuk için sebze, köftenin içinde, böreğin veya makarnanın içinde onun için daha eğlenceli bir hele getirilerek verilebilir.
 
•Et yemek istemeyen bir çocuğun alması gereken protein, yumurta veya kuru baklagiller verilerek desteklenebilir.
 
•Ekmek yemek istemiyorsa, makarna, patates, bulgur gibi diğer tahıllı gıdalarla alması gereken kalori desteklenebilir.
 
•Çocuğun besin seçimindeki öncelikleri dikkate alınarak farklı tat, farklı renk ve çeşitlilikte besinler hazırlanmalıdır. Sağlıklı beslenmeyi sağlayacak sonsuz sayıda besin birleşimi yapılabileceği unutulmamalıdır.
•Anneler yemek konusunda yaratıcı olmalı ve yemek saatlerini çocuk için eğlenceli bir hale getirmelidir. Yemek saatlerinin tüm ailenin katılımının sağlandığı, faydalı sohbetlerin yapıldığı, çocuğun hoş vakit geçirdiği saatler olmasına özen gösterilmelidir.

Toshiba’dan Super Speed USB 3.0 Uyumlu USB Flash Bellek

Bu yeni ürünler, 5 dakika içinde 25 GB’lık bir video içeriğini transfer edebilir*5, bir önceki modelde aynı transfer yaklaşık olarak 30 dakika sürmektedir. Bu yeni cihazlar, video içeriği ve diğer büyük verilerin taşınabilirliği ile dijital ürünler arasında yüksek hızlı veri transferi için kullanıcı ihtiyaçlarını karşılamaktadır.

Tüketicilerin daha yüksek transfer hızı ve daha fazla kapasite ihtiyaçlarını karşılamak için Toshiba, NAND flash pazarında ufuklar açacak yenilikleri tanıtmaya ve bu pazarda şirketin liderliğini desteklemeye –yeni USB flash bellek ve hafıza kartlarının geliştirilmesi de dahil olmak üzere, devam edecektir.

Kilit Özellikleri:

1. USB 3.0 Super Speed USB standardı ile uyumlu
2008 yılında belirlenen USB 3.0 Super Speed USB standardı ile uyumlu olarak, maksimum 220 MB/sn okuma ve 94 MB/sn yazma hızlarına erişilmiştir. USB 2.0 bağlantısı bulunan bilgisayarlara bağlandığında, maksimum 34 MB/sn okuma ve 30 MB/sn yazma hızlarına erişilmiştir.

2. Endüstrideki  en düşük enerji tüketimine sahip ürünlerden biri
Düşük güç tüketimi, yüksek hızlı NAND flash belleğin çok katmanlı yapısı ve özel düşük güç tüketimli ASIC denetleyicisi gibi, Toshiba'nın orijinal teknolojisi sayesinde elde edilmektedir. Böylelikle USB flash bellek kullanılsa dahi, dizüstü bilgisayarların enerji tüketimi daha aza indirilmektedir.

3. Windows® ReadyBoost® özelliği
Bu yeni ürünler, harici bellek depolamasının, PC’deki bir sabit disk sürücüsü gibi kullanılmasını sağlayan Windows ReadyBoost’u destekler. Windows ReadyBoost özelliği, PC yazılımını başlatmak için gereken süreyi kısaltmak gibi, geliştirilmiş PC performansına katkıda bulunur. Bu işlev, Windows® 7 veya Vista içeren bilgisayarlarda kullanılabilir.

4. Toshiba’nın orjinal güvenlik yazılımı
Bu yeni ürünler,  belirli bir bloğun şifre kilidi ile korunmasını sağlayan uygulama yazılımlarını içerir, böylelikle blok içindeki veri ve dosyalara şifre olmadan erişilemez.

Teknik Özellikler

 
Ürün Adı    TransMemory-EXTM
Kapasite    64 GB    32 GB
ReadyBoost® Özelliği    Windows®7 ve Vista içeren bilgisayarlar için mevcuttur
Arayüz    USB 1.1/ Hi Speed USB 2.0*, Super Speed USB 3.0*
Güç Kaynağı Voltajı    USB portundan güç alır
Dış Boyutlar    68.8 (U) × 21 (E) × 10.5 (Y) mm
Ağırlık    Yak. 14 gr (sadece ana ünite)
Çalışma Ortamı    Çalışma sıcaklığı: 0-50oC
Depolama sıcaklığı: -20 – 60 oC
Çalışma ve depolama nemi: 5-95 %RH (yoğuşmasız)
Uyumlu Cihazlar    USB Arayüzüne (A tipi) sahip ve aşağıdaki işletim sistemlerinden birine sahip bilgisayarlar
• Windows® 7
• Windows® XP
• Windows® Vista
• Mac OS 10.0.2 ve sonrası (Yalnızca USB 2.0’ı destekler)
* Burada kullanılan USB 1.1/ Hi Speed USB 2.0 ve Super Speed USB 3.0 terimleri, ürünlerin dayandığı özelliklerin isimleridir, çalışma hızlarını garanti etmez.
* TransMemory-EX™ ve TransMemory™ Toshiba Corporation’ın tescilli markalarıdır.
* Teknik özellikler değişikliğe tabidir.
 
Notlar:
 
1. USB 3.0, (Super Speed USB) USB Uygulayıcıları Forumu tarafından 2008 yılında oluşturulan yeni bir standarttır.
2. Okuma ve yazma için maksimum veri transfer hızları, Toshiba'nın PC test ortamında doğrulanmıştır.
3. USB 2.0 standardı ile uyumlu önceki TransMemory modelinin maksimum transfer hızı, okuma için 10 MB/sn, yazma için 5MB/sn’dir.
4. Maksimum okuma hızı 220 MB/sn, maksimum yazma hızı 94 MB/sn olan model için. 9 Ocak 2011 tarihii itibariyle. Toshiba tarafından yapılan bir araştırma sonucunda.
5. Toshiba’nın PC test ortamında doğrulanan, full HD video (1920 x 1080, 16:9) için oluşan veri.

Toshiba Electronics Europe (TEE) Hakkında

Toshiba Electronics Europe (TEE), dünya çapında yarı iletken sektöründeki büyük üreticiler arasında yer alan Toshiba Corporation’ın Avrupa’daki bellek ürünleri ve diğer elektronik parça faaliyetlerini yürüten merkezidir. TEE otomotiv, multimedya, endüstri, telekom ve ağ uygulamaları için; üst düzey bellek, mikrodenetleyiciler, ASIC, ASSP ve görüntüleme ürünleri de dahil olmak üzere; sektörün en geniş entegre devre ve farklı ürün hatlarını sunuyor. Şirket ayrıca güçlü yarı iletken çözümlerinde geniş bir yelpazeye sahiptir. TEE şirketi 1973 yılında Almanya’nın Neuss şehrinde kurulmuştur ve tasarım, üretim, pazarlama ve satış desteği sunmaktadır. Şirketin merkezi şu anda Düsseldorf şehrindedir ve ayrıca Fransa, İtalya, İspanya, İsveç ve İngiltere’de şubeleri bulunmaktadır. Şirketin başkanı Mr. Takashi Nagasawa’dır; Avrupa’daki personel sayısı yaklaşık 400 kişidir.

Jennifer Lopez Ataşehir’i Sallayacak

Metin Kurt Ataşehir’den Uğurlandı

Casper Servisi – Ataşehir

Atatürk Mah. Turgut Özal Bulvarı No :38/2

info@dehanotebook.com

http://www.atasehirbilgisayar-servisi.com

Orhan GÜNER

0216 572 27 57

0532 563 95 88

İÜ Müzeleri Projesi Sonuçlarını Vermeye Başladı

Müze ve Kültür Miraslarının Yönetimi Uygulama ve Araştırma Merkezi  (MÜZEYUM) Müdürü Prof. Dr. Fethiye Erbay'ın yönetiminde yürütülen çalışmalarla İstanbul Üniversitesi bünyesindeki diğer koleksiyonlar da sırayla uluslararası standartlarda düzenlenerek halkımızın ve bilim adamlarımızın ziyaretine açılacak.

"Müzeler geçmiş ile gelecek arasında köprü kurar"

Müzelerin önemine dikkat çeken İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet, İstanbul Üniversitesi’nde bu konuda yapılan çalışmalar hakkında bilgi verdi. Prof. Dr. Yunus Söylet, şunları söyledi;

“Geçmiş ile gelecek arasında köprü kuran müzeler, kütüphanelerle birlikte toplumun geçmişle ilgili belleğini oluşturur. Üniversitelerde müzelerin olması, eğitim kurumunun gelişimini göstermesi açısından önemlidir. Müzeler, bulundukları eğitim kurumlarına saygınlık da sağlamaktadır.”

"Üniversite müzeciliğinde lider olmayı hedefledik"

“Üniversitemizin bünyesinde eşsiz diyebileceğimiz müze, koleksiyon ve sanat galerileri mevcut. Ayrıca çok sayıda tarihi bina, kemer, sur, çeşme, hamam, medrese ve anıt yapılar var. İstanbul Üniversitesi farklı yerleşke ve mekânlarda, farklı çeşitlilikte ve yapıda müzelere sahip olması ile dünya üniversiteleri arasında ayrıcalıklı bir konuma sahip. Üniversitemizde şimdiye dek büyük fedakarlıklarla yürütülen müzecilik çalışmalarını artık daha profesyonel düzeyde gerçekleştirmenin, geçmişe karşı bir saygı ve borç olduğunu düşünüyorum. Öyle bir borç ki; sadece eser sahibi değil, yıllarca onları koruyup bugüne getiren hocalarımıza, yöneticilerimize karşı da borcumuz. Yürüttüğümüz çalışmalarla üniversite müzeciliğinde lider olmayı hedefledik. Çok yoğun bir çalışma programı yürütüyoruz. Hedefimiz öğretim üyelerimizin bugüne kadar büyük emeklerle oluşturduğu ve koruduğu bütün koleksiyonları dünya kültür mirasına kazandırmak."

"Çalışmalarımız yoğun bir şekilde sürüyor"

“Üniversitemizdeki koleksiyonları, çağdaş müze yönetimi kurallarına ve çağdaş sergileme anlayışına uygun olarak yeniden planlıyoruz. İstanbul Üniversitesi Kültür ve Sanat Envanteri olarak katalog çalışmalarımız sürüyor. Şu ana kadar Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan özel müzeler kapsamında resmi olarak onaylı tek müzemiz İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Tıp Tarihi Müzesi idi. İÜ Jeoloji Müzesi resmi olarak onaylı  ikinci müzemiz oldu. Üniversitemiz bünyesindeki diğer müze niteliğindeki koleksiyonların da resmi onay alması için çalışıyoruz. Üniversitemiz bünyesinde kurulan müzelerin sayısı önümüzdeki yıllarda hızla artacak. Bakanlık düzeyinde kuruluş, müze ve koleksiyonerlik izinlerinin alınması çalışmaları sürüyor.”

Türkiye’nin ilk Müzecilik Bölümü

İstanbul Üniversitesi Müzeleri Projesi kapsamında ilk olarak 2009 yılında Edebiyat Fakültesi’nde ülkemizde bir ilk olma özelliğini de taşıyan Müzecilik Bölümü Prof. Dr. Fethiye Erbay başkanlığında kurulmuştu. Müzecilik Bölümü, ülkemizde giderek artan ve önem kazanan müzecilik alanına nitelikli yönetici ve eleman yetiştirmek amacını taşımaktadır. Günümüz teknolojisine hakim, profesyonel olarak eğitilmiş, alanında uzman mezunları ile müzecilik alanındaki büyük eksikliği dolduracak olan bölüm, müzelerin verimliliğini de artıracak.

İstanbul Üniversitesi müzelerini tek çatı altında toplayarak bu alanda çalışmalar yürütmek amacıyla da 2011 yılında Müze ve Kültür Miraslarının Yönetimi Uygulama ve Araştırma Merkezi (MÜZEYUM) açıldı. MÜZEYUM çalışmalarını üç ana başlık altında sürdürmektedir.

1-Üniversite bünyesinde bulunan kültür mirasları alanına giren ve öncelikli olarak korunması gereken arkeolojik buluntuları, kültürel, sanatsal, bilimsel değerdeki belgeleri, kültür ve tabiat varlıklarını, doğal kaynakları, koleksiyonları, yazma eserleri, tarihi eserleri, müzelik eserleri belirleyerek, Merkezin çatısı altında toplamak, korumak; bu varlıkları çağdaş müzecilik çalışmalarıyla işlevsel hale getirmek ve gelecek kuşaklara aktarılmasını sağlamak,

2-Üniversite bünyesinde kurulmuş ve kurulacak olan birinci ve ikinci sınıf müzeleri, tarihi binaları, müze kütüphaneleri, müze depolarını, müze uygulama atölyelerini, restorasyon atölyelerini, sergi alanlarını, Merkezin çatısı altında toplayıp yöneterek, işletmesini sağlamak, korumak, denetlemek, yaşayan kurumlara dönüştürmek,

3-Müzecilik, müze bilim, müze yönetimi ve kültürel miras alanları ile ilgili, eğitim, araştırma-geliştirme çalışmaları yapmak.

 
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ MÜZELERİ
 
1    Cerrahpaşa  Tıp Fakültesi  Tıp  Tarihi  Müzesi
2    Jeoloji  Müzesi
3    Hidrobiyoloji  Müzesi*
4    Zooloji  Müzesi*
5    Seyfettin  Kuter  Radyoloji Teknoloji Müzesi*
6    İletişim  Müzesi*
7    Feyhaman  Duran  Kültür ve Sanat Evi*
8    Arkeoloji ve Kültür Tarihi/ Prehistorya Müzesi*
9    Nadir Eserler Arşiv Müzesi*
10    Eczacılık Müzesi*
11    Gözlemevi  ve Astronomi Müzesi*
12    İstanbul  Tıp  Fakültesi  Tıp Tarihi ve Deontoloji Müzesi *
13    Osteoarkeoloji Müzesi*
14    Doğa Bilimleri Müzesi/ Botanik Bahçesi*
15    Herbaryum/ Kurutulmuş Bitki Müzesi*
16    Deniz Ürünleri Müzesi*
17    Beyazıt Kulesi Anıt Müzesi*
18    Salis Medresesi Uygulama Müzesi*
19    II. Beyazıt Hamamı Kültür Mirası Müzesi*
20    Bilezikçi Çiftliği Açık Hava Müzesi*

(*) "Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından onaylı müze” statüsüne getirilmesi için çalışmaların devam ettiği müze niteliğindeki koleksiyonlar

İstanbul Üniversitesi Jeoloji Müzesi

İstanbul Üniversitesi Jeoloji Müzesi’nde ilk koleksiyonların oluşturulması Vefa’daki Jeoloji Enstitüsü’nün ilk kuruluş yılı olan 1915 yılına kadar uzanır. Müzede, Jeoloji Enstitüsü bünyesinde yabancı öğretim üyelerinin destek ve teşvikiyle oluşturulan zengin koleksiyonlar (fosil, mineral, kayaç), son Osmanlı padişahlarından 2.Abdülhamid’e ait kadife kutu içinde korunan değerli mineral koleksiyonu ile jeoloji kitap ve malzemeleri sergileniyordu. Zeynep Hanım Konağı yangını, müze ile birlikte tüm koleksiyonların yok olmasına neden oldu. Yangından dolayı jeoloji eğitimi de kısıtlı olanaklarla Süleymaniye’de, Biyoloji Enstitüsü’nde devam etti.

1946 yılında Fen Fakültesi çatısı altında başlayan jeoloji eğitimi ile birlikte müze çalışmalarına tekrar başlandı. Müze için görsel örneklerin sistematik ve tematik sergilenmesi için masif ahşap dolaplar yaptırıldı, yurt dışından fosil-mineral örnek ve koleksiyonları satın alındı, dönemin bilimsel çalışmalarına ait örnekler derlendi. 1990 yılına kadar Beyazıt Yerleşkesi Fen Fakültesi içinde yer alan Jeoloji Müzesi, 1991 yılında Avcılar Yerleşkesi’ne taşındı. 2000 yılına kadar kapalı kalan Jeoloji Müzesi, Prof. Dr. İzver Özkar Öngen'in proje yürütücülüğünde İstanbul Üniversitesi Araştırma Fonu’nun desteğiyle Mühendislik Fakültesi tarafından yeni bir düzenlemeye tabi tutuldu. Mühendislik Fakültesi binasının deprem güçlendirme çalışmaları nedeniyle kısa bir süre dondurulan proje, 2003 yılında tamamlandı.

Büyük Teşhir Salonu, Özel Koleksiyonlar Odası ve Laboratuarlar olmak üzere üç bölümden oluşan müzede, iz, bitki, zengin mikro, omurgasız (invertebrata) ve omurgalı (vertebrata) fosil koleksiyonları, minarel, kayaç (magmatik, metamorfik ve sedimenter), kömür örnekleri ve jeolojinin çeşitli bilim dallarına ait eğitim amaçlı posterler yer almaktadır.

Jeoloji Müzesi'nde sergilenen bilimsel ve özel fosil koleksiyonları

•    Türkiye Nummulitleri ve Çeşitli Mikrofosil Koleksiyonları (Prof. Dr. Atife Dizer, 13.465 adet)
•    Trakya (Pınarhisar) – Çanakkale (Çan) Balık Koleksiyonu (Dr. Neriman Ülkümen Rückert, 518 adet)
•    Kocaeli – Triyas Ammonitleri (Dr. Ülker Yurttaş Özdemir, 117 adet)
•    Bilecik – Jura Ammonitleri (Jeolog Yalçın Granit, 241 adet)
•    GD Anadolu Graptolitleri (TPAO, 94 adet)
•    Zonguldak Karbonifer Florası (Prof. Dr. Samime Artüz, 114 adet)
•    Kişiye özel bağışlanmış eğitim amaçlı mineral koleksiyonları

Omurga Travmalarını İhmal Etmeyin

Omurga ve omurilikte meydana gelen travmatik hasarlar, kısa veya uzun vadede ciddi problemler, yaşamı tehdit edici ve geri dönüşümsüz hasarlar yaratıyor. Omurga travmalarına zamanında ve doğru müdahale ise; gelecekte ortaya çıkabilecek çözümsüz sorunları engelleyebiliyor.

Travma 5 yıl sonra omurga kayması ve bel fıtığına neden olabilir!

 
Omurga kemiklerindeki kırık veya kayma; bu kemiklerin arasında süspansiyon görevi gören disklerin yırtılması veya tüm omurgayı bir arada tutan kas ve bağ dokularının hasar görmesine neden olur. Son derece hassas olan omurilikte zedelenme, buna bağlı kısmi veya tam felç oluşumuna ve ağrıya yol açabilir. Kimi zaman bu tür travmalar sonrası omurilikte ve sinirlerde bir hasar olmamasına karşın, 5-10 yıllık bir sürede omurgada kayma, eğrilik ve kamburluk gibi omurga bozuklukları ya da boyun ve bel fıtıkları ortaya çıkabilir.

Kazazede sağlık personeli gelene kadar yerinden oynatılmamalı

 
Omurga travmaları en sık, solunum kasları gibi pek çok hayati organın komuta merkezi olan boynun üst kısmında, sırt ile bel arası bölgede ve belin alt kısmında oluşur. Travma sonrasında hasarın olduğu bölgede hissedilen şiddetli ağrı, hassasiyet, el veya ayaklarda karıncalanma, uyuşma ve kuvvet kaybı bir omurilik hasarının habercisi olabilir. Kimi zaman bu tür hasarlar bilinçsiz nakiller sırasında meydana gelir. Bu nedenle sebep ve yer neresi olursa olsun omurga ve omurilik yaralanması şüphesi olan bir kazazedenin sağlık personeli gelene kadar yerinden oynatılmaması, çok gerekli ise sırt üstü yatar pozisyonda düz ve 3-4 kişinin yardımı ile güvenli bölgeye taşınması; motor kazalarında yaralının kask ile taşınması ve kaskın çıkarılmaması önerilir.

Kırık şüphesinde muayene kadar tetkik de önemli

 
Omurga kırıklarındaki en önemli nokta kırık omurga veya kemikten çok içinden geçen omurilik ve sinirlerin korunmasıdır. Bu tür kırık şüphesi olan hastalarda nörolojik muayene, direkt röntgen, tomografi ve MR gibi radyolojik incelemeler ile kesin tanı konur. Dikkat edilmesi gereken nokta, bazen hiçbir bulgu vermeden de bu tür düşme ve kazalar sonrası bu tür kırıkların olabileceği ve yardımcı radyolojik incelemelerin mutlaka yapılması gerektiğidir.

Omurganın kırık kısmı iğne ile onarılabiliyor

 
Son yıllarda gelişen tekniklerle tüm omurga kırıklarının ortalama üçte biri ile yarısı, iğneyle kırık kısmın onarılması şeklindeki tedavi yöntemi sayesinde tam olarak düzeltilebilmektedir. Perkutan kifoplasti ve vertebroplasti denen bu yöntemde, kırık kemik içine iğne ile girilerek ucundaki balon vasıtası ile kırık kemik eski haline getirilmekte, boşluk yapay kemik çimentosu ile doldurularak sağlamlaştırılmakta ve eski haline getirilmektedir. Hasta aynı gün içinde hastaneden taburcu edilerek hızla normal yaşantısına dönme şansını yakalamaktadır. Eğer omurga kemiğindeki kırık çok parçalı ise açık cerrahi ile metal vida ve çubuklarla desteklenmesi ve olası omurilik hasarının önlenmesi için gereklidir. Uygun hastalarda bu cerrahi işlem de yine iğne ile kırık onarımda olduğu gibi percutan yani ciltten küçük delikler açılarak da yapılabilmektedir.

Çocuklardaki İşitme Kaybının Erken Teşhisi Önem Taşıyor

Yapılan araştırmalarda risk faktörleri taşımayan bebeklerde, aileler işitme kaybının varlığından ortalama 15 aylık olunca şüpheleniyorlar. Oysaki altı aylıktan önce tanısı konulan ve gerekli müdahaleleri yapılmış çocuklarda işitme ve konuşma yeteneklerinin daha iyi olduğunu söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi’nden Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Murat Şirin, her 1000 doğumda 1-3 arası doğumsal işitme kaybı tespit edildiğinin altını çiziyor. 
 
Nedenleri ikiye ayrılıyor
 
İşitme kaybının doğumsal olanlar (konjenital) ve doğum sonrası oluşanlar (edinsel) olarak ikiye ayrıldığını belirten Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Murat Şirin, bunların da kendi aralarında kalıtımsal nedenler ve kalıtımsal olmayan nedenler olarak ayrıldığını ifade ediyor.
 
Doğumsal olanların doğum anında mevcut olan işitme kayıplarını içerdiğini belirten KBB Uzmanı Op. Dr. Murat Şirin, bunların yüzde 60’tan fazlasını kalıtımsal yani genler yolu ile ebeveynlerden çocuğa geçen rahatsızlıkların oluşturduğunu söylüyor. Op. Dr. Murat Şirin, doğumsal olup da kalıtımsal olmayanların ise gebelik esnasında anne karnında geçirilen kızamıkçık, CMV, frengi, Herpes gibi enfeksiyonlar, annenin aldığı toksik maddeler veya metabolik rahatsızlıklar ve travmalar nedeniyle geliştiğini söylüyor.
 
Doğum sonrası oluşan yani edinsel işitme kayıplarının da kendi içinde kalıtımsal olanlar ve olmayanlar olarak ikiye ayrıldığını belirten KBB Uzmanı Op. Dr. Murat Şirin, kalıtımsal olmayanlar arasında en sık görülenleri şöyle sıralıyor: “Yenidoğan dönemi sarılık gibi metabolik rahatsızlıklar, bakteriyel sepsis, menenjit, kabakulak, kızamık, Herpes gibi enfeksiyöz sebepler veya iç kulağa hasar verebilecek ilaç veya madde kullanımı gibi toksik nedenler.”

Tarama programlarında ilk 3 ay önemli

 
Konuşma ve dilin gelişimi açısından yaşamın ilk altı ayının kritik önem taşıdığını dile getiren KBB Uzmanı Op. Dr. Murat Şirin, bu yüzden bebeklerdeki işitme kaybının ilk üç ayda saptanması gerektiğinin altını çiziyor. Op. Dr. Şirin, tarama testleri hakkında da bilgiler veriyor:
 
Yenidoğan işitme tarama testleri
 
•    Otoakustik emisyon testleri
En sık kullanılan tarama yöntemi olarak yenidoğan döneminde rahatlıkla yapılabilen otoakustik emisyon testleri oluşturuyor. Bu test iç kulakta sinirsel aktivite sonucu oluşan sinyallerin dış kulak yolundan tespit edilmesi prensibi ile çalışıyor. İşitme kayıplarının büyük bir kısmını oluşturan iç kulak (koklea-salyangoz) tipi kayıpların taramasında fayda sağlıyor. Ancak iç kulağın gerisinde kalan beyindeki işitme merkezine kadar giden işitme yollarındaki kayıpları tespit etmede yetersiz.
 
•    BERA
Tüm işitme yollarının test edilebildiği bir uygulama. Ancak hasta uyumu gerektiren bir test olduğu için çocuk hastalarda pratik uygulamasının çok kolay olmuyor. Gelişen teknolojiyle birlikte taşınabilir aletler ile tarama testi olarak kullanıma girmeye başlıyor. 
Sinirsel işitme kayıplarının tedavisi
Belli seviyelerdeki sinirsel işitme kayıpları, işitme cihazları ile rehabilite ediliyorlar. Daha yüksek seviyelerdeki kayıplarda ise Koklear İmplant denilen Biyonik Kulak olarak da bilinen protezler kullanılıyor. Ancak bu cihazlar normal bir kulak işlevini tam olarak yerine getiremediğinden uzun süreli konuşma eğitimine ihtiyaç duyuluyor. 

Ataşehir’de Futbol Turnuvası Başlıyor

Ataşehir Belediyesi turnuvaya katılan bütün takımlara forma ve futbol topu hediye ederken, futbolculara da madalya verecek. Turnuva da finale çıkan iki takıma da ayrıca kupa sunacak.
 
 
Maç Programı
 
1.ELEME
 
 
 

TARİH

SAAT

TAKIMLAR

SONUÇ

29 Ağustos 2012

17:00-18:00

ATAŞEHİR ÇAMOLUK – YONCA SPOR

/

29 Ağustos 2012

17:00-18:00

ATAŞEHİR DOĞUŞ – İÇERENKÖY SPOR

/

29 Ağustos 2012

17:00-18:00

TAÇ SPOR- KAYIŞDAĞI SPOR

/

29 Ağustos 2012

17:00-18:00

SİTE SPOR – LİBADE SPOR

/

29 Ağustos 2012

18:00-19:00

FETİH KELKİT SPOR- İST. ATAŞEHİR SPOR

/

29 Ağustos 2012

18:00-19:00

KÜÇÜKBAKKALKÖY – YENİ SAHRA

/

29 Ağustos 2012

18:00-19:00

ÖZ ATAŞEHİR SPOR – ÖRNEK GENÇLİK

/

 

2. ÇEYREK FİNAL
 

TARİH

SAAT

TAKIMLAR

SONUÇ

31 Ağustos 2012

18:00-19:00 

/

/

31 Ağustos 2012

18:00-19:00

/

/

31 Ağustos 2012

18:00-19:00

/

/

 

3. YARI FİNAL
 

TARİH

SAAT

TAKIMLAR

SONUÇ

02 Eylül 2012

17:00-18:00

/

/

02 Eylül 2012

18:00-19:00

/

/

 

4. FİNAL
 

TARİH

SAAT

TAKIMLAR

SONUÇ

05 Eylül 2012

18:00-19:00

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Ramazan’da Aldığınız Kilolara Veda Edin

Ramazan’da alınan kiloları sağlıklı vermek, metabolizmayı canlandırmak ve sonbaharda sağlıklı olmak için;

1.Öncelikle ne istediğinize karar vererek bir başlangıç yapmalısınız. Siz istemediğiniz ve hedefinizi bilmediğiniz sürece diyetiniz başarısız olacaktır.

2.Diyet kişiye özeldir. Bu konuda mutlaka diyetisyeninizden destek almalı ve kontrollü diyet yapmalısınız.

3.Alınan kiloları vermek için en doğru adım için sizin yapabileceğiniz 2 parametre olduğunu unutmayın. Birincisi yeterli ve dengeli size özel düşük kalorili bir diyet, ikincisi de mutlaka düzenli tempolu egzersiz planıdır.

4.Beslenmenizde yapacağınız en küçük değişiklik, hem kilo verdirecek hem de sonbaharın yorgunluğunu size unutturacaktır.

5.Öncelikle öğün düzenini sağlayarak başlamalısınız. Ramazan boyunca öğünlerin azalması ve uzun açlıklardan dolayı metabolizma yavaşlamıştır. Mutlaka kahvaltı ile güne başlamalı, en az 2 ara öğün yaparak öğle ve akşam öğünlerini atlamamalısınız. Ara öğünleri kesinlikle ihmal etmeyiniz.

6.Ramazan’dan kalma bir alışkanlıkla geç saatlerde yapılan atıştırmalara dikkat edilmesi gerekir. Özellikle gece yapılan atıştırmaları vücudumuz daha zor yakar ve yediklerimizin yağa dönüşme ihtimali yüksektir. Fiziksel aktivitenin en az olduğu gece saatlerinde atıştırma yapılacaksa tercihlerde; enerjisi düşük ve bol lif içeren domates, salatalık, maydanoz gibi besinlere yer vermek kalori alımı bakımından daha doğru olacaktır.

7.Beslenmedeki değişikliklerde günlük yağ alımınızı azaltarak başlamalısınız. Ramazan süresince başlangıçlar, ara sıcaklar, ağır yemekler, tatlılar ve pideler ile dolu sofralar vücudu yağlandıracak şekilde tüketime neden olur. Başta süt, yoğurt ve peyniri yarım yağlı ya da yağsız almalısınız. Bu hem sizi tok tutacak hem de daha az kalori aldıracaktır. Süt ürünleri karbonhidrat, protein ve yağ grubunu içeren sağlıklı ama kalorili bir gruptur.

8.Yemekler etli ise yağsız pişirilmeli, kızartmalardan kaçınılmalıdır. Bunun yerine ızgara, buğulama, haşlama ya da fırında yöntemleri tercih edin.

9.Sebze yemeklerine kişi başına 1 yemek kaşığı gibi zeytinyağı koyarak pişirin.

10.Öğle ve akşam öğünlerinize salata ekleyin ancak sos olarak sadece 1 yemek kaşığı zeytinyağı, limon ve sirke kullanın. Salata sınırsız tüketilebilir. Fakat salatalarda mısır, ton balığı, ceviz, havuç gibi besinler serbest kullanılmamalıdır.

11.Yeterli düzeyde uyku en önemli unsurdur. Yetişkinler 8 saatten fazla uyumamaya özen gösterin.

12.Alınan tüm toksinleri vücuttan uzaklaştırabilmek için 8 -12 bardak su içilmelidir. Suyun; vücut ısısının dengelenmesi, besinlerin sindirimi ve emilimi sırasında hücrelere taşınması, toksinlerin vücuttan arındırılması gibi birçok görevi vardır. Vücut suyu azalınca baş ağrısı ile kendini göstermektedir.

13.Sonbaharda hastalıklardan daha uzak kalmak için bağışıklık sistemini güçlendirmek için antioksidan besinleri tüketmek gerekir. Antioksidanlar, hücrelerdeki oksitlenmeyi önleyen maddeler olarak nitelendirilirler. Bunu vücuttaki bazı enzimleri artırıp, savunma mekanizmasını daha da güçlendirerek gerçekleştirmektedir. Bu sayede vücut direnci artmakta, böylelikle enfeksiyonlara yakalanma riski azalmakta, eğer hastalık oluşmuşsa daha kısa sürede atlatılmasını sağlanmaktadır.

14.Diyet ile birlikte düzenli spor yapılmalıdır. Haftada 3–4 gün 40 dakika tempolu yürüyüş, bisiklete binme, dans, aerobik, jimnastik, tenis veya yüzme kalbi çalıştıran sporlardır.

15.Sebze ve meyve tüketiminizi dengeleyin. Günde en az 4–5 yemek kaşığı sebze yemeğini ve günlük 3 porsiyon meyveyi öğünlere dağıtın. Ana öğünlerde tamamlayıcı olarak meyve suları gibi kalorili içecekler yerine salata kullanın. 2 haftada bir kez kuru baklagilleri sofrada eksik etmeyin.

16.Rafine ürünleri rafa kaldırın. Bu besinle hızlıca kana karışıp kilo yaparlar. Beyaz ekmek, pirinç, makarna, şeker, bal ve şerbetli tatlılar gibi birçok besini içine alır. Bunların yerine tam tahıllı ekmekler, bulgur, yeşil mercimek, kepekli makarna ve sütlü meyveli tatlılar tercih edilmelidir.

17.Kahve tüketimi sonbaharla beraber atış gösterir. Maksimum miktar günlük 2 fincandır. Bu da filtre veya yağsız sütten nescafe olarak içilmedir. Süt tozu yerine yağsız sütü tercih etmeniz daha az kalori almanızı sağlar.

Köprü Çilesi Bitti

Sağlıklı ve Pürüzsüz Cilt Önerileri

Cilt tiplerine göre beslenme?
 
Kuru cilt tipine sahip olan kişiler özellikle su ve sıvı gıda tüketimini artırmalı genellikle vücudun temel ihtiyacı olan yağ asitlerini eksikliğine bağlı kuruluk görülebilmektedir. Bunun için özellikle yağ asitlerinden zengin gıdalar A ve E vitaminleri ağırlıklı beslenilmelidir.
Yağlı  ciltler için;  çinko içeren gıdaların fazla tüketilmesine özen gösterilmelidir. Özellikle antioksidan özellik taşıyan beslenme programı cildin daha sağlıklı ve genç görünmesine katkıda bulunur. Ayrıca yer fındığı tüketiminin artışı cilt kırışıklarının geciktirilmesinde  önemli bir etkisi olmaktadır. Ayrıca maydonoz bol C vita kaynağıdır.  Diyette tüketilmesi cilt için antioksidan özelliktedir. C vitamini zengin olarak kırmızıbiber, portakal greyfurt limon kavun  ve domates yoğun içermektedir. Magnezyum içeren gıdalar badem yulaf peynir tuna balığı mısır  gibi gıdalarda zengin olarak bulunur.

Sivilce Nedenleri?

 
Akne ( sivilce) vücuttaki hormonların  deride yağ bezleri ve kıl köklerinin düzgün çalışmaması sonucu gelişen bir cilt hastalığıdır.  Her ne kadar sağlığı tehdit eden bir durum olmasa da ciddi psikolojik sorunlara neden olabilir ve kalıcı fiziksel izler yaratabilir.  Cildimizdeki yağ bezleri  sebum adı verilen bir yağ salgısı üretir  ve bu salgıyı gözeneklerle deri yüzeyine boşaltırlar  Bu boşaltılan kanalda  sebum ve keratin üreten hücreler bir tıkaç oluşturur, tıkaçlardan dolayı sebum deri yüzeyine boşaltılamaz  ve cildimizde bulunan  enfeksiyon oluşturmayan P. Acnes bacterisi çoğalır  ve sivilce adı verilen iltihabi içeriği olan kabarıklıklar oluşturur. Sivilce Aknenin oluşumunda birçok neden sorumludur. Artmış androjen ( erkeklik hormonu)  ergenlik çağında androjen artışı olduğundan hem erkek hem kızlarda  bu süreç te yağ bezlerinden aşırı sebum salgısı olmaktadır. Diğer bir neden genetikseldir %30 oranında ailesel yatkınlık vardır anne ya da babasında akne olan kişilerin kendilerinde görülme olasılığı yüksektir. Gebelik döneminde  hormonal değişikliklere bağlı ya da doğum kontrol hapı kullanan kişilerde akneye neden olabilmektedir. 
 
Bazı ilaçlar akneye neden olmaktadır andojenler, lityum, kortizonlar hormon ilaçları B6 ve B12 tedavileri sırasında da akne gelişebilmektedir.
 
Ağır psikolojik stres hormonal değişiklik yaptığından akneye sebep olabilir. Sigara içenlerde akne gelişimi artışı olmaktadır. Ayrıca kozmetik ürünlerin  follikül hücrelerinin yapısını değiştirerek gözeneklerin tıkanmasına neden olarak akne oluşturmaktadır.

Beslenme düzeni ile sivilcenin  ilişkisi var mı?

 
Yiyecekler akne yapmaz Son yıllarda yapılan çalışmalar süt ürünlerinin akneyi  tetikleyici olduğu yönünde raporlasa da sıkı bir diet yapmanın akne üzerine stresi tetiklediğinden olumsuz etkisi vardır  Özellikle  kola fıstık cips çekirdek çikolata gibi  yiyeceklerden sonra bazı kişiler akneyi artırdığını söyleseler de bilimsel kanıtlanmış dayanağı yoktur. Eğer kişi bazı yiyeceklerin akneyi artırdığına inanıyorsa bu yiyeceklerden sağlığı bozmayacak şekilde  daha az tüketebilir.

EMSEY HOSPITAL

 
Uz. Dr. Şenay Sarıtaş

Mista Cafe & Rest

Şerifali Mah. Turcan Cad. Atabek Sk. No:25 Şerifali Ataşehir

info@mistacafe.com

http://www.mistacafe.com/

0216 594 54 91

0216 594 54 93

Ataşehir Belediyesi Tiyatro TIR’ı Yolculuğunu Tamamladı

Ataşehir Tiyatro TIR’ının Türkiye turnesinden daha kapsamlı olduğunu söyleyen Deniz Arcak: “Her gün başka bir semte gitmek, insanların ayağına böyle bir hizmet götürmek, -bence eğlence en büyük hizmetlerden biridir- bir de insanların bundan büyük memnuniyetini işitmek paha biçilemezdir. Kendimce çok zevkli bir süreç yaşadım.
 
Fikirlere, emeklere, destekleyenlere teşekkür ediyorum” dedi.                                                                                                                                                  
 
Ünlü oyuncu Kartal Kaan ise Tiyatro TIR’ı için şunları söyledi: “Böyle bir organizasyondan dolayı Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi’ye teşekkür ediyorum. Ataşehir Belediyesi’nin düzenlediği bu güzel organizasyon hoş bir seda olarak belleğimde kalacak. Beni yıllar öncesi Anadolu turnelerine götürdü. İnsanların ayağına gidip onlara gösteri sunmak, yüzlerindeki o sıcak gülümsemeyi görmek bir sanatçı olarak beni mutlu etti. Zannediyorum ki bizi izleyenler mutlu olmuşlardır. Çünkü ben kendi adıma çok mutlu oldum.”
 
Ataşehir Belediyesi’nin hazırladığı ve desteklediği “Ataşehirde İbiş Vakti” adlı orta oyununun, oyuncu olarak bir parçası olmanın kendisine onur verdiğini söyleyen Nur Yoldaş’da Ataşehir Belediyesi’nin ekip çalışmasını takdir ettiğini belirterek: “Belediye personelinin çeşitli mahallelerde bu etkinliği sergilerken gösterdikleri çalışma bir sanatçı olarak beni ve ekibimi çok memnun etti. Sayın Başkan Battal İlgezdi’ye böylesi bir çalışmaya önder olduğu için teşekkür ederim” diye konuştu.
 
Oyunun yazarı ve oyuncusu Serhat Yiğit ise Ataşehir’de karşılaştıkları ilgiden çok memnun olduklarının altını çizerek şunları söyledi; “Tiyatro sanatının ve sanatçısının en yetkili mercilerce ayaklar altına alınmaya çalışıldığı günümüz Türkiye’sinde Ataşehir Belediyesi’nin, tiyatroyu Ataşehir sakinlerinin evlerinin önüne kadar götürmesi kesinlikle takdir edilmesi gereken, önemli bir çalışmadır.”         
 
Yazın sıcak günlerine denk gelen Ramazan gecelerini Ataşehir’in bütün semtlerinde, Ataşehirlilerle birlikte tiyatro ile geçirmenin çok zevkli olduğuna dikkat çeken Serkan Budak ise “İnsanı insana anlatma sanatı tiyatro,  bir kez daha Ataşehirli insanlarımızla aramızda bir bağ kurdu. Ataşehirlilerden takdir sözlerini duymak biz tiyatro emekçilerine güç kattı, mutlu etti” dedi.
 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi; Deprem Değil Bina Öldürür Gerçeğini Unutmayalım

Türkiye’nin en önemli gerçeklerinden biri olan deprem konusunda, yıllardır yaşanan her büyük acının ardından acıları paylaşmanın ötesine geçmeyen tepkiler, önlemlerin hızla gerektiği gibi alınmaması, tüm uzmanların ortak görüşü olan olası bir deprem felaketinde ne yazık ki daha büyük yeni acıları yaşayabileceğimiz gerçeğini bize hatırlatıyor.
 
Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğu tüm bilimsel verilerle kanıtlanmışken, yine tüm uzmanların sık sık vurguladığı “deprem değil bina öldürür” gerçeğine karşın, yerel ve merkezi yönetimlerin her türlü siyasi kaygıdan uzak, hızla ortak çalışma yapmaları, özellikle deprem riski altında bulunan yerleşim merkezlerinde depreme dayanıklı konutlaşma için tüm olanaklar seferber edilmelidir.
17 Ağustos depreminin yıldönümünde, bir daha böyle acılar yaşanmaması ümidiyle bu felakette kaybettiğimiz vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına bir kez daha başsağlığı ve sabır diliyorum”
 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Başkan İlgezdi, Taksicilerle İftarda Bir Araya Geldi

Başkan Battal İlgezdi, Ataşehirli taksicilerle sohbet ederek, sorunlarını da dinledi. Taksi duraklarını yenileteceğini tekrar vurgulayan Başkan İlgezdi, taksi duraklarında çalışanların özenle seçilmesi gerektiğini belirterek, “Ataşehirlilerin canını emanet ettiği taksi esnafının çağdaş bir kentin oluşumu için diğer esnaflarımızla birlikte sorumluluk alması gerekir. Sizlerin rahat ve sağlıklı koşullarda çalışabilmeniz için belediye olarak her türlü desteği vereceğiz” diye konuştu.
 
İftara katılan taksiciler de Başkan Battal İlgezdi’ye 3 yıldır belediyeden gördükleri desteğin devam etmesini istediklerini belirterek, Ataşehir’de üzerlerine düşen görevi yerine getireceklerinin sözünü verdi.
 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Ataşehir’in Sultanları Bu Sefer Üzdü

Gruptaki ilk maçında Litvanya'nın Gintra Universitetes'e takımını 3-2 yenen, ikinci maçında ise İsviçre'nin FC Zürih takımına 4-0 yenilen Ataşehir Belediyespor, alınan bu sonuçtan sonra UEFA Kadınlar Şampiyonlar Ligi'ne veda etti.
 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi 

Bu 17 Ağustos Sadece Yıldönümü Olmasın

Deprem çantası içerisinde yemek, fener, düdük vb. temel ihtiyaçların yanında, ev ve evdeki bireylerin önemli evrakları da bulunmalıdır. Bunun için su geçirmez büyük boy plastik bir zarf idealdir. En önemlisi ise tüm bireylerin bir araya gelerek kararlaştırdıkları ve ciltli bir deftere yazdıkları deprem planıdır. Ailenin ayrı düşmesi vb. çeşitli konularda nasıl davranılacağını hep beraber kararlaştırıp, bu deftere yazarak, deprem çantasına koymak çok önemlidir. Bu deftere ayrıca akrabaların telefonları vb. önemli bilgileri eklemek gerekir.
 
Sonradan pişman olmak fayda etmeyeceği için bu 17 Ağustos’ta sadece seyirci kalmayın, harekete geçin…

Ataşehir’de Hint Keneviri Operasyonu

Polonya’da Bizonlarla Bir Gün

Bu Milli Park ölü odun, çürüyen ağaç, çalı çırpı ve dökülen yapraklar bakımından zengin olduğu için sayısız mantar, küf, bakteri ve böcek türüne rahat bir yaşam alanı olmuştur. Nesli tükenmeye yüz tutmuş nadir görülen iki böcek türü olan Buprestis splendens  ve Pytho kolwensis örnek olarak verilebilir. Bazı ağaçların 500 yaşından büyük olduğu ormanın en ilgi çeken kısmı ise sıkı önlemlerle korunmakta olan Orlowka alanı. Ziyaretçiler 4 kilometrelik bu alanı yürüyerek ya da bisikletle gezebiliyor.
Bialowieza Ormanlarının asıl sembolü, Avrupa Bizonu ‘dur. ( Yabani Öküz ). 18. yüzyılda, Avrupa Bizonu’nun soyu, zamanın hükümdarlarının av merakı ve kaçak avcılar tarafından neredeyse tamamen tükenme noktasına gelmişti. Ancak daha sonra yapılan yeniden üretme ve koruma altına alma çalışmalarıyla  günümüzde Polonya’da yaklaşık 400 Avrupa Bizonu vardır. Dünyada ise  3000 kadar kaldığı tahmin edilmektedir.
 
Ormanın ana turistik kısmında İkinci Dünya Savaşı'nda yok edilmeden önce Tzar av alanı, günümüzde ise Iwa Otel ve orman doğal bilim müzesi olarak kullanılan Bilowieza yer alıyor.
 
Burada Bizon türleri dışında kuş, geyik, tavuzkuşu, domuz, kaz, kunduz, vaşak ve kurt çeşitlerine de rastlamanız mümkündür. Ziyaretçilerin sesinden ürken hayvanlar genelde ormanın derinliklerine doğru kaçıyorlar. Fakat yinede ahşaptan yapılmış asma katlara çıkıp şansınız varsa  onları ormanın derinliklerinde biraz daha  yakından görebilirsiniz.
 
Ayrıca, bizon biblolarının satıldığı hediyelik eşya satan dükkan ve pek çok dondurulmuş hayvan başlarının sergilendiği müzeleri de görebilir, hatıra mahiyetinde bizon bibloları alabilirsiniz.
 
Polonya’ya yolunuz düşerse, ve nesli tükenmeye yüz tutmuş hayvanları görmek ilginizi çekiyorsa mutlaka uğramanız gereken yerlerden biri olduğunu söyleyebilirim.
 
Bir başka gezi yazımda buluşmak dileğiyle sevgiyle kalın.

Gülşah CENGİZ
Bilgisayar Öğretmeni
gulsahcengiz@hotmail.com.tr

 
 

Ünlü Sanatçı Berkan’ta Doktorlarından Bayram İzni

Memorial Şişli Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Bingür Sönmez, Kardiyoloji Uzmanı Dr. Deniz Şener ve Onkoloji Uzmanı Betül Öztürk tarafından sağlık durumu takip edilen Berkant, doktorlarından Ramazan Bayramı’nı evinde geçirebilmek için izin istedi. Sevdikleri ile vakit geçirip moral depolaması için ev istirahati verilen Berkant’ın, bayramdan sonra genel durumu uygun olduğu takdirde kemoterapi seanslarına başlayacağı belirtildi.

Yaz Gebelerini Rahatlatacak Öneriler

•Terletmeyen, serin tutan bol ve rahat kıyafetler tercih edin.
 
•Terlemeye karşı bol sıvı alın. En iyi seçenek sudur. Ancak portakal suyu, süt ve terleme ile kaybedilen elektrolitleri de yerine koymak için sporcu içecekleri de tercih edilebilir. Aşırı sıvı alımının da su zehirlenmesine sebep olabileceğini unutmayın!
 
•Gün içinde, havanın serinlediği saatlerde yürüyüş ve egzersiz yapın.
 
•Nefes alıp verme de ısıyı düzenlemede önemli bir faktördür. Çok hızlı olmayan düzenli bir tempoda nefes alıp vermeye çalışın.
 
•Yüzme sadece serinletmekle kalmaz, tüm vücudu çalıştıran güzel bir egzersizdir.

Bacaklardaki şişmeler

Yaz gebeliklerinin en büyük sıkıntılarından birinin de bacaklardaki şişmeler olduğunu belirten Op. Dr. Meltem Çam, bu değişikliklerin gebelerde sık olmakla birlikte sıcak havalarda dramatik olarak arttığına dikkat çekiyor. Op. Dr. Çam,  bu şişliklerle baş etmek için de şu önerilerde bulunuyor:

•Gün içinde özellikle iş sonrası veya yemekten sonra 30-60 dakika uzanın

 
•Ayaklarınızın altına bir havlu veya ufak bir yastık koyarak hafifçe yükseltin.
 
•Ayaklarınıza rahat hatta mümkünse biraz büyük ayakkabılar giyin.
 
•Haftada 2-3 kere yürüyüş yapın. Uzun süre aynı yerde ayakta kalmayın.
 
•Tuzu yiyeceklerinizden tamamen kaldırmayın ama azaltın.
 
•Yüzüklerinizi elleriniz şişmeden çıkarın.

Lekelenmeye karşı korunun

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Meltem Çam, yaz gebelerinin dikkat etmesi gereken tek noktanın sıcak hava olmadığının altını çiziyor. Op. Dr. Meltem Çam, gebelikte melanin hormonunun artışı nedeniyle özellikle yüzde, gebelik maskesi denen renk koyulaşmaları ve lekelerin ortaya çıkabileceğini belirterek yaz aylarında mutlaka 30-45 koruma faktörlü güneş kremi kullanmalarını tavsiye ediyor.

Başkan İlgezdi, Ataşehir’de Taksicilerle İftarda Bir Araya Geldi

Başkan Battal İlgezdi, Ataşehirli taksicilerle sohbet ederek, sorunlarını da dinledi. Taksi duraklarını yenileteceğini tekrar vurgulayan Başkan İlgezdi, taksi duraklarında çalışanların özenle seçilmesi gerektiğini belirterek, “Ataşehirlilerin canını emanet ettiği taksi esnafının çağdaş bir kentin oluşumu için diğer esnaflarımızla birlikte sorumluluk alması gerekir. Sizlerin rahat ve sağlıklı koşullarda çalışabilmeniz için belediye olarak her türlü desteği vereceğiz” diye konuştu.
İftara katılan taksiciler de Başkan Battal İlgezdi’ye 3 yıldır belediyeden gördükleri desteğin devam etmesini istediklerini belirterek, Ataşehir’de üzerlerine düşen görevi yerine getireceklerinin sözünü verdi.
 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Tatlı Sonrası Bir Bardak Su Çürükleri Önler

Şeker bayramınız mümkünse şekersiz olsun
 
Tatlı tüketimi bayram ziyaretlerinin olmazsa olmazları arasında yer alan geleneklerimizdendir. Yapılan ziyaretlerde ya da eve gelen her misafir ile tatlı tüketme alışkanlığına öncelikle dur demelisiniz. Bu günlerde tatlılar ile beraber tüketilen asitli içecek tüketimi de artıyor. Bu türdeki bir tüketim diş çürüklerinin hızlandırıcısıdır. Unutulmamalıdır ki; en güzel koruma yolu ısrarlara hayır deyip şekerli gıdaların az tüketimi ve düzenli fırçalanan dişler için diş ipi kullanmanızdır. Böylece tatlının yaratacağı problemi ortadan kaldırmış olursunuz.

Tatlıya hayır diyemiyorsanız

 
Bayramda ev sahibinin ısrarına hayır diyemediniz ve tatlıları maalesef aşırı tükettiniz. Böyle bir durumda şekerli gıdalar diş yüzeyine yapışıp bakteriler tarafından kolaylıkla aside dönüşebilirler. Bu da diş çürüğü oluşumunu hızlandırmaktadır. Bayram ziyaretlerinde şekerli gıdadan sonra dişleri fırçalamak mümkün olamayacağından dolayı basit birkaç öneri koruyucu vazifeyi üstlenebilir.

Tatlı sonrası su için ya da bir parça peynir yiyin

 
İkramlardan sonra ağızı bol su ile çalkalamak veya biraz su içmek bir çözüm olabilir. Bir diğer alternatif şekersiz sakız çiğneyerek ağızda oluşacak asidik ortamın önüne geçmektir. Bunların yanı sıra ağıza atılan bir parça peynir sizi çürükten koruyacaktır.

Asitli içecek sonrası diş fırçalanmaz

 
Özellikle çocuklarımızın kola ve asitli yiyeceklerden uzak tutulması önemlidir. Hatta içme alışkanlıkları gelişim çağındaki çocuklarımızın dişlerine zarar vermektedir. Asitli yiyecek ve içeceğin dişle teması sonucu diş minesi geçici olarak yumuşar bu yumuşama zamanla önemli bir aşınmaya ve dolayısıyla diş minesinin incelmesi beraberinde dişlerde duyarlılığa neden olmaktadır.

Günlük yaşantımızda çok tükettiğimiz şekerli ve şekersiz tüm asitli içecekler bunlara taze sıkılmış veya hazır meyve suları dahil dişlerde madde kaybına yol açıyor. Asitli yiyecek ve içecek tüketim sonrası hemen diş fırçalamak ise dişlerdeki aşınmayı daha da hızlandırıyor. Biraz su içmek daha iyi bir koruyucu olur.

“Çocuktur tatlı yesin” demeyin

 
Şekerli içecekler, yiyecekler ve yanlış beslenme alışkanlıkları özellikle çocuklarda erken dönemde oluşan yoğun çürüklerinde habercisidir. Bunun için bayram dahil günlük yaşantılarında ailelerin bunları göz ardı etmemelerini öneriyoruz.

Yasinoglu Evden Eve Nakliyat

İstanbul/Sancaktepe Veysel Karani Mah, Zaloğlu Rustem Cad. Geyik Sokak.

murat-1141@hotmail.com

http://www.yasinoglunakliyat.com/

Murat

0532 615 45 33 – 0216 419 09 51

Rahim Ağzı Kanserinde Doğru Bilinen Yanlışlar

Yanlış: Rahim ağzı kanseri kadınlarda en sık görülen 2’inci kanserdir
Doğru:  Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa ülkelerini içeren kanser sıklığı istatistik çalışmasında, rahim ağzı kanseri ne sıklık ne de yaşamı tehdit edici özelliği ile en sık görülen ilk 10 kanser arasında değildir. Hastalık, tüm kanser türleri arasında 17’inci sırada görülmektedir.

Yanlış: Rahim ağzı kanseri sinsi bir hastalıktır
Doğru: Kadın kanserleri arasında özellikle yumurtalık kanseri başta olmak üzere birçok türde, hastalığın ileri evrelerine kadar herhangi bir belirtiye rastlanmazken, rahim ağzı kanseri erken evrelerde belirti vermektedir. Erken evrede; anormal lekelenme tarzı vajinal kanamalar, cinsel ilişki sonrası kanamalar, kötü kokulu akıntı, et suyu kıvamında akıntı, genital kaşıntı ve yanma gibi sıklıkla görülen belirtilerle kendini gösterebilir.
 
Yanlış: Rahim ağzı kanserinin nedeni belli değildir
Doğru: Günümüzde birçok kanserin asıl etkeni belli değildir. Sadece bazı faktörlerin, bazı kanserlerin ortaya çıkışını kolaylaştırdığı, süreci hızlandırıldığı bilinmektedir. Örneğin; sigara içimi akciğer kanserinde, aşırı alkol tüketimi pankreas kanserinde süreci hızlandırır. Rahim ağzı kanserinde ise diğer kanserlerden farklı olarak bir virüsün kansere neden olduğu ispatlanmıştır. Bu virüs Human Papilloma Virüsü (HPV)’ dir.  HPV’nin yüzden fazla çeşidi olup tümü kansere yol açmaz. Etken olarak virüsün saptanması; kabakulak, kızamık gibi hastalıklarda olduğu gibi virüse karşı koruyucu aşı geliştirme düşüncesinin oluşmasını sağlamıştır.

Yanlış: Rahim ağzı kanserinin tedavisinde başarı oranı düşüktür 
Doğru: Rahim ağzı kanseri erken evrede yakalanıp tedavi edildiğinde başarı oranı %80-85’tir. Erken teşhisi çok kolay ve yine erken dönemde yapılan tedavi sonuçları son derece yüz güldürücü olan hastalık, günümüzde en korkutucu kanser türleri arasından çıkmış, ölümcül olmaktan çok uzaktadır.
 
Yanlış: Rahim ağzı kanserinin erken tanısı zordur
Doğru: Rahim ağzı kanseri erken dönemde belirti veren özelliğinin yanında, tanısı jinekolojik muayene ve “Smear Testi” ile kolaylıkla konulabilmektedir.

Yanlış: Rahim ağzı kanserinden korunmada aşı tek başına yeterlidir
Doğru: Rahim ağzı kanserine yol açan HPV’nin 100’den fazla tipi mevcuttur. Günümüzde rahim ağzı kanserine yol açan 2 tipine karşı koruyucu aşı geliştirilmiştir. Halen HPV’ye yönelik iki farklı aşı mevcuttur. Her ikisi de rahim ağzına sıklıkla neden olan HPV 16 ve HPV 18 e karşı koruma sağlamaktadır. Aşılar HPV’nin iki tipine karşı koruma sağlar. Ancak bu iki virüs, rahim ağzı kanserinin oluşmasında %70 oranında sorumludur. Aşının ömür boyu koruma sağlayıp sağlamadığı kesinlik kazanmamıştır.

Yanlış: Diğer kanserler gibi rahim ağzı kanseri bulaşıcı değildir.
Doğru: Rahim ağzı kanserinde bilinen en önemli risk faktörü HPV’dir. Hastaların %99.7’sinde bu virüs saptanmıştır.  HPV cinsel yolla bulaşan en yaygın virüstür. Toplumda çok yaygındır. Genital bölgesinde siğil olan biri ile birliktelik sonrası %60 gibi yüksek oranda bulaşı söz konusudur. Direkt rahim ağzı kanseri bulaşıcı olmasa da kansere yol açan bu virüs oldukça bulaşıcıdır.

Ağaoğlu’ndan Olimpiyat Oyunları’nda Madalya Alanlara Ev

Aktif İriyıl Oto Kiralama

Bulgurlu Mah. Libadiye Cad. No:24 Üsküda

l.iri@aktifiriyiloto.com

http://www.aktifiriyilrentacar.com

Levent İRİ

505 5 505

444 5 508

AKTİF-İRİYIL FİLO KİRALAMA

GÜNLÜK ARAÇ KİRALAMA

AYLIK ARAÇKİRALAMA

UZUN DÖNEM ARAÇ  KİRALAMA

2012 MODEL PEUGEOT MARKA ARAÇ KİRALAMA'DA UZMAN KANDORSU İLE 22 YILLIK TECRÜBESİ SİZE HİZMET VERMEKTEN GURUR DUYAR.

Kilo Aldıran Bayram İkramlarına Dikkat

Şekerin etiket bilgisine bakın
 
Bayramda hiçbir besin değeri olmayan şeker ve türevlerinden tüketerek kilo alımını artırmak yerine tercihimizi dondurmadan sütlü ve meyve tatlılarından kullanabilirsiniz. Pek çok şekerleme, mısır şurubu ya da früktoz içeriği fazla olan kimyasal tatlandırıcılar içerir. Şekerleme seçimi yapılırken etiket bilgisine bakılması, paketinin yırtık ve aşınmış olmamasına dikkat edilmesi ve son kullanma tarihli ürünlerin tercih edilmesi en doğru tercih olacaktır.
.
Bayramın ilk günü en az 12 bardak su
 
Bayram boyunca üç günlük beslenmenin ilk günü oldukça önemlidir. Oruç tutmamanın vermiş olduğu rahatlık ile birlikte “Her şeyden yiyebilirim” düşüncesi gaz, şişkinlik hazımsızlık ve kan şekeri dengemizin değişmesi gibi pek çok problemle bizi karşı karşıya getirebilir. Bu nedenle ilk gün en az 12 bardak su içerek, öğün düzenimizi dengeli ayarlayarak beslenmeliyiz.

Bir ziyarette 4 sarma yeter

 
Bayram sabahı yapılan hafif ve bol çeşitli bir kahvaltının ardından ziyarette bulunduğunuz evlerde şerbetli tatlılar, dilim dilim börekler ya da sarmalar yerine bir fincan çay ile birlikte sadece bir dilim börek ya da 4 adet zeytinyağlı sarmadan alarak hafif bir ziyaret geçirebiliriz. Unutmayın ki; bir sonraki ziyarette de ikramlar olacak ve geri çevirmekte zorluk çekeceksiniz. Bir kase sütlü tatlının kalorisi ile bir porsiyon şerbetli tatlının kalorisi arasında oldukça fark oldukça fazladır. Şekerli tatlıların fazla tüketilmesi bağırsaklarda bozulmalara da neden olabilir

Ziyaretlerde çok yendiyse akşam yemeği salata olmalı

 
İkindi ara öğününü meyve seçimimizle geçirebilirsiniz. Akşam yemeğinde ise; et balık ya da tavuk tercih edebilirsiniz. Bir porsiyon büyüklüğünde et yemeğinin yanında 4 yemek kaşığına yakın zeytinyağlı bir sebze yemeği artı bir dilim ekmek bizim için yeterli olacaktır. Eğer ziyaretlerimizde fazla tüketim yaptığımızı düşünüyorsak akşam yemeğinde daha hafif beslenilmelidir. Örneğin etli ya da tavuklu bir salata, yanında da bir dilim ekmek daha doğru bir tercih olacaktır.

İkinci gün egzersiz yapmaya başlayın

 
Bayramın ikinci günü normal beslenme düzenine daha rahat geçileceğinden ziyaret sonraları arta kalan vakitlerde egzersiz yapılması önemlidir. Kısa mesafelerde araba kullanmak yerine yürümeyi tercih etmek, asansör kullanmak yerine merdiven çıkmak daha doğru olacaktır.

Bayramı tatilde geçirenlere öneriler

 
Bayramını yaz tatili ile birleştirenlerin ise özellikle açık büfe beslenmede dikkatli olması gerekir. Orucun ardından sürekli yemek yemek, mide ve bağırsak sistemini bozar ve tansiyon kalp çarpıntıları, kan şekeri düzensizlikleri gibi pek çok soruna davetiye çıkarır. Tatilde özellikle sağlam bir sabah kahvaltısının arkasından öğle yemeğinin daha hafif geçirilmesi gerekir. İkindi ara öğününde ise yağsız bir tost, bir dilim kek ya da bir dilim böreği seçerek çay ile tüketebilirsiniz. Akşam yemeğinde ise yine et ve sebze ağırlıklı beslenilmesi önemlidir.

Tatil boyu egzersiz sizi rahatlatır

 
Tatilde egzersiz yapılması vücudu rahatlatacak ve kilo probleminin oluşmasına engel olacaktır. Yüzmek en iyi egzersizlerden biridir. Tempolu bir şekilde yarım saat yüzüldüğünde yüksek oranda kalori harcanmış olunur. Yüzmeye eklenecek 45 dakikalık hafif tempolu bir yürüyüş, sağlıklı kalmanızı ve tatil boyunca herhangi bir sıkıntı ile karşılaşmamanızı sağlayabilir.

1 gözleme yiyin 1 saat yüzün

 
Besinlerin ızgara, fırında ya da haşlama tercih edilmesi önemlidir. Çünkü tatil boyunca kızartma ve kavurmalardan tüketmek Ramazan boyunca rahatlamış olan midemizin bir anda sıkıntı yaşamasına, daha sonrasında ise kilo problemlerine neden olabilecektir. Tatillerin vazgeçilmezi olan gözlemelerin yağlı ve fazla kalorisinin olduğunu biliyoruz. Bunun için büyük boy bir gözlemeyi yediğinizde 1 saate yakın yüzerek onun kalorisini telafi edebilirsiniz.

Çay ve kahve tüketimini azaltın

 
Kalp tansiyon ya da metabolik bir hastalığı olan bireylerin ziyarette ya da bayram boyunca çay ve kahve tüketimine dikkat etmeleri gerekmektedir. Günlük üç fincanı geçmeyecek çay tüketimi bu hastalar için yeterli olacaktır. Çocukların ise çikolata ya da şekerlemeler yerine kalsiyum içeriği fazla olan sütlaç, muhallebi, dondurma gibi tatlıları tüketmeleri doğru olacaktır. Besinleri iyi çiğnemek ve azar azar yemek, sık sık beslenmek ve bol su içmek bayram gibi sağlıklı beslenmenin de olmazsa olmazıdır.

Ölmeden Önce Görülmesi Gereken Bir Yer: Tarihi Cağaloğlu Hamamı

Ve Türkiye’nin nadide kişiliklerinden,  Rıfat Özbek, Adile Naşit, Barış Manço,Kemal Sunal, Muhsin Yazıcıoğlu, Müjde Ar, Şener Şen, Sertap Erener, Uğur Dündar…
Sizlerde, güleryüzlü ve kaliteli hizmet veren personelinin elinde kendinizi özel hissetmek,  hayatınızın en rahatlatıcı anlarını, hayranı olduğunuz ünlüler gibi Cağaloğlu
 
Hamamında tarihi bir atmosferde  yaşamaya ne dersiniz?
 
Cağaloğlu Hamamı İstanbul'un en büyük çifte hamamlarındandır. Çifte hamamın anlamı kadın ve erkek kısımlarıyla hizmet veren hamam demektir. Yerebatan Sarnıcı yakınındaki bu hamam, I. Mahmut döneminde Abdullah Ağa’ya  yaptırılmış.(1740/1741).  Yapılış nedeni ise Ayasofya Külliyesindeki kütüphaneye ve Ayasofya Camiine gelir sağlamak içindi. Hamam için inşa edilecek bir yer araştırırken, Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın daha önceden yanan sarayının arsası uygun bulunmuş ve oraya yapılmıştır. Hamamın kadınlar çıkışı ara sokağa, erkekler çıkışı ise caddeye bakıyor.  Mimari yapısında Barok üslubu ve klasik Osmanlı mimarisinde olmayan yenilikler göze çarpıyor.
 
Sultan III. Mustafa tarafından şehrin artan su ve odun ihtiyacı nedeniyle 1768'de büyük hamam yapılmasının yasaklanmasından önce inşa edilen son büyük hamam olması nedeniyle de önemini korur.
 
Hamamın orta yerinde; geniş bir mermer havuz, havuzun ortasında ise üç katlı bir fıskiye bulunur. Camekânını geniş bir kubbe örter. Camekânın çevresinde konsollar üzerine bina edilmiş soyunma odaları mevcuttur.
 
Ayrıca; gelin hamamı, kına gecesi ve bekarlığa veda partisi tarzı eğlencelerinizi de düzenleyebilir Türk ve Osmanlı kültürünü yaşatmanın keyfini sürebilirsiniz.
Sabah 08:00 ile akşam 22:00 saatleri arasında hizmet veren hamamda, isteğinize göre kendi malzemelerinizi ya da orada bulunan malzemeleri kullanabilirsiniz. 
 
Size sunulan 6 farklı yıkanma , kese ve masaj seçenekleriyle vücudunuzu sevindirebilirsiniz. Fiyatlar 30 eurodan 110 euroya kadar değişiyor.

Üç yüz yıldır ayakta duran Cağaloğlu Hamamı, günümüzde halen faaliyet göstermekte olup, çoğunluğu yurt dışından olmak üzere çok sayıda yerli ve yabancı ziyaretçiye hizmet vermektedir. Yolunuz İstanbul’a düşerse mutlaka bu keyfi yaşamadan geçmeyin…

 
Bir başka gezi yazımda görüşmek üzere, sevgiyle kalın…

Adres: Prof. Kazım İsmail Gürkan Caddesi (Yerebatan Caddesi)  Cağaloğlu-Sultanahmet/ İstanbul
Telefon: (0212) 522 24 24

 
www.cagalogluhamami.com.tr

Gülşah CENGİZ
Bilgisayar Öğretmeni
İstanbul
gulsahcengiz@hotmail.com.tr

Sultanlar, UEFA Kadınlar Şampiyonlar Ligine Galibiyetle Başladı

Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi, Kadın Futbol takımının ilk karşılaşmadan galip ayrılmasının ardından Belediyespor Kulüp Başkanı Sadık Kayhan ile takım kaptanı Sevinç’i telefonla aradı ve tebrik etti. Başkan İlgezdi, “gruptan çıkacağınıza ve kadınların her alanda kendilerine imkan verildiği anda neler yapabileceğini göstereceğinize inanıyorum” dedi.
 
UEFA Kadınlar Şampiyonlar Ligi’nde grup maçlarını lider tamamlayan 8 takım ile en iyi grupları ikinci tamamlayan en iyi 2 takım bir üst tura yükselerek 32 takım arasına katılmayı başaracak. 16-23 Ağustos tarihlerinde eleme sistemi ile oynanacak üst tur maçlarının ardından, UEFA Kadınlar Şampiyonlar Ligi’ne katılacak takımlar belli olacak.

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Ataşehir’de Trafik Kazası: 2 Ölü

EvdeTetkik (Ultrason ve Doppler)

Mobil Ultrason ve Renkli Doppler Hizmeti

raddrsa@gmail.com

http://www.evdetetkik.com

Sırrı Akalın

0533 243 6684

0212 547 5452

0533 243 6684

Evden çıkaramadığınız hastalarınıza gereken, Karaciğer, safra kesesi, böbrek, tiroid vs. gibi her tür ultrason isteklerini ve Kol-bacak Renkli doppler tetkiklerinizi ailenizin konforunu bozmadan evinizde yapıyoruz.

Elektra Hi Fi Audio

Kamelya Çarşı Kat 1, No:6

info@elektra-audio.com

http://elektra-audio.com/

0216 456 72 55