Ataşehir Belediyespor’un Şampiyonlar Ligi Ön Eleme Grubu Belli Oldu

Şampiyonlar Ligi Ön Elemesindeki diğer gruplar ise şöyle sıralandı;
 
 
 
Grup – 1: Ataşehir Belediyespor, FC Zürich Frauen (İSV), Gintra Universitetas (LİT), WFC Pomurje (SLO)*

 
 
Grup – 2: FC NSA (BUL), BIIK (KAZ), ZFK Spartak (SIR)*, Pärnu Jalgpalliklubi (EST)
 
 
 
Grup – 3: SU 1 Dezembro (POR), Olimpia Cluj – Napoca (ROM), Glentoran Belfast United (İRL), Birkirkara FC (MLT)*
 
 
 
Grup – 4: RTP Unia Racibórz (POL), FC Bobruchanka (BUL), ŠK Slovan Bratislava (SVK)*, Ekonomist (MNE)
 
 
 
Grup – 5: WFC SFK 2000 Sarajevo (BOS)*, ASA Tel-Aviv FC (İSR), Peamount United (İRL), Cardiff Met LAFC (GAL)
 
 
 
Grup – 6: Apollon LFC (KRK)*, WFC Kharkiv (UKR), KÍ Klaksvík (FAR), Ada Velipoje (ARN)
 
 
 
Grup – 7: FC PAOK (YUN), MTK Hungária FC (MAC), ZNK Nase Taksi-SNT 2010 (MAK)*, SKONTO FK (LET)
 
 
 
Grup – 8: Glasgow City LFC (İSK), PK-35 Vantaa (FİN)*,  WFC Osijek (HIR), FC Noroc Nimoreni (MDA)
 
·          * Ev Sahibi Takım

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Genç Halkoyunları Ekibinden Başkan İlgezdiye Ziyaret

10 Haziran tarihinde Uluslararası Halk Oyunları Festivali’ne katılmak üzere yola çıkan topluluk, Bulgaristan’ın başkenti Sofya ve Macaristan’ın başkenti Budapeşte’nin ardından Slovakya’nın Mujava kentinde festivale katıldı. 5 gün boyunca festival alanında defalarca gösteri yapan ekibimizin gösterilerini başta Slovakya Cumhurbaşkanı ve Kültür Bakanı olmak üzere yaklaşık on bin kişi izledi.
 
Festivalin sona ermesinin ardından Üsküp, Ohrid, Bitola (eski adıyla Manastır) ve Kavala şehirlerini gezerek Türkiye’ye dönen topluluk, SİYAD yöneticileriyle birlikte Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi’yi ziyaret ederek festival ve yurt dışı gezileri hakkında bilgi verdi.

Telif Hakkı Kimde? Görsel İşitsel Sektörde Telif Haklarının Hayata Geçirilmesine Destek Projesi

Çalıştay’da Projenin araştırma ekibi; İstanbul Bilgi Üniversitesi Fikri Mülkiyet Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi (BİLFİM) mensupları tarafından, etkin ve işler bir toplu hak yönetimi mekanizmasının oluşturulmasında dikkat edilmesi gereken temel noktalar ele alınacaktır. Toplantıda Kültür Bakanlığı Telif Hakları Genel Müdürlüğü temsilcileri de hazır bulunarak, yürütülmekte olan Kanun değişikliği çalışmaları hakkında bilgi verecek ve yapılan tespitleri, getirilmesi düşünülen düzenlemeler bakımından değerlendirecektir.

5846 FSEK değişiklikleri Sinema Meslek Birlikleri, sivil toplum örgütleri, uzmanlar ve Bakanlığın ortak çalışmalarıyla sektörün ihtiyaçlarına göre şekillendiriliyor.

Yer: İstanbul Modern Sanat Müzesi
Saat: 12:00

 
LCV: Cem Altunbaş
          534 325 33 42
          cemaltunbas@medyamuhendisi.com

* Bu proje İstanbul Kalkınma Ajansı tarafından 2010 Kar Amacı Gütmeyen Kurumlara Yönelik Yaratıcı Endüstrilerin Geliştirilmesi Mali Destek Programı  kapsamında desteklenmektedir. Bu doküman İstanbul Kalkınma Ajansı’nın desteklediği “Görsel – İşitsel Sektörde Telif Haklarının Hayata Geçirilmesine Destek Projesi” kapsamında hazırlanmıştır.  İçerik ile ilgili tek sorumluluk FİYAB’a ait olup İSTKA ve T.C. Kalkınma Bakanlığı’nın görüşlerini yansıtmamaktadır.

Bien ile Evlere Yaz Geliyor

BARÇA: Ortaçağdan 21. Yüzyıla…
 
Geleneksel ile moderni harmanlayan Barça serisi, Ortaçağ’dan aldığı ismini 21. Yüzyıl teknolojisiyle birleştirerek, geçmişin güzelliğini bugünün yorumuyla mutfak ve banyolara taşıyor. Dijital teknolojiyle 30×80 cm ebadında üretilen serinin Osmanlı ve Gül Beyaz fonları, Osmanlı Beyaz, Gül Beyaz ve Antik dekorları ile hareketli ve özgün mekânlar oluşturulmasına olanak veriyor.
 
ERAMOSA : Maskülen…
 
Kanada kökenli Eramosa mermerinden ilham alınarak üretilen doğal ve sıcak renk tonlarına sahip seri hoş ve yumuşak bir kontrast içerirken, geniş kullanım yelpazesiyle farklı seçeneklere ışık tutuyor.
İnce damarlı görünümü ile doğallığı son noktasına kadar yaşatan Eramosa serisi kahve, vizon ve fildişi alternatifleri ile Bien’in  iddialı ürünlerinden biri oluyor.
21×63 duvar ve 40×40 yer karosu olarak üretilen Eramosa, rektifiyeli olmasının ve dijital teknolojinin sağladığı avantajların tümünü bünyesinde barındırıyor. 21×63 ebatlardaki Leaf  ve Edera dekorlar ise serinin sadeliğine dinamizm katıyor.

BTK Başkanı ve Üyeleri TTNET Network Operasyon Merkezini Ziyaret Etti

TTNET Network Operasyon Merkezi, altyapı izleme araçları kullanarak veya rutin testlerle problemleri tespit ederek çözüm için ilgili birimlere yönlendiriyor, çözüm sürecini takip ediyor ve problemin kapsamı ve etkisine göre çağrı merkezi üzerinden müşterinin bilgilendirilmesini sağlıyor.
Tahsin Yılmaz: “TTNET bir dünya markası”
 
TTNET Genel Müdürü Tahsin Yılmaz, BTK Başkanı Dr. Tayfun Acarer ve Kurul üyelerini, TTNET’in kısa geçmişine rağmen bir dünya markası olma süreci ve bugünkü durumu hakkında bilgilendirdi. TTNET’in teknolojiyi takip eden değil teknoloji üreten bir şirket olduğunun altını da çizen Yılmaz şöyle konuştu:
 
“2011 yılsonu itibarıyla 6 milyonu aşkın aboneye ve 3 milyar TL ciroya ulaştık. Başarımız Türkiye’yle de sınırlı kalmadı. İngiltere merkezli Point Topic’in 2012 ilk çeyrek verilerine göre; DSL bazında 100’ü aşkın ülkeden 300’ü aşkın internet servis sağlayıcısının değerlendirildiği raporda, abone sayımızla dünyanın en büyük 10 internet servis sağlayıcısı arasına girdik. Avrupa’daki servis sağlayıcılar arasında ise aynı kriterlere göre beşinci sıradayız.”
 
Yılmaz, BTK Başkanı Acarer ve beraberindekilere kısa sürede 100.000 aboneye ulaşan Tivibu Ev platformuyla ilgili bilgi de verdi. İletişimin üç temel bileşeni olan internet, televizyon ve telefonu birlikte sunduklarını; televizyon, bilgisayar, cep telefonu ve tablet olmak üzere dört ekrandan ses, görüntü ve veri alışverişi sağladıklarını belirten Yılmaz, “Televizyon yayıncılık anlayışını tamamen değiştiren teknolojimizi artık 81 ilde sunuyoruz” dedi.
 
2013’te, küçük bir kutuyla evler “akıllı” olacak
 
TTNET’in gelecek projelerinden de söz eden Yılmaz, fiber altyapıyla birlikte daha da hızlanan internetin tüm yaşam alışkanlıklarını değiştireceğine de dikkat çekti. Yılmaz, “2013’te evlere sadece bir kutu koyarak akıllı ev projemizi hayata geçireceğiz. O kutu eşiniz ve çocuğunuz eve geldiğinde size mesajla bilgilendirme yapacak. Çamaşır makinesini çalıştıracak, perdeleri ve garaj kapısını açacak. Rekabet artık veride ve bütünleşik iletişim hizmetlerini sunabilme noktasında. Fiber dönüşümün ardından akıllı ev dönüşümü de başlayacak” diye konuştu.

BTK Başkanı Dr. Tayfun Acarer ise TTNET Network Operasyon Merkezi’nde gördüklerinden mutluluk duyduklarını belirterek, “Bilgi teknolojileri ve iletişim sektörü, en ileri düzeyde teknoloji sunan ve dünya çapında rekabet gücüne sahip bir sektör haline geldi. Her sektörde bilgi teknolojilerine olan ihtiyaç giderek artarak stratejik önem kazanıyor. Tüketiciler ise sunulan yeni hizmetleri ve teknolojileri yakından takip ediyor. İşletmecilerimizin ve tüketicilerimizin geldiği noktadan gurur duyuyoruz” dedi.

 
TTNET Hakkında
 
2006 yılında tüm Türkiye’yi internete bağlamak ve dünyayla tanıştırmak amacıyla kurulan TTNET, bugün kurumsal ve bireysel hizmetleriyle sektörde öncü rol oynayan,  müşterilerine bugünün ve geleceğin iletişim teknolojilerini sunan, iletişim ve eğlence şirketidir. İletişim teknolojilerinin üç temel bileşeni olan internet, televizyon ve telefonu birlikte sunan TTNET eğitim, eğlence, iletişim, güvenlik ve işletmelere özel ürünleriyle Türkiye’nin tüm iletişim ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Şirketin ürün portföyünde başta ADSL/VDSL 2-hızlı internet erişimi,  fiber internet erişimi, WiFi kablosuz internet erişimi ve iPass işbirliği ile TTNET WiFi yurtdışı erişim hizmeti, G.SHDSL, Metro Ethernet, ATM ve Frame Relay internet erişim hizmetleri bulunmaktadır. TTNET; Avea işbirliği ile TTNET Mobil markası altında GSM ve 3G dahil tüm cep telefonu hizmetleri, TTNET Alo markası ile de bireysel müşterileri için sabit telefon erişimi sunmaktadır. TTNET ayrıca; sinema ve televizyonu taşınabilir hale getiren Tivibu Web ve ev ortamında TV ekranından ulaşılabilen IPTV hizmeti Tivibu Ev'i de Türkiye’de uygulamaya başlayarak bir ilke imza atmıştır.
 
İnternet erişim hizmetlerinin yanı sıra TTNET’in katma değerli servisleri arasında milyonlarca şarkıyı ücretsiz dinleme imkanı sunan TTNET Müzik ve dijital oyun platformu Playstore bulunmaktadır. TTNET Güvenlik kapsamında güvenli internet için birçok ürün ve servisi kullanıcılarına sunmaktadır. TTNET İşyerim Paketleri ile de işletmelerin ihtiyaçlarına özel ürün ve servisler geliştirmektedir.
Tek faturada; internet, TV, sabit ve mobil ses hizmetlerini müşterilerine sunan TTNET, Türkiye’de bir “ilk”i daha gerçekleştirerek “dörtlü servis” dönemini başlatan ilk iletişim ve eğlence şirketi olma kimliği kazanmıştır.  www.ttnet.com.tr

Vertex Standard Dijital Telsizler Türkiye’de

Dijital Mobil Telsiz Birliği’nin (DMR) kurucu üyelerinden olan Vertex Standard, aktif olarak 100’den fazla ülkede en yaygın kullanılan DMR protokolü temelli çift yönlü dijital telsizler sunuyor. ETSI DMR Tier 2 açık standardı olarak adlandırılan protokol, uzun vadeli stabilitenin yanı sıra son kullanıcılara verimlilik ve yatırım geri dönüşünü en üst düzeye taşımayı garanti ederken, bir yandan da birbiriyle uyumlu çok sayıda dijital ekipman seçeneği sunuyor.
    
De Carte konu hakkındaki görüşlerini şu sözlerle dile getiriyor: “Dijitale geçerken müşterilerin daha dinamik ve esnek bir dijital telsiz sistemi için işletim protokolünün önemini anlaması gerekiyor. Her marka telsizin birlikte kullanılabildiği analogun aksine, bütün dijital telsizler birbiriyle aynı değildir. Telsiz yalnızca aynı protokol üzerinden çalıştıklarında birbiriyle iletişim kurabilirler. VXD Serisi diğer DMR TDMA telsizlerle birlikte çalışabilecek şekilde tasarlandığından kullanıcılar çok daha fazla dijital ekipman seçeneğine sahip  oluyor.”

Vertex Standard VXD Serisi DMR Birliği’nin birlikte çalışabilirlik testini geçerek hem MOTOTRBO hem de SELEX Communications  dijital telsizlerle dijital performans uyumluluğunu kanıtladı.

VXD Serisi’nde VXD-720 portatif telsiz, VXD-7200 mobil telsiz ve VXD-R70 repeater cihazları yer alıyor.

TDMA protokolü avantajları

Performans özellikleri:

•Tutarlı, net, dijital ses kalitesi
•Entegre ses mesaj iletişimi
•IP57 düzeyinde suya dayanıklılık – suyun altında 1 metreye kadar 30 dakika dayanıklı
•Artırılmış arama gizliliği

TDMA protokolü avantajları

•Mevcut analog lisanslarını iki kat fazla arama kapasitesiyle tekrar kullanabilme
•Ek altyapı ekipmanı olmaksızın iki kat fazla arama kapasitesi ile masrafların azalması
•Gelişmiş pil ömrü performansı
•Daha fazla telsiz seçeneği
•Frekans aralığı: 134-174 MHz VHF ve UHF 403 – 470 MHz ve 450 ve 512 MHz

Vertex Standard hakkında

1956 yılında Japonya’nın Tokyo kentinde kurulan Vertex Standard LMR Inc. küresel ölçekli çift yönlü telsiz iletişim üreticisi bir firmadır. Telsizlerin satış ve servisi EMEA bölgesinde dağıtıcı ağı üzerinden sağlanmaktadır. Vertex Standard ürünleri hakkında daha fazla bilgi için: http://www.vertex-standard-emea.com/

 
 
 
 

Türk Savunma Sanayiinin İlkleri

SİGARA KAĞIDI’NDAN İLK UÇAK FABRİKASI’NA

NURİ DEMİRAĞ’IN İLGİNÇ HAYAT HİKAYESİ

1920’li yıllarda Kurtuluş Savaşı’ndan yeni çıkan Türkiye sermaye açısından fakirdir. Ülkenin ihtiyacı olan uçaklar ancak o yılların zenginlerinin bağışlarıyla alınır. Nuri Demirağ’ın yanına da uçak alımı için bağış istenmek üzere gidilir. Demirağ bu teklif karşısında bağış yapmak yerine fabrika kurmayı ve bundan böyle uçak konusunda dışa bağımlılıktan kurtulmayı önerir.

Teklifi elbette oldukça caziptir ve derhal fabrika kurma girişimlerine başlanır. İlk iş olarak, Avrupa uçak üretim merkezlerini ziyaret eder. Demirağ yanına aldığı mühendis ve teknisyenlerle Çekoslovakya, Almanya ve İngiltere’deki uçak fabrikalarını gezer, birçok teknik öğrenir. Yurda döndüğünde ise somut bir

girişim yaparak, anlaştığı Çekoslovak firmayla Beşiktaş’ta ilk uçak fabrikasını kurar.

HEM YOLCU HEM SAVAŞ UÇAĞI “NU. D.38”
 
Ürettiği son teknoloji uçaklarla birçok Avrupa devletinin de ilgisini çeken

Nuri Demirağ Uçak Fabrikası’nın Nu. D.38 isimli uçağı hem bir yolcu uçağı hem de bir savaş uçağı olarak tasarlanmıştır. Fabrika ilk siparişini hemen alır; sipariş Türk Hava Kurumu tarafından verilmiştir. Böylece 10 adet eğitim uçağı 65 adet de planör imalatına, bir yandan da Nu. D.38 adlı yeni bir uçak imaline başlanır. Buna göre bu uçak çift motorlu bir yolcu uçağı olacak, ancak aynı zamanda savaş zamanında da eksiksiz bir bomba uçağına dönüşebilecektir. 270 km hızla gidebilecek ve 5.500 metre yükseklikten uçabilecektir. Üretilen bu ilk yolcu uçağı büyük bir coşkuyla karşılanır ve Türkiye kamuoyunun olduğu gibi yabancı kamuoyunun da dikkatlerini çeker.
 

 
BİR KAZA SONUCU TÜM SİPARİŞLER İPTAL EDİLDİ
 
Nuri Demirağ yaptığı bu girişimlerle yetinmez ve  fabrika bünyesinde bir de pilot okulu açar; okul birçok mezun verir. Bu arada şimdiki Yeşilköy Havaalanı’nın bulunduğu bölge Demirağ tarafından satın alınarak test uçuşları için kullanılır. Nuri Demirağ o yıllarda Selahattin Alan isimli bir uçak mühendisiyle çalışır. Bu mühendis uçakların tasarımı, teknik işlerin takibi gibi konularla ilgilenir. Üretilen uçakların test uçuşlarının yapıldığı dönemde Selahattin Alan da bir uçuş yapmak ister. Heyet önünde uçağın test uçuşunun gerçekleştiği sırada yeterli uçuş deneyimine sahip olmayan Selahattin Alan’ın yanlış iniş yapması sonucu uçak yere çakılır. Selahattin Alan, yere çakılan uçaktan sağ çıkamaz. Bu olayın ardından Türk Hava Kuvvetleri güvenliği olmadığı gerekçesiyle tüm siparişlerini iptal eder. Uçak üretim işleri bir türlü düzelmeyen Demirağ, 1945 yılında Türkiye’nin ilk uçak fabrikası olan Nuri Demirağ Uçak Fabrikası’nı kapatır.
 
NURİ DEMİRAĞ SİGARA KÂĞIDI İMALATHANESİ

Nuri Demirağ ismini sadece İstanbul Beşiktaş’ta kurduğu uçak fabrikasıyla duyurmaz. Demirağ birçok sanayi kolunda yatırımlar yapıp ülke ekonomisine katkıda bulunmuş bir girişimci ve sanayicidir. Onun önemli yatırımlarından biri

de, sigara kâğıdı imali alanındadır. Nuri Demirağ, rüştiyeden mezun olduktan sonra çeşitli iş kollarında görev yapar. Maliye Vekâleti’nde müfettiş olarak çalışır. Bu yıllar I. Dünya Savaşı’nın bitip Mütareke döneminin yaşandığı yıllardır. İstanbul işgal altındadır ve Müslüman halka karşı sürekli tehdit

ve hakaret vardır. Görevi gereği, Nuri Demirağ bir gün Maliye’nin

Tatavla Şubesi’ne teftişe gider. Burada kendinden yaşça küçük Rum delikanlıların hakaretine maruz kalır. Bunun üzerine, bu görevde böyle eli kolu bağlı daha fazla oturamayacağına, memleket için bir şeyler yapması gerektiğine kanaat getirir ve memuriyetten istifa eder.Bir şeyler yapmak için elinde birikmiş

56 sarı lirasından başka bir sermayesi yoktur. Bu düşüncelerle Eminönü çarşısında dolaşırken çeşitli sigara kâğıtları gözüne çarpar. O yıllarda bütün sigara kâğıtları Rum veya Ermeni vatandaşlar tarafından üretilmektedir. "Neden Müslüman-Türk imalatı bir sigara kâğıdı olmasın?" der ve elindeki tek sermaye

olan 56 sarı lira ile Eminönü’nde küçük bir sigara kâğıdı imalathanesi açar. Bafra sigara kâğıdı üretiminin gayrimüslim bir aile tarafından yapıldığı ve bu sektörün gayrimüslim vatandaşların ve yabancıların elinde olduğu düşünüldüğünde, Türkler tarafından ilk sigara kâğıdı üretimi böylelikle 1918 yılında bu imalathanede gerçekleşmiş olur. İsmi özellikle Türk Zaferi konan bu sigara kâğıdı Türk halkı tarafından kısa sürede benimsenir. Ay yıldızlı resme

sahip olan sigara kâğıdı, adeta zaferin müjdecisi gibi kabul edilir. Bu sigara kâğıdı İstanbul’da tüketildiği gibi işgal altındaki birçok Türk toprağına da gider. Türk Zaferi adını taşıyan sigara kâğıtları defalarca işgalci askerler tarafından yakılır ama Türk halkı bu sigara kâğıdını kullanmaktan vazgeçmez.Türk Zaferi,

Türk Sancağı, Hamurluzade gibi isimlerle üretimi yapılan sigara kâğıtları o yıllarda adeta yabancılar tarafından üretilen ve İstanbul’u Türk toprağı olarak göstermeyen haritalarla süslü sigara kâğıtlarıyla savaşır. Mütareke yılları bitip de zafer kazanıldıktan sonra Nuri Demirağ’ın elinde 84 bin lira sermayesi

vardır. Sonrasında imalathanenin ne zaman kapandığına dair kaynaklarda bilgiye rastlanılmamaktadır. Memuriyetten istifa ederek elindeki 56 sarı lira ile girişimciliğe başlayan Nuri Demirağ bir süre sonra uçak imal edecek kadar maddi güce kavuşmuş, ürettiği sigara kâğıtları ise Mütareke yıllarında Türk halkına bir umut ışığı olmuştur.

 

İLK UÇAK BOMBA FABRİKASI’NI DA ŞAKİR ZÜMRE KURDU

 

Şakir Zümre, Türk savunma tarihinde ilklere imza atmış bir sanayici. Varna doğumlu olan ve Avrupa’da eğitim gören Zümre, Bulgar Parlamentosu’nda milletvekilliği de yapmış. O yıllarda Sofya’da görevli bulunan Mustafa Kemal

Atatürk’le yakın arkadaşlık kurar. Şakir Zümre aynı zamanda Fevzi Çakmak’la da akrabadır.

I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı yıllarında Bulgaristan’da bulunan Zümre, buradan Türkiye’ye mühimmat gönderimi için bağlantılar kurar. Kurtuluş Savaşı’nın bitimiyle de yurda döner. Döner dönmez tamamı yerli sermayeyle bir

uçak bomba fabrikası kurmaya karar verir. Böylelikle Türk tarihinde bir ilk olacak fabrikanın temelleri 1925 yılında Haliç kıyılarında atılır.

Şakir Zümre Bomba Fabrikası inşaatın ardından hemen üretime geçer. Ancak Türkiye’de bomba imali konusunda yetişmiş ustalar yoktur. Bu sebeple birçok usta Avrupa kökenlidir. Gelen ustalar, Türk bomba imal ustalarının da yetişmesine katkıda bulunurlar ve ilerleyen yıllarda fabrikadaki ust aların

birçoğu Türk olarak ustalardan oluşur.

 

TÜRK HAVA KUVVETLERİ’NİN İLK DENİZALTI BOMBASI’NI DA ŞAKİR ZÜMRE ÜRETMİŞ.

Şakir Zümre Türk Hava Kuvvetleri’nde bulunan uçaklar için de bomba üretir. Ürettiği ürünler içerisinde 100, 300, 500 ve 1.000 kiloluk uçak bombaları, yangın bombaları, eğitim bombaları, işaret ve aydınlatma fişekleri, el bombaları,

top kaması ve mayınlar vardır. Ayrıca ilk Türk denizaltı bombası da bu fabrikada üretilir. Şakir Zümre Bomba Fabrikası ürettiği ürünlerin kalitesi ve çeşitliliğiyle sadece yurtiçinde değil, yurtdışında da tercih edilir bir konuma gelir. Yunanist an, Polonya, Mısır, Bulgarist an gibi birçok ülke tarafından Şakir Zümre Fabrikası’na uçak bombası siparişi verilir. II. Dünya Savaşı esnasında ordu için çok geniş çaplı üretim yapılmaya başlanır. Hatta bu dönemde fabrikada çalışan işçi sayısı iki bine kadar çıkar.

 

DENİZALTI BOMBASI ÜRETİRİMİ ENGELLENİNCE

KUZİNELİ SOBA ÜRETMEYE BAŞLADI…!!!
 

Şakir Zümre İlk Türk uçak bombası, ilk Türk denizaltı bombası gibi ilklere imza atan Şakir Zümre Bomba Fabrikası, ilerleyen yıllarda Avrupa’ya silah satışı yapmaya başlamasına rağmen çeşitli sebeplerden dolayı 1970 yılında üretimi durdurmuştur. Ancak II. Dünya Savaşı’ndan sonra ABD’nin Türkiye’ye silah yardımı yapması yerli üretimi ciddi ölçüde baltalar ve fabrika silah üretimini noktalamak zorunda kalır. Birçok ilke ve başarıya imza atan Şakir Zümre Bomba Fabrikası, bundan sonraki hayatını soba fabrikası olarak devam

ettirir. Kuzineli soba gibi Türk halkının beğenisini kazanan sobalar üreten fabrika 1966’da kurucusu Şakir Zümre’nin vefatının ardından üretimini yavaşlatır. 1970 yılında ise ticaret sahnesinden çekilir.

Ataşehir’de Aydınlatma Direğindeki Kaçak Can Aldı

Rektum Kanserindeki Araştırmalar, Tanı ve Tedaviyi Yeniden Şekillendirecek

Sempozyumun açılış konuşmasında rektum kanserinin görülme oranının çok yüksek olduğunu söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Onkolojik Bilimler Koordinatörü Prof. Dr. Kayıhan Engin, rektum kanserinin tedavisinin henüz istenilen düzeye ulaşılamadığını belirtti. Prof. Dr. Engin, “Rektum kanseri multidisipliner bir çalışma gerektiriyor. Aynı zamanda yeni ilaçlara ve araştırmalara açık bir konu olduğu için bu konunun üzerinde konuşmak istedik ” dedi.

Görülme sıklığını etkileyen faktörler

 
Rektum kanserinin görülmesinde beslenme düzeninin büyük önem taşıdığını ifade eden Prof. Dr. Kayıhan Engin, özellikle protein ve et ağırlıklı diyetlerde rektum kanseri daha sık görüldüğünü söyledi. İstatistiklere göre; kültür düzeyi yüksek olan toplumlarda rektum kanseri görülme olasılığının daha yüksek olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Engin, sebze, meyve ve tahıl ağırlıklı beslenen gruplarda bu oranın daha düşük olduğunun da altını çizdi.
Toplantıda ayrıca, ABD Austin Diyagnostik Kliniği’nden Dr. Francis Buzad “Rektum kanserinde robotik cerrahi”, İspanya Navarra Üniversitesi Onkoloji ve Radyoterapi Bölüm Direktörü Prof. Dr. Jesus Garcia Foncillas “Rektum kanserinde kemoterapi”, İtalya Katolik St. Cuore Üniversitesi Radyoterapi Ünitesi Başkanı Doç. Dr. Vincenzo Valentini de “Rektum kanserlerinde kişiye uyarlanmış radyoterapi” başlıklı konularda birer konuşma yaptılar.

Teşhis ve tedavi tümörün genetik kodunda saklı

 
Rektum kanserinde erken evrede tanı koymanın önemine değinen İspanya Navarra Üniversitesi Onkoloji ve Radyoterapi Bölüm Direktörü Prof. Dr. Jesus Garcia Foncillas, kişilerin yüksek risk grubunda olup olmadığını kolayca anlayabilecekleri bir test üzerinde yoğun şekilde çalıştıklarını belirtti. Şu an Avrupa çalışması süren araştırmanın gelecekte rektum kanserinin erken tanısında büyük rol oynacağını söyledi. Prof. Dr. Foncillas, rektum kanserinin teşhisi ve tedavisi tamamen kişilerin genetik kodlarında saklı olduğunu belirterek RNA’ ya bakılarak, kanserin nasıl bir yapısı olduğunun anlaşılabileceğini vurguladı.
 
Rektum cerrahisinde son dönemlerde yoğun olarak kullanılmaya başlanan da Vinci robotunun kullanımı hakkında bilgi veren  ABD Austin Diyagnostik Kliniği’nden Dr. Francis Buzad, “Robotun kullanımıyla tümörün daha iyi lokalize edilip çıkarılabiliyor. Ayrıca daha az kan kaybı oluyor.
 
Teknolojik gelişmelerle kritik organlar korunuyor
 
Radyoterapideki yeni gelişmelerin rektum kanserine pozitif etkilerini anlatarak konuşmasına başlayan İtalya Katolik St. Cuore Üniversitesi Radyoterapi Ünitesi Başkanı Doç. Dr. Vincenzo Valentini şöyle devam etti: “Radyoterapideki gelişmeler bizim tedavide yapabileceklerimizi de artırıyor. Diğer kanserlerde olduğu gibi rektum kanserinde de sadece tümör bölgesine yüksek doz verebiliyoruz ve pelvis içindeki rektuma yakın kritik organların korunması mümkün olabiliyor. Ayrıca, çok yeni bir teknoloji olan Truebeam kullanımı ile de tedaviden elde ettiğimiz başarı oranları arttı. Cyberknife, Truebeam gibi teknolojilerhastaların yaşam kalitesini artıyor.”

Bitkisel Atık Yağlar Ne Kadar Kullanılıyor?

Kızartma için kullanılan yağlarda polar madde oranının yüzde 25’i geçmesi halinde insan sağlığını olumsuz yönde etkiliyor. Gereğinden fazla kullanılan ve kanserojen özellikler taşıyan kızartma yağlarının işyeri tarafından çevre lisanslı geri kazanım tesisleri veya toplayıcılarına verilmesi gerekiyor. 
 
Ataşehir Belediyesi ekipleri yaptıkları denetimlerde Atık yağlarını çevre lisanslı firmalara vermeyen işletmelerin atık yağlarını lisanslı işletmelere vermelerini sağlıyor.
 
Ataşehir’deki alışveriş merkezlerindeki gıda üreten firmaları denetleyen Çevre Koruma ve Kontrol Müdürlüğü ekipleri yaptıkları denetimlerde bir olumsuzluğa rastlamadı. İlçedeki denetimler aralıksız devam ediyor.
 
Evlerdeki bitkisel atık yağlarda toplanıyor

Özellikle çocukların en sevdiği yemekler arasında yer alan patates kızartması evlerde de sık sık yapılıyor. Uzmanlar, Türk mutfağının vazgeçilmezi olan kızartmalarda kullanılan bitkisel atık yağların en fazla 3 ile 5 kızartma arasında kullanılmasının doğru olduğunu belirtiyor.
 
Evlerde kullanılan bitkisel atık yağlar bir kavanozda biriktirilip en az 5 litreye ulaştığı takdirde Ataşehir Belediyesi tarafından alınıp, geri dönüşüme kazandırılıyor. Türkiye’de yıllık atık yağ miktarı 350 bin tonu buluyor. Ancak bunun sadece 10 bin tonu geri kazanılabiliyor. Bitkisel atık yağların lavaboya dökülmesi ise çevre ve insan sağlığı için büyük tehdit oluşturuyor. 1 litre atık yağ 1 milyon metreküp suyu kullanılmaz, 5 milyon metreküp suyu ise içilmez hale getiriyor.
 
Evlerde toplanan ve 5 litreyi bulan bitkisel atık yağlar için Ataşehir Belediyesi’nin 0216 570 50 00 numaralı çağrı merkezi aranabilir. Atık yağları sadece yetkili firma ve belediyeler toplayabiliyor.

Ünlülerin Tercihi Sit’n’Stroll

Oysa şimdi özel dizaynı sayesinde, Sit'n Stroller' ınızın tekerleklerini tek tek hareketle içeri çekip, bir sandalyeye yerleştirerek bu sorunu hiç yaşamayacaksınız. Tekrar yola koyulma vakti gelince, yine  tek hareketle bebek arabasına dönüştürüp, taksi durağına kadar gidebileceksiniz.
 
Taksilerde çocuk araç koltuğu yok ve çocuğunuzun güvenliği için çocuk araç koltuğu şart.Yine tek hareketle içeri çekilen tekerlekler ve araba koltuğuna dönüşen mükemmel dizayn… Sit'n Sroller' ın hayatı kolaylaştırdığını kim inkar edebilir ki?

Meteorolojiden Ataşehir’e Uyarı

Şehirde Tatil Esintileri

Yargıcı, derin maviler, ekrular, bej tonları ve sim detaylarıyla zenginleşen marin t-shirtleri, Marin temalı ve çiçek desenli hasır çantaları ile ılık yaz gecelerinde şıklığınızı tamamlayacak. İster günlük hayatınızda isterse deniz kenarında pareo olarak kullanabileceğiniz ışıltılı şalları ve aksesuarları ile, Yargıcı yaz tutkunlarının sahil stilini zarif dokunuşuyla şehrin kalbine taşıyor.

Şık olmayı rahatlığından vazgeçmeden yaşamak isteyen tüm kadınlar için, üzeri taşlı sandaletler, renkleriyle keyiflendiren hafif espadriller, parmak arası terlikler, pastel tonlardan sarılara, şeker pembelerinden, aqua renklerine sahip Yargıcı imzalı emprime elbiseler ile bir araya geldiğinde, şıklığı detaylarında saklayan rafine bir stil şehir ve kumsallarda aynı zamanda yaşanıyor. 

Plisole eteklerin üzerine kombinlenmiş ve tenin üzerinde adeta ışıldayan payetler, Çiçek aplikeli ipeksi bluzlar, trikolar, şortlar, diz üstüne dökülen etekler, yaz koleksiyonuna ideal ve doğal tonlar ile yumuşatılmış bir parlaklık katıyor.

Yargıcı 2012 İlkbahar – Yaz Koleksiyonu, masmavi bir denizin ve kumsalda güneşin tadını çıkartmaya hazırlandığınız bu günlerde adeta ışıldayarak, günlük yaşam tarzını şık bir rahatlıkla şehirde ve sahilde stilinize yansıtıyor.
 

Okan Üniversitesi Öğrencisi Gökçe Oflu, Bayburta Katkı İçin Baksıda

Açılış töreninde bir konuşma gerçekleştiren Hüsamettin Koçan, serginin Bayburt’a çok önemli katkılarının olacağına dikkat çekerek, “Tasarım, moda ve lezzet temaları Bayburt’un birikimlerini kullanacak. Bu birikimin kentin istihdamına yöneldiğini görmek de serginin amacı” dedi.

Genç tasarımcılar Baksı için güçlerini birleştirdi

“Mesafe ve Temas”ın tasarım bölümünde Faruk Malhan, farklı üniversitelerden seçilen bir grup genç tasarımcıyı ile birlikte çalıştı. Moda bölümünde Arzu Kaprol, Studio Kaprol Tasarım Ekibi’nden üç genç tasarımcı ile birlikte Baksı için özel tasarımlara imza attı. Lezzet tasarımı bölümü ise Engin Akın yönetiminde gerçekleşti. Akın bölgede kaybolmuş lezzetlerin peşine düşerek bir mutfak düzenledi. Engin Akın, kurutulmuş, saklanabilir yiyecekler üzerinden bir lezzet ağı oluşturdu. Her üç bölümde de tasarımların Bayburt’da üretilebilir olması ve böylelikle yörenin istihdamına katkıda bulunması hedefleniyor.

Sergide çalışmaları bulunan sanatçılar ise şöyle:

“Ahmet Doğu İpek, Ahmet Albayrak, Ahmet Aydın Atmaca, Ali İbrahim Öcal, Başak Kademoğlu, Baybora Temel, Borga Kantürk, Çağrı Saray, Elif Süsler, Gökçe Oflu, İbrahim Koç, Murat Sezer, Özge Usluca, Özlem Şimşek, Sena Arcak, Sevil Tunaboylu, Şenay Kazalova, Ragıp Basmaölmez, Tunca Subaşı, Açelya Altıntaş, Aytaç Uçar, Bahar Ekşe, Barış Köksal, Bilge Merve Aktaş, Bilgehan Ekiz, Emre Ocak, Gizem Bektaş, İsmail Berkel, Merve Veziroğlu, Sena Başak Demir, Suna Tekçe, Utku Tekçeer, Veysel Sever, Ali Bayramoğlu, Gülcan Ardıç, Tolga Turan, Fatma Akçelik, Ruhugül Aktaş, Zeynep Koçan”

Volvo’dan Worldtrucker, Yol tutkunları için artık Türkçe

Şimdiden yaklaşık 20.000 üyeye sahip Worldtrucker sosyal platformu, Türkiye’deki kamyon sürücülerini de unutmuyor. Sadece kamyon sürücüleri değil, araç ve filo sahipleri ile sektörle ilgilenen herkes Worldtrucker’da kendi profilini oluşturarak tüm konuları yakından takip edebiliyor. Worldtrucker için İngilizce, İtalyanca, İsveççe, Felemenkçe, İspanyolca, Fransızca, Rusça, Almanca, Danca, Portekizce, Lehçe, Bulgarca ve Romence dillerinde oluşturulan platformların yanı sıra iletişim artık Türkçe olarak da yapılıyor.

Tüm kamyon sürücülerini bir araya getirmek, onları online platformda birleştirerek sosyalleşmelerini ve sektörde gerçekleşen yenilikleri paylaşmalarını sağlamak için oluşturulan Worldtrucker, dünyada bir ilke imza atıyor. Ülke ve marka sınırı olmaksızın tüm kamyon sürücülerini, yol tutkunlarını ve kamyonseverleri birçok dilde bir araya getiren ve dünyada ilk defa bu kadar geniş bir platforma yayılan bu sektörel sosyal paylaşım sitesini, ilgi duyan herkes artık Türkçe de kullanabilecek. Volvo Group Türkiye Genel Müdürü Martin Ericsson Worldtrucker ile ilgili açıklamasında; “Worldtrucker ile sürücüler kamyonlarına olan bağlılıklarını gösterip yolda geçen hayatlarını birbirleriyle paylaşabilecekler. Bizler tüm sürücülerin kendilerini eşit hissetmelerini istedik. Dolayısıyla hangi marka kamyon kullanırsa kullansın Worldtrucker herkese açık ve pek çok ülkeden katılım var. Artık, Worldtrucker üyeleri Türkçe dahil olmak üzere 14 ayrı dilde birbirleriyle iletişime geçilebiliyorlar. Şu ana kadar sektörde hiçbir markanın bu tip bir projeye benzer bir çalışmasını görmedik ve bir ilke imza atarak tüm dünyada sürücülerin iletişime geçmesini sağlamak bizi çok heyecanlandırıyor” dedi.

Worltrucker, sürücülerin aileleriyle iletişim kurmasını da kolaylaştırıyor. Kullanıcılar profil oluşturarak siteye kayıt olduktan sonra kendi ülkelerindeki ve tüm dünyadaki diğer kullanıcılar ile online ortamda sohbet etme, istedikleri kadar fotoğraf yükleme ve soru sorarak online bir platformda buluşma imkanı yakalayabiliyor. Ayrıca aynı ilgi alanına sahip kullanıcıların oluşturduğu gruplara katılabiliyorlar. Worldtrucker forum sayfaları ise kullanıcıların her türlü konuyu birbirleri ile tartışmalarına ve her konuda bilgi alışverişinde bulunmalarına olanak tanıyor.

Kamyon sürücüleri ve tutkunları için ayrı bir motivasyon kaynağı olan Worldtrucker, sektörle ilgilenen herkesi de bir araya getiriyor. Worldtrucker’ı daha yakından tanımak için www.worldtrucker.com sitesini ziyaret edebilirsiniz. 

 
 

Ataşehir’de Babasının Evini Yaktı

Allianoi, Anadolu Sağlık Merkezinde Yeniden Hayat Buluyor

İş ve cemiyet hayatının tanınmış isimlerinin bir araya geldiği açılışta konuşan Anadolu Sağlık Suadiye Tıp Merkezi Başhekimi Dr. Lakme Eren, böyle bir sergiye ev sahipliği yapmaktan mutluluk duyduklarını belirtti. Dr. Eren, “Ülkemiz tıp tarihi açısından zengin mirasa sahip, biz de bu mirası farklı bir boyutta hem hastalarımıza hem de ziyaretçilere sunmak istedik. Sergideki fotoğraflar üç boyutlu özelliği ile insana ‘oradaymışız’ izlenimini de veriyor”dedi.  

Anadolu demek, eşi benzeri olmayan değerlerin yüzyıllardır aynı samimiyetle yaratıldığı topraklar demektir. Konu sağlık olunca, “her işin başı sağlıktır” bu topraklarda. İstanköy’lü Hipokrat’tan İbn-i Sina’ya, Lokman Hekim efsanelerinden Bergamalı Galen’e, Bursalı Asklepiades’ten Efesli Rufus’a, Kayserili Akşemseddin’den Molla Gürani’ye kadar, çok sayıda ünlü tıp adamına ev sahipliği yapmış olan bu topraklar, binlerce yıllık sağlık birikiminin merkezi olmuştur.  Anadolu Sağlık Merkezi’de bu mirasa sahip çıkarak, sağlık Tanrısı Asklepion'un yurdu olarak da bilinen Allianoi’ye yeniden hayat veriyor.

3D Allianoi antik kenti sergisi,  Ağustos sonunu kadar sanatseverler tarafından gezilebilir. 

Ergun Nuhut kimdir?

Mimar Sinan Üniversitesi, İç Mimarlık ve Endüstri Tasarımı bölümü öğrencisi iken girdiği reklam sektöründe 30 yıldır hizmet veren Ergun Nuhut, yurtiçinde ve yurt dışında birçok tanıtım filmi ve katalog çekimleri yaptı, Türkiye’de birçok ilke imza attı. Son yıllarda özel sektör için reklam çalışmalarının yanında, kültürel projelere yönelen Nuhut, Türkiye’de valilikler için “şehirlerin markalaşması” konusunda çalışmalar yapan ilk reklamcıdır.

 
Kültür Bakanlığı adına Türkiye’de ilk kez “Hasankeyf ve Allianoi” antik kentlerinin 3D (üç boyutlu) çekimlerini, Batman valiliği için Hasankeyf’in ilk ve tek 3D kitabını yaptı. Yalova valiliği için “Yalova’da Sanat” kitabını hazırladı ve Yalova valiliğine marka danışmanlığı yaparak muhtelif projeler geliştirdi. Topkapı Sarayı’nın 3D çekimlerini yaparak sarayda 3D film merkezi kurdu. Kastamonu ilinin 3D çekimlerini yaptı ve dönemin Kastamonu valisi Nurullah Çakır ile Kastamonu için çalışmalar gerçekleştirdi. Vakıflar Genel Müdürlüğü için Şam Süleymaniye Külliyesi kitabını hazırladı. Eceabat Kaymakamlığı için Çanakkale savaş alanlarının beş boyutlu kitabını yaptı ve daha sonra Ataşehir Belediyesi için aynı kitabın “Bir milletin diriliş destanı ÇANAKKALE” versiyonunu çıkardı. Eceabat Kaymakamlığı, 18 Mart Üniversitesi ve Mimar Sinan Üniversitesi ile birlikte, Türkiye’de ilk defa Çanakkale Savaşları konulu üniversiteler arası hediyelik eşya tasarım yarışması yaptı. Nuhut, şu an  Topkapı Sarayı için dünyanın ilk “3 Boyutlu Mobil Müzesi” (tescilli proje) ve Başbakanlık için, kapağında orijinal mozaik olan, seri numaralı, 3D, Türkiye’de yaşamış 23 uygarlığın izlerini süren “Benim Ülkem” kitabı (tescilli proje) üzerinde çalışıyor.  Türkiye’de 3D (üç boyutlu) projeler yapan ilk reklamcı da olan Nuhut, 2004 yılında başladığı 3D proje çalışmalarına devam ediyor. 

Deprem Çantası Her Eve, İşyerine Lazım

Ayrıca tecrübeler göstermiştir ki deprem çantanıza önceden koyacağınız nüfus kağıdı, tapu, sigorta vb. belgelerin fotokopileri hayatınızı çok kolaylaştıracaktır.
 
Çöp torbası, koli bandı, kağıt bardak, enerji veren çikolata bar, kibrit, bir parça ip vb. basit malzelemeler bile birer hayat kurtarıcı olacaktır.
 
Örnek vermek gerekirse: Basit bir çöp torbası acil durumlarda, başınız ve kollarınız için delik açarak yağmurluk olarak kullanılabilir. Açılarak yağmur suyu toplama amaçlı kullanılablir. Bohça, çanta olarak kullanılabilir. Hali hazırdaki çanta, bavul vb. malzemelerinizin sağanak yağmurda içine su girmemezi için kılıf olarak kullanılabilir.
 
Ataşehir’li www.depremsepeti.com ‘un deprem çantalarına göz atmanızı tavsiye ederiz. Firma ayrıca her türlü acil durum malzemesi satmakta.

İki Perde Bol Kahkaha Kanlı Nigar

Sümer Tilmaç Kabadayı, Soner Arıca Narçın rolünde
 
Miniaturk’ün keyifli atmosferinde sahnelenecek olan Kanlı Nigar’da, ünlü aktör Sümer Tilmaç izleyicinin karşısına Kabadayı karakteri ile çıkarken, Agah Efendi’nin kibar oğlu Narçın karakterine ise Soner Arıca hayat verecek. İki perde boyunca izleyiciye bol kahkaha vaad eden oyunu, Miniaturk ziyaretçileri ücretsiz izleyebilecek.

Ataşehir’de Toplu Sünnet Şöleni

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Suriye Keşif Uçağımızı Düşürdü

Ataşehir Belediyesi Çöpleri Resme Dönüştürüyor

Projeye katılan çocuklarla birlikte, çöplerden güzel bir İstanbul manzarası yapılacak. İki aylık atölye çalışmasının sonunda çocuklar yaptıkları işlerden oluşan sergileri fotoğraflayarak, yeni dönemde okullarına geri döndüklerinde, sınıflarında öğretmenleri ve arkadaşlarıyla bu bilgileri paylaşarak, çöplerin hikâyesini anlatacak.

10-14 yaş grubu arasındaki çocukların katılabileceği çalışmada kayıtlar ve dersler Ataşehir Belediyesi Meslek Edindirme Merkezi (ATAMEM) ’n de yapılacak. 21-30 Haziran tarihleri arasında devam edecek kayıtlar için, ATAMEM’in Küçükbakkalköy Mahallesi Vedat Günyol Caddesi No:06 adresinde bulunan binasından veya 0216 570 90 19 numaralı telefon hattından bilgi alınabilinir.

Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Moody’s TOKİ’nin Notunu da Yükseltti

Türkiyede 20.Yılını Kutlayan WILO 2012yi Enerji Verimliliği Yılı İlan Etti

-Amerikalı ve Avrupalı pompa üreticilerinin derneklerinin yaptıkları uluslararası bir araştırmaya göre dünyada kullanılan toplam elektrik enerjisinin % 20’sini pompalar tüketiyor.
 
-Yeni pompalardaki hız kontrol sistemi, klasik dur-kalk tipi pompalarla kıyaslandığında
% 80’lere varan enerji tasarrufu sağlıyor.
 
-Türkiye’de yılda yaklaşık 6000 megavat elektrik tüketildiği düşünülüyor. Eğer, enerji tasarrufu yapan, harekete duyarlı pompalar kullanılırsa sağlanacak tasarruf 2000 megavat olacak.
 
-Enerji tasarrufunu artırmak amacıyla 2015 yılından sonra Avrupa’da kullanılan pompaların % 80’inin değişeceği öngörülüyor. WILO, 2015 seviyesine çoktan ulaştı.
 
-WILO, uzun yıllardır enerji tasarrufunu maksimum seviyeye çıkarmak için yıllık cirosunun %3,5’ini AR-GE çalışmalarına ayırıyor.
 

Sünnet Genel Anestezi Altında Yapılmalı

Yeni doğan döneminde sünnetin genel anesteziye ihtiyaç duyulmadan lokal anestezi ile  yapılabileceğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Nadir Tosyalı,  “Yeni doğan döneminde yara iyileşmesi çok hızlı oluyor. Bu döneminin ilk günlerinde anne sütünün içindeki maddeler hem enfeksiyondan korunmayı hem de ağrı kesici özelliğinden dolayı bebeğin daha az acı duymasını sağlıyor” diyor.  Op. Dr. Nadir Tosyalı, bu dönemde sünnet olan çocuklarda üriner sistem enfeksiyon riskinin, yeni doğan döneminde sünnet olmayanlara oranla 10 kat azaldığını da vurguluyor.

İdeal yaş ne zaman?

Çocuğa yeni doğan döneminde sünnet yapılmamışsa 2 yaşına kadar olan dönemin en ideal sünnet yaşı olarak tanımlanabileceğini belirten Op. Dr. Tosyalı, ayrıca yeni doğan döneminden sonra yapılan sünnet işlemlerinin, hem psikolojik hem de fiziksel travmayı en alt düzeye indirmek için, mutlaka genel anestezi altında yapılması gerektiğinin altını çiziyor.

Çocukların cerrahi işlem öncesi ne kadar bilgilendirilseler de erişkinler gibi olamayacaklarını vurgulayan Op. Dr. Tosyalı, “Genel anestezi aileler açısından endişe verici olarak algılansa da çocuk cerrahları, dikkatleri dağılmadan ve strese girmeden ameliyatlarını gerçekleştirirken, çocuklar da travma ve ağrı yaşamadan sağlıklarına kavuşuyorlar” diyor.

Çocuğun psikososyol gelişimi açısından 2-6 yaş döneminin ayrı bir önemi olduğunu söyleyen Op. Dr. Nadir Tosyalı, yapılan araştırmaların da bu doğrultuda olduğunu belirterek, sünnet operasyonunun iki yaş öncesinde yapılması gerektiğine işaret ediyor. Op. Dr. Tosyalı ayrıca araştırmaların; 2-5 yaş arasında genital bölgelerinden cerrahi girişim yaşamış çocukların ileriki yaşantılarında, o bölgeye herhangi bir cerrahi işlem yapılmamış çoçuklara göre akademik ve sosyal başarılarında gerileme yaşandığı gösterdiğini söylüyor. 6 yaşından sonrasının çocuğun artık psikososyal gelişiminin belli bir düzeye eriştiği ve biraz daha olayların farkındalığını yaşadığı dönem olduğunu belirten Op. Dr. Tosyalı, bu dönem sonrasında da sünneti geciktirmemekte fayda olduğunun altını çiziyor.
Op. Dr. Nadir Tosyalı, sünnet sonrasında ailelerin enfeksiyon açısından dikkat etmesi gereken bazı kurallar olduğuna işaret ederek, bu konuda ailelerin ilgili uzmanlardan bilgi alması gerektiğini söylüyor.

Sektörde Bien Hareketliliği

Son 3 yıl içinde 65 yeni bayiyle toplam bayi sayısı 115’ i aştı!
Bien’in genç ve dinamik tasarım ve ürün geliştirme kadrosuyla bayilerinin ve müşterilerinin istekleri doğrultusunda sunduğu yeni ürünler artık 115’ den fazla bayii ile Türkiye’nin dört bir yanında faaliyette bulunuyor.  En son geçtiğimiz aylarda Bursa Aktosunlar, Bolu Onurlu Yapı, Erdek Bilgi Yapı mağazalarını görkemli açılışlarla müşterilerinin hizmetine sundu. Bu açılışlara  protokol, yerel basın ve halk da büyük ilgi gösterdi. Yeni bayilikler oluşturarak satış gücünü geliştirmeyi hedefleyen
 
Bien, müşteri taleplerine hızla ve etkinlikle cevap vermek için çalışmalarına  devam ediyor. 
 
35 ilde 4.500 ustayla buluştu
 
Bien, gerçekleştirdiği usta seminerleri ile 35 ilde toplam 4.500 ustayla teknik bilgi paylaşımı yaparak ürünlerini de tanıtma olanağı buldu. 2012 yılı programına aldığı usta seminerlerine tekrar başlayan Bien ilk olarak Zonguldak’ta ustalar ile bir araya geldi.  . Seminerlerde fabrikalar, üretim ve ürünler hakkında genel bilgiler verildi, yeni ürünlerle ilgili tanıtımlar yapıldı, ürün döşeme teknikleri anlatıldı. Haziran ayı son haftasında ise hız kesmeden devam edeceği usta seminerlerine Havza, Samsun ve Ordu’ da devam edecek Bien yetkilileri ustalara vermiş oldukları desteğin ve aldıkları olumlu geri dönüşlerin kendilerini çok mutlu ettiğini söyledi.

“Bien Haber Dergisi” yenilendi

2008 yılında yayın hayatına başlayan Bien Haber kurumsal iletişim dergisinin, dergi içeriği tamamen yenilenerek hem mimar ve iç mimarlara hem sektöre hitap eden bir dergi haline geldi.  Dergi içeriğini her geçen gün daha da nitelikli hale getiren Bien, marka bilinirliğini ve usta-bayi iletişimini güçlendirmek ve katma değeri yüksek ürünlerine olan talebi arttırmak amacıyla çalışmalarına devam ediyor.

 
Yurtdışı fuarlarda Türkiye’yi başarıyla temsil ediyor
 
Bien ürün geliştirme ve tasarım ekibi, hem tasarımlarına yön vermek hem dünya trendlerini takip etmek için yurtiçi ve yurtdışı seramik ve yapı fuarlarını yakından takip ediyor. Bu fuarların bir kısmının katılımcısı bir kısmının ziyaretçisi olarak, yabancı tasarım firmalarıyla da ortak çalışmalarını devam ettiriyor. En son katıldığı Amerika Coverings ve Rusya Mosbuild fuarlarında da ülkemizi başarıyla temsil ederek ihracat gücünü arttıran Bien, portföyünü geliştirerek dünya seramik sektöründe de başarılı adımlarla ilerlemeye devam ediyor.
 
Bien, sadece seramik sektöründeki trendleri değil, dünyada tüketicilerin tercihlerini de dikkate alarak ve çok daha global trendleri takip ederek, bunu ürünlerine yansıtmayı hedefliyor.

TTNET’lilere %30 indirimli Toplante Toplantı Maliyetlerini Yarı Düşürüyor

Türkiye’nin iletişim ve eğlence şirketi TTNET, iş ortaklıklarına verdiği önemle yenilikçi servisleri hayata geçirmeye devam ediyor. TTNET’in yeni iş ortaklığı servisi “Toplante”, bireysel ve kurumsal TTNET’lilere özel indirim kampanyasıyla sunuluyor. TTNET müşterileri Toplante servisi ile toplantılarını geç kalma stresi yaşamadan ve yorulmadan, ekonomik şekilde yapıyor; zamanını daha verimli kullanıyor ve tüm paketlerde % 30 indirim ayrıcalığı yaşıyor.

Toplantıların internet üzerinden, üstelik Türkçe komutlarla yapılmasını sağlayan çevrimiçi toplantı merkezi Toplante ile internet olan her yerde, iki kişiden yüzlerce kişiye kadar toplantı yapmak mümkün oluyor. TTNET müşterilerine özel avantajlarla dolu Toplante, ekonomik bir iletişim çözümü sunarken, çevrimiçi toplantılar ile çalışma verimliliğini artırıyor, maliyetleri azaltıyor.

Toplantıya yetişmek için kullanılan ulaşım aracı giderleri veya şirket aracının günlük maliyeti ve otopark ücreti, ikramlar, şehirlerarası toplantılarda otobüs ya da uçaklara ödenen ücretler, organizasyon ve kırtasiye giderleri Toplante ile sıfıra iniyor. Toplante, koşuşturan çalışanların stres ve yorgunluğuna son veriyor, egzoz gazlarının doğaya verdiği zararı azaltıyor ve hepsinden önemlisi zamandan kazandırarak kişisel performansı yükseltiyor. 

Toplantı yapma ihtiyacı olan KOBİ’ler, meslek birlikleri, birden fazla bayi ya da ofisleri olan işyerleri, çok sayıda müşterisiyle yoğun toplantı ihtiyacı duyan firmalar, bireysel veya kurumsal kulüp-dernek ve topluluklar ile eğitim kurumlarının kolaylıkla yararlanabileceği Toplante servisi ile internete bağlı herhangi bir bilgisayardan; hiçbir yazılım kurmadan, tek tıkla kolayca toplantı yapılabiliyor.

Toplante üzerinden çalışanlara veya müşterilere eğitim vermek, satış sunumları ya da tanıtım faaliyetleri yapmak, çevrimiçi seminer düzenlenmek ve müşterilere anında destek olmak da mümkün hale geliyor.

Sistem nasıl işliyor?

Toplante kullanmak isteyen bireysel veya kurumsal TTNET müşterisi, TTNET’lilere özel aylık 26TL’den başlayan Toplante paketlerinden birini satın alarak dilediği kişileri e-mail yoluyla toplantıya davet ediyor. Davetliler bu toplantıya katıldığında herhangi bir ücret ödemiyor. Toplante ile katılımcılar yüz yüze konuşabiliyor, anlık yazışabiliyor, sunum yapıp Word, Excel, Powerpoint, PDF gibi dosyalarını paylaşabiliyorlar. Ortak tahtaya yazı yazıp çizim yapabiliyor, toplantı notlarını tutabiliyor, anket düzenleyebiliyor ve ekranındaki her şeyi paylaşabiliyorlar. Toplante’de gerçekleştirilen toplantılar daha sonra Toplante arşivinden tekrar izlenebiliyor.

Toplante paketleri TTNET’lilere yüzde 30 indirimli

Toplante, kullanıcılarına, ihtiyaca göre değişen özelliklere sahip üç ayrı paketle hizmet veriyor.

Birlikte çalışma ihtiyacını karşılamak üzere tasarlanan sanal toplantı hizmeti paketi Toplante; 10 kişilik sanal toplantı odasını ve aynı anda 2 kamera ile iletişimi, TTNET’lilere aylık 39 TL yerine 26 TL’ye sunuyor.

Toplante'nin daha geniş ve ekran paylaşım özellikli olan paketi T-Extra; 25 kişilik oda, 4 kamera ve ekran paylaşımıyla TTNET’lilere aylık 69 TL yerine 49 TL’ye sunuluyor.

Şirket içi eğitimler, bayi toplantıları ve daha birçok amaçla kullanılabilecek online seminer salonları sunan T-Panel ise 250 veya 500 kişilik seminer odaları ve 1 kamerayla TTNET’lilere aylık 499 TL yerine 350 TL’ye sunuluyor.

Toplante hakkında daha fazla bilgi almak ve yararlanmak için, www.toplante.com sayfasını ziyaret edebilirsiniz. 

TTNET Hakkında

2006 yılında tüm Türkiye’yi internete bağlamak ve dünyayla tanıştırmak amacıyla kurulan TTNET, bugün kurumsal ve bireysel hizmetleriyle sektörde öncü rol oynayan,  müşterilerine bugünün ve geleceğin iletişim teknolojilerini sunan, iletişim ve eğlence şirketidir. İletişim teknolojilerinin üç temel bileşeni olan internet, televizyon ve telefonu birlikte sahiplenen TTNET eğitim, eğlence, iletişim, güvenlik ve işletmelere özel ürünleriyle Türkiye’nin tüm iletişim ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Şirketin ürün portföyünde başta ADSL/VDSL 2-hızlı internet erişimi,  fiber internet erişimi, WiFi kablosuz internet erişimi ve iPass işbirliği ile TTNET WiFi yurtdışı erişim hizmeti, G.SHDSL, Metro Ethernet, ATM ve Frame Relay internet erişim hizmetleri bulunmaktadır. TTNET; Avea işbirliği ile TTNET Mobil markası altında GSM ve 3G dahil tüm cep telefonu hizmetleri, TTNET Alo markası ile de bireysel müşterileri için sabit telefon erişimi sunmaktadır. TTNET ayrıca; sinema ve televizyonu taşınabilir hale getiren Tivibu Web ve ev ortamında TV ekranından ulaşılabilen IPTV hizmeti Tivibu Ev'i de Türkiye’de uygulamaya başlayarak bir ilke imza atmıştır.

İnternet erişim hizmetlerinin yanı sıra TTNET’in katma değerli servisleri arasında milyonlarca şarkıyı ücretsiz dinleme imkanı sunan TTNET Müzik ve dijital oyun platformu Playstore bulunmaktadır. TTNET Güvenlik kapsamında güvenli internet için birçok ürün ve servisi kullanıcılarına sunmaktadır. TTNET İşyerim Paketleri ile de işletmelerin ihtiyaçlarına özel ürün ve servisler geliştirmektedir.
 
Tek faturada; internet, TV, sabit ve mobil ses hizmetlerini müşterilerine sunan TTNET, Türkiye’de bir “ilk”i daha gerçekleştirerek “dörtlü servis” dönemini başlatan ilk iletişim ve eğlence şirketi olma kimliği kazanmıştır. 
 

Yaz Sanat Okulları Kayıtları Başlıyor

06-13 arasındaki yaş gruplarının kayıt yaptırabileceği Yaz Sanat Okulları için, kayıt olacak kişinin kimliği ile Ataşehir Belediyesi Ataevlerine, Ataşehir Mesleki Eğitim Merkezi (ATAMEM)’ne ve Ataşehir Belediyesi Halkla İlişkiler Birimi’ne müracaat etmesi yeterli olacak. Eğitimler 02 Temmuz 2012 Pazartesi günü başlayacak.
 
Kaynak: Ataşehir Belediyesi

Türkiye’nin Starlarından Kalpten Destek

Bypass ameliyatı sonrası hastaların bir süre göğüs kafeslerini darbelere karşı korumak için taşımak zorunda oldukları kalpli yastıklardan yola çıkılarak gerçekleştirilen, Memorial Sağlık Grubu ve Şişli Belediyesi’nin desteği ile hayata geçirilen projede Türkiye’nin en ünlü isimleri; tasarladıkları kalpli yastıklar ve verdikleri mesajlarla kalp sağlığının önemine dikkat çekiyor.

22 Haziran Cuma günü saat 16.00’da Nişantaşı Abdi İpekçi Caddesi’nde kamuoyu ile paylaşılacak olan “Hayatın Armağanı” kalp sağlığı bilinçlendirme projesinin yapım ve organizasyonu Zuhal Ceran ve Yeliz Soydan Şengün, sanat direktörlüğü ise moda tasarımcısı Murat Aytulum tarafından gerçekleştirildi.

Türkiye’nin en ünlü isimleri projeye kalbini verdi
Hayatın Armağanı sosyal sorumluluk projesine; Adnan Şenses, Arda Turan, Armağan Çağlayan, Balçiçek İlter, Bennu Gerede, Berksan, Birol Güven, Demet Akalın, Demet Akbağ, Demet Şener Kutluay, Deniz Berdan, Deniz Türkali, Dilara Endican, Dr. Neslihan İskit, Ece Vahapoğlu, Eflâtun, Emel Acar, Emre Ertürk (Emre NY), Engin Altan Düzyatan, Ender Saraç, Esin Övet, Esra Tüzün, Ezra & Tuba Çetin, Gamze Özçelik & Duygu Özçelik, Gülben Ergen, Haldun Dormen, Hülya Avşar, İbrahim Tatlıses, Metin Arolat, Metin Uca, Müjde Ar & Mehtap Ar, Murat Dalkılıç, Nebahat Çehre, Nefise Karatay, Neslihan Yargıcı, Nil Burak, Orhan Gencebay, Onur Baştürk, Osman Gidişoğlu, Oylum Talu, Ömür Gedik, Özge Özpirinçci, Özge Ulusoy, Pascal Nouma, Prof. Dr. Bingür Sönmez, Reyhan Karaca, Seda Sayan, Sema Çelebi, Sibel Tüzün, Sevda Barandır, Şebnem Özinal, Sinem Kobal, Şahika Ercümen, Tarık Ceran, Uğur Genç, Vatan Şaşmaz, Ziynet Sali tasarladıkları kalpli yastıklar ve mesajları ile destek verdi.  

Projeye destek veren ünlü isimler ve Şişli Belediye Başkanı Sn. Mustafa Sarıgül’ün katılımıyla gerçekleştirilecek olan Hayatın Armağanı sosyal sorumluluk projesi sergi açılışı ve kokteylinde siz değerli basın mensuplarını da aramızda görmekten mutluluk duyacağız.

PROGRAM

Tarih: 22 Haziran 2012 Cuma
Saat:  16.00
Yer:   Abdi İpekçi Caddesi-Nişantaşı – Cartier mağazası önü 

TTNET Müzikten Dünya Müzik Gününde TTNET 100 Listesinden Dilediği 25 Şarkıyı Ücretsiz İndirme Sürp

TTNET’in dijital müzik platformu TTNET Müzik, 21 Haziran Dünya Müzik Günü’nü kullanıcılarıyla birlikte kutluyor. 21 Haziran günü müzikseverler TTNET Müzik’te yer alan TTNET 100 listesinden diledikleri 25 şarkıyı ücretsiz olarak indirebilecekler. Müzikseverlerin ücretsiz şarkı indirebilmek için TTNET Müzik üyesi olmaları ve üyelik bilgileriyle siteye giriş yapmaları gerekiyor.
 
Dünyanın birçok ülkesinde 1981 yılından bu yana kutlanan Dünya Müzik Günü, son yıllarda Türkiye’nin müzik gündemine de renk katmaya başladı. Dünya Müzik Günü amatör ve profesyonel müzisyenlerin sokak performanslarını cesaretlendirmekle birlikte “herkes için her yerde müzik” kavramını geliştirmek amacıyla düzenleniyor.
 
Dünya Müzik Günü’nü kutlamak için bir açıklama yapan TTNET Dijital Medya Pazarlama Direktörü Yaman Alpata, Dünya Müzik Günü’nün temel amaçlarından biri olan “herkes için müzik” fikrini TTNET Müzik platformu ile müzikseverlere özgürce müzik dinleyebilecekleri bir platform sunarak gerçekleştirdiklerini belirtti.
 
TTNET Müzik’in herkesin erişimine açık bir platform olduğunu, 3 milyona yakın şarkının ücretsiz olarak dinlenebildiğini ifade eden Alpata, Türkiye’nin en büyük dijital müzik platformu olarak müziğin yaygınlaşmasında önemli rol oynadıklarını vurguladı. Yaman Alpata, sözlerine şöyle devam etti:
 
“TTNET Müzik olarak bugün aylık 3.5 milyonu aşkın tekil kullanıcıya ulaşıyoruz. Kullanıcılarımız, en yeni albüm ve şarkıları, daha CD olarak yayınlanmadan herkesten önce TTNET Müzik üzerinden istedikleri kadar dinleme ayrıcalığına sahipler.”
 
TTNET Dijital Medya Pazarlama Direktörü Yaman Alpata, dijital müziğin sektörün geleceği olduğunu vurgulayarak, şunları söyledi:
 
“Dünya müzik sektörü dijitalleşme yolunda hızlı adımlarla ilerliyor. Bunun en somut örneği geçtiğimiz günlerde yaşandı. Dünya müzik piyasasının en önemli merkezlerinden İngiltere'de İngiliz Müzik Endüstrisi Birliği’nin yaptığı açıklamaya göre haziran ayı içerisinde dijital müzik satışları ilk kez CD satışlarını geçti. Dijital müzik kayıtlarından elde edilen gelir, toplam müzik gelirlerinin yüzde 55'ine ulaştı. Türkiye’de de sektör bu yönde ilerliyor. Artık müzik şirketleri, dijital müzikle mücadele etmek yerine yatırımlarını ve pazarlama çalışmalarını dijital alana yönlendiriyorlar. Dijital platformların diğer bir iyi tarafı da amatör müzisyenlere kendilerini ifade etme şansı tanıyor olması. Her gün yeni şarkılar, yeni isimler sosyal platformlar aracılığıyla müzikseverlere ulaşıyor.”
 
TTNET Müzik; müzikseverlerden müzisyenlere, yapımcılardan prodüktörlere, radyolara kadar tüm müzik dünyasının 21 Haziran Dünya Müzik Günü’nü kutluyor. 

www.ttnetmüzik.com.tr

Ev Geliştirme Perakendeciliğinde Dev Adımlara Hazır mısınız?

2011yılında gerçekleşen Yapı Market TedarikçileriFuarı’nda , Intergamma (Hollanda, 265 mağazasıyla), Gulf Depot(Suudi Arabistan, 42 mağazasıyla), IDEA Stores (Yunanistan, 6mağazasıyla), Senukai Group (Litvanya, 90 mağazasıyla), Ace Hardware(Amerika, 4400 mağazasıyla), Nomi (Polonya, 17 mağazasıyla), Byggmax(İsveç, 10 mağazasıyla), Bauhof (Estonya, 59 mağazasıyla),Orgill (Amerika, 4000 mağazasıyla), Hubo (Belçika , 28mağazasıyla), Praktis (Bulgaristan, 8 mağazasıyla), Bricoking (İspanya, 32 mağazasıyla), Metrika (Rusya, 90 mağazasıyla), Biltema(İskandinav ülkelerindeki 120 mağazasıyla) ve Elkos Center(Kosova) firmalarının  yanısıra ulusalmarketlerden, Bauhaus,  Baumax, Koçtaş, Leroy Merlin, Praktiker,Tekzen’insatınalma yetkilileri katılımcılarla bir araya gelerek geleceğeyönelik iş bağlantıları kurdular.

Ayrıca Fediyma  Avrupa DIYİmalatçılar Federasyonu üyelerinden Belçika,İngiltere, İspanya, Almanya, Fransa ülke derneklerinin genelmüdürleri, Yapı Market imalatçı derneklerindenBDA (Belçika), Unibal (Fransa),Belçika Satın  almacılar Birliği Bricoallianceve  Avrupa DIY Tedarik Derneği  EDRA fuarıziyaret etmiştir.
 
Türkiye’de mevcut yapı marketraflarında yer alan, yer almak isteyen tedarikçilerin yanı sıra,yabancı yapı market raflarında olmak isteyen firmaların da birçok yeni işbirliği imkânıbulacakları 2012 Yapı MarketTedarikçileri Fuarı’nda sizlerle  biraradaolmayı temenni ederiz.

Çocuğunuz Televizyon İzlerken Yanında Olun

Okul öncesi çocuklar televizyona daha fazla düşkün oluyor. Bunun nedeni ise, hem sesin gelmesi  hem de hızlı ve canlı görüntülerin geçmesi. Her ne kadar bu durum onları çok mutlu etse de Anadolu Sağlık Merkezi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Zafer Atasoy, aileleri uyarıyor: “Çocukların televizyonun önünde tek başına bırakılması, onları olumsuz etkiliyor.”
 
Televizyonu da paylaşın  
 
Anne-baba izlerken çocuğu televizyon izlemekten alıkoymanın mümkün olmayacağını söyleyen Dr. Zafer Atasoy, ancak önemli olanın paylaşma ortamı olduğunun altını çiziyor. “Evde birlikte yemek yenmesi ne kadar önemliyse televizyonun da birlikte izlenmesi ve paylaşılması gerekiyor” diyen Dr. Atasoy, zararlı içeriklerin önüne ancak bu şekilde geçilebileceğini vurguluyor.
 
Ailelerin yorumlaması gerekiyor
 
Dr. Atasoy, “Anne babanın ekranda çıkan her şeyi, aile düzenine ve çocuğun yararına göre yorumlaması gerekir. Çünkü çocuklar televizyon karşısında savunmasızlar; bazı şeyleri anlamakta algılamakta ve yerli yerine oturtmakta zorlanabilirler. Televizyon karşısında büyüyen çocuk başkalarının doğrularıyla büyür. Bu da çocuğu kaybetmeye kadar varabilir” uyarısında bulunuyor.
 
Televizyonu anne-baba ile izleyen çocuk daha az korkar
 
Özellikle 5-6 yaş döneminde televizyon izleme ortamının çok önemli olduğunu belirten Dr. Atasoy, “Televizyonda ürperten bir şey gördüğünde çocuğun yanında anne ya da babası varsa çocuk daha az korkar. Ebeveynin olayı yorumlamasıyla durumu daha iyi anlar. Anne-babaların süzgeç görevi görmesi ve onun ne olduğunu tekrar anlatması gerekir ki,  olumsuz etkileşimlere girmesin. Bu durumun en iyi tarafı çocuklarla ebeveyn arasında ortak bir dil yakalanmasıdır. Bu da son derece anlamlıdır” diyor.
Televizyon aile ilişkilerini kuvvetlendirmeli
Evde birden fazla televizyon olmasının da sakınca yaratabileceğinin altını çizen  Dr. Atasoy,  herkesin kendi odasında televizyon izlemesinin aile bütünlüğünü bozacağını dile getiriyor:
“Televizyonun parçalayıcı değil, aile ilişkilerini kuvvetlendiren bir araç olması gerekir. Eğer ki evde bir tane televizyon varsa; haber, maç, çizgi film, dizi gibi herkesin zevkine ve ihtiyacına uygun her şey izlenebilmeli.”

Kırtasiye ve Ofis Malzemelerinde Büyük Kampanya

Engelleri Yurtdışında da Ortadan Kaldırıyor

Engellilerin yaşamını kolaylaştırıcı mobil çözümlerin üretiminde son 4 yılda %700’lük bir iç büyüme gerçekleştiren Lamira Easy Life, 2011 yılında başladığı ihracat faaliyetlerini hızlandırıyor. Başta İtalya, İspanya, Çek Cumhuriyeti, Sırbistan ve Fransa’ya ihracat yapan Lamira, bu şekilde engelliler için engelleri kaldırmayı ülkemiz sınırlarının kilometrelerce uzağında da sürdürüyor.
 
Ürün kalitesinin maliyetle orantısına dikkat çeken Lamira Easy Life Genel Müdürü Sertel Şen, yurtdışına oranla düşük fiyata kaliteli ürünler ürettiklerini, bu sayede firmaları ve kullanıcıları yerli üretimi kullanmaya teşvik ettiklerini belirtiyor. Fiziksel engellilerin araçlara binebilmelerine, merdivenleri aşabilmelerine yardımcı olan bir taşınabilir lift ürününün, örneğin İtalya satış fiyatı 12.500€ iken, Türkiye’de her şey dahil 3.500€ ‘ya satılabildiğini belirten Şen, bu ürünü aynı kalitede yerli malzemelerle imal ettiklerinin altını çiziyor.

Yurtdışında Özel Filoların Tercihi Oluyor

 
Uygun maliyetli kaliteli ürünler üretmeleriyle birlikte yurtdışı firmalarından da sipariş almaya başladıklarına değinen Şen, bu süreç içerisinde engellilere yönelik farklı hizmetler sunan birçok kuruluş ile de bir araya geldiklerini belirtti. “Fransa’da tek faaliyeti engellilere özel araçlar kiralamak olan ve dev bir araç filosuna sahip bir Rent A Car firması ile iş yapmaya ve araçların ekipmanlarını tedarik etmeye başladık. Bu tür iş birliktelikleri firmaların önünü açıyor.”
Ülkemizde de engelliler için yeni uygulamaların devreye girmesini takdir ederek izlediklerini sözlerine ekleyen Sertel Şen, birçok ülkede engellilere özel taksi filoları bulunduğunu belirterek, benzer bir çalışmanın ülkemizde de başladığını ve Lamira olarak bu konuda da aktif bir çalışma içinde olduklarını söylüyor.

Teknolojik gelişmeler ışığında, eğitimli mühendis kadrosuyla tasarladığı ve ihraç ettiği ürünlerle yurtdışında da engel tanımayan Lamira, yurtiçinde de dünyanın en prestijli engelli sürücü programı olan Fiat Autonomy programının  tek yetkili uygulayıcısı durumundadır ve Türkiye’de satılan Fiat  araçlarının engelli tertibatlarını monte etmektedir.

Konu hakkında bilgili ve tecrübeliyiz…

 
Hareket kısıtlamalarına sebep olan altyapı engellerinin kaldırılması çalışmalarının bir bütün olarak ele alınmasının çok önemli olduğunu söyleyen Şen, birçok resmi ve özel kurum ile bu konuda birlikte çalıştıklarını belirtiyor.
“Lamira olarak faaliyet konumuz çok geniş bir yelpazeyi kapsadığından, fiziksel engelliler için konutlarda, binalarda, kamu kurumlarında, otellerde, caddelerde, sokaklarda, ulaşım araçlarında, havaalanlarında, alışveriş merkezlerinde vs. ne tür uygulamalara ihtiyaç duyulduğunu, bu uygulamalarda nelere dikkat edilmesi gerektiğini biliyor ve öngörebiliyoruz. Bu doğrultuda fiziksel engellilerimizin hayat standartlarının yükseltilmesi adına yapılan çalışmalarda, kurumlarla ve şahıslarla bu konudaki bilgi ve tecrübelerimizi paylaşıyor ve bundan da memnuniyet duyuyoruz.”

9dan 90a Darüşşafaka Sergisi İstanbul Optimumda

Darüşşafaka Cemiyeti, hem 9-18 yaş arası babası hayatta olmayan maddi olanakları yetersiz çocuklara eğitim veren, hem de bağışçılarının bakımlarını gerçekleştiren bir kurum olmasından dolayı cemiyet öğrencileri ve onların okumalarını sağlayan bağışçılarını bir araya getirmek için bu projeyi tasarladı.

Bağışçıların ve öğrencilerin birbirlerini hayallerindeki mesleğin kostümüne bürünmüş olarak fotoğrafladığı projedeki en küçük öğrencinin 9, en yaşlı bağışçının ise 90’lı yaşlarında olması nedeniyle sergiye “9’dan 90’a” adı verildi. Projede yer alan Darüşşafaka’lı öğrenciler fotoğraf kulübüne üye olan ve fotoğraf çekmeye ilgi duyan çocuklar arasından seçilirken, bağışçılar arasından seçim gönüllülük esasına göre gerçekleştirildi.

İstanbul Optimum Outlet ve Eğlence Merkezi, “Optimum Outlet’ te Mutlu Ziyaretçiler”  konseptinde gerçekleştirdiği etkinlikleri, bütün yıla dağılan organizasyonlarıyla ziyaretçilerine mutlu anlar ve alışveriş keyfine ayrıcalık katıyor.

 
İstanbul Optimum Outlet Hakkında Ayrıntılı Her Şey İçin:
 
E- 5 Üzeri Göztepe / Kadıköy – İstanbul – Tel: 0 (216) 664 14 14
 
www.optimumoutlet.com   /  www.facebook.com /optimumoutlet www.twitter.com/optimum_outlet

Saray Sofralarından Halk Mutfaklarına İstanbul’un 100 Lezzeti Yayında

Özgün bir İstanbul mutfağından söz edebilir mi?
İstanbul mutfağını etkileyen milletler…
Paşaların ve semtlerin isimleri yemeklere ilham oldu
Vücudun ihtiyacına göre beslenme şekli
Yemeklerde kuru meyve
İlk yoğurt neyle mayalandı
Kanuniden Fransuva’ya şifa niyetine yoğurt
Yoğurt uzun süre eczanelerde satıldı
Kanlıca yoğurdu kaşıkla değil bıçakla kesilerek servis edilirdi
Fatih’in sofrasında bolca tüketilen“paça”nın dondurması bile var
Paça Dondurması nasıl yapılır?
Deniz ürünleri gayrimüslimlerle mutfağa girdi
Balık sütte haşlanır, pişince kuş tüyü ile yeniden süt sürülürdü

  
Bıldırcın Dolması         Beyinli Beykoz Kebabı         Karaköy Boaçası
Papaz Yahnisi              Hünkar Beğendi                    Kelle Paça
Hurmalı Et Yahnisi      Gülhatmi Şerbeti                   Çeşidiyye
İstanbul Pilavı             Kaymaklı Kaygana                Paça Dondurması

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş., muhteşem bir tarih ve göz kamaştırıcı bir güzelliğe sahip olmasının yanı sıra zengin bir yemek kültürüne de ev sahipliği yapan İstanbul’un 100 lezzetini tek kitapta topladı. Yemek kültürü konusunda çalışmalar yapan araştırmacı Nilgün Tatlı tarafından hazırlanan İstanbul’un 100 Lezzeti, ünü dünyaya yayılan İstanbul mutfak kültürünün gelecek nesillere aktarılması ve bu zengin mirasın yaşatılmasını amaçlıyor.

 
Kitabın giriş bölümünde İstanbul mutfağının gelişimi ve çeşitlenmesi, mutfağın tertip düzen ve çalışma hiyerarşisi, mutfakta kullanılan araç ve gereçler, sofra düzeni, sofra kuralları, padişahların yeme içme alışkanlıkları gibi konular hakkında doyurucu bilgiler bulunuyor.
 
İstanbul’un 100 Lezzeti başta çorbalar, et yemekleri, deniz ürünleri, zeytinyağlılar, salatalar, turşular, baklagiller, hamur işleri, süt ürünleri ve şerbetler olmak üzere
 
11 ayrı bölümden oluşuyor.
 
Kitapta ayrıca; Osmanlı’dan günümüze yemeklerin ve yemek isimlerinin hikâyelerinden konuyla ilgili farklı rivayetlere, yemeklerde kullanılan malzemelerin özelliklerinden, bu malzemelerin faydalarına kadar pek çok ilginç ayrıntıya yer verilmiş. İstanbul’un 100’leri serisinin 53. kitabı olan İstanbul’un 100 Lezzeti’nde 19.yüzyıla kadar saray mutfaklarında ikram edilen yemeklerin sırasını belirten mönülere de rastlamak mümkün.

24 Saat Ocağı Tüten Saray Mutfakları

 
Osmanlı’nın yeme-içme gibi sürekliliği olan konularda geliştirdiği sistem, aslında kalabalık bir ailenin sahip olduğu temel ve belli kurallardan çok da farklı değildi. Tek fark, sarayın hanedan ve diğer çalışanlar için farklı bölümlere sahip olan ve yirmi dört saat boyunca ocakları tüten bir mutfağa sahip olmasıydı.
Kitapta yer alan bilgilere göre geçmişten günümüze gelen belgelere bakıldığında, saray mutfağının yönetiminde başlı başına görev dağılımlarının yapılmış olduğu, idari bölümler ve sorumlulardan oluşan bir hiyerarşinin bulunduğu, bu düzen ve tertibin hiç fire vermeden yüzyıllar boyunca ahenkli bir şekilde devam ettiğini görülüyor.
 
Topkapı Sarayı Mutfağı hakkında günümüze dek ulaşan ayrıntılı bilgilere göre mutfağın, saray avlusunun hem sağında hem de solunda kurulduğu görülüyor. Bu kısımlar Matbaa-i Âmire yönetimi altında olan Has Mutfak, Divan Mutfağı, Ağalar Mutfağı, Kilerler, Helvahâne, Fırınlar ve Kalayhâne’den oluşuyor. Yemek pişirilmeden önce tencere ve diğer kap kacak mutlaka kalaylandığı için Kalayhâne’nin Sarayda ayrı bir önemi vardı. Helvahâne’de pişirilen tatlıların, gül suyu ve bal eklenmek suretiyle ikramları yapılırdı.

Baudler’in Anılarındaki Kuşhâne

 
17. yüzyıl Fransız gezgini Baudier, Padişah yemeğinin Sarayın büyük mutfaklarından çıkmadığı, Kuşhâne denen Enderûn mutfağından çıktığı, Kuşhâne’nin yalnız hükümdar için yemek hazırladığı, fakat hazırlanan yemek arttığı için Enderûn Generallerine dağıtıldığı, Kuşhâne’nin şafak sökerken faaliyete geçtiği, hükümdarın sabah yemeğini hazırlamaya başladığı, padişahın çok erken kalktığı, sabah namazını kıldığı, çok işi yoksa namazdan sonra biraz daha uyuyup sonra kahvaltı ettiği, o gün gündemde çok fazla konu varsa sabah namazından sonra kahvaltı edip Enderûn’a geçtiği, devlet işleriyle uğraşmaya başladığı, her padişahın sevdiği yiyeceklerin daima ve taze olarak Kuşhâne’de hazır tutulduğu, servisin akıl almayacak derecede temizlik kurallarına uyularak ve çok büyük özenle yapıldığını anlatıyor.

Tatlı ile başlanıp tuzla bitirilen bir sofra kültürü

 
Günümüzde tuzlu mezelerle başlayan yemek servisleri eski zamanlarda tatlı ile başlanırdı. Sofraya önce “tatlı yiyip tatlı konuşalım” anlamında bir kase bal veya reçel getirilip konuklara birer kaşık ikram edilirdi. Yemek bitirilip dua edildikten sonra tuzluktan “yapanın elleri dert görmesin, sağlık olsun” anlamında ağza biraz tuz alınırdı.

Sultan Reşad ve II. Abdülmecid’in mönüsü

 
Sarayda yemeklerin yeniş sırasıyla ilgili arşiv kayıtları 19. yüzyıla ait. Bunlardan biri Sultan Mehmet Reşad’ın dönemine ait bir mönü. Bu mönü de sırası ile “Bademli Börek, Tavuk Çorbası, Etli Fasulye, Salçalı Kuzu, Domatesli Pilav ve Meyve” çeşitlerinin yer aldığını görülüyor.  II. Abdülmecit döneminden günümüze gelen mönülerden birinde ise “Sabah Taamı, Bezelye Çorbası, Peynirli Ali Paşa Böreği, Levrek (Mayonezli), Kuşkonmaz, Taze Fasulye, Kestaneli Acem Pilavı, Bademli Krema, Meyve ve Dondurma” çeşitlerinin olduğuna rastlıyoruz. Bu mönülerle krema, kuşkonmaz, dondurma, mayonez gibi Avrupa’ya ait yemek kültürünün saraya da girdiği görülüyor.

Padişahların her biri ayrı bir kaynak suyu tercih ederdi

 
Osmanlıda alkollü içki günah olduğu için temel içki su idi. Özellikle İstanbullular arasında gelişen su zevki sayesinde sudan bir yudum alan İstanbullu onun hangi kaynağın suyu olduğunu söyleyebilirdi. Padişahlardan her birinin tercih ettiği bir kaynak suyu mutlaka bulunurdu.

Çeşmeden şerbet ikramı

 
Suyun dışında boza, şıra, şerbet gibi alkolsüz içkiler tüketilirmiş.  Bunlardan her zaman el altında olan ve günün her saatinde tüketilen şerbetlerin yemek kültürümüzde ayrı bir yeri ve önemi vardır. Şerbete verilen değer ikramının yapıldığı nadide sürahiler, kâse ve kristal bardaklara bakarak da anlaşılabilir.

Çeşitli meyve, meyve çiçekleri ve baharatlardan yapılan şerbetler sadece serinlemek amacıyla değil şifa bulmak için de içilirdi.

Saray mutfağında “helvahane” bölümünde hazırlanan şerbetler mübarek gün ve gecelerde meşhur çeşmelere doldurulup halka ikram edilirdi.

“Reçelhane” ve reçele özel porselen

 
Şerbet mayaları kışın, 3-4 katı şeker koyup reçel yapmak içinde de kullanılırdı. Ancak şekerin pahalı olması reçellerin değerini artırmıştır. Sarayın masraf defterlerine bakıldığında şeker pahalı olduğu için yerine bal ve pekmez kullanıldığı görülmektedir. Saray mutfaklarında her zaman özel yeri olan reçeller mevsiminde toplanan meyvelerle “helvahane”nin yanında bulunan “reçelhane”lerde pişirilip, sipariş üzerine Japonya ve Çin’de özel olarak üretilen porselen kavanozlarda saklanırdı. Bu kavanozlar ise özel taşlarla örülmüş, her zaman soğuk ve kuru olan taş odalarda muhafaza edilirdi.

Sarayın gözdeleri: Fulya, Gül ve Menekşe…

 
Fulya, gül ve menekşe reçelleri sarayın en göz reçelleri olmuştur.
Reçeller sadece tatlı olarak tüketilmemiş, bazı hasta¬lıkların tedavisi içinde de kullanılmıştır. Özellikle gül reçelinin mide ve karaciğere; gülhatmi, yasemin, menekşe, limon çiçeğinin de hazmı kolaylaştırdığı ve öksürüğe iyi geldiği bilinmektedir.

Bebek su gibi berrak ve tatlı bir hayat yaşasın

 
Topkapı ve Dolmabahçe Sarayı’nda sergilenen reçel¬liklere bakıldığında, bir tepsi üzerindeki reçel kâsesi yanında su kâsesi olduğu görülür. Osmanlıda, reçel bir kaşık alın¬dıktan sonra kirlenen kaşık su kabına bırakılırdı. Özellikle loğusa anneye ziya¬rete gidildiğinde, loğusa görmeye gelenler turunç, portakal veya incir reçelinden bir kaşık alır, sonra kullandığı kaşığı su olan bardağa koyardı. Bunun anlamı ağız tatlığının sürmesi, bebeğin su gibi berrak ve tatlı bir hayat yaşamasıdır.

Reçeller altın kaşıkla ikram edilirdi

 
Fransa elçisi Baron de Tott, konuk olarak kaldığı evde, yattığı odadaki sehpanın üzerine portakal çiçeğinden, gülden ve limondan yapılmış re¬çellerin konduğunu, su konan billur su bardaklarına küçük al¬tın kaşıkların bırakıldığını anlatmıştır.

Özgün bir İstanbul mutfağından söz edebilir mi?

 
Osmanlı mimaride, sanatta ve edebiyatta olduğu gibi mutfak kültüründe de sahip olduğu gelenekler ile farklı milletlerden aldığı unsurları ahenkli bir biçimde harmanlayarak özgün bir mutfak kültürü ortaya koydu.

İstanbul mutfağını etkileyen milletler…

 
İstanbul mutfağı Çerkez, Girit, Kırım, Rumeli, Arap, Rum, Ermeni ve Avrupa mutfaklarının da etkisiyle gelişerek, fetih ve keşiflerinde etkisiyle farklı kültürlerinin yemeklerini kendine uygun hale getirerek büyük ve zengin bir mutfak haline geldi.

Paşaların ve semtlerin isimleri yemeklere ilham oldu

 
İstanbul yemeklerinde dikkat çeken unsurlardan birisi de yemek isimleridir. Gerek Saray gerekse halk mutfağında ortaya konan yeni lezzetlerde Sultanların, paşaların, halktan bazı kesimlerin ve İstanbul semtlerinin isimlerine yer verildiği görülüyor. Mesela Peynirli Ali Paşa Böreği, İmambayıldı, Sultan Reşat Pilavı, Sultan Murat Lokması, Hacı Bekir Lokumu, Hanım Sultan Usulü Şeftali Tatlısı, Hünkâr Beğendi, Davutpaşa Köftesi, Süleymaniye Çorbası, Vezir Parmağı, Ayşekadın Fasulye, Sultan Ahmet Köftesi, Abdigör Köftesi, İskender Kebabı, Hacı Osman Kebabı, Alinazik, Sultan Aziz Böreği, Sefire, Padişah Lokması, Mehmet Ali Paşa Yahnisi, Keloğlan Çorbası, Şambali Tatlısı, Analı Kızlı Çorbası, Papaz Yahnisi, Arnavut Ciğeri vb. bu yemek isimlerin sadece bir kaçı.

Vücudun ihtiyacına göre beslenme şekli

 
Yeniler yemekler mevsimlere göre değişiklik gösterirmiş. Kış aylarında daha yağlı koyun ve dana eti içeren yemekler, hamur işleri, şerbetli tatlılar, bal, tereyağı, reçel, pastırma ve sucuk tüketilirken, yaz aylarında sebze ağırlıklı yemekler, tavuk, hindi, balık ve şerbet tüketilirmiş.

Bıldırcın Dolması

 
Ava meraklarıyla bilinen Osmanlı padişahlarından, özel¬likle Fatih Sultan Mehmet’in sık sık ava çıktığı rivayet edilir. Daha çok Beykoz ve çevresinde avlanmayı seven Fatih avlandıktan sonra mola ve¬rir, hizmetkârlar da avlanan hayvanları pişirerek Sultan’a ikram edermiş. O dönemde özellikle bıldırcın, güvercin ve yaban ördekleri ile yapılan yemeklerin adı geçmektedir.
Fatih Sultan Mehmet’in yanı sıra IV. Mehmet (Avcı Mehmet), Abdülmecid ve II. Abdülhamit’in ava son derece meraklı olduğunu biliniyor.

Malzemeler: 7-8 adet bıldırcın / 2 adet ince kıyılmış kuru soğan  / 1 çay bardağı kabukları soyulmuş badem / 2 su bardağı pirinç (ılık suda bekletilmiş, süzülmüş)

 
Yeterince tuz ve karabiber / 1 çay kaşığı tarçın / 1 çorba kaşığı nar ekşisi / 2 çorba kaşığı kuru üzüm / 3 çorba kaşığı tereyağı / 1 su bardağı sıcak su
Yapılışı: Yağda soğan kavrulur. Ardından pirinç, tuz, karabiber, tarçın, üzüm ve badem ve sıcak su ilave edilir. Pirincin suyunu çektikten sonra nar ekşisi ve bal ilave edilir.
 
Diğer tarafta 2 kaşık tereyağında bıldırcınları parça¬lamadan ve derisini zedelemeden kızartılıp fırın tepsisine konur. İçleri hazırlanan pilavla doldurulur ve kürdanla ağızları birleştirilir. Fırında veya tencerede 1 su bardağı sıcak su ilave edip bıldırcın yumuşayıncaya kadar pi¬şirilir.

Sebzelerin az olduğu dönemde yemeklerde kuru meyve kullanılırdı

 
Sebze çeşitleri sanılanın aksine 19. yüzyıldan sonra sofralara girdi. Öncesinde yemekler tat vermesi ve damak zevkinin o yıllarda bu yönde gelişmiş olması nedeni ile kuru meyve ile pişirilirmiş.

Hurmalı Et Yahnisi

 
Malzemesi
1 kg iri kuşbaşı koyun eti / 1 ufak kâse suda bekletilip süzülmüş hurma  / 2 adet kuru soğan jülyen doğranmış / 3 yemek kaşığı tereyağı / 1,5 su bardağı sıcak su
Yarım çay bardağı koruk veya limon suyu / tuz ve karabiber
Yapılışı
Tencerenin altına biraz yağ konur, üzerine biraz et, onun üzerine biraz hurma koyup et bitene kadar bu sırada dö¬şenir. Daha sonra tereyağını eritilip soğan pembeleşene kadar pişirilir. Koruk suyu, tuz ve karabiber eklenen sıcak su etlerin üzerinde gezdirilir, üzerine tereyağlı soğan düzgünce yayılır. Kısık ateşte etler yumuşayıncaya kadar pişirilir.

İlk yoğurt neyle mayalandı?

 
Göçebe olan atalarımızın keşfettiğini yoğurdun adı, Kaşgarlı Mahmut’un Divân-ı Lügâti’t-Türk isimli eserinde geçmektedir. Ancak ilk yoğurdun nasıl yapıldığı ile ilgili bilgi tarihi kayıtlarda bulunmamakla birlikte, atalarımızın yoğurt yapmak için taşların altında bulunan taze karınca yumurtalarını ezerek süte kattıkları, yapraklarda topla¬nan çiğ, incir yaprağından akan incir sütü ile yoğurdu mayala¬dıkları bilinmektedir.

Kanuniden Fransuva’ya şifa niyetine yoğurt

 
Fransa Kralı I. Fransuva ateşli bir bağırsak hastalığı¬na yakalanınca Kanuni Sultan Süleyman tarafından krala ilaç niyetine yoğurt gönderilmiş, kral kısa sürede iyileşen Fransuva yoğurdu sof¬rasından hiç eksik etmemiştir. Böylelikle yoğurt 18. yüzyılda dalga dalga tüm Avrupa’ya yayıldı.

Yoğurt uzun süre eczanelerde satıldı

 
Zehirlenmeye karşı, bağışıklık sistemini kuvvetlendirmek için, bağırsak ve mideyi zararlı artıklardan temizleyen yoğurt yemek kültürümüzün olmazsa olmazlarından biridir. Kanser tedavisini olumlu yönde etkiyen yoğurt şifa dolu olduğundan uzun süre eczanelerde ilaç niyetine satılmış.

Kanlıca yoğurdu kaşıkla değil bıçakla kesilerek servis edilirdi

 
Rivayete göre, eskiden bir köy olan Kanlıca'da yeti¬şen otlarla beslenen hayvanların sütünün ve bu sütten yapılan yoğurdun rengi “uçuk kan rengi” olduğundan, buraya önceleri “kanlı” denmiş, köy zamanla Kanlıca adını al-mıştır.
Kanlıca yoğurdunun en önemli özelliği, içinde hiç bir katkı maddesinin olmaması, hayvanların doğada beslenme¬si, hiçbir suretle suni yem verilmemesi ve nefis camış sütünün kullanılması. Osmanlı döneminde Kanlıca yoğurdu kaşık¬la değil bıçakla kesilerek servis yapılırmış. Günümüz Kanlıca¬sında bu yoğurdu yapan bir iki işletme bulunuyor ve pudra şekerinin nefaseti de yoğurtla birleşince Kanlıca yoğurdu unutulmaz bir lezzet olarak damatlarda kalıyor.

Fatih’in sofrasında bolca tüketilen “paça”nın dondurması bile var

 
İstanbul mutfağının en itibar gören yemeklerinden biri de “paça”dır. Bu sebepledir ki Mısır Çarşısı’nın bir kapısına “Paçacılar Kapısı” denmiştir. Geçmiş dönemlerde düğünlerde paça çor¬bası ikram edilmiştir. Fatih Sultan Mehmet’in sofrasında bolca tüketilen kelle paça, sultanların sofrasından eksik olmamış, II. Mahmut döneminde de çok rağbet gören kelle paça çorbacıların baş tacı olmuş.

Özellikle gelişme çağındaki çocukların kemik gelişimi için önemli olan paçadan sadece kelle paça çor¬bası değil işkembeli paça, paça böreği, sirkeli paça, paça yahnisi, terbiyeli paça, paça dolması, paça dondurması gibi yemekler de yapılmış. Paça ve dondurma birlikte düşünülemese de bu türü ile paça İstanbul mutfağına özgü bir yemek olarak mut¬faklarda yerini almış.

Paça Dondurması nasıl yapılır?

 
Paça, içerisine yumurta akı konup kay¬natılır, daha sonra jöle kıvamını alınca bıçakla baklava şeklinde kesilip kar dolu sinilerin üzerine oturtulur, üzerine arzuya göre tarçın ve limon suyu konup ikram edilir ve sıcak havalarda tü-ketilirdi. “Beykoz Paça Dondurması” İstanbul’un en meşhur paça dondurması olmuştur.

Deniz ürünleri gayrimüslimlerle mutfağa girdi

 
Lüfer balığının yanağında bulunan eti çok seven Sultan II. Abdülhamid dönemindeki muhasebe kayıtlarında (1890 kışı) bir hafta boyunca saraya her gün taze barbunya, istiridye, uskumru, kaya balığı, mercan, levrek, pisi balığı, kırlangıç ve mezgit alındığı görülmektedir.
Saraydan önce halkın mutfağını etkileyen gayrimüslimlerin yemek adetleri sayesinde deniz ürünleri önce halkın 19. yüzyılda ise sarayın mutfağına girdi.

Balık sütte haşlanır, piştikten sonra kuş tüyü ile yeniden süt sürülürdü

 
Saray mutfağında özenle temizlenen ve özel cımbızlarla kılçıkları ayıklanan balıklardan lop etli olanlar önce biraz sütte haşlanır ardından ızgarada pişirilir son olarak üzerine süte batırılan kuş tüyü ile yeniden süt sürülürmüş.

Yayın:              İstanbul’un 100 Lezzeti
Yayınevi:         Kültür A.Ş.
Yazar:              Nilgün Tatlı
Sayfa sayısı:    250
Dağıtım:           İstanbul Kitapçısı – 0212 292 76 92 -www.istanbulkitapcisi.com

Astra Ailesi Genişliyor

Böylece, Astra ailesi, yakıt tasarrufu lideri 1.3 CDTI ecoFLEX motordan 2.0 lt 280 hp’lik en hızlı modeli, OPC’ye kadar genişleyen bir aile olarak pazarda yerini alacak. Yeni motorlar, donanım özellikleri ve yeni tasarım öğeleri ile kompakt sınıf renklenecek. Yeni Sedan, Hatchback, Sports Tourer, GTC ve OPC ile Astra ailesi tamamlanacak.

Opel’in, Altın Direksiyon Ödülü (2009) ve 2012 DEKRA raporu ile başarısını kanıtladığı kompakt segment serüveni, genişleyen Astra ailesi ile devam ediyor. Avrupa’da satılan 3 Opel’den birini Astra oluşturuyor ve Opel şimdi kompakt segmentte 10. nesil araçları ve tüm Avrupa’da 641.000 müşteriye ulaşmış olan 4. nesil Astra’ları ile pazarda bulunuyor. Pazara 2009’da giren Astra Hatchback, bir yıl sonra giren Sports Tourer ve 2011’de giren GTC ile Opel, Avrupa’nın en geniş segmentinde 3. sırada yer alıyor.

Yenilikçi Teknolojiler, Yeni Sürüş Asistanları, Daha Sportif Tasarım

Insignia ve Zafira Tourer ile hayatımıza giren yeni teknoloji ürünü yol yardımcıları şimdi de Astra ailesi ile güvenlik ve konfor sunuyor. Geri Görüş Kamerası, Gelişmiş Park Asistanı, Entegre Navigasyon Sistemi gibi yardımcılar yüksek konfor sunuyor. Yeni astra ailesinde sunulan yenilikçi teknolojilerin bir kısmı kompakt segmentte ilk oluyor. Yeni nesil Geliştirilmiş Sürüşe Duyarlı Ön Farlar, akıllı aydınlatma özellikleriyle büyük kolaylık sağlıyor. Alman AGR onaylı ergonomik koltuklar omurga sağlığını koruyor. Panoramik ön cam sayesinde son derece geniş açılı bir sürüş keyfi yaşanıyor. Üstelik diğer cam tavan alternatiflerine göre bunda, görüşü kısıtlayan bir direk bulunmuyor.

Ayrıca, Astra Hatchback ve Sports Tourer, çok daha sportif ve genç bir görünümle geliyor. Opel tasarım ekibi özel önem verdiği ön tasarımda Astra GTC’deki gibi daha alçak ızgara ile geliyor. Kanat biçimli krom çıtalar ile üç boyutlu derinlik sunuluyor. Astra Hatchback’in arka plaka alanı daha geniş bir çerçeveye oturuyor. Hem Hatchback’te hem Sports Tourer’da, plakanın hemen altında yeni bir krom çizgi ile daha geniş bir görünüm sağlanıyor.

Kabinde de Astra Hatchback, Sports Tourer ve Sedan çok daha sportif, daha yaşanılası yeni dokuma, renk ve dekor özellikleri ile sunuluyor.

Astra müşterileri şimdi yeni jant tasarımları arasında da seçim yapabiliyor. Yeni 17” alaşımlı jantlara ek olarak Astra Hatchback, Sports Tourer ve Sedan modellerinde 18” alaşımlı jant seçenekleri, GTC modelinde ise daha sportif ve agresif tasarıma sahip 19” ve 20” jant tasarımları seçilebiliyor.

En iyi Yol tutuş ve sürüş özellikleri için FlexRide ve HiPerStruts

Astra ailesinde sürüş keyfi özel bir yer tutuyor. Astra’nın mevcut dinamik sürüş özelliklerine ilaveten Opel müşterileri FlexRide sistemi ile sürüş keyfini katlayabilir. Bir düğme ile değiştirilebilen 3 sürüş modu sunan sistem ile “Standart”, “Tour” ya da “Sport” sürüş özelliklerinden biri seçilebilir ve direksiyon ve pedal tepkileri yol ve sürüş özelliklerine göre değiştirilebilir.

Daha sportif bir sürüş ve yol tutuş için Astra GTC ve OPC’de bulunan HiPerStruts ön süspansiyon sistemleri ile Astra’ların sportif ruhu arttırılabiliyor.

 
 
 
 

Dünyanın En Değerli 15 Otelinden Biri İstanbul’da

Çevresindeki doğa ve dokuya uygunluğu, binanın yerleşimi ve mimari süreciyle LEED kriterlerine göre projelendirilen Hilton Garden Inn İstanbul Golden Horn, dünyada sadece 15 otel projesinin sahip olduğu LEED Gold sertifikasının sahibi oldu. Su tüketiminden, güneş enerjisinin kullanımına, yapının geri dönüşüm aşamalarından, kullanılan malzemelere ve iç mekan kalitesine kadar bir çok noktanın değerlendirilmesi sonucu sahip olunabilen sertifika Türkiye’de ilk kez bir otele veriliyor.

Hilton Garden Inn İstanbul’un yatırımcısı Amplio Emlak Yatırım A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Alaeddin Babaoğlu ödül ile ilgili olarak “Nefes alarak ortak paylaşım içinde bulunduğumuz çevremize katkıda bulunabiliyor olmak tarif edilmez bir duygu. Çevreye duyarlı olabilmek adına, yatırımımıza ilave 5 milyon dolar ekledik. Bu sertifikayı ülkemizde alan ilk otel olmamız da bizi heyecanlandırdı.” diyerek dahil olacakları tüm projelerde doğayla dost olma hassasiyetini göstereceklerini belirtti.

%30 Geri Dönüşebilen Otel

 
Yerel ekonomiyi desteklemek ve yakıt tüketimi kaynaklı çevre kirliliğini önlemek için proje maliyetinin yüzde 30’unu yerel malzemelerden tercih edilerek oluşturulan otel inşaatının yüzde 30’u geri dönüştürülmüş malzemelerden oluşuyor.

Arsaya uygun şekilde konumlandırıldı
Güneş ışınlarından faydalanabilmek, su tüketimini azaltmak gibi konulara yoğun olarak değinilen proje oluşturulurken, arsanın olağan şekli ele alınarak konumlandırılması ve arsaya oturtulması özel olarak planlandı. Güneş ışınlarını alma açısı değerlendirilerek, çatı bölümüne konumlandırılan solar paneller sayesinde sıcak su ihtiyacı 6 ay boyunca güneş enerjisi ile temin ediyor.

LEED Sertifikası alınması aşamasında yapılan değerlendirmeler

1-Sürdürülebilir arazi ve alanlar:
İnşaat sonunda oluşan kirliliğin giderilmesi, verimli toprak erozyonunun önlenmesi, projelerin toplu taşıma, park ve bisiklet alanlarına yakın konumlandırılması, doğal hayatın korunması.
Hafriyat alanından çıkan kamyonların tekerleğindeki çamurların dahi temizlendiğini projenin İstanbul’un kalbi Haliç’te yer alıyor olması da önemli bir nokta olarak göze çarpıyor.

2-Su kullanımında verimlilik:
Yağmur sularının kullanılması, %40 su tasarrufu, tuvaletlerde az su kullanılması, kaynakların korunması.
Su tüketimini azaltmak için, peyzaj alanlarında az su tüketimine önem verildiği otel projesinde, yerel ve ortam koşullarına adaptasyon özelliği olan bitkiler tercih edildi. Verimli bir sulama sistemi kullanılarak da sulamada yüzde 67 oranında su tasarrufu sağlanıyor.

3-Enerji ve atmosfer:
%30-50 enerji tasarrufu, güneş enerjisinden yararlanılması, binanın güneş ışığı alabilme konumu ve tasarımı, HVAC sistemi, otomasyon sistemi kullanılması, enerji harcamalarının düşürülmesi, enerji verimliliğinin sağlanması.
Güneş ışınlarını alma açısı değerlendirilerek, çatı bölümüne konumlandırılan solar paneller sayesinde sıcak su ihtiyacı 6 ay boyunca güneş enerjisi ile temin ediyor.

4-Malzeme ve kaynaklar:
Kullanılan malzemelerin kaliteli ve doğal olması, geri dönüştürülebilir atıkların toplanması, kaynakların yeniden kullanılması, tüketimin en aza indirilmesi.
Projede kullanılan malzemelerin %30’unun yerli, %30’unun da geri dönüştürülebilir  olması kaynakların en iyi şekilde kullanımını ortaya çıkarıyor.

5-İç mekan kalitesi:
İç hava kalitesinin sağlanması, farklı termal konforların sağlanması, aydınlatma sisteminin ayarlanabilir olması.
LEED özellikleri arasında da yer alan, dünyada ilk defa Hilton markasının uyguladığı “%100 non smoking” yaklaşımı da Hilton Garden Inn İstanbul Golden Horn Hotel’inde uygulanıyor.

6-Tasarımda yenilikler:
LEED kriterlerini geliştirebilecek tasarımlar, çevreye katkı sağlayabilecek yeni uygulamalara yer verilmesi.

LEED Sertifikası Hakkında:
Amerika Birleşik Devletleri Yeşil Bina Konseyi U.S. GBCI (U.S. Green Building Certification İnstitute) tarafından yeni bina inşasında veya mevcut bina renovasyonunda uygulanacak belli başlı sürdürülebilir tasarım kriterlerini göz önünde bulundurularak verilen LEED sertifikası, çevresel sürdürülebilirliği ve enerji verimliliğini ödüllendiriyor.

Klasik binalara göre sağlıklı, çevreye saygılı, işletme giderleri ile daha ekonomik ve karlı olan yüksek performanslı binaları tanımlayan LEED Yeşil Bina Derecelendirme Sistemi, çevresel sürdürülebilir binaların tasarımı, yapımı, işletilmesi ve bakımı konularında bina sahipleri ve işletmecilerine pratik bir standart getirilmesini sağlar.

 
 

Aşırı Sınav Stresi Bildiğinizi Unutturur

Bu davranış modellerinden kaçının
 
•Sınavın ölüm kalım meselesi, ciddi bir varoluş meselesi olarak görülmesi
 
•Ailenin ve çevrenin beklentisinin çok yüksek olması,
 
•Sınav kazanılamadığı takdirde alay edilme, mahcubiyet, dışlanma riski söz konusu olması,
 
•Ailede ve kişinin kendisinde panik atak veya çeşitli, korkular, evhamlılık öyküsü bulunması,
 
•Sen akıllısın, çalışkansın, sana güveniyorum.” sözü altında ezilinmesi (Okul ve dersanede derece yapan başarılı öğrencilik geçmişi olanlarda sıklıkla görülebilmektedir)
 
•Senin bir yer kazanacağın yok, herkes senden daha iyi” denilmesi,
 
•Daha önce sınava girip, bu sınavın son hakkı olduğunun ifade edilmesi gibi durumlarda sınav kaygısı artmaktadır.

Heyecan karın ağrısı terleme ve bayılmaya neden olabilir

 
Kaygının en sık dışa vuran belirtileri, kalbin hızlı çarpması, midenin kasılması, ellerde titreme, soğuma, terleme, nefes yetersizliği, karın ağrısı, sık idrara gitme, bulantı, bayılacakmış gibi hissetme, ayaklarının bağının çözülmesi, ağlama hissi, panikleme, yerinde duramama, bir ses çıkarma, tırnak yeme ve sallanmadır. Duygusal olarak bazen hiç bir korku hissetmeyip, "Sanki sınava girmeyeceğim, aklımda hiçbir şey yok bütün bilgilerimi unuttum, tüm yıl ne çalıştım ki, yapamayacağım, kesin bir aksilik olacak, diğerleri daha bilgili duruyor, sorular çok zor olacak, rezil olacağım, şu an bir an önce geçsin, keşke buradan kaçabilsem…" gibi düşünceler aklı kurcalayabilir.

“Bu sınav hayatımın amacı değil”

 
Mantıklı ve akılcı olumlu düşünmeye çalışılmalıdır. Sınırları yönünden kişi kendini tanımalıdır.
Düşünce olarak kendine güvenmeyi, neleri bilip neleri bilmediğine hakim olan bir genç; "Elinden geleni yapacağım, tabii ki kazanmak istiyorum, bu sınav bir fırsat ama hayatımın amacı değil, sadece ona ulaşmak için bir araç. Bu sınav sadece akademik bilgimi ölçüyor, yeteneklerimi, kişiliğimi, tutkularımı ve becerilerimi değerlendirmiyor. Bu yıl istediğim sonucu alamazsam seneye tekrar hazırlanabilirim" şeklinde düşünmelidir.
 
Sınav öncesi gevşeme egzersizleri yapın
 
Sadece okunarak uygulanan egzersizleri gençler genelde doğru şekilde ve sınavdan önce uygulamıyor. Tersine medyada okudukları teknikleri yarım yamalak uygulayıp, “Zaten işe yaramadı” diyebiliyorlar. Gevşemeyi mümkünse sınavdan çok daha önce öğrenip, deneme sınavlarında, gece yatarken uygularsa, sınav öncesi uygulayacak kadar sakin ve doğal olabilir. Bu yangın sırasında izlenmesi gereken yola, yapılacaklara yangın çıktıktan sonra bakmaya benzer. Ama genel prensip, doğru nefes alıp, nefesi tutarak oksijen-karbondioksit oranını kontrol etmek, kasları gevşetmek, nefesi ve kalbi yavaşlatarak alarm durumunu düzeltmeyi hedefler. Gevşeme ve nefes ayarlama çalışmasına paralel olumlu düşüncelerle ilgili bilişsel şartlanmalar, düşünce şemaları da doğru bir şekilde düzenlenir.

Sınav günü sevdiğiniz giysileri giyip beğendiğiniz müzikleri dinleyebilirsiniz

 
Her gencin kendini rahatlatan ve güvenini artıran bir imgesi, yaptığı şey vardır. Yüzlerini yıkarken, sevdiği giysileri giyinirken sakin olmalı, kendini rahatlatan düşünce, resim, müzik, bir anı o genç için bu imaj neyse ona odaklanmalı ve olumlu düşünmeye çalışmalıdır. Tersine kendini geren şeylerden uzaklaşmalıdır. Panik halde son bir konuya, özetlere bakmak bazılarını kötü etkilerken, bazılarını da rahatlamakta, yedek bir güç gibi özetlerini yolda yanında tutmayı sevmektedir. O nedenle kendi tarz ve düşünce şemalarınızı tanımak, kendinizi rahatlatan şeyleri bulmak için, deneme sınavlarını yapmak, gerçek sınav olacakmış gibi imajine etmek gerekir.
 
Sıkı bir aile kahvaltısı hazırlayıp sınava kadar çocuğunuza eşlik edin
 
Kaygı bulaşıcıdır, ailenin kendini gevşetmesi gerekir. Gencin sık sık kendini dinlemesine sebep olacak şekilde; “İyi misin, şunu ister misin, seni seviyoruz, sana güveniyoruz, heyecanlanma, korkma, kazanmazsan da bir şey olmaz, kazanırsan sana şunu alacağım” gibi aşırı gerecek konuşmalardan kaçınmalıdır. Sakin, doğal, her sabahkine yakın bir sohbet ve kahvaltı yapmak, mümkünse sınava kadar gence eşlik etmek, trafik veya yetişememeyle ilgili panik yapmamak gerekir. Bu arada gence elinden geleni yaptığı, deneme sınavı veya bir başka sınavdan farklı olmadığını hissettirmek gerekir. Aileler sınava ne kadar çok özellik ve önem yüklerlerse çocuğun kaygısı da o kadar çok olacaktır.

Yine de kaygı hastalık boyutuna yaklaşıyorsa bir çocuk ve ergen psikiyatristinden, bu konuda çalışan bir psikologdan, pedagog veya öğretmenden yardım alınması gerekir. Bu çocuğunuzun kendine güvenini olumsuz etkilemez, çünkü kaygılanmak güçsüzlük değildir.

Uzman yardımı almaktan kaçınmayın

 
Kaygı ve anksiyete bozukluklarında davranışçı terapiler yanında çeşitli ilaçlar kullanılır. Bu ilaçlar kaygının sebep olduğu çalışamama, dikkatsizlik ve konsantrasyon sorunlarına iyi gelir. Pozitif düşünme, sakin ve işlevsel bir çalışma düzeni oluşturmaya yardımcı olur. Fakat sadece sınav günü alınacak ilaçlar, düşük bir olasılık da olsa yan etki yapabilir veya bünyesine uygun doz ayarı yapılamaz olduklarından tercih edilmemelidir. Birine iyi gelen bir ilaç diğeri için sakıncalı olabilir. İlaçlar aylar öncesi başlanmalıdır. Deneme sınavlarına girerken de işlevselliği değerlendirilmeli, dozu ayarlanmalıdır. Uyku yorgunluk gibi olumsuz etkiler ortadan kalkacak şekilde, enerjik, rahat ve dikkatli bir çalışma ve sınav süreci planlanmalıdır.

Güneş Komalık Edebilir

Sıcakların aşırı yükselmesi sonucu geçtiğimiz yıllarda dünyanın pek çok ülkesinde pek çok insan hastalandı,  hatta hayatını kaybetti. Aşırı sıcakların sağlığımızı olumsuz etkilememesi için de bir dizi bireysel önlem alınması gerekiyor. Sıcakların artması ile sorun olabilecek sağlık sorunları ve bunlar ile ilgili öneriler şu şekilde sıralanabilir:
 
Yüksek ateş halsizlik ve baş ağrısı sıcak çarpmasına işaret edebilir
 
Yaz aylarında hava sıcaklıklarının çok yüksek olduğu günlerde karşılaşılan güneş çarpması, sıcaklığın yükselmesi ile önemli bir tehlike olarak karşımızda durmaktadır. Yüksek ateş, terleyememe, komaya kadar giden sinir sistemi bozuklukları, halsizlik, baş ağrısı, baş dönmesi, kusma, bulantı, nabız hızlanması ilk belirtiler olabilirken, algılama ve koordinasyon yeteneğinin bozulması, görme netliğinde bozulma, göz çukurlarının belirginleşmesi, bilincin kaybolması ileri belirtilerdir. Derhal bir sağlık merkezine başvurulmalıdır.

Sıcak kramplarına dikkat!

 
Genellikle kol ve bacaklarda veya karında aşırı sıcaktan tuz kaybı ile birlikte sıcak krampları görülebilir. 1-2 bardak tuz içeren sıvı verilmeli, kramp girmiş kasa masaj yapılmamalıdır.

Risk grubundakiler özellikle dikkat etmeli

 
Güneş ışınlarının uzun vadede deri kanserlerine neden olabileceği unutulmamalıdır. Özellikle güneş ışınlarının dik olarak geldiği saatlerde korunulmalı, bunun için gerekirse koruyucu kremler kullanılmalıdır. Özellikle çocuklar, yaşlılar, hamileler, kalp, şeker ve tansiyon hastaları zorunlu olmadıkça sıcaklığın en belirgin olduğu 11.00-16.00 saatleri arasında dışarıya çıkmamalıdır. Kalp ve tansiyon hastalarının ilaçlarını yaz aylarına ve sıcak havalara göre ayarlamasını yapmalıdır. Beyin kanamalarının önüne geçmek için tansiyon hastaları ayrıca kendilerine dikkat etmeli, tansiyonlarını sık sık ölçtürmelidir.  Migren hastalığı olanlar serin ve klimatize edilmiş ortamları tercih etmelidir.İshal ve bağırsak enfeksiyonlarından korunmak için hijyen kurallarına çok dikkat edilmeli, eller sık sık yıkanmalı, temizliğinden emin olunmayan yiyecekler tüketilmemelidir.

Sıvı tüketiminizi iyi ayarlayın

 
Bol su ve sulu gıdaların tüketilmesi gerekmektedir. Sindirimi kolay hafif besinler tercih edilmeli, günde en az 2-2.5 lt su tüketilmeli, gazlı içeceklerden uzak durulmalıdır. Çok sıcak havalarda ve aşırı egzersiz durumlarında bu miktar artırılabilir. Susamamış olsanız bile su içilmelidir, susamak vücudun su ihtiyacını belirten güvenilir bir işaret değildir. Kalp hastalığı veya hipertansiyonu olanlar dışında gıdalarla tuz alımı arttırılmalıdır. Tuz kısıtlaması yapmak zorunda olanlar ise sıvı ve tuz kaybı konusunda dikkatli olmalıdırlar.

Ağır egzersiz hasta eder

 
Hava sıcaklığının yüksek olduğu günlerde aşırı egzersizden kaçınılmalıdır. Açıkta çalışmak zorunda olanlar mümkün olduğunca güneş altında korunmasız kalmamaya, sık sık bol sıvı ve mineral almaya dikkat etmelidirler.
 
Kıyafet seçimi doğru yapılmalı, hafif, teri emen, ince, pamuklu, bol giysiler giyilmelidir. Geniş kenarlı şapkalar güneş ışınlarından korunmada yararlı olabilir. Ayaklarda mantar oluşumunu engellemek için pamuklu çoraplar giyilmeli, ayaklar her gün yıkandıktan sonra iyice kurulanmalıdır.
 
5 dakikanızı duşa ayırın
 
Sıcak havalarda serinlemek için duş almak iyi bir seçenek olacaktır. Böylelikle kişi hem ferahlamış hem de sıcak havanın olumsuz etkilerini üzerinden atmış olur. Duş alma süresi için 5 dakika yeterlidir.

Sıcak havanın olumsuz etkilerinden korunmak için;

•Zorunlu olmadıkça, güneş ışınlarının dik geldiği sabah 10:00 ile öğleden sonra 16:00 arası dışarıya çıkılmamalı.

 
•Kapalı alanlar havalandırılmalı.
 
•Bol sıvı ve mineral içeren içecekler tüketilmeli. Kalp hastalığı veya hipertansiyonu olup tuzsuz diyet alan kişiler dışında gıdalarla tuz alımı arttırılmalı. Tuzkısıtlaması olanlar ise sıvı ve tuz kaybı yönünden çok dikkatli olmalı.
 
•Ağır ve yağlı yemeklerden uzak durulmalı, bol sebze ve meyve tüketilmeli ve bol su içmeye özen gösterilmeli.
 
•Alkollü içecekler önce serinletip, sonra vücudun su kaybını artırabileceğinden mümkün olduğunca kullanılmamalı.
 
•Ağır ve yağlı gıdalar yerine, hafif yemekler, sulu yiyecekler tercih edilmeli.
 
•Güneş ışığından koruyan, terletip su kaybettirmeyen ince, açık renk, bol giysiler giyilmeli.
 
•Geniş kenarlı şapkalarla baş ve yüz bölgesi korunmalı.
 
•Sık sık vücudun dayanabileceği soğuklukta duş alınmalı.
 
•Özellikle evcil hayvanlar ve çocuklar kapalı ve park edilmiş araç içinde bırakılmamalı.
 
•Açık havada ya da dışarıda çalışanlar güneş altında korunmasız kalmamalı.
 
•Yaşlılar, kronik hastalığı olanlar, hamileler ve çocuklar, mümkünse çok sıcaklarda dışarıya çıkmamalı.
 
•Açık renk, sıkı olmayan pamuklu giysiler tercih edilmeli.