Eylül Yağış ve Serinlik Getiriyor

Pakistan’a Yardım Et, Vergiden Düş

Pace’den Yaz Döneminin Son Sanat Kampı: Bayram Şekerleri

Anaokulana Alışma Sürecinde Küçük İpuçları

Anaokuluna başlama  süreci bazı çocuklarda hızlıca tamamlanırken  bazı çocuklar çok zorlanabiliyor. Kaygılar artabiliyor,  uzun ağlama krizleri yaşanabiliyor.  Duygusal gelişimin  zarar görmemesi için hem ailenin hem de okulun dikkatli olması önemlidir.
 
Bu dönemin sağlıklı tamamlanması için ilk isteğimiz annenin de  bu ayrılma sürecine   duygusal olarak hazır olmasıdır. Başarısız sonuçlanan uyum süreçlerinin çoğunda annenin henüz bu ayrılığa hazır olmamasını gözlemliyoruz.  Anne  veya baba nasıl davranması gerektiğini  bilirse çocuğun duygusal gereksinimleri daha fazla karşılanacak , duyduğu endişe ve korkular azalacaktır.
 
İlk günle beraber yapmanız gerekenler…
 
Çocuğunuzun ve sizin  stresli olmadığı bir dönemi seçmelisiniz: Okula başladığı dönemde çocuk duygusal olarak rahat olmalıdır. Aksi halde yaşanan stres çocuğun okul  ile ilgili algısına yansıyacak ve  öğretmeni ile kuracağı iletişime zarar verecektir. Annenin gergin ve stresli olmaması da bu dönemde gerekli sabrı ve anlayışı göstermesi bakımından önemlidir.
 
Çocuğunuzun hastalık döneminde olmamasına dikkat etmelisiniz: Hastalık dönemlerinde çocuklar huysuzlanır.  Anneden ayrılmak istemez. Bu nedenle daha huzurlu olduğu dönemlerde okula başlamaya özen göstermelisiniz.
 
İlk gün çoğunlukla  çocuğunuzun yanında olun: Birçok anne ilk gün görevi öğretmene bırakmaya çalışır. Bu çocukta kaygıyı başlatabilir. Sizden ayrılması için acele etmemelisiniz. Sizin olduğunuz,  kendisini güvende hissettiği zamanlarda yanında olarak hem ortama  hem de öğretmenine ısınması için ona yardımcı olun.
 
Oyun oynasın ve keyifli zaman geçirsin  : İlk gün kontrolü ona bırakın. Yapmak istediklerini yapsın ve tüm merakını gidersin. Öğretmeninin onun  istediklerini yapıyor olması onu mutlu edecek  yıl boyunca devam etmesi gereken  güven ve sevginin temelleri ilk gün atımlı olacaktır .
 
İlk gün fiziksel gereksinimlerini siz karşılayın: Tuvalet  ve yemek  vb gibi gereksinimlerini ilk günlerde öğretmenine yaptırmak istemeyebilir. Bu onun için özel ve alışkın olmadığı bir durumdur. Eğer öğretmenin gereksinimlerini karşılamasına  izin veriyorsa devam edebilirsiniz. İstemiyorsa zorlamayın.
                                             İlk gün okulda yemek yemesini ve uyumasını  beklemeyin: Birçok anne ilk gün diğer çocuklarla beraber hareket etmesini ve onlarla birlikte masada oturup yemek yemesini bekleyebiliyor. Bu çocuğu zorlayan bir durum haline gelebilir, okulu yemek yenen ve uyku uyunan bir yer olarak algılamasına zemin hazırlayabilir.  Eğer diğer çocukları gördüğünde kendisi masaya oturmayı tercih ediyor ve bu durumdan keyif alıyorsa izin verebilirsiniz.
 
İlk günü süre olarak uzun tutmayın:  İlk gün okuldan keyifli ayrılması önemlidir. Uzun süre okulda kalması sıkılmasına  neden olabilir. Bu nedenle keyifli geçen birkaç saat ilk gün için yeterli olacaktır.
 
Öğretmenin sıcak ve güven veren iletişimi önemlidir: İlk günkü karşılaşmada öğretmenin yaklaşımı okula olan olumlu algısı için çok önemlidir.  Bu nedenle öğretmenin yaklaşımlarını çok iyi gözlemleyin. Eve gittiğinizde öğretmenin ismini ve okulda geçirdikleri keyifli vakitleri ona hatırlatın. Bu; okul ile ev arasında bağ kurmasını sağlayacak ve öğretmenine daha hızlı alışmasına zemin oluşturacaktır.
 
Öğretmenine alıştığını hissettiğinizde yavaş yavaş uzaklaşın: Bu alışma süresi her çocukta farklıdır . Bazı çocuklar ikinci günde sizden uzaklaşmayı başarabiliyorken bazı çocukta daha uzun sürebiliyor. 2-3 veya 4. gün aynı ortamda olmaya devam etseniz de o öğretmeni ile oynarken siz biraz  uzakta durup başka şeylerle ilgilenebilirsiniz. Göz iletişiminizi onunla asla koparmamalı ve  gereksinim duyduğunda ilginizi devam ettirmelisiniz.
 
Başlangıç için arkadaşlarına değil öğretmenine alışması önemlidir: Birçok anne ilk günlerde çocuğunun diğer çocuklarla birlikte oynamasını ve onlara alışmasını ister. Bu yanlış bir düşüncedir. Öncelikli olan  bir  yetişkine güven duymasıdır. Çünkü ilerleyen dönemlerde bir sorun yaşadığında  sığınacağı kişi siz değil öğretmeni olacak. Bu nedenle ilk sıcak iletişim öğretmeni ile kurulmalıdır. Öğretmeni,   uyum süreci tamamlandıktan sonra diğer çocuklarla tanışması ve kaynaşması için ona yardımcı olacaktır.
 
Aşamalı uzaklaşma süreçlerine başlayabilirsiniz: Bu sürece geçmeniz için çocuğunuzun duygusal olarak hazır olduğunu gözlemlemelisiniz.  Öğretmenine güven duygusu oluştuğunda ve oyun oynarken siz uzaklaştığınızda hemen sizi aramıyor, ağlamıyor ve kaygılanmıyorsa başka bir odada kalabilirsiniz.  Bu sürece hazır olma süresi her çocukta farklıdır unutmayın!
 
Evde öğretmeni, arkadaşları ve okulla ilgili sohbetler edin: Bu sohbetler  okul algısının güçlenmesini ve hayatında okulun bir rutin haline gelmesini sağlayacaktır. Sohbetlerden keyif aldığını hissettiğiniz sürece devam edebilirsiniz. Hoşlanmıyorsa bırakın. Okul ve ev arasındaki bağı kuvvetlendirmek için eğer kabul ediyorsa  evden birkaç eşya , oyuncak götürebilirsiniz.  Bu kendisini iyi hissetmesini sağlayabilir.
 
Ayrılma süreci: Bu aşamaya gelme ve duygusal olarak hazır olma süresi her çocuk için farklıdır. Çocuğunuz öğretmeni ile yeterli iletişimi kurabilmişse, ona güven duyup fiziksel ihtiyaçlarını gidermesine izin veriyorsa, sizin aşamalı olarak uzaklaşma ve ortadan kaybolma süreçlerinizde sizi aramıyorsa siz olmadan okulda kalma aşamasına geçebilirsiniz.  Bu süreyi başlangıçta kısa tutmalısınız , zamanla bu süreyi  duygu ve davranışlarına göre uzatabilirsiniz.
 
Uyum süreci tamamlandıktan sonra servis, yemek ve uyku aşamalarına geçmelisiniz :  İlk günlerde servise binmek çocukta kaygıyı arttırabilir. Her aşamaya geçişte çocuğun duygusal olarak hazır olması önceliklidir. Kabul etmiyorsa asla zorlanmamalıdır. Ev ve okul birlikte hareket ederek ikna çabalarına sevgi ve güven duygusunu zedelemeden devam etmelidir. 
Okula uyum sürecinde çocuğunuzda bazı duygusal ve davranışsal değişimler gözleyebilirsiniz :  Bu süreçte çocuğun bazı kaygılar yaşaması normaldir
 
Bu kaygılara bağlı olarak  evde sizden ayrılmak istememe, huzursuzluk, iştah ve  uyku düzeninde bozulma, sık ağlama  görülebilir. Bu dönemde çocuğunuza karşı sabırlı ve  anlayışlı olmalısınız. Gerektiğinde okulla iletişim halinde olmalı ve birlikte hareket edebilmelisiniz.
 
Sık yaşanan ağlama krizleri, kaygılar, korkular, uyku düzensizlikleri bir AYRILIK ANKSİYETESİ olabilir : Bu süreçte bir uzman desteği almanız öncelikli  olmalıdır. Aksi halde çocuğunuzun duygusal gelişimine zarar verebilirsiniz. Çocuğun başlangıçta duyduğu bazı endişeler bir düzeyde normal kabul edilse de yoğunlaşan  kaygı ve korkulara dikkat edilmelidir.
 
Sağlıklı  ve mutlu çocuklar yetiştirmeniz dileği ile..
 
Psikolog Eda Gökduman
www.edagokduman.com
 

Türk Telekom’dan Dev İftar Yemeği

81 ilde düzenlediği iftar yemeğinin, Ankara üzerinden video konferans aracılığıyla tüm illerde canlı olarak izlenmesi sağlanırken, Türk Telekom'un 12 Bölge Müdürlüğü çalışanları da interaktif olarak yayına katıldılar. Kurulan devasa ağ ile yayın yapılan merkezler arasında canlı iletişim kurularak, tüm Türk Telekom ailesinin aynı heyecanda buluşması sağlandı.  İftar yemeği aynı zamanda, Türk Telekom’un çalışanlara yönelik yayın yapmakta olan İletişim TV üzerinden de canlı olarak takip edildi.  

İftar yemeğinde Türk Telekom ve Türk Telekom grup şirketleri yöneticileri de hazır bulundu. 

Google Voice, Skype’a Meydan Okuyor

Tüm Radyolar Live Messenger Avea İşbirliğiyle Tek Adreste

Haftasonu Sıcak Geçecek

Memorial Sağlık Grubu’nun Azınlık Hisselerini İngiliz ve Katarlı Yatırım Fonları Satın Aldı

Özellikle sağlıkta uluslararası akreditasyon belgesi olan JCI’ı (Joint Commission International) Türkiye ile tanıştıran ve bu alanda dünyanın 21. hastanesi olma özelliğini taşıyan, Amerikan Hastaneler Birliği üyeliği ve ABD’nin en saygın yayın organı US News&World Report Dergisi’nin dünyada Amerikan vatandaşlarının hizmet alabileceği 52 sağlık kuruluşu arasında gösterdiği Memorial yabancı yatırımcıların dikkatlerini üzerine çekti.

İstanbul’da 3 hastane (Şişli, Ataşehir ve Hizmet Hastaneleri) 2 tıp merkezi (Suadiye, Etiler), Antalya’da 1 hastane ve halen devam eden projeleri ile büyüme grafiğindeki istikrarla dikkat çeken Memorial; yaklaşık 2 yıldır çeşitli gruplarla yaptığı görüşmeleri sonlandırarak, İngiliz ARGUS Capital ve Qatar First Investment Bank Yatırım fonları ile anlaştı.

Anlaşma kapsamında Memorial % 40 azınlık hissesini İngiliz ARGUS Capital ve Qatar First Investment Bank’a devrederken,  Turgut Aydın ve ailesi hisselerin %60’ını tek başına elinde bulundurmaya devam ediyor.

Yıllardır Yabancı Yatırımcılar Memorial’in Hissedarı Olmak İstiyor

Memorial Sağlık Grubu Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ahmet Yaşar Aydın, hisse devri ile ilgili olarak şunları belirtti. “Sağlık sektörü ailemizin ana iş kolu olmaya devam edecektir. Biz her zaman Memorial’in çoğunluk hisselerini elimizde bulundurmayı sürdüreceğiz. Memorial bizim gözbebeğimiz. Bu yıl hizmete açtığımız Ataşehir ve Antalya Hastanelerimizle artık daha fazla insana Memorial’ın kaliteli sağlık hizmetlerini ulaştırıyoruz. Devam eden projelerimiz ve yeni atılımlarımızla büyümeye devam ediyoruz. Memorial çok kısa sürede büyük adımlar atarak, bugün Türkiye’nin en güvenilir sağlık kuruluşları arasında yer alıyor. Bu bizim en büyük gururumuz. Dünyanın en prestijli yatırım şirketlerinin yıllardır bizimle ilgileniyor olması onur verici. Görüşmelerimiz sonucu kendimize en yakın bulduğumuz kurumlar olarak ARGUS Capital ve Qatar First Investment Bank’ın grubumuza yatırımcı olarak gelmelerinden memnuniyet duyuyoruz. Qatar First Investment Bank farklılaşmış hisse sahibi temeliyle hızlı büyüyen bir banka olarak güçlü bir üne sahip. ARGUS Capital dünyanın pek çok ülkesinin önde gelen kurumsal yatırımcıları ve aile yatırım ofisleri tarafından desteklenmektedir. Yeni ortaklarımızın tecrübeleri ve eşsiz uzmanlıkları, Memorial Sağlık Grubu’na büyük katkı sağlayacaktır. Her iki kurum da Memorial’ın gelişmekte olan sağlık sektöründeki lider konumunu sürdürme yönündeki vizyonumuzu paylaşmaktadır.”

Vizyonu Nedeniyle Memorial’i Tercih Ettik

 

Qatar First Investment Bank (QFIB) Başkanı Abdullah Bin Fahad Bin Ghorab Al Marri ortaklık anlaşması kurum için önemi şu sözlerle aktardı. “Sağlık sektörü QFIB için anahtar sektörlerden biridir. Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bölgesi’nde (MENA) ekonomik krizlere rağmen, büyüyen hayati bir sektördür. Avrupa ve Orta Doğu’da, en stratejik konumdaki ülke olan ve sağlık sektöründeki büyüyen dev kuruluşları ile dikkat çeken Türkiye’de bulunan en büyük sağlık gruplarından biri olan Memorial Sağlık Grubu’nun hissedarı olmak bizim çok önemli. Bu yatırımımızla kurum olarak farklılaşmak ve sağlık sektörüne kendimizi yerleştirme niyetimizin açık bir göstergesidir.

“Bu bizim sağlık sektöründeki ikinci anlaşmamız ve inanıyoruz ki; Memorial Sağlık Grubu’ndaki hissemiz gözle görülür bir gelişmeyle sonuçlanacak. Memorial’in dikkatimizi çekmesinin en büyük nedeni gelirlerini 2001’de 8,73 milyon USD’den 2009’da 87,83 milyon USD’ye yükseltmesi ve istikrarlı yatırımları. Bu kadar kısa zamanda bu kadar büyüme kat etmesi, sektördeki konumu ve vizyonu nedeniyle Memorial’i tercih ettik.”

Memorial Bir Dünya Markası

 

ARGUS Capital’in yönetici ortağı Ali R. Artunkal ise “öngörülerimize dayanarak son 3 yıldır aktif olarak odaklandığımız ve yatırım düşündüğümüz Türkiye pazarında Memorial’in kayda değer gelişimi, büyüme potansiyelinin yanı sıra; Türkiye’de sağlık, tekstil ve perakende sektöründe dev kuruluşlar yaratan Aydın Ailesi, Qatar First Investment Bank ve Memorial Yönetimi ile birlikte çalışacak olmak bizleri heyecanlandırıyor. Bizlerin gelişi ile birlikte Memorial bir dünya markası olma vizyonunun büyük hız kazanacağına inanıyorum” dedi.

ARGUS Capital ve Qatar First Investment Bank ile Memorial Sağlık Grubu ortaklığının gerçekleşmesinde, Daruma Corporate Finance ortaklığın mimarı olarak önemli katkılar sağlamış ve ARGUS Capital ile QFIB'nin tek yetkili finansal danışmanı olarak hareket etmiştir.

ARGUS Capital Hakkında

 

1998’de kurulan ARGUS Capital dünyanın en geniş ve en tecrübeli bağımsız özel sermaye şirketlerinden biri olup, Orta ve Doğu Avrupa bölgesine odaklanmaktadır. ARGUS, Avrupa, Kuzey Amerika, Orta Doğu ve Japonya’dan önde gelen kurumsal yatırımcılar ve aile yatırım ofisleri tarafından desteklenmektedir. İki fonunda toplam 400 milyon € toplam taahhüdü ile ARGUS bölgede, birçok önde gelen ve iyi tanınan işler dâhil on üç şirkete yatırım yapmış bulunmaktadır. Sekiz bölgesel olarak temellenmiş yatırım profesyonelleri (Polonya, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Romanya ve İngiltere) sayesinde, ARGUS işlerini daha da ilerletmek isteyen şirket satıcıları ve yönetim takımlarına tüm hisseleri satın alma ve sermaye finansmanı genişlemesi sağlamaktadır.

Qatar First Investment Bank Hakkında

 

Qatar First Investment Bank, Katar Mali Merkez Düzenleyici Kurumu (QFCRA) tarafından düzenlenen bağımsız ilk yatırım bankasıdır. 3.65 milyar QAR’lık (1 milyar ABD Doları) yetkilendirilmiş sermaye ve 1,6 milyar QAR’lık (430 milyon ABD Doları) ödenmiş sermaye ile işlemlerine Mart 2009’da başladı. Qatar First Investment Bank, Katar ve GCC’de bağımsız yatırım bankacılığında önde gelen mali kurumlardan biri olmayı amaçlamaktadır.

Katar ve GCC’den 1000’i aşkın yatırımcısı ile Qatar First Investment Bank seçkin bireyler kadar kurumsal yatırımcılardan oluşan sağlam bir hissedar temeline sahiptir. Bunlar mali kurumlar ve bankaları, hükümetleri, emeklilik fonları ve diğer stratejik yatırımcıları kapsamaktadır.

Qatar First Investment Bank’ın açık, dinamik ve odaklanmış bir stratejisi vardır ve en yüksek düzenleme standartları nezdinde işlemektedir. Banka, GCC ve diğer küresel finanasal sektörlerde çalışan yaygın tecrübeleriyle, çokuluslu yatırım uzmanlarından oluşan seçilmiş bir ekip tarafından yönetilmektedir.

Qatar First Investment Bank özel sermaye, stratejik yatırımlar, varlık yönetimi ve kurumsal finansman danışmanlık hizmetleri sağlamaktadır.

Doğum Öncesi Endişeler

Bu endişelerin varlığı sağlıklı bir hamilelik süreci için ne zaman tehlike olmaya başlar sorusunun cevabı : bu endişelerin düzeyinin arttığı  zamanlardır.

Yaşanan endişeler;  anne adayının günlük yaşamını olumsuz etkilemeye  , eşi  ve çevresi ile iletişiminin bozulmasına neden olmaya başlamışsa  , duygudurumun kötüye gittiği ( kişinin zamanla mutsuzlaştığı )  veya bu mutsuzluğun  uzun sürdüğü , endişe yaratan düşüncelerin sıklaştığı,   bazen uyku düzeni ve iştahın bozulduğu durumlarla sıklıkla karşılaşılıyorsa  bir tehlike olarak algılanmalı ve kısa zamanda ortadan kaldırmak için gerekli çaba gösterilmelidir. 

Bu süreçte anne adayına destek olacak  ve onu rahatlatacak ilk kişi güvendiği doktorudur . Eşin ve yakın çevrenin desteği de tüm hamilelik süreci boyunca devam etmelidir.

Doğum öncesinde genellikle yaşanan endişeler:

Bebeğim  sağlıklı ve normal doğacak mı? Bu endişeye sahipseniz  ilk yapmanız gereken yakın çevrenizdeki birçok bebeğin  sağlıklı doğduğunu yeniden hatırlamak  ve bilimin bu konuda ne kadar ilerlediğini kendinize söylemektir. Artık birçok gelişmiş test doğum öncesi bir problem olup olmadığını tespit edebiliyor.

Bebekle beraber bütün vücudum değişecek , eskisi gibi olamayacağım: Hamileliğiniz süresince bebeğinizi beslemek ve sağlıklı gelişimine destek olmak için kilo almanız otomatik bir sonuç olarak karşınıza çıkacaktır . Fakat  kilo alımını belli bir düzeyde tutmak da sizin elinizde . Bunu sağlamak için doktorunuzla  iletişim halinde olmanız, sizin ve bebeğiniz için verdiği listelere uymanız  ve kendinize doktorunuzun önerdiği düzeyde bir hareket alanı sağlamanız yeterli olacaktır .

Kendinize güven bu süreçte çok önemlidir. Birçok anneye söylediğim ilk şey ; bu sürecin keyfini çıkarmak. Endişelerden  uzak ; her ayın  ve her ay bedeninizde yaşanan değişimlere karşı hissettiğiniz o anlatılmaz duyguların  tadına varmanız mutlu bir hamilelik için önemlidir .

İyi bir anne olabilecek miyim ? İyi bir anne olup olamayacağınızı anne olduktan sonra görebileceksiniz. Bu nedenle şimdiden bu düşünceyi uzaklaştırın ve sadece kendinize güvenin. Doktorunuzla sık sık iletişim halinde olun, neler yapmanız gerektiğini öğrenin, sağlıklı bir hamilelik için  güvenilir kaynaklardan yararlanın. Geçmişte iyi yaptığınız birkaç şeyi hatırlayın . Bunları başaran sizseniz iyi bir anne olmayı da başarabilirsiniz.

Eşimle olan ilişkimde bir değişim olacak mı ? Bebekle birlikte eve  yeni bir hareket gelecek ve üzerinizdeki yük artacaktır .  Eskiden dışarı çıkabiliyorken bebekle birlikte enerjinizin düştüğünü ve evde daha fazla zaman geçirdiğinizi göreceksiniz. Sohbetlerinizin çoğunun konusu bebeğiniz olacak. Yani bir değişim elbette ki söz konusu. Yeterli sabır, destek  ve sevgi ile anne baba olmanın keyfini yaşayacak ve başlangıçtaki zor dönemleri birlikte aşacaksınız.

Bebeğimi sevecek miyim ? Bu endişeyi dile getirmeyen ama yoğun bir şekilde hisseden anne sayısı az değildir. Yaklaşık dokuz ay boyunca hareketlerini hissettiğiniz, büyük emek verdiğiniz ve  merakla beklediğiniz bebeğinizi sevmeniz tabi ki beklenen bir duygu.  Doğum sonrasında hemen bu duyguyu hissedemeyen anne aslında normal bir süreç yaşar. Bu bağın oluşması için biraz zamana ihtiyaç duyabilirsiniz.

Sağlıklı bir hamilelik geçirmeniz dileği ile…

Psikolog Eda Gökduman
www.edagokduman.com

Plaj Futbolu Milli Takımımız Azarbeycan’la Oynuyor

Beach Soccer Worldwide Challenge Cup 2010 Turnuvası’nda şampiyon olan Milli Takımımız, Avrupa Plaj Futbolu Ligi Süper Finalleri B Kategorisi’ndeki (Yükselme Grubu) ikinci maçını bugün (27 Ağustos Perşembe)  Azerbaycan’la yapacak. Lizbon’da oynanacak karşılaşma TSİ 15:15’te başlayacak ve Eurosport International televizyon kanalından canlı olarak izlenebilecek.
A Grubu’nda oynanacak günün diğer maçında ise Macaristan ile İngiltere karşı karşıya gelecek.
Plaj Milli Takım Antrenörü Vedat Uysal yönetimindeki Plaj Futbolu Milli Takımımızın kadrosunda Mutlu Köktaş, Yücel Ergün, Tamer Ay, Ahmet Şanlıdere, Onur Zayim, Serhat Sütlü, Seyit Ahmet Süer, Ayhan Bilal Sezer (Utopia Otel), Adil Arıcı (Evrenseki S.K.), Erhan Eriten (Özyeşiltepe S.K.), Erkan Anzaflıoğlu (Gümüldür Belediye S.K.) ve İsmail Kerem Sinç (Topkapıspor) bulunuyor.

Karete Kid Geri Döndü

Hillside Kapalı Havuzunu Yeniliyor

Üniversiteli Ömer, Ataşehir’de İnşaatta Kazada Öldü

Chikkas Ataşehir’de Açıldı

Yanlış Beslenme Alışkanlıkları Mide Kanserine Zemin Hazırlıyor

Çeşitli sebeplerden dolayı midenin mukoza zarından tümörler gelişir; bu tümörlerden kötü huylu olanları, kansere neden olmaktadır. Ülkemizde de en sık görülen kanser türleri arasında bulunan mide kanserinden dünyada her yıl yaklaşık 800 bin kişi ölmektedir. mide kanseri Erkeklerde bayanlara kıyasla 3 kat daha fazla görülmektedir. ABD’de mide kanserine ait oranlara bakıldığında yıllık yeni vaka sayısı yaklaşık 25 bin dolayındadır.

Etli gıdalara isteksizlik önemli bir mide kanseri belirtisidir

 
Erken dönemde olan mide kanserleri çoğu kez başlangıçta belirsiz ve özellikli bir bulgusu yoktur; yani belirti vermeyebilirler. Başlangıçta hazımsızlık ve şişkinlik; özellikle etli gıdalara karşı isteksizlik önemli belirtiler gösterebilmektedirler. Daha geç dönemlerde ise; karın ağrısı, bulantı, kusma, gıda alımından sonra şişkinlik, kilo kaybı görülmektedir. Daha önce herhangi bir şikayeti olmayan 40 yaş üzerinde bir kişide hazımsızlık ve kilo kaybı gibi durumlar bu hastalık açısından değerlendirmeyi gerektiren belirtilerdendir.

Mide Kanseri İçin Risk Faktörleri

 
Sindirim sistemi organlarından midenin herhangi bir parçasından gelişebilen bir kanser türü olan mide kanserinin oluşumunu tetikleyen birçok neden bulunmaktadır. Mide kanserine neden olabilecek durumları şu şekilde sıralayabiliriz:
 
•    Beslenme tarzı: Beslenme alışkanlığının önemli rol oynadığı mide kanserinde özellikle mangalda pişmiş et ve benzeri gıdalar, aşırı tuzlanmış ve salamura yapılmış sebzeler, mide kanserinin oluşumunda etkin olduğu kabul edilmektedir. Mide kanserinden korunmak amacıyla Akdeniz menüsü tarzında beslenme koruyucu sayılabilecek önlemlerden biridir. Taze ve doğal olan sebze ve meyveler yine mide kanserine karşı koruyucu özelliğe sahiptir.
 
•    Enfeksiyonlar: H.plori, mide kanserine neden olan önemli bir faktör olarak kabul edilmektedir. Tüm mide kanserli olguların %65-85’inde H.plori enfeksiyonu mevcuttur. Diğer taraftan bakıldığında da tüm H.plori enfeksiyonlu olguların %2’sinde mide kanseri vakasına rastlanmaktadır.
 
•    Sigara ve alkol: Sigara, önemli aynı zamanda da önlenebilir bir mide kanseri nedenidir. Sigaranın mide kanserine olan tetikleyici özelliğine bir de alkol ile birlikte tüketiminin eklenmesi mide kanseri olma oranını çok daha fazla artırmaktadır. Bunun için sigara ve alkolden uzak durulması önerilmektedir.
 
•    Genetik: Birçok hastalık gibi mide kanserinde de genetik faktörlerin etkili olabileceği bilinmektedir. Tüm mide kanserli olguların yaklaşık %10’unda genetik faktörler ön planda bulunmaktadır.

Hastalığı erken evrede yakalamak tedavi için önemli bir adım

 
Mide kanseri tanısında en önemli araç endoskopidir. Risk grubundaki olgulara mutlaka endoskopi uygulaması yapılmalıdır. Endoskopi uygulamasında, ucunda kamera olan bir boru ile mideye girilmesi sağlanır ve gözlemlenen ur oluşumuna biyopsi uygulanmaktadır. Kesin tanı konması için biyopsi kaçınılmazdır. Endoskopinin uygun kullanımı ile hastalığı erken evrede yakalamak mümkün olabilmektedir. Özellikle Japonya da endoskopinin etkin kullanımı; erken tanıyı ve buna bağlı olarak bu hastalıktan kurtularak uzun yaşam sonuçlarını da beraberinde getirmiştir. Bunun dışında kontrastlı grafiler ve bilgisayarlı tomografi mide kanseri tanısını sağlayan diğer önemli araçlardandır. Mide kanseri tanısının ardından uygulanacak olan tedavi multi disipliner yaklaşımı gerektirmektedir; yani ekip çalışması ile başarı sağlanabilmektedir. Cerrahi olarak tümörün uygun bir şekilde çıkarılması hastalığın en önemli ve en belirleyici tedavi şekli olmaktadır. Hastalığın evresine göre kemo-radyoterarpi tedavisi uygulanması önemli bir etkinliğe sahiptir. Eğer lenf bezlerine sıçrama olmuşsa mutlaka kemoterapi yapılmalıdır.

Britanyalı İslam Düşünürü Tim Winter’dan Çağdaş Meselelere İslami Çözümler

Müslüman-Hristiyan ilişkilerinde samimiyet hangi noktada?
İslam Dini tüm modern buhranları çözebilir mi?
Kur’an’a göre İslam ahlakı bize neler tavsiye ediyor?
gibi sorulara da cevaplar aranacak.
 
Doktorasını Oxford Üniversitesi’nde Osmanlı İmparatorluğu'nda dinsel yaşam üzerine yapan Tim Winter, hem İslamî düşünsel disiplinlerde hem de Doğu’nun modern akademik yöntemlerinde uzmanlığa sahip birkaç kişiden biri kabul ediliyor. 

Tim Winter (Abdul Hakim Murad) /Londra

Tim Winter 1960 yılında dünyaya geldi. Westminster Okulu'nda öğrenim gören Winter; 1983’te Cambridge Üniversitesi’nde Arapça eğitimini tamamladı, daha sonra Kahire El-Ezher Üniversitesi’nde İslami ilimlerle ilgili derin araştırmalar yaptı ve Mısır ve Cidde’de geleneksel İslam ilimleriyle ilgili dersler aldı. Londra Üniversitesi'nde Türkçe ve Farsça üzerine çalışan Winter, doktorasını Oxford Üniversitesi’nde O”smanlı İmparatorluğu'nda Dinsel Yaşam” konusu üzerine yaptı.
İngiliz bir mühtedi olan Tim Winter, hem İslami düşünsel disiplinlerde hem de Doğu’nun modern akademik yöntemlerinde uzmanlığa sahip birkaç kişiden biridir.
Britanyalı İslam düşünürü Tim Winter (Abdul Hakim Murad)’ın; Müslüman-Hıristiyan ilişkileri, İslam ahlakı, aşırılığa karşı geleneksel Müslümanların verdiği cevap, Britanya Müslüman mirası ve Osmanlı Türkiyesi gibi konularda çalışmaları bulunuyor.
Cambridge'de Pembroke Koleji üyeliği, Wolfston Koleji'nde ilahiyat çalışmaları direktörlüğü, Muslim Academic Trust kuruluşunda vekillik ve genel sekreterlik, Anglo-Muslim Fellowship for Eastern Europe kuruluşunda direktörlük görevlerinin yanı sıra UK Friends of Bosnia-Herzegovina kuruluşunda başkanlık yapan Tim Winter (Abdul Hakim Murad), ayrıca İslam çalışmaları alanında Şeyh Zayed okutmanlık unvanına da sahip. Winter halen Cambridge Üniversitesi'nde İslam çalışmaları alanında okutmanlık yapmaktadır.

Ataşehir’de Kermes

Öğle Uykusu Oruç Tutanlara Sağlık Ve Dinçlik Veriyor

Memorial Ataşehir Hastanesi Dahiliye Bölümü’nden Prof. Dr. Birsel Kavaklı, ağustos sıcaklarıyla birleşen oruç günlerinde dikkat edilmesi gereken konular hakkında bilgi verdi.

Uzun Ramazan günleri metabolizmayı olumsuz etkiliyor
Yaz sıcaklıklarının iyice hissedilmeye başlandığı bu günlerde sıcaklıkların etkisi ile oruç tutmak elbette bu süreci iki kat daha zorlaşır. Sıcakların etkisi ile oruç tutan kişiler sağlık açısından bazı olumsuzluklar yaşayabilmektedir. Uzun süren açlık süreçleri sağlıklı kişide ciddi bir sağlık problemi oluşturmasa da kişinin metabolizmasını olumsuz etkileyebilir. Örneğin uzun süren açlık süreçleri sonucunda sağlıklı bir kişinin metabolizmasında bile oluşabilecek durumları şöyle sıralayabiliriz:

•    Kandaki trigliseridler artar,
•    Kan şekeri düşer,
•    Dikkat azalır,
•    Kan basıncı düşer ya da yükselir,
•    Atletik performans azalır
•    Halsizlik olur,
•    İş verimi azalır.

Ramazan’da öğle uykusu kan şekerinin düşmesini engeller

 
Oruç tutulan günlerde kişilerde gün içerisinde “uyuma isteği” oluşması da doğaldır. Açlığın hissiyle kan şekeri düştüğünden kişide uyuklama halleri yaşanabilmektedir. Kan şekerinin düşmesi ile kişide halsizlik, hatta sinirlilik görülebilir. Kan şekerinin düşmesini engelleyebilmek için sahurda lifli gıdalara yer verilmesi bir önlem olabilir. Kan şekerinin düşmesinin engellenmesi ile gün içerisinde uyuklama hallerinin de önüne geçilmiş olunacaktır. Sahur ve iftarda tükettiği Ağır, yağlı, acılı ve baharatlı yemekler de uykusunu kaçırabileceğinden dikkat edilmesi gereken bir noktadır. Mümkünse kısa sürelerle vücudunuzu ve zihninizi kısa öğle uykusuyla dinlendirmek gerekir.

Kronik hastalıklar oruca engeldir

 
Ramazan günlerinin, açlık yaşamadan ve sağlıkla geçirilmesi düşüncesi elbette herkesin hoşuna gidecektir. Sağlıklı erişkinler hiçbir sağlık problemi yaşamadan rahatça oruç tutabilirler. Ancak bir takım sağlık problemleri, kronik rahatsızlıkları olan kişilerin bu süreçte yaşayabileceği olumsuzluklar daha da artabileceğinden, oruçlu olduğu günleri çok sıkıntılı geçirebilmektedirler. Hipertansiyon, diyabet, kalp, karaciğer ve böbrek hastalığı olanların ya da epilepsi, migren, mide, duodenum ülseri, kanser gibi kronik hastalığı olanların, oruç tutması sakıncalıdır. Çünkü saydığımız tüm bu hastalıklar, genelde diyeti, sık ve az yemek yemeği gerektiren  ve düzenli ilaç kullanımın  söz konusu olduğu durumlardır. Bu yüzden oruç tutmaları sağlıkları açısından sakıncalı gözükmektedir. Gün içerisinde ilaç kullanımının saatlerinde değişiklik yaparak oruç tutmayı düşünen hastaların mutlaka doktorlarına danışması, en azından doktor kontrolünde, doktorların izni ile bu dini görevlerini yerine getirmelidirler Çünkü bu tür sağlık problemleri yaşayan kişilerin oruç tutması var olan hastalığının seyrini kötü etkileyebilir; hatta tedavisini sonuçlarını olumsuz olarak verebilir.

Taş hastaları iftardan sahura kadar bol sıvı almalı

Taş hastalığına yatkın olan kişilerde, böbrek taşı oluşma riskinin artması gibi sağlık problemleri oruç tuttuğu dönemlerde olabilmektedir. Bu nedenle taş hastalığına yatkın olan kişilerin, iftardan sahura kadar bol sıvı alımına dikkat etmesi gerekmektedir. Hamilelerin, çocukların, ağır işlerde veya aşırı dikkat gerektiren işlerde çalışanların oruç tutması kesinlikle önerilmemektedir. Ağır işlerde çalışanların açlık sürecinden kaynaklanabilen dikkat dağınıklığı ile iş kazalarının olması kaçınılmaz olabilmektedir.

Reflüsü olan kişiler sahurdan hemen sonra uyumamalı

Oruç tutarak geçirilecek ramazan günlerinde gün içinde yemek yenilemediği ve ramazan ruhunu en iyi şekilde hissedebilmesi için sahur ve iftardaki yemeklere ayrı bir özen gösterilir. Sahur normal kahvaltıdan, iftar ise akşam yemeğinden daha zengin hazırlanır; bu nedenle Ramazan ayı ile birlikte beslenme alışkanlıklarında da büyük değişiklikler olur. Ancak gün boyu süren açlığın etkisiyle iftarda boş mideye birden yüklenmek ya da sahurda acıkmamak için aşırı ve dengesiz beslenme yapmak doğru değildir. Bunlar bu süreç içinde yapılan en büyük hatalardan birkaçıdır. Her zaman önerildiği gibi Ramazan ayında da amaç, yeterli ve dengeli beslenmeyi sağlayabilmektir. Sahurdan sonra genelde yatıldığı için hafif gıdalar tüketilmelidir. Tuzlu ve yağlı yiyeceklerden sakınılmalı; lifli gıdalar ve sıvı alımına özen gösterilmelidir. Sahur sonrası yatıldığında baş yüksekte olmalıdır. Bu durum özellikle reflü rahatsızlığı olan kişilerin dikkat etmesi gereken bir durumdur. Mümkünse başta reflü hastalığı gibi sorunları olan kişiler sahur sonrası yatmamalıdırlar. İftarda ise, önce hafif bir çorba ile oruç açılmalı, namaz kılınacaksa kılınıp namazdan sonra iftar yemeğine yine devam edilmelidir. İftar yapıldıktan sonra tokluğun hissiyle oluşabilecek uyku en az yemekten 2 saat sonra olmalıdır. Oruç tutarken tamamen hareketsiz kalmak da doğru değildir. Hafif egzersizler ya da ayaklara yürüme egzersizi yaptırılarak kan dolaşımını kolaylaştırabilirler.

Uyku kalitesi oruç bitince normale döner

Ramazanda sahura kalkmak başta çalışanlar açısından uyku sürelerinin kısalmasına ve uyku düzeninin değişmesine sebep olacaktır. Uyku düzeninin değişmesi kişilerde, bazı hormonların ritminin( ACTH ve Melatonin gibi) bozulmasına olanak sağlar. Uyku problemlerinin oluşması ve uyku problemlerinin etkisiyle günlük yaşantılarında uyum konularında sorun yaşamaları kaçınılmaz olmaktadır. Oruç tutan kişiler 24 saat içindeki toplam uyku sürelerini Ramazan öncesinde olduğu gibi tutmaya çalışması uyku sürelerini dengelemek için alınabilecek bir önlemdir. Ancak uyku açısından yaşanan bu tür problemler kalıcı bir bozukluk oluşturmadığından; uyku kalitesi oruç bittikten bir süre sonra normale döner.

Oruçluyken soğuk su ile duş alın gün içinde dışarı çıkmayın

Oruçlu iken zaten sıvı alımı yapılamayacağı için sıcak ortamlarda bulunmak, terlemeyi artırarak vücutta var olan suyun da kaybedilmesine ve  buna bağlı olarak susuzluk hissedilmesine sebep olacaktır. Bunun sonucu olarak kanın akışkanlığı azalıp  risk grubunda olanlarda damar tıkanıklığı yaşanabilmektedir. Bu açıdan bakıldığında kalp ve damar hastalığı, diyabet, hipertansiyon yakınması olanların oruç tutması sakıncalı olmaktadır. Bunun için aşırı güneşli ve sıcak havalarda sağlıklı kişilerin bile mümkün olduğunca dışarı çıkmaması önerilmektedir. Ancak açık havada çalışmak zorunda kalanlar olacağından. Bu kişilerin açık renkli, bol, pamuklu giysiler giymesi, geniş kenarlı şapka kullanması, baş ve yüzlerini sık sık soğuk suyla yıkaması ve imkânı olanların gün içinde duşa girmesi alabilecekleri birkaç önlem olabilir.

Ağlayan Bebeğinize Susması İçin Cep Telefonunuzu Vermeyin

Ülkemizde cep telefonlarıyla 1990’ların ortasında tanıştık ve yeniliklere kolayca ayak uyduran bir toplum olarak onu çok benimsedik.  İnternet ise o dönemlerde daha yeni, yeni adından söz ettiriyordu ve birkaç yıl sonra ADSL ve wireless bağlantı ile karşılaştık. 
 
Bu cihaz ve sistemleri kolayca kabullendik ancak zararının olup olmadığını biliyor musunuz?  Elektromanyetik dalgalar yayan bu cihazlar çocuklarımızın sağlığına herhangi bir bedel ödetecek mi?
 
Baş ağrıtıyor
 
Cep telefonları her yöne mikrodalgalar yayarak çalışır. Yapılan araştırmalarda bu dalgaların kemik ve yumuşak dokudan birkaç santimetre ilerlediği ve enerjisinin de orada yani beyin ve sinir dokusunda emildiği gösterilmiştir.  Uzun süreli telefon konuşmalarının (ki bunun tanımı altı dakika ve üzerindeki konuşmalardır) kulak ve beyin dokusunun ısısını artırdığı ve baş ağrılarına neden olduğu, bizlerin kolayca hissedebildiği etkileridir.
 
Amerikan Pediatri Akademisi çocukların dokularının daha ince ve yumuşak olmasından dolayı bu elektromanyetik dalgalara daha kolay maruz kaldıklarını bildirmiştir.  Beyin dokusu da 20 yaşa kadar gelişmeye devam eden bir dokudur; yani inşaat o zamana kadar devam etmektedir.  İnşaat esnasında katlar çıkarken sürekli depremler gerçekleşirse o zaman o yapının sorun çıkarma ihtimali mantıken artmakla birlikte sağlamlığı tartışılabilir.
 
Bu düşünce aslında birçok çalışma tarafınca desteklenmektedir.  İnsan vücudunda her gün kanser hücreleri oluşmaktadır ancak bunlar savunma sistemi tarafınca tespit edilip, yok edilirler.  Oysa 2008’de İsveç bilim adamları tarafınca yapılan bir araştırmada 20 yaşından önce cep telefonu kullanan kişilerde beyin tümörü (gliom) ve işitme kaybına yol açan kanser (akustik nörom) gelişme oranı tam dört misli artmaktadır.  20 yaşından sonra kullananlarda ise iki misli artmaktadır.  Bu da bu dalgaların gelişmekte olan bir beyne etkisinin daha çok olduğuna işaret etmektedir.  Çalışmayı yürüten bilim adamları 12 yaş altında çocukların cep telefonu kullanmamalarını önermekle birlikte 12 yaş üstündeki çocukların daha çok kısa mesaj ile iletişim sağlamaları gerektiğini belirtmiştir.
 
Hindistan’da yapılan bir başka bilimsel çalışmada kanser hücrelerini saptayıp yok eden savunma sisteminin bu elektromanyetik dalgaların bulunduğu ortamda tam randımanlı çalışmadığını göstermiştir.  Cep telefonu kullanmayanların vücudunda %4 oranında DNA hasarı bulunurken,  kullanalar arasında ortalama %40 oranında DNA hasarı saptanmıştır.  Bu da gelişen kanser hücrelerinin daha çok sayıda oluşup, kolayca büyümeye devam edeceği anlamına gelmektedir.
 
İşitme kaybına neden olabilir
 
2008’de Amerikan Kulak Burun Boğaz Akademisi günde bir saat veya daha fazla cep telefonu kullananlarda işitme kaybı gelişme ihtimalinin arttığını bildirmiştir.
 
Gözlere de zararı var
 
Utah Üniversitesi’nde yapılan bir çalışmada cep telefonlarının yaydığı şiddetteki mikrodalgaların özellikle çocukların göz merceklerine erişkinlerinkine kıyasla daha zarar verici olduğunu göstermiştir.  Buna benzer çalışmalarda bu dalgaların göz dokusunu etkileyerek katarakta benzer zarara yol açabileceği de saptanmıştır.
 
İşin kötü tarafı bu tarz ışınların yol açtığı zararlar birçok yıl sonra karşımıza çıkmaktadır.  Bu cihazların kullanımlarının daha yakın geçmişte başladığını düşünürsek, bizi ve çocuklarımızı ileride ne bekliyor tam bilemeyiz.  Yetmiyormuş gibi çoğu ülkede bu konuda kontrol edici yasalar da yoktur.  Bu nedenle mevcut veriler hakkında bilgi edinip kendimiz ve çocuklarımız ile ilgili kararlar almamızda büyük fayda var.
 
Önemsenmesi gereken öneriler:
 
•    Elektromanyetik ışınlar saçan bu tarz cihazlardan bebek ve çocuklarımızı, en azından 12 yaşında gelene kadar uzak tutmamız gerekiyor. 
•   13-20 yaş arası dönemde de kullanımın mümkün olduğu kadar kısıtlanması, mutlaka kullanılacaksa da kısa mesaj ile kullanım sağlanması gerekiyor.
•    Wireless modemlerinizi evde o anda kullanmıyorsanız kapatın ve komşularınızdan da bunu yapmalarını isteyerek ortak bir karar alın.
•    Cep telefonlarınızı bebek ve çocuklarınızdan uzak tutun.  Aranızda “ama o telefonu çok seviyor” diyenler olabilir ancak şunu biliyorum ki ebeveynin kararlılığı birçok konuda olduğu gibi bu konuda da esastır.  Çocuk görmediği şeyi isteyemez.
 
Bazı ürünler cep telefonu radyasyonunu azalttığını iddia eder ancak bunlar henüz söz sahibi kurumlar tarafınca çare olarak onaylanmış değildir.
 
Elbette cep telefonlarımızı ve internet bağlantımızı çöpe atamayız. Ancak bize hız katan ve rahatlatan kestirmelerin acısının çocuklarımızdan çıkmaması için de gerekli önlemlerimizi almalıyız.

Otoyolda Pankart Rezaleti

Finlandiyalılar Ataşehir’e Hayran Kaldı

Brifing öncesi konuşan Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi “Dünyada barışın sağlanması ve kalıcı olması için başta ekonomi olmak üzere siyasal ve kültürel alanlarda ülkeler arasında yapılan işbirliği ve anlaşmaların önemini” vurguladı.  Ülkeleri yöneten siyasal erklerin aralarında yaptıkları işbirliğinin yanı sıra ülke vatandaşlarının dayanışmasının en çok yansıdığı yerin yerel yönetimler olduğunu ifade eden Başkan İlgezdi,  “Ataşehir Belediyesi yeni kurulan bir belediye olmasına rağmen geçmişi daha eskilere dayanan birçok belediyeden daha önemli işlerin altına imza attı” dedi.

 

Brifingden sonra Finlandiyalı heyetin isteği üzerine Ataşehir Belediyesi Türkan Saylan Tıp Merkezi Sağlık İşleri Müdür Vekili Gamze Akkuş İlgezdi tarafından gezdirildi. Gamze Akkuş İlgezdi, sağlık hizmetinin belediyelerin asli görevi olmamasına rağmen Ataşehir Belediyesi olarak halkın sağlık hizmetlerinden daha kolay ve yeterince faydalanabilmesi için bir tıp merkezi kurduklarını, mahallelerde ise sağlık evleri açtıklarını belirtti.Finlandiyalı yerel yöneticiler Tıp Merkezine ismini veren Prof. Türkan Saylan heykeli önünde de Belediye Başkanı Battal İlgezdi ve Tıp Merkezi çalışanlarıyla birlikte fotoğraf çektirdi. 

Türk Telekom’a İki Yeni Yönetici Atandı

2006 yılından beri Oger Telecom bünyesinde bulunan Hakam Kanafani, Oger Telecom İş Geliştirme ve Sinerji Başkanı olarak görev yapmaktadır. Kanafani, Türk Telekom’un özelleştirilmesinden sonra grubun sabit, mobil ve data uygulamalarını geliştiren ve uygulayan ekipte önemli rol oynamıştır. Türk Telekom Grubu Üst Yöneticiliği görevine hemen başlayacak olan Kanafani, Türk Telekom Yönetim Kurulu ve Türk Telekom İcra Komitesi'ne bağlı olacaktır. Bu kapsamda Türk Telekom grup şirketlerinin genel müdürleri de Türk Telekom Grubu Üst Yöneticisi aracılığıyla şirketlerinin yönetim kurullarına bağlı olarak çalışacaklardır.

Türk Telekom İnsan Kaynakları Başkanı olarak görev yapmakta olan K. Gökhan Bozkurt, özelleştirilmesinin ardından Türk Telekom'a 2006 yılında katılmıştır.  Bozkurt, yeni müşteri ilişkileri birimi ve yeni çağrı merkezi AsissTT gibi müşteri odaklı ve bölge bazlı yeni bir yapılanma ile sonuçlanan değişim programının yönetiminde etkin rol oynamıştır. Görevine hemen başlayacak olan Bozkurt, yeni görevinde Türk Telekom sabit hat faaliyetlerinden sorumlu olacaktır.

Türk Telekom Yönetim Kurulu Başkanı Mohammed Hariri, açıklamasına şunları ekledi: “Gösterdiği üstün performans ve Türk Telekom’da oluşturduğu güçlü profesyonel takım için Dr. Paul Doany’ye teşekkürlerimi sunuyorum. Oluşturduğu takım, Türk Telekom Grubu'nun değişerek ve büyüyerek dünya standartlarında hizmet veren bir operator haline gelmesini sağladı. Dr. Doany, Oger Telecom CEO’su olarak görevine devam edecek ve yeni satın alımlar, birleşmeler ve stratejik girişimlere odaklanarak Oger Telecom’un stratejik büyümesini yönetecektir. Dr. Doany Türk Telekom Yönetim Kurulu, İcra Komitesi üyeliklerine devam edecektir. Ayrıca Türk Telekom Grubu iştirakleri yönetim kurullarındaki görevlerini de sürdürecektir.

Komşu Fırın Ataşehir’de

Ataşehir’de Elektrik Kesintisi

Hafta Sonu Rüzgar İmdadımıza Yetişecek

Sultanahmet Köftecisi Ataşehir’den Ekonomik İftar Menüsü

Dünyanın Yeni Kabusu Hastane Enfeksiyonu İle Buluşan NDM-1

İngiltere’de 50 hastada NDM-1 tesbit edildiği, Belçika’da ise bir hastanın NDM-1’e sahip bir bakterinin yol açtığı enfeksiyon sonucu hayatını kaybettiği bildirilmektedir. NDM-1 nedir ve bundan sonra neler olacak?
 
Memorial Şişli Hastanesi Klinik Laboratuarlar Koordinatörü ve Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Kenan Keskin, “NDM-1 tehlikesi ve alınması gereken önlemler” hakkında bilgi verdi.
 
Antibiyotiklere dirençli olması tehdit unsuru

NDM-1 içerisine girdiği bakterinin, antibiyotiklere karşı direnç kazanmasına yol açan ve aynı ortamda bulundukları sırada bir bakteriden diğerine geçebilen, yani bulaşıcı özelliğe sahip bir plazmiddir (bir tür genetik materyal). Bu plazmid en çok “Escherichia coli” ve “Klebsiella” gibi, hastane ortamında bulunan ve hastane enfeksiyonuna yol açtığı bilinen bakterilere yerleşmektedir. NDM-1 bilinen ilk plazmid değildir. Bundan önce de benzer şekilde antibiyotik direncine yol açan plazmidler bilinmektedir. Ancak bu yeni plazmide sahip olan bakteriler şu anda etkin olarak kullandığımız antibiyotiklerin hemen hemen hepsine dirençli hale gelmektedirler. Bu nedenle böyle bir bakteri ile meydana gelen bir enfeksiyonun tedavisi çok zor, bazen de imkansız olmaktadır. Bu yüzden de şu anda Dünya yine çok önemli bir tehdit altındadır.

Hastalar tarafından bizzat yayılabiliyor

NDM-1 Hindistan ve Pakistan’a ucuza estetik ameliyat veya organ nakli yaptırmak için giden hastalar tarafından diğer ülkelere de yayılmış bulunuyor. Bu hastalar, hastanede yattıkları ve ameliyat oldukları sırada NDM-1 taşıyan hastane bakterileri ile enfekte olmakta ve daha sonra bu dirençli bakterileri kendi ülkelerine taşımaktadırlar. Ameliyat olan hastalarda cerrahi yara enfeksiyonları başta olmak üzere; idrar yolu enfeksiyonu ve solunum cihazına bağlı yoğun bakım hastalarında, solunum sistemi enfeksiyonu gibi enfeksiyonlara yol açabilen bu bakteriden korunabilmek için bireysel önlemlerden çok sağlık kuruluşlarının hastane enfeksiyonlarını önlemeye yönelik kurumsal önlemler alması gerekiyor.

Uzun süre hastanede yatanlar risk altında

Bu bakteriler genellikle hastanede yatan, ameliyat olmuş hastalar, yoğun bakımda bulunan hastalar veya bağışıklığı (vücut direnci) zayıflatan, kanser kemoterapisi veya şua tedavisi gibi tedaviler uygulanan hastalar için yüksek risk oluşturmaktadır. Bu risk hastanede yatış süresi uzadıkça artmaktadır.

NDM-1’e etkili yeni antibiyotikler üretilmesi gerekiyor
NDM-1 taşıyan ve mevcut antibiyotiklerin tamamına direnç kazanmış olan bakterilere etkili yeni antibiyotikler keşfedilmediği müddetçe bu bakterilerle başa çıkmak mümkün olmayacak, dirençli bakteriler bundan önceki örneklerde olduğu gibi giderek bütün dünyaya yayılacaktır.

20. yüzyıl ortalarında antibiyotiklerin keşfedilmesi ve tedavide kullanılmaya başlamasıyla birlikte bakteriler de antibiyotiklere karşı direnç kazanmayı öğrenmişlerdir ve o günden bu yana doktorlarla bu akıllı küçücük yaratıklar arasında bir savaştır sürüp gitmektedir. NDM-1 adeta bakterilerin ele geçirdikleri yeni bir kaledir, tıp dünyası bu kaleyi de fethetmek zorundadır ve fethedecektir ama ondan sonra fethedilmesi gereken başka kaleler karşımıza çıkacaktır.

İstanbul’un Taş Kalemleri

General Motors’a Yeni CEO

“General Motors’a gelmekteki amacım kârlılığın geri getirilmesine yardım etmek, güçlü bir piyasa konumu oluşturmak ve bu ikonik şirketi başarılı bir konuma getirmekti” diyen Whitacre sözlerine şöyle devam etmiştir: “Açık bir şekilde bu yoldayız. Güçlü bir temeli yerine oturttuk ve kararımın zamanlamasından memnunum.”

68 yaşındaki Whitacre 10 Temmuz 2009’da GM’ye yönetim kurulu başkanı olarak katılmıştır. 1 Aralık 2009’da ise CEO olarak atanmıştır. Kendisi şirketin tarihi bir iflastan kurtarılmasından sonra yeniden kâr eden bir otomotiv üreticisi olmasını sağlamıştır.

“Ed Whitacre tam olarak doğru zamanda şirketin tam anlamıyla ihtiyaç duyduğu kişiydi” diyen Pat Russo sözlerine şöyle devam etmiştir: “Teşkilatı basitleştirdi, şirket vizyonunu yeniden şekillendirdi, doğru yerlere doğru insanları yerleştirdi ve GM’ye taze enerji ve iyimserlik getirdi.”

“Dan Akerson etkin olarak faaliyette bulundu ve yeni GM’de yapılan önemli kararların ve değişikliklerin destekçisi oldu. Bu göreve geniş çapta iş deneyimi, sonuca götüren liderlik ve süreklilik kattı” diyen Russo şunu da ekledi: “Yönetim kurulu Ed’in sağladığı liderliği son derece takdir ediyor ve Dan’in şirkete olan ciddi bağlılığından memnun. Kendisinin lider olmasını sabırsızlıkla bekliyoruz.”

Akerson Temmuz 2009’dan bu yana GM kurulunda hizmet vermesinin yanında Carlyle Group’ta genel müdür olarak finans sektöründe ve XO Communications ve Nextel Communications’ta başkan ve CEO olarak telekomünikasyon sektöründe göze çarpan bir kariyer edinmiştir. General Instrument Corp’ta da başkan ve CEO olarak görev yapmıştır.

“Yeni GM için önümüzde dikkate değer fırsatlar var ve önümüzdeki bu aşamada şirkete liderlik edeceğim için onur duyuyorum” açıklamasını yapan Akerson şöyle devam etti: “Ed Whitacre üzerine büyük bir otomobil şirketi inşa etmeye devam edebileceğimiz bir temel kurdu.”

Ramazan İstanbul Sahnesinde Mani Atışması

Kırmızı Göz Salgınından Korunmak İçin Hijyene Dikkat Edin

Özellikle yaz aylarında ortaya çıkan alerji ve enfeksiyonlar, gözlerde kanlanma ve yanma gibi şikayetlere neden olmaktadır. “Kırmızı göz” olarak adlandırılan hastalığa çoğu zaman virüsler veya bakteriler neden olmaktadır. Aşırı sıcaklar nedeniyle de, bu mikroplar hastalığın bir salgın haline dönüşmesine zemin hazırlamaktadır.
 
Havuz suyu gözde enfeksiyona neden oluyor
 
Vücut direncinin düşük olduğu kansızlık, diyabet, ileri zayıflık, zayıf hijyen şartları gibi durumlar enfeksiyona yakalanma olasılığını artırmaktadır. Enfeksiyon da, gözde kızarıklık ve kaşıntı gibi belirtiler ile ‘kırmızı göz’e zemin hazırlamaktadır. Aşırı sıcakların yaşandığı bu dönemde, hastalarda enfeksiyonun bütün belirtileri artmaktadır. Sulanma, kızarıklık, çapaklanma, kapaklarda şişlik, yanma, batma, kaşıntı, ışıktan rahatsızlık, en çok görülen belirtilerdir. Hastalığın ortaya çıkmasında deniz-havuz teması, ortak malzeme kullanımı, yakın temas önemli yer tutmaktadır. Lens kullanımı da hastalık riskini artırır. Özellikle renkli lensler ya da lenslerin uyurken çıkarılmaması, kontakt lens kullanımı da risk faktörleri arasında yer almaktadır.

Yazın göz alerjileri ‘kırmızı göz’ riskini artırıyor

 
Bahar ve yaz aylarında sık görülen göz alerjilerinde, gözde kızarıklık ile birlikte kaşıntı da ortaya çıkmaktadır. Sulanma, batma, bazen kapaklarda şişlik, ilerleyen vakalarda çapaklanma da görülmektedir. Gözde enfeksiyon, hem yerleşim ve hem de enfeksiyon nedeni olarak çok çeşitlidir. Kapaklarda, konjonktivada, korneada ve göz içinde çeşitli şekillerde görülebilir. Enfeksiyona neden olan bakteri ve virüslerin dışında; mantar ve parazitler de etkili faktörlerdir.

Rüzgarda kalmamaya özen gösterin

 
Gözde yabancı cisim de ‘kırmızı göz’ hastalığına neden olan faktörler arasındadır. İnşaat, metal ve ağaç işleri yapan kişilerde bu sorun daha çok ortaya çıkmaktadır. Rüzgar da, yabancı cisimleri taşıyıcı özelliğe sahip olduğu için göze temas eden cisimler nedeniyle; kızarıklık, batma, sulanma gibi şikayetler ortaya çıkmaktadır. Yabancı cisimler bazen çıplak gözle bile görülebilir. Erken müdahale edilmezse ikincil enfeksiyonlar da gelişebilir ve çapaklanma şikayeti başlar.

Enfeksiyon riskine karşı hijyen!

Enfeksiyon söz konusu olduğunda başkalarına bulaşmayı önlemek açısından temizliğe dikkat etmek, elleri sık sık yıkamak, ortak malzeme kullanmamak çok önemlidir. Ortak kullanım alanlarında hijyene dikkat etmek gerekir. Tedavide duruma göre antibiyotikli damlalar ve merhemler, suni gözyaşı damlaları, antialerjik damlalar, gerekli durumlarda kortizonlu damlalar, bazen sistemik ilaçlar kullanılmaktadır. Ancak bilinçsiz ilaç kullanımından kaynaklanan sorunlar kesinlikle göz ardı edilmemelidir. Gerekli olmayan bir durumda kortizon kullanımı, hastalığı tedavi etmeyeceği gibi artmasına neden olarak, görme kaybı gibi sonuçlara da yol açabilir.

Yavuz İskenderoğlu, Kebapçı İskender Ataşehir’den Cazip İftar Menüleri

17 Ağustos’ta Ataşehir’de Köpekli Arama Birimi Açılışı

Güneş Lekeleri Özellikle Kadınları Seçiyor

Kozmetik bir sorun olduğu kadar psikolojik sorunlara da neden olabilir
 
Yüzde ortaya çıkan kahverengi lekelere “melazma” adı verilmektedir.  Halk arasında “al basması” ya da “gebelik lekesi” olarak da adlandırılır. Kozmetik görünüm bozukluğu ve kişilerde psikolojik sorunlara neden olabilmektedir. Sıklıkla kadınlarda, özellikle koyu tenli kişilerde görülmektedir. Hastalığın oluşumunda en önemli neden genetik faktör ve güneş ışığıdır. Doğum kontrol hapı kullanımı ve gebelikte ortaya çıkan hormonal değişiklikler hastalığın ortaya çıkısını kolaylaştırır.  Hastaların %10 oranını erkekler oluşturmaktadır.  Erkeklerde hormonal faktörlerin etkisi yoktur.
 
Tedavisi güç olduğu için oluşmadan önüne geçmek en doğrusu
Melazma güneş gören bölgeler ile sınırlıdır. Özellikle alın, burun, çene, üst dudak ve yanakta yerleşim gösterir. Pigmentasyon derinin üst tabakasında (epidermal), alt tabakada (dermal) veya her ikisinde birden görülebilir.  Wood ışığı ile inceleme pigment depolanmasının hangi katmanda olduğunu anlamada yardımcıdır.
 
Tedavisi oldukça zordur. Tedavi edilmezse kendiliğinden düzelme olasılığı yoktur. Tedavi sonrası nüks sık görülür. Doğum kontrol hapı bırakılsa dahi pigmentasyon kalıcı olmaktadır.  Tedavi uzun süreli uygulanmalıdır.
 
Güneşe mesafeli davranın
 
Güneşten korunma tedavinin en önemli aşamasını oluşturur. Yaz ve kış en az 15 faktör güneş koruyucu krem kullanılmalıdır. İçinde titanyum ve çinko dioksit bulunan fiziksel koruyucu ürünler tercih edilmelidir. Tedavide leke acıcı kimyasal ürünler önerilir. Hidrokinon, kojik asit, arbutin, retinoik asit, glikolik asit içeren ürünler günümüzde sık kullanılan leke açıcılardır.
Tedavi için en uygun dönem sonbahar ve kış aylarıdır. Yazın güneşin etkisi ile tedavide önerilen ilaçlar iritasyon yaratmakta, kullanımı sınırlamakta ve iritasyon sonrası leke riskini daha fazla artırabilmektedir. 
Kimyasal peeling melazma tedavisinde kullanılan diğer bir tedavi yöntemidir. Derinin soyulması ile melanin pigmentinde azalma olmaktadır. Glikolik asit ve triklorasetik asit en sık uygulanan peeling ajanlarıdır.
Lazer tedavisi, kriyoterapi ve dermabrazyon pigmentasyon tedavisinde kullanılabilen fakat postinflamatuar pigmentasyon riskinin yüksek olduğu tedavi yöntemleridir.
 
Farklı yöntemlerin kombine uygulanması tedavi başarısını artırmaktadır.
 
Güneş ışınlarının zararlı etkilerine karşı önleminizi alın:
 
•    UV ışınlarının en yoğun olduğu 11:00 – 16:00 saatleri arasında gölgede kalmaya özen gösterin.
 
•    Geniş kenarlıklı şapkalar kullanın.
 
•    Güneş gözlüğünüz olmadan sokağa çıkmayın.
 
•    Açık renkli ve koruyucu tarzda kıyafetler tercih edin.
 
•    Güneşe çıkmadan yarım saat önce güneş koruyucunuzu sürün ve cildinizin emmesini bekleyin
 
•    Özellikle çocuklarınızı güneşten korumak için ekstra önlemler alın.

Doğru Beslenerek Tutulan Oruç Sağlık Kaynağı

Bu yüzden uzun Ramazan günlerinde beslenme, dikkat edilmesi gereken ilk konu olarak karşımıza çıkıyor. Aslında oruç tutanların da tükettiği besinlere dikkat ederek sağlıklarını ve kilolarını korumaları mümkündür.

Memorial Ataşehir Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Şefika Aydın Selçuk, orucun sağlık verici etkilerini anlattı ve sıcaklarla birleşen oruç günlerini daha zinde geçirebilmek için gerekli olan sağlıklı beslenme kuralları hakkında bilgi verdi.

Sahurda yenen bir haşlanmış yumurta tok tutar

 
Uzun bir açlık sürecinin yaşanacağı ramazan ayında oruç tutanların beslenme düzenlerinde dikkat etmesi gerekmektedir. Sahurda, özellikle doğru besinleri tercih etmek gün içinde oruç tutulan saatlerde açlığı önler, uyku isteğini azaltır ve daha dinamik bir gün geçirmede vücuda zindelik sağlar. Sahurda yumurta, peynir,  süt, yoğurt, ekmek, yulaf ezmesi, zeytin, ceviz içi, çorba, komposto veya meyve tokluğu sağlanmada tercih edilebilecek besinlerdir. Özellikle protein içeren besinler midede sindirimi yavaşlatacağından ve boşaltımı geciktirir; bu nedenle tokluk süresini uzatmaktadır. Çorba, ayran, süt veya komposto gibi sıvı içeriği yüksek besinler, hacim kaplayarak tok kalmayı sağlar ve sıvı gereksinmesini karşılar.

İftarda hurma tüketin

 
Zinde kalmak insanın kendini hafif, rahat hissetmesi ve dinç olmasıdır. Ramazan ayında zinde olmak ise, kiloyu arttırmayacak şekilde beslenme düzenini sağlamakla başlar. Doğru besin tercih etmek bir bakıma yeterli miktarda tüketme esasına da dayanır. Kızartmalar, tereyağı ile hazırlanmış ağır tencere yemekleri, hamurla yapılan ağır tatlılar, fazla miktarda tüketilen pilav ve makarna benzeri yemekler ise; vücutta yağlanmayı artırmayı sağlarlar. Yağlanma ve kilo alımı ağırlık hissini artıracağından kişi kendini zinde değil yorgun ve bitkin hisseder. Kronik hastalığı ve özel kısıtlaması olmayan kişiler tabi ki her besini seçebilir; tüketebilir. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta tüketilen besinin miktarı ve sıklığıdır. Örneğin; her akşam yemekte pilav ya da makarna ile tek tip beslenip üstüne tatlı yiyen bir kişi birkaç günün sonunda kendini yorgun ve isteksiz hissetmeye başlayabilir. Çünkü bu tip beslenme, başta sindirim mekanizmasını etkileyerek bağırsak düzenini bozar; şişkinlik ve kabızlık yaratır. Sahur için börek, poğaça, tost, sucuk, salam, ağır gıdalar yerine yumurta, peynir, süt gibi kahvaltılık hafif besinleri tercih etmek zinde kalmayı sağlar. İftarda başlangıç için zeytin, hurma, meze, börek, ceviz içi, kayısı, incir gibi birçok besini bir arada tüketmek yerine tek bir hurma ya da zeytin tercih etmek daha zinde ve sağlıklı olur. Yemek olarak çorba ardından etli sebze veya zeytinyağlı sebze yemeği, ızgara etler,  yoğurt, ekmek, salata ile birlikte tüketilerek iftar sonlandırılabilir.

Sıvı alımını asla ihmal etmeyin

 
Ağustos sıcaklarıyla birleşen Ramazan günlerinde oruç tutacak kişilerin en çok düşündükleri konulardan biri sıvı ihtiyacının bu süreçte nasıl karşılanacağıdır. Vücudun temel gereksinmelerinden birisi sıvı alımı olduğundan oruç tutan kişilerde günlük sıvı ihtiyacı gün içinde tüketilemediği için karşılanamayacaktır. Normalde kadınların günlük ortalama sıvı ihtiyaçları 2,7 litre erkeklerin ise 3,7 litredir. Bunun 12- 14 bardağı sudan geri kalan kısmı ise soda, ayran, çorba, komposto gibi sıvı gıda ve içecekler ile sebze meyveden karşılanmalıdır. Susuz kalan vücut; yorgunluk, kas krampları, deride kuruma, sindirim sisteminde zorluk, sersemlik ve sıcaklık hissine sebep olur. Bunun için muhakkak sahura kalkılınca, iftar sırasında ve sonrasında yatana kadar sıvı tüketimini ihmal etmemek gerekir. Bunu alışkanlık haline getirmenin en akıllı yolu ise; su içebileceğiniz bu saatlerde gözünüzün önünde su şişelerini bulundurmaktır.
 
Meyve ve kuruyemiş tokluk hissi sağlar
 
Ramazan ayında iftardan kalan yemekleri tüketip sonrasında da kahvaltı yapmak Türkiye de birçok ailenin yaptığı bir sahur öğünüdür. Bu şekilde tüm besinleri karıştırarak gece öğünü almak; sindirim sistemini yorarak ramazan ayında sıklıkla karşılaştığımız reflü, gastrit gibi rahatsızlıkların oluşmasını tetikler. Sahurda kahvaltı ederek tek tip beslenmek sağlık açısından doğru bir seçimdir. İftar sofrası gibi sahur sofraları kurmak sağlık açısından sakıncalıdır. Yemek yeme alışkanlığı olanlar için belki tek bir sebze yemeği ile yoğurt ve ekmek tüketilerek gece öğünü yapılabilir. Sahurda yapılacak en sağlıklı ve kaliteli beslenme kahvaltı öğünü ile olur. Süt, yumurta, peynir, tam buğday ekmeği, ceviz içi ve tatlı olarak meyve ya da tahin pekmez alınabilir. Bazen pratik olması adına süt veya yoğurt ile yulaf ezmesi müsli gibi besinlerde tercih edilebilir. Fakat bu besinlerin yanına 1 orta boy armut, elma, şeftali gibi bir meyve ve fındık, badem gibi kuruyemişler de tüketilmelidir. Bu tür gıdaların doygunluk süresini uzatmasında fayda sağlar.

Kebap ile oruç açmak sağlıklı bireyler için bile yanlış bir tercihtir

 
İftarda kebap yemek kolesterolü yüksek olmayan ve kalp hastalığı olmayanlar için bile Ramazan ayında yanlış bir tercihtir. Gün boyu açlık sonrasında özellikle kuyruk yağı gibi doymuş yağ içeriği yüksek olan kebap eti mide için o an lezzetli de olsa zarar vericidir. Çorba sonrasında kebapçıda kebap eti yerine kuzu şiş, tavuk şiş, tavuk pirzola veya kuzu pirzola tercih edilmesi sindirim için daha uygundur.

Hamur işi tatlılar yerine sütlü tatlıları tercih edin

 
Ramazanın tatlıları her zaman vazgeçilmezler arasında yer almıştır. Sofraların tatlılarla bütünleşmesi iftar sofralarını tadını daha da artırır. Ramazan ayında tüm gün aç kalarak oruç tutan çoğu kişinin akşam yemeği sonrası tatlıya olan isteği artar. Bunun en büyük sebebi tüm gün aç kalan metabolizmanın karbonhidrat açlığına girmesi ve en hızlı emilen basit karbonhidrat isteğinin artmasıdır. Sütlü veya şerbetli hamurlu tatlıların hepsi basit karbonhidratlı gıdalardır; yani şekerle yapıldığı için kan şekerini hızlıca yükselten ve çok sık tüketildikleri zaman kilo aldıran besinlerdir. Burada yapılması gereken tatlı tüketimini sınırlandırmak ve doğru tercih etmektir. Örneğin baklava, künefe veya tulumba tercih etmek yerine güllaç, kazandibi, dondurma veya meyveli kuplar tercih edilmelidir. Hepsi aynı zamanda tüketilmemelidir. Örneğin hamurlu şerbetli tatlılardan künefe şekerpare tüketilecekse bile 1-2 adeti geçmeyecek şekilde alınabilir. Güllaç, kazandibi, muhallebi ve meyve tatlıları oldukça sağlıklı tatlılardır. Süt tatlıları tok tutar ve besin değerleri yüksektir. Çocuklar için de evde daha çok süt tatlıların yapılması onların tüketmesi açısından daha faydalıdır. Özellikle güllaç içerisine koyulan fındık, fıstık veya ceviz gibi kuru yemişler ile besin değeri açısından oldukça doğru bir tercihtir.

Pide lezzetli olmasının yanı sıra bir o kadarda iştah açıcıdır

 
Ramazan pidesi beyaz undan yapılır ve kalorisi diğer ekmeklere oranla daha fazladır. Yedikçe iştahı azaltmak yerine artırır; çünkü glisemik indeksi yüksek olduğundan kan şekerini hızlı yükseltip çabuk düşürür dolayısı ile yerken yeme isteğini artıran bir besindir. Hızlı depolanıp kişide yağlanmayı arttırabilir. Özellikle bu dönem hareketsizliğin en çok gözlendiği zamanlardır. Harcamayan vücutta yağlanma ve depolama artar. Tıpkı pilav gibi iştah açıcıdır. Özellikle bu dönemde fırından çıkmış sıcak pideler glisemik indeks açısından bayata göre daha yüksektir. Çabuk acıktırması, tok tutmamasından dolayı şeker hastaları için uzak durması gereken bir besindir. Fazla tüketilme isteği artacak bir besin olması sebebi ile obezitesi olan veya fazla kilosu olan kişilerde kilo aldırır.

Açık büfe iftar sofralarında nelere dikkat edilmelidir?

1.Küçük bir başlangıçla iftarımızı açmalıyız. Bu zeytin, hurma, kuru meyve, ceviz, badem veya küçük bir parça cevizli sucuk gibi tercih edilmelidir. Bol suyu yanında ihmal etmemek gerekir. Hepsini aynı anda tüketmemeli tercih yapılmalıdır.

 
2.Ilık bir çorba iftar sofralarının vazgeçilmezi olarak tüketilmelidir. Çorbanın hem sıvı ihtiyacını karşılaması hem içeriğindeki besin öğeleri hem de doygunluk verici özellikleri vardır. Ayrıca sindirime de iyi gelmektedir. Yavaş bir şekilde ½ ya da 1 kâse kişiye göre miktarı değişerek tüketilmelidir.
 
3.Yemeklerin yanına her akşam zeytinyağı koyulmuş bir salata yapılmalıdır. Salatayı yemenin zamanı yoktur yemeğin ilk anlarından itibaren tüketilmelidir. Çiğ sebze bol lif içeriri tokluk sağlar. Çorbanın yanında tüketilmeye başlanabilir.
 
4.20 dakika sonrasında ana yemeğe geçmek gereklidir. Ana yemeği; etli veya etsiz sebze yemeği, kuru baklagil yemeği veya kızartma dışında pişirilme yöntemi uygulanarak hazırlanan et yemekleri tercih edilebilir. Veya açık büfede ızgara 3-4 köfte büyüklüğünde et ve yanına zeytinyağlı sebze şeklinde alınabilir.
 
5.Pilav ya da makarna haftada çok sık olmamakla birlikte elbette tüketilebilir. Bulgur pilavı varsa ilk tercih olmalı ve 3-4 kaşığı geçmeyecek şekilde alınmalıdır.
 
6.Yemeğin yanında muhakkak 1 veya 2 dilim ekmek alınmalıdır. Unutulmamalıdır ki en doğru karbonhidrat kaynağı tahıllı ekmeklerdir, sizi daha uzun süre tok tutar.
 
7.Tatlı iftar yemeği sonrasında açık büfelerin baş tacıdır. Yemekten en az 2 saat sonrasında 1 porsiyonu geçmeyecek ölçüde sütlü tatlı veya meyve tatlısı tercih edilmelidir

Rezidans Bolluğu

Ramazanda Şişkinlikleri Engellemek İçin Neler Yapmalıyız?

Yediğimiz besinlerin haricinde bir diğer önemli konu ise sıvı tüketimidir. İftar ve sahur arasında bol bol su içilmeli ve hazmı kolaylaştırmak için yeşil çay ve çay çeşitleri tüketilmelidir. Enerjinizi arttırmak için ise meyvelerden oluşan az şekerli kompostolar tercih edilmelidir. Özelliklede kayısı, elma, armut gibi meyveler potasyum açısından da zengin oldukları için çok daha yararlıdır. Bilindiği gibi potasyum vücudun sıvı dengesini düzenlemede son derece faydalıdır. Sıçak yaz günlerinde tutulan oruçta ise en çok vücudun sıvı tüketiminin yeterli derecede alınmasına dikkat edilmelidir.

Ramazan ayının yaz aylarına denk gelmesi ve havaların sıcak oluşundan dolayı vücudun mineral ve su eksikliğini dengeleyebilmek için egzersiz yapılabilecek zaman ve mekan iyi seçilmelidir. Gün boyu aç kalınacağından ötürü sabahları spor yapılması sağlık açısından önerilmez. İftarda bir kase çorba ve biraz sebze 2 dilim ekmek ve su aldıktan sonra formunuzu korumak adına iftardan 1 saat sonra 45 dakikalık yürüyüş programı yapılabilinir. Çok ağır rezitans egzersizlerden kaçınılmalı. Haftada 1 yada 2 kez büyük kas gruplarını çalıştırabilecek 4-5 hareket ve 2şer setlik 15 tekrardan oluşan bir program uygulanabilinir. Bu uygulamalarla iftar sonrası oluşan şişkinlik giderilebilinir ve bazal metabolizmanın daha rahat çalışmasına takviyede bulunur. Ramazan ayında spor yaparken mutlaka eğitmen gözetiminde ve sağlıkla ilgili dr kontrollerinden geçmeden yapılmamalıdır.

Gece sahura mümkünse biraz daha erken kalkılmalı ve önden bir kase çorba ve daha sonra kahvaltı türü beslenilmelidir.

Essporto Health & Fitness Club Spor Departmanı

8 Mbps’e Kadar Paketi Kullanıcısı 3.6 Milyona Ulaştı

İnterneti daha geniş kitlelere, daha yüksek hız ve daha yüksek erişim olanağı ile sunmayı hedefleyen Türk Telekom, 8 Mbps’ye kadar paketini İnternet Servis Sağlayıcıları aracılığıyla çeşitli tarife seçenekleri ile pazara sunuyor.

Türkiye’de internet hizmetleri ve kullanımı konusunda çok güzel ve önemli gelişmelerin yaşandığını belirten Türk Telekom Satış Başkanı Aydın Çamlıbel, Türk Telekom’un bu süreçte önemli bir rol üstlendiğinin altını çizerek şunları söyledi:

“Tıpkı ses hizmetlerinde olduğu gibi internet alanında da en hızlı, kaliteli hizmeti en ekonomik fiyatla sunarak ülkemizde internet kullanımının yaygınlaşmasına önemli bir katkıda bulunuyoruz. Türkiye halen AB ülkeleri arasında en ucuz ve hızlı internet hizmetinin sağlandığı 5. ülke olma özelliği taşıyor*. ADSL hat sayısı son beş yılda dört katına çıktı. Son 16 ayda data kullanımı yüzde 89 artarak kişi başı ortalaması 12 GB’a ulaştı. 8 Mbps paketinin ise pazarda devrim etkisi yarattığını görüyoruz. Bugün ADSL kullanıcılarının yarısından fazlasının tercih ettiği 8 Mbps'e kadar hızlı paketi, Türkiye’ye katma değerli hizmetler sunmak, daha fazla kişinin daha hızlı internet bağlantısına daha düşük ücretle erişebilmesini sağlamak hedefiyle gerçekleştirdiğimiz yatırımların bir sonucu. Önümüzdeki dönemde internet dünyasında çığır açan yenilikçi ürün ve hizmetler sunmayı sürdüreceğiz.“

* Uluslararası bağımsız araştırma şirketi Analysys Mason’un raporuna göre (Kaynak: Analysys Mason, 2010)

Ataşehir’de Hobi Atölyeleri Başlıyor