Havalar Isınacak

Hostesi Isırdı, Gözaltına Alındı

Internet Explorer 9 Yolda

Bebeğinizin Göz Yaşarması Fazla Oluyorsa Dikkat

Gözyaşı akmaması ne gibi sağlık sorunlarına neden olur?
 
Gözyaşı sistemi ile ilgili olarak pek çok hastalık mevcuttur. Bunlardan birisi de bebeklerde alt gözyaşı kanalının kapalı olmasıdır. Bu hastalıkta bu kanalın buruna açıldığı ucundaki kapakçığın doğumda açılmaması söz konusudur. Kanaldan buruna geçemeyen gözyaşı önce gözyaşı kesesinde birikir, sonra da göz kapaklarından dışarıya akarak sulanmaya yol açar. Ayrıca, bir süre sonra da özellikle gözyaşı kesesi enfekte olarak çapaklanma ortaya çıkar. Hatta bazen bu enfeksiyon o kadar güçlü olabilir ki göz çevresine, başa ve hatta vücuda bile yayılabilir.

Nasıl tedavi edilebilir?

 
Alt gözyaşı kanalı ucunu örten kapakçık aslında çok ince ve narindir. Doğumda kapalı olsa da bazen birkaç hafta veya ay içinde kendiliğinden açılabilir. Ancak birçok bebekte tedavi ihtiyacı oluşabilir. Tedavide tıkanıklık için genellikle masaj yapılır. Gözyaşı kesesi üzerine günde en az üç kez 5-10 kez uygun şekilde basarak yapılacak masaj hastaların büyük çoğunluğunda sorunu çözmeye yeterlidir. Eğer etkili masaja rağmen açılmıyorsa sondalama dediğimiz bir işlemi yapmak gerekir. Bu işlemde cerrahi bıçak, lazer gibi aletler kullanılmaz. Özel, ince sondalarla kapakçık kolayca açılır. Pek çok vakada kolayca ve bir kerede açılır. Tabii söz konusu olan bebek olduğu için işlemi yapabilmek için narkoz gerekir. Ancak bu narkoz yüzeysel ve kısa sürelidir. Ayrıca, narkoz için işlem öncesi 4-6 saat ve işlem sonrası 2-3 saat açlık gerekir.

İlaç kullanımı ne zaman gereklidir?

 
Masaj ve sondalama dışında bazen antibiyotikli damla ve seyrek olarak da sistemik antibiyotik gerekir. Bu tedaviler enfeksiyon oluştuğunda gereklidir. Enfeksiyon geçince antibiyotik tedavisi kesilir.

Göz yaşarmasının diğer etkenleri

 
Ayrıca, çocuklarda göz yaşarmasının gözyaşı kanalı sorunları dışında başka çok önemli nedenleri de olabilir. Bunlar arasında gözyaşı drenaj sistemindeki başka çeşit tıkanıklıklar, konjenital glokom (doğuştan göz tansiyonu yüksekliği), kapak kenarlarıyla ilgili olabilecek çeşitli sorunlar, yabancı cisim, bazı kornea hastalıkları, konjonktivit, …gibi göz hastalıkları sayılabilir. Dolayısıyla, göz sulanması şikayetini küçümsememek, aksine çok ciddiye almak gerekmektedir.

Dudaktaki Yaralar Kanser Belirtisi Olabilir

Soğuk hava, rüzgar ve güneş ışığı kurumuş, çatlamış dudakların en sık nedenidir.  Kayak sırasında fazla miktarda güneş ışığına maruz kalma da, ani başlayan dudak reaksiyonuna neden olabilir. Akne tedavisi için kullanılan ilaçlar (isotretinoin) yoğun dudak kuruluğu yapabilir. Birçok alerjik bünyeli çocukta ilk bulgu dudakta ortaya çıkan kuruluk ve çatlama olabilir. Rujlar, dudak nemlendiricileri, diş ürünleri, uçuk nedeni ile kullanılan ilaçlar, dudakta reaksiyon yaratabilir. Yoğun güneş ışığına maruz kalmanın yanı sıra, sigara, pipo kullanımı ve alkol tüketimi dudak kanserine neden olan önemli faktörlerdir.
 Dudaklarda sık kanayan yara, kırmızı lekeler ya da ele gelen sert doku tehlikeye işaret edebilir
Dudakta çatlama oldukça ağrılı bir tablodur. Gülmeyi zorlaştırır. Kuruluk ne kadar fazla ise çatlama ve kanama o kadar şiddetli olacaktır. Dudakları kuru olan bireyler dudaklarını sürekli olarak yalamakta, bu da kuruluk ve tahrişi daha da artırmaktadır. Çocuklarda tik şeklinde alt dudağı emme sonucunda dudaktaki kuruluk ve çatlamanın yanı sıra dudak etrafındaki deride keskin sınırlı bir kızarıklık ortaya çıkabilir.
Uzun süreli güneş ışığına maruz kalan kişilerin dudaklarında giderek daha şiddetli reaksiyon oluşabilir. Bu değişiklik dudakta ortaya çıkan, metastaz riski oldukça yüksek yassı hücreli kanserin öncüsü olabilir. Dudakta iyileşmeyen, kolaylıkla kanayan yara, bazen kırmızı bir leke, bazen iki parmak arasında tutulduğunda normalden farklı sert bir yapı, dudakta beyaz- gri sert alan dudak kanserinin öncü belirtisi olabilir. Bu tip değişiklikler mutlaka biyopsi alınarak değerlendirilmelidir.
Açık tenliler risk grubunda
Dudak kanseri %90 alt dudakta görülür. Açık tenli, ileri yaştaki erkek hastalarda daha sık görülmesinin yanı sıra, en sık çiftçiler ve denizcilerde ortaya çıkmaktadır. Koyu tenli kişilerde “melanin” adı verilen güneş ışınlarına karşı koruyucu pigmentin olması, dudak kanseri riskini de azaltmaktadır.
 
Dudaklarımızı yara ve kanser riskine karşı korumak almanız gereken önlemler:
•    Açık havada uzun saatler geçiriyorsanız mutlaka güneş koruyucu içeren dudak koruyucusu kullanmanız gerekir. Siperi olan şapka kullanımı da dudakları korumak açısından önemlidir.
•    Dudaklarınızı yalamamak, nötr reaksiyon yaratmayan ürünler ile sık sık nemlendirmek gerekmektedir. Saf vazelin bu amaç için kullanılabilir.
•    Dudak kanseri ve öncüsü olan değişikliklerin kadınlarda daha az görülmesinin en önemli nedeni dudak koruyucu alışkanlığının olmasıdır.
•    Dudakta meydana gelen her türlü değişiklikte mutlaka dermatoloji uzmanına başvurmak gerekir.

Krispy Kreme Palladium AVM’de

Bahar Geldi, Alerji Kapıda

Alerji, "zararlı" olarak kabul edilmeyen çevresel etkenlere karşı vücudun aşırı tepkisidir. Duyarlı kişilerde alerjik reaksiyonlara sebep olan maddelere "alerjen" denir. Alerji, genetik eğilimi olan kişilerde çevresel faktörlerin de etkisiyle ortaya çıkabilmektedir
   
Sıcak ve rüzgarlı hava polenlerin yayılımını artırıyor
 
Alerjik kişilerin güzel bahar günlerini kabusa çeviren polenler ya da diğer adıyla çiçek tozları, bitkilerin erkek tohumlarıdır. Genellikle, renkli, kokulu çiçeklerin polenleri büyüktür ve bitkilerin bu cezbedici özellikleri nedeniyle böceklerle taşınırlar. Havaya yayılmadıklarından alerjiye neden olmaları çok olası değildir. Oysa küçük polenler, rüzgarla taşındıklarından bitkiden kilometrelerce uzaktaki kişide bile alerjiye neden olabilir. En çok alerjiye neden olan polenler arasında kızılağaç, fındık, zeytin, kavak, çayır otu, pelin, arpa, buğday, yulaf ve çavdar polenleri sayılabilir. Ağaç polenleri daha çok Şubat-Mayıs, ot polenleri Mayıs-Haziran aylarında, yabani ot polenleri ise yaz ortasından sonbahara dek yakınmalara neden olur. Sabah saatlerinde havadaki polen miktarı genellikle daha fazladır. Yağmurlu günlerde havada uçuşan polen miktarı azaldığından polen alerjisi olan kişiler rahat eder. Tam tersine sıcak ve rüzgarlı günlerde polen yayılımı artar.
Bazı kişilerde alerjik oldukları polenle benzer aileden olan bitkilere karşı da alerji görülebilir. Buna "çapraz alerji" adı verilmektedir. Örneğin, huş ağacı polenine alerjisi olan kişiler, elma, armut, havuç, kereviz ve domates yediklerinde dudaklarında ve damaklarında kaşıntı olabilir.

Polenler astım ve alerji hastalarının korkulu rüyası

 
Polenler, saman nezlesi (alerjik nezle) ve astım belirtilerini tetikleyebilirler. Alerjik nezlesi olan bazı hastalar, mikrobik bir solunum yolu enfeksiyonu geçirdiklerini düşünebilirler. 1-2 haftayı geçen şikayetleri olan hastalar, mutlaka bir hekime başvurmalıdır. Saman nezlesinden korunmada ilk adım, hastanın hangi polene karşı alerjisinin olduğunun saptanmasıdır. Bu amaçla hızlı ve kolay uygulanan deri testlerinden, kimi zaman da kan testlerinden yararlanılır. Alerji yapan etken saptandığında, kişi bundan olabildiğince uzaklaşmalıdır. Tedavide alerji önleyici ilaçlardan yararlanılır. Uygun kişilerde aşı tedavisi de belirtilerin giderilmesine yardımcı olabilir.

İlaç tedavisi gerekebilir

Nefes darlığı, hava açlığı, öksürük, balgam çıkarma, göğüste tıkanma hissi gibi belirtilerle seyreden astım, bahar aylarında polenlerin yayılmasıyla kötüleşebilir. Polen alerjisi olan astımlı hastaların alerjik oldukları polenlerin yayıldığı haftalar/aylar boyunca şikayetleri artabilir. Bu dönemde hastanın ilaç tedavisinin yeniden düzenlenmesi gerekebilir.

Dış ortamda polenden kaçılmaz

 
Diğer alerjenlere göre polenlerden kaçınmak biraz daha zordur. Örneğin sadece kedi tüyüne alerjisi olan hasta, kediden uzak durarak şikayetlerinden kurtulabilir. Oysa tüm dış ortamda yaygın olarak bulunduklarından polenlerden uzak durmak daha zordur. Yine de alınacak bazı tedbirlerle, kişinin maruz kaldığı polen miktarı azaltılabilir. Aslında polen alerjisinden kaçınmanın ideal yolunun, kişinin alerjisinin olduğu bitkinin yetiştiği bölgeden başka bir yere taşınması olduğu düşünülebilir. Ancak bu pratikte önerilmemektedir. Bir polene alerjisi olan kişi, yeni bir bölgeye taşınsa bile zaman içinde maruz kaldığı yeni polenlere karşı da alerji gelişebilmektedir.
Bu önerileri dikkate alın, rahat edin:

Polen maskesi takın: Hasta mümkün olduğunca sokağa çıkmamalıdır. Dışarı çıktığında yapabiliyorsa polen maskesi kullanmalıdır. Polen mevsiminde açık havada spor yapmak doğru değildir.

Evinizi sabah değil öğle sonrası havalandırın: Araba ve evlerin pencereleri kapalı tutulmalıdır. Polenler daha çok sabah saat 05.00-10.00 arasında yayıldıklarından ev öğleden sonra havalandırılmalıdır. Evde ve arabadaki klimaların polen filtreleri sık sık değiştirilmelidir. Ev içi hava temizleyiciler eve giren polenlerin ortadan kaldırılmasında faydalı olabilir

Otomobilinizin camlarını gerekmedikçe açmayın: Araba ile yolculuk yapıldığında camlar kapalı tutulmalıdır;böylelikle polenlerin otomobilinize dolmasını engellemiş olursunuz.

Gözlerin yanını da örten güneş gözlüklerinin faydası olabilir.

Eve gelince güzel bir duş alın: Dışarıdan eve gelindiğinde hemen giysiler değiştirilerek yıkanmalı, mümkünse burun içini dahi yıkayarak banyo yapılmalıdır. Saçların yıkanması da buraya yapışan polenlerin temizlenmesi açısından yarar sağlar.

Çamaşırlarınızı evde kurutun: Çamaşırlar dışarıda kurutulmamalıdır, üstlerine polen yapışabilir. Mümkünse polen mevsiminde çamaşır kurutma makinesi kullanılmalıdır.

Kedi ve köpeğinizi yatak odanıza almayın: Evcil hayvanlar yatak odasına sokulmamalıdır. Bu hayvanların dışarıda gezdiklerinde tüylerine yapışan polenler de alerjiye neden olabilir.

Önemli uyarı: Polen mevsiminde toz, sigara dumanı, boya kokusu, parfüm gibi irritanlardan uzak durmak, polen alerjisi olan kişinin şikayetlerinin ağırlaşmasını engeller.

Unutulmamalıdır ki; kişi kalıtsal olarak alerjiye eğilimli de olsa, alerji gelişiminde çevrenin rolü yadsınamaz. Alerjiye genetik yatkınlığı olan kişilerin alacağı alerji karşıtı önlemler, alerjik yakınmaların ortaya çıkmasını engeller ya da geciktirir.

Fırınlarımız Denetlendi

Ataşehir'de sağlıklı yaşam için özellikle gıda maddeleri satan ve üreten işyerlerine yönelik Ataşehir Belediyesi'nin denetimleri hız kesmeden devam ediyor. Ataşehir Belediyesi Sağlık İşleri Müdür Vekili Gamze Akkuş İlgezdi, Zabıta Müdürü Battal Sarıkaya ve Veteriner İşleri Müdürü Necati Bozkurt'un da katıldığı denetimlerde özellikle ilçe sınırları içinde ki fırınlarda kontroller yapıldı. Ataşehir'de ekmek ve diğer unlu ürünler üreten 74 işyerinde ruhsat ve işyerinin hijyenik koşullara uyup uymadığı incelendi. Denetlenen işyerlerinde ruhsatlarında eksiklikler bulunanlar ile hijyenik koşullara uymayan işyerlerine ihtar zaptı tutuldu ve eksikliklerin giderilmesi için 15 gün süre verildi.

Hal Yasası Değişti, Ataşehir Hali’nin Durumu Belirsiz

Elektriğe Temmuz’a Kadar Zam Yok

Ataşehir Belediyesi’nden Kayıplara Destek

Ataşehir’de Bu Sefer Tıra Operasyon

Işıl Işıl Gülümsemenin En Son Sırrı, Altın Oran

DNA Molekülünde Dahi Altın Oran Gizli

Doğanın, dişlerin veya sanatın güzelliğini araştırmak istediğinizde ortak bir prensiple karşılaşırsınız. Bu ortak prensip evrensel bir ideal oranın olduğudur. Bir sanat objesinin iyi veya kötü oranlı olduğu,  bir yüzün çok uzun veya kısa, oransız göründüğü konusunda kolayca anlaşmaya varırız. İlk çağlardan beri bilinen bu sihirli bağlayıcı oran, güzellikle ilgili bir fenomen olan ‘altın oran’ın ta kendisidir. Altın oran vücudun her bölgesi ve hatta çevremizde estetik olarak algıladığımız her canlı ve cansız varlıkta da gözlenebilir. Beğendiğimiz bir film yıldızında, kelebekte, papağanda, DNA molekülünde, hatta sevdiğiniz bir arabada bile altın oranlar gözlenir. Oran, genellikle büyükle küçük arasındaki ilişkiyi ifade eder. Gülüş tasarımında altın oranı kullanmak kaçınılmazdır.

Gülüşünüz Altın Oranlar Hesaplanarak Tasarlanıyor

Yüzdeki tüm organlarla dişler arasında bir uyum ve ölçek oranı vardır. Bu oranlar sadece dişlerin genişliğini kapsamaz aynı zamanda dudaklar ve ağız dikey yüksekliğini ve buna bağlı yüz yüksekliğini de kapsar. İnsan yüzündeki estetik algılama birçok organın uyumuna bağlıdır. Ancak çoğunlukla güzel ve içten bir gülümsemenin şekilli bir burundan çok daha pozitif bir etki oluşturduğunu söyleyebiliriz.

Yöntem Yeni, Sırrı Yüz Yıllar Öncesinden

Üst ön dişler estetiği belirlemede önemli rol oynar. Yüzdeki birçok organla orantısı olan bu dişler aynı zamanda alt üst çene arasındaki ileri geri ilişkiyi de belirler. Bu dişlerin eksikliğinde rehber olarak yüzün ve ağzın diğer organları alınır.

Altın oran ilk kez MÖ. 500 yılında Pisagor tarafından tanımlanmıştır; ancak altın oranın altın oran dikdörtgenini kullanarak kumpas ve cetvel ile nasıl belirleneceğini MÖ 300 yılında Öklid göstermiştir. En basit şekliyle altın oranı, düz bir çizginin altın oran pergeli ile bir büyük bir de küçük parçaya bölünmesi şeklinde algılayabiliriz.

Ağrısız ve Pratik Bir Uygulama

Diş hekimi sadece gözlem ve kayıt alma şeklinde gerçekleştirdiği muayene ile kişiye özel altın oranları belirler. Dünyada estetik görünüme sahip binlerce ağız üzerinde yapılan ölçümler belirli sabit değerlerin ağız ve yüz denkleminde ortaya çıktığını gösterir. İşte bu sabit değerler, dişler için de aynıdır ve altın oran olarak tanımlanır.

Gülüş tasarımında altın oran hesaplaması, hastanın yüzünde ve dişleri üzerinde birtakım özel ekipmanlar sayesinde gerçekleştiriliyor. Uygulama yalnızca diş kliniğinde yapılabiliyor,  kolaylığı, kişiye ağrı ve acı hissettirecek herhangi bir müdahalede bulunulmaması ve pratikliği ile dikkat çekiyor.

Altın Oranla Planlanmış Estetik Bir Gülümsemede Değerler

Altın orana göre yan kesici dişler 1 birim kabul edilirse, üst ön kesici dişin yan kesici dişten
1, 618 oranında büyük olduğu görülür.

Yan kesici diş diğer yanında bulunan köpek dişinden 1,618 kat daha fazla gülümseme sırasında görünür.

Aynı şekilde köpek dişi 1,6718 oranında fazlaca 1 küçük azı dişinden fazla görünmelidir.

Üst ön 6 kesici dişin, alt ön kesici dişlere oranı da aynı rakamı vermektedir.

Her diş kendi içinde kıyaslama yapıldığında aynı rakama ulaşılır. Gözün uzunluğu ile gülümseme sırasında ortaya çıkan mesafe oranlandığında da aynı rakama ulaşılır.

Aslında ulaşılan bu oran vücudun, yüzün hatta dişlerin arasında yapılan ölçümlerden elde edilen bir sabittir. Önemli olan yüzde bu tip oranların varlığıdır. Kişi veya hekim estetik bir gülümseme için ne kadar kişisel bilgi birikim ve değerlendirmelerini kullansa da bu durum kişisel değil, aslında matematikseldir. Doğru uzunlukta dişler yapılarak doğru mesafe oranlarıyla çalışılarak kişinin kendi üzerindeki estetik algısı ve beklentisi risksiz şekilde planlanır.

Ölçüm Pergeli ile Bilgisayarlı Tasarımlardan Çok Daha Başarılı Sonuçlar Elde Ediliyor

Bu ölçümler her ne kadar bilgisayar ve fotoğraf üzerinde yapılabilse de; en sağlıklısı, kayıtların hasta ve hekimin yüz yüze, özel ölçüm pergelinin kullanılması ile elde edilen şeklidir. Bu ölçümleri diş hekimi ve diş hekimliği teknisyeni değerlendirir ve kişiye özel gülümsemeyi dizayn ederek, “yeni gülüş” diş hekimi tarafından hastanın onayına sunulur.
Mock- Up İle Yeni Gülüşünüzü Önceden Görmeniz Mümkün
Ortaya çıkacak olan yeni gülüşünü kişi hayal etmekte zorlanabilir. Bu konuda güvensizlik ve huzursuzluk yaşayabilir. Böyle durumlarda operasyona başlamadan diş rengindeki malzemelerle mock-up (geçici model) çalışması yapılır. Mock-up ile kişinin dişlerine dokunulmadan, bittiğinde nasıl bir görünüm vereceği kabaca belirlenmiş olur. Kişi dilerse tedaviye karar verir ya da tedaviden vazgeçebilir. 
Yuvarlak Yüze Uzun, Uzun Yüze Oval Diş
Gülüş tasarımına başlarken tüm ölçümlerin altın oranlara göre belirlenmesi sonra kişinin yüz tipi, cilt rengi, yaş ve cinsiyetine bağlı kriterlerin değerlendirilmesi gerekir. Genellikle  kare veya yuvarlak yüzlü kişilerde diş formları kare veya yuvarlak, uzun yüzlü kişilerde diş formları da uzun olur. Klasik diş hekimliğinde bu benzerlikler korunmaya çalışılarak restorasyon yapılır. Bazen estetik yönden bir şeyleri değiştirmek istediğinizde bu benzerlikleri tersine çevirerek farklı ifadeler veren diş yapıları ile elde edilebilir. Örneğin uzun yüzlü bir kişiye dikdörtgen formda uzun dişler yapılırsa yüzü olduğundan da uzun görünebilir. Böyle kişilere  oval veya daha geniş formlar denenerek yüzdeki hoş olmayan uzunluk kamufle edilebilir. Yine yuvarlak yüzlü bir kişiye daha ince uzun formda dişler yapılarak yüzünün daha ince görünmesi sağlanabilir. Ancak unutmamak gerekir, tüm bu işlemler yüzde yapılacak ölçümlere ve altın oranlara göre planlanmalıdır.
Sert Yüz İfadesi Dişlerle Yumuşar
Sert ifadeli bir bayan yüzü dişlerin şekli değiştirilerek yumuşatılabilir ya da çocuksu ve masum ifadeli erkek yüzü diş şekilleri değiştirilerek ifade daha maskülen hale getirilir. Arzu edilen sonuçlara ulaşabilmek için erkek ve bayan dişleri arasındaki boyut ve şekil farklılığını doğru kullanmak gerekir.
Yükseklik Kısa Olursa Kişi Yaşlı Gözükür

Güzel bir gülümsemeyi hedefleyen gülüş estetiğinde ağzın dikey boyut yüksekliği önemlidir. Dinlenme halinde alt çene ve üst çene arasındaki mesafe ağız yüksekliğini belirler. Bu yükseklik yetersiz ise dudaklar büzüşür, kişi olduğundan daha yaşlı gözükebilir. Bu yüksekliğin fazla olması da dişlerin normalden fazla görünmesine sebep olur ve estetiği bozar.

Tamamen dişsiz olan kişilerde çiğneme düzlemini oluşturmak oldukça zor ve önemli bir işlemdir. Doğru planlanmış bir protez tasarımında hasta yaşına ve cinsiyetine uygun güzel bir gülümsemeye sahip olurken; istediği gıdayı rahatça tüketebilir, çiğneme kalitesi artar.
Gülüş Tasarımı ile Kişi Gençleşir, Ama Estetik Müdahale de Gerekebilir
60 yaşındaki bir bayan veya erkekle, 25 yaşındaki bir bayan ya da erkeğe standart bir gülüş tasarımı yapılamaz. Dişlerin boy ve oranları yaşa bağlı değişir. Unutmamak gerekir ki dişlerin şekil ve uzunlukları ile kişinin gençleşmesi mümkündür ancak 60 yaşındaki bir yüze 25 yaş dişleri yerleştirilemez. Mutlaka bu tip hastalarda estetik cerrahisi ile cilt, dudak, yanak, çene altı ve göz çevresi desteğine de ihtiyaç duyulacaktır. Böyle durumlarda estetik cerrahla diş hekimi birlikte de operasyonlara girmektedir. 
Yüz Estetiği Oranları Kişinin DNA’sı gibidir, Herkeste Farklılık Gösterir
Bu bir illüzyon değil aslında rakamsal gerçektir. Size özel gülüş tasarımı standart diş yapımını engeller, size özel altın oranların belirlenmesi ve uygulaması ile sağlık ve görselliği bir arada barındırır. Dünyada gülüş tasarımı uygulamaları hasta açısından maliyetli, hekim açısından ise risklidir. Ancak Türkiyede de altın oranların uygulanması hasta hekim arasındaki ilişkiyi daha net ve memnuniyeti yüksek hale getirecektir. 
Gülüş Tasarımında Kullanılan Yardımcı Teknikler Nelerdir?
Diş hekiminiz planlanan gülüş tasarımını aşağıda kullanılan yöntemlerle hayata geçirir.

Porselen laminat venerler : Dişlerin üst yüzeylerine yapıştırılan ince poselen yapraklar, estetik diş hekimliğinde en çok kullanılan tekniktir. Dişten çok az madde kaldırarak ya da hiç madde kaldırmadan restorasyon uygulanmaktadır. Bu sayede mevcut diş dokusu korunur, sistem ışığı ideal yansıtabildiği için görüntüyü doğal dişten ayırmak mümkün değildir.

Beyazlatma sistemleri : Kişinin doğal diş renginin daha beyaz ve ışıltılı olmasını sağlar. Travma, yaşlılık ve çeşitli ilaçlarla meydana gelen kalıcı renklenmeleri ortadan kaldırabilir.

Estetik restorasyonlar : Çürük dişlerin doldurulması ve eskimiş renkleşmiş dolguların yenilenmesi, mineye uyumlu ve aynı renkte gelişmiş kompozit ve seramik (porselen) materyaller ile sağlanır.

Metal desteksiz tam porselen venerler: Dış görünümü ve diş sağlığını geliştirmek amacıyla çok hasarlı ya da daha önceden kesilmiş dişlere uygunlanmaktadır.

Kozmetik düzenleme: Mine plastisisi olarak da adlandırılan işlemde, diş yapısından kaynaklanan şekil bozuklukları, dişlerin mine dokusunda yapılan minimal ve özel aşındırmalarla düzenlenir.
Gülüş Tasarımı Öncesi Doktora Giderken Aklınızda Bulunsun:
•    Bir ünlünün fotoğrafı ile diş hekimine başvurmayın. Herkesin yüz tipine uyacak gülüş farklıdır.
•    Doktorunuza tam olarak ne istediğinizi çok iyi anlatın ve tüm aşamalarda onunla birlikte karar verin.
•    Mutlaka iyi bir merkeze ve diş hekimine gidin.
•    Daha önceden aynı işlemi yaptıran hastalarla görüşüp bilgi alışverişinde bulunun.

Ataşehir’li Girişimcinin www.enuygun.com’u Hayatımızı Kolaylaştırıyor

Ataşehir’li Taksiye Hareket Halinde Film Gibi Operasyon

D-100 karayolu üzerinde, polisler tarafından takibe alınan taksi, Kartal yan yolda durduruldu. Kartal Asayiş Büro Amirliği’ne götürülen yabancı uyruklu kişinin adının Berdi Gurbanaov olduğunu tespit edildi.

Yine Lufthansa Yine Grev

Özhan Canaydın Vefaat Etti

Çikolata Kisti Çocuk Hayallerinizi Suya Düşürmesin

Rahim (uterus) içinde yer alan; her ay gebeliğe ev sahipliği yapacak şekilde hazırlanan ve gebelik olmadığı zaman yeterli hormon desteğinden yoksun kalması nedeniyle adet kanaması halinde dökülen özel hücre tabakası, "endometrium" olarak adlandırılmaktadır. Endometrioma ise yumurtalık dokusu içinde eski kanın birikmesiyle oluşur ve bu kistin içinde bulunan sıvı görünüm olarak çikolatayı andırır. Bu hücrelerin vücutta rahim dışında başka bir alanda yer alması, "endometriozis" (çikolata kisti) hastalığı olarak adlandırılır. En sık görüldüğü yer % 75 oranında yumurtalıklardır.
Ailenizde çikolata kisti öyküsü varsa dikkat edin
Endometriozis (çikolata kisti) üreme çağındaki kadınların hastalığıdır. Hiç şikayeti olmayan ve başka bir nedenle değerlendirilen bir kadında saptanabilir. Tüm kadınların %3-5'inde, çocuk sahibi olmakta güçlük çeken çiftlerin %40 'ında ortaya çıkmaktadır. Birinci derece akrabalarından birinde endometriozis saptanmış bir kadında hastalığın görülme olasılığı yaklaşık 7 kat daha fazladır. Çikolata kisti çok nadir olarak menopozdaki kadınlarda ve çok genç hastalarda görülmektedir.
Hangi faktörlerin çikolata kistine neden olduğu bilinmemektedir. İki nedene bağlı olarak ortaya çıktığı düşünülmektedir. İlki; genetik yatkınlığı bulunan kadınlarda, karın içerisinde yer alan belirli yüzeylerde veya dokularda hücrelerin yapısal değişikliğe uğraması ve rahim iç tabakası gibi davranmasıdır. İkincisi ise; rahim iç tabakasının (endometrium) fallop tüplerinden karın içine taşınmasıyla oluşur ki; bu teoriye” retrograd menstruasyon teorisi” denir. Olabilmesi daha mümkün ve mantıklı olan teoridir. 

Şiddetli adet sancısı en önemli belirtisi

 
Çikolata kisti hastalarında en sık karşılaşılan şikayet, adetlerin aşırı derecede ağrılı olmasıdır. Ağrının nedeni, endometriozis odaklarında salgılanan “prostoglandin” adı verilen bazı maddelerin etkisiyle rahimde ortaya çıkan kasılmalardır. Ancak ağrının şiddeti ile hastalığın derecesi arasında bir ilişki yoktur. Hafif derecede bir endometriozis şiddetli ağrılara neden olabileceği gibi ileri derecede bir endometriozis olgusunda çok hafif adet sancısı görülebilir hatta hiç bir ağrı olmayabilir. Adet sancısı dışında endometriozisde kronik kasık ağrıları ve bel ağrıları da olabilir. Bu ağrılar bacaklara doğru da yayılım gösterebilir. Endometriozis, cinsel ilişki sırasında ağrıya neden olabilir. Adet öncesi görülen kahverengi lekelenme şeklinde kanamalar endometriozis için tipiktir.

Kadın kısırlığın bilinen bir nedeni
 
Şiddetli endometriozis, kısırlığın bilinen bir nedenidir. Ortaya çıkan yapışıklıklar ve anatomik bozukluklar üreme sisteminin normal fonksiyonunu bozarak kısırlık problemlerine neden olurlar. Yapışıklık olmasa bile çikolata kistleri normal ovülasyonu bozarak kısırlığa yol açabilir.

Vakit geçirmeden uzman yardımı alın

Endometriozisin tanısı, lezyonların direk olarak görülmesi ve patolojik olarak incelenmesi ile konur. Yani kesin tanı için cerrahi inceleme şarttır. Öyküde endometriozisten kuşku duyulan hastalarda kısırlık problemi de varsa mutlaka tanısal laparoskopi yapılmalıdır. Endometriozis tanısında en önemli tanısal testlerden biri de ultrasonografidir. Yumurtalık içinde derinde yerleşmiş endometriomalar laparoskopide gözden kaçabilir ancak bu kitleler dikkatli bir ultrasonografik inceleme ile fark edilebilir.

Çikolata kistinin kesin ve kalıcı bir tedavisi yoktur. Bu konuda bir uzmanın görüşüne başvurmak her zaman olduğu gibi en doğru başlangıç olacaktır. Ancak örnek vermek gerekirse ağrıyı gidermek ve kısırlığı ortadan kaldırmak için cerrahi tedaviler uygulanır. Tedavi için gebelikte görülen hormonal durumu taklit etmek için doğum kontrol hapları kullanılırken, bir kısım hastada da menopozu taklit etmek amacıyla bazı ilaçlara başvurulmaktadır. Genellikle ayda bir kez yapılan enjeksiyonlar şeklinde uygulanan “GnRH analog tedavisi” uzun süreli kullanımda kemik erimesi, ateş basması gibi menopoz sonrası görülen yakınmalara neden olabileceğinden östrojen içeren ilaçlar ile birlikte verilebilir.

Ter Önleyici Ürün Kullanırken Dikattli Olun

Bazı kişilerde efor ve sıcak etkisi olmadan da fazla terleme görülebilir. Özellikle heyecanlı kişilik yapısı olan kimselerde bu durum sıkça görülür. En fazla ter bezi avuç içinde bulunur. Koltuk altı ve genital bölgedeki ter bezleri “apokrin bezler” olarak adlandırılır ve daha koyu, kokulu bir ter salgılanır. Vücudun diğer bölgelerindeki ter bezlerine ise “ekrin bezler” denir ve daha az yoğun, kokusuz ter salgılanır.
 
Ter önleyici kozmetik ürünler vücuttan toksik maddelerin atılımında sorun çıkarabilir

Apokrin bezlerin salgıladığı ter, insan vücudundaki bakteriler tarafından fermente edilir ve ortaya çevreyi rahatsız edici bir koku çıkabilir. Özellikle sıcak havalarda, ağır iş ve spor sonrası bu durumun olmasını engellemek için terlemeyi engelleyici ürünler sıkça kullanılmaktadır. Bu tip kozmetik ürünlerin çeşidi gittikçe artmaktadır, ancak terlemeyi önlemenin de insan vücudu için önemli zararları vardır. Terlemek, vücut ısısının korunmasında temel mekanizmadır ve çevre şartlarına karşı vücut ısısını korur, soğutur. Terlemeyi önleyici ürünlerin kullanılması ile özellikle sıcak havalarda ve ağır egzersiz sırasında vücut ısısı artışı ve buna bağlı halsizlik, kramp, kas ağrısı gibi rahatsızlıklar görülebilir. Yine terleme sırasında ter bezleri böbrek gibi çalışarak bir tür boşaltım organı görevi de görürler. Üre, tuz ve çeşitli toksinler ter bezleri ile vücut dışına atılarak kanın temizlenmesi sağlanır. Bol miktarda ve sık deodorant kullanımı sonucu vücudumuzdan deri yolu ile yapılan toksin atılımında aksama olabilir.

Pudralı deodorantlar vücutta sivilce nedeni olabilir

Özellikle katkılı ve pudralı ürünlerle ilgili önemli bir tehlike de, bu tip ürünlerin koltuk altı ve genital bölgede ter ve yağ bezlerinin kanallarının ağızlarını tıkayarak, geride birikim yapması ve yağ kistleri ile sivilcelenmenin artışıdır.
 
Su ve sabun en etkili çözüm

Doğal yollarla sık olarak uygun ph’da sabun ve su ile yapılan temizlik en fizyolojik ve sağlıklı olan temizliktir, sentetik ürünlerden mümkün oldukça kaçınılmalıdır.

Mikroplarla Mücadele Eden Karagöz’e Yoğun İlgi

KEY Ödeme Miktarınızı Öğrenin

20 – 22 – 24 – 26-28 olanlar 24 Mart 2010, 30 – 32 – 34 – 36 -38 olanlar 25 Mart 2010, 40 – 42 – 44 – 46 -48 olanlar 26 Mart 2010, 50 – 52 – 54 – 56 -58 olanlar 29 Mart 2010, 60 – 62 – 64 – 66 -68 olanlar 30 Mart 2010, 70 – 72 – 74 – 76 -78 olanlar 31 Mart 2010, 80 – 82 – 84 – 86 – 88 olanlar 01 Nisan 2010, 90 – 92 – 94 – 96 -98 olanlar 02 Nisan 2010'da paralarını alabilecek.

Işıkları Kapama Eylemi 27 Mart’ta

Barınak İçin Kermes

118’li Numaralardan Bilgi Almak Yaklaşık 3.34 TL

Ataşehir’de Uyuşturucuya Geçit Yok

Yaz Saatine Geçiş 28 Mart Pazar Günü

Google TV, Sektörü Altüst Edecek

TOKİ’den Borçlularına İndirim

Akvaryum Semineri İçin Son Gün

Ataşehir Emniyet Müdürlüğü Arkasında Hareketlilik

 

 

 

 

Cepte Kontör Yerine TL

Az Su İçmek Halsizlik Nedeni

Hücre içinde gerçekleşen bütün hayati metabolik olaylar ancak hücre içinde su yeterli ise gerçekleşebilmektedir. Vücut sıvısının %2 gibi küçük bir oranda azalması bile hafif yorgunluk, yakın hafizada hafif bozulma, dikkati toplamada ve yapılan işe odaklanmakta güçlüklere neden olur. Vücut sıvısının azalmasına basitçe “dehidratasyon” denir. Gün boyu devam eden hafif yorguluğun en sık nedenlerinden biri de hafif dehidaratasyondur.

Su neden yaşamın kaynağı?

 
•    Vücutta taşıyıcı göreve sahip olan su, hücrelere besin ve oksijen taşır, atıkları uzaklaştırır.
•    Böbreklerin toksik maddelerden temizlenmesine yardımcı olur.
•    Kan ve lenf sisteminin büyük bir kısmını oluşturur.
•    Vücut sıcaklığının düzenlenmesinde rol alır.
•    Kan basıncını kontrol eden elektrolitlerin dengelenmesine ve taşınmasına yardımcı olur.
•    Sıcak havalarda vücudu serin tutar ve soğuk havalarda vücut izolasyonu sağlar.
•    Yeteri kadar tüketildiğinde, cildin daha düzgün, daha yumuşak, daha parlak ve daha esnek olmasını sağlar.
•    Tükürük ve mide salgısında bulunarak, besinlerin sindirilmesinde görev alır.
•    Su, emziren kadınlarda, süt üretimini artırır.
•    Bağışıklık sisteminin görevini yapabilmesi için su gerekmektedir. Bu özelliği ile zinde ve dinç kalmada yardımcı olur.
•    Eklemlerin kayganlığını sağlar.
•    Su tüketimi azaldıkça, vücutta depolanan yağ miktarı artmaya başlar ve kilo alımı gerçekleşir.
•   İçme suyu veya doğal kaynak sularının birçoğu bölgeden bölgeye degişmekle birlikte; bazı minarelleri içerir. Vücudumuz için gerekli olan minarellerin bir kısmını içtiğimiz sulardan elde ederiz. Bunlar içinde kalsiyum, magnezyum ve sodyum daha fazla miktarda olanlardır. Flor, iyot ve diğer eser elementlerin de bir kısmını içtiğimiz sulardan sağlarız.

Su tüketim miktarı çevresel ve kişisel şartlara göre değişir
Su tüketiminin sağlığımız için çok önemli olduğu yıllardır anlatılır. Peki günlük su tüketimi ne kadar olmalıdır? Bu konuda uzmanların farklı görüşleri olsa da çoğunlukla ortalama günlük su tüketiminin 2-2.5 litre olmasi tavsiye edilir. Bunu 8×8 yani gunde 8 defa 8 onz (250 ml veya bir su bardagı) su içilmesi şeklinde de duymuş ve okumuş olabilirsiniz. Bu miktarlar ortalama miktarlardır. İdeal olan ise su ihtiyacının kişinin durumuna ve mevcut hastalıklarına, hava sıcakliğına ve aktivite duzeyine gore ayarlanmasidir.

 
Yeterli su içip içmediğinizi test etmek için 3 küçük ipucu
 
1-    Susuzluğunuzu gidermek icin içtiğiniz su miktarının en az 2 katını tüketin.
2-    Günboyu ve sık sık su için ve su içmek için susamayı beklemeyin.
3-    İdrar renginiz koyu sari renkli ise yeterli miktarda su içmiyorsunuz demektir. İdrar renginiz koyu sarıdan açik ve şeffaf renge dönüştüğünde yeterli miktarda su tüketiyorsunuz demektir.
Kimler daha çok su tüketmeli?

– Yüksek proteinli diyetle beslenenler.
– Lifli gıdalardan zengin beslenenler
– Bulantı kusma ve ishal ile sıvı kaybının arttığı zamanlar
– Ağır fiziksel aktivite yapanlar
– Çok sıcak ortamlarda olup, aşırı terleyen kimseler daha fazla su tüketmelidirler.

Su her zaman yaşam kaynağınız olmayabilir

 
Vücutta fazla miktarda sıvının olduğuna işaret eden durumlarda (bacaklarda ödem ve karında asit); kalp yetmezliği, böbrek yetmezligi, siroz ve kronik karaciğer hastalığı gibi zaman zaman sıvı alımının belli bir miktarla kısıtlanması tedavinin önemli bir parçasıdır. Bu gibi durumda olan hastaların doktorlarının tavsiyelerine uymaları daha doğru olacaktır.

Çay, kahve, kola suyun yerini tutmaz

 
İçeceklerin hiçbiri suyun yerine geçemez. Su, kalori içermez ve asiditesi yoktur. Kafeinli içeceklerin fazla tüketilmesi; çarpıntıya neden olurken; bu içeceklerin beraberinde fazla şeker ve krema tüketilmesi de gereksiz kalori alınmasına yani kilo artışlarına sebep olabilir. Ayrıca kafeinin idrar söktürücü özelliği de olduğundan fazla tüketildiginde önce sıvı alımı artmış olur, ancak daha sonra idrarla sıvı kaybı artar.
Kola ve benzeri asitli içecekler mideye rahatsızlık verdiği gibi; alınan asidin etkisini azaltmak için vücut çok fazla su harcamak zorunda kalır.
 
Su tüketiminizi artırmak için öneriler:
 
•    Su içmek için susamayı beklemeyin.
•    Yemeklerle birlikte ve yemek aralarinda su için.
•    8×8 kuralını unutmayın. Günde 8 kez 8 onz (240 ml, 1 su bardağı) su için.
•    Kendinize su içmek için güzel bardaklar ya da şık bir sürahi edinebilirsiniz.
•    Çalışma ortamınızda ve evinizde belirleyeğiniz bölümlere “su iç” yazılı notlar asabilirsiniz. 
•    Ofis bilgisayarınıza su hatırlatması programlarından kurabilirsiniz. Böylelikle siz işinize konsantre olmuş çalışıyorken, ekranda beliren su şişesi size su vaktinin geldiğini hatırlatır.

Doğu Ataşehir’den Sonra Sarıgazi de Dev İhale

Fidan Sokak, Yangına Kendisi Müdahale Etti

Çocuklarda İdrar Yolu Enfeksiyonu Böbrek Yetmezliğinin Habercisi Olabilir

Çünkü artık idrar yollarındaki problemlere bağlı olarak ortaya çıkan böbrek yetmezliği sorunları, erken safhada tedavi edilebilmekte ve böbrek yetmezliği riski de ortadan kaldırılabilmektedir.

SIK TEKRARLAYAN ENFEKSİYONLAR RİSKLİ

 
Çocuklarda sık olarak idrar yolu enfeksiyonu görülmesi normal karşılanabilecek bir durum değildir. İdrar yollarındaki enfeksiyon sorunu sık sık tekrarlıyorsa, bunun altında yatan nedenlerin mutlaka araştırılması gerekir. Çünkü tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu olan her iki çocuktan birinde, “idrar torbasından böbreğe idrar kaçması” sorunu bulunmaktadır.

TEDAVİ EDİLMEZSE BÖBREK YETMEZLİĞİNE GÖTÜRÜYOR

 
Türkiye’de çocuklarda, mesanede toplanan idrarın böbreklere doğru geri kaçışı böbrek yetmezliğinin en önemli nedenlerinden biridir. Tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu hastalığı olan çocuklarda bu sorunun var olup olmadığının mutlaka araştırılması gerekir. İdrar yolu enfeksiyonu sorunu ile başvuran hastaların yalnızca enfeksiyon sorununu ortadan kaldırarak başka hiçbir tahlil uygulamamak, doğru bir yaklaşım değildir. Bu açıdan atlanmış bir idrar yolu enfeksiyonu, bir de arkasında idrar kaçağı sorunu da varsa yıllar içinde bu böbrek yetmezliğine neden olabiliyor. Eğer hastalık zamanında tespit edilip tedavisi kuralına uygun olarak yapılırsa hiçbir zaman bu çocuklarda idrar kaçağına bağlı olarak böbrek yetmezliği sorunu ortaya çıkmayacaktır. Bu nedenle anne babaların bu konuda çok iyi bilgilendirmeleri gerekir.   

YÜKSEK ATEŞ ÖNEMLİ BİR BELİRTİDİR! 

 
Çocuklarda yüksek ateş, sebebinin mutlaka araştırılması gereken bir sorundur. Çoğu zaman yüksek ateş şikayeti ile doktora başvuran çocuklardaki bu sorun, üst solunum yol enfeksiyonu, grip, soğuk algınlığı şeklinde değerlendirilerek, basit bir tedavi uygulanmaktadır. Yüksek ateşin altında yatan nedenin bir enfeksiyona bağlı olup olmadığı tam olarak araştırılmalıdır. Eğer bir idrar yolu enfeksiyonu tespit edildiyse, enfeksiyonun kaynağı belirlenmeli ve tedavi ona göre planlanmalıdır. Böylece ileride bir böbrek yetmezliği ve buna bağlı olarak diyalize girme sorunu da ortadan kalkacaktır. 

MESANEDEN İDRAR KAÇAĞI TEDAVİ EDİLEBİLİR

 
Çocuklarda mesanede toplanan idrarın böbreklere doğru geri kaçışı, çoğu zaman ilaç tedavisi ile çözülebilir bir sorundur. Bazı vakalarda ise cerrahi düzeltmelerle bu sorun giderilebilir. Bu nedenle eğer idrar kaçağı varsa bu sorunun erken safhada teşhis edilmesi ve tedavi edilerek olası böbrek kayıplarının önüne geçilmesi mümkündür. Tedavi edilmeyen kaçaklar yıllar içerisinde böbreklere zarar vermeye başlayarak böbrek yetmezliği sorununu ortaya çıkarmaktadır. 
 
DİYALİZE GİREN ÇOCUKLAR BÜYÜMÜYOR
 
Böbrek yetmezliği hastaları, böbrek nakli olana kadar diyaliz süreci yaşamaktadır. Ancak diyaliz, sağlıklı bir insanın her iki böbreğinin yaptığı işin % 5’ini yapabilmektedir. Nakil hastaları diyalize göre 3 kat daha uzun yaşamaktadır. Bu nedenle böbrek hastaları için en iyi tedavi yöntemi böbrek naklidir. Kronik böbrek yetmezliği olan ve diyaliz tedavisi gören çocuklarda gelişme gerilikleri ortaya çıkmaktadır. Bu çocuklar hem boy uzamasında hem de kilo alımında yaşıtlarına göre geri kalmaktadır. 
Diyaliz süreci, çocukların sosyal olarak da gelişmelerine olumsuz etki yapmaktadır. Bu nedenle çocuklarda böbrek nakli, genel sağlık sorunlarının tedavi edilmesinin yanı sıra fiziksel ve sosyal gelişimlerinin sağlanması açısından da çok önemlidir. Sosyal ve fiziksel olarak yaşıtlarına göre geride olan çocuklar, okula devam konusunda sorunlar yaşamakta ve eğitimlerinde de çoğu zaman geri kalmaktadırlar.

DİYALİZ ÇOCUKLUĞU YAŞATMIYOR! 

Diyalize giren çocuklar, çocukluklarını da diledikleri gibi yaşayamıyor. Öncelikle yaşıtları gibi istedikleri şekilde abur cubur yiyemedikleri gibi ciddi bir diyet programı takibinde olmaları gerekiyor.
Bu programa sadık kalmak, öncelikle çocuk hastalar ve daha sonra da aileler için büyük bir problem oluyor. Tüm bunların yanında bir çocuğun en doğal ihtiyacı olan tatil, oyun, arkadaş ilişkileri asla normal düzeyde ve sağlıklı yaşıtları gibi olmuyor. Başarılı bir böbrek nakli çocukları yalnızca sağlığına kavuşturmakla kalmıyor, çocukların sosyal olarak da topluma uyum sağlamalarını kolaylaştırarak, diğer yaşıtları gibi çocukluklarını yaşayabilme şansına sahip olmalarını sağlıyor.

Papa John’s Pizza: Slogan Çok İddialı, Servis Kağıt Tabakta

Kağıt tabak ve kağıt bardak ile yapılan servis, kibar ve yetenekli görevli olmasa çekilmez olacaktı. Kendisine, sebebini sorduğumuzda yer darlığını öne sürse de bize çok tatmin edici gelmedi.  Sonuç olarak, kağıt tabak ve bardak yakışmamış.
Papa John’s Ataşehir’in adres ve telefonu için tıklayınız…

Incity: Dışarıya İhtiyaç Duyamama Garantili Konut Projesi

Sivilce İzlerinizden Kurtulun

Mucizevi yöntemin adı Fraxileveling

Fraxileveling farklı dalgaboylarındaki lazer ışınlarının kombine kullanıldığı çok safhalı bir metoddur. Akne izleri “postinflamatuvar pigmantasyon” olarak adlandırılan morumsu kahverengi lekeler şeklinde olabileceği gibi; gözeneklerde aşırı genişleme, çukur ve çöküntü şeklinde de olabilir. Kalıcı izlerde sorun sadece deri yüzeyindeki renk veya seviye farkı değildir. Esas problem, alttaki bağ dokusunda yanlış yapılanma sonucu gelişen kabalaşma, elastikiyet kaybı ve çekintilerdir. Bağ dokusu yeniden yapılandırılmadıkça akneye bağlı izler tam olarak yok edilemez. Örneğin akne sonrası yüzünde renk ve seviye farklılıkları bulunan bir hastada kimyasal peeling gibi sadece yüzeyi etkileyen bir yöntemle tatmin edici bir sonuç almak mümkün değildir. Lazer ışını, çeşitli dalgaboyları ve farklı frekanslarda, derinin istenilen seviyesine etki etme imkanı sağlayan bir yöntemdir. Ayrıca yoğun tedavi gerektiren hastalarda, istenilen etki, seanslara yayılıp hastanın sosyal olanaklarını zorlamadan da gerçekleştirilebilir.

Cilde kötü bir görünüm veren geniş gözeneklerden eser kalmıyor

Kıl folikülleri olarak adlandırdığımız gözenekler normal anatomik yapılardır ve arzu edilenin aksine yok edilmeleri mümkün değildir. Ancak Fraxileveling tedavisi ile boyutları küçültülebilir. Gözeneklerin genişlemesine neden olan temel etmen etrafındaki bağ dokusunun kabalaşması ve yoğunlaşmasıdır. Bağ dokusunda yeniden yapılandırma gerçekleştiğinde gözenekler normal boyutlarına indirgenebilmektedir.

Genetik özellikler tedavi sonucunu etkilemektedir
Tedavinin sonucunu etkileyen faktörlerin en önemlisi genetik özelliklerdir. Organizma bağ dokusunu yeniden yapılandırırken, hastanın derisindeki üretim kapasitesi ve kalitesi çok önemlidir ve hastalar arasında alınan farklı sonuçların en büyük nedenidir. Genetik özelliklerin dışında hastanın yaşantısındaki bazı faktörler, örneğin; hastanın sigara içmesi, yaşam boyu almış olduğu yoğun ultraviyole miktarı, ileri yaş, kadınlarda menopoz sonrası dönem, diyabet veya insülin direnci gibi elverişsiz bağ dokusu zemininin varlığı tedaviyi olumsuz etkileyebilmektedir. Tedaviden maksimum etkiyi almak üzere diyetin düzenlenmesi, destek tedavilerin kullanılması gibi yapılabilecek bazı değişiklikler de bu tedavi şeklinin bir parçasıdır.

Pürüzsüz bir cilde 1-5 seansta kavuşabilirsiniz

Hastaların akne izlerinin şiddetine göre tedavi 1-5 seans arasında olabilmektedir. Seanslar arası ortalama 2-3 haftadır. İşlem esnasında, hasta hazırlandıktan sonra, hastanın ihtiyacına göre farklı dalgaboylarındaki lazer ışınları ile yüz bölgesi taranır. Her bir tarama 5-10 dk sürer. Çekintiler ve çukurlanmalar var is o alanlarda bağ dokusuna yoğunlaşılır. Tedavi sonrası yeniden yapılanmayı güçlendirecek pansuman yapılır ve hastaya yine evde kullanması amacıyla harici ve destek ürünleri önerilir. Seans sonrasında, tedavinin şiddetine bağlı olarak değişen miktarda kızarıklık, sulantı, yanma ve kabuklanma gerçekleşebilir. Hastalar kesinlikle doğal veya yapay güneş ışınlarından korunmalıdır. Yoğun tedavi seansları sonrasında 1-2 gün hastanın tedavi edilen bölgeyi enfeksiyondan koruması gerekmektedir.

Bahar Ayları Sizi Yatağa Düşürmesin

ÜSYE ve allerjik hastalıklar sık görülüyor

Bahar aylarında grip, soğuk algınlığı gibi üst solunum yolu enfeksiyonları(ÜSYE) daha sık görülür. Kişiler öksürük, boğaz ağrısı, burun akıntısı, yaygın vücut ağrıları, halsizlik ve yorgunluk şikayeti yaşayabilir. Saman nezlesi, polen allerjisi, mevsimsel allerjik rinit de en sık görülen alerjik reaksiyonlardır. Isınan hava ile birlikte su ve gıda ile bulaşan bazı parazit ve bakterilerin de etkisi ile ishaller ortaya çıkabilir.

Bahar yorgunluğu da olabilir

Mevsim dönüşlerinde vücudumuzdaki bir takım reaksiyonlar da hastalık gibi algılanabilir. Kış aylarında kısa süren gündüz ve uzun süren gecede kişiler biyolojik saatlerini, beslenme programlarını, uyku  düzenlerini ve hayat tarzlarını mevcut duruma göre ayarlar. Baharda günlerin uzaması ile birlikte daha uzun süre dışarıda kalan kişiler ısınan havanın da etkisi ile daha fazla sıvı kaybettiği için vücut bu duruma alışana kadar çeşitli sorunlarla karşılaşabilir. Uykuya ayrılan zamandan çalınıyor, sıvı tüketimi azalabiliyor ve kişiler kendilerini daha yorgun ve halsiz hissedebiliyor.
Beslenme düzenine dikkat edilmesi, daha fazla sıvı tüketilmesi, vücut sıvısı azlığının önüne geçilmesi hastalıklara karşı önleyici olacaktır. Uykunun yeni düzene adapte edilmesi ve 6-8 saat uykuya zaman ayrılması gereklidir. Havanın güzel olduğu zamanlarda kişilerin evde oturmak yerine dışarıda yapılabilecek aktivitelere katılması tavsiye edilir.

Sağlıklı beslenme altın kural

Uzayan gündüz süresi ve aktivitelerle birlikte güne sıkı bir kahvaltı ile başlanmalıdır. Öğün atlamamak çok önemlidir. Lifli sebze ve meyvelerin tüketilmesi önerilir. Sağlıklı beslenmede karbonhidrat yağ ve proteinleri dengeli ve yeterli biçimde almak gerekir. Taze meyve ve sebzelerin tüketilmesi ile vücudun ihtiyacı olan vitamin ve mineraller karşılanabilir.

Su için, içirin

Erişkinlerin günde 2- 2,5 lt sıvı tüketmesi uygundur ancak bilindiği gibi en sağlıklı içecek sudur. Havanın daha sıcak olduğu ve aktivitenin artığı zamanlarda çay, kahve, meyve suyu, çorba tüketimi ile birlikte 2,5- 3 lt sıvı tüketilmelidir.

Erken çıkan çileğe eriğe kanmayın

Meyve ve sebzeyi mevsiminde tüketmek en doğrusudur. En doğal ve sağlıklı meyve sebze, doğal ikliminde ve zamanında yetişenidir.  Suni şartlarda ve hormonlu yetiştirilenler ürünler aynı besin değerini taşımaz. Uygun sıcaklık ve çevre şartlarında yetiştirilen sebze meyveler tercih edilmelidir.

Lahana stili giyinin

Ani ısı değişikliği durumunda çok kalın ve ince giyinmek de doğru değildir. Soğuk ve sıcağa bağlı olarak vücut direnci düşeceğinden kişinin yaşadığı çevrenin şartlarını bilip ona göre hareket etmesi çok önemlidir. İnce katlar halinde, terletmeyen kumaşlardan oluşan kombinasyonlar tercih edilmelidir.

Gerekirse uzman yardımı alın

Mevsim dönümlerinde vücudun yeni şartlara alışabileceği zamana kadar geçen sürede beslenme ve uyku düzenine sıvı alımına önem vererek bireysel korunma yöntemleri uygulanabilir.  Uzun süren hastalık belirtilerinin olması halinde mutlaka bir hekime başvurulmasını öneriyoruz. 

Evcil Dostlarımızın Sesine Radyodan Kulak Verin

Herkesin yapabileceği mutlaka bir şey vardır diyen Tolga Öztorun; ünlü konuk sanatçılar, avukatlar, veterinerler ve eğitmenler eşliğinde dinleyenlerin telefon ile katılacağı interaktif bir programda, Türkiye’de yaşanan hayvan hakları istismarlarını ve hayvanlara dair her şeyi masaya yatırıyor.

 

Bu Sese Kulak Verin

Tolga Öztorun programında, sokakta ve barınaklarda sahiplendirilmeyi bekleyen can dostlarımız için de bir sahiplendirme ağı oluşturarak, bir deniz yıldızı daha kurtarmayı hedefliyor.