Musiki Şifa

Türk hekimi Şuuri, Tadil-i Emzice adlı eserinde müzik yoluyla tüm hastalıkların tedavi edilebileceğini savunurken, büyük İslam filozofu Fârâbî de yaptığı tasnifte,12 makamın hangi ruh hallerine iyi geldiğini ve günün hangi vaktinde dinlenirse etkili olduğunu yazmıştır.

Albümün Genel Sanat Yönetmeni Ruhi Ayangil, musiki ile tedavi konusunda önemli bir dayanak noktası oluşturan on iki makam tasnifini takdim yazısında şöyle anlatıyor; “Fârâbî yaptığı bu tasnif ile musiki makamlarının insan ruhunu günün hangi saatlerinde nasıl etkilediğini öngörmüştür. Rast makamı, insana neş’e ve huzur duygusu verir (güneş iki mızrak boyu yükselince etkilidir); Rehâvî makamı: insana beka’ yani sonsuzluk düşüncesi verir (yalancı sabah yani imsak vakti etkilidir); Kûçek Makamı : hüzün, elem, keder duygusu verir (uyku zamanı etkilidir); Büzürg Makamı: insanda korku duygusu uyandırır ( yatsıdan sonra etkilidir); Isfahan Makamı: hareket kabiliyeti ve güven hissi verir (gün batarken etkilidir); Nevâ Makamı: lezzet ve ferahlık duygusu verir (akşam vakti etkilidir); Uşşak Makamı: gülme duygusu uyandırır (öğle vaktinde etkilidir); Zirgüle makamı: uyku hali verir (sabah ve öğle arası etkilidir); Sabâ makamı: şecaat yani cesaret ve kuvvet verir; Bûselik makamı: güç, kuvvet verir (kuşluk vaktide yani güneşin doğmasından kırkbeş dakika sonra etkilidir); Hüseynî makamı: barış, sakinlik v rahatlık hissi verir(sabahleyin etkilidir); Hicaz makamı: tevazu yani alçak gönüllülük verir.”

Batıda akıl hastaneleri dolup taşarken, hangi makamın hangi derde ilaç olduğunu araştıran, bulan ve uygulayan bir kültürün çok önemli bir halkasını dinleyici ile buluşturan albüm, İBB Kültür A.Ş.’ye bağlı İstanbul Kitapçısı’nda satışa sunuldu.

Beyoğlu İstanbul Kitapçısı (0212) 245 7786 / 292 76 92
www.istanbulkitapcisi.com

İyi Dost Ve Akraba Kalp Sağlığı Açısında da Önemli

Anadolu Sağlık Merkezi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ertan Ökmen, en az bunlar kadar önemli bir diğer unsurun, iyi arkadaşlık ve akrabalık ilişkileri olduğunu dile getiriyor. İnsanlar yalnız oldukları zaman stres katsayıları yükseliyor; ancak dostlar ve akrabalar ile güzel şeyler paylaşıldığında stres düşüyor.

25 Eylül 2009, İstanbul; Stresin sağlık, özellikle de kalp sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri uzun bir dönemden bu yana biliniyor. Klinik araştırmalar, kalp hastalıkları, damar tıkanıklıkları, inme gibi rahatsızlıklarla daha sık karşılaştıkları yönündeki teorileri destekliyor. Stres kat sayısı yüksek olan kişiler, daha sık kalp hastalığına yakalanıyor.

Anadolu Sağlık Merkezi Kardiyoloji Uzmanı Doç Dr. Ertan Ökmen, kurumun ABD’nin önde gelen sağlık merkezlerinden Johns Hopkins Medicine ile yaptığı stratejik ortaklığın sinerijisini kullanarak bu konudaki en son araştırmaları yakından takip ettiğini belirtti. Ökmen, konu ile ilgili olarak şu bilgileri verdi:

“İngiltere’de yapılan bir çalışma strese eşlik eden davranışsal bazı özelliklerin ve alışkanlıkların da kalp hastalıklarına yol açtığını gösteriyor. Söz konusu çalışma, 37-64 yaşları arasında toplam 6576 kişi üzerinde yapıldı. Önce bu kişilerin stres durumlarını ölçen bir test yapıldı, testin sonucuna göre stres olanlarla stres olmayanlar ayrıldı ve 7 yıl boyunca takip edildi. 7 yıl sonunda stres faktörü yüksek kişiler arasından anjiyo olan, stent takılan, kalp ameliyatı geçirenler oldu. 7 yıl içinde toplam 723 olay gerçekleşti. Bu çalışma, stresin tek başına kalp rahatsızlıklarında önemli ve bağımsız bir faktör olarak rol oynadığını gösterdiği gibi, bunun yanı sıra stresli bireylerin sigara içme, egzersiz yapmama, alkol tüketimi gibi davranışsal özelliklerinin de kalp hastalığı ortaya çıkmasında önemli katkıda bulunduğu saptandı. Stres ile birlikte maalesef kötü alışkanlıklar da sıklıkla beraberler ve bir araya geldiklerinde ciddi problemlere yol açabiliyorlar.

İyi Dostluk ve Akrabalık İlişkileri Stresin Düşürülmesinde Önem Taşıyor
Doç. Dr. Ökmen stresle başa çıkmak için önerilerini ise şöyle sıralıyor: “Bunlardan bir tanesi iyi arkadaşlıklar edinmek. İnsanlar yalnız oldukları zaman stres katsayıları yükseliyor. Kişinin stresli olduğu anlarda yakın çevresinden destek alması önem taşıyor. Biriyle bir şeyler paylaşırsanız, ortak bir şeyler yaşarsanız stresiniz daha düşük oluyor. Bu kişiler aile bireyleri, yakın dostlar olabilir. İş arkadaşlarınızla iyi ilişkiler de önem taşıyor. Uzaktaki dostlarınızla İnternet ya da mektup yoluyla haberleşmek, iyi bir iletişimde olmak da fayda sağlıyor.”

Ökmen, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bunun dışında mutlaka egzersiz yapmak, 30-40 dakikalık yürüyüşler insanın stresini dağıtması açısından ve fiziksel açıdan önem taşıyor. Aynı şekilde, düzenli ve kaliteli bir uyku da önemli. İnsanların stresle başa çıkabilmeleri için mutlaka uyku problemlerini çözmeleri gerekiyor. Öte yandan beslenme de önem taşıyor. Kişiler sağlıklı yiyecekler yedikleri zaman insanlar daha mutlu, daha az stresli oluyorlar.”

Hobi Sahibi Olun, Aracınızda Trafik Stresine Karşı Komik CD’ler Bulundurun
ASM Kardiyoloji Uzmanı Doç Dr. Ökmen, sürücülerin özellikle yoğun trafikte hoşlandıkları tarzda müzik CD’ leri, roman hikaye CD’ leri ya da komedi içerikli CD’ler dinleyerek trafik stresini aşabilecekleri görüşünde.

Günün yorgunluğunu ve stresini dağıtmak için hobi sahibi olmak, dikkati dağıtan uğraşlar edinmek de önem taşıyor. Hem evde hem de aracınızda güzel bir müzik arşivine sahip olmak da etkili bir yöntem oluşturuyor. Özellikle bir iyi bir müzik zevkine sahip olmak için çaba harcamak ve kulağı tırmalamayan, keyifli, sakin tarzda müzik dinlemeye özen göstermek stresle başa çıkmada birebir etkili.

Stres Kalbi Nasıl Etkiliyor?
Yapılan son çalışmalar, stresin kalp rahatsızlıklarına nasıl yol açtığı da gözler önüne seriyor.
Stres anında salgılanan hormonlar, tüm kaslarda kasılma, damarlarda büzülme gibi durumlara yol açıyor. Adrenalin, stres hormonu olarak da isimlendirilen kortizon gibi hormonlar stres anında salgılanıyor. Strese kalbiniz anında cevap veriyor; daha hızlı atıyor, çarpıntı oluşuyor. Hormonların etkisi ile kan basıncı yükseliyor, damarlar büzülüyor. Kronik stres, vücudun sürekli o hormonlarla mücadele etmesi, o hormonlara cevap vermesi anlamına geliyor.

Bel Ve Sırt Ağrısından Korunmak Tedaviden Daha Kolay

10 Eylül 2009, İstanbul; Bel ve boyun ağrısının en sık görülen nedenini (yüzde 85-90) vücudun yanlış kullanımına ve kötü duruşa bağlı olarak yumuşak dokuların (kaslar, bağlar, eklemler gibi yapıların) zorlanması oluşturuyor. Doğumsal bozukluklar, travma ve buna bağlı kırıklar, bel ve sırt disk hastalıkları, bel ve sırt kireçlenmesi, omurların kayması, romatizmal hastalıklar, osteoporoz gibi kemik hastalıkları, yumuşak doku romatizması, tümörler ve enfeksiyonlar da bel ve sırt ağrısına neden oluyor.

Hareketsiz yaşam ve kilo artışı bel ağrısını tetikliyor
Özellikle son yıllarda bel ağrılarında görülen artışa yüksek oranda hareketsiz yaşam tarzı, kilo fazlalığı ile birlikte bel ve sırt kaslarının zayıflayarak bel bölgesine binen yükün artması yol açıyor. Farklı nedenlere bağlı farklı bel ağrıları görülse de, toplumda bel ağrılarının çoğunlukla bel fıtığından kaynaklandığına dair yanlış bir inanış var. Oysa bel ağrılarının çok azı bel fıtığından kaynaklanıyor. Genellikle genç yaşlarda bir yerden düşme, ağır kaldırma veya spor sırasında ters bir hareket yapma gibi durumlarda aniden ortaya çıkan bel fıtığı, özellikle orta yaş ve üstünde hiçbir zaman tek başına görülmüyor.

Kimler bel ve sırt ağrısına daha yatkındır?
Bel ve sırt ağrısına yatkınlığının işle ilgili, kişisel ve psikolojik olmak üzere üç grupta nedenleri olabileceğine dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Semih Akı şunları söyledi.

“Bel ve sırt ağrısına neden olan faktörleri işle ilgili, kişisel ve psikolojik olmak üzere üçe ayırabiliriz. İşle ilgili nedenlere sürekli aynı pozisyonda çalışmak, öne eğilerek çalışmak, kalçalar ve ayaklar sabitken gövdeyi döndürmek, ağır kaldırmak ve taşımak, tekrarlayan aktiviteleri gerektiren işlerde çalışmak ve titreşime maruz kalmak örnek olarak verilebilir. Kişisel nedenler için günlük yaşamda hareketsiz bir yaşam şeklinin benimsenmesi, sırt, bel ve boyun kaslarının güçsüzlüğü, şişmanlık ve sigara içmek sıralanabilir. İş memnuniyetsizliği, monoton iş yaşamı, aile ve iş hayatındaki sorunlar ise psikolojik nedenler arasında yer alıyor.”

Bel ve sırt ağrısından korunmak için nelere dikkat edilmeli?
Kişilerin dörtte üçü eğitim programları ile bel ve sırt ağrılarından korunabiliyor. Bel ve sırt ağrısından korunmak, tedaviden çok daha kolay. Anadolu Sağlık Merkezi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Semih Akı bunun için günlük hayatta şu önerilerde bulunuyor:

-Ayakta dururken ve otururken mutlaka vücudunuzu dik tutun.
-Bilgisayar karşısında, sandalye veya koltukta dik pozisyonda oturun. Doğru oturma pozisyonunda diz eklemleriniz kalça eklemlerinden daha yüksekte olmalı, ayak tabanlarınız yere tam olarak temas etmelidir. Otururken zaman zaman pozisyon değiştirin.
-Ofıste masa, sandalye ve bilgisayarın daima önerilen ölçülere uygun olmasına dikkat edin.

-Aynı oturma pozisyonunu 30-40 dakikadan fazla devam ettirmeyin.
-Çamaşır asarken yukarıya doğru uzanarak belinizi germeyin, İpin seviyesini mutlaka boyunuza göre ayarlayın. 
-Ağırlık taşımanız gerekiyorsa, yükü her iki ele de eşit olarak paylaştırın. Ağır yükü, belden daha yükseğe kaldırmayın. Ayrıca eşyayı gövdeye yakın tutun.
-Yatağınızı doğru seçin.
-Yataktan kalkarken önce tam yan dönün, daha sonra ellerinizle yandan destek alırken bacaklarınızı kıvırarak oturur pozisyona geçin ve kalkın. Yatmak için bu işlemleri tersten uygulayıp  yatağa uzanın.
-Yüzüstü ve sırtüstü dümdüz yatmaktan mümkün olduğunca kaçının. Uygun olanı, kalça ve dizlerinizden çekerek bacaklarınızı toplayarak ve ana rahmindeki gibi yatmaktır. İki bacağınızın arasına yumuşak bir yastık koymanız da iyi olur.
-Dışarıda ya da kapalı bir yerde bir süre ayakta beklemek gerekiyorsa tek ayağınızın altına 15-20 santimetre yükseklikte bir cisim koyarak hafifçe yükseltin. Bir süre sonra diğer ayağınızı koyun.
-Ayakkabınızı bağlamanız veya benzer bir hareket yapmanız gerekiyorsa, çömelerek veya yüksekçe bir cismin üstüne basarak yapın.
-Otomobil  kullanırken koltuğunuzu, dizlerinizin ve kalçanızın biraz yukarısında olacak şekilde ayarlayın.
-Düzenli egzersiz yapın.

Kahvaltı Yapmadan Okula Giden Çocuk Öğrenme Zorluğu Çeker

30 Eylül 2009, İstanbul; Çocukların kahvaltı etmeden okula gönderilmemesi, sağlıklı beslenme açısından büyük önem taşıyor. Ebeveynlerin işe çocuğun servise yetişme telaşı, açlık hissetmeme, sabah erken kalkma problemi çocukların kahvaltıyı atlama nedenleri arasında yer alıyor.

Kahvaltı yapmadan okula giden çocuklarda uyuklama, algılama ve öğrenme zorluğu, konsantrasyon bozukluğu, gerginlik gibi kan şekeri düşüklüğünün yol açtığı belirtiler gözlenebiliyor. Bunlar çocuğun dersi anlama, izleme ve öğrenme süreçlerini olumsuz etkiliyor. Bunun yanı sıra gergin olan çocuk arkadaşlık ilişkilerinde de sıkıntı yaşıyor. Günün ilk öğününü atlayan çocuğun ayrıca ders aralarında kantine koşma ve kalorisi yüksek ancak besin değeri düşük gıdaları fazla tüketmesi şişmanlık, diş çürükleri gibi hastalıklara da zemin hazırlıyor.

Anadolu Sağlık Merkezi’nden Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Çocuk Nefrolojisi Uzmanı Doç. Dr. Neşe Karaaslan Bıyıklı, okul çağı çocuklarının beslenme düzeninde kahvaltının yeri ve önemi konusunda şunları söyledi:

“Okula giden çocuklar gün içinde üç ana (sabah, öğlen, akşam) ve üç ara (kuşluk, ikindi, akşam yemeği sonrası) öğün almalı. Öğünlerde süt/ süt ürünü, et- yumurta, tahıl, ve meyve -sebze grubundan besinler dengeli olarak çocuğa verilmeli . Bir gün içinde ekmek- tahıl grubundan altı porsiyon, süt ve süt ürünlerinden iki porsiyon, et- yumurta grubundan iki porsiyon, meyve- sebze grubundan da en az beş porsiyon tüketmeleri sağlanmalı. Okulda yemek çıkmıyor ise çocuğun kantinden poğaça, açma, çikolata, gofret gibi hazır gıdalar alması ve alışması sakıncalı.

Hatalı beslenme alışkanlıkları edinen çocuklarda kansızlık, kemik zayıflığı, yetersiz beslenme, şişmanlık, diş çürükleri gibi hastalıklar gelişebilir.  Bunu önlemek için çocukla besinlerin yararları konusunda konuşulmalı, sağlıklı yiyecekleri nasıl seçeceği konusunda bilgi vermeli. Okul kantininden ara sıra peynirli tost, simit, ayran, taze meyve suyu, meyve alabileceği ancak diğer gıdaları neden tüketmemesi gerektiği açıklanmalı. Evde çocuk için uygun ana ve ara öğünler çocuğun istekleri de dikkate alınarak hazırlanıp okula gönderilebilir. Sokaktan satın alınan gıdaların hazırlanma, saklanma ve sunulma kaliteleri standart değil. Bu besinlerin mikrop ya da toksin içerme olasılıkları da yüksek. Bu tip gıdalar tüketen çocuklarda besin zehirlenmeleri görülebilir.”

Örnek kahvaltı menüsü:

Kahvaltıda süt, tahıl, yumurta ya da peynir ve meyve tüketilmesi gerekiyor. Bu besinler çocuklara farklı şekillerde sunularak yemeleri kolaylaştırılabilir. Peynirli tost, domates ve süt, tahıl – kuru meyve – süt karışımı (corn flakes), meyveli yoğurt, pekmez ya da bal ya da reçelli ekmek ile süt, yumurta – peynir sürülmüş ekmek ve meyve suyu kahvaltıda tercih edilebilir.

Çocuğun beslenme çantasında mutlaka süt/ süt ürünü, et- yumurta, tahıl, ve meyve- sebze bulunmalı. Süt grubundan kutu süt, ayran, yoğurt seçilebilir. Et grubu besinler oda ısısında saklanması güç olan besinlerdir. Haşlanmış- ızgara tavuk, kıymalı börek, ton balıklı ya da yumurtalı sandviç tercih edilebilir. Sucuk, sosis, salam gibi işlenmiş gıdalar tüketilmemeli. Tahıl ürünü olarak ekmek, kek, börek seçilebilir. Meyve, taze meyve suyu ya da süt ürünü ara öğün olarak da tüketilebilir. Yeterli su içmesini sağlamak için beslenme çantasında termos içinde su da bulundurulması önem taşıyor.

İyi Uyumayan Çocuklar Obezite Ve Depresyona Daha Yatkın

Düzenli Uyku Hafızayı da Güçlendiriyor

Uyku zamanı bakıcıların dört gözle bekledikleri soluklanma zamanı olurken; çocuklar için çok daha büyük bir öneme sahiptir. Çocuk uyku sırasında büyümektedir. Çocuk ne kadar küçükse, büyüme o kadar hızlı, uyku ihtiyacı da o kadar fazladır. Düzenli uyuyan çocukta büyüme daha hızlı olacaktır. Yine bu çocuklarda öğrenmenin daha net, hafızanın daha güçlü olduğu ortaya konmuştur. Yetersiz uyuyan çocuklarda durum tam tersidir. Yeterince uyuyamayan çocuklarda obezitenin daha sık olduğu saptanmıştır. Bu çocuklarda abur cubur yeme, fazla kalorili içecekler içme ve televizyon ya da bilgisayar karşısında geçirilen süre daha fazladır.

Düzenli Uyku Hiperaktivite ve Depresyon Riskini Azaltıyor

Bilimsel araştırmalar okul öncesi çocuklarda düzenli uykunun hiperaktivite, anksiyete ve depresyonu azalttığını göstermiştir. Yine bir haftalık süre içinde 3-4 gün ve fazlası uykunun (bu da gün başına en az 11–12 saat uyku demektir) çocuklar için gerekli olduğu gösterilmiştir. Ergenlik döneminde uyku zamanı genellikle gece yarısından sonraya sarkar ve çocuk az uykuyla yetinmeye başlar. Günlük 7–7,5 saat uykuyla yetinen çocuklarda depresyon eğiliminin daha fazla olduğu gösterilmiştir.
Bu çocuklarda depresyon sıklığının gece 22.00 den önce yatağa giren çocuklara göre % 42 daha fazla olduğu gösterilmiştir. Ergenlik döneminde ideal uyku zamanı 9 saat iken, birçok çocuk 7–7,5 saat uyku ile yetinmektedir.

Çocuğunuzun Yatma Vaktini 22.00 Olarak Belirleyin

Tüm çocukluk boyunca uykuya yatma zamanının mutlaka gece 22.00’den önce olması sağlanmalıdır. Bunu sağlamak her zaman çok kolay olmayabilir. Sağlıklı uyku alışkanlığının oturtulması erken bebeklik döneminde itibaren başlatılmalıdır.

Çocuğunuzun Kendi Kendine Uykuya Dalmasını Sağlayın

Çocuk temas, anne göğsü, beslenerek ya da sallanarak uykuya dalmaya alışmışsa şartlı refleks oluşacaktır. Her uyandığında uyumak için zorunlu hale gelen bu koşulların varlığını isteyecektir. Böylece anne ya da bakıcı için uykusuz geceler başlayacaktır. Bu nedenle bebeklik döneminde geliştirilen uyku alışkanlığı konusunda ailenin çocukları ve kendi çıkarları açısından çocukların bağımsız uykuya dalabilme alışkanlığını oturtmaları gerekir. Çocuklarda genellikle ayrılık anksiyetesi söz konusudur. Çocuklar gece uyandıklarında gerçek ile rüya arasındaki ayrımı kavrayabilmek için daha uzun süreyle ihtiyaç duyarlar.
               
Beslenme Alışkanlıkları Uyku Düzenini Etkiliyor

Uyku üzerinde bazı beslenme ile ilgili etkenler de söz konusudur. Gece yarısı kan şekerinin düşmesi uyanmaya yol açacaktır. Bu açıdan uyku saatine yakın karbonhidrattan zengin gıdalardan (unlu ve şekerli) kaçınmak gerekir. Gıda alerjileri de kaşıntı, astım ve sindirim problemlerine yol açarak uyku kalitesini bozacaktır. İnek sütü alerjisi olan çocukta inek sütünün diyetten çıkarılması uyku kalitesinde düzelmeler sağlamaktadır. Ayrıca gıda alerjileri çocuklarda bademcik ve geniz etinin büyümesine yol açarak uyku problemlerine yol açacaktır. Kalsiyum, magnezyum ve B vitaminlerinin (özellikle B6) az alınması gece uyanmalarını artırır. Yatmadan önce alınan kafeinli gıdalar (birçok içecek ve çikolatada boldur) uyarıcı etkisi nedeniyle uykusuzluğa neden olabilir.

Düzenli uyku için çocuğunuzu masal ve masaj ile rahatlatın

Düzenli bir uyku saati, uyku öncesi masal ve rahatlatıcı bir müzik, gün içerisinde bedensel aktivite için fırsat sağlanması, uyandığında onu bekleyen cazip aktivite ve sürprizler listesi sunmak, çocuğu güven objesi ile baş başa bırakmak (seveceği bir battaniye ya da oyuncağı), badem yağı, papatya ya da lavanta yağı ile masaj yapmak uykuyu çocuk için sevimli hale getirilebilir.

Uyumaya gitme zamanı hakkında aile ile çocuk arasında savaş değil barış ortamı yaratmak belki de problemlerin çözümünü sağlayacaktır.

Vali’den “Hanımın Çiftliği” Eleştirisi

Atış, şunları kaydetti: ''Ancak dizide kadının kırbaçlanması çok ağır olmuş. Kadına şiddet gençler tarafından yanlış yorumlanabilir. Diziyi izleyen 14-15 yaşındaki bir genç kız, Özgü Namal'ın dövüldüğünü görse evlenmekten vazgeçer. Çok küfür edilmesini de yanlış buluyorum.'' AA

“Doğulu Yazarlar Gözüyle İstanbul”

Şehirlerin kendisi için çok önemli ve ilgi çekici olduğunu, bunların başında da İstanbul'un geldiğini belirten Younes, ''İstanbul'la ilgili sadece doğulu yazarların değil, dünyalı yazarların da yazması gerekiyor. Çünkü İstanbul, sadece doğulu yazarların gözüyle anlaşılamayacak kadar büyük ve zengin bir şehir'' dedi.
İstanbul'dan çok etkilendiğini dile getiren Younes, "İstanbul'a ilk adımınızı attığınızdan itibaren sokaklar, kafeler, yürüdüğünüz yerlerdeki hiçbir şey size yabancı gözükmüyor. Bu şehir sizi etkiliyor. Dolayısıyla benim bundan sonra yayımlayacağım kitaplarımda da bu şehirden etkiler olacaktır" dedi.
Imane Humaydan Younes, İstanbul ile Beyrut arasında pek çok şeyin ortak olduğunu fark ettiğini belirterek, şunları kaydetti:
''Beyrut'ta benim yaşadığım yerde çok sayıda Ermeni, Türk ve Kürt ile diğer yakın milliyetlerdeki insanlar vardı. Bundan dolayı İstanbul'a geldiğimde yabancılık çekmedim. İki şehir arasında pek fark edilmeyen benzerlikler var. İki şehrin ortak kültürleri, ortak karakterleri, ortak hikayeleri, ortak göçleri ve dünyanın bu bölgesinde ortak Batı sevdaları var."
Younes, İstanbul'un hem doğuda, hem de batıda yer aldığını dile getirerek, ''İstanbul doğu ve batının bir karışımı. İstanbul çok dilli, çok kültürlü, sosyal farklılıkları ve zenginlikleri bünyesinde barındıran bir şehir'' diye konuştu. AA

Sonbahar Ödüle Aday

Devlet Tiyatroları Turne Yolunda

Neron Feneri Kurtarılıyor

Yeni Walt Disney Müzesi Açılıyor

ABD’li Sanatçıdan Masalsı İstanbul

Test Ürünlerinde Hastalık Riski

Deneme ürünlerinin bedava olması nedeniyle bazen abartılı şekilde de kullanılabildiğini ifade eden Prof. Dr. Yorulmaz, bunların birçok cilt ve alerjik hastalıklar ile enfeksiyonlara neden olabildiğini belirtti.
Prof. Dr. Yorulmaz, ciltteki kozmetik ürünlerinin yatmadan önce mutlaka temizlenmesi gerektiğini belirterek, şunları söyledi:
''Kozmetiklerin ya da kozmetikleri uygulamak için kullanılan fırça, pamuk, sünger gibi araçların birden fazla kişi tarafından ortak kullanımı, kişiler arasında mikropların ve bu yolla hastalıkların yayılmasına yol açan çok ciddi bir sorundur. Eğer fırçalara tükürük, kan gibi vücut salgıları bulaşmışsa risk çok daha büyük boyutlara ulaştırmaktadır.''
Test ürünlerinin bedava olduğu için abartılı olarak kullanılmaması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Yorulmaz, şöyle konuştu:
''Kozmetikler yakınlarımız dahil hiç kimse ile ortak kullanılmamalı ve kullanmadan önce eller su ve sabunla iyice yıkanmalı, kozmetiğin uygulanacağı vücut bölgesinin temizlenmiş olması ve kozmetiği uygulamak için kullanılan sünger, pamuk gibi araçlar tek kullanımlık olmalı, fırçalar ise mutlaka temizlenmiş olmalı, sık sık değiştirilmelidir.
Gözlere, göz kapaklarına ya da kirpiklere, özellikle araç kullanırken, otobüs, tren, uçak gibi taşıtlarla yolculuk sırasında kozmetik uygulamaya çalışılmamalıdır. Aksi halde gözde çizilmelere, yaralanmalara, buna bağlı olarak enfeksiyonlara, ülserlere hatta körlüğe yol açabilir. Kullandıktan sonra kozmetiklerin kapağı sıkı biçimde kapatılmış olmalı ve etiketinde önerildiği şartlarda saklanmalıdır.'' AA

Kızamık Seneye Türkiye’de Tarih Olacak

Programın etkilerinin sağlık göstergelerine de yansıdığını ifade eden Akdağ, aşılama oranlarında büyük bir artış yaşandığını söyledi. Aşılama oranlarının yüzde 97'lerin üzerine çıktığını ve aşı takvimine yeni aşılar eklendiğini belirten Akdağ, 2010 yılında aşılama için 300 milyon TL'nin üzerinde bütçe ayrıldığını bildirdi.
Daha önceleri Türkiye'de 2-3 yılda bir büyük kızamık salgınları yaşandığını ancak yürüttükleri programla bu hastalığın Türkiye'de artık ortadan kaldırılmak üzere olduğunu dile getiren Akdağ, ''Öyle ümit ediyorum ki 2010-2011 yıllarında kıta Avrupa'sında kızamığı elimine eden ülke olarak tarihteki yerimizi almış olacağız'' diye konuştu.
Yeni doğan bebek ve anne ölüm hızlarında da büyük düşüşler olduğuna dikkati çeken Akdağ, OECD'nin yayımladığı raporda Türkiye'nin, sağlık sisteminin geliştirilmesi açısından örnek ülke olarak gösterildiğini hatırlattı.
Türkiye'de uygulanan aşı takviminin dünyanın en gelişmiş ülkeleriyle benzer olduğunu belirten Akdağ, Türkiye'de bazı aşıların dolumunun yapılması için çalışmalar yürütüldüğünü bildirdi.
Aşılama oranlarının yükselmesinde sağlık çalışanlarının büyük rolü bulunduğunu vurgulayan Akdağ, dünyada çok az ülkede bu oranların bulunduğunu söyledi.
Akdağ, aşı takvimine Rota virüsü, Hepatit-A ve belli gruplar için HPV aşısı eklenmesi üzerinde de çalışmaların sürdüğünü bildirdi. AA

Ayakkabı Alırken Dikkat

Öztürk, uygun ayakkabı kullanılmaması sonucu ayak, ayak bileği, diz ve bel problemlerinin gelişebildiğine dikkati çekerek, bu problemler arasında tırnak batması, nasır oluşumu, başparmak çarpıklığı, çekiç parmak deformitesi, metatarsalji (ayak ön bölümünün ağrısı), topuk dikeni, ayak bileği burkulmaları ve genel vücut yorgunluğunun başı çektiğini kaydetti.
İrfan Öztürk, ayak şekillerinin toplumlara, ırklara, bölgelere göre değişiklikler gösterdiğini belirterek, şöyle konuştu:
''Toplumların yaşam şekilleri ve gelenekleri, ayak şekillerinin gelişiminde etkili olmaktadır. İnce uzun, künt kısa, taraklı, düşük tabanlı, çukur tabanlı ayak biçimleri vardır. Genelleme yapılamamakla birlikte, Türk toplumunda geniş, yaygan ve ayak sırtı aşırı kavisli, etli ayaklara sık rastlanılmaktadır. Bu tür ayağı olanların, ince uçlu, dar, topuklu ayakkabı seçmesi, ayak sağlığı için büyük oranda problem yaratır. Tüm bu bilgilerin ışığında, ayakkabı alırken, ayakkabının görünüşü, modası, fiyatından ziyade, ayağın şekline göre uygun seçim yapmak çok daha doğru ve sağlıklı olacaktır.''

AYAKKABI SEÇERKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER

Ayakkabının rahat, koruyucu, yapılan aktivite ve mesleğe uygunluğuna dikkat edilmesi gerektiğini dile getiren Öztürk, ayakkabı alacaklara şu tavsiyelerde bulundu:
''İnsan ayağı gün içinde şişer ve genişler. Bu nedenle ayakkabıların öğleden sonra alınması uygun olur.
Ayak numarasına uygun ayakkabı alınmalı, ayak numarası ayakta iken ölçtürülmelidir.
Ayakkabılar, ayakta denenmeden alınmamalıdır. Her iki ayakta, ayakkabı denenmelidir.
Ayakkabı giyildiğinde rahat olmalıdır. Ayakkabı, önden, yandan, topuktan rahat olmalı, ayağı sıkmamalıdır.
Özellikle ayak başparmağı, ayakkabının önüne değmemelidir. En uzun ayak parmağı ile ayakkabı ucu arasında 1 santimetre mesafe olmalıdır. Parmaklar, ayakkabı içinde rahatça hareket ettirilmelidir." AA

Kriz Anında Aspirin Önerisi

Tüm ilaçlara “Karekod”

Kurtlar Vadisi Oyununa İlgi Büyük

Bir internet sitesinin ''en çok oynananı'' haline gelen bu oyun, savaş oyunları sıralamasında birinci sırada yer alıyor. Bugün itibariyle 1 milyonu aşkın kişinin oynadığı oyunun rağbet görmeye devam etmesi halinde ikinci bölümü de hazırlanacak.
İnternet sitesinin Yöneticisi Semih Kırgel, yaptığı açıklamada, ekip olarak, sitelerinde Türkiye'deki güncel ve tutulan konularla ilgili oyunları yayınlamayı amaçladıklarını bildirdi. Kırgel, oyunun 3 ana bölümden ve toplam 6 kısımdan oluştuğunu söyledi.
İnternet sitesindeki verilere göre oyunu, bugüne kadar 1 milyonu aşkın kişinin oynadığı görülüyor. AA

T-Rex’ler Parazitten Ölmüş

Bilim adamları, fosilin çenesindeki büyük boşlukların, sanılanın aksine başka bir dinozorla kavgadan değil, bir parazitten kaynaklandığı sonucuna vardı.
Bu parazitin yol açtığı hastalığın bugün bile şahin gibi kuşların alt gagasında ciddi doku bozulmalarına yol açabildiği belirtildi.
Bilim adamları, dinozorun gırtlağını ve ağzını ciddi biçimde etkileyen hastalığın, 12 metreden uzun ve 7 ton gelen Sue'nun açlıktan ölmesine neden olduğunu düşünüyor.
Günümüzden 65 milyon yıl öncesine kadar yaşadığı sanılan bu dinozorlara ait fosiller, sadece T-rex'lerin bu parazitten etkilendiğini gösteriyor. Paleontologlar şimdi, bunun nedenini ve parazitin T-rex'ler arasında nasıl yayıldığını bulmaya çalışacak. AA

2020’de Otomobillerin %2-5’i Elektrikli

Raporda, elektrikli araçların otomotiv piyasasında yayılma hızı ve derinliği çok farklı etkenlere bağlı olmakla birlikte sektörün bu alanda ilerlemesinde teknolojinin ne kadar önemli bir etkisi olacağı konusunda bazı belirsizliklerin yerini koruduğu belirtildi.
Otomotiv sektörünün dünya genelinde 8 milyar ton ile küresel ısınmanın en büyük nedeni olan karbon emisyonunun yüzde 15'inden sorumlu olduğu dile getirilen rapora göre, elektrikli araçlara geçişte temel etmen çevreyi koruma olsa da fosil yakıtların fiyatlarındaki dengesizlikler ve enerji bağımsızlığı gibi diğer etkenler de alternatif ve yenilenebilir enerji kaynaklarına geçişi hızlandırıyor.
2020 yılında sadece elektrikle çalışan araçların toplam binek araç üretiminin yüzde 2 ila 5'ini karşılayacağı ifade edilen raporda, elektrikli araçların büyük ölçekte üretimi, etkinliği artırmak ve tüketici maliyetini düşürmek için Ar-Ge yatırımlarının devam etmesinin şart olduğu, büyük otomotiv üreticileri ve tedarikçilerinin gelirlerinin yüzde 1,5 ile 6'lık bölümünü Ar-Ge harcamalarına ayırdığı kaydedildi.
Raporda, tüketiciler için elektrikli araçları cazip kılacak unsurun ise petrol yerine elektrik kullanılarak sağlanacak tasarrufun yüksek araç maliyetini çok çabuk amorti edebileceği belirtildi. AA

Uzaya Giden 6. İnsan Popoviç Öldü

Uzay Turisti Yolculuğuna Başladı

ODTÜ’de Güneş İçin Teknoloji Üssü

Messenger Merkür İle 3. Kez Buluştu

Üniversite İçin İkinci Şans

Ek yerleştirme kılavuzu ÖSYM sınav merkezi yöneticiliklerinden 3 TL karşılığında alınabilecek. Kılavuz ÖSYM'nin www.osym.gov.tr internet adresinden de görülebilecek. Adaylar, kılavuz ücreti ile tercihlerini başvuru merkezi aracılığıyla yaptıklarında ödeyecekleri 3 TL tutarındaki hizmet ücreti dışında başka bir ücret ödemeyecek. Postayla merkeze gönderilen tercih formları işleme alınmayacak.
Tercih formları başvuru merkezleri aracılığıyla veya kişisel olarak internet üzerinden ÖSYM'ye ulaştırılabilecek.
Yeni açılan yükseköğretim programları ile merkezi yerleştirmede kontenjanı dolmayan ve en küçük puanı oluşmayan yükseköğretim programları, ilgili puanı hesaplanmış tüm adaylar tarafından tercih edilebilecek.
Merkezi yerleştirmede kontenjanı dolan ve en küçük puanı oluşan, ancak yerleştirilen adaylardan birkaçının kayıt yaptırmaması nedeniyle kontenjan açığı bulunan lisans programları ve kılavuzdaki Tablo-3B'deki ön lisans programları, yalnız programın en küçük puanına eşit veya daha büyük puana sahip olan adaylar tarafından tercih edilebilecek. Tablo-3A'daki ön lisans programları için en küçük puan koşulu aranmayacak.
2009-ÖSYS'de sadece sınavsız geçiş için başvuran adaylardan açıköğretimin kontenjansız programları hariç bir yükseköğretim programına yerleşmemiş olanlar da 2009-ÖSYS ek yerleştirmeye başvurabilecekler. Bu adaylar Tablo-3A'dan kendi alanları ile ilgili programları tercih edebilecekler.
Genel lise mezunları, ek yerleştirme için Tablo-3A'da yer alan ön lisans programlarını da tercihleri arasında gösterebilecekler ve ilgili yasa gereğince meslek lisesi mezunlarına öncelik tanınmak koşuluyla yerleştirilebilecekler.
2009 yılında özel yetenek sınavı ile öğrenci alan yükseköğretim programlarına kesin kayıt yaptırmış olanlar da ek yerleştirmeye başvurabilecek.
Ek yerleştirme işlemleri 2009-ÖSS kılavuzu, 2009-ÖSYS Yükseköğretim Programları ve Kontenjanları Kılavuzu ile 2009-ÖSYS Yükseköğretim Programlarına Ek Yerleştirme Kılavuzu'nda belirtilen esaslara göre yapılacak. AA

Atıl Bilgisayarlardan Dil Sınıfı Kuruldu

Bu kapsamda ilköğretim öğrencilerine bilgisayar üzerinden interaktif yöntemle dil öğretmeyi amaçlayan ''DynEd  Projesi''ne geçme kararı aldıklarını hatırlatan Kartal, sistemin oluşturulması için okullarda sadece projenin uygulanacağı sınıflar oluşturulması yönünde karar aldıklarını anlattı.
DynEd uygulamasının önemine işaret eden Kartal, önümüzdeki süreçte uygulamayı diğer okullara da yaymaya çalışacaklarını kaydetti. AA

Engelliler Üzerinden Çirkin Pazarlık

Bazı rehabilitasyon merkezlerinin aileleri arayarak, kendilerinde tedavi ettirmeleri karşılığında ailelere çeşitli teklifler götürdükleri iddiaları üzerine AA muhabirine açıklama yapan Isparta Milli Eğitim Müdürü Tacettin Yılmaz, böyle bir olayın ne engelli bireyleri için ne de rehabilitasyon merkezleri için hoş olmadığını söyledi.
Bu tür davranışları asla tasvip etmediklerini ifade eden Yılmaz, ''Kabullenilebilecek bir davranış değil. Devlet tarafından gerek rehabilitasyon merkezlerine gerekse de engelli bireyler için son derece güzel bir imkan sunuluyor. Bu imkanın suiistimale uğraması son derece çirkin bir davranış'' diye konuştu.
Rehabilitasyon merkezlerine yönelik denetim yetkisinin Milli Eğitim Müdürlüğü'ne ait olduğunu belirten Yılmaz, Isparta'da daha önce yedi rehabilitasyon merkezi bulunduğunu ancak son denetimler sonunda ikisinin kapandığını bildirdi. Bu iki merkezin fatura işlemlerinden kaynaklanan hatalardan dolayı kapandığını ifade eden Yılmaz, pazarlık iddialarına ilişkin şunları söyledi:
''İddialar hiç hoş değil, ailelerle konuşup, gereğini yapacağız. Özel rehabilitasyon merkezlerini uyaracağız. Hiç kimse, özellikle bir engelli üzerinden böyle bir davranışta bulunamaz. Bireyin engeli üzerinden pazarlık yapmak, engelliye verilen imkanları suiistimale dönüştürmek vicdana yakışmaz Gerekirse denetimleri sıklaştırırız ve gerekeni yaparız.''
Isparta'da ilçelerle birlikte hizmet veren beş rehabilitasyon merkezinde toplam 699 engelli öğrenciye bakım-tedavi hizmeti verildiğini belirten Milli Eğitim Müdürü Yılmaz, 623'ünün merkezde, 76'sının ise ilçelerde bulunduğunu kaydetti. AA

Baca Temizliğine Dikkat

Vatandaşların bacalarını mutlaka temizletmesi gerektiğini belirten Kurutuz, şu önerilerde bulundu:
''Bugüne kadar bacanızı temizletmediyseniz, mutlaka bacalarınızı temizletmeyi ve kontrol ettirmeyi unutmayın. Karbonmonoksit zehirlenmeleri ve kış aylarında çıkan yangınların önemli bir bölümü bacaların tıkanması sonucu meydana geliyor.
Baca yangınlarından korunmanın tek yolu, sanayi işletmelerinde 3-6 ayda, daire ve apartmanlarda ise yılda en az bir kere bacaların temizletilmesidir. Bacaların normal soba, doğalgaz ya da katı yakıtlı olması fark etmez. Vatandaşlar bacalarını mutlaka yılda bir defa temizletsinler.''
Faruk Kurutuz, baca yangınlarının yanı sıra kış aylarında karşılaştıkları bir diğer tehlikenin de baca tıkanıklıkları sonucu meydana gelen karbonmonoksit zehirlenmeleri olduğunu belirtti. Bazı durumlarda bacanın içerisinde tıkanıklığa neden olarak sadece kurum, yağ atığı ve zift olmayabileceğini ifade eden Kurutuz, baca üzerinde yuva yapan kuşlar veya kalan çeşitli parçaların baca tıkanıklığına neden olabileceğini kaydetti.
Bacaların temizlenmesi için İtfaiye Daire Başkanlığından randevu alınması gerektiğini belirten Faruk Kurutuz, yoğun talep nedeniyle baca temizliği işleminin bir haftalık takvim çerçevesinde gerçekleştirilebildiğini belirtti. AA

Mevlana’nın 802’nci Doğum Günü

AA muhabirinin yaptığı araştırmaya göre, bugün Afganistan sınırları içinde yer alan Belh şehrinde 30 Eylül 1207'de dünyaya gelen Mevlana'ya, Muhammed ismi konuldu. Dedesi'nin lakabı da Celaleddin olduğu için Mevlana Celaleddin denilmeye başlandı.
Dönemin en büyük alimlerinden olan Bahaeddin (Sultan) Veled'in oğlu olan Mevlana ve ailesi, Belh şehrinde siyasi istikrarın ortadan kalkması ve Moğol istilası tehlikesi üzerine göç ederek, dönemin ilim ve sanat merkezi konumunda olan Bağdat'a geldi.
Oradan Kutsal Topraklar'a geçip hac görevini yerine getiren aile, daha sonra Şam, Malatya ve Erzincan üzerinden eski adı Larende olan Karaman'a ulaştı.
Baba Bahaeddin Veled, 1225 yılında, 17 yaşında olan oğlu Muhammed Celaleddin'i (Mevlana), kafilenin üyelerinden Semerkantlı Lala Şerafeddin'in kızı Gevher Hatun ile evlendirdi.
Bahaeddin Veled, o dönemde Selçuklu devletinin başkenti olan ve ilim irfan sahiplerine kucak açmasıyla bilinen Konya'ya, Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından davet edildi. 7 yıl Karaman'da kalan aile, 5 Mayıs 1228'de Konya'ya gelerek ovanın ortasındaki bu başkente kalıcı olarak yerleşti.
Çocuk yaşlarındayken babası Bahaeddin Veled'in derslerine devam eden Muhammed Celaleddin, babasının 1231 tarihinde vefatının ardından bir süre onun yerine babasının öğrencilerinin eğitimiyle görevlendirildi.
O güne kadar Farsça, Türkçe ve Arapça'yı iyi derecede öğrenmiş olan Muhammed Celaleddin, bir dönem Şam ve Halep'e giderek, Haleviye Medresi'nde dini eğitimini tamamladı. Ardından Konya'ya tekrar dönerek, Sultan Alaaddin Keykubad'ın kurduğu, bugün İplikçi Camii'nin bulduğu yerdeki Ebul'l-Fazl Medresesi'nde müderrislik görevine devam etti.
Ancak aldığı dini eğitimlerle kafasında doğan bazı düşünceleri sorgulamaya başlayan Mevlana, kendisini boşlukta hissettiği bir dönemde, Tebriz'den çıkıp Anadolu'ya gelen gezgin bir derviş olan Şems ile 24 Kasım 1244'de Konya sokaklarında karşılaştı.

İKİ DENİZİN BULUŞMASINDAN MEVLANA DOĞDU

''İki denizin kavuşması'' (Marece'l Bahreyn) olarak nitelendirilen bu buluşmanın ardından Mevlana, medresedeki görevini ve camide verdiği ve halktan büyük ilgi gören vaazlarını bırakarak, Şems ile birlikte, inzivaya çekildi, 3 yıla yakın bir süre çok az halk içine çıktı.
Dünyada şu an en az Mevlana'nın fikirleri kadar ilgi gören semayı, çokça yapmaya başladı. 
Bu 3 yıllık manevi etkileşim sonucu Muhammed Celaleddin, Mevlana ismini aldı. Bu dönemde Farsça ve Arapça şiirlerinin sayısı artmaya başladı, bugün kendisiyle özdeşleşen Mesnevi'sini yazdı. Bu arada, sohbetlerinin sevenleri tarafından kaleme alınması ve dikte edilmesinden oluşan Fih-i Mafih (Onda olmayan bundadır), devlet büyüklerine yazdığı 147 adet mektubun toplandığı 'Mektubat' isimli kitap oluştu.
Selçuk Üniversitesi Mevlana Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Yrd. Doç. Dr. Nuri Şimşekler, Şems'ten önce zahiri (genel, kitabi) ilimleri tahsil eden Mevlana'nın, Şems'ten sonra batıni (gönüle doğan) ilim aldığını, masa başında öğrendiği ilimleri gönül zenginliğiyle yorumlayarak içselleştirdiğini, bugün dünyanın ilgi gösterdiği evrensel fikirlerinin ortaya çıktığını vurguladı.

MEVLANA'NIN FELSEFESİNDE ''ÖLÜM VE DOĞUM''UN ANLAMI

 
17 Aralık 1273'te vefat eden Mevlana'nın ölüm gününü, sevgiliye kavuşma anlamına gelen ''düğün gecesi' yani Şeb-i Arus ilan etiğini anlatan Şimşekler, şunları söyledi:
''Bugün Mevlana'nın doğum günü. Ölüm gibi doğum günü de Mevlana için farklı anlamlar taşıyor. Mevlana, doğum gününü 'Allah'ın katından ayrılma' olarak gördüğünden, bir ölüm günü gibi değerlendirmektir. Mevlana'nın eserleri, sadece edebi açıdan değil içerdiği anlam bakımından da önemli ve evrensel olduğu için, tarih boyunca hangi dile çevrilirse çevrilsin, yoğun ilgi görmektedir. Bu onun sadece edebi dilinin değil, düşüncelerinin de çok değerli olduğunun göstergesidir. Belki daha da önemlisi, Mevlana'nın insanın şekline, diline, dinine ve inancına bakmadan, öncelikle onu Allah tarafından yaratılmış ve can olarak da Allah'tan bir parça taşıması düşüncesiyle değerli görmesidir.
Bu çerçevede, farklı görünüş ve yaşayıştaki insanların, bir alfabenin harfleri gibi farklı farklı olduğunu ancak bir kelime yazabilmek için tüm harflere ihtiyaç duyulduğunu belirtir. Bütün insanları 'aynı ağacın dalları, aynı geminin yolcuları' olarak niteler.''

ESERLERİNE İLGİ HER GEÇEN YIL ARTIYOR

 
Nuri Şimşekler, Mevlana'nın düşünceleri ve eserlerinin yanı sıra onun hayatı ile eserlerine dair yazılmış kitapların da, bugün sadece Türkiye'de değil ABD başta olmak üzere dünyanın her yerinde büyük ilgi gördüğünü söyledi.
Şimşekler, Konya'dan bütün bir Osmanlı coğrafyasına Mevlevihaneler ve dervişler yoluyla yayılan Mevlevi kültürünün bir parçası olan semanın da UNESCO tarafından ''Somut Olmayan Dünya Kültürel Miraslar Listesi'ne dahil edilmesi ve 2007'nin Mevlana Yılı ilan edilmesinin ardından, Mevlana'nın daha hızlı şekilde tanınmaya ve okunmaya başlandığını sözlerine ekledi.
Şimşekler, Mevlana'nın doğum günü nedeniyle bugün Konya'da, devam etmekte olan Uluslararası Mistik Müzik Festivali etkinlikleriyle birlikte, sema töreni başta olmak üzere çeşitli etkinlikler düzenleneceğini sözlerine ekledi.

MEVLANA'NIN BATI DÜNYASINDAKİ ETKİLERİ

 
Avrupa'da çok iyi tanınan bir isim olan Mevlana, batı dünyasından pek çok sanat ve edebiyat insanını etkiledi.
1818'de Avusturyalı ünlü diplomat Joseph Von Hammer yazdığı kitapta Mevlana'nın Mesnevi ve Divanı'ndan örnekler verdi.
Ünlü şair Goethe de ''Poems East and West'' isimli eserinde, Mevlana'dan bir kaç beyiti ile bahsetti.
Frederick Hegel, sonradan geliştirdiği Dialectic of History adlı kitabında Mevlana'nın ne kadar çok etkisinde kaldığını yazdı.
Mesnevi, 1881 yılında Sir William tarafından Redhouse'da geniş bir şekilde yayınlandı.
19. yüzyılın başında Cambridge ve Oxford üniversitesindeki oryantalistler Mevlana ile ilgilenmeye başladı. Bunlardan Edward Granville Brown, R.A. Nicholson ve A.J. Arberry, Mevlana'dan bazı tercümeler yaptılar.
1922 yılında ise Mevlana hayranı düşünür Annemarie Schimmel, ünlü düşünür ile ilgili gerçek anlamda İngilizce ve Almanca yayınlar yaptı. AA

Kar Yağınca Tarihi Göç Erken Başladı

Yazın havaların ısınmasıyla yemyeşil otların kırları donattığı, başta yaylaya göçe işaret eden "vargel" olmak üzere rengarenk çiçeklerin açtığı yaylalara, neşeli türküler söyleyerek giden çobanlar, şu sıralar zor günler yaşıyor.
Bölgede etkili olan kar yağışı ve soğuk hava yüzünden yaylalarda hayvanlarını otlakmakta zorlanan, kendileri de soğuk hava ve kışın kalınlığı metrelerce yüksekliğe ulaşabilen kar dolayısıyla mahsur kalma endişesi taşıyan hayvancılar, göçün habercisi olan "vargit" çiçeklerinin sesini dinlemeye başladı.
Böylece hayvanlarına otlak bulmak için rakımı 2 bin 500 metreye ulaşan Doğu Karadeniz yaylalarında hayvancılıkla uğraşan insanlar, göç etmelerine 1 ay daha zaman olmasına rağmen yayladaki genellikle taş ya da kerpiçten yapılan kelifleri (yayla evi) ya da tuğladan inşa edilen diğer yayla evlerine bu sezon için kilit vurarak, tarihte "kışlak" olarak bilinen köylerine dönüyor.
Yünlü derisi ve vücudunun yağlı olmasına rağmen üşümeye başlayan koyun sürüleri, köpekleri, keçileri ve inekleri ile yayladan göç ederek kışı geçirmek için köylerine gelen hayvancılar, gelecek yıl Mayıs ayında, havaların ısınmasıyla yeniden yaylaların yolunu tutacak.
Bir kısmı koyunları ya da inekleri ile yaylada bulunan hayvancılar ise kısa süre önce yağan karın erimesini ve bir süre daha yaylada kalmayı umut ederek, henüz köylerine göç etmedi.

TARİHİ GÖÇ

 
Doğu Karadeniz'de etkili olan kar yağışı sebebiyle Gümüşhane'nin Cami Boğazı mevkisindeki Orta Yayla'dan, koyun sürüsü ile Trabzon'daki köyüne dönen Fatih Calap, 15 Mayısta, koyun ve hayvanlara otlak bulmak için yaylalara göç edildiğini anımsattı.
Genellikle yaylada 5 ay kalıp, havaların soğumaya başlamasıyla Trabzon'daki köylerine döndüklerini anlatan Calap, "İnsanlar hayvanlarını besleyebilmek için yaylaya geliyor. Bugün kar yağdı, hava şartları insanları olumsuz etkiledi ve köylere göç başladı" dedi.
Yaylada besledikleri koyunları satarak geçimlerini sağladıklarını anlatan Calap, şunları söyledi:
"Havalar soğumaya başladığı zaman yine köylere göçler başlıyor. Çoğunlukla bu aylarda göç başlıyor. Dağda çok kar olduğu için insanlar ve hayvanların ulaşım şartları zor, ot kapanıyor, o yüzden köylere göç başlıyor."

ASIRLIK GELENEK

 
Orta Asya'da Türklerin yaşadığı 1000 ile 2000 rakım arasındaki coğrafyanın bozkır olması yüzünden özellikle, yaşamın tarım ve hayvancılığa bağlı olduğu dönemde küçükbaş hayvanları bakmak ve bunlardan geçim temin etmek için yazın yaylaya göç edilir, kışın da rakımı az olan kışlaklara inilirdi.
Türkler'in Anadolu'ya göç etmelerinin bir nedeni olan hayvancılığın bir sonucu olan ve yüzyıllardır süren göç geleneği, Doğu Karadeniz'in yanı sıra Doğu Anadolu'da ve Toroslar'daki göçerlerce halen yaşatılmaya çalışılıyor. AA

Kurtlar Vadisi Oyun Oldu

Kredi Kartı Hırsızı Güzel

Gökten Sucuk Pastırma Yağacak

507 Karatlık Elmas Bulundu

Antalya’da Eskrim Şampiyonası

Hurdada Düşünülen Yaş Sınırı 16

ÖTV Ve KDV İndiriminde Son Gün

Vergi İndiriminde Süre Uzamayacak

Gine’de Ölen 157 Kişi İçin Yas

Pasifik’te Tsunami 87 Can Aldı

ABD toprağı Amerikan Samoası'nın Valisi Togiola Tulafono ise bölge açıklarında denizin altında meydana gelen deprem nedeniyle 24 kişinin öldüğünü, 50 kişinin de yaralandığını söyledi.
Okyanuslarla ilgili bir konferans için Hawaii'de bulunan Tulafono, Amerikan Samoası'nın en büyük adası olan Tutuila'nın güneyinin harabe haline geldiğini belirterek, yol ve köprülerin zarar görmesi nedeniyle ulaşılmakta güçlük çekilen adanın batısından bilgi alındığında ölü sayısının daha da artabileceğini ifade etti.
Bölgede meydana gelen 8.3 büyüklüğündeki deprem sonucu tsunami uyarısı yapılan Yeni Zelanda, Papua Yeni Gine ve Pasifik'teki diğer adalarda can kaybı olup olmadığıyla ilgili olarak da henüz bir açıklama yapılmadı.

BATI SAMOA ''AFET BÖLGESİ''
ABD yönetimi, şiddetli deprem ve daha sonrasında meydana gelen tsunamiden etkilenen Amerikan Samoası'nı ''afet bölgesi'' ilan etti.
ABD Başkanı Barack Obama'nın imzaladığı afet bölgesi kararı, bölgeye federal yardım gönderilmesini öngörüyor.
Söz konusu karar, zarar gören konut ve binaların yeniden yapılmasına mali destek verilmesi, mali kayıpların bir bölümünün karşılanması gibi uygulamaları da kapsıyor.
Öte yandan, Büyük Okyanus'un (Pasifik) güneyinde meydana gelen şiddetli deprem ve yol açtığı tsunami nedeniyle Samoa ve Amerikan Samoası'ndaki toplam can kaybının en az 39 olduğu bildirildi.
Araçların ve insanların sel suları tarafından adeta yutulduğunu belirten yetkililer, Samoa ve Amerikan Samoası'ndaki kayıpların 100'ü aşabileceğini belirtti.
 Batı Samoa Afet Kontrol Merkezi yetkililerinden Ausegalia Mulipola, tsunamiden etkilenen bölgelerde arama ve kurtarama çalışmalarının devam ettiğini, Samua ve Amerikan Samoası'ndaki can kayıbının şu anda bile 100'ü aşmış olabileceğini söyledi.
Bazı köylerde birçok evin denize sürüklendiği haberleri geldiğini ifade eden Mulipola, bazı bölgelerde ise tsunami dalgalarının çekilirken tonlarca kum bıraktığını, arama ekiplerinin kumun altında cesetler bulduğunu söyledi. AA